Tefsir 408-01

408- Tefsir Ders 408 hayat veren nurun keşif notları

408- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 408

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Neml Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 40’ıncı Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Bismillahi Zişân azimû sultan şedidül burhan kaviyyül erkâm mâşââllahu kân Eûzubillahi min külli şeytani insün ve can’’

‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi mineşşeytanirracim min hemzihî ve nefgıhî ve nefsih’’

‘’Bismillahillezi la yedurru mâismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

‘’Eûzu bi kelimatillahittâmmâti min şerri mâ haleka ve zerea ve berea’’

‘’ Rabbi Eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ﴿١﴾

هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ﴿٢﴾

  اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ﴿٣﴾

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ﴿٤﴾

  اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ﴿٥﴾

  وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ﴿٦﴾

 اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ﴿٧﴾

فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿٨﴾

  يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ﴿٩﴾

وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ﴿١٠﴾

  اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿١١﴾

وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ﴿١٢﴾

فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ﴿١٣﴾

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟﴿١٤﴾

 

(صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ)

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hayat veren nurun dersleri, keşif notları ve irşâd notları adları iki cihânın saadet dersleri olan yüce Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendisini sizlere en özlü şekilde vermeye çalıştığınız bu dersimiz ‘’Neml Sûresine’’ gelmiş bulunmaktadır. Okuduğum âyet-i kerimeler Neml Sûresi’nin yüce âyetleridirler. Kur’an-ı Kerim’in içinde ne kadar kelime, âyet, sûre-i celileler varsa bunlar Kelâmullah ’tır Allah’u Teâlâ’nın Kitâbı’nın âyetleridir, bu kitap Allah’ın Kitâbı’dır. Onun için bu Kitâb’ın nazmı celilini de mânâsını da birlikte okumalıdır ve birlikte ders edilmelidir. Her harfine okudukça bir Müslümana on sevap veriliyor her harfine bir ‘’Elhamdü’’ demenin elli sevabı vardır bu asgaridir. Cenab-ı Hak bunları dilediği zamanı 700 kata çevirir ve daha da artıracağını söylediği kıymetli yüce haberler bulunmaktadır.

 

Dakika 5:48

 

Onun için Kur’an-ı Kerim’in okunması ve bilinmesi iki cihânda kurtuluşun tek vesilesidir. Ki, tabii Kur’an-ı Kerim deyince Yüce Allah onun Peygamberi Muhammed ve ortaya konan İslam nizamı “Şeriat-ı Ahmediyye’yi Garrayı Muhammedi’ye” Yüce İslam ortaya çıkmaktadır ki Yüce İslam Allah’ın rahmetinin âlemlere tecellîsi rahmetin ve mağfiretin, merhametin ve mutluluğun cihânı kucaklamasıdır hem de ezelî, ebedî kapsamaktadır. Onun için Kur’an-ı Kerim’i bu hayat veren nurun derslerini hiç mi hiç kaçırmamalıyız. İslam da hatâ yok, hatâ insanoğlundadır. Aczimiz, cehlimiz, gafletimiz ile iş başındayız elbette ki bir bütün varlığımızla aczimizi, cehlimizi, gafletimizi de itiraf ederiz etmeliyiz. Ve Allah’ın lütfu keremiyle de başarılar elde etmek için çırpınmalıyız çok çalışmalıyız. Tembellik İslam’da hiç mi hiç yoktur. Allah’a kul olan da tembellik olur mu? Nefesleri sayılı olanda hiç tembellik olur mu? Olmamalıdır. Aczimiz olur, cehlimiz gafletimiz olur ama tembellik, miskinlik bunlar asla gaflet ve kasvet olmamalıdır. Ve bunların yine Kur’an-ı Kerim’in bu dersleri ile tedâvî edilir. Bütün hastalıkların ruh hastalıklarının bilhassa tedâvîsi kalp hastalıklarının tedâvîsi Kur’an-ı Kerim iledir. Ama bütün cihânı tedâvî edecek nedir derseniz? Yine İslam, yine Kur’an-ı Kerim, yine Muhammed’in önderliğinde yaşanan İslam’dır. ‘’Neml Sûresi’’ Mekkî Sûrelerdendir Mekke-i Mükerremede inzâl edilmiş sûrelerdendir ve âyet sayısı 93’dür, sıra numarası Kur’an-ı Kerim’de 27’nci sırada yerini almıştır ‘’Neml Sûresi’’ de. Şimdi yüce anlamlarını sizlere özlü olarak verelim keşif notlarına, irşâd otlarına geçelim.

 

(طٰسٓ۠) Tâ, Sîn “Allah’u Âlem.” Bunlar sana, Kur’an-ı Kerim’in apaçık bir Kitâb’ın âyetleridir diyor Cenab-ı Hak.

 

Îmân eden mü’minler için hidâyet rehberi ve müjdeci olmak üzere ki, o (mü’minler) namazlarını dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de kesin olarak îmân ederler.

 

Dakika 10:00

 

Şüphesiz biz, âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar ilerisini göremezler, kalpleri körelmiştir. İşte bunlar, kendileri için oldukça ağır bir azâb bulunan kimselerdir, âhirette en çok ziyâna uğrayacaklar da onlardır. Bu îmânsızlığın sonucudur.

 

Rasûlüm ey şanlı Peygamber Muhammed Mustafa Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve sellem! Şüphesiz ki bu Kur’an, şanlı Kur’an, Azîmüşşân olan Kur’an sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından indirilmektedir diyor. Kur’an-ı Kerim Hazreti Muhammed’e bizzat Allah’ın indirmesidir kalbine yerleştirmesidir Cebrâil Aleyhisselâm da orta da elçi olarak görev yapmıştır.

 

Hani Mûsâ Aleyhisselâm, ailesine şöyle demişti: “Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahut bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız?”

Oraya geldiğimden şöyle seslenilmişti: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübârek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!”

 

“Ey Mûsâ! İyi bil ki, ben, mutlak gâlip ve hikmet sahibi olan Allah’ım!” dedi. Cenab-ı Hak Mûsâ’yla orada mülakatta bulundu Mûsâ’ya konuştu.

 

“Âsânı at!” dedi Mûsâ’ya (Âsâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. Dedi ki Cenab-ı Hak Mûsâ’ya: “Ey Mûsâ korkma! Çünkü benim huzurunda peygamberler korkmaz” dedi.

 

“Ancak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığım kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcım, çok merhamet sahibiyim” buyurdu Cenab-ı Hak.

 

“Elini koynuna koy; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mûcize ile Firavun ve kavmine (git) çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır, azmışlardır.” Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. Mûsâ’yı Firavun ve adamları sihirbazlıkla sıfatlandırmaya kalktılar. Peygamberler sihirbazlığı reddederler sihirbazlık hiçbir zaman kabul edilmemiştir. Peygamberlerde hiç olmaz.

 

Ve vicdanları bunların doğruluğuna tam bir kanaat getirdiği hâlde, zulüm ve kibirlerinden dolayı onları bile, bile inkâr ettiler. Peygamberleri inkâr edenler, Kur’an’ı gibi yüce Kitâb’ı Allah’ın Kitâb’ını inkâr edenler bunlar küfrü seçmişlerdir bile bile inkâr edenler az değildir. Bozguncuların sonucunun nice olduğuna bir bak!

 

Dakika 15:02

 

İnanmayan bozgunculuk yapan kimler varsa hep helâk olmuşlardır. Burada sûrenin başında (طٰسٓ۠) Tâ, Sîn harfleri bulunmaktadır bu harflerin anlamı için                                                                                   Allahü a’lemu bi-murâdihî’’  bunlardan ne kastettiğini Allah daha iyi bilir denmiştir ve ilâhî bir sırdır bu harfler ilâhî sırdır. Sûre başlı başına apaçık bir kitaptır. İşte bunlar şanlı Kur’an âyetleridirler. O Kur’an ki (وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ) Kitab-ı Mübin yani belagatli apaçık bir kitap bu süre başlı başına apaçık bir kitaptır. Kur’an-ı Kerim’in bir zaman olur ki bir kelimesi bir kitaptır bir âyeti bir kitaptır bazen de bir sûreti bir kitaptır. Kendi ise yüce bir Allah’ın Kitâbı’dır. Zâlimlerin yuvarlanacağı inkılabın nasıl ve ne şekilde olacağını açık bir şekilde anlatacaktır. Her zâlim devrilmiştir ve bir tepelerine inkılap inmiştir. Çünkü Allah Celle Celâlühü zulme devamlılık vermez. Çünkü zâlimlerin mazlumlara zulmetmesi devamlı değildir bir imtihan süresi gelir geçer.

 

“Namaz dinin direği zekâtta köprüsüdür.” Burada Müslümandan öncelikle istenenlerden bir kısmı işte bunlardır. “Namaz dinin direği zekâtta köprüsüdür.” Buradan cennete uzanan köprüde zekâttır. Sırat ’tan geçmek kolay geçmek istiyorsan îmânın yanında ilim irfânla namaz, cihâd, zekât onlar öncelikle Müslümanda olmalıdır. İnkârcılar ise irşâd kabul etmezler nice kalbi bozuklar vardır irşâd kabul etmezler. Bunlar kör kalpli insanlardır kalpleri körelmiştir (اُو۬لٰٓئِكَ) İşte bunlar (الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ) o kötü azâb kendilerine ait olan kimselerdir. Kalp körlüğü rûhî felâket olduğu gibi nice felâketlere de kapı açar. Kalp körlüğü tam bir îmânsızlıkla başlar. (وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ) “Âhirette ise bunlar daha çok ziyana uğrayacaklardır.” İlâhî bilgiler, ilâhî hikmetler ve ilâhî sırları sana aldıran ve anlatan Yüce Allah’tır ki Kitâbı’yla anlatır, işte peygamberiyle anlatır, kıymetli âlimlerimizin ilmiyle anlatılır. Birde Vehbî yoldan kalbe irfânlar, lutfu ihsânlar verilir bahşedilir kalpte irfânlar oluşur. Bunun için kalbi Kur’an-ı Kerim için iyi çalıştırmalıdır akıl, kalp ve ruh Kuransız yaşamak istemezler. İnkârcılar ise, kendilerini bu yüce ebedî yüce değerlerden mahrum edenlerdir bunlar şaşırmış kimselerdir. Kıymetli dostlarım, burada Mûsâ Aleyhisselâm’dan da Cenab-ı Hak geçmişten bir örnek vermektedir.

 

Dakika 20:50

 

Çünkü Mûsâ Aleyhisselâm Peygamberimizden çok önce gelip geçen peygamberlerdendir. Kur’an-ı Kerim’in geçmişin bütün haberleri de ortaya koyduğu için Kur’an-ı Kerim rastgele bir kitap olmadığı için bir kavim millet kitâbı da olmadığı için evrensel dünyanın sonuna kadar bütün çağların, bütün milletlerin kitâbı olduğu için Kur’an-ı Kerim geçmişi de içine almış yenilenmiş geleceği de içine almıştır. Onun için geçmişin bilinmez kıymetli sırlarını sahnelerini senin önüne dosdoğru koyar. Bunun için çâresizlik anında ateş görünmüştü Mûsâ Aleyhisselâm biran yolculuğunda çâresiz kalmıştı Allah ona bir ateş gösterdi ve onu o çâresizlikten tabii ki kurtaracaktı ve kurtardı. Haber âhirete ait ocak yakıp ısınmak dünyaya ait bir gâye olduğu için olmalı ki her haberin içeriğini iyi anlamalıdır. Mûsâ bu yolculuğunda ateşe ihtiyaç duydu çakmağı çakmadı ateş yakamadı. O zaman Cenab-ı Hak ona, işte ateş gösterdi. O zaman: “Ben gerçekten bir ateş hissettim” dedi Mûsâ herhâlde size ondan bir haber geçireceğim yahut bir kor ateş parçası alıp geleceğim belki bir ocak yakar ısınırsınız dedi. Nitekim gereken Cenab-ı Hak lütfunu kolaylığını onlara gösterdi. Kullar içinde ancak âlimler Allah’tan gereği gibi korkarlar. Âlimlerin önünde de peygamberlerin vardır bütün peygamberlerin imâmı önderi de Hazreti Muhammed’dir (A.S.V). En bilgini peygamberler en bilgini olduğu için onlar da Allah korkusu herkesten fazladır. Allah’tan başka her şey gibi silinip yalnız kavuşma zevki kalır. Allah korkusu varsa birinin kalbimde o kalpten her şey silinir bir tek Allah sevgisi, Allah korkusu kalır. Bu korkunun, bu sevginin amacı da Allah’a kavuşma zevkidir. Çünkü Allah’tan korkan O’na isyân etmez Allah’ı seven O’na itaat eder. Bakın korku isyânı ortadan kaldırıyor sevgi de itaati ortaya koyuyor. Allah’ı seviyorum deyip de isyân edenler yalan söylüyorlar. Allah’ı seven O’na itaat edecek Allah’tan korkan da aslâ isyân etmeyecek. Niçin korkuyorsun? Azâbına çarpılmamak için.

 

Dakika 25:10

 

Öyle ise kötülüklerin tamamını terk et isyân etme Rabbine itaat et. İşte korkunun, sevginin dışarıda görünen esas görüntüsü budur. Kendini kandırma aldatma! Çünkü Allah’ı seviyorum diyorsun itaat etmiyorsun. Sevgilin olsa yanında bir arkadaşın, eşin, sevgilin çok sevdiğin sevgilinin hatırını kırmamak için onu mutlu etmek için elinden geleni yapmaya çalışırsın. Peki, onun hatırını kırınca tabii ki hiç onun da senin de hoşuna gitmeyeceğini bilirsin. Öyle ise tek yüce sevgi Allah sevgisi sende varsa neden Allah’a zevk ile tam zevk ile tam özlemle Allah’a kulluk görevini yapacaksın ki, itaat edeceksin ki sevgini ispat edeceksin. Yoksa yalan söylüyorsun kendine aldatıyorsun, kendini aldatma gerçekçi ol. Eğer Allah’tan korkuyorum diyorsan günah işleme işlememeye gayret et. Haramlardan, isyândan başta kültür, şirk, nifâk, zulüm bunlardan şiddetle uzak kal. O zaman, işte isyân etmez de itaat edersen o zaman doğru söylüyorsun Allah’tan korkuyorsun e Allah’ı seviyorsun.

 

Kıymetli dostlar,

 

Cenab-ı Hak tabii ki Mûsâ’yı Firavun’a gönderdi Firavun’un karşısına onu dokuz mûcize ile donattı gönderdi. Firavun bir devletin hükümdarıydı milleti ona zulümde yardım ediyor o da zâlim birisiydi. Allah’ın mülkünde ne kadar güçlü hükümdar olursan ol, ne kadar güçlü devletler kurarsan kur, ne kadar orduların güçlü orduların olursa olsun, ekonomin ne kadar yüksek olursa olsun zulüm varsa adâlet yoksa bir gün paramparça olur helâk olur yıkılır gidersin ama bu yıkıntı cehenneme olan yıkıntıdır başka yere değil. Firavun adamlarıyla doğru cehennemi boyladılar.  Ebû Cehiller, Nemrutlar, Şeddat’lar ne yaptılar? Zulümleriyle cehennemi boyladılar.

 

Şimdi Cenab-ı Hak Mûsâ Aleyhisselâm’dan kısaca bunun duydurdu. Çünkü her sûrede her olayın bir boyutlu anlatılır tekrar değildir ayrı boyutları anlatılır. Burada bu boyutları verildikten sonra bakın şimdi de Süleymân Aleyhisselâm’dan bahseden bir sahneye geçti.

 

استعيذ بالله

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ﴿١٥﴾

 

(وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ) Dâvûd ve Süleymân’dan Cenab-ı hak bahsediyor ve onlara ilim verdiğini söylüyor.

 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ﴿١٥﴾

وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ﴿١٦﴾

  وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ﴿١٧﴾

  حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ﴿١٨﴾

  فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ﴿١٩﴾

  وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ﴿٢٠﴾

لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَاباً شَد۪يداً اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ﴿٢١﴾

  فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ﴿٢٢﴾

اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ﴿٢٣﴾

  وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ﴿٢٤﴾

  اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ﴿٢٥﴾

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ﴿٢٦﴾

  قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ﴿٢٧﴾

  اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ﴿٢٨﴾

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ﴿٢٩﴾

  اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ﴿٣٠﴾

  اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟ ﴿٣١﴾

 

(صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ)

Dakika 32:55

 

Bu âyetler Süleymân Aleyhisselâm’dan bahsediyor.

 

Andolsun ki biz, Dâvûd’a ve Süleymân’a bir ilim verdik. Onlar: “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun” dediler. Her nimet ham ister, şükür ister hamd şükür İslam’ı bilmek yaşamanın adıdır.

 

Süleymân Aleyhisselâm, Dâvûd Aleyhisselâm’a vâris olup dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden (nasîb) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.”

 

Cinlerden, insanlardan ve kuşlarda müteşekkil orduları Süleymân’ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevk ediliyordu.

 

Nihâyet Karınca Vâdisi ‘ne geldikleri zaman, bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleymân ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” dedi.

 

Süleymân Aleyhisselâm onun sözüne gülümseyerek dedi ki: “Ey Rabbim!” dedi. “Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretme mi ve hoşnut olacağın iyi işler yapmamı gönlüme getir bana lütfet. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat” diye yalvardı.

 

Dakika  35:20

 

Süleymân Aleyhisselâm kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: “Hüd-hüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”

 

“Ya bana (mâzeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azâba uğratacağım yahut boğazlayacağım!” Çok geçmeden (hüdhüd) gelip: “Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim dedi hüthüt kuşu. Sebe ’den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim. “Gerçekten onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkân verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım” dedi.

 

“Onun ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş bunun için hidâyete giremiyorlar” dedi. Bakın, bir kuş bu haberi getirdi hüdhüd kuşu.

 

“Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğiniz ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmezler” dedi. (Hâlbuki) o büyük Arş’ın sahibi olan Allah’tan başka tapılacak yoktur.”

 

(Süleymân Aleyhisselâm Hüdhüd’e) dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız” dedi. “Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak” dedi.

 

(Süleymân’ın Aleyhisselâm mektubunu alan Sebe melikesi): “Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı” dedi. “Mektup Süleymân’dandır, Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla başlamaktadır” mektup böyle başlıyor. “Bana karşı başkaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye yazmaktadır” Süleymân böyle diyor mektubunda.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Şimdi şöyle bir bakalım Anadolu’da ve Yunanlılarda felsefenin ortaya çıkışı Süleymân Aleyhisselâmın zamanında parlayan ilim ve hikmetin tesirinden olmuştur. Dünyadaki medeniyetlerin kaynağı peygamberlerdir, ilerlemenin kaynağı da peygamberlerdir.

Hele Hazreti Muhammed dünyaya Peygamber olarak geldikten sonra dünyada keşif hareketleri ve “Rönesans ve Reform” gibi hareketler hız kazanmıştır, bilimsel çalışmalar hız kazanmıştır. Çünkü İslam A’dan Z’ye ilim irfân dinidir. Bunun için peygamberler dünyada biliyorsunuz ki altın ve gümüş mîras bırakmadılar ancak ilim mîras bıraktılar. Peygamberlerin ortaya koyduğu ilimdir.

 

Dakika 40:05

 

İşte eğer peygamberlerin yolundan insanlar sapmasaydı doğru gelselerdi bilim daha çok mesâfe kat ederdi ilerleme daha çok hız kazanırdı. Ne yazık ki peygamberleri inkâr ederek, Allah’ı inkâr ederek, sırf dünyayı hesaba katarak, âhireti yok sayarak hareket edildiği için ilimden, doğruluk ve dürüstlükten yeteri kadar insanoğlu faydalanamamış, zâlimler dünyada fesat çıkarmaya devam etmişler, bozgunculuk yapmaya devam etmişlerdir. Dünyayı bu şekilde yaşanmaz hâle getirmeye çalışanlar peygamberlerin yollarından sapanlardır. Kimisi peygamberleri inkâr etmişler kimisi de tanrı diye tapmışlar. Bunların hepsi sapıklık ve yanlıştır.

 

Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halîfe yaptık o hâlde insanlar arasında hak ve adâletle hükmet hevâ ve hevese uyma. Allah Peygamberlere böyle demiştir Dâvûd’a da Aleyhisselâm böyle dedi. Adâletle hüküm İslam’da esastır. Bütün Peygamberler adâletle hükmetmeye gelmişlerdir. Hazreti Dâvûd’un 19 oğlundan Süleymân Aleyhisselâm’a bakın geçti vârislik. Niye öteki oğlanları vâris olmadılar? Çünkü o mevki ve makama vâris olmak için adâlet makamına ebetteki ehliyet gerekmektedir bu da Süleymân ‘da olduğu için Dâvûd’un yerine Aleyhisselâm Süleymân Aleyhisselâm vâris olmuştur.

 

Ey insanlar, dedi. (وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ) Ey insanlar! (عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْر) Bize mantıkı-tayr öğretildi yani kuşdili öğretildi. Demek ki kuşdili bundan asırlar önce kuşdilini bilen ortada zatı muhteremler var. O dili bilen o dilin kursunu açar okulunu açar onu da öğretir. Medeniyet zannetmeyin ki, Âdem Aleyhisselâm cennetten çıkmıştır. Medeniyet insan ile başlamıştır cennetten çıkan adamda medeniyet olmaz mı? Kim ilkel ve gayri medenidir? Peygamberlerin yolundan sapanlar ilkelliğe mağaraların içine işte gidenler ilimden, irfândan kendilerini mahrum eden tipler hep böyle kenarda veya ilimden uzakta kalmışlardır. Peygamberin yolundan sapan zihniyet ilimden ve irfândan da uzak kalmış oradan kaçmıştır. Yoksa dünya tam bir cennetten çıkan Âdem ve Havvâ’nın soyundan gelen bir insanlık âlemi vardır. Peygamberler zincirleme o cennet medeniyetini, îmân İslam medeniyetini takip ederek gelmişlerdir takviye ederek hattâ yenileyerek gelmişlerdir. Nâsih ve mensûh bunun için peygamberlere Cenab-ı Hak yeni kitaplar da eski durumları daha önceki şeriatları daha sonraki şeriatla Cenab-ı Hak yenilemiştir. Kur’an-ı Kerim, İslam ise hepsini yenilemiştir geçmişin. Bunun için burada Cenab-ı Hak bak bir mantıktan bahsediyor kuş mantığından kuşdilinden. Bu mantık aslında konuşmak demektir bir ruhu kuvvet bunun çıkış yeri olan bir ruhu kuvvettir.

 

Dakika 45:25

 

Bunun içinde bilinen nutuk konuşma şöyle bir bak, Bakara Sûresi’nin 31’inci âyet-i kerimesinde Hazreti Âdem ve melekler imtihandan geçtiler Hazreti Âdem kazandı. Çünkü eşyanın tamamen isimleri Âdem Aleyhisselâm’a öğretilmişti. Bundan dolayı bakın melekler eşyanın ismini sayamadılar ama Âdem Aleyhisselâm eşyanın ismini bir, bir saydı. Demek ki, ilk insan çok eğitimli, çok medeni ve peygamber cennetten gelmiş bu bizim babamız bütün insanlığın babası. Türkün, Arap’ın, Avrupalının, Asyalının değil bütün insanlığın babası Âdem cennetten gelmiş eğitimli hem de cennet eğitimi ile bir eğitimli. Ama bakın, şeytan onların cennetten çıkmasına sebep olduğu gibi, dünya imtihan meydanı hâline geldi. Artık insanoğlu imtihana tâbî tutuldu. Cenab-ı Hak daima insanoğluna lütufta, yardımda bulundu peygamberleri zincirleme gönderiyordu. Pek çok peygamber geldi dünyaya Allah’tan kitaplar indi Peygamberlere 100 tane sahife peygamberlere geldi. 10’u Âdem Aleyhisselâm’a, 50’si Şit Aleyhisselâm’a, 30’u İdris Aleyhisselâm’a, 10’uda İbrâhim Aleyhisselâm’a olmak üzere İbrâhim’e kadar hattâ Mûsâ’ya kadar 100 suhufla insanlık âlemi Allah’tan gelen o sahife kitaplarla ne yapıyorlardı; Hakk’ı tebliğ ediyorlardı. Mûsâ’ya Tevrât verildi. Ondan sonra aradan uzun yıllar geçti Îsâ’ya da İncîl verildi İncîl Tevrât’ın bazı hükümlerini yeniledi. Daha sonra da aradan yıllar geçince İncîl’in de Tevrât’ın da hükmünü insanlar uygulayamadılar onu koruyamadılar o zaman Cenab-ı Hak geçmişin tamamını yenileyen yüce bir kitap gönderdi ki bu Kur’an-ı Kerim’dir. Geçmişi yeniledi geçmişin bütün değerlerini içine aldı, geleceğin bütün belgelerini de içine aldı. Ve artık dünyada yepyeni bir Allah düzen kurdu Hazreti Muhammed ile. Geçmiş peygamberlere yapılan ihânetlerin aynısı Hazreti Muhammed’e de yapılmak istendi. Geçmiş kitaplara yapılan yapılmak istenen ihânetlerin hepsinden fazlası Kur’an’a da yapılmak istendi ama kimsenin gücü yetmedi. Kur’an-ı Kerim kıyâmete kadar meydan okumaya devam ediyor misli meydana gelmedi gelmeyecektir bozulmadı bozulmayacak. Bu Allah’ın kurduğu nizâmdır. Bu Âdem’le başlamış diğer peygamberlerle devam etmiş Hz. Muhammed’e kadar gelmiş Hz. Muhammed’le artık kıyâmete kadar gitmektedir.

 

Dakika 50:00

 

Onun için kıymetli dostlarımız, bakın kuşdilini dahi Cenab-ı Hak peygamberine öğretiyor Peygamberi kuşdilini biliyor. Çıkardığı sesler de kuşdili demek olur kuşlarda kendilerine mahsus sesler vardır. Şöyle bir bak horozun tık tık diye tavukları çağırmasına bir bak, bu bir konuşmadır bir dil demektir öbürleri onun o çağrısına uyup koşmaktadırlar. Peygambere mûcize olarak kuşlar bakın Hüdhüd’ün söylediği gibi bakın hüthüt bir kuş ama bir peygamberle konuşuyor, peygambere haber getiriyor, peygamberin mektubunu da götürüyor. Hattâ şöyle geri çekiliyor mektup görüşülüyor devletin ileri gelenleri tarafından ve ondan aldığı haberleri de tekrar alıp da getirebiliyor. Şimdi şöyle bir bakın dünya dâima medenî bir ortamı korumuştur ama o peygamberlere isyân eden zâlimler bu medeniyetlerin yok olması için çalışmışlardır. İnsanın dâima yıkıcı ifsat edici bozgunculuk yapan zihniyeti var olagelmiştir kötülerin eline meydan geçtiği zaman işte dünya hercümerce uğramıştır. Çünkü Hazreti Peygambere ağaçlar Hz. Muhammed’e ağaçlar ne yapıyordu; taşlar konuşuyordu. Kuşu bırakın Allah ağaçları Hazreti Muhammed’e konuşturuyordu, taşlar konuşuyordu. Fakat bu mânâya göre de Süleymân Aleyhisselâm’a da kuşdili değil kuşa insan dili bildirilmiş olur. Hâlbuki (عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْرِ) “Bize kuşdili öğretildi” diyor. Süleymân Aleyhisselâmın anlamasında ve anlayışının derinliğindedir mesele buradadır. Kuşun dilinde bakın lügatinde değil aynı zamanda mantığındadır. Hislerini anlamakla kalmıyor ara mantığı işin gizli ilâhî sırlarını biliyordu. Meselâ, onların şakımalarındaki Yüce Allah’ı tesbih ve tazimlerini anladığı gibi ordusunda hizmette dahi onları kullanıyordu. Bakın, ordusunun bir kısmı da kuşlardan meydana geliyordu bir kısmı da cinlerden meydana geliyordu. Kuşun aslı hayat anlayışındadır uçma ilminin dahi öğretilmiş olmasıdır. Kuşa da Cenab-ı Hak yaratırken uçma ilmini öğreterek onu yaratıyor. Bunun için Süleymân’a sabah gidişi bir aylık mesâfe akşam dönüşü de bir aylık mesâfe olan rüzgârı verdik diyor. Dikkat et! Bugün hava ulaşımı zannediliyor ki bugün şurada işte 40,50,100 senelik olay zannediyorlar. Hayır, hava ulaşımı daha önceki peygamberlere verilmiştir. Süleymân Aleyhisselâm’a özel bir rüzgâr emrine veriliyor bu rüzgârın özelliğini bilen var mı? Yok, ama hava ulaşımı var ortada hem de ordusuyla.

