AmeldeFıkhı 109-01

109- Amelde Fıkhı Ekber Ders 109

AMELDE FIKHI EKBER DERS 109

 

 

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil Âlemin  Vesselatu Vesselamu ala Rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.  Euzu billahiselimin alim himineşşeytanirracim.  Min hemzihi ve nefhıkı ve  nefsihi’’

 

Yüce Rabbimize hamdü senalar olsun.  Bitmez tükenmez hamdü senalar hep ona olsun. Sevgili Habibi Muhammed Mustafa’ya salatü selam olsun.  Tüm müminlere de bizden selam olsun. İnsanlık âlemi de iman ve İslam ile Şanlı Kur’an ile Hz. Muhammed’in Peygamberliği ile tüm insanlık kurtulsun.  Allah’ın ortaya koyduğu Sırat-ı Müstakim olan Muhammed’in önderliğinde ki İslam’ın yolunu bulsun Tüm insanlık. Evet, o Şanlı Peygamber âlemlerin Rahmet Peygamberidir (S.A.V) . Onu gönderen Allah’a hamd olsun. Yüce İslam’ın kanun ve kurallarını ortaya koyan, iki cihanda insanların kurtuluşunu ölümsüz mutlu hayat tarzı olan İslam’ın hayat tarzını ortaya koyan Allah’a hamdü senalar olsun.  Kıymetli dostlarımız; şimdi de Amelde Fıkhı Ekber ile derslerimiz devam ediyor. Şimdi alışveriş gibi bazı konulara şöyle bir bakalım. Şimdi tabii gübre satışı hakkında kıymetli muhaddislerimiz Hanefi ekolünün yüksek âlimleri, dünyanın büyük filozofları,  o büyük hukukçular,  o büyük müçtehitler bakın ne dediler:  Tabii gübrenin satışı,  yani hayvan tesini satmak da bir mahsur yoktur dediler.  Çünkü buda bir faydadır mahsul için faydalıdır, hepinizce malum satışı da caizdir. Şimdi tabii kritik sorular da bulunmaktadır. Zimminin şarap parasında yani gayrimüslim olsun,  zimmi olsun,  müstemen olsun bunun gibi gayrimüslimlerden borcunu alacaksın,  gayrimüslimin kazancı bellidir.  Şarap da satar domuz da satar ve onlar kendi inancı ne ise onu yapar.  İslam ise ilahi kanunlar kurallar manzumesidir. Müslüman’ın durumu çok farklıdır çok kıymetlidir.  Çünkü Müslüman Allah’ın emrindedir. İslam kanunları Allah’ın kanun ve kurallarıdır.  Hz. Muhammed’in önderliğinde bu uygulanmıştır.  Artık ebedî olarak bütün çağların kuralları,  kanun ve kuralları şeriat kuralları,  Muhammed’i şeriattır.  Bütün çağlarında önündedir.  Çağdaştan daha da çağdaştır.  Onlara çağdışı diyenlerin kendileri çağ dışıdır.  Kıymetliler; bir Müslüman borcunu gayrimüslimden alırken tabii gayrimüslime sen bana helal para ver dediğin zaman gayrimüslim zaten nereden kazandığı, kazanacağı bellidir.  Onun için Müslüman borcunu gayrimüslimden alır ve borcun ondan alması caizdir.

 

Dakika 5:00

 

