HadısŞerifKülliyatı 106-01

106- Hadis-i Şerif Külliyatı Ders 106

106- Hadis-i Şerif Külliyâtı Ders 106

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbi’l-âlemin Vessalâtü Vesselâmü Alâ Rasûlüna Muhammedin ve Alâ Âlihi ve Sahbihî Ecmaîn’’

‘’Estağfirullâh bi adedi zunûbina hattâ tuğfer Allahu ekber hattâ tuğfer’’

 

‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi mineşşeytanirracim min hemzihî ve nefgıhî ve

nefsih’’

 

‘’Bismillahillezi la yedurru ma’ismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

‘’ Rabbi Eeûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Dersimiz devam ediyor. Yine Esbâb-ı nüzûl ile ilgili sizlere hadis-i şerifleri vermeye çalışacağız. Tahrim Sûresi konumuz.

 

Hz. Âişe’yi Sıddıkâ Vâlidemiz (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne ve Erdahüm Ecmaîn) anlatıyor; „Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (her gün) kadınlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır (sohbette bulunurdu.) Bu ziyaretlerinin birinde Hz. Hafsâ (Radıyallâhu Anhâ)’nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutat müddetten fazla kaldı. Ben bunu kıskanarak sebebini (Rasûlullah’ın diğer hanımlarından) sordum. Bana: „Yakınlarından bir kadın Hafsâ ‘ya bir okka (Tâif) balı hediye etti, Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’a ondan şerbet yapıp ikrâm etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)“ dediler. Ben:

„- Öyleyse, kasem olsun biz de ona mutlaka bir hile kurmalıyız!“ dedim. Sevde (Radıyallâhu Anhâ)’ya:

„- (Hafsâ’dan sonra sıra senin) O girince sana yaklaşacak. Sana yaklaşınca O’na: „Ey Allah’ın Rasûlü! Sen megâfıh mi yedin?“ diyeceksin. (Ben biliyorum ki, o sana:) „Hayır! “diyecek. O zaman sen de:

„Öyleyse senden burnuma gelen bu koku da ne?“ diyeceksin.“ Bir rivayette Hz. Âişe şu açıklamayı yapar: „Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kendisinde kötü bir koku hissedilmesine tahammül edemez, buna çok üzülürdü (Bu sebeple gerçeği. İtiraf ederek) muhakkak „Hafsâ bana bal şerbeti ikram etti“ diyecek. O zaman sen kendisine „Demek ki arı, balını urfut ağacından almış“ diyeceksin. (Senden sonra bana uğradığı zaman) ben de böyle hareket edip aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safıyye, sana uğradığı zaman sen de aynı şeyleri söyle!” dedim.“ İşte bu kumalar arasında Peygamber Efendimizi annelerimizin hepsi çok sevdikleri için kıskanıyorlar bak, Âişe Annemiz böyle bir plan kurdu.

Dakika 5:02

 

Hz. Âişe anlatmaya devam etti:

 

„Sevde (bilâhere bana) dedi ki: „Kendinden başka ilâh bulunmayan Allah’a kasem olsun, bana tembih ettiğin şeyleri, Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kapıdan görünür görünmez, senden korktuğum için (unutmadan) hemen söylemek istedim.“ Ne ise, Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kendisine yaklaşınca Sevde: „Ey Allah’ın Rasûlü meğâfır mi yediniz?“ der:

“Hayır!” cevabını alır. Bunun üzerine aralarında şu konuşma geçer:

 

Yeri gelmişken meğafir nedir? Onu anlatalım. Kamus, urfut denen ve meşeye benzeyen bir ağaçtan sızan bir kokulu püse dendiği belirtilir. Yani arı oradan gıdasını aldığı zaman ondan bal yapınca koku yapar.

 

“- İşte öyleyse bu kokuda ne?” dedi Sevde Annemiz.

 

“Hafsâ, bana bal şerbeti ikrâm etti.”

