1- Ders 1 Fıkhı Ekber hayat veren hayatveren

In this video

FIKH-I EKBER DERS 1

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillahi. Rabbi’lâlemin. Vessalâtü vesselâmü âlâ seyyidina Muhammedin ve âlâ alihî ve sahbihî ecmain. Subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alîmul hakîm. Rabbişrahli sadri ve yessirli emrivahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli. Rabbi zidni ilmen ve fehmen ve elhıkni bi’s salihin. Bi-rahmetike ya erhem‘er-râhimîn. Allahümme allimni mâ yenfeuni …….. ve zidnâ ilma. Ya Muallim Muhammed Mustafa Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem allimni…. Muhammed Mustafa Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem…. tekabbel minni Ya Rabbi Ya Rabbi Ya Rabbi.

1:56 Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, bu dünyayı ilimleri ile aydınlatan, gökyüzünde ebedi yıldızların en parlağından daha parlak olarak parlayan İslâm âlimlerini rahmetle anıyoruz. İnsanlığın hayrına çalışan, sulh ve adalet için hukukun üstünlüğünün, barışın, sevginin, kardeşliğin, huzurun, sosyal devletin ve sosyal adaletin cihana hâkim olması için bu çalışan göz nuru döken ne kadar âlimlerimiz varsa onların tümüne Allah ebediyyil ebed rahmet eylesin, mağfiret eylesin. Evliyaların sertacı Hz. Muhammed onların önderidir (aleyhissalatu vesselam). Tüm peygamberlerin imamı olan Hz. Muhammed’dir. Âlemlere rahmet olarak, Allah’ın rahmetinin tecellisi olarak, âlemlere rahmet olarak gönderilen şanlı peygamber Hz. Muhammed’dir (aleyhissalatu vesselam). Onun yolunda ilim yıldızları olarak parlayan dünyanın en büyük hukukçuları, en büyük kâşifleri, ne kadar dünyada imanlı, İslamlı âlimlerimiz, bu yolda gayret sarf edenlerimiz varsa Allah onların üzerinden rahmetini eksik etmesin. Biliyorsunuz ki Hz. Muhammed´in okulunda ashâb-ı güzîn okudular. Gökyüzünde parlayan yıldız oldular. Zifiri karanlıklarda dünyayı aydınlattılar. Onların okulunda da tâbiîn okudu. Tâbiîn devri de yıldızlarla doldu, gökler parladı. Tâbiînden sonra da tebe-i tâbiînin devri âlimlerle dolup taştı. Ve bunların içinde en çok öne çıkıp parlayanlardan biri İmâm-ı Âzam Ebû Hanife Hazretleridir (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn). 5:05 Onun üzerinden Allah’ın rahmeti hiç eksik olmasın ve diğer âlimlerimizin de ve şehitlerimizin de gazilerimizin de mücahitlerimizin de tüm ümmet-i Muhammed´in, mümin olan, “Allah’ın kuluyum” diyen, bütün varlığıyla yüce değerlere, Yüce İslâm’a ilmi delillerle, hak delillerle İslâm’a sarılan tüm müminlere de Allah “Çok mu çok razı oldum” deyinceye kadar Allah rahmet eylesin.

Kıymetli dostlarımız, İmâm-ı Âzam´ın Fıkhı-ı Ekber´inden bütün dünyaya keşif notları, irşat notları vereceğiz. Fıkh-ı Ekber, İslâm imanını sağlam delillerle ortaya koyan, bir imanın gerçek iman olması için İslâm’ın delillerine dayanarak iman etmeli, bu imanı ebediyyil ebed korumak için imanı mahveden, imanı imanlıktan çıkaran ne kadar küfür, şirk, nifak gibi tekzip gibi tehlikelerden imanı korumak için her âlimimiz çok güzel eserler vermiştir. Ama İmâm-ı Âzam´ın Fıkh-ı Ekber’i kaynak mı kaynak, kök mü kök bir eserdir. Bunu bütün dünyanın iyiden iyiye öğrenmesi, gerçek hak iman ile iman etmesi, bu imanı ebediyyil ebed koruması, bu imanla cennete girmesi gerekmektedir. İmansız cennete girmek yok. İman etmek kolay. İmanı korumak, imanı küfürden, şirkten, nifaktan korumak meselesi, işte zorluk buradadır. Bunun için dikkat edilecek ne kadar önemli konular vardır. İşte bunlara değinmeye çalışacağız.

Kıymetli dostlarımız, “Salih kimselerin zikredildiği meclislere Hakkın rahmeti yağar” buyurmuşlardır. İslâm’ın büyükleri böyle demişlerdir. İmâm-ı Âzam da biliyorsunuz İslâm’ın büyüklerinden, salih kimselerden, yüksek âlimlerimizden, en öne çıkmışlardan birisidir. Onun için Sevgili Peygamberimizin “Nesillerin hayırlısı benim çağdaşlarımdır”. Bakın, Peygamberimiz kendi asrını, sahabeleriyle beraber yaşadığı saadet devrini kastederek diyor ki: “Nesillerin hayırlısı benim çağdaşlarımdır” diyor “sonra onları takip edenleridir” diyor. İşte mesele burada. Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu, anladığı, anlattığı İslâm’ı delillerle bilip iman etmeli ve amel-i salihe geçmelidir. Bütün çırpınışımız budur insanlığın hayrına. Tüm insanlığın kurtuluşuna gelmiştir Yüce İslâm. Bu da ilmi delilleriyle bilmekle mümkündür. İslâm’da birinci dereceyi kazanan biliyorsunuz, muhacirlerdir. Tövbe Suresinin 100. ayet-i kerimesinde Yüce Rabbimiz bakın muhacirleri nasıl övüyor. Çünkü bunlar ilk defa İslâm için kelime-i tevhid getirip İslâm’ın cihana yayılması için küfre, şirke, batıla, dünyanın bütün zalim ve zorbalarına karşı göğüs germişler ve Hakkı müdafaa etmişler, nice zulüm ve işkencelere katlanmışlardır. Muhacirler birinci derecede dünyanın en büyük kahramanıdırlar Hz. Muhammed’in çevresinde, yakınında. Ve ondan sonra ensar gelmektedir. Ensar da bunlara yardım edenler. “Onlara güzellikle tabi olanlar yok mu?” bakın “İslâm’da birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar yok mu? Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır”. İşte muhterem izleyenler, bütün mesele Allah´ın kulundan razı olması, kulun da Allah’tan razı olması. Kulun Allah’tan razı olması ne demektir? İslâm’ı bütünüyle seve seve kabul edersin, tasdik edersin, ikrar edersin, seve seve onun amel-i salihlerini işlersin, Allah’ın hiçbir emrine itiraz etmezsin, edemezsin. Bu inançla Allah-u Teâlâ’yı razı etmeye çalıştığın zaman bütün samimiyetinle Allah da senden razı olduğu zaman ebediyyil ebed her şeyi kazandın demektir. Bunu beceremeyen her şeyi kaybetti demektir. Bu imanla başlar. İmâm-ı Âzam da bunun için dünyaya en kıymetli eserlerden kök kaynak eser, delillerle Fıkh-ı Ekber´ini ortaya koymuştur. Şimdi bundan size keşif notları vermeye çalışacağız. Tabii bu dayandığımız kaynak eserlerden de bazılarını haber verelim sizlere. İbn-i Hacer el-Heysemî çok kıymetli bir İslâm âlimidir. Hem de Şafiî ekolündeki yüksek âlimlerdendir. İmâm-ı Âzam´a hayran olanlardandır. Şimdi bunun gibi yüksek âlimlerin fikirlerine yer vererek dersimiz devam edecektir. Yüce Allah tam, samimi ihlas ile anlayıp dinleyen, art düşüncelere kapılmayan ve Allah’ın rızasını arayan kullar zümresine ilhak eylesin. Yüce Allah’a bitmez tükenmez hamd-u senalar olsun. Şanlı Peygamberine salat-u selam olsun. Bu âlimlerimize de bol bol Allah’ın rahmeti üzerlerinden ebedi eksilmesin. İşte âlimler, meliklerin saltanatı onların ayakları altındadır. Âlimler, ilimle Allah´ın rızasını arayan kişilerdir. Mevkilerde, makamlarda, saltanatlarda bunların gözü yoktur. İmâm-ı Âzam´ın avucuna dünya konduğu halde dünyayı elinin tersiyle itmiş, hiçbir halifeden hediye bile kabul etmek istememiş ve etmemiş. Tehlike gördüğü zaman da onu korumuş, sonra iade etmesini vasiyet etmiş, haktan taviz vermemiş.

Kıymetli dostlarım, âlimler yıldızlara nurları ileten ana yıldız yani güneş gibidirler. Çünkü insanlık, ilmi ışıklarını âlimlerden alır. Âlimleri yok sayarsanız geriye ne kalır? Tarihte Beni İsrail´in bazıları, içindeki bazı gruplar ne yaptılar? Peygamberleri katlettiler, âlimleri katlettiler. Allah’ın hışmına yakalandılar. Bugün İslâm âlemi kendini gözden geçirsin. Âlime, ilme değer vermezsen geriye ne kalır? Başıbozuklar kalır. Her kafadan bir ses çıkar. Nitekim çıkıyor. İşte görüyorsunuz. Milletin kafasını allak bullak etmek için neler yapılmıyor ki? Allah bunların bütün şerlerinden emin eylesin. Allah´tan başka hiçbir ilah olmayıp o tek olan Allah´a kulluk yapmak, o Allah’tan gelen ilimleri öncelikle kavramak, ona göre iman etmek. Allah’ın nasıl istiyorsa, kendini bize nasıl tanıtıyorsa, Kur’an ile Hz. Muhammed’le onu öyle tanıyıp öyle iman edeceğiz. İşte Fıkh-ı Ekber´de İmâm-ı Âzam bunun için çırpınan büyük mü büyük, güneş üzerine doğan yıldızlar gibidir. Güneşi de bir büyük yıldız kabul ederseniz, ondan da daha büyük yıldızlardır. Bunlar ışığını nereden aldılar? Âlemleri aydınlatan Hz. Muhammed’in ışık deryalarından aldılar. Ona da Allah rahmetiyle tecelli etti, ilmiyle tecelli etti. Bunlar insanlığın tümünün hayrına tecelli eden nedir? Ebediyyil ebed insanlığı kuşatan Allah’ın rahmetinin tecellisidir. İslâm, bütün insanlığı kuşatan Allah’ın rahmet tecellisidir. Bu imanla başlar, akaitle başlar. Onun için şehadet ise insanı maarifin kemâline ulaştırır.

Kıymetli dostlarım, tevhid imanını elde etmek ve tevhid imanıyla şehadet getirmek ve maarifin kemâline ulaşmaktır. İşte İslâm seni bu zirveye çıkarıp oraya ulaştırmaya geldi. Haydi, aziz dostlarım. Allah’ın hidayetiyle, tevfikiyle, avni muavenetiyle biz azmedelim, Allah’ın yardımını bol isteyelim, çalışarak isteyelim. Muhammed (aleyhissalatu vesselam) ki öyle Allah’ın resulü ki o, halkın zahiri ve batini manada hidayetleri için çalışan âlimlerin feyiz kaynağı Hz. Muhammed’dir. (aleyhissalatu vesselam). Neden? Yüce Allah, yüce ilminden kendi kitabı olan Kur’an-ı Kerim´i Muhammed´in bağrına yerleştirdi. İslâm, Kur’an, ilimler Muhammed’in bağrından parladı (aleyhissalatu vesselam). Vahy-i ilahi onun kalbine yerleştirildi. Hz. Muhammed’siz dünya hayal bile edileme efendim Kur’an-ı Kerim’siz, İslamsız dünya hayal bile edilemez. Yazık olur bu dünyaya. Bu dünya, gökler, yer Allah­’ın mülkü. Allah mülküne İslâm ile rahmet tecellisiyle tecelli etmiştir. Hz. Muhammed ise âlemlere rahmet peygamberidir. Kıymetli dostlarım, salât-u selam Hz. Muhammed´in üzerine olduğu gibi onun âline, ashabına, ezvacına, etbaına da salat-u selam olsun bizden.

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, biliyorsunuz ki İmâm-ı Âzam tâbiîn devrinde yaşamış, ashâb-ı güzînle de görüşmek nasip olmuş. Tâbiînin yüksek âlimleriyle de tamamıyla da görüşmüş, İslâm okulunda tabiatüstü ilimleri okumuş ve dünyanın en büyük fakihi, fıkıh âlimi olmuştur. Fıkıh ne demek derseniz, Yüce İslâm’ın bütün lehte ve aleyhteki emr-i ilahileri, hükümleri delilleriyle bilmek demektir. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe´nin okulu dünyayı okutan bir ekol haline gelmiştir. Artık dünyada çok büyük müçtehitler yetişmiş, âlim yetişmiş ama hepsi İmâm-ı Âzam´ın ekolundan mezun olanlardan faydalanmış. Bunu büyük âlimler sonradan bir bir itiraf ettiler. İmâm-ı Âzam´ın ekolünde ve onun mezhebine intisap edenlerin sayısı dünyada daima çoğunlukta olmuştur. Dünya Müslümanlarının en az üçte ikisi her asırda Ebû Hanîfe’nin İslâm anlayışına hayran kalmışlardır. Diğer âlimlerimiz de çok mu çok kıymetlidirler. Efendim, şöyle bir bakalım. Bu ekolden nice âlimler yetişmiştir. Şimdi şöyle bir mevzu olduğu söylenen bir hadis-i şerif rivayet edilmektedir. “Ebû Hanîfe-i hüve sıracû ümmeti- Ebû Hanîfe ümmetimin kandilidir”. Şimdi bunu mevzu olarak kabul ettiğiniz zaman fakat dünyadaki 14-13 asırlık tarihe bakarsanız, İmâm-ı Âzam´ın ilminin dünyayı aydınlatmasına bakarsanız bu bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Ebû Hanîfe’nin kemâl ve fazileti herkesçe meşhur ve mütevatir olan züht ve takvası dünya âlimleri tarafından bilinmektedir. Bir tek ehl-i bid’at karşı çıkar, zındıklar karşı çıkar, cahiller, mutaassıplar karşı çıkarlar. Yoksa İmâm-ı Âzam gibi ve diğer büyük müçtehitlerimize o kâşif, fakih ulemaya dil uzatılamaz. İmam Şafiî Hazretleri bakın ne diyor (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn). Dünyanın en kıymetli âlimlerinden biri de onun ekolu de çok kıymetlidir. Bak ne diyor İmam-ı Şafiî Hazretleri: “Bütün insanlar fıkıhta Ebû Hanîfe´nin iyali (yani talebesi), çocuklarıdır” diyor. İmam-ı Şafiî Hazretleri, İmam-ı Malik´e soruyor: “Ebû Hanîfe´yle buluştuğunuzda onu nasıl gördünüz?” diyor. Bak, İmam-ı Mâlik Hazretleri de dünyanın en büyük yıldızlarındandır, ilim yıldızıdır. Bakın İmam-ı Mâlik de ne diyor: “Bir kimse gördüm ki” diyor “eğer şu direk hakkında altındır, diye konuşsa delilleriyle ispat ederdi” dedi. Bakın, o da hayran. İmâm-ı Âzam´a o da hayran. Yine İmam-ı Şafiî Hazretleri, İmâm-ı Âzam’ın kabrinin yanında namaz kılarken, Bağdat’ta, bakın kunut yapmamış. Niçin yapmadığını sormuşlar da İmam-ı Şafiî’ye: “Şu kabrin sahibi bulunan imama hürmet ve edebimden dolayı kunutu terk ettim” demiştir. Çünkü kunut hakkında İmâm-ı Âzam´ın dayandığı delilleri o biliyor. Kendi delillerini de biliyor. Onun için İmâm-ı Âzam´ın ilmine o da hayran. Çünkü bunların hepsi o ekolden faydalandılar. O delilleri, Kur’an-ı Kerim’i, sünneti, icmayı, kıyası onlar oradan çok faydalandılar, o delilleri güzel anlama konusunda. Bakın, Fudail bin İyaz ne diyor. Fudail bin İyaz kim biliyor musunuz? Çok büyük bir âlim ve evliya. “Ebû Hanîfe fıkhı ile maruf, takvasıyla meşhur bir kimseydi”. Görüyorsunuz işte. Bir âlim ve evliyanın dilinden “Ebû Hanîfe fıkhı ile maruf, takvasıyla meşhur bir kimseydi”. Şimdi Fudail bin İyâz, Hicaz’ın, Hicaz Bölgesinin en meşhur âlimlerindendir. Hem de evliyaların büyüklerinden, tasavvuf âlimlerindendir. Bizim Müslümanlarımız tarihini, kendi âlimlerini ne kadar biliyor? Herkes kendini bir sorgulayıversin. Ne kadar biliyorsun kardeşim? Üzülerek ifade edeyim ki Besmeleyi okumayı bilemeyenler âlimlere dil uzatıyorlar. Birisi onların ağzına mikroplu sakız vermiş, onu çiğniyorlar. Düşman onların ağzına tükürmüş. O tükürüğü sakız diye çiğniyorlar. İslâm âlimlerine dil uzatanların hali budur. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yolunun göklere uzanan sağlam direkleri amelde dört mezhep, itikatta iki tanesi öne çıkmıştır. Sadece bunlardan ibaret değildir ama bunlar öne çıkmış. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yolu da budur, selef yolu da budur, Yüce İslâm da doğru anlayanların ekolu da bu ekoldür. Buna da dikkat edin. Birini cahiller övüyorsa hiç değer vermeyin. Âlimler övüyorsa orda bir değer vardır. İmâm-ı Âzam’ı cihanın âlimleri övüyor. Bakın, Abdullah İbn-i Mübarek ne diyor: “Bu takvasından dolayıdır ki bir cariye satın almak istediğinde müşavere için uzun yıllar bekledi” demişti. Dikkat et. Hiçbir işini, Allah’ın rızasına uymayacak işleri hiç mi hiç yapmak istememiş ömründe, cariye alırken bile. Nadir bin Sumeyr şöyle diyor: “İnsanlar fıkıhta sanki uykudaydı. Onları bu uykudan Ebû Hanîfe İmâm-ı Âzam uyardı” diyor. Nadir ibn Sumeyr kim biliyor musunuz? İşte bunları çok iyi bilmek gerekmektedir. Bu da Horasanlı olan, çok kıymetli İslâm’ın âlimlerinden birisidir. Horasan erenlerindendir. Kıymetli dostlarımız, yine Îsâ bin Mûsâ bakın, bu zat “Bugün dünyanın yegâne allamesidir” demiştir. Bu Îsâ bin Mûsâ da İmâm-ı Âzam için böyle söylüyor. Abbasi Halifelerinden Ebû Cafer El-Mansur’un da bu kardeşidir. Takvası, ilmiyle de meşhur birisidir. Bakın, Mansur yani halife, Abbasi Halifesi Mansur bir gün İmâm-ı Âzam’a şöyle söyledi: “Ey, Numan, ey Ebû Hanîfe! Bu ilmi kimden aldınız?” dedi. İmâm-ı Âzam hayatında kimseye yağ yapmamış, tam doğruyu, istikametin tam adamı, onur âlimi olmuştur. Allah çok rahmet eylesin. Ne diyor biliyor musunuz? İmâm-ı Âzam Halifeye şöyle cevap verdi: “Hz. Ömer’den ilim alanlar vasıtasıyla Ömer’den aldım. Hz. Ali’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz. Ali’den aldım. İbn-i Mesut’tan ilim alanlar vasıtasıyla da İbn-i Mesut’tan aldım” diye gerçeği dile getiriyor. Halife Mansur da “Sen işini gayet” diyor “sağlam tutmuşsun” diyor. Yani İmâm-ı Âzam ilmini Hz. Muhammed’den alanlar ashâb-ı güzîndir. Ashâb-i güzînin de en öne çıkmış yüksek âlimleri vardır ki işte onlardan diyor “ilim alanlar vasıtasıyla oradan aldım ilimleri” diyor. Şimdi bu Halife, İmamın ilmini bu kadar takdir ettiği halde ne yazık ki o İmama bakın zulmetmiştir. İmamı kadı yapmaya arzu etti. İmâm-ı Âzam’a dedi ki “Sen” dedi “baş hâkim olacaksın”. İmâm-ı Âzam kabul etmeyince de ona yüz kırbaç vurdurdu. Böyle bir âlime bu zulüm yapılır mı? Bu kim olursa olsun. Ve onu hapsetti. Hapiste hakkın rahmetine kavuştu. Beytülmal eminliğini kabul etmediği için de yirmi kırbaç vurdurduğu rivayet edilmektedir. Hazineleri İmâm-ı Âzam’a teslim etmek istediler ama o, onu da kabul etmedi. Çünkü İmâm-ı Âzam o görevi alınca birileri gelip orada adaletin önüne engel olacaklardı ve o da onları bildiği için, katiyen haksızlığa bir defa tahammülü olmayan takvanın sahibi. Ebû Hanîfe şöyle derdi: “Herhangi bir meselede Resul-i Ekrem’den bir hadis gelirse başımız, gözümüz üzerindedir ve başımız, gözümüz üzerindedir. Ashâb-ı kiramdan bir şey gelirse, bunlarda sünnete uygun olanı tercih ederiz. Fakat bir meselede hadis ve sahabenin kavli bulunmazsa tâbiîni taklit edemeyiz. Çünkü biz de içtihat etmekle memuruz”. Yani iş içtihada kalınca diyor “Biz de içtihat ederiz”. İçtihat ne zaman yapılır? O konuda asli delil, ayet ve hadis gibi nas bulunmadığı zamandır. Onu da müçtehit âlimler iyi biliyorlar. Müçtehit olmayanın bu konuda bir kelime söz etmeye hakkı yoktur.

Evet, kıymetli efendiler, Ebû Hanîfe bütün geceyi ibadetle geçirirdi; gündüzünü ilim, irfanla geçirirdi. Yine ne diyor büyüklerden birisi: “Ebû Hanîfe’den daha sabırlı, daha çalışkanını görmedik” demişlerdir. Birçok insanlar böyle söylerdi. Yine Ebû Yûsuf, İmam Muhammed ki dünyanın en büyük müctehidlerden, İmâm-ı Âzam’ın iki büyük talebesidir bunlar (rahmetüllahi aleyhim ecmaîn) ve İmam-ı Züfer bu da Abdullah ibn-i Mübârek, Reys bin Sa’d, İmam Mâlik bin Enes, Mis’ar bin Kıdâm bunlar dahi İmâm-ı Âzam’ın talebelerindendir. Dünyanın en büyük âlimleri bunlar. İbn Mübarek’in bakın yanında İmâm-ı Âzam anıldığı zaman “Dünya kendisine arz olunduğu halde ondan yüz çeviren kimsenin halinden mi bahsediyorsunuz?” dedi. Bütün dünya İmâm-ı Âzam’a arz olundu ama o dünyayı elinin tersiyle geri itti ve Allah’a, Hakka yöneldi, ahirette yöneldi. İlimle Allah’a yöneldi, insanlığın hizmetine. Fıkıh ilminin dünyanın en büyük âlimlerinden biridir, fıkıh ilminde. Ebû Hanîfe öyle bir insandı ki kendisinden çok defalar rica edilmiş hatta tehdit bile edildiği halde yine hiçbir zulme karışmamıştır. Nerede zulüm var oraya karışmamış, zulme engel olmaya, zalime zulmünden vazgeçirmeye imkânlarıyla uğraşmıştır. Halifeden hiçbir şeyi kabul etmezdi. Yalnız bir defa Halife Mansur, adamlarından Hassan bin Kahtaba isminde bir şahıs ile on bin dirhem göndermiş, İmam bunu reddedememiş. Oğlu Hammâd’a vasiyet ederek vefat eder etmez o on bin dirhemin ona getiren Hassan isimdeki şahsa iade etmesini istemişti. Yani geri iade ediyor, vasiyet ediyor. Oğlu Hammâd babasının bu vasiyetini yerine getirmiş. Halifenin adamı Hassan ise ne diyor bakın: “Allah rahmet etsin. Babanız dinini bizlerden korudu.” diyerek hayretini belirtmişti. Bakın, İslâm halifeleri adaletle hükmetmedikleri müddetçe onlarda da zülüm vardır, onlar da zalimdir. Adaletle hüküm edeceksin. O zaman halifesin, o zaman hükümdarsın, devlet adamısın. Adaletle hükmedeceksin. Hz. Ömer gibi, Hz. Ebû Bekir, Osman, Ali gibi, Abdülaziz gibi, Ömer İbn-i Abdülazîz gibi ve tarihte dünyaya hâkim olan, cihan devleti kuran İslâm hükümdarları gibi adaletle hükmedeceksin. İlmi ve âlim önde ve yüksekte tutacaksın. İlmi ve âlimi yüksekte tutmayan milletler zorbalara esir olurlar, cahillere köle olurlar. Nitekim bak şu dünyanın haline. Dünyada bugün adalet, merhamet, sulh ve barış, kardeşlik olsa terör üretilir mi? İnsanlar, kadın, erkek ve çocuk demeden kitleler halinde insanlar öldürülüyor. İnsanlarda vicdan kalmamış. Hani medeniyet çağıydı? Hani insan hakları vardı? Nerede? Birilerine var, öbürlerine yok öyle mi? Bu sırtlanlar âlemindeki adaletten de daha büyük zulüm sistemleridir bunlar, dünya barışı, adaleti bütün insanlığa egemen kılınız. İmâm-ı Âzam bunun önderi ve rehberidir.

 43:29 Ders 14-12

Bu dersi ashaptan, Hz. Muhammed’den almıştır. Kaynağı tabiatüstü üniversite, İslâm’ın ilimleridir. İmâm-ı Âzam (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn) bir yüksek İslâm âlimidir. Muhammed’in (aleyhissalatu vesselam) kıymetli bir ümmetidir. “Benim görüşüm şudur. Takip ettiğim yol bundan ibarettir”. Bakın, o bütün imkânlarını ilmi delillere dayar ve böyle derdi. Ebû Hanîfe borç verdiği kimsenin duvarının dibine dahi oturmadığı rivayet olunmuş. Niye? Borç verdiği insanın duvarının dibine dahi oturmadığı. Faiz olur korkusuyla. Bir de verilenler Allah için verilir. Borç, ödünç verdin. Allah için verdin. Allah için verdiğin zaman onu sevabını direkt Allah’tan kat kat katmerli alacaksın. “Ben falancaya para verdim” diye onu töhmet altında bırakmayacaksın. İmâm-ı Âzam bu konuda da zirveyi yaşayan ehl-i takvanın önderlerindendir. Ticarette vekil yaptığı kimseler eğer şeriata aykırı bir alışverişte bulunsalar onların elde edilen kârları tamamını fukaraya dağıtırdı ve onu sermayesine katmazdı. Şeriatta uygun olmayan bir alışverişi katiyen kasasına, sermayesine katmazdı. Şüphe etti mi onları götürür hemen fukaraya dağıtırdı. Ticarette de son derece helâl kazanç peşindeydi, alın teri. Kazancı vermek içindi, almak için değil. Ticareti vermek içindi, almak için değil. Bütün sermayesinden elde ettiği kârları ulemaya, fukaraya, talebelere öncelikle yatırım yapıyor, mücahitlere yatırım yapıyordu. Hep Allah’ın rızasına, i’lây-ı kelimetullahın yükselmesine hizmet etmekten amacının olmadığı görülmektedir.

Evet, kıymetli efendiler, her İslâm âlimi kıymetlidir. İmâm-ı Âzam da çok kıymetli olan zat-ı muhteremlerdendir. İmâm-ı Âzam’ın menâkıbı (din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye) hakkında bu zikrettiklerimiz, hududu belli olmayan denizden bir damla gibidir. Daha İmâm-ı Âzam hakkında bunlar bir damla. İmâm-ı Âzam ilmin deryası. İmam, “Allah-u Teâlâ’ya esmasıyla dua ederim. Bu dua bereketiyle sanıyorum.” dedi bir gün. Bunun için söyledi. Gece-gündüz, insan gücünün üstünde tahammül edilmez, geceleri daima âbit (köle), gündüzleri zahit ve mücahit. Sürekli ilim okutuyor. Geceleri ibadette, Allah’ın huzurunda kıyam duruyor. “Buna güç yeter mi?” diye soruyorlar. O da bu cevabı verdi yani “Güç kuvvet benden değil Rabbimden geliyor” dedi.

Evet, kıymetli efendiler, insanlık için İmâm-ı Âzam, Allah’ın ilimle insanlığa bir tecellisidir. İlmi tecelli, rahmeti ve lütfudur. Çünkü İslâm dini kıyamete kadar İslâm âlimleriyle devam edecektir. İslâm mükemmel mi mükemmel bir din. İslâm’da eksik de yok, kusur da yok. Eksiklik, kusurluk onu bilmeyen cahillerde ve insanoğlunda. İşte dünyaya İslâm’ı doğru tanıtacak bu şekilde âlimler var olagelmiş, var ola devam edecektir.

Ders 49:19 28.12

Ama kökü inkâr ederseniz dallar işe yaramaz. O dallar kurur, gider. Yani bugün çıkmış birileri, kendini öne çıkarmış ne İmâm-ı Âzam tanıyor ne Mâlik tanıyor ne Şafiî ne Hanbeli tanıyor. Kendi aynada kendi egosundan başka bir şey görmemiş. Hatta geçmişini neredeyse yok etmeye de çalışıyor. Bunlar cahil ve serseridirler. Bunlara sakın değer vermeyin. Bazıları da İmâm-ı Âzam’ın arkasına saklanarak kendine terviç (destekleme) yapmaya çalışıyor. Bunlara da dikkat edin. Samimi olmayanlara dikkat edin.

Kıymetli efendiler, Alliyyü’l Kârî de İmâm-ı Âzam hakkında Fıkh-ı Ekber’in şerhini yazanlardandır. Ve Teftâzânî gibi ve diğer birçok kıymetli âlimlerimiz bu konuda çok güzel bilgiler vermişlerdir. Biz de sağlam kaynaklara dayanarak sizlere İmâm-ı Âzam’ın Fıkh-ı Ekber’inden keşif notları vermeye çalışacağız İnşallah-u Teâlâ. İmam Beyhakî’nin tahrîc (bir hadis isnadıyla birlikte bir kitapta nakletme) ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) şöyle buyurmuşlardır: Arapça Kısım 51:28-52:18 Hadis O, âlemlerin rahmet peygamberi Hz. Muhammed bakın ne buyurdular (aleyhissalatu vesselam): “Allah’ın kitabından size herhangi hüküm verilirse” yani Kur’an-ı Kerim’den herhangi hüküm verilirse “onunla amel lâzımdır. Terk edildiğinde özür kabul edilmez”. Özrü olmayanın hangi özrünü, niye kabul edeceksin? “Eğer aradığınız hükmü Allah kitabında bulamazsanız benim sünnetime tabi olunuz. Sünnetimde de hükme ait bir şey bulamazsanız ashabıma, dediklerine sarılınız”. Benim ashabıma müracaat ediniz. Onların dediklerine sarılınız. “Zira ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Herhangi birinin sözünü alsanız hidayet bulursunuz. Ashabımın ihtilafı da sizin için bir rahmettir”. İşte kıymetliler, ashâb-ı güzîn içindeki ihtilafların da rahmet olduğunu söylüyor Şanlı Peygamberimiz (aleyhissalatu vesselam). Bu hadis-i şerifi Suyûtî, Cezilül Mevahib Fi İhtilafi Mezahib adlı eserinde tahriç etmiştir. Efendim, Seyyid Afifî, Hayat’ulİmam adlı eserinde bunu zikretmiştir. Bedir Harbinin sonunda yapılan istişarede esirlere yapılacak muamele hususunda yani bu ihtilaftan bir örnek verelim. Ebû Bekir (radiyallahu anh) “Fidye alalım” dedi. Ömer ise “Bunların cezalarını verelim” der. Bu iki görüş de Peygamberin huzurunda taraftar bulmuştu. Neticede Peygamber Efendimiz, Ebû Bekir’in görüşünü tercih etmiş, ona göre hareket edilmişti. Ayet-i kerime nazil olarak ikinci görüşü faziletli kılmakla beraber Ebû Bekir’in görüşü olan fidyeyi takrir etti. Böylece aslında iki görüş arasındaki muhalefet de vahiy ile tasdik edilmiş oluyordu. Görüyorsunuz ki Cenab-ı Hak ikinci görüş, Ömer’in görüşünü daha çok kabul ettiği halde öbür görüşü de takrir ediyor. Bu da yerleşmiş oldu. Onu kaldırmadı. Kıymetli dostlarım, işte daha sonra İslâm âlimleri tabii aramızda, biz onların arasında, onlar bizim aramızda sürekli ne ashap kalır dünyada ne de tâbiîn kalır. Ama ilim, irfan, Kur’an, sünnet, icma, kıyas, bunları iyi bilen âlimler kıyamete kadar olur. İşte bizim dikkat edeceğimiz konu burasıdır. Aslı elde iyi tutmak. Aslı bilmek ve aslı korumak. Asıldan fere, bilinenden bilinmeyene terakki ederek çağları ilimlerle kuşatmak ümmet-i Muhammed’in görevidir. Elimizde bütün deliller mevcuttur. Şahane mi kıymetli âlimlerimiz mevcuttur. Deliller eldedir. Evet “Bugün hiçbiriniz burada öğle namazını kılmasın. Beni Kureyza yurduna vardığında orda kılsın” buyurmuştu Peygamberimiz ve bu da değişik şekilde uygulandı ama hiçbirine Peygamberimiz itiraz etmedi. “Hangisine tabi olursanız hidayet üzere olursunuz”. Bakın, ashâb-ı güzînden hangisine tabi olursanız ama sağlam, o kaynağı iyi ele geçireceksin “Hidayet üzere olursunuz” buyruldu.

Evet, kıymetli dostlarımız, rastgele taklit İslâm’da yok, ilmi belgelerle. Müçtehidin ilminden dolayı müçtehit taklit edilir. Niye? Müçtehit ilimleri delileriyle bilir. Müçtehit olmayan hiç kimse taklit edilmez. “İmâm-ı Âzam mezhebindenim” demenin anlamı budur. İmâm-ı Âzam’ın ekolundaki bütün âlimler, İslâm’ı, Kur’an’ı, sünneti, icmayı, kıyası, asli ve feri (ayrıntılı) delilleri ne yapıyorlar? İslam’ı delilleriyle biliyorlar. Onun için onlar, o ekole intisap edenlere de Hanefi mezhebinin müntesipleri (müçtehide bağlanmış) deniliyor. Burada ilim esastır ve belgeler, deliller, diğer ekoller de böyle.

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, Peygamberin (aleyhissalatu vesselam) ashabının kendi aralarındaki bu tür ihtilafı insanlar için bir rahmet olduğunu unutmamalıdır. İbn-i Sa’d, Ömer İbn-i Abdülazîz’in şöyle dediğini rivayet eder: “Ashâb-ı kirâm arasında olan ihtilaflar beni çok sevindirdi. Arap’ın en kıymetli malı olan hecin develeri benim olsaydı bu kadar sevinmezdim”. Niye? İhtilaflar olacak ki değişen şartlara çareler bulmak da kolaylaşacaktı. İhtilaf rahmettir. Kimin ihtilafı? Âlimlerin ilmi yarışmalarındaki olan ihtilaf. Onlar ilmi yarışmadır. Bir ağacın çeşitli dallarıdır. İlim ağacının çeşitli dallarıdır. Yine Beyhâki ise “Eğer ashap arasında ihtilaf vaki olmasaydı ruhsat da olmazdı”. Ruhsat olmayınca hayatta yaşamak zorlaşır. İslâm ise hayatın en kolay yaşanma tarzını, en mutlu ve en güzel hayat tarzını ortaya koymuştur. İslâm’da zorluk diye bir şey yok. İslâm, dünyadan zorluğu kaldırmaya geldi. İslâm’ın olduğu yerde her çare vardır, zorluklar yoktur. İslâm’ı iyi anlamamışsan, anlamak istemiyorsan sana diyeceğimiz bir sözümüz olmaz ki. Adam bilmiyor, bilmek de istemiyor. Buna bir şey diyemeyiz ki. Bizde dayatma yok. Ama adam Müslüman olmuş, İslâm’a inanmış, ondan sonra tabii ki bu ilimle, âlimle hareket edecektir. Müslümanlık görevi budur. Ya âlim olursun veyahut da ilimle, âlimle hareket edersin. İşte müçtehit mezhep bunun için lazımdır. Âlim olmasa, ilim olmasa cahiller karanlıkta gözleri bağlı gidiyor. Bunlar birer birer düşecekler düşeceğe yerlere. Yeryüzünün mezhep dediğiniz zat-ı muhteremler dünyaya ışık tutan ilim önderleridirler. İslâm’ı delilleriyle, belgeleriyle bilen zatlardır. Onun için hiçbir müçtehide, onun ekolüne, hak mezheplere sakın dil uzatmayın. O dilleriniz ya çürür veyahut da çok büyük zarar görür. Sakın öyle yapmayın. Bir âlim, Kur’an-ı Kerim’e, sünnete, icmaya, kıyasa dayanmadan ortaya bir hüküm beyan etmez, edemez. Harun Reşit, İmam-ı Malik’in Muvatta’sına bakın ne yapmak istedi? Bunu, bu kitaba insanları mecbur etmek istedi Harun Reşit. Bakın, İmam-ı Malik buna hemen kendi karşı çıktı, görüyorsunuz. İşte âlim odur. “Benim kitabım okunsun dünyada, başkası okunmasın. Ben işte hadisleri biliyorum. Medine âlimiyim” demedi. Bakın ne diyor İmam-ı Malik? Şimdi bugünün naylon ilahiyatçıları İmam-ı Malik’in bu sözünden gereken dersi alsınlar. O naylonlar var ya doğru dürüst ne Kur’an-ı Kerim’i biliyorlar ne sünneti ne icmayı ne kıyası ne asli ilimleri ne de feri ilimleri doğru dürüst bilmiyorlar. İnsanlığı kendilerine terviç yapmaya çalışıyorlar. Dört mezhebi yok sayacak, kendine çevirecek. Bakın bu zihniyete ta o gün İmam Mâlik dünya âlimle dolu, ne dedi (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn): “Ey, müminlerin emiri!” diyor bakın Halifeye. Harun Reşit’ diyor. “Bunu emretmeyiniz. Benim kitabımı millete mecbur etmeyiniz. Peygamberin ashabı da bazı feri mesellerde ihtilaf ettiler. Bu sahabeler çeşitli beldelere yayıldılar. Bundan dolayıdır ki müçtehitler arasında ihtilaflar olacaktır. Bunlar ise ümmet için Allah tarafından verilmiş bir rahmettir. Her biri kendince sabit olan delil ile amel ettiklerinden hidayet üzeredirler”. Gördünüz mü? İşte âlim gibi âlimler hep böyle söyler. Bugün çıkmış birileri kendilerinden başka dünyada kimse olmamış gibi bahsediyorlar. Hem de rant peşinde koşuyorlar. Bunlar bu çağın Belamlarıdırlar. Belam da Firavun tarafını tuttu, Musa’ya karşı koydu, belasını buldu. O rantiyeciler de dini kullanan, din istismarcıları da ilimsiz, belgesiz, kendi enaniyetini, havasını ve kuruntusunu ilim olarak ortaya koymaya çalışanlar, bu çağın Belamlarıdırlar. Cenab-ı Hak bunları dili dışarıya çıkmış havlayan, harıl harıl soluyan köpeğe benzetmiştir. Âlim, ilmiyle amel edendir. Ona buna rastgele ağzındaki mikropları saçan demek değildir. Âlim ilmiyle amel eden, cihana ilmin ışığıyla cihanı aydınlatandır. Müslümanlara ateş püskürüyor birileri. Ondan sonra birkaç tane sırtlanın alkışını alıyor ve kitap satıyor veya cahillerin veya gafillerin veya tertemiz insanların. Bilmiyor çünkü. Bunların alkışını alıyor ve ondan rant sağlıyor. Bunun içinde öyle sırtlanlar var ki ona alkış tutan, Müslümanları karalıyor ya, orada İslâm düşmanların o işine geliyor. Ey Belam, Kur’an-ı Kerim’i, sünneti anlat. Ağzındaki pisliği Müslümanlara bulaştırma, insanlığa bulaştırma. En zayıf Müslüman senden daha şereflidir cahil olduğu halde. Çünkü senin gibi art niyeti yoktur, art düşüncesi yoktur. Rantiyeci ve istismarcı değildir.

