AmeldeFıkhı 104-01

104- Amelde Fıkhı Ekber Ders 104

AMEL’DE FIKH-I EKBER DERS 104

 

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, derslerimiz devam ediyor. Konumuz Amelde Fıkh-ı Ekber derslerinden yemin ve çeşitleri. Gamûs yemini olarak dersimiz başlamaktadır. Mün’akide yemin, gâmus yemin, lâğv yemini. Yine İmâm-ı Muhammed, el-Asl adlı eserinde kefareti bulunan yemin, kefareti bulunmayan yemin; yine hesaba çekmeyeceğini umduğunuz yemindir. Yani lâğv yemini ile açıklanmıştır. Hanefiler ile Mâlikîler geçmişe dair veya hâl hakkında kasten yapılan yemin. Burada bunu bize açıklarken kasten yalan söyleyerek yapılan yemin: Bu gâmus yemini. Hanefilerin, Mâlikîlerin, Hanbelilerin yani cumhura göre bunun hükmü günahkâr olacağı, tövbe ve istiğfar etmesi gerektiğidir. Delil ise: “Her kim Müslüman bir kimsenin malını zimmetine geçirmek maksadı ile bilerek yalan yere yemin edecek olursa Allah ona cenneti haram kılar ve onu ateşe koyar.” Sevgili Peygamberimiz’den (S.A.V.) bu rivayet yapılmış. Yine diğer kıymetli muhaddislerimizin rivayetinde: “Allah’a, kendisine gazap etmiş olarak kavuşur.” İşte, görüyorsunuz. Yine diğer Hadis-i Şeriflerde, “Bizler gâmus yeminini kefareti bulunmayan yeminlerden sayardık.” diyor. Bunu da İbn-i Mesut Hazretleri söylüyor (R.A.). Yine diğer rivayette gâmus yemini büyük günahlardandır ve bu yemin, kendisi için kefareti bulunmayacak kadar büyüktür. “Her kim herhangi bir kimsenin malını haksız yere almak maksadıyla yalan yemin ederse aziz ve celil olan Allah’ın gazabına uğramış olarak O’nun huzuruna gelir.” buyurmuştur; Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberdir bu. Kıymetliler, bunun için bunun hükmü tövbe ve istiğfar etmektir. Yine gâmus yemini büyük günahlardandır ve bu yemin kendisi için kefareti bulunmayacak kadar büyüktür. Bu da Saîd bin el-Müseyyebdten gelen haber olarak rivayet edilmiştir. Allahu Teâlâ’ya (C.C.) şirk koşmak, anne babaya isyan etmek, haksız yere canlıları öldürmek ve gâmus yemini büyük günahlardandır.

 

Dakika 5:07

Kefareti olamayacak kadar büyük bir iştir. Adını günaha batırması veya ateşe sokmasından dolayı bu yemine gâmus yemini denmiştir. Şafiîlerle bir grup bilim adamı gâmus yemininde kefaret vaciptir demişler. “Allah sizi yeminlerinizdeki lâğv’den dolayı sorumlu tutmaz fakat kasten yapıp bağlanmış olduğunuz yeminleriniz yüzünden sizi sorumlu tutar.” (Mâide Suresi, 89. ayet-i kerime). Bu ayet-i kerime gâmus yemininde de kefareti gerektiricidir, mün’akit yeminlerdendir. Zıhar da çirkin bir söz ve yalan bir iddiadır. Yine ona da kefaret vardır demişler Şafiîler ve bazı bilim adamları. Lâğv yemini: Cumhur bu konuda -olumlu veya olumsuz olsun- durum böyle olmadığı hâlde böyle olduğunu kabul ederek haber vermesidir. Zannettiği gibi üzerinde yemin etmesi fakat onun da böyle olmamasıdır. Öyle zannederek bu uçan kuş; bir kargadır, güvercin olduğunun anlaşılması hâlinde olduğu gibi bu. Bu lâğv yeminidir. Yanılarak öyle zannetmiş ama zannettiği gibi çıkmamış. Kıymetli ve muhterem efendiler, İbn-i Ömer dediler ki: Bir bedevi Peygamber’in (S.A.V.) huzuruna gelerek: “Ey Allah’ın Resulü!” Büyük günahlar hangileridir? diye sordu. Hadis-i Şerifte Hz. Peygamber (S.A.V.) ve Allah’a şirk koşmayı anne babaya itaatsizlik etmeyi, adam öldürmeyi ve yemini gâmusu zikretti. Yine bu Hadis-i Şerifte belirtildiğine göre, “Yemin-i gâmus nedir?” diye sormuş. Şanlı Peygamber buyurdular: “Yalan yere yemin edip Müslüman bir kişinin malını haksız yere aldığı yemindir.” Bu gâmus yemini, ama lâğv yemini böyle değil. Lâğv yemini, öyle olduğunu zannederek yemin etmiş ama öyle olmadığı anlaşılmış. İmâm-ı Şafiî’ye göre niyet ve kararın bulunmadığı yemin, lâğv yeminidir. “Allah sizi lâğv, sehven yaptığınız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat maksatlı olarak bağlanmış olduğunuz yeminleriniz yüzünden sizi sorumlu tutar.” Bu, Mâide Suresi 89’da böyle buyrulmuştur. Fakat kalplerinizin kazandığından dolayı sorumlu tutar. Yine kıymetli sahabelerimizden gelen haberde lâğv yemini kişinin “evet, vallahi hayır, vallahi” demesidir. Öyle zannederek öyle yemin etmiştir. Fakihler lâğv yemininde kefaret olmadığı hükmü üzerinde ittifak etmişlerdir. “Allah (C.C.) yeminlerinizdeki lâğvden dolayı sizleri sorumlu tutmaz.” buyurmuştur Yüce Allah (C.C.).