 

„- Demek ki arı urfut yemiş.“

Hz. Âişe (Radıyallâhu Anhâ) anlatmaya devam ediyor: „Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bana uğrayınca ben de aynı şeyleri söyledim. Kezâ, Safıyye (Radıyallâhu Anhâ)’ya uğrayınca o da aynı şeyleri söyledi.

Bu bir şaka gibi görünüyor ama Peygamber Efendimizi üzdüler.

 

Müteâkiben Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) Hafsâ ’nın (Radıyallâhu Anha) yanına girince:

 

„- Ey Allah’ın Rasûlü sana o şerbetten ikrâm edeyim mi?“ diye sorar. Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm):

„- Hayır, ihtiyacım yok!“ cevabını verir. (Bu durumu işittiği zaman) Sevde (Radıyallâhu Anhâ):

„- Allah’a kasem olsun balı ona haram ettik!“ dedi. Ben kendisine:

„- Sus, (sesini çıkarma)“ dedim.“

İşte kıskançlık, aşırı sevgi bakın böyle bazı şeyler yaptırabiliyor o sevgili annelerimiz böyle bir şey yaptılar. Bunların başını da zekâsı keskin olan Âişe Annemiz çekmektedir. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî bunu rivâyet etmişlerdir bu hadiseyi. (Tahrim Sûresi) Cenab-ı Hak bunun üzerine gönderiyor.

 

Tahrim Sûresi’nin 1 ve 4’üncü âyetlerinde geleceği gibi.

 

Bir başka rivâyette (Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm): „Zeyneb Bintu Cahş ‘ın yanında bal şerbeti içtim, artık bir daha onu içmeyeceğim“ der ve şu âyet nâzil olur:

„Ey Peygamber, sen zevcelerinin hoşnutluğunu arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? (Bununla berâber üzülme) Allah çok mağfiret edici, çok esirgeyicidir. Allah, yeminlerinizin (kefâretle) çözülmesini size farz kılmıştır. Allah sizin yardımcınızdır. Ve O, hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sâhibidir.

Hani Peygamber, zevcelerinden birine gizli bir söz söylemişti. Bunun üzerine o (zevce) bunu haber verip de Yüce Allah da ona bunu açıklayınca (peygamber) bunun ancak bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Artık bunu kendisine söyleyince o (zevce) „Bunu sana kim haber verdi?“ dedi. (Peygamber de), „Bana her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan (Allah) haber verdi“ dedi.

 

Dakika 10:06

 

Peygamberimiz de (Aleyhissalâtu Vesselâm) bana her şeyi bilen her şeyden haberdar olan Yüce Allah haber verdi dedi.

 

Eğer her ikiniz de Allah’a tövbe ederseniz (ne âlâ, çünkü) hakîkaten sizin kalpleriniz kaymıştır, (yok) onun aleyhinde birbirinize arka verirseniz, hiç şüphesiz Allah bizzat onun yardımcısıdır, Cebrâil de (Aleyhisselâm) mü’minlerin sâlih olanları da. O şanlı Peygamberin yardımcısıdır bunların hepsi. Bunların ardından bütün melekler de (ona) yardımcıdır, o Peygambere yardım ederler. Bakın kıskançlıkla başlayan işi Cenab-ı Hak âyet göndererek durumu ne yapıyor. Bir de sır saklamanın önemi burada anlatılıyor. Âyet-i Kerime’de geçen “Eğer her ikiniz de Allah’a tövbe ederseniz” ibâresinde kastedilen iki şahıs annelerimizden Hz. Hafsâ ve Hz. Âişe (Radıyallâhu Anhüma ve Anhünne ve Erdahüm Ecmaîn ) Hazeratı’dır.

 

Yine âyet-i kerime de geçen “Hani Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) zevcelerinden birine gizli bir söz söylemişti” ibâresinde zikri geçen (gizli söz) Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) bal şerbeti içtim, artık bir daha içmeyeceğim, bu hususta yemin de ettim ancak bunu bir başkasına açma şeklindeki sözleridir.

 

Evet, kıymetliler!

 

Yüce Allah Peygamber Efendimize ne dedi: “Benim helâl ettiğimi hanımlarını memnun etmek için kendine yasaklama” dedi.