Evet, kıymetliler; 1:09 08.1.2017 biz hiçbir Müslümana toz kondurmayız ama cehaletle savaşırız. İlmi belgeleri ortaya koyarız. Bu insanlığa olan görevlerimizdir. Herkes ne kadar çalışırsa, gayret ederse o kadar faydalanır. Sonra otorite kimdeyse, güç kimin elindeyse, onlar da kendi imkânları kadar baş sorumludurlar. Herkes görevini doğru yapmalıdır. Herkes görev başına. “Ey Abdullah’ın babası. Allah seni her işinde başarılı kılsın” dedi Malik Hazretlerine Halife böyle dedi, dua etti. Malik’in bu sözü Halifenin de çok hoşuna gitti. Sakın böyle bir şey yapmayın. İnsanlara çok çeşitli kebirler ulaşmış; hadisler ve rivayetler, eserler dinlemişlerdir. Bu bakımdan her beldenin halkı takip ettikleri yolda serbest bırakılmalıdır. Çünkü her beldenin halkının önünde bir âlim var. O âlimin de elinde ilmi belgeler vardır. O ilmi belgeler, bir başkasının elinde olmayan belge bu berikinin elinde olur. Yeter ki Kur’an-ı Kerim’i bilsin, sahih hadisleri bilsin ve müçtehit derecesinde veya müçtehitlerin yolunu takip edecek kadar bir ilme sahip olsun. “Her müçtehit içtihadında isabet eder. Allah’ın hükmü müçtehidin zanlına tabidir” diyenlerin sözlerinin kıymeti anlaşılır. Böyle diyen değerli zatlar vardır. Çünkü gerçek müçtehitler için bunlar. Bu söz çeşitli şekillerde dört mezhebin imamlarının her birinden rivayet edildiği gibi Şafiî ve Hanefi âlimlerinin çoğu ile Kadı Ebû Bekr el-Bâkılanî tarafından da tercih edilmiştir. Evet, kimdir bu zat-ı muhterem Kadı Ebû Bekr Muhammed el-Bâkılanî? Bu, büyük bir usul âlimi ve fıkıh âlimidir. Amelde Malikidir ve Basra’da doğmuş ve Bağdat’ta vefat etmiş kıymetli bir âlimdir (rahmetüllahi aleyhim ecmaîn). “İsabet eden müçtehide iki, hata edene ise bir sevap vardır” hadis-i şerifine de zıt değildir. Yani bu söz, bu hadis-i şerife de zıt değildir, demişlerdir.

Kıymetli efendiler, İmam-ı Süyûtî’nin de dediği gibi “Hata eden tabiriyle evla ve efdal olanı idrak edemeyen kast edilmiştir. Yoksa hata değildir bu”. Nedir? Evla vardır, bir de efdal vardır. Aradaki derece farkıdır. Aynen Bedir Harbindeki efendim esirlerin durumunda olduğu gibi. Efdal olan neydi orada esirler hakkında? Hz. Ömer’in fikriydi. Peki, kabul edilmediği halde hüküm niye değiştirilmemiştir? Bakın, efdal olduğu halde hüküm değiştirilmemiştir. Çünkü o an için öyle olması da Cenab-ı Hak tarafından kabul edilmiştir. Bakın, burada evla ile eftal müçtehitlerimizin yani hakkında konuşurken ölçülü, edep ve terbiye sınırlarını aşmamak gerekir. Evet, Hz. Ömer (adiyallahu anh) verdiği bir hükmün daha önce kendisi tarafından verilen hükümle birbirilerini tutmadığı zaman, bakın buraya da bakın “O zaman içtihadımız öyleydi. Şartlar onu gerektiriyordu. Şimdiki içtihadımız da böyledir.” demiştir. İçtihatlar içinde bulunduğun şartlara göre. Aslında hiçbir değişim olmaz. Şartlar değişir. O asil olan hükümler değişen şartlara uygulanır. Müçtehit bunu güzel bilir.

Evet kıymetli izleyenler, ilimden nasip almak bir insana Allah’ın hikmet nasip etmesidir. Yüce Allah’ın en çok hayır verdiği insanlar dünyada fıkıh ilmini iyi bilenlerdir. Allah birine eğer fıkıh ilmini nasip etmişse ona çok büyük hikmetler, hayırlar vermiştir, en büyük rütbe verilmiştir. İşte bizim fakihlerimiz böyle kıymetli zatlardır. İmâm-ı Âzam da (rahmetüllahi aleyh) bunlardan biridir. En önde gelenlerdendir. Birbirine zıt iki görüşü sahip olan iki müçtehit kendilerine birbirine zıt iki şeriat verilen peygamberlere benzer. İkisinin de sözleri doğrudur. Mesela geçmişteki peygamberlerin şeriatları bir sonraki peygamberin şeriatı tarafında neshedilmiştir. En son da Hz. Muhammed’in şeriatı geçmişin tamamını yenilemiştir. Onun için “müçtehitlerin içtihatları” da diyor “bunlara benzer” demişlerdir. Bunu diyen kim? İmam-ı Kerbeli, İmam-ı Şafiî’nin böyle söylediğini rivayet etmiştir ki bak bunu söyleyen İmam Şafiî Hazretleridir. Yani “İmâm-ı Âzam’ın içtihadı beni tutmuyor” diye tenkit etmiyor, bak. Veya “Benimki ona uymuyor” veya “Ötekininki buna uymuyor” demiyor. Niye? Hepsi aynı kökünce diyorlar. O kökte nice dallar olduğunu keşfediyorlar. Bunlar müçtehitler kâşif âlimlerdir. Efendiler, nasa, delile ya da icmaya muhalif şekilde yapılan içtihatlar hatadır, batıldır. Eğer Kur’an-ı Kerim’e aykırıysa bir içtihat, sünnete delillere aykırıysa işte bu batıldır. Bunu da hiçbir müçtehit yapmaz. Evet, Kadı İyâz, eş-Şifâ’sından “Hak ve doğru olan söz, bütün müçtehitler içtihatlarında isabet etmişlerdir” sözüdür. Kadı İyâz böyle diyor. Evet kıymetliler, Kadı İyâz kimdir? Kadı İyâz, Mağrip’te efendim doğmuştur yani Kurtuba’da kadı olarak bulunmuştur. İslami ilimlerde allamedir (derin ve çok bilgisi olan), cihan âlimlerindendir. Bakın, müçtehitler hakkında böyle diyor. Aklını başına al. Kimisi çıkmış Mâturîdî beğenmiyor. Kimisi çıkmış Eş’arî beğenmiyor, kimisi çıkmış Maliki’yi beğenmiyor, kimisi Şafiî’ye, kimisi Hanbeli’ye, kimisi de İmâm-ı Âzam’a dil uzatıyor. Sizin haddiniz değil bunlar. Aklınıza başınıza alınız. Bunlar İslâm dinini delilleriyle bilip keşfeden zat-ı muhteremlerdir. Dikkat edin. 1:19:46 15.1 Bunlara rahmet okuyun, rahmet. Bütün dünya onların ilmi mirasını harcıyor, mezhepsizler bile. Mezhepsizlere, bu ilimler hangi kanaldan geldi? Dört mezhebin âlimleri, bütün muhaddisler, bütün fakihler, bütün müfessirler, bütün diğerleri hepsi bu dört mezhebe bağlı olarak ilmi delilleri koruyarak geldiler. İlmi delilleri o ekolun âlimleri getirdiler bugüne kadar bunları. Bugün Buhârî, Müslim, Tirmizî ve diğerleri ve diğer bütün muhaddislerimiz bak bakayım nereye bağlılar? Ders Mustafa 11.01 1:20 Her biri bu dört mezhepten birine bağlı. Bunların içinde Mutezile’si, Hâricîye’si, ötekisi berikisi, kaç tane var. Bunların elinde ilmi delil mi var? Dört mezhebin içinde hırsızlık yapan, hırsızlar dört mezhebe dil uzatan haydutlar. Hem oradan alıyorlar alacaklarını hem de oraya dil uzatıyorlar. İnsaflı olmak lâzım. İnsaflı olmak lâzım Senin kafandakinden ibaret değil. Deryaya bak. Çevrene iyi bak. Bütün delilleri araştır. Ondan sonra bir ömrünü bu ilmi ver. İmam Şafiî’nin gençlik yıllarıyla sonraki yılları bir değil. Gazali de böyle. Gençlik yıllarına bakıyorsun bir Gazali, bir de olgunluk devrine bakıyorsunuz bir Gazali. Diğer âlimler de böyledir. Âlimlerin ve doktorların bakın ilmi zirveye çıktıktan sonra bunlar gerçekleri daha iyi anlarlar, anlamışlarıdır. Bunun için acele etmeyiniz. Okuyunuz. Delilleri araştırınız. İmâm-ı Âzam’ı daha iyi anlayacaksınız, hayran olacaksınız. “Bir değil her müçtehit içtihadında isabet eder”. Bakın, imamlardan pek çoğu, bazıları böyle demişlerdir. “Bir meselede içtihat eden iki müçtehidin ikisi de isabet etmiş sayılırsa da hak birindedir” sözüyle Şafiî’nin “Onlardan biri isabet etmiş, diğeri hata etmişse de hata edenin hatası affolunur”. Bu, yine biraz önce geçen evla meselesi, efdal meselesi. Dışta birbirine zıt gibi görünen bu sözlerin ifade ettikleri manada birdir. Bazen de zahirde ayrı gibi görünüyorlar fakat aslına bakarsanız manada birleşiyorlar. Bunu anlamayan kişiler bunlar birbirine zıtmış gibi zannediyorlar. Öyle değil. Her biri hak ve hidayet üzeredir. Bakın müçtehitlere. Bu salahiyeti Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de vermiş, Peygamberimiz sünnetinde vermiştir. Bunlar istinbat (Kur’an-ı Kerîm’de ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş hükümleri, bilgileri, açıkça bildirilenlere benzeterek, meydana çıkarmak) âlimleridir. İstinbat ayetlerine aç da bak (Nisa-83: Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu Peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler onu anlarlardı. Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız).

Evet kıymetli izleyenler, bizim amacımız her âlime ilmi değerinde o seviyede onu rahmetle anmak ve eftalin daha eftaline daha doğruda yol almaktır. Evet, Hz. İsa Aleyhisselamın şeriatında diyet vacip kılınmış. Bak, diyet vacip kılınmış. İslâm şeriatında ise maktulün (öldürülen) velisi kısas ile diyet arasında seçme hakkına sahip kılınmıştır. Önceki şeriatlarda elbiseye necaset bulaştığında orayı kesmek gerekirken bu da İslâm şeriatımızla necaset isabet eden mahali, suyla temizleme imkânı getirilmiştir. Onların kitapları bir kıraat ile okunması lâzım gelirken bizim şeriatımızda kolaylık olsun diye yedi harf üzere kıraate de izin verilmiştir. Bizden öncekilerin şeriatlarında hükmün değiştirilmesi, nesih diye bir şey yokken bizim şeriatımızda Peygamberin sağlığında nesih vaki olmuş, Yüce Allah, İslâm’ı kendi içinde ayrıca yenilemiştir. Kıblenin değiştirilmesi de buna en güzel misaldir. Ümmet-i Muhammed’e verilen buna benzer daha birçok kolaylıklar vardır. 1:26:19 22.1 Son şeriat, dünyanın kıyamete kadar Yüce İslâm’ın son şeriatı Muhammed-i şeriat olduğu için nice kolaylıklar konmuştur. Çünkü kıyamete kadar insanlığın artık son şeriatı Muhammed-i şeriattır. Geçmişin tamamını yenilenmiştir. Bütün kolaylıklar getirilmiştir. 1:26 Ders 18.01 Yüce Allah kendisi yenilemiştir. Dini ortaya koyan, şeriatı ortaya koyan, şârî’ olan Allah’ın kendisidir. Başkası şeriatı ortaya koyamaz. Peygamberler şârî’ değildir. Allah şârî’dir. Şeriatı Allah koyar, peygamber uygular ve uygulamıştır en güzel şekilde. Hem tebliğini hem yerleşmesini hem uygulamasını. Bunun her türlüsünü dünyaya iyiden iyiye yerleştirilmiştir. İslâm tamamen kemâle erdirilmiştir. İslâm’da eksik, kusur yoktur. İnsanoğlu eksiği, kusuru kendisinde arayacaktır. Yüce Allah, Şanlı Kur’an’da bakın ne diyor. Bakara Suresi 185. ayet-i kerime: “Yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra-Allah kolaylık diler. Zorluk dilemez”. Var mı bir diyeceğin? İşte İslâm bu. “Allah sizin için zorluk değil, kolaylık murat eder”. (Hacc-78).

وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّين   بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Ne diyor? Yüce Rabbimiz Allah (celle celaluhu-celle şan), Allah diyor “Sizin için dinde zorluk kılmadık”. İslâm’da zorluk diye bir şey yok. Eğer birisi zorluk var diyorsa o kişi İslâm’ı bilmiyor veya anlamamış veya yanlış öğrenmiş. Ben müsamahakâr tevhid diniyle gönderildim-Büistu bil Hanîfe tis semhati”. Sevgili Peygamberimiz (aleyhissalatu vesselam) Fethu’l- Kebir’de Süyûtî’nin efendim kaleme aldığı bu hadis-i şerifte Cenab-ı Hak ne diyor: “Ben müsamahakâr tevhid diniyle gönderildim”.

Kıymetli dostlarım, dünya İslâm âlemine hep beraber şöyle bir tebliğimiz var, önerimiz: Ey, İslâm âlemi! Ey, ümmet-i Muhammed. Yüce İslâm’ı kendi kaynağından, kendi delilleriyle öğrenmeye çalışalım. Müçtehit âlimlerimizle hareket edelim. Eğer ilmi olmayan, müçtehit olmayanları devreye sokarsanız dünyada ümmet parçalanır ve parçalandı. Dört mezhep değil şimdi dünya paramparça oldu. Her lider, her önder, her üstat artık Kur’an’ın, müçtehidin, sünnetin, ilmin, irfanın yerine bunlar geçti ve ümmet parçalandı. Devletlere, devletçiklere, krallara, kralcıklara, hiziplere, hizipçiklere, -grupların daha küçüklerine- bölündü de bölündü, parçalandı. Şimdi bunların içinde bazılarını da düşman destekliyor ki “Şu İslâm bilenlere karşı hücum” diyor. Bakın dört mezhebe bugün hücum ettirenlerin arkasında kimler var? İslâm birliğini, dünyanın sulh ve barışını, dünyanın huzurunu ortadan kaldıran insanlığın baş düşmanı şer güçler, işte bunlar barışın düşmanlarıdırlar. İslâm dünyanın barışıdır, sulhudur, kardeşliğidir. Bunu yok ederseniz, parçalarsanız ve o hiziplerin, grupların başına ehil olmayan insanları getirirseniz, vay geldi o cahillerin haline. Onları ne yolda kullanıyorlar, kullanırlar? Yazık olmaz mı? Yazık olmuyor mu? İnsafla düşünelim. İnsanlığa acıyalım. Ümmet-i Muhammed’e acıyalım. Biz ümmet-i Muhammed’iz. Bütün insanlık, bütün çağlar, bütün milletler Muhammed’in çağları, Muhammed’in ümmeti (aleyhissalatu vesselam). Çünkü o, insanlığın tamamına gelmiş bir peygamber, insanlığın tüm kurtuluşu demektir. İşte evrensel, küresel barış İslâm’ın kendisidir. Kavim peygamberi, ırk peygamberi değil ki, Arap peygamberi, Türk peygamberi, Doğu-Batı peygamberi değil ki Muhammed. Cihan peygamberi, bütün milletlerin peygamberi. Kur’an-ı Kerim evrensel kitap. Onun için insanlığı bölüp parçalamayalım. Allah birliği emrediyor. Tevhidi, vahdeti emrediyor. Önce insanlığı Hakta birleştirelim. O zaman sulh ve barış dünyaya hâkim olur. Adalet gelir. Sosyal devlet, sosyal adalet, nerede bunlar? Birilerinde olacak öbürlerinde olmayacak öyle mi? Yüce İslâm bütün insanlığın huzur ve refahı için gelmiştir. Tabii inanırsa. İnanmayana zorlama yok. Bizde dayatma yok, zorbalık yok bizde. Biz de gerçekleri söyleriz ama insanlığa zarar verilmesine de gücümüz olursa müsaade etmeyiz. İnsanlığı da ekosistemi de koruruz. Çünkü tüm insanlık Allah’ın kulları, ekosistem Allah’ın mülküdür. Senin keyfine tahrip ettirmeyiz. Tabi imkânımız olursa, gücümüz yeterse. Gücümüz yetmezse Allah’ın gücü her şeye yeter. “Bir veliye eziyet eden kimse benimle harp etmiş gibidir”. Bakın, Camiu’s Sağir’de, Fethu’l Kebîr’de Peygamberimizden bu rivayet vardır. Âlimler Allah’ın evliya kullarıdır, veli kullarıdır. “Bir veliye, âlime eziyet eden kimse benimle harp etmiş gibidir” diyor. Kim? Yüce Allah diyor. Bu, hadis-i kutsi. Allah’a savaş açmış olursun. Allah, âlimlerden, evliyalardan yanadır. Onlar onun himayesindedir. Âlimlere, evliyalara kötülük düşünme sakın; onlardan faydalan.

Kıymetli efendiler, ilmiyle amel eden İslâm âlimlerinin tamamı Allah’ın velisi, evliya kullarıdır. İlmiyle amel eden, dikkat et. İslam’ı’ biliyor delilleriyle, ilmiyle de amel ediyor. Bu evliyadır kesin. Havada uçan birini arama. Havada sinekler de uçuyor. İstidracı olan İblis de şarkı söyleyerek dolaşıyor. Sakın bunlara aldanma. Hal delillerle, hak ilimlerle bir defa amel ediyorsa bir âlim o evliyadır. Bunda şüphen olmasın. Onun için bakın bizim büyüklerimiz böyle demişlerdir ve gerçektir bu, haktır. Çünkü evliya olmanın Kur’an-ı Kerim’de geçen derslerimizde bunların hepsini, Kur’an Kerim’i biz keşif notlarıyla az ve özünü irşad notlarıyla hayat veren nurun dersleriyle Kur’an Kerim’in tümünü size verdik. Şimdi de artık fıkıh ilmini, fıkıh deryasından size notlar, irşad notları, keşif notları vermeye çalışacağız ve çalışıyoruz. Şimdi derslerimiz böyle devam ediyor, edecek. Allah’ın lütf-u keremiyle. Her başarı, lütuf ondan. Bütün âlemlerde ne varsa kudret, kuvvet hepsi ondandır. Rabbini iyi tanı.

Kıymetli efendiler, “Birbiri üzerine tafdil (üstün tutma) için hasmane (düşmanlık) sarf edilen sözlerin sahiplerinde ahlak, din ve takva yoktur”. Adam kendi âlimini methedeceğim diye öbür âlimlere hakaret ediyor. Bunlar ahlaksız insanlardır, zır cahil bunlar. “Şeyhim de benim şeyhim” diyor. Başka birisini görmemiş ki. Bu, bir de kuş görmüş, başka kuş görmemiş gibi insanlara benziyor. Dünyada âlimle de dolu, evliyayla da doludur. Biz İmâm-ı Âzam’a hayranız ama diğer bütün âlimlerimize de hayranız. Hepsine rahmet okuyoruz. Çünkü bunlar ashabın okulunda, Muhammedi okulda iyi okumuşlar. “Allâhumme salli ve sellem ve bârik âlâ seyyidina Muhammedin bi’adedi ilmike. Radiyallahu anhum ve erdahüm ecmain. Rahmetullahi aleyhim ecmâin”. Mezhepler hakkında bakın konuşmaktan, kötü söz konuşmaktan kaçınmak lâzımdır. Bunlar vahim sonuçlara götürür. Mezhep taassubunu körükleyerek vahim sonuçlar meydana getirmektedir.1:38.56 30.1 Biz İmâm-ı Âzam’ı överiz ama öbürlerine de rahmet okuruz. Biz İmâm-ı Âzam’ı ilmi delillere, onun takvasına, onun ilmine, yaşantısına hayranız. Diğer âlimlerimiz de böyle kıymetli. Şimdi adam kendi mezhebinin içinden, o mezhebinin âliminden almış, öbürlerine ateş püskürüyorsa, bu ahlaksız ve cahil, zırcahil insan bunlar. Bir defa herkesin hatası nerdeyse o hatası kadar hatalıdır, başarısı kadar başarılıdır. Oraya biliyor musun sen? Oraya indin mi? Oraya inecek gücün var mı o delillere ulaşacak? Yok. Ne konuşuyorsun? Bu bir zırcahilliktir. Bu cahillikten dünyada her “Müslümanım” diyen kaçınması gerekir. İlmi delillere mezhepler sarılmıştır. Eğer sen bir mezheptensen o mezhebin delillerini öğren ve delillere göre hareket et. Bir de kendi kapasitene iyi bak. Kendini tanı. Sen kimsin? Senin ilmi kariyerin ne? Ona göre konuş. Toyluk (cahillik) yapma. Yapmışsan hemen tövbe, istiğfar et. Tövbe, istiğfar et hemen, o âlimlerin tamamına rahmet okumaya bak.

Sevgili izleyenlerimiz, onlar, İslâm âlimleri birbirlerinin kemâlini daima itiraf ederlerdi. Bugün bir Şafiî, İmâm-ı Âzam’a hayrandır ve bir Malik hayrandır. Diğerleri de birbirlerine hayrandırlar çünkü onlar birbirlerine kemâlini daima itiraf ederlerdi. Çünkü nefsine hiçbir âlim pay vermez. Dinini savunur, delilleri savunur, nefsini savunmaz. Nefsini savunan alçaktır, nefsin kuludur, İblis’in kuludur. Nefis ve İblis birlikte çalışır. Bakın, İbn-i Abbas’tan (radiyallahu anhüm ve erdaim ecmaîn) gelen bir haberde şöyle diyor: “Geçmiş ümmetlerinin helak sebeplerinden bazıları büyüklerine dil uzatmaları ve din hususunda şiddetli münakaşalara düşmeleriydi” diyor. Gördün mü? İlmi delillerle hareket eden din büyüklerine dil uzatılır mı? İlmi delillerle hareket et. Bugün İmâm-ı Âzam’ın, bütün İslâm’ın delillerini bilerek, fıkıh ilminin, dünyanın en büyük hukukçusu, delillerine bak, oraları o keşfetmiş. Senin oraya ulaşacak kadar senin kâşifliğin var mı? O bir hukuk kâşifi. Dünyanın en büyük kâşiflerinden. Malik de öyle, Şafiî de öyle ve Hanbeli de öyle ve o ekolde yetişmiş nice âlimler böyle. Nice allameler yetişmiş.

1:43:07

(Visited 3505 times, 3 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: jwplayer_select","file":"\/htdocs\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/templates\/single-videoplaylist.php","line":150},"error":1}