 

Dakika 10:10

 

Şafiîlerin lâğv yemini ya geçmişteki veya şimdiki ya da gelecekteki bir durum hakkındadır. Hanefilere göre gelecekte lâğv söz konusu değildir. Geleceğe dair mün’akit bir yemin olarak kabul edilir. Yemininde durmayacak olursa kefaret gerekir. Lâğv yemini sadece geçmiş ve şimdiki durumu ile alakalıdır Hanefilere göre. Bunun delili ise şu ayet-i kerimedir: “Allah yeminlerinizdeki lâğvden dolayı sizi sorumlu tutmaz.” Lâğv, hakikat bulunmayan bir şeyin adıdır. İşte, kıymetliler. Kıymetli âlimlerimiz keşiflerini yapmaktadırlar. Bunda yemin kastı yoktur. Teşvik etmek veya bir şeyden alıkoymak için yapılır. Geleceğe dair yemin ise mün’akit bir yemindir ki bunlar açıklanacaktır. Mün’akide, ma’kude ve müekkede yeminler hakkındaki durumlara bir göz atalım. Gelecekte bir şey yapmak veya yapmamak üzere yemin etmek demektir. Bunun hükmü hins hâlinde kefaretin vücubudur. İşte; kefaret, bu yeminde gerekir. Allahu Teâlâ sizi yeminlerinizdeki lâğvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat bağlanmış olduğunuz yeminleriniz yüzünden sizi sorumlu tutar. Bunun kefareti, -işte olan- kefaret olan yemin budur. Yani Mün’akide olan yemindir. Bunun delili aynı ayet-i kerimede yer alan, “Yeminlerinizi koruyun” emr-i ilâhîdir. “Yeminlerinizi sağlamlaştırdıktan sonra bozmayın.” (Nahl Suresi, 91). Bozulması ancak gelecekte düşünülebilecek olan bir şeydir. Bozulmasından sonra kefaretin vacip oluşu, ittifakla kabul edilmiş bir durumdur. Şanlı Peygamberimiz (A.S.V.): “Allah’a itaat etmeye adamış kimse Allah’a itaat etsin.” Yemininde durmayacak olursa bozmuş olur ve kefaret gerekir. Mâlikîlere göre yeminde durmak, ancak en mükemmel şekliyle olabilir. Bozulması ise asgari şekli ile gerçekleşir. Hanefiler ise yeminde durmakta, yemini bozmakta, yemin edilen şeyin tam olarak yapılması ile gerçekleşir demişlerdir. Evet, kıymetliler. Yemininde durmayacak olursa bozmuş olur ve kefaret gerekir. Mâsiyet işlemek, vacibi terk etmek üzere yemin anında tövbe ve istiğfar etmesi, ondan sonra da yeminini bozması, kefaret ödemesi vaciptir. Bu şekilde yemin etmek, bir mâsiyettir. “Her kim bir şeye yemin eder ve ondan başkasının o şeyden hayırlı olduğunu görürse hayırlı olanı yapsın ve yemininin kefaretini yerine getirsin.” Mendubu terk etmeye, mekruh olan bir işi yapmaya dair olursa mekruh olanı işlememesi, mendubu ise işlemesi, yeminini bozması gerekiyorsa hemen bozması, kefaretini derhâl ödemesidir.

 

Dakika 15 :16

 

“Her kim bir şeye yemin eder ve başkasının ondan hayırlı olduğunu görürse” diyen Şanlı Peygamberimiz’in sözüne istinat etmektedir (S.A.V.). “Sizden fazilet sahibi ve servet sahibi olan kimseler yakınlarına, fakirlere ve Allah yolunda hicret edenlere iyilik yapmamaya yemin etmesin. İyilik etmeye devam edin.” Ebûbekir Sıddık (R.A.) hakkında Hz. Ayşe’ye yapılan iftiradan dolayı Mistah adındaki akrabasına iyilikte bulunmamak üzere yemin etmesi üzerine bu ayet-i kerime nazil olmuştur diye rivayet vardır. Mubah olan bir iş için olursa yemininde durması, taziminin ifadesidir. “İyice pekiştirildikten sonra yeminleri bozmayın.” Yine Nahl Suresi 91’de buyrulduğu gibi yeminini bozması, kefaretini ödemesi de mümkündür. Kıymetli efendiler, unutanın ve ikrah altında kalan kişilerin durumu ile ilgili Hanefilerle Mâlikîler, bu konuda yeminini bozan kişi ister kasten ister yanılarak, isterse hata ederek, uyuyarak olsa da, isterse baygın, deli, mükreh olsun kefaret bunlar için vaciptir, kefaretini ödemesi gerekir. “Fakat O, bağlanmış olduğunuz yeminleriniz yüzünden sizi sorumlu tutar.” Bu Maide Suresi 89. ayet-i kerimesinde Yüce Allah böyle buyurmuş ve “Kasten unutarak yeminini bozan arasında herhangi bir fark yoktur.” Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: “Üç şey vardır ki ciddisi de şakası da ciddidir: Bu nikâh, talak ve yemindir.” buyurmuşlardır. Bu Hadis-i Şerifi de kıymetli râvîlerimizin rivayet ettiğini görmekteyiz. Şafiîlerle Hanbelilere göre üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Ergenlik yaşına gelinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve kendisine gelinceye kadar deliden. Zor ve baskı altında bulunan kimseye yemin yoktur. “Hata, unutma ve zorla yaptırdıkları şeyin günahı ümmetimden kaldırılmıştır.” İşte Şafiîler de Hanbeliler de bu delilleri ortaya sürmüşlerdir. Fakat bir önceki Hanefi ve Mâlikîlerin delillerinden burada elbette iki maslahat da göz önünde tutulmuştur. Çünkü Hadis-i Şerifleri burada incelendiği zaman: “Nikâhta, talakta ve yeminde; bunların ciddisi de şakası da ciddidir.” buyuruyor Sevgili Peygamberimiz. Hadis-i Şeriflerin içeriğini, faydanın yansımasını da kıymetli âlimlerimiz keşfetmişlerdir.

 

Dakika 20:00

 

Buna göre, bu delillere göre hareket etmişlerdir. Mün’akide yeminin çeşitleri konusunda da Hanefilere göre adeten bu yeminin varlığı, kesinlikle düşünülmeyen, yine bizatihi varlığının düşünülmesi, adeten varlığının söz konusu olmaması. Şimdi bunlara şöyle bir bakalım: Yemin olumlu ise vakit ya mutlaktır ya tayin edilmiştir; yani muayyendir. Mutlak olursa yemine bağlı kalmak mümkündür. Bozulması ise ömürde bir defa olsun yapmakla meydana gelir. Yemin eden, yemin edilen helak olacak olursa yemin bozulmuş olur. Evet, kıymetliler. Dersleri dinledikçe, devam ettikçe anlayacaksınız. Belki bazılarını ilk etapta anlayamamış olabilirsiniz, devam edin anlarsınız. Şimdi vakit tayin edilmiş ise yani muayyen bir yemin ise, vakit geçip gitmişse Hanefilerin ittifakı ile yemini bozulur. Yemin edilen şey telef olacak olursa İmamı Âzam Ebû Hanife Muhammed ve Züfer’e göre yemin bâtıl olur. Ebû Yusuf ve Şafiîlerle Hanbelilerde ise yemin bâtıl olmaz. Anında hanis olacağını söylemişlerdir. Olumsuz yeminde mutlak bırakılmış ise o işi bir defa yapmakla yeminini bozmuş olur. Yemin eden, yemin edilen şey, bu işten önce helak olursa hanis olmaz. Olumsuz yeminde zaman tayin edilmiş ise belirtilen süre içerisinde hakkında yemin ettiği şeyi yapacak olursa yeminini bozmuş olur. İmkânsız bir şey hakkında yemin etmek. İmamı Âzam Ebû Hanife, Muhammed, İmam Muhammed, Züfer, Mâlik ve Hanbelilerden ve Ebû Hattab’a göre hiçbir şekilde mün’akit olmaz, demişlerdir. İmkânsız olduğu için bu da. Ebû Yusuf, Şafiî ve Hanbelilerden Ebû Ya’lâ, “Böyle bir yemin anında kefareti gerektirmek üzere mün’akit olur.” demişlerdir. Kadı, müftü ve başkaları mutlak olarak Ebû Hanife’nin görüşünü alırlar. Kadılık ve miras, bahisleri dışındadır. Ebû Yusuf’un görüşüne göre hüküm verilir. Sonra Muhammed’in, sonra Züfer ve Hasan bin Ziyad’ın görüşleri alınır. Hanefi ile imamların sıralaması böyledir. Evet, çok kıymetli efendiler. Size üçüncü tür olan adeten, müstahil yani imkânsız olan yemin ki Ebû Hanife, onun iki talebesi ve diğer mezhep imamlarına göre bu tür yemin mün’akit olur. İmâm-ı Züfer’e göre mün’akit olmaz. Adeten imkânsızdır.

 

Dakika 25:01

 

Zamanı belli ise “Bugün semaya yükseleceğim” şeklinde bir yemin etse, bunlar işte imkânsız olan yeminler. Hakkında İmâm-ı Ebû Hanife, İmâm-ı Âzam ve Muhammed’e göre günün nihayetinde yemini bozulmuş olur. Ebû Yusuf’a göre ise yemini, anında bozulmuş olur. Mezhebinin sahih görüşü de budur. Yemini fer’ir hakkında süresi belli olan bir yemin ki, yeminler Hanefilere göre örfen metnidirler. Yine hakkın ödenmesi: Daha önce hakkın ödenmesi hakkında Hanefilerle Hanbelilere göre yemininde hanis olmaz. İmâm-ı Şafiî hanis olur, demişlerdir. Evet, kıymetliler. Yine, yemin edilen şeyin bazısını yapmak Hanbelilerde kısmen içlemekle hanis olacağıdır. Yine yemin sığaları hakkında da Allah’ın Esma-ül Hüsna’sından herhangi birisini söylemek, Allah adına yemin etmek, Allah’ın sıfatlarından herhangi bir sıfatı Allah adına yemin etmek, kinaye yoluyla Allah adına yemin etmek, mânâ bakımından Allah adına yemin etmek, şeklen hem de mânâ itibariyle Yüce Allah (C.C.)’dan başkasının adına yemin etmek gibi yemin sığaları bulunmaktadır. Allah’ın isimlerinden herhangi birisi ile yemin etme konusunda mubah olan yemin, Yüce Allah’ın (C.C.) adına yapılan yemindir. Allah’ın adından başkasına yemin eden kimse asi olur. Burada ittifak vardır. Allah için kullarından söylenen özel bir isim olması veya âlim, ona benzer kerim, âlim Allah’tan başkası hakkında da kullanılabilen müşterek isimlerden olması arasında herhangi bir fark yoktur. Yeminin delâleti, Yaratıcı’nın kastedilmiş olmasıdır. Allah’tan başkasının adına yemin etmek caiz değildir. Yemin harfleri ‘’ba’’ ‘’vav’’ ‘’ta’’ harfleridir. Bunlar kasem(yemin) edatlarıdır. Billahi, vallahi, tallahi demesi gibi. Rabb’imiz olan Allah adına yemin ederiz. “Vallahi biz müşrik değildik.” En’âm Suresi 23. ayet-i kerimede böyle buyrulurken, Enbiyâ Suresi’nde de “Allah’a yemin ederim, vallahi kullarınıza bir tuzak kuracağım. “Yine En’âm Suresi’nde Allah adına billahi diyerek yemin ettiler. “Allah’a yemin ederim, vallahi Kureyş’te gaza edeceğim.” Sevgili Peygamberimiz’in sözü burada üç defa tekrarladıktan sonra Allah dilerse dedi (C.C.). Kıymetliler, Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır rivayet edilen haberde: “Allah size babalarınız adına yemin etmeyi yasaklamıştır. Kim yemin edecek olursa Allah adına yemin etsin ve sussun.” Hz. Ömer der ki (R.A.): “Bundan sonra ben ne hatırlayarak ne bile bile babalarım adına yemin ettim ne de babasının adına yemin eden birisinin bu sözünü rivayet ettim.”

 

Dakika 30:29

 

Evet, kıymetliler. ‘’Ba’’ ve’’vav’’ harfleri, Allah’ın bütün isim ve sıfatları ile birlikte kullanılır. ‘’Ta’’ harfi ise sadece Allah’ın adı ile yemin edilirken bu isim, bu “ta” harfi söylenir. Şafiîlere göre sadece Allah lafzını söyleyip bu lafzı “ref Allahu” şeklinde “nasp, Allahe” şeklinde veya “cerr Allahi” şeklinde diye söyleyecek olursa ancak yemine niyet etmesi hâlinde yemin olur. Bu, Şafiîlere göre. Yine, Yüce Allah’ın sıfatlarından herhangi bir sıfatı ile yemin etme konusunda; bu konuda da yemin olur. ‘’Ve izzetillahi ve azâmetihi ve celâlihi vl kibriyaihi’’ Sırasıyla Allah’ın izzeti hakkı için, azâmeti hakkı için, celali hakkı için, kibriyası hakkı için bu sıfatları söyleyecek olursa yemin etmiş olur. Adet hâline gelmiştir. Allah hakkında hem de başkası hakkında kullanılan herhangi bir sıfatın söylenmesi, bu şekil de söylenerek yemin edilmesiyle yine yemin edilmiş olur. Mesela ‘’Ve kudretillahi teâlâ ve kuvvetihi ve iradetihi ve meşiyetihi ve rıdahu ve mahabbetihi ve kelâmihi’’ Bunlar, Yüce Allah’ın kudreti, kuvveti, iradesi, dilemesi ve rızâsı, muhabbet ve kelâmı, hakkı için gibi yapılan yeminlerdir ki bu şekilde yemin etmiş olur. Kimin kastedildiği bizzat anlaşılmış olur. Allah’tan başkasının adına ve sıfatına yemin caiz değildir “ve emanetillahi- Allah’ın emaneti, hakkı için” Hanefilerde zâhir rivayete göre bu tür yemin de bu tür yemine dâhildir. Mâlikîlerle Hanbelilerin de görüşü budur. “Yemine niyet etse dahi yemin olmaz.”, Tahâvî’nin belirttiğine göre. Delili şudur: “Allah’ın emaneti, farizalarıdır. Biz, emaneti göklere ve yere, dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler. Allah’ın isminden başkası ile yemin olacağında kabul edilmez.” demiştir. Hanefilerin delili ise emanetten maksat onun sıfatıdır. El-Emin adının bulunmasıdır. Bu da emanet ile aynı köktendir. Kasem hâlinde Allah’ın sıfatı olur demişlerdir.

 

Dakika 35:10

 

Mâlikîlerde kefareti gerektirici mün’akide yemin Allah’ın adı ile Aziz ve Rahim gibi isimleri, ilmi, kudreti, basarı, kelâmı, vahdaniyeti, bekâsı, izzeti, celâli, ahdi misakı, zimmeti, kefaleti, emaneti gibi sıfatları kullanarak aynı şekilde adı, hakkı gibi kelimeleri kullanarak olur. Kur’an-ı Kerim ve Mushaf da buna dâhildir Mâlikîlere göre. Şafiîlerden gelen görüşe göre; niyet etmediği sürece Allah’ın emaneti ile yemin, mün’akit olmaz. Emanet farzlar, emanetler, haklar mânâsında kullanılır Şafiîlerde. Allah’ın ahdi, yemin olur. Hanefiler, Mâlikîler, Hanbeliler arasında burada birlik, ittifak vardır. Şafiîlerden gelen görüşün birisi de böyledir. Şafiîlerden gelen bir haberde niyet etmediği sürece yemin olarak kabul edilmez. Allah’ın bizden ibadetler konusunda almış olduğu ahdi kast etmiş olması da muhtemeldir. O vakit bu, yemin olmaz. Allah’ın ahdinden kasıt; onu mecbur tutması, mükellefiyetleridir. “Ve vechillahi” tabiri de bu kasem(yemin) türündendir. “O’nun vechi müstesna, her şey yok olucudur.” (Kasas Suresi, ayet-i kerime 88). Allah’ın ve vechinden kasıt, onun zatıdır demişlerdir. “Le Emrullahi”, bunlarla da yemin olur demişlerdir. Allah’a yemin ederim, Allah hakkı için gibi yapılan yeminler. Şafiîlere göre niyet ederse yemin olur demişlerdir yine. Allah’ın ilmi, Allah’ın rahmeti, Allah’ın kelâmı veya gazabı, kızgınlığı yahut da rızâsı, hakkı için gibi yapılan sözler yemin olmaz demişlerdir; eserleri anlatılmak istenir. Malûmat, rahmet ile de cennet kastedilir. “Yüzleri ağaranlara gelince; onlar, Allah’ın rahmeti içerisindedirler. Onlar orada ebediyen kalıcıdırlar.” (Âl-i İmran Suresi, ayet 107). Esas örftür, örf hâline getirdikleri lafızlar yemindir. Şafiîler ile Hanbeliler şöyle demişlerdir: Allah’ın kelâmı, ilmi ve kudreti ile kasem etmek, yemindir. Musaf üzerinde yemin etme konusunda da Mâlikî, Şafiî ve Hanbelilerin ittifakı ile Kur’an-ı Kerim veya Mushaf üzerine yapılan yemin, yemindir. Kemal İbn-i Hümâm ile Aynî’nin tercih ettiği görüş budur. İbn-i Hümâm şöyle demiştir: “Şu anda Kur’an’ı Kerim’e yeminin bir örf hâlini aldığı gayet açıktır.” demiş. Aynî de bu kanaati ileri sürmüş, Mushaf hakkı için “Demek ki yemindir” demişler. Kur’an-ı Kerim hakkı için diye yemin eden kimseye cumhura göre sadece bir kefaretin yeterli olması.

 

Dakika 40:13

 

İmâm-ı Ahmet’ten gelen haberde ise: “Her kim Kur’an-ı Kerim’in bir suresine yemin edecek olursa, her ayete mukabil bile bile yalan yere yeminin kefaretini ödemesi gerekir. Dileyen bu yemininde durur, dileyen de yeminini bozar. Tabii bozunca kefaretini ödeyecektir.” Allah’ın hakkı ile yemin. Mâlikîler, Hanbeliler, Şafiîlerin de ittifakı ile “Allah hakkı için” diye yemin etmek yemindir dediler. Hak, Allah’ın isimlerinden birisidir. Allah’ın hakkı için, kudreti, hakkı için gibi bu, olmaktadır. Hanefi mezhebinde farklı keşifler vardır. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife (Rahmetullahi Aleyh ve Aleyhim Ecmain) ve Muhammed ile Ebû Yusuf’tan gelen bir rivayete göre bu, yemin olmaz. Çünkü Allah’ın hakkı ile, Allah’a itaat ve Allah’ın farz kıldığı şeyler kastedilir. Bunlar ise Allah’ın sıfatlarından değildir. Tâatler onun haklarıdır. Bütün Hanefi imamları şöyle der: “Vel hakki” “Hak adına yemin ederim”, ittifakla o zaman yemin olunur. Hak olsun ki diyecek olursa yemin olmaz. Çünkü el-Hak, Yüce Allah’ın isimlerindendir ve “Bilirler ki Allah, apaçık hakkın el-Hakkul Mübin olan Allahu Teâlâ, el-hakkın, hakkın ta kendisidir.” (Nur Suresi, 25. ayet-i kerime). Yine el-Hak diye söz edilmiştir. Bu şekilde yemin, örf hâlini almıştır. “Elif-lam”sız olarak nekre olarak, nekre belirtisi. Demek ki nekre hâlde okuyacak olursa bu, mukadder bir fiil ile naspedilmiş bir mastar olur. Bu ifadelerde ise kasem mânâsını ihtivâ eden herhangi bir şey yoktur. Ebû Yusuf’tan gelen yine bir rivayete göre ise: “Allah’ın hakkı ile kasem etmek, yemin olur.” Ve Emrullah lafzı ile yemin konusunda da cumhura göre o, yemindir. İmâm-ı Şafiî ise “Yemin maksadıyla bunu söylerse yemin olur.” demiştir. Allah’a kasem ederim ve benzeri lafızlarla yemin etmek de Hanefi ile Hanbelilere göre yemin olur. Şafiîler ise mutlak olarak kullanması hâlinde yemin olur demişlerdir. Mâlikîlere göre ise niyet edip Allah adına yemin etmeyi murat ederse yemin olur. “Allah adına kasem ederler, Allah adına kasem ettiler.” Bunlar Mâide Suresi, En’âm Suresi’ndeki ayetlerden buyrulduğu gibi başkasına yemin, ant vermek.

 

Dakika 45:00

 

“Uksimu Aleyke billahi” Allah adına sana ant veriyorum. “Es’elüke billahi” Allah adına senden istiyorum. Bununla kendisi yemin etmeyi murad ederse bu, yemindir. İsteğini yerine getirmesi de sünnettir, vacip değildir. Mendup kılma türündendir. Delili ise: Hz. Ebûbekir (R.A.) Peygamber Efendimiz’e: “Ey Allah’ın Resulü (S.A.V.)! Allah’a (C.C.), sana ant veriyorum. Bana yapmış olduğun hataları haber ver.” deyince Şanlı Peygamber (S.A.V.): “Ant verme Ey Ebûbekir!” demiş ve ona istediğini bildirmemiştir. “Bana yapmış olduğun hataları haber ver.” diyor. Yani Ebûbekir, kendi hatalarını Peygamberimiz’den öğrenmek istiyor. “Mutlaka bu işi yapacağıma kasem ederim” sözü ile yemin etmek, bu konuda da lafza-i celâli zikretmeyip şehadet ederim, yemin ederim, kasem ederim, arz ederim, mutlaka bunu yapacağım gibi sözler söylerse Hanefilerin kulluğuna göre ve İmâm-ı Ahmet’ten gelen; “Mezhebinde muteber görüşe göre yemin olur” demişlerdir. Yine hasredilen bu lafız da Şanı Yüce Allah’ın adıdır. “Onlardan râzı olmanız için size yemin ederler.” Tevbe Suresi, ayet 96’da. “Hani onlar mutlaka sabahleyin onu toplayacaklar diye kasem etmişlerdi?” (Kalem Suresi, ayet 17), “Münafıklar sana geldiklerinde dediler ki: Biz şehadet ederiz ki muhakkak sen Allah’ın Resulüsün. Yeminlerini kalkan ettiler.” (Münâfıkûn Suresi, ayet 1 ve 2) Yine İmâm-ı Züfer’in görüşü ise: “Allah adına yemini kast ederse yemin olur” demiştir. Mâlikîler bundan “azmederim” kelimesini istisna etmiştir. Şafiîlerde yemin olmaz yani bu kelimelerle. Yani “azmederim” kelimesiyle. Adına yemin edilenin tekrar edilmesi ‘’El mûhsemi bihi’’, ‘’Vallahi’’, ‘’Vallahir rahmanirrahim’’, ‘’Ettalibil ğalibil müdrik’’, ‘’Rahman, Rahim talib müdrik olan Allah’ın adına yemin ederim” diyecek olursa bu, bir terk yemini olur. “Atıf” harfi mesela “Vallahi vallahi” diyecek olursa veya “Vallahi verrahmâni”, yani Allah hakkı için ve Rahman’ın hakkı için diyecek olursa Züfer dışındaki Hanefi mezhebi âlimlerine göre iki tane yemin olur.

 

Dakika 50:00

 

Züfer ise bunun hilafındadır. Haberin tekrarı: Ebû Hanife İmam Âzam’a göre iki ayrı yemin olur. Maksadı olursa o vakit tek bir yemin olur. Kıymetliler, kinaye yoluyla yapılan yeminler: “Şunu yapacak olursam Yahudi veya Hıristiyan olayım” dese, İslam’dan çıkmak üzere yemin etmesinin hükmü konusunda fakihlerimiz orada çeşitli görüşler beyân etmişlerdir. Hanefiler ile İmam Ahmet’ten gelen haberde yemin ettiği şeyi yapacak olursa kefareti gerektirici bir yemin olur. Mâlikîler, Şafiîler ve Hanbeliler de yemin olmaz demişlerdir. Kefaret yoktur ve mâsiyettir ve haramdır. Çünkü Hıristiyan olayım diye yemin edilmez veya başka din değiştirme asla kabul edilmez. Hz. Peygamber buyurdu ki: “Her kim İslam’dan uzak olduğuna dair yemin ederse, eğer bu yemininde yalan söylemekte ise zaten söylemiştir. Şayet söylediği doğru ise İslam’a esenlikle bir şekilde geri dönemez.” İşte, görüyorsunuz. Tehlike boyutları büyük. Bu konuda gelen Hadis-i Şerifin de sahih olduğu söylenmiş: “Kim yemin eder de ben İslam’dan beriyim diyecek olursa, şayet bu yemininde yalan söylemiş ise o, dediği gibidir. Şayet doğru söylemiş ise İslam’a sağ salim geri dönemez.” İşte, görüyorsunuz. Şanlı Peygamber (S.A.V.) buyuruyor ki: “Her kim bir yemin ederse o, dediği gibidir. Eğer ben Yahudiyim derse o, Yahudidir. Ben Hıristiyanım derse o, Hıristiyandır, Ben Mecûsîyim derse o, Mecûsî’dir.” Bu şekilde yemin edersen işte başına bu tehlikeler gelir. Hanefi âlimleri bu konu da çeşitli görüşler beyân etmişlerdir. Sahih olan hâkim ve şehidin -Ebû Yusuf’tan rivayet ettiği şekilde- tekfir edilmeyeceğidir. Maksadı, sözünün tasdik edilmesini sağlamaktır. Yapmamış olduğunu bile bile “Allah bilir ki ben böyle yaptım” diyecek olursa, küfre götürücü olduğunu bilmesi hâlinde kâfir olacağı da söylenmiş fakat tekfir edilmesin denmiştir. Ama tehlike boyutları büyüktür. Küfrün seçilmesi ise küfürdür. Bu tehlikeli işlerin yanından bile geçme. Yapmamış olduğunu bile bile “Allah bilir” diyor. Olur mu öyle şey? Hâşâ! Yine malından herhangi bir şeyi haram kılmak şeklindeki yeminler: Hanefiler ile Hanbelilere göre helâl olan üzerine haram olsun derse, bunu arzu ederse nefsine haram kıldığı şeyi terk eder. Arzu ederse kefaret gelir. Mâlikîlerle Şafiîlere göre yemin değildir bu. “Ey Peygamber (S.A.V.)! Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin haram edersin? Allah, sizin yeminlerinizin kefarete çözülmesini farz, meşrû kılmıştır.”

 

Dakika 55:00

 

(Tahrîm Suresi, ayet-i kerime 1 ve 2). Kıymetliler, yemin edenin niyetine göre mi ettirenin diyetine göre mi şeklinde âlimlerimiz, davalarda, yemin ettirenin diyetine göre olacağı hükmü üzerinde ittifak hâlindedirler. Vaatler ve benzerleri konusunda da bu da farklı görüşlere sahiptirler. Mâlikîlere göre yemin ettirenin niyetine göredir. Yemin verdirenin niyetine göredir. Bir başka rivayette ise şu şekildedir: “Senin yeminin, arkadaşının seni kendisi ile tasdik edeceği esas üzeredir.” İşte, Peygamber Efendimiz’den bu haber rivayet edilmiştir. “Nazar-ı itibara alınacak olan ister hâkim ister normal bir alacaklı veya zalim veya mazlum olsun, ister doğru ister yalan söylesin; yemin ettirenin maksadına itibar edilir.” Bu da kıymetli muhaddislerimizin rivayet ettiği bir Hadis-i Şeriftir. Kıymetliler, Hanefilere göre İmâm-ı Âzam: “Yemin eden kişi mazlum ise yeminde onun niyeti esastır. Yemin eden zalim ise bu sefer yeminde esas, yemin verdirenin niyetidir. Yemin verdirenin niyeti üzerinedir. Köle azat etmek ve buna benzer hâller ile ilgili ise yemin edenin niyeti nazar-ı itibara alınır.” Hanbeliler, Ebû Hanife ile aynı kanaattedirler. Şafiîler yemin edenin niyetine itibar edilir derler. Evet, kıymetliler. Bu kıymetli âlimlerimizin kıymetli görüşleri ile ilgili derslerimiz İnşâAllah devam edecektir.

 

Dakika 57:44

 

(Visited 41 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}