 

Hz. Enes (Radıyallâhu Anhü) anlatıyor; “Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) zaman zaman birleştiği bir câriyesi vardı. Hz. Âişe ve Hz. Hafsâ (Radıyallâhu Anhüma) (câriyeye temasını önlemek için) peşini bırakmadılar. Bu da başka bir kıskançlık alâmeti. Sonunda Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) bu câriyeyi nefsine haram etti. Bunun üzerine: „Ey Peygamber, sen zevcelerinin hoşnutluğunu arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?…“ diye başlayan Tahrim Sûresi nâzil oldu.“ İşte bu olayların hepsi bu konunun içine dâhildirler. Bunu da Nesâî rivâyet etmiştir.

Bal şerbeti meselesi Muhammed ümmeti ve bilhassa kadınlar taifesi bu vesileyle büyük rahmetlere mazhâr olmuştur. Yani her konunun bir de büyük rahmetlere vesile olduğu cepheden bakacaksın.

 

Evet, sevgili dostlarım, Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) her gün sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar mescitte kalarak ashâbı ile sohbet etmektedir. Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) her gün ikindi namazından sonra hanımlarını ziyaret ettiğini belirtir. İkrâm edilen bal şerbeti hatırı için bir miktar uzayınca diğer hanımlar arasında niçin geç kaldı diye merak ve spekülasyon sebebi olmuş teselsül eden hadislerle Tahrim Sûresi’nin nüzûlüne zemin hazırlamıştır. Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) günlük hayatını belli bir programa, plan ve programa bağlamıştır.

 

Dakika 15:02

 

Hz. Peygamber (Aleyhissalâtu Vesselâm) kadın mizacının tabii tezâhürü olan bu davranışları Yüce Allah’ın fıtrata koyduğu âyetleri seyredercesine tebessümle karşılamakta ve sabırla temâşâ etmektedir. Bu hususun ehemmiyetine binaen “Îlâ hâdisesi” ile ilgili olarak Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhü) Hazretlerinin pek çok hikmetler ve faydalarla dolu uzun bir rivâyetinden başka rivâyetinden bazı özetlemeler sizlere vermeye çalışacağız.

 

Ensar’dan bir komşum vardı. Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) nöbetleşe giderdik, bir gün o gider vahiy vesâire haberlerini bana getirirdi. Ertesi gün ben gider günlük haberleri ona ben getirirdim ki -Peygamberden gelen haberleri kaçırmamak için gelen vahiylerden ders almak için- nöbetleşe diyor duruma devam ediyorduk. Peygamberimizi dinlemek ona gelen vahiylerden bilgi almak için.

 

Derken bir gün o komşum bana gelip hızlı hızlı kapıyı vurdu. Hemen çıktım telaşla, mühim bir hadise var dedi.

 

Gassâniler mi? Saldırdı dedim.

 

Daha büyük Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) kadınlarını boşamış dedi.

 

Ben içimden “Eyvah! Hafsâ hüsrana düştü”. Hafsâ Hz. Ömer’in kızıdır, Peygamberimizin de hanımıdır. “Eyvah! Hafsâ hüsrana düştü, zaten bunu bekliyordum dedim. Kalkıp Hafsâ ‘nın yanına gittim ağlıyordu”.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhü) Hazretleri: Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) diğer zevcelerinde ve mescitteki cemaatte umûmî bir üzüntü ve keder havası görür. Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) hanımlarını boşamadığını anlayınca Rasûlullah’a yakınma da bulunur.

 

Ey Allah’ın Rasûlü! Bizi bilirsin biz Kureyş’liler kadınlara hâkim kimselerdik, sonra Medine’ye geldiğimizde burada kadınların erkeklere hâkim olduklarını gördük. Bizim kadınlarda onlardan huy kaptı. Bir gün hanımıma öfkelenmiştim bana mırıldanıp karşılık vermez mi bunu doğru bulmayıp azarladım.