Çünkü gayrimüslim biliyorsunuz Dünya’nın halini bir kısmı faiz batağında faiz yiyor.  En kızıl büyük haramlardan biri.  Domuz en büyük haramlardan aynen necis olanlardan biridir Kur’an-ı Kerim’e göre, yüce İslam şeriatının emirlerine göre.  Kitapta,  sünnet de, İcma da bu açık olarak ortaya konmuştur. Şarap da böyledir. Bunlar tam haram olan şeylerdir. Faizci, rüşvet alan, gasp,  hırsız ve şarkıcı gibi kimselerin, haram kazançlarından borcunu alması konusunda da yine mirasçılara haram kazançtan biraz almakta tabii bu mirasçıların haram olduğunu biliyorlarsa mal sahiplerine o mirası dağıtırlar hak sahiplerine.  Bunu biliyorlarsa böyledir.  Eğer değilse onu tasadduk ederler.  Yani sahiplerini bilmiyorlar ama o malın kesin haram olduğunu biliyorlar.  O zaman da diyor sadaka olarak o mal dağıtılır.  Haram olduğunu bile bile sana biri miras bıraktı ama para haram kesin biliyorsun.  Sahibini bilemiyorsan tasadduk et fakirlere dağıt. Kıymetliler şarap yapana üzüm satılır mı?  Sen üzümü sattın adam şarap yapıp yapmayacağı kesin bilinmiyor. O zaman caizdir.  Masiyet çünkü suç sonra ortaya çıkmaktadır, o an için sen kendi elinle şarapçı ya götürmedin veya şarapçıya verdin ama o an için şarap yapacağı da kesin belli olmadığı için burada da caiz demişlerdir.  Şimdi silah satmakta da eğer kesin silah sattığın insanlardan fitne zuhur edilmiş insanlar toplum zarar görecek şebekeler ise bunlara silah satılmaz ama silahı iyi tarafta da kullanma durumu varsa kesin belli değilse o zaman satılabilir.  Yalnız yine de mekruhtur demişlerdir.  Şimdi kilise adına ücretli çalışmak veya zimminin şarabını taşımak,  İmamı Azam gibi yüksek bir cihan hukuk âlimi bakın şeriatın mükemmel âlimlerinden, müçtehitlerinden,  fakihlerinden o büyük İmamı Azam (Rahmetullahi Aleyh)  ne diyor?  Şimdi kilise adına ücretli çalışmak veya zimminin şarabını taşımak,  şimdi burada kişi eğer başka tarafta iş bulamazsa oradaki işin karşılığı ücret alması alın terini alması bakımından caizdir demişlerdir. Şarap sıkmak için ise caiz değildir.  Şimdi şarabı taşımakta caiz değildir. Taşımakta,  sıkmakta şarabın hiçbir türlüsüne hizmet edilemez. Bunun için inşaatlar farklıdır, inşaat farklı amaçla da kullanabilir ama şarap şaraptır.  Dolayısıyla bunlar tabi normal şartlar altında değil de işsiz kalmış insanların işsizlikten dolayı yapacağı şeyler yoksa Müslüman haysiyetli, şerefli, izzet sahibi bir insandır.  Zilletten Müslüman uzak kalır.  Şimdi fetva yönü var bir de takva yönü vardır.  Şimdi fetvalar zarurete göre de verilir ama takva her zaman izzetin, faziletin özelliklerini taşır.

 

Dakika 10:05

 

Kıymetliler; şöyle bir baktığınız zaman ücretle tutulmak mesela ücretle tutulmuşsa masiyet değildir dediler.  Masiyet içenin tercihi ile meydana gelmektedir. Evet, kıymetliler; yani masiyet ne zaman ortaya çıkıyor,  esas masiyet,  yani Allah’a asi olma durumu,  şarabı içtiğin zaman. İşte esas İsyan orada başlıyor. ‘’Muhafazan Allah’u Teâlâ.  Dökülmek veya sirke yapılmak maksadıyla da taşıtılması da muhtemeldir demiştir. Yani bir şey de mesela şarabın şarap olarak kullanılacağı kesinse zaten bütün âlimlerimiz oradaki yapılan hizmeti yasaklamışlardır,  caiz görmemişlerdir.  Ama adam şarabını almış götürüyor veya içki tutmuş bunu sirke yapmaya da götürebilir.  Kesin bilmediğin zaman o zaman caiz olmaktadır. Şarap fabrikalarında şarap yapılması kastı ile Müslüman tarafından sıkılması ise eğer kesin bir şarap fabrikasında ne yapılıyor – şarap yapılıyor.  Sen de oraya işçi olarak gittin şarap sıkıyorsun.  İşte bu caiz değil.  Buna haram demiştir ulema başta İmamı Azam olmak üzere.  Burada masiyet vardır dediler. İmamı Azam’a göre çoğunluğu zimmi olan bir beldede bir evin kilise yapmak maksadıyla şarap satmak için kiraya verilmesi,  çünkü oradakilerin çoğunluğu gayrimüslim.  Zimmiler Müslümanların himayesindeki Müslüman olmayan gayrimüslim toplumlara zimmiler denir. Başta Hristiyanların,  Yahudilerin Müslüman’lar asırlardır himayesinde koruyarak geldiler zimmileri. Zimmi Müslümanların emanetin de koruması altındadırlar ama bir yer var ki çoğunluk zimmi.  O zaman durum değişmektedir dediler. Orada kişinin Müslümanlardan oluşmadığı için orada bir evi olsa,  binası olsa bu binanın ya satılması lazım ya kira getirmesi lazım. Kendi orada duramayacağına göre. O zaman diyor bunu zimmilerin kendi ihtiyaçları için kullanmaları için kiraya verilebilir diyor.  Çünkü orada gayrimüslimler yaşıyor diyor.  Masiyet kiralayanın yapacağı iştedir.  Kiraya verenin değildir dediler.  İşte burada da sorumluluğun derecelerini mükellefin sorumluluk derecelerini âlimlerimiz enine boyuna keşfetmişlerdir.  Ona göre fetvalar verilmiştir.  Çoğunluğu Müslüman olan bir şehirde kiralamak caiz değildir.  Mesela kiliseye malını kiraya veremezsin o zaman. Çünkü başka Müslümanlar o binayı başka şekilde kiraya alabilirler. Şarap orada şarap İmal etmek için veremezsin.  Müslümanların çoğunluğu olduğu bir yerde. Çünkü o bina şarapçıya da kiliseye de vermesen de diğer Müslümanlar tarafından o kullanılabilir,  kiralanabilir.  Onda bir mazeret olmamaktadır.  Onun için buraları iyi anlamak lazım,  kıymetli âlimlerimiz iyi araştırmışlar, çok çalışmışlar.  Allah onlara çok rahmet eylesin.