 

Dakika 55:00

 

(فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ تَجْرِي بِأَمْرِهِ رُخَاء حَيْثُ أَصَابَ) (İlâ Âhir) “Süleymân’a istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı emrine verdik” diyor Cenab-ı Hak Sâd Sûresi 36’ncı âyet-i kerime. Havanın Süleymân Aleyhisselâmın emrine verilmiş olması bu ilimle ilgili olduğu gibi göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir anda bir tahtın getirili vermesi maddesindeki (عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ) bakın burada da kitaptan bir ilimden bahsediliyor. “Kitaptan bir ilim” bu da Neml Sûresi’nin 40’ıncı âyet-i kerimesinde bu ilim olması gerekir. Netice olarak “mantıkı-tayr’da” kuşdilinden başka bir mânâ vardır. Yani mantıktır kuşdili değildir diyen Keşfül Esrâr sahibi ile beraber bizde buna meşhûr olduğu üzere yalnız kuşdili demeyi yeterli görmeyip Kur’an-ı Kerim’in lafzını koruyarak kuş mantığı demeyi uygun buluyoruz burada bir kuş mantığı var. Ve o kuşlar yaratılırken o mantık eğitimi ile birlikte fıtratlarına konarak yaratılmıştır. Bütün mahlûkat yaratılırken bir fıtri eğitimle, öğretimle, öğrenimle yaratılmışlardır. Bu yaratanın her şeye kâdir olduğunun kudretinin her şeye yettiğini açık belgeleri dopdoludur îmânsızlığa hiç zerre sebep yoktur. Her şeyi îmâna çağırıyor. Çünkü her şeyi Allah’ın kudretinin büyüklüğünü ispat ediyor.

(عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْرِ) Bize kuş mantığı öğretildi demekle peygamberliğini anlatmış olduğu gibi mümkünü anlatarak da şöyle demiştir: “Ve bize her şeyden verildi” diyor. Görüyorsunuz ben kazandım ben yaptım demiyor bakın peygamber “bize verildi” diyor öğretildi diyor. Rabbisini tanıyarak her şeyi Rabbisinin verdiğini tam bilerek onun şuurunda ifadeler kullanıyor. Şimdi burada îmânlı kişinin mantığıyla îmânsızın mantığı hiçbir zaman bir olmadığı ortadadır.

(اِنَّ هٰذَا) “Şüphesiz ki bu öğretilen ilim ile verilen servet (لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ) doğrusu apaçık bir lütuftur” diyor. Lütuftan başka bir şey olmaz ki; çünkü Allah vermese kimse bir şey alamaz. Materyalistler bunu bilemezler onların mantığı buraya çalışmıyor. ‘Haşrün’ haşr aslında halkı bir yere toplamaktır haşrın anlamı. (جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ) “Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan askerleri toplanmıştı” diyor. Bakın Süleymân Aleyhisselâmın askerleri böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık diyor. Buna rağmen insan şeytanları cin şeytanları peygamberlere birinci derecede düşmandırlar.

 

Dakika 1:00:05

 

Bu dünyanın imtihan âlemi olmalarının olmasının sebeplerinden biridir. (فَهُمْ يُوزَعُون) “Burada hepsi bir arada onun tarafından düzenli olarak sevk ediliyorlardı.” (حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ) (حَتّٰٓى) diyor karınca vâdisi üzerine vardıklarında (حَتّٰٓى) burada iptidaiyedir. Karınca vâdisi Şam’da veya Taif’te veya Yemen’de karıncası çok bir derenin adı olduğu söylenmektedir. Karıncalar birçok hayvan meraklıları tarafından incelenmiştir bunların komuta ile hareket ettikleri ve birbirlerine tebligat yaptıkları ve postacıları ve kontrolörleri bulunduğu kaydedilmiştir bir şeyler yani anlattıklarını biliyoruz. Karıncalar bakın birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar. Şimdi bir uzman yuvalarının önüne bir şeker koyuyor karınca yuvalarının önüne bir uzman bir şeker koyuyor, bir kısmı bunu haber alıp yemeye başlıyorlar. Derken şekerin üzerine biraz rakı döküyor bir kısmı kaçıyor bir kısmı yiyor sarhoş oluyor yiyenler kaçanlara da yiyenlere de başka renkte boya ile işaret ediyor bu uzman. Kaçanlar yuvaya haber veriyorlar bir müddet sonra kalabalıkla gelip sarhoş olanları öldürüyorlar. Bu karıncalar âlemindeki bir uzmanın incelediği neticesinde ortaya çıkıyor. (قَالَتْ نَمْلَةٌ)      Bir karınca dedi ki, Süleymân Aleyhisselâmın ordusu giderken ona doğru o “Karınca Vâdîsi’ne” doğru bakın burada (قَالَتْ) dediğine göre bu karıncanın dişi bir karınca olduğu da ortaya çıkıyor. “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin Süleymân ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin” diyor. Yani Süleymân sizi çiğner, ezer, atar demiyor. Süleymân ve ordusu diyor bakın (لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ) diyor. Yani bilerek karıncayı da incitmeyeceğini bakın bir karınca mantığında bu var. Bir Müslümanın, bir peygamberin karıncayı bile incitmeyeceğini ancak farkında olmadan bu işlerin olabileceğini bir karınca mantığı bunu ifade ediyor. Burada ince bir karınca siyaseti de vardır. Fahrettin Râzî der ki: Karıncanın emretmesi şunun içindir ki, Süleymân Aleyhisselâmın büyüklüğünü görürlerde Yüce Allah’ın kendilerine olan nimeti hakkında inkâra düşerler diye korktu.     “Sakının sizi kırmasınlar” demekten kastı bu idi. Bakın yani morallerinin kırılması idi. Bu şekilde dünyalığa dalmış kimselerle oturup kalkmanın sakıncalı olduğuna bir uyarı vardır diyor Fahrettin Râzî.

 

Dakika 1:05:05

 

Yani o emri veren karınca diyor kendi karıncalarının Allah’ın büyüklüğünü unutmasınlar Süleymân’ı büyük zannedip de Allah’ın büyüklüğünü unutmasınlar diye böyle yaptı diyor. Şimdi burada İslam’ın ruhuna uygun bir anlayıştır buda güzel bir mantıktır bunun üzerine onun sözünden gülerek tebessüm etti. Süleymân Aleyhisselâm karıncanın öyle dediğini anladı (فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا) O zaman Süleymân Aleyhisselâm gülümsedi. Karıncanın kavmi hakkındaki tedbir ve siyaseti çok hoşuna gitti Süleymân Aleyhisselâmın ve şöyle dedi; (وَقَالَ) dedi (رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي) bak ne diyor; “Ey Rabim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat” diye Süleymân Aleyhisselâm da bakın ben anladım ben yaptım demedi nimetin, ilmin, irfânın her şeyin Allah’tan olduğunu ve ondan olacağını ona şükretmeden kulluğun olmayacağını burada o da güzel bir îmân mantığıyla, peygamber mantığıyla böyle dile getirdi. Nefsine düzen ve disiplin koymasını istedi insanlar daima nefsini bir düzen disiplin içinde Allah’a itaat halinde olmalıdır. İşte Süleymân Aleyhisselâm bütün peygamberler bunların başında Hazreti Muhammed olmak üzere hep böyle en güzelini kulluğu yaparlar. Geçmiş nimetlere şükür diğeri de (وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ) diye gelecek için bakın, hoşnutluğa uygun olacak şekilde iyi hizmetler yapmaya muvaffak olmak ki, (وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ) iyi kullarının içinde ilâhî rahmetine beni kat diyor. Kutsal ruh hâli fazilet duygularının önderi olması gereken devlet adamlarına çok yüksek ilhâmlar verecek dersleri içinde bulundurmaktadır. İşte bu vicdan, bu mantık, bu merhamet, bu Allah’a kulluk, Allah’a teslimiyet devlet adamlarında olacak. Zâlimleri milletin başına geçirip de millete kan kusturanlar hiçbir zaman devlet adamı olamazlar. Devletin kuvvetlerini ve işlerini teftiş ve tetkik etmek devlet adamının görevidir devlet işleri öyle ihmâle gelmez. Onun içinde bakın ne diyor; “Niye dedi ben Hüd-hüd’ü görmüyorum?” Kuşları bile teftiş ediyor falan kuş olmuş falan ki olmamış demiyor içinde bir tek kuş dahi ordunun içinde niye yok diyor neden görmüyorum bunu diyor ve bizzat kendisi orduyu teftiş ediyor. Dikkat et! Hazreti Muhammed cephelerde ordusunu teftiş ederken birinin karnı azıcık ileriye geçmişse o karnını dahi aynı seviyeye getirttiriyordu.

 

Dakika 1:10:00

 

Öyle yerli yerince bir Allah’ın huzurunda hazır ol vaziyette bir Allah askeridir her Müslüman komutanıyla, askeriyle, rütbelisiyle, rütbesiziyle, siviliyle, askeriyle her kul Allah’ın emrinde hazır ol vaziyettedir derin saygı Allah’adır. Allah’a saygısı olan, sevgisi olan asker ve komutan görevini güzel yapar, vatanını iyi müdafaa eder. Dinsizin îmânsızın vatanı olmaz bunaldı mı kaçar vatanı satar. Çünkü kutsal değeri yok, kutsal inancı yok bundan dolayıdır ki tabii ki nice din îmân olmayanlarında vatanını savunduğunu görürsünüz. Ama bu bir dinli îmânlının savunması gibi değildir o da onun kendine göredir. Şeytanında kendi ilkeleri için nasıl çalıştığını biliyoruz. Bugün dünyanın en büyük zâlim ve despotlarının da kendi çıkarları nasıl çalıştıklarını biliyoruz. Orada o milleti sömürmek için kanını emmek için neler yaptığını biliyoruz. Şer güçlerde çalışır ama hiçbir zaman zâlimin çalışmasıyla âdillerin çalışması aynı değildir. Îmânla küfür ezelî ebedî aynı değildir olamaz. Onun için zulümle adâlette aynı olma imkânı yoktur. Devletin kuvvetlerini ve işlerini teftiş ve tetkik etmek devlet adamının görevidir. Herkes üzerine düşen görevi yerli yerince yapmak zorundadır.

 

Şimdi hüdhüd hangi kuş diye soran olursa bu kuşa karkara eden yani nâme ve ezgilerle öten kuşa denir ki, buna “çavuş kuşu” ve “ibibik” dedikleri kuştur. “Hethededen” alınmadır yani hüthüt “hethededen” alınmadır ve ona “hüdehit” dahi denir “ulebit” vezninde ve “hüdâhit” denilir. “Ulâbit” vezninde ve hüthüt ötmesi çok olan güvercin kuşuna dahi bu denmiştir ‘Âsım Efendinin Kamus ’unda da böyle geçmektedir. Hüdhüd kelimesi çavuş kuşunda isim diğerlerinde vasıf yani bir özelliktir.

 

Âlûsî şöyle der: Kokar kuş diye bilinir ki, kan yer. Demirî’nin zikrettiğine göre de Ebû’l Ahbâr haberler babası, Ebû’l Rebî bahar babası ve Ebû Sümâme ve benzer künyelerle künyelenir. Okçuların kanadını kırdığı hüthütçük gibi söyleşilerde olmuştur.

 

Kâdî Beyzâvî de şöyle diyor; Süleymân Aleyhisselâm Beyti Makdis ‘in inşasını tamamlayınca hac için hazırlanınca Harem-i Şerif’e gitti yani Kâbe-i Şerif’e gitti diyor Süleymân Aleyhisselâm Beyti Makdis ‘in inşasını tamamladıktan sonra diyor hac için hazırlanıp Harem-i Şerif’e gitti yani Beytullah’a Kâbe-i Şerif’e.