 

Bu sefer beni niye azarlıyorsun vallâhi Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) zevceleri bile ona karşılık veriyorlar, mırıldanıyorlar. Hem onlar icâbında küsüp gün boyu geceye kadar Rasûlullah’ı terk ediyorlar dedi. Hafsâ ’ya: “Rasûlullah’a (Aleyhissalâtu Vesselâm) sen de mi karşılık veriyor mırıldanıyorsun?” dedim.

 

“Evet, hiçbirimiz o gün geceye kadar yanına uğramayız” dedi.

 

-Sizden kim böyle yaparsa büyük zarar eder, hüsrana uğrar. Hanginiz Rasûlünün öfkesi sebebiyle Allah’ın gazâbına uğramayacağından emin bulunuyor? Alimallah bir anda helâk olursunuz dedim.

 

Hz. Ömer derki; “Ben böyle deyince Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) tebessüm ettiler. Hz. Ömer devam ediyor; Hafsâ’ya dedim ki “Sakın Rasûlullah’a karşılık verip mırıldanma ve ondan bir kısım taleplerde bulunma!

 

Dakika 20:00

 

Bir şey gerekirse bana söyle. Sakın bazı arkadaşlarının Rasûlullah’a senden daha sevgili ve daha gönül alıcı olması seni aldatıp yanlış davranışa sevk etmesin”. Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhü) Hazretleri (Aleyhissalâtu Vesselâm) Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) burada da tebessüm ettiğini belirtir. Âlemlere rahmet Peygamberinin sabrına bakın.

 

Evet, kıymetliler!

 

Hz. Ömer sonra Ümmü Seleme’nin yanına girdi ve “Ey Ümmü Seleme, siz Peygambere bir hususta konuşup arkadan da karşılık mı veriyorsunuz?” dedi. Ümmü Seleme de:

 

“-Bak hele hayret doğrusu. Sana ne oluyor da Rasûlullah ile hanımlarının meselesine karışıyorsun?” karşılığını verdi.

 

Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhü) “Îlâ hadisesi” vesilesiyle anlattıklarından bazılarını gördüğümüz üzere öyle kıymetli teferruat var ki onlara başka rivâyetlerde rastlayamazsınız. Bunlardan biri Rasûlullah’ın (Aleyhissalâtu Vesselâm) bir ay boyu kaldığı (meşrube) denen odanın sadeliğidir. Duvarda Zeynep Binti Cahş (Radıyallâhu Anha) tarafından işlenen ve koku neşreden birkaç deri, deri işlemede kullanılan selem ağacının karaz denen meyvesinden bir miktar vücudunda yol yol iz yapmış olan hasır yaygı ve içerisine hurma lifi basılmış deriden bir yastık.  Hz. Ömer bu manzara karşısında kendisini tutamayıp ağlar ve şöyle hitap eder;

 

“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın iki düşmanı olan Kisrâ ve Kayser Îran ve Bizans kralları, atlas ve ipekler üzerinde yatarken âlemlerin Rabbi olan Allah’ın Rasûlü ve sevgilisi sen hasır ve dolgusu hurma lifi olan yastık üzerinde yatıyorsun bu olacak şey değil diye Hz. Ömer ağlar. Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) onların nimeti dünyada peşin verilmiştir, öbür dünya da mahrum kalacaklardır, bu ise gıptaya değmez” diye cevap verir.

 

İşte görüyorsunuz âlemlere rahmet Peygamberi bir hasır üzerinde kokulu deriden yapılmış bir yastıkla yüzünde hasırın izlerini gören Ömer ağlamaktadır. Fakat verilen cevap bambaşkadır. Allah’a kulluktadır sultanlık. Bütün yükseklik dereceler Allah’a kulluktadır. Kralların yaşadığı saltanatlar da değil, îmânsızların saltanatına, cilasına, süsüne sakın mı sakın asla aldanmayın! Bunlar dünyada insan fıtratında sevgi, fazla sevdiği zaman kıskançlık, fazla sevginin tezâhürüdür ve bu kadınlar kumalar arasında daima vardır ama tabii ki onlar Peygamberimizin hanımları, annelerimiz öyle olgunluğun derecesine yükseldiler ki artık zirveye çıktılar. Onlar İslam’ın ilk günlerinde bu tür eski huylardan bazı şeyler bulunuyordu amma bunları İslam silip atmıştır. Olgunluğun zirvesine taşımıştır.

 

Dakika 25:04

 

Sevgili dostlarımız,

 

Eğer olgunluğun zirvesinde de bu alâmetlerden bazı şeyler görüyorsanız onlar şeriatın ölçüsü dâhilinde kalmışlardır. Şeriatın dışına taşmamışlardır ve bunlar birer birer dünyaya da ders olmuştur. Dünya da dünya ile insanlarla geçinmek için insanların fıtratını bilmek lâzım. Sosyoloji, psikoloji buralara ulaşamaz, buralar ruh dünyası ile ilgilidir, yaratan bunu herkesten iyi bildiği için yaratan yarattığını iyi bilir. Onun için Yüce İslam yaratanın yarattığı üzerindeki reçetesidir. İslam’ı iyi uygula ama önce iyi öğren.

 

Şimdi de Mülk Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız.

 

Evet, sevgili dostlarımız!

 

Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anhü) Hazretleri anlatıyor; “Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm) buyurdular ki: “Kur’an-ı Kerim’de 30 âyetlik (şânı yüce) bir sûre vardır. Bu sûre (kendisini okuyan) kimseyi (kıyâmet günü) şefaat eder ve Allah’ın onu affetmesini sağlar. Bu sûre (تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ)’tür Tebârekellezî bi-Yedihi’l-Mülk’dür.“ yani Mülk Sûresi’dir. Bunu da Ebû Dâvûd ve Tirmizî bu haberi vermişlerdir.

 

Evet, sevgili dostlarımız, fakat konular bütün derslerde ayrı ayrı anlatıldığı için buralarda konuları kendi içinde kısa geçiyoruz. Çünkü her konu ayrı ayrı işlenmiş olduğundan dolayı. Tefsir bölümünde, Fıkıh bölümünde, Tasavvuf bölümünde, Akâid, Kelâm bölümünde bunlar ayrı ayrı işlendiği için buraları da bu şekil kısa veriyoruz ki diğer derslerden de nasip almak için. Birinden uzun verirsek öbüründen mahrum kalırsınız, buna da dikkat edin. Çünkü buna zamanlar, ömürler yetmeyebilir.

 

Tirmizî’de, İbnu Abbâs’tan gelen bir diğer rivayette, İbnu Abbâs (Radıyallâhu Anhü) Rasûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm)’ın şöyle dediğini belirtir: „Bu süre (kabir azâbına veya kabir azâbına sebep olan günahlara karşı) engeldir, bu süre kurtuluş sebebidir, kişiyi kabir azâbından kurtarır.“ Bunu da Tirmizî bu haberi vermektedir.

 

Rezîn şunu ilâve etmiştir: „İbn-i Şihâb demiştir ki: „Humeyd İbnu Abdirrahmân’ın bana haber verdiğine göre, Rasûlullah şöyle buyurmuştur: „Mülk Sûresi, kabirde, arkadaşı yerine mücadele eder (ve onu azâbdan korur).“diyor. Şunu hiç kimse unutmasın, bütün Kur’an’ın hangi âyeti hangi sûresi olursa olsun bunu okuyup içindeki ile amel ettiğin zaman bu müjdelere mazhâr olursun. Papağanlar gibi Kur’an-ı Kerim’i baştan sona okusan her gün içindeki âyetten de birine muhalefet etsen, gümbür, gümbür ayakların cehenneme yuvarlanır gider. Aklını başına al!