 

Dakika 15:12

 

Ebu Yusuf ve Muhammed ve diğer üç mezhep bakın ne diyorlar bu konuda.  Ebu Yusuf kimdir? İmamı Muhammed kimdir?  Hanefi âlimlerinin en büyüklerinden İmamı Azam’dan sonra İmamı Azam’ın en büyük talebeleri bunlar, en büyük müçtehitlerdendirler.  Bunlar da dâhil diğer üç mezhepte dâhil.  Bakın burada da bu tür kiralama ve icare akitleri mekruhtur dediler.  Mâsiyete yardım söz konusudur dediler. Yani senin binan günahta kullanılacaksa günah işler de onu da biliyorsan, bunu bu türlü kiralamalar mekruhtur dediler bu âlimlerin hepsi de.  Şanlı Peygamber bak şarap konusunda ne buyurdular:  10 kişiye lanet etmiş.  Bu 10 kişi şarabı taşıyanından al da şarabı yapanından, satanından, hizmet edeninden, yani o işte ilgisi olan 10 kişiye şaraba hizmetle ilgili 10 kişiye lanet edilmiştir. Buradan bakıldığı zaman şarabı taşıyanı da bu 10 lanet edilen kişinin içinde sayılmıştır.  Dolayısıyla bunu da onlar mekruh demişlerdir.  İmamı Azam hadisi şerif’te geçen taşımayı masiyet kastı ile birlikte taşımaya hamletmiştir. İmamı Azam’ın o hadisi şerif’ten aldığı mana farklıdır.  Öbür âlimler de oradaki aldıkları manaya biraz daha farklı bakmışlardır ki bu da zenginliktir.  Çünkü farklı olarak keşifler yapılıyor,  hepsi lazım ve rahmet olan ve burada ihtilaf ortaya çıkıyor ki hepsi mükemmeldir sakın yanlış anlamayın.  Ebu Hanife’nin bu görüşü kıyasa dayanmaktadır.  Hadisi şerifteki aldığı mana ile beraber fakat diğerlerinin ki istihzana dayanmaktadır demişlerdir.  Kıyas biliyorsunuz İslam’da asli delillerin dördüncüsüdür,  İstihzan da yine feri delillerdendir. Kıymetler; her nereden bakarsan bak âlimlerimiz güzel araştırmışlardır.  Sen bunların hepsini bil de burada en faziletli olanı yapmaya çalış.  Ulema hükümleri ortaya koymaya, bütün güçleri ile bütün imkânlarıyla ceddi çaba ile ortaya koymuşlar. Sen de takvana göre en güzelini tercih eder, onu yaparsın.  Ulemanın şöyle niye yaptı böyle niye yaptı,  ulemayı yargılamaya kimsenin gücü yetmez. Çünkü ulema onlar da ilmi ehliyet var. İmamı Azam şöyle dedi niye böyle dedi deme şansın yok, onun kadar âlim olman lazım. İmamı Şafii şöyle dedi, onun kadar âlim olman lazım. Âlim olmayan âlimin fetvasına tabii olacaktır. Onun için bunlar büyük müçtehit insanlardır sakın yanılmayın. Mekke evlerinin veya arazisinin satılması,  kiralanması konusunda da belki bunlar bizi ilgilendirmez diyenler çıkabilir ama Müslüman’ın her şeyi diğer Müslüman’ı ilgilