[jw7-video]

132- Amelde Fıkhı Ekber Ders 132

AMELDE FIKHI EKBER DERS 132

 

Kıymetli izleyenlerimiz;  Zina haddi ile dersimiz ile devam ediyor. Bütün hadler devlet,  İslam Devleti tarafından uygulanır bütün hadler.  Eğer had recim cezası ise taşlamaya şahitler tarafından başlanması şarttır. Çünkü olayın şahitleri onlardır. İkrar ile sabit olduysa taşlamaya devlet başkanı veya hâkimden başlanır.  Bu konuda ihtilaf varsa Hanefi ve Malikler taşlamaya şahitlerin başlaması şarttır.  Hz. Ali’den gelen bir haber de ilk şahitler sonra devlet başkanı veya hâkim daha sonra da insanlar taşlarlar. Sonra ‘’sümme’’ kelimesi bu işin sıra ile yapılacağını belirtmek için kullandığı Hz. Ali bu sözü Ashabı Kiramın huzurunda söylemiş,  bir İcma meydana gelmiştir bu konuda da. Şahitlikten dönmeye sevk eder,  had düşer.  Aleyhine şahitlik edilen kişiden had düşer.  Şahitlerden bazısı recm etmekten geri durursa İmamı Azam Ebu Hanife,  Muhammed ve bir rivayette Ebu Yusuf’ta rejim cezası düşer demişlerdir.  Yani en ufak bir şüphe ile recm cezası düşer ve uygulanmaz, tazir uygulanır.  Şafii ve Hanbeliler sünnete uygun sıralama onlar da şahitler recme başlarlar.  Sonra hâkim ve diğer insanlar devam ederler.  Yine kıymetli âlimlerimizin ittifakı ile hadleri İslam devlet başkanı uygular.  Yani İslam Devleti ve onun yetkili organları ki bugün bunun yerine Adalet Bakanlığı, bağımsız mahkemeler hukukun üstünlüğüne dayalı sistemler uygulanır.  Bu ilahi kanunların tam bir adaletle uygulandığı ülkeler de böyledir.  Hanefi uleması had uygulandığı sırada şahitler de şehadeti eda ehliyeti mevcut olmalıdır.  Fasıklık,  dinden dönme, delirme,  kör ve dilsiz olma gibi sebeple kalkarsa had düşer.  Cumhur ise bu şartı ileri sürmemiştir.  Hanefiler sürmüştür ki Nefilerin buradaki muhalefeti ayrıca haddin düşmesine vesile olur çünkü ihtilafın olduğu yerde de had şüphe nedeniyle uygulanmaz.

 

Dakika 5:00

 

Burada da ihtilafın bir rahmete dönüştüğünü görmekteyiz. Celd cezasının çok sıcak ve çok soğuk havalarda hastalık,  nifas ve hamilelik hallerinde uygulanması caiz değildir.  Hastalık zayıf olması, 100 tane budak bulunan hurma veya üzüm salkımları ile tek bir defa vurulur.  Yine çelimsiz ve hasta hakkında yüz budaklı hurma dallarıyla ona tek bir kere vurmalarını emretmiştir.  Şafii ve Hanbelilerde böyle söylemişlerdir.  Yine recm helak edici bir cezadır.  Hamilelik süresince cezası ertelenir, uygulanmaz. Vallahi ben hamileyim diyor Peygamberimize gelip itiraf eden kadın, diyen Gavmitli yahut Cühenli kadınlara önce madem öyle şimdi git çocuğunu doğur. Sonra da git onu sütten kesilinceye kadar emzir. Yani Peygamberimiz sürekli erteliyor,  çocuğun sağlığı için.  Erkek ise ayakta bulunduğu halde had yapılacağında ittifak etmişlerdir. Kadında ise durum farklıdır. Yine bir şeye bağlanmaz,  tutulmaz,  çukurda kazılmaz.  Maiz çukur kazdırmamıştır. Yani Maiz hakkında böyle yapmış çukur kazdırmamıştır. Yani taşlanan kişi kaçabilir.  Maiz de taşı az olan bir yerden çok taş bulunan bölgeye kaçmıştır.  Recm uygulanacak kişi kadın ise Hanefi ulemasına göre çukur kazılması tercih, Müslümanların imamına yani devletin başkanına ve devletin yetkili organlarına aittir dediler. Kazdırmak kadının örtülü kalması bakımından evla ve uygundur. Peygamber Efendimiz Gavmitli kadın için göğsüne kadar bir çukur kazdırmıştır diye rivayet bulunmaktadır. Sonra Hazreti Peygamberin emri üzerine kadının göğsü hizasına kadar çukur kazıldı ardından yine Resulü Ekrem (A.S.V)  insanlara emir verdi.  Onlar da o emir üzere gerekeni yaptılar.  Şimdi Şafiilere göre kadın için çukur kazımasının müstehap olduğudur. İkrarından döndüğü takdirde kadın kaçma imkânına sahip olsun.  Maliki ve Hanbelilere göre kadın için çukur kazılmaz.

 

Dakika 10:02

 

İbni Rüşt hadisler ihtilaflıdır demiştir.  Allah’ın Resulü (S.A.V.) bize Maiz Bin Malik’i recmetmemizi emredince onu baki mevkiine çıkardık. Onun için çukurda kazmadık,  bağlamadık da önümüzde dikildi ve onu kemiklerle hazef topraktan yapılma çanak, çömlek kırık parçalar ile recmi uyguladık.  Bunların acısından ötürü kaçmaya başladı.  Sonra harre denilen siyah taşlık yerden karşımızda durdu.  Orada gereken yapıldı diye Müslim’in ve Ebu Davud ve diğer muhaddislerimizin rivayeti böyledir kıymetliler.  Yine celd konusunda da ayakta mı yoksa oturacak mı konusunda Hanefilerin görüşleri erkeğe ayakta kadına oturduğu yerde celd uygulanır.  Belden aşağısını örten don gibi elbisesi dışındaki giyecekleri çıkarılır,  bütün hadlerde ve tazir cezalarında erkeğin elbiseleri çıkarılır.  Sadece kazif haddinde kürk ve kalın elbiseleri çıkarılmak ile yetinilir.  Caydırmaya yarayacaksa en şiddetli olan tazir cezasında sırasıyla zina sebebiyle celd vurmada, sonra şarap içme, kazif haddi cezalarında olmaktadır.  Zina suçu şarap içme ve kazif suçlarından daha büyüktür. Kazif zina,  isnat etmek demektir yani iftira.  Zinanın çirkinliği şeran hem de aklen sabittir.  Şarap,  suç oluşu şeran sabittir.  Yine zina cezası Kuran’ı Kerim ayeti ile sabittir.  Şarap içme cezasını sabit oluşu ise içtihada dayanır. Kadına gelince pamuklu kalın giyeceği dışında hiçbir elbisesi çıkarılmaz.  Avret yerlerinin açılması haramdır.  İmamı Malik erkek bütün hadlerde göbeği ile diz kapağı hariç soyulur demiştir.  İmamı Şafii ve İmamı Ahmet cübbesi çıkarılır demişlerdir.  İşte kıymetliler,  Yüce İslam, adalet kılıcını ensede tutar ama dünyada bu tür cezalıların uygulandığı pek vaki olmamıştır,  birkaç hariç.  Şanlı Peygamber Cüheniye için emir verdi.  Elbiselerini üzerine İyice bağladı,  ardından yine Resulullah’ın emriyle cezası uygulandı.

 

Dakika 15:00

 

Ve Peygamberimiz cenaze namazını da kıldı.  İşte görüyorsunuz; Burada cenazesini de Peygamberimiz kılıyor. Çünkü bunlar kendileri İlla bu recmin dünyada uygulanması günahlarına kefaret olması için itiraf ettiler.  Evet, yine bu ümmette yere uzatma,  soyma, boynuna ip bağlama gibi cezalar yoktur. Bu da İbni Mesut’un ortaya koyduğu haberdir ki sevgili Peygamberimize istinade etmeyen haberi sahabe vermez.  Yine yere yatırıldığı,  soyulduğu nakledilmemiş,  bilakis üzerinde bir veya iki elbise bulunduğu rivayet olunmuştur. Yine icra konusunda da meder, tuğla ve avuca sığacak büyüklükte taşlarla, celd ise budak olmayan bir değnek ile yapılır ve mahkûm yatırılmaz,  bu bidattir.  Cellat elini başından daha yukarı kaldırmaz.  Darbe ne çok şiddetli,  ne de az,  orta karar da olmalıdır.  Hz. Ömer,  Hz. Ali,  Hz. Abdullah Bin Mesut böyle yapmışlardır. Eller,  ayakkabılar ve elbiseleri giyenleri vurularak şarap içmiş bir adam Peygamberimizin huzuruna getirildiğinde onu dövünüz.  Kiminiz eliyle,  kiminiz pabucuyla, kimimizde elbisesini çarparak dövdük diyor.  İşte görüyorsunuz ileri derecede bir kırma,  parçalama,  yaralama olayı görülmüyor telbiye’ye dayanan bir muamele olarak görülmektedir.  Koltuk altının beyazı görülecek kadar elini fazla kaldırma diye tembih etmişlerdir.  Hz. Ömer, Hz. Ali ve İbni Mesut’un fiilidir.  Bunlar bu muameleyi yapana cellat’a böyle tembih etmişlerdir.  Resulü Ekrem Efendimiz (a.s.v) zina ettiğini itiraf eden bir adama celde vurulması için ne çok ince ne de çok kalın olan orta derecede bir değnek getirmelerini istedi.  Yani burada da ölçülere dikkat edildiği,  ölçülerin teşhis ve tespit edildiğini görüyoruz.  Keşifler yerli yerince.  Hanefi uleması omuzlar,  kollar,  bacaklar,  ayaklar gibi çeşitli organlarına ayrı ayrı vurulur.  Yüz,  baş,  göğüs,  karın, cinsi organlar gibi azalara asla vurulmaz,  buralara vurmaktan sakınmak gerekir ve sakınılır.  Hz Ali cellat’a onu döv, her uzvuna dayaktan hakkını ver.

 

Dakika 20:10

 

Yüzüne ve cinsel organına vurma.  Oralara vurmaktan sakın diye tembih etmiştir.  İmamı Malik Hazretleri hadlerde sırta ve yakın bölgelere vurulur demiştir.  İmamı Şafii’de bütün organlara dağıtılır demiştir.  Yüz,  cinsi organ, böğür ve diğer tehlikeli yerlere vurulmaz, buralara vurmaktan sakınılır.  Götürün, dövün onu ama derisini parçalamayın diye tembih edildiğini görüyoruz.  Bunu hem Hz. Ali hem de Hazreti Ömer’in tembih ettiğini görmekteyiz.  İmamı Ahmet Bin Hanbel Hazretleri baş, yüz ve cinsel organ dışında bütün organlarını vurulur demiştir O da. Döv, acıt fakat başa ve yüze vurmaktan sakın. Hazreti Ali’nin tembihidir bu da. Yine Hanefi ve Hanbeli uleması bütün hadler bir topluluk önünde uygulanmalıdır.  Âleme ibret olsun ki bir daha suçlu suç işlemesin,  insanlarda suçlardan emin olsun. Müminlerden bir zümre topluluk da onların cezalarına şahit olsun,  kim buyuruyor bunu. Yüce Allah Kuran’ı Kerim’de Nur suresinin 2. ayetinde buyurmaktadır. Şafiiler ve Malikiler cemaat önünde dediler,  olması müstehaptır dediler, en az 4 kişi olmalıdır dediler.  Hanefi, Şafii ve Hanbelilerinde bulunduğu topluluk hadler mescitlerde uygulanmaz.  Oğlu karşılığında baba kısasen had vurulmaz, kısas edilmez hadisi ile mescitlerinizden çocuklarınızı,  derilerinizi, seslerinizi yükseltmeyin.  Alışverişlerinizi, hadlerinize uygulamayı uzak tutunuz.  Cuma günleriniz de mescitlerinizi güzel kokularla koklayın.  Kapılarına abdest almak için ibrik ve benzeri kaplar koyun.  İşte bu hadiste adı geçen emri İlahi Peygambere göre durum ona göre uygulanmaktadır. Bu hadisi şerif İbni Mesud hadisi olarak bildirilmiştir. Yine başka bu konuya değinenlerde olmuştur.  Yine mescitlerde kılıç çekmek de yasaklanmıştır.  Ulemanın çoğunluğu yıkanır,  kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve gömülür.  Kim had cezası uygulanan kişi. Efendimiz Maiz hakkında ona da ölülerinize yaptığınız gibi muamele ediniz buyurmuştur.  Yine livata konusunda da Maliki,  Şafii ve Hanbeliler had cezasını icap ettirir dediler.

 

Dakika 25:00

 

Fakat İmamı Azam Ebu Hanife livata yapan tazir cezasına çarptırılır,  tazir cezası verilir demiştir.  Maliki ve Şafiilere İmamı Ahmet’ten gelen bir haber de livata yapan şahsın cezası her durumda recm’dir demiştir.  Lut Kavmi’nin amelini yaparken yakaladığınız da faili o işi yapanı da, mefulü kendisi ile iş yapılanı da had cezası ile cezalandırılır.  Üsttekini de alttakini de recmediniz. Peygamberimizden bu haberler rivayet olunmuştur. Yine Şafiiler livata yapana ceza olarak zina haddin de gereken cezadır. Yapan kişi eğer muhsan,  yani evli olursa recmedilmesi vaciptir demiştir Şafii uleması.  Yine Peygamberimizden gelen haber de erkek erkeğe yanaşırsa her ikisi de zinacı olurlar, kadın kadınla cinsi ilişki yaparsa her ikisi de zinacı olurlar diye rivayet bulunmaktadır.  Bu da Ebu Musa El Eş ‘arinin rivayet ettiği hadisi şeriftir ki Peygamberimizden rivayet etmektedir.  Yine hayvana olan,  hayvana bu yapıldığı zaman da tazir cezasını hâkim ona tazir cezası uygular ve tazir edilir.  Yine hayvana cinsi temasta bulunan kişiye had değil tazir cezası verilir.  Bu da yine gelen Nesei’nin rivayet ettiği İbni Abbas’tan gelen haberdir.  Malikilerce bunun hükmü yenmesinden haramlık ve mekruhluk yoktur demişlerdir, yani yenir demişlerdir.  Şafiiler yenmesi helaldir demişlerdir. Eti yenmeyen cinsten ise değerinin hepsini,  yenen cinsten ise boğazlanması sebebiyle eksilen değerini suçlunun tazmin etmesi icap eder demişlerdir.  Hanefiler ise hayvan kesilir eti yenmez, ibret olsun diye.  Hanbelilerde hayvanın öldürülmesi lazımdır demişlerdir ki bu da Hanefilerin görüşünün aynısı olarak görülmektedir.  Kim bir hayvana cinsi tecavüzde bulunursa onu da hayvanı da recm ediniz diyen haber.  Hayvana yaklaşan üzerine had yoktur.  Bu da başka bir haber olarak gelmektedir. Ebu Davut’un kayda aldığı bir haberdir bu da. Ölüye cinsi yönden yanaşma konusunda da Malikiler zina haddi uygulanır demişlerdir.

 

Dakika 30:02

 

Hanefi ve Şafiiler ve Hanbeliler bu konuda had olunmaz, nefret ettiği bir iştir. Çünkü ölüye bu olmaz,  nefret edilen bir iştir,  ancak tazir cezası uygulanır.  Bu aynen sidik içmeye benzer demişlerdir ve tazir ve tahrir uygulanması gerekir dediler. İmamı Azam etini yemek o ilişilen hayvanın etini yemenin diğer mezheplerde de olduğu gibi sakıncası yoktur.  İmameyn’e göre ise bu et herhalde yakılmalıdır demişlerdir ki bu da ibret ve nefreti arttırmak içindir.  Evet, kıymetliler; güzel keşifler yapılmış, güzel hükümler ortaya konduğunu görüyoruz.  Her konuda âlimlerimiz güzel çalışmışlar.  Yüce İslam tam bir adalet olarak insanlık üzerine Allah’ın rahmeti olarak tecelli etmiştir.  İnsanlar iyi inanır,  iyi anlarlarsa hikmet üstüne hikmet görürler.  Yine dersimiz kazif ile devam etmektedir ki bu biliyorsunuz zina iftirasıdır.  Temiz bir şeyden habersiz kadınlara iftira etmek veya bir başkasına.  Kazif haramdır ve büyük günahlardandır.  Çünkü temiz bir insanı lekelemek ona iftira etmek en büyük günahlardandır.  Cezası da ağırdır.  Helak edici yedi şeyden sakınınız.  O Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselam böyle buyurdular.  Helak edici yedi şeyden sakınınız. Allah’u Teâlâ’ya şirk koşmak,  sihir yapmak,  Allah’u Teâlâ’nın katlini haram kıldığı kimseyi öldürmek,  haklı olarak öldürülen hariç, faiz yemek, tefecilik yapmak, yetim malı yemek,  düşman ile savaş yapılırken cepheden kaçmak,  evli ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu mümin bir kadına zina isnadı ile iftira atmak.  Bunlar Peygamber Efendimizin helak edici günahların başını çeken yedi büyük günahı saydılar.  Namuslu ve hür kadınlara iftira atan sonra bu hususta 4 şahit de getirmeyen kimselerin her birine de 80 değnek vurun. İftira edenin cezası 80 değnektir.  Buna kazif haddi denir.  Onların şahitliklerini de ebedi kabul etmeyin. Yani iftiracının şahitliği ebedi kabul edilmez.  Onlar fasıkların ta kendileridir.  Bunu da yüce Rabbimiz Yüce Allah Nur Suresinin 4. Ayeti Kerimesinde böyle buyurmaktadır.  Devamlı bir utanç ve yüz karası içinde kalır iftira edilen kişi. Önlemek ve toplumdaki itibarını korumak için kazif haddi vacip kılınmıştır.

 

Dakika 35:04

 

Miktarı kazif haddi 80 değnek ile takdir olunmuştur.  İftiracının şahitliğinin reddedilmesi ve fasıklık damgasını yemesidir.  Hanefilerin dışındaki âlimlere göre tövbe etmesi durumu müstesnadır.  Evet, kıymetliler; Hanefilerde tövbe etse de şahitliği kabul edilmez.  Yine kazif hakkında bir şey atmak,  yani iftira atmanın adı. İftira etti mi bir adam işte kazif haddine çarptırılır.  İftira atmanın kazif söz ile eziyet verme sebebidir.  Kazfe iftira ve yalan manasını firye adını da verilmiştir.  Hanefi âlimleri kasfi, zinayı isnat ederek mezhebi nehy etmek şekliyle tarif etmişlerdir.  Zinayı isnat ederek ya da açıkça zina isnadı yerine geçecek mezhebi nehy etmek şeklinde tarif etmişler.  Sen filanın oğlu değilsin. Mesela bu da bir iftiradır.  Yani sen babanın oğlu değilsin,  annen zinacıdır demiş gibi olur.  Buna kazif denir.  Açıklaması konusunda da sen zanisin dese kendisine had vurulur. Zina iftirasında bulunmuştur çünkü.  Ya dört şahit getirecek ya 80 sopayı yiyecektir.  Çünkü insanlar haysiyet ve şerefi ile insanlık çok muhterem ve kıymetlidir.  İnsana leke süremezsin,  iftira atamazsın.  Ey Rabbim benim oğlum da şüphesiz benim ailemdendir.  Oğlum dediği karısının başka kocadan olan oğluydu şeklinde de bir rivayet vardır.  Nitekim malın bana bir fayda vermedi.  Bütün saltanatım benden ayrılıp mahvoldu. Allame çok bilgin mezhep ilmini çok iyi bilen insanlara bu isim verilmiştir.  Bu isimler İmamı Azam Ebu Hanife,  İmamı Ebu Yusuf,  bu zatı muhteremler o erkeğe kadın için kullanılan temkin sıfatı ile kazif de bulunmuş olmaktadır. Daribe vuran kadın,  katile kadın katil,  sarika kadın hırsız gibi kelimelerde olduğu gibi.  Yine Hayiz hayızlı kadın,  hamil gebe kadın,  talik boşanmış kadın gibi kelimeler de bunlar terimsel kelimelerdir.

 

Dakika 40:04

 

Mesela birine ey zani dediği zaman Hanefi ve Şafiler ittifakla ona had uygulanır demişlerdir. Kimseye sen zanisin diyemezsin.  Zani ne demek? Zina eden demek. Yine zenete fil ceber dese,  dağa tırmanmayı kast etse İmamı Ebu Hanife, İmamı Ebu Azam,  Ebu Yusuf,  bunlara göre had vurulur.  İmamı Muhammed’e göre vurulmaz.  Buradaki görüşler doğrudur hepsi ihtilaflı olsa da rahmet doludur. Neden?  Had vurulduğunda da vurulmadığında da sözün karşıya nasıl yansıdığına göre teşhisler yapılmıştır. Tam iftira sözü anlaşılıyorsa had vurulur.  Tam iftira sözü anlaşılmıyorsa o zaman had vurulmaz işte İmamı Muhammed’in dediği de bu.  Zina ismi öz olarak da genel olarak da fuhuş hakkında kullanılır.  Şafiiler bu söz kazif kabul edilmez.  Zenete fiil cebel dağa tırmandın derse,  zenete Alel cebel dese ittifakla had vurulur. Çünkü mananın iyice anlaşılması konusunda ulema bunları da ayrı ayrı incelemiş.  Yine ey kahpenin oğlu dese bu kazif kabul edilmez demişler. Ey Daiye’nin oğlu, meçhul olan kadın demektir bu da. Bazı konularda ihtilaf vardır.  Hanefi uleması haddi icap ettirmez demişler.  Yani taviz onunla kasfe de niyet etse.  İhtimale dayalı olarak had vurulmaz.  Çünkü şüpheler sebebiyle hadleri düşürünüz demiş Peygamber Efendimiz. Yani kelime tam anlaşılacak,  kazif olduğu iyice bilinecek.  Yoksa şüphe ile had vurulmaz.  Filan seninle fuhuş yaptı,  ihtimal yollu olmuş sayılır,  had icap etmez.  Ey luti dese malikiler bana gelince ben zinacı değilim gibi kelimelerle Hz Ömer had icap ettiği kanaatine sahip olarak kazifi kırbaçlamıştır veya kırbaçlattırmıştır. Şafiiler kinaye ise haddi icap ettirir demişlerdir.  Niyetle beraber bulunan kinaye sarih lafız yerine geçer demişlerdir.  Şafiiler ey facir, fuhuş işleyen,  ey habis çirkin şeyler yapan,  ey helal oğlu helal demesi kinaye kısmındandır. Kazfi niyet ederse had icap eder demişlerdir. Hanbeliler ise Hazreti Ömer’in tatbikatına binaen had icap eder demişlerdir.

 

Dakika 45:04

 

Yine Şafiiler livata yaptın dese bu bir kaziftir demişlerdir.  Livata ile kast etmek Hanefiler dışındaki Cumhur,  Cumhuru ulema haddi icap ettirir demişlerdir.  Cenabı Hak bütün iftiralardan, hepimizi, Ümmeti Muhammed’i halas eylesin, şerlerinden emin eylesin. Çok kıymetli ve muhterem izleyenler;  bir topluluk içinde böyle bir durum var ki olduğu zaman topluluğu kazfetse tek had vurulur.  Hepiniz zinacısınız dese bir topluluğa birisi, Bu da 80 sopa vurulur.  Kazif cezasına çarptırılır.  Lean yaptı Hazreti Peygambere arz edildi birisi oda Lean yaptı yemin etmesine Lean denir.  İmamı Şafii ve Hanbelilerden,  Hanbeliler değil de Hanefilerden İmamı Züfer,  yani bir grup insana kazif de bulunacak olursa,  bir kimse,  her biri sebebiyle had cezası çekmesi lazımdır demişlerdir.  Hanbeliler tek had vurulur,  namuslu kadınlara iftira atanlar,  Nur Suresindeki 4. ayeti kerimeyi istinaden böyle demişlerdir.  Kazifi tekrarlama konusunda da Şafiiler yeniden had vurulmaz tazir olunur demişlerdir.  Kıymetli Efendiler; Yüce İslam’da ilk Lian olayı vuku bulmuş.  Şerik Bin Sehmai, Hilal Bin Ümeyye kendi karısı ile zina etmekle itham ve kasfetti.  Peygamber Efendimiz ona ya beyyine delil getirirsin ya da sırtına had vurulacak dedi. O da ey Allah’ın Resul’ü,  Allah’u Teâlâ muhakkak benim sadık olduğumu bilmektedir ve sana mutlaka benim sırtımı had cezasından kurtaracak ayet indirecektir diye cevap verdi.  Peşinden Cenabı Hak yüce Allah lian ayetini inzal eyledi,  inzal etti.  Peygamber Efendimiz karı koca arasında lian yaptırdı ve onların birbirinden ayrılmalarını hükmetti.  Yani ayrılma hükmünü verdi.  Allah’u Teâlâ muhafaza eylesin. Bunlar zor, acı şeyler.  Yine Hanefi uleması vücup vacip olma konusunda ve aranan şartlar konusunda akil ve buluğa erme,  4 şahitle ispat edememiş olması, yine muhsan kadınlara isnatta bulunup da dört şahit getiremeyenlere 80 değnek vurunuz.

 

Dakika 50:02

 

İmamı Ebu Hanife şahitlerin topluca gelmesini şart koşmuştur.  Cumhur bu şartı ileri sürmemiştir.  Evet, kıymetliler; Yine maksuf hakkında muhsan olması da şarttır dediler. Kimdir maksuf? Kendisine iftira edilen kişi.  Muhsan gafil, hiçbir şeyden haberi olmayan Mümin,  Mümine kadınlar demektir ki maksuf bilinen bir kişi olmalıdır da demişlerdir. Şafiiler baba oğlunu,  dede torununu kazfedecek olursa had icap etmez. Çocuk için baba üzerine bir ceza gerekmez.  Tabii babaların evladına olan şefkati dolayısıyla bu genel bir hükümdür.  Babası annesi ne kadar yukarıya doğru da çıksa dedesi, ninesi olmaması ittifakla şart olarak ileri sürülmüştür.  Kazfin Darül Adil’de meydana gelmesi de şarttır.  Yani bu adaleti gerçekleştirecek bir ülke olması.  Kazfin mutlak olması,  bir şart ile ilgili veya bir vakte bağlı olursa had icap etmez.  Yine kıymetli fakihlerimize göre kazfin 9 şartı olduğunu ileri sürmüşlerdir.  Akil ve buluğa ermesi, yine cinsel ilişki isnadı ile nesebi babadan nehy etmek,  yine maksufta da akil, büluğa erme,  İslam hür olma,  başkasından uzak olsun veya olmasın isnat edilen fuhuştan uzak ve iffetini korumuş olmak gibi şartlar ileri sürülmüştür.  Hanefi uleması ise kazif haddin de hem kula hem de Allah’u Teâlâ’ya ait olmak üzere iki hak vardır demişlerdir.  Allah’u Teâlâ’nın hakkı tarafı ağır basar demişler.  Genel bir menfaat maslahatları,  ırzları korunmuş, fesat defedilmiş olmaktadır.  Çünkü insanların burada ıslahatları,  ırz ve namuslarını korunma meselesi ortadadır.  Yine Hanefilere ait olan diğer bir teşhis ve tespitleri haktan vazgeçmesi sahih olmaz.  Kim geriye bir mal veya hak bırakırsa onlar mirasçılarına aittir buyurmuştur sevgili Peygamberimiz.  Kim geriye bir mal veya hak bırakırsa o mirasçılarına aittir.  Kim bir ehli iyal veya borç bırakırsa iyaline bakmak ve borcu bana aittir buyurmuş.  Yani burada Beyt-ül Mal’dan masrafları karşılanır.  Kim bir mal bırakırsa o mirasçılarına aittir.

 

Dakika 55:02

 

Kimde geriye bakacak ehli iyal,  çoluk çocuk bırakırsa onlar bize aittir demiş Peygamberimiz ve benden sonra gelecek idareciler Müslümanların Beyt-ül Mal’ından bunları karşılarlar.  İşte sosyal devletin Yüce İslam’ın,  merhamet devletini ve merhamet devletinin merhamet elinin işte bu tür kimselerin üzerinde olduğu ortadadır.  Hanefi uleması kazif haddi Allah’u Teâlâ’nın hakkıdır.  Ona varis olamazlar demişlerdir.  Şafiiler ile Hanbeliler affetmesi,  mirasçılara kalabilir,  kulların haklarındandır demişlerdir.  Sevgili Peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam buyurdu.  Sizden biri Ebu Damdam gibi olmaktan aciz midir?  O ırzını,  kendini tasadduk etti,  bağışladım derdi.  Irzı tasadduk ise onun namına icap eden bir şeyi affetmek ile olabilir.  Yine Maliki mezhebi Şafii’nin görüşü gibidir.  Affetmek caizdir demiştir.  Sevgili Peygamberimiz Saffa’nın rızasını çalan hırsız olayında, onu bana getirmeden önce affetseydin ya,  ben elinin kesilmesini istememiştim. Rıda ona sadaka olsun sözü ile amel etmemiştir.  İmamı Malik kazif yapan kişiyi affetmesi caizdir demişlerdir.  Kazfin ispatı konusunda da hâkimin huzurunda beyyine şahitler veya suçlunun ikrarı ile sabit olur,  husumet yani dava açma şartıdır.  Husumet davayı hâkime götürmek demektir.  Zina,  içki ki buna da şirp denmektedir.  Bunların hadlerinde husumet şart değildir.  Sirkat şart olduğu, yani hırsızlık haddinin sabit olmasında şart olduğu gibi şahitler ikaz yoluyla kazif haddinin sabit olması için de şarttır.  Şafiiler kazif haddi kulun hakkıdır,  dava açılması şarttır demişlerdir.  Sevgili Peygamberimiz sizden biri Ebu Damdam gibi olmaktan aciz midir?  Atalarıma dil uzatıp bana eza edenlere hakkımı tasadduk ettim, bağışladım derdi.  Hanefi uleması Allah’u Teâlâ’nın hakkı galip ise de şahsında hakkı vardır.  Namusu uğrunda dava açılması şarttır demişlerdir. Safvan Bin Ümeyye hicret etmese helak olacağı söylenince O da Medine’ye gelmişti.

 

Dakika 1:00:00

 

Mescitte uyurken rıda’sını başının altına koymuştu. Bir hırsız gelip ve rıda’sını çalmıştı.  Ardından Saffan hırsızı gelip yakalayarak Resulü Ekrem’e getirmişti.  O Şanlı Peygamber (S.A.V)  hırsıza hırsızlık cezasını emredince Saffan ey Allah’ın Resulü,  ben bunu istememiştim. Rıdam ona sadaka olsun dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz onu bana getirmeden böyle yapsaydın ya buyurdu.  Burada ulemanın hepsinin görüşünün haklı olduğuna dair bu hadis şerifte işaretler görülmektedir kıymetli izleyenler. Bu konuda husumet,  yani dava açmayı terk etmesi daha faziletlidir demişlerdir bunun hükmü konusunda.  Sizin bağışlamanız takvaya daha yakındır.  Aranızda birbirinize iyilik etmeyi unutmayınız buyuruyor Yüce Rabbimiz Bakara Suresi 237. ayeti kerimede.  Yine İmamı Azam, Ebu Hanife ve İmamı Muhammed vekil tutmak caiz olur derken,  Ebu Yusuf farklı görüş beyan etmiştir. Yine miras olunamayan bir haddir demişlerdir.  İmamı Azam Ebu Hanife,  İmamı Ebu Yusuf bunlar da husumet hakkında sahiptirler.  Yani husumet hakkına sahiptirler.  Yani hâkime işi götürebilirler demişlerdir.  İşin başından sabit olmuş bir haddir demişlerdir. İmam Züfer gibi Hanefi âlimlerinden akrabalık derecesi göz önüne alınır demiştir O da.  Şafii ile Hanbeliler kazif hakkı varisler için de sabit olur demişlerdir.  Hanefi uleması ittifakla vekâlet sahih olmaz, had ve kısasların tahsili için söylemişler.  Kendisinin bulunması lazımdır demişlerdir.  Şüphe bulunması durumunda hadler istihfa olunmaz demişlerdir, yani hadler uygulanmaz. Şafii ve Hanbeliler varis,  maksuf olan kişinin yerini tutar demişlerdir. Kadınların şahitliği başkasının şahitliğine dayanarak yapılan şahitlik hâkimin mektubu kabul edilmez demişlerdir.  Yine buluğ ve nutuk yani konuşabilme durumunu da ileri sürmüşlerdir.  Hanefi uleması hâkimin kazif haddi ittifakla sabit olur demişlerdir.  Hâkimin hâkimlik döneminde.  Vakalarda kendi bilgisi dairesinde hüküm verebilir.  Yine müteahhirin, mütekaddimin böyle derken müteahhir ulema ise hakimler de görülen fesat ve bozukluk sebebiyle ihtilaflı olaylarda mutlak olarak kendi bildikleri ile hüküm vermesi caiz olmaz demişlerdir . Her iki görüş de doğrudur.

 

Dakika 1:05:26

 

Yine Hanefi uleması kabul edilmez demişlerdir.  Yemin ettirmek onun da yeminden kaçınması ile bunu söylemişler,  ikrar yerine geçer.  Had ise başkası yerine geçen bir şey sebebiyle uygulanmaz demiştir yine Hanefiler.  İmamı Şafii yemin ettirilir,  yanaşmazsa hadlerde yemin davacıya iade olunup ondan yemin istemesi istenmez demiştir.  İmamı Ahmet’te yemin ettirilir ve davacıya yemin iade olunmaz demiştir. Hepsi de bütün yönlerini incelemişler ve bu keşifleri ortaya koymuşlardır.  İmamı Azam, kefil istemesi caiz değildir. Kefalet İstishak yani işi sağlama almak için meşrudur. Hadler düşürülme ve kaldırılma esasına dayalıdır. İmkân bulduğunuz kadar Müslümanlardan hadleri izale edin,  düşürün buyurmuştur Peygamber Efendimiz.  İmameyn ve Şafiilere göre ise hâkim üç gün içinde kefil alır demişlerdir.  Bu konuda Hz. Salih (A.S.) o deveye fenalık edip dokunmayın.  Sonuçta sizi yakın bir azap yakalar dedi.  Onlar deveyi ayaklarını keserek öldürdüler.  Bunun üzerine Hz. Salih dedi ki memleketimizde üç gün daha yaşayın.  İşte bu apaçık bir tedbirdir dedi.  Hud Suresi 64,  65. Ayeti Kerimeler.  Yine Beyyinen yani delilim yok derse,  delilim kayıp derse şehir dışında falan diyerek hâkim kazifi serbest bırakır.  4 şahit getirebilirse iftira atan maksuf 4 kere zinayı tekrar ederse kaziften hac düşer, yani iftira edenden.  Maksuf olan kişiye zina haddi uygulanır. Kazif beyyine getirmezse kendisine kazif haddi uygulanır.  Namuslu ve hür kadınlara zina isnadı ile iftira eden,  sonra buna dair 4 şahit getirmeyen kimselere, bunların her birisine 80 değnek vurunuz diye Ayeti Kerime,  tabii elde delil olarak bulunmaktadır.  İmameyn’e göre kazife iki veya üç gün mühlet verilir ve kendisinden kefil alınır.  İmamı Muhammed’den gelen haber de ise güvenlik görevlisi şartı ile ona mühlet verilir demiştir.

 

Dakika 1:10:02

 

Yine lanetleşme konusunda da Şafii uleması kadın ve erkeğin lian’ı caizdir.  Ben zina isnadında bulunmak manasına gelen kazfi inkâr ettim.  Kadın aleyhine yalan söylemek gibi burada ne yaparlar lanetleşirler,  bunun caiz olduğunu söylediler.  Ben onun zina ettiği şeklindeki iddiam da doğru söylemekteyim diyerek karşılıklı lian da bulunurlar.  Evet, kıymetli ve muhterem izleyenler; Şanlı ulemanın dünyayı ilimle doldurdukları, bütün ilimlerin anası olan, babası olan amelde fıkhı ekber ile dersimiz devam ediyor.  Çok kıymetli izleyenler;  Yüce Rabbimize ezeli,  ebedi,  bütün her türlü hamdü senalar ona olsun.

 

‘’Elhamdülillah minel mizan ve müntehel ilm ve mebleğarrıza ve zinetel arş. Salli ve Sellim ve Barik ala Muhammed ve Ala Ali Muhammed.’’

 

Yüce Allah’ın salatü selamı, rahmeti, bereketi, şanlı Peygamberin üzerinden ebedi hiç eksik olmasın. Bizden ona salatü selam olsun,  yüce Rabbimiz kabul eylesin. Dersimiz amelde fıkhı ekberin keşif notları ile devam ediyor. Dersimiz hadler meselesi,  konumuz ise sirkat yani hırsızlığın hakkındaki had yani yüce Allah’ın ortaya koyduğu ceza ve o cezanın ölçüsü,  sınırları, gizli kapalı bir şekilde almanın, çalmanın adı sirkattir kıymetliler.  Hırsızlık biliyorsunuz gizli kapalı bir şekilde almanın, çalmanın adıdır.  Bunun için alıp kaçma, ihanet etme, yankesicilik, yağmacılık, gasp gibi şeylerden dolayı el kesme cezasının olmadığı görüşünde ittifak etmişlerdir.  Bak buraya dikkat et.  Alıp kaçma, ihanet etmek, yankesicilik,  yağmacılık,  gasp gibi şeylerden dolayı el kesme cezasının olmadığı görüşünde âlimlerimizin büyük bir ekseriyeti,  hatta hepsi ittifak etmişlerdir.  O âlemlerin Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammed (S.A.V.) Hıyanette bulunan veya ihtilas yapanın eli kesilmez, yağmacının eli kesilmez.  İşte görüyorsunuz.  Bunlar kıymetli muhaddislerimizin rivayetleridir hadisi şerif ve sahih olduğunu söylemişlerdir.  Hain, müntehib ve muhtelis olan kişilere el kesme cezası verilmez.

 

Dakika 1:15:02

 

Müntehib’e el kesme cezası yoktur.  Kim büyük bir miktarda malı yağmalarsa bizden değildir.  Müntehib kişiye de muhtelis olana da haine de el kesme cezası yoktur bu şekilde rivayet edildiğini görüyoruz bu hadisi şeriflerin.  Zaten fıkıh âlimleri şanlı Kuran’ı, sahih sünneti,  icmayı temel alarak ne yaparlar –  hareket ettikleri nokta buralarıdır.  Şimdi bunları kısaca bakalım ihtilas nedir? Kişinin gafil anını yakalayıp,  malı kapıp hızlıca ve açıktan kaçmak demektir. Yani açıktan kaçmak demektir.  Burada gizliliğin olmadığını görüyoruz, dikkat et ihtilasta. Bu hırsız açık hırsız.  Şimdi hain kimdir?  Bu da emniyetli ve malı korur gözüktüğü halde gizlice sahibinden mal kaçıran kişidir.  Yani malı koruyor görünüyor ama gizlice içinden kaçırıyor.  Şimdi burada haindeki durum farklı.  Müntehib yani intihap yapan kişi kimdir?  Bu da yağmalayan, baskın yapan kişiye denir.  Baskın yapmak,  soymak,  zorbalıkla almaktır bunlar da. Hanbeli uleması,  ariyeti yani ödünç malı aldığını inkâr edenin eli kesilir demiştir.  Yani nisap miktarına ulaşan bir ariyeti yani ödünç malı aldığını inkâr edenin eli kesilir demişlerdir.  Vediayı yani emaneti inkâr edenin eli kesilmez ama başka türlü adalet ensesinde adaletin kılıcı bulunur. Yani onlara göre vediaya ihanet edenin eli kesilmez.  Kime göre? Hanbelilere göre.  Peki diğer kıymetli Cumhur’u ulema ne dediler?  Ariyeti de, vediayı da aldığını inkâr edenin eli kesilmez.  Çünkü burada had cezalarının konusunda zinanın haddi konusunda, konularda geçtiği gibi burada da neden kesilip,  neden kesilmeyeceği de açıklığa kavuşacaktır. Dersimizi iyi dinleyenler İyi anlayacaktır.  Şimdi hırsızdan korunmak mümkün olmaz.  Hırsız evlerin duvarını deler,  yine açılacak yerleri açar,  kilidi kırar.  El kesme cezası konmamış olsaydı bunlara,  bu hırsızların istilasından insanlar paçayı kurtaramazdı ve Allah’tan korkmayan,  imanın da problem olan insanlar çalar,  her yanı zarar kaplardı.

 

Dakika 1:20:03

 

Yani hırsızlar alır giderdi her taraf hırsız dolardı. Bunun için intihap yapan yani yağmacı, kurtarmaları hakkını kurtarmaları veya hâkimin huzurunda mal sahibi lehine şahitlik yapmaları mümkündür.  Yani yağmacı kişi ise insanların gözü önünde açıklanmalı alır.  Daha önce de söylediğimiz gibi. İnsanların ona engel olup mazlumun hakkını kurtarmaları veya hâkimin huzurunda şahitlik yapmaları mümkündür bu konuda. Onun için Yüce İslam,  kıymetli âlimlerimiz,  güzel incelemişler her şeyi rastgele hiç bir hüküm verilmemiştir.  Her hüküm tam bir araştırmadan,  Şanlı Kuran’a sahih sünnete dayanarak ve icmaya bakarak ve müthiş bir çalışma ile içtihat ederek hükümlere ulaşılmıştır.  Muhtelis yani yankesici,  çarpıp almasına imkân verecek bir kusur, burada da ihmal bulunmaktadır.  Yankesiciye fırsatı vermek de burada bir kusur vardır,  suç vardır.  Yankesiciye fırsatta vermemen gerekir.  Şimdi dövme,  bir yerini acıtma,  uzun süreli hapis, ceza verme gibi yollarla kötülüklerinin önü alınır yani bunlar eli kesilmez ama cezadan da kurtulamazlar.  Yani her suçun,  her suçlunun ensesinde Yüce İslam’ın, insanlığı ıslah eden bir adaleti,  adalet kılıcı da adaletle ilgili insanların eğitim ve öğretim ile ilgili her şey hazırdır.  Yeter ki Yüce İslam A’dan Z’ye topluma uygulansın.  Hırsızlığın hükmü konusunda da Şanlı Kuran’a bakalım.  Maide Suresi’nin 38. ayeti kerimesinde hırsızlık yapan kadın ve erkeğin ellerini kesiniz. Kim buyuruyor bunu? Yüce Allah buyuruyor.  İşte bu dinden,  imandan,  eğitimden, ilimden, irfandan, anlamayan, anlamak istemeyen bir tiptir bu.  Bunların eli kesilsin diyor Cenabı Hak,  ellerini kesin diyor bunların ister kadın,  ister erkek fark etmiyor.  Şimdi Peygamberimizden gelen habere de bakalım.  Sizden öncekiler aralarından şerefli ve itibarlı birisi hırsızlık yaptığın da onu bıraktıkları,  zayıf birisi çaldıkların da ise elini kestikleri için helak oldular dedi Peygamberimiz. Yani ceza üstünlerin hukuku diye bir hukuk yok İslam’da. Hukukun üstünlüğü var,  o da tam adaletle suçu işleyen kim olursa olsun,  ister haysiyetli şerefli olsun, ister gariban birisi olsun,  fark etmez, adalet tam uygulanmak zorundadır.

 

Dakika 1:25:00

 

Onda ona had cezası uyguladılar ve el kesmek icap etmeyen durumlarda mali ceza gerekir.  Yani haysiyetli,  şerefli toplumda bir yer olmayan insan suç işleyince hemen ona had cezasını verdiler.  İşte kıymetliler,  mevki makam sahibi şan ve şöhret sahiplerine ceza vermezsen orada adalet olmaz,  zulüm üstüne zulüm olur.  El kesmek icap etmeyen durumlarda mali ceza gerekir.  Yani Yüce İslam adalet sistemi üzerine kurulmuş bir ilahi nizamdır.  El kesme ile Mali tazminat konusunda ikisi bir olur mu şeklinde ki konu ulema bu konuda ihtilafa düşmüş rahmet yaygınlaşmıştır.  Çünkü ihtilaflı konular rahmetin genişlemesi ve zenginliğin ortaya çıkmasıdır.  Malın eğer duruyorsa sahibine geri verileceğinde ittifak etmiştir bütün âlimlerimiz. Ötesi konusunda da güzelim araştırmalar yapılmış,  hükme bağlanmıştır.  Yani ihtilafın olması bütün insanlığı şansıdır.  Değişen şartları değişince şartlar değiştikçe tabii ki o şartlara değişik hükümleri de Yüce İslam hemen getirmiştir. Sen yeter ki çağların önünde ve üzerinde olan Yüce İslam’ı iyi kavra,  işi ehline bırak,  işi müçtehit âlimlere bırak.  İlimden irfandan haberi olmayan insanların,  eğer dinden bahset etmeye kalkarlarsa başıbozuklar,   işte o zaman insanların kafası bulanır hatta insanları dinden imandan çıkarır bunlar.  Allah’ın emrinde kusur olmaz.  İslam ilahi kanunlar, emirlerdir.  Onun için insanlara doğru konuşmak lazım.  Ulemanın nassın olduğu yerde,  nasların açık anlaşılır olduğu yerde ulema zaten hepsi aynı görüşte.  Hiçbir âlimler arasında orada bir ihtilaf yok ki hep ittifak var.  Ama içtihada konu olan hususlarda bu mübarek âlimlerimiz çok mükemmel çalışmışlar. İçtihat edilecek sahalar ayrıdır. İttifak sahaları ayrıdır.  Ağacın kökü,  gövdesi bir ama görüyorsunuz dalları çok farklıdır.  Hatta bir ağaç bazen öyle bir ortamda kalır ki ağacın dalları meyveleri, tamamen farklıdır,  dolayısıyla zamanlara, çağlara, değişen şartlara baktığın zaman Yüce İslam bütün yenilikleri ile çağları kuşatmış bir ilahi kanunlar ve ilahi nizamdır.  Allah’ın kurduğu düzende kusur olmaz.  Sen bunu doğru anlayan Ehli Sünnet âlimlerinin görüşü ile hareket edeceksin.  Ehli Bidat’a itibar etmeyeceksin.  Başıbozuk kafalara da hiç itibar etmeyeceksin.  Adam müfessir değil, muhassir değil, müçtehit değil, fakih değil.

 

Dakika 1:30:00

 

Ama adam bakıyorsun mezhep düşmanlığı yapıyor,  doğru dürüst hiçbir şey değil. Kopyacı,  oradan almış bir kopya buradan almış gibi kopya bununla hareket ediyor.  Bunlara itibar etmeyin, mezhepsizlere,  mezhep düşmanlarına birde taassup içinde olan saplantısı olanlara, bunlara delil vermeyin. İlimle, delille, âlimin ilmi ile hareket eden insanlar işte o zaman ne yaparlar insanlığa en faydalı olanı takdim ederler.  Çünkü kişi gerçeği bilecek,  gerçeği bildiğini de bilecek bilmediğini de bilecek. Ben şunları bilmiyorum diyebilecek,  kendi eksiklerini kusurlarını keşfedebilecek.  Adamın arifi budur.  Adam Nasara, Yensuru demiş ondan sonra bakıyorsun müçtehit beğenmiyor, Ehli Sünnet mezheplerini dışlamaya kalkıyor,  telvic yapıyor kendine çağırıyor işte sahte liderler, sahte önderler,  sahte bilmem dervişler,  sahte şeyhler, sahte ilahiyatçılar bunların sahtesiyle gerçeğinin birbirinden ilimle irfanla ehlisünnet yolunun iyi keşfedilmesiyle bunları ayırmak mümkündür.  Kuran’ı Kerim’in muhkem ayetleri var,  izaha ihtiyacı olan ayetler var, müçtehitsiz, müfessir siz,  hadisi şerif, sahih hadislerle açıklanması gereken ayetlerimiz var.  Ulema bunları hep incelemiş.   Müçtehit olmayanlar fetva veremezler,  verdikleri zaman müçtehitlerin,  fetvasını açıklarlar içinde bulundukları şartlara müçtehitlerimizin içtihatlarından hangisi daha uygunsa onunla verebilirler,  bir Hanefi mezhebinin içerisi âlim kaynıyor, içtihat kaynıyor ilimle dolu.  Maliki de öyle, Şafii de öyle, Hanbeli de öyle ama bunların dışında iyiler var,  bunların yanlışları var bir de doğruları var.  Ehlisünnet uyanlar var uymayanlar var.  Bunları da bilmek lazım. Her doğru bizimdir, her yanlış bizden değildir, hiçbir yanlış bizden değildir.  Biz doğruyu nerede bulursak alırız.  Bu dost elinde de olsa aynı,  düşmanın elinde bir doğru olsa bu doğru yine doğrudur,  o bizim.  Doğrunun düşmanın eline geçmesiyle o doğru yanlış olmaz ama düşmanını elindeki yanlışları da doğru kabul edersen İşte o zaman sapıklığın daniskası ve derin uçurumlar ortaya çıkar yuvarlanır gidersin.  İlimle, müçtehitlerimizle,  Ehlisünnet vel cemaat âlimleri ile hareket edelim. İşte sizlere amelde fıkhı ekberin keşif notlarını vermemizin sebebi bizim kıymetli Ehlisünnet âlimlerimizin her konuda söz sahibi olduklarını her konuda ne dediklerini dünyaya aczimizle, cehlimizle, gafletimizle, kusurlarımızla bu hizmetin içinde bulunup faydalı olmak. Biz sadece ortaya koyduğumuz doğrular kusursuzdur.  Ama bütün İslam’ın bütün doğruları ki içinde yanlış hiç yok bizim anlattığımızdan daha güzel kıymetliler.  Biz gücümüzün yettiği kadarını anlatmaya çalışıyoruz.

 

Dakika 1:35:03

 

Neden? Çok eşsiz güzel İslam yüce Allah’ın nizam-ı da ondan. Hz. Muhammed’in anladığı gibi kimse anlayabilir mi? Yüce İslam’ı bak onun anlayış durumu onun seviyesindedir.  Yüce Allah’u Teâlâ ise kurduğu düzeni,  her şeyi bilen Allah eşsiz ilmi ile her konuda eşi benzeri yok,  Onun ilimde de eşi benzeri yok,  onun ilmi gibi kimsenin ilmi olma şansı var mı yok.  Onun için sahabelerde öyle, kıymetli sahabeler gökyüzünde parlayan yıldızlar.  Tabiin uleması, müçtehitlere kadar durum böyle.  Müçtehitlerden sonrakilerin ilimleri kaynağından alabildiğin kadar doğrudur. Yoksa bunların ilmi ehliyetleri yok.  Müçtehitten fetvayı alacaksın,  herkese mezhep lazım.  Ne demek bu?  Müçtehitsiz Müslüman olmaz, müçtehitler olmadan fetvayı kimden alacaksın?  Fetva ehli müçtehittir. Müftüler bugün sizin o gördüğünüz müftüler bunlar müçtehit değil, bunlar müftülüklerin fetvasını veren kişiler.  Bunlara mecazen müftü denir.  Aslında müftü dört mezhebin âlimleridir. İmamı Azam, İmamı Malik, Şafii, Hanbeli ve o ekolün içindeki diğer kıymetli âlimlerimiz fetvalar ona göre veriliyor,  verilmelidir.  Yoksa müçtehit olmayan kişi kendi kafasına göre fetva verme şansı yok. Ama açık, seçik ayet ve hadis şerifler olduğu yerde zaten içtihada gerek yok. Açık seçik ayetlerinde doğru anlamak için yine bu konuda fetvayı bu ayetleri müfessirlerimiz, muhaddislerimiz, fakihlerimiz nasıl mana vermiş orayı da araştırmadan fetvalar yine verilmez.  Fetva makamında oturanlar,  bugünkü müftüler,  İmamlar, vaazlar bu konulara iyi dikkat edilmelidir. Herkes öncelikle mezhebini bilmelidir. Bak görüyorsunuz biz tüm mezheplerden keşif notları veriyoruz.  Hak mezhepler başta olmak üzere tüm mezheplerden ilimde nasip almış ne kadar fakih varsa dört mezhep başta olmak üzere diğerlerinden de sizlere keşif notları yeri geldikçe vermeye çalışıyoruz. Şimdi kıymetliler Hanefi uleması bakalım ne demişler bu hırsızlık meselesinde. Çalınan şey telef olmuşsa tazminat ile el kesme cezası birleştirilemez demişler.  Yani hem adamın elini keseceksin hem de hırsızın telef ettiği malı tazmin edeceksin yani ödettireceksin. Hanefi uleması eli kesilen kişi tazmin etmez İkisi bir arada birleşmez demişler.  Malı çalınan eğer mali tazminat tarafını tercih ederse hırsızın eli kesilmez ama hâkime intikal etmediyse tabii buralara dikkat et. Şimdi hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini işlediklerinin bir cezası olarak kesiniz.

Dakika 1:40:00

 

Ayeti Kerimede Yüce Allah Maide Suresi 38’de kesilecek ellerin kesilmesi gerektiğini duyururken Peygamberimiz eli kesilen hırsıza ayrıca mali ceza gerekmez buyurmuş.  Bak ayetleri açıklığa kavuşturan, uygulayan Peygamber efendimizdir.  Sahih hadislere ne kadar ihtiyaç olduğu, Peygambersiz bu işin olmadığı, olmayacağı ve sahih sünnetsizde Kuran’ı Kerim’i herkesin doğru anlayamayacağı ortadadır.  Çünkü hükümleri ayetleri açıklığa tam kavuşturup uygulayan Peygamber Efendimiz.  Ayeti kerime öyle diyor,  Peygamberimiz de işin ayrıntısına nasıl mesela hüküm koyuyor.  Şimdi size kısaca buradan bahsettikten sonra Maliki uleması bu konuda ne dediler.  Hırsızın maddi durumu iyi ise yani hırsızın maddi durumu yerinde,  malı mülkü var yani o zaman Malikiler,  bakın keşifler hep mükemmel yani öteki de doğru söyledi bu da doğru söylüyor. Ne diyor?  Elinin kesilmesi mali ceza icap eder.  Ceza ağırlaştırmak,  ağırlaştırılarak hem de mali ceza icap eder demişler.  Şimdi bu keşiflerin hepsi mükemmel hiçbirisi rastgele değil.  Şafii ve Hanbeliler ne demişler,  kısaca keşif notu veriyoruz ama konunun akışı içinde her şeyi açıklığa kavuştu onu göreceksiniz iyi takip ederseniz.  Bu okulda hep beraber iyi okumamız gerekiyor mesele bu.  Şafii ve Hanbeliler el kesme ve mali tazminat cezaları birleştirilir demiştir.  Aynı keşfi yaptılar hepsi de. Çünkü detaya geçince hepsinin doğru keşif yaptığını görürsünüz. Tazminat bir insanın hakkından dolayı el kesme cezası ise Allah’u Teâlâ’nın hakkı hakkından dolayı biri diğerine engellemez demişlerdir.  Evet, kıymetliler Hanefilere göre el kesme ile maddi tazminat birleştirilmez.  Hanefiler hangi açıdan baktı,  adamın kolu kesildi,  malı da yok neyle çalışacak, neyle verecek?  Bak onlar o pencereden bakmış mükemmel hükümler ortaya koymuş, öbürleri hırsızın zenginliğini malını mülkünü göz önüne alarak içtihat etmiş. Yani ulema mükemmel keşifler yapmış sakın kimse o öyle demiş bu böyle demiş diye aklı ermeyen zır cahillerin bu konuda söz söyleme hakları yoktur.  Mezhebin ne fetva verdiyse öp başına koy ve onu uygula.  Hangi mezhepte isen hak mezheplerin hepsi mükemmel.  Ben Hanefi mezhebindenim ama hepsini hayranım.  İmamı Azama ne kadar hayransam öbürlerine de.  Çünkü onlar da ilim yolunda gerçekler uğrunda onlar da çalışmışlar. İmamı Azam bunların hepsinin hocası ama öbürleri de mükemmel çalışmışlar. Hoca da güzel talebeler de güzel.  Yani burada güzellik üzerine güzellik,  ilim üzerine ilim, Nur üstüne Nur.  Kıyamete kadar bu böyle devam edecektir, zaten bize kadar bütün ilmi eserler sağlam geldi, tevatür ile geldiler.  Dört mezhep dünyayı okutarak kesintiye uğramadan geldi.

 

Dakika 1:45:09

 

Dört mezhebin âlimleri ve onların ilim kitapları,  ilmini fıkhi kaynaklar,  başta Kuran-ı Kerim sahih sünnet olmak üzere bunların tamamı korunarak,  okutarak tevatür yoluyla geldi.  Hiç kesintiye uğramadı ki.  Bir asırda ne kadar okullar açılmış, okumuşlar, öbür asıra bu böyle intikal ediyor.  14, 15 asır böyle geldi böyle de gidiyor işte.  Yüce İslam’ın bozulma şansı yok,  insanların bozulduğuna bakmayın.  İslam bozulmaz, bozulmayacak.  Kıymetliler Şafii uleması da el kesme ve maddi tazminat cezaları beraberce verilir dediler.  Çok güzel keşifler yaptılar,  Yüce Allah bunların hepsine pek çok rahmet eylesin.  İlimden anlamayan âlimin kıymetini nereden bilecek, âlim olmak o kadar kolay bir şey değil ki. Ömrünü ve göz nurunu, bütün varlığını ilim yolunda harcayacaksın.  Bilim adamları ticaret yapamaz,  Dünya ile uğraşamaz,  onların ilim gecesini gündüzünü alır,  ömrünün tümünü alır.  Onlar böyle bir ilmi sermayeyi dünyaya bırakır da gider.  Bu dünya iki şeyle ayakta durur. Biri âlimlerin göz nuru, ikincisi şehitlerin kanı.  Bu ikisinin hakkı ödenmez.  Onun için bunlara Cenabı Hak derece kat kat vermiş.  Sıddık âlimlerle şehitler protokolde, yan yanalar.   Peygamberimizin peşinden hemen Sıddıklar,  şehitler geliyorlar, onun peşinden Salihler geliyorlar.  Bak Salihlerin dışındakiler protokolde yok.  Bu 3 sınıftan birinden Peygamber olamazsın ama sıdıklardan,  şehitlerden,  Salihlerden bir olmak zorundasın. Onun için çırpın.  Cenabı Hak bu dört zümre ile başta Hazreti Muhammed ve diğer Peygamberler olmak üzere bu 4 zümre ile beraber olmayı Allah nasip eylesin.  Çünkü Yüce İslam kıyamete kadar bu dört zümrenin önderliğinde bozulmadan geldi,  bozulmadan gidecektir. Evet, kıymetliler hırsızlık şayet tekrar edilirse âlimler ilk hırsızlığında hırsızlığın sağ elini eğer 2. tekrar yaparsa sol ayağının kesilmesi de ittifak etmişlerdir.  Bunlar dünyada nadir olmuş hadiselerdir ama adaletin kılıcı kötü insanların ıslah olmayı, terbiyeyi kabul etmeyen insanların ensesinde adalet kılıcı olursa dünyada emniyet sağlanır.  Bir kişinin kolu gider ama bütün dünya kurtulur.  Milyar kurtulur,  güvenlik hâsıl olur.  Hırsızları beslerseniz ortada emniyet diye bir şey kalmaz.  Yalnız şu bir gerçektir sık sık değiniyoruz,  unutmayınız.  Yüce İslam bir defa toplumun içinde fakir bırakmaz,  cahil bırakmaz,  hasta bırakmaz.  Üç şeyi bir defa ortadan kaldırır.  Neyi? Cahilliği fakirliği ve hastalığa sebep olacak bütün korumacı hekimliği ortaya egemen kılar.