 

Dakika 1:15:00

 

Yemene yöneldi burada tabii Kâbe de istediği kadar kaldıktan sonra yemene yöneldi. Sabahleyin Mekke’den çıkıp öğleyin Sana’ya vardı arazisi hoşuna gitti oraya kondu fakat su bulamadı. Hüdhüd ise, yol göstericisiydi suyu iyi bulurdu. Bunun üzerine onu aradı bulamadı. Çünkü Süleymân Aleyhisselâm indiğinde havada bir devir yapmış diğer bir Hüdhüd’ün durduğunu görmüş yanına inmişti ikisi anlaşmışlar bunun üzerine onun anlattığını görmek üzere beraber uçmuşlar. Daha sonra ikindiye müteakip gelip olayı anlatmıştı Beydâvî bunu anlattıktan sonra Yüce Allah’ın hayret verici kudretinde ve özel kullarına bahşettiği husûsiyetlerde belki bundan daha büyük şeyler vardır. Uçan şeylerin bir posta veya keşif uçağı gibi düşünülmesi de mümkündür. Uçağı görüp bilen zamanımız inkârcılarının bunları inkâr etmesi ise büsbütün mânâsızdır.

 

Kıymetli dostlarım,

 

Hz. Muhammed’in bir gecede yedi kat gökleri aşarak sidre-i müntehayı da aşarak „Kâbe Kavseyn’e ulaşarak cenneti cehennemi gezerek Allah’ın en büyük âyetlerini görerek dünyaya geri dönmesini ancak îmânlı kalpler kabul eder. Îmânsıza zorlamıyoruz illâ inan falan diyen yok. Ama bunlar birer gerçek hakîkat. Süleymân’ın da bakın hava ulaşımıyla bugün böyle bir imkânlara Cenab-ı hak onu da sahip kıldığını görüyoruz. Bu yapılanların adı hüdhüd ama bakıyorsunuz ki keşif uçağı görevi yapıyor. Adı bunun hüdhüd adı bir kuş ama yaptığı işe bakın.

 

Yine Süleymân Aleyhisselâm’a karşı Allah tarafından bir uyarı inceliği vardır. Ne diyor hüdhüd: “Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim diyor. Bakın, bir kuş bir Süleymân’ın bilmediğini biliyor Aleyhisselâm. Bugün Süleymân Aleyhisselâm’a bakın, bir o kuşun durumuna bakın. Demek ki bir insan ne kadar büyük insan peygamber de olsa bilmediği olabiliyor olabilir. Allah bildirince bilir. Onun için kim olursa olsun hangi mütefekkir hangi filozof olursa olsun bildikleri vardır, bilmedikleri vardır, doğruların vardır, yanlışları vardır bunlara saplanıp kalmamak lâzım dâima doğrunun adresini takip etmek lâzım. Sebe bir kabile ismi Yemen’de evleri olan mağrip şehrine de isim olmuştur işte ‘’Sebe Sûresi’nde’’ de geleceği üzere. Ben bir kadın buldum diyor hüdhüd kuşu yani Sebe’nin hükümdarı bir kadın hükümdar getirdiği haber buydu. Bu kadının adı “Belkıs Binti Şerâhil” diye kaydediyor bu Beydâvî’ ye göre. Ebû’l Fidâ tarihinde “Belkıs Binti Hedahid Bin Şurahbil denilmiş.

 

Dakika 1:20:05

 

Ve 20 sene meliklik melikelik ettiğini zikir olunmuştur. Onlara melike bulunuyordu kendisine her şeyden verilmiş ve büyük bir tahtı da vardı. Yani güçlü Bir kadın hükümdardı. Bunun için vâhid haber tabi hüdhüd kuşunun getirdiği haber bir vâhid haberdi. Süleymân Aleyhisselâm olayı araştırdı vahit haberle amel etmedi haberi güçlendirdi ondan sonra gereğini yaptı. Sebe Himyeliler Arap oldukları için demek ki, Süleymân Aleyhisselâm onlara mektubunu ne yapmıştır; Arapça yazmıştır. Memleketin beyleri büyükleri diye tercüme edildi.

 

قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ ﴿٣٢﴾

قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ ﴿٣٣﴾

قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ﴿٣٤﴾

  وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ﴿٣٥﴾

فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ﴿٣٦﴾

  اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ﴿٣٧﴾

  قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ﴿٣٨﴾

  قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي  عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ﴿٣٩﴾

  قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِراًّ عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ﴿٤٠﴾

 

(Sonra Melike) dedi ki; Yani Belkıs o kadın hükümdar devletin ileri gelenlerine: “Beyler, ulular!” dedi. Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işim kestirip atmam” dedi. Görüyorsunuz Melike istişâre kurulunu çalıştırıyor zorbalık yapmıyor bir kadın hükümdar Belkıs.

 

Onlar şöyle cevap verdiler: “Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; bakın orada da bir itaat var. Artık ne emredeceğini düşün taşın.”

 

Melike yani kadın hükümdar, “Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhâlde) onlardan böyle yapacaklardır” dedi. Yani savaş yapmayalım başka çağrıya bakalım dedi Melike kadın hükümdar.

 

Dakika 1:25:25

 

Hele de karşısında Süleymân var (AS.) o peygamber Süleymân Dâvûd oğlu Süleymân var. Ki, buna karşı koymak akıllının işi değil hele bir peygamber.

 

Şimdi kıymetli dostlar; “Ben (şimdi) dedi onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. Şimdi Süleymân’ı hediyelerle oyalayacağını zannetti kadın ki bu kendi açısından normaldir ama bir de siyaseti de yok değildir.

 

(Elçiler, hediyelerle) gelince Süleymân Aleyhisselâm şöyle dedi:    “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz hediyenizle böbürlenirsiniz.”

“(Ey elçi)! Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak sûrette hor ve hakir hâlde oradan çıkarırız” dedi. Kim? Süleymân Aleyhisselâm. Bu da devletin onuru ve gururu, kuvveti, karşıya yansıyacak şiddeti olmalıdır. Çünkü düşman güçten anlar ilimden, irfândan anlamaz ki, gücünü tanıdıktan sonra ilmine bakar, îmânına bakar, adâletine bakar, doğruluğuna bakar, önce gücünden anlar düşman bunu unutmayasın.

 

(Sonra Süleymân Aleyhisselâm müşavirlerine) dedi ki: “Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike’nin kadın hükümdarın tahtını bana getirebilir” dedi.

 

Dakika 1:28:14

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 78 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}