 

Dakika 30:01

 

Müjdeler mükemmel ama tehlikeden de kendini koru. Yağlayıp yuvarlayan sahtekârlara aldanma, gerçeğin bir tarafını gizlerler yağcılar, yuvarlayıp yuvarlayanlar. Beşir âyeti okursa neziri okumaz, nezir âyetini okusa beşiri okumaz bunlarda acemiler. Kur’an-ı Kerim’in tümünü iyi anlamaya iyi kavramaya çalış. Her beşir âyetin müjde verenin yanında bir de tehlikeyi haber veren âyetler var. İşte vaaz etmek demek hatip demek bunları dengeli götürmek demektir. Birine içinde bulunduğu ortama göre ne yapıyor? Bir tarafa ağırlık veriyor. Bu kula temâyüldür Allah’ın emrinde ok gibi doğru kul ol bir de bilgini yerli yerince elde etmeye çalış. Câhil din adamlarının kişiyi dinden ettiğini îmândan çıkarttıklarını, acemi doktorlarında insanları candan ettiklerini söylemiş atalarımız doğru söylemişler. Evet, acemi din adamları kişiyi dinden ederler vaaz ediyor zannederler, dinden îmândan çıkartırlar. Acemi doktorlar da kişiyi candan eder o da tedâvi ediyorum zanneder. Yüce Allah câhil sapık, bilhassa ehli bid’at din adamlarından Allah bu ümmeti korusun. Acemi doktorlardan, itikâdı zayıf materyalist doktorlarında ve diğer bütün âmir ve memurların da şerlerinden korusun. Her yere Allah ehliyetli, liyâkatli insanları nasip eylesin. Milletin hizmetine, milletin hizmetinde olan devletin çarkına, gerçek kadroların yerleşmesini Allah nasip eylesin. Âmiriyle, memuruyla Cenab-ı Hak ehliyetli kadrolar nasip eylesin. Çünkü materyalistlerin, inançsızların elinde bu dünya inim inim inliyor. Çünkü inancı olmayan insanda merhamet olmaz. Ama îmânlı ve ehliyetli insanlar çok değerlidirler. Bu kadroyu yetiştiriniz, ey yetkililer, ey ilgililer bu kadroyu yetiştiriniz! Bu kadroyu yetiştirmezseniz yarın bu yangın sizinde paçanızdan tutuşmaya başlar ve yangın tepenize aşar. Çünkü yabancıyı taklit etmek küfrü şirki taklit etmek herkesi mahveder, herkesi yakar. Senin taklit edeceğin kendi yüce değerlerine sıkı bağlanmaktır. Taklit ancak gerçekte câizdir. Bugün bir  ilmi olmayan bir Müslüman âlemin müçtehit âlemin ilmini ancak taklit câizdir, başka taklitler câiz değildir. Onun için Yüce İslam maslahat dinidir, faydalıyı yücelt zararı def eder. Bu metodu kavramak için İslam’ın tümünü kavraman gerekiyor işte İmâm-ı Âzâm’ın öne çıktığı konulardan biri bu. İmâm-ı Âzâm maslahat metodunu uyguladığı zaman bunun sırlarına ulaşamayanlar bu da nereden çıktı diyebiliyorlardı. Ama gerçekleri anladıkça takdirler arttı.

 

Dakika 35:04

 

Takdir etmeye başladılar. Örnek mi lâzım? İmâm-ı Şâfiî ilk günlerinde İmâm-ı Âzâm’a karşıydı. Ne zaman ki İmâm-ı Şâfiî İslâmî ilimlerde yükseldi İmâm-ı Âzâm’ı takdir etmeye başladı, hattâ onun mezarına her gün gider onun hürmetine Allah’a dua eder ve her duamda kabul oldu der. İşte insanların acemi ile olgunluk devri arasında böyle büyük farklar vardır. Acele etmeyiniz, İslamiyet’i doğru öğrenmeye gayret ediniz.

 

Evet, İnşâ’Allah Nûn Sûresi yani Kalem Sûresi ile dersimiz bir sonrakinde devam edecektir. Cenab-ı Hak Ümmet-i Muhammed’in tamamına yüce İslam’ı doğru öğrenmeyi dosdoğru da amel etmeyi nasip eylesin.

 

Dakika 36:15

 

(Visited 60 times, 1 visits today)