 

Dakika 1:50:00

 

Hastalık yapan bütün mikroplara karşı engel olur.  İslam’ın kendisi koruyucu hekimliktir.   İslam’ın kendisi zengindir fakir bırakmaz, merhamettir adalettir fakir bırakmaz. İslam’ın kendisi ilimler üstü ilimdir cahil bırakmaz.  3’ünü yerleştirir toplumun ruhlarına, kalplerine ve bütün yaşamlarına.  Ondan sonra adam aç kaldı da bir şey aldıysa bu hırsız değil ki,  bu zaruretten ölmemek için adam bir şey yapmış,  hırsız değil.  Onun aç bırakanlar hırsız.  İslam’ı doğru anlayın.  Vay efendim İslam adamın kolunu kesiyormuş. Tam hırsız gibi hırsızların üzerinde adaletini İslam uygular. Babasına da uygular,  oğluna da uygular, kızına da uygular, torununa da uygular.  Fark etmez,  adalet, ilahi adalet gecikmeyi bile kabul etmez. Adalet tam uygulanacaktır.  Merhamettir bu.  Adaletin olmadığı yerde zulüm ve her türlü kötülük ve soygun vardır.  Adalet tam bir merhamet ve tüm insanlığı kucaklamaktır.  Neden bahsediyorsun sen? Ben doğduğum zaman ailemin içinde hepsi Müslüman,  bana İslami değerleri öğretebilecek çocukluğumdan itibaren ailemde birileri bu işi bilenler olduğu zaman bütün ailelerde bu bilgi yayıldığı zaman o toplumu top ile kimse yıkamaz. O toplum bombalarla yıkılmaz. Toplumu önce cahillikten kurtardı dünyayı,  İslam’ı doğru anlayın doğru anlatın dünyaya. Evet, kıymetliler,  Şanlı Peygamber aleyhisselatu vesselam buyurdu ki kendisine had cezası uygulandıktan sonra hırsıza vurun, mali tazmin cezası verilmez.  Bakın bu kaynaklar saklı kaynaklar olduğu için farklı içtihatlar gelişiyor şartlar farklı olduğu için farklı hükümler gelmiş.  Tam Peygamberimiz zamanında bu değişik şartlar yaşanmış, değişik şartlara değişik hükümler konmuş. Yani her türlü temel atılmış temel çok sağlam.  Bina da mükemmel sağlam. Sen o sağlam bina temel üzeri sağlam bina üzerine çağlara  doğru onu taşımayı bil, çağların değişen şartlarına ve bu işi kavrayanlarla hareket et, iyi bilenlerle. Yüce İslam rastgele kimsenin bir tüyünün incinmesini istemez ama adaleti sağlar.  Karıncayı incitmek istemez, bir serçeyi heder etmeni istemez, ekosisteme zarar vermeni katiyen istemez.  Bir insana zarar vermeyi katiyen istemez,  adalet insanlığı korumak içindir,  suçu ve suçluyu korumak için değil.  Suçtan ve suçludan dünyayı kurtarmak için.  Adaleti doğru anla,  İslam’ı dinini doğru anla, İslam bütün insanlığı kucaklayan Allah’ın rahmeti mağfireti,  adaleti olduğunu iyi anla.  Hukukun üstünlüğü nedir? Tabi adalettir. Üstünlerin hukuku olursa İşte bu dünya böyle. Güçlüler suç işliyor bir kapıdan girip öbür kapıdan çıkıyorsa. Bankalar hortumlanıyorsa, milyonlar,  milyarlar, trilyonlar,  gidiyor da bunlara bir şey yapılmıyorsa garibanlar simit çaldı diye cezaevlerinde tıkılıyorsa bu ne adalettir, ne insanlıktır,  ne insaftır.

 

Dakika 1:55:07

 

Bu zulüm üstüne zulümdür. Fakiri sürekli fakir bırakacaksın,  zengini daha zengin edeceksin, dünyada da huzur arayacaksın, emniyet arayacaksın, olmaz öyle iş. Yanlışın içinde doğru bulunmaz, dalaletin içinde hak olmaz, her şeyi hakikatte arayacaksın. Yüce İslam Allahu Teâlâ’nın kurduğu düzendir. Eşi yoktur, olmadı, olmayacaktır.  Biz Allah’a İnandık, onun kitabına, onun Peygamberine, getirdiği tüm ilkelere, kanun ve kuralların tümüne İnandık.  Kalbimizle tasdik, dilimizde ikrar eyledik.  Bununla beraber kusurumuz, eksiğimiz, cehaletimiz,  gafletimiz var da var, insanız çünkü. Birbirimize faydalı olmamız gerekmiyor mu? İşte onun için çırpınıyoruz. Hanefi uleması ve Hanbeliler sağ el ve sol ayaktan sonra asla başka bir organ kesilmez dediler.  Fakat çalınan şey durumuna göre ödettirilir ve hırsıza tazir cezası verilir.  Kesme işlemi artık biter dediler. Bu iki ekolün yüksek âlimleri.  Hazreti Ali kerremallahu veche efendimiz hazretleri bir hırsız getirilmiş,  yani Hz Ali’ye getirmişlerdir hırsızı.  Oda sağ elini kestirmiş.  İkinci defa hırsızlık yaptığında ayağını kestirmiş.  Artık kesemem diğer elini de kesersem ne ile yiyip ne ile işini görecektir demiş, öteki ayağını da kesersem ne ile yürüyecek ve Allah’u Teâlâ’dan hayâ ederim demiş. Bakın adalet uygulandıktan sonra daha ötesine geçme şansın da yok.  Hz. Ali kerremallahu veche bakın Kuran’ı Kerim’den aldığı emri,  Allah’tan aldığı Peygamberden aldığı emri uygulamış daha ötesine gidemem demiş.  Bu Peygamberimizden de Hazreti Ömer (R.A.)  aynı uygulama Hz. Ömer Peygamberimizden de nakledildiğini söylemiştir.  Malikiler ile Şafiiler onlar ise yine duruma bakılarak kesilir ve tazir cezası verilir demişlerdir.  Çünkü burada da yine hırsızın özellikleri, nitelikleri farklı olabilir.  Onun için farklı içtihatlar burada zenginliği ve rahmeti ortaya koymaktadır.  Öyle hırsız vardır ki oturduğu yerden neler yapar neler yaptırır.  Bunun gibi bunları enine boyuna keşfeden âlimlerimiz mükemmel hükümler ortaya koydular ve içinde bulunduğum şartları hırsızın zaten ihtiyaçtan dolayı bunu yaptıysa o hırsız önce fakirlikten kurtulur. Ondan sonra ona eğitimi-öğretimi yapılır,  cahilse eğitilir öğretilir. Yüce İslam âlemlerin rahmetidir.  İşte bu rahmetin bir tecellisi de insanları eğitip öğretmektir.  Emri Bil Maruf Nehyi Anil Münker.  En büyük Cihat insanların cahillikten kurtulması için Allah’ın emri bil marufunu, nehyi anil münkirini insanlara tebliğ etmektir.

 

Dakika 2:00:05

 

Sen şimdi Kuran’ı Kerimi,  İslam’ı millete öğretmeyeceksin. Onun bunun yazdığı, çizdiklerini öğreteceksin.  Ondan sonra da toplumu cahil bırakacaksın etiketli cahillerle dünyayı dolduracaksın.  Merhametin ne olduğunu bilmeyecek, ahlakın,  adaletin ne olduğunu bilmeyecek.  Ahirete inanmayan bir adamın ve Allah’u Teâlâ’ya hesap vermeyeceğine inanmış bir adam. Ölünce dirilmeye inanmıyor, Allah’a hesap vereceğine inanmıyor.  Şimdi bu İnsanların eline fırsat geçerse bu insanlardan kötülük beklenir mi beklenmez mi?  Bu hangi etiketli olursa olsun.  Şöyle bakın Dünya’ya suçu kimler işliyor?  Dağdaki çoban mı, cahiller mi işliyor?  Yoksa etiketliler daha mı çok suç işliyor?   Eğitimi doğru ver millete, doğru eğitimden geçir milleti,  insanlığın yaratılan fıtratını bozan eğitimle değil,  o fıtratı geliştiren eğitimi ver dünyaya.  Yaratan, yarattığı fıtratın nasıl gelişeceğini en iyi bilen olduğu için Kuran’ı Kerim ile sünnet ve İcma kıyasla, İslami ilimlerle dünyanın o fıtratın gelişip zirveye çıkacağını, yukarı, yukarı,  cennet yukarıda, cehennem aşağıya yukarı götüren ilimleri

 

2:02:05

 

 

 

 

(Visited 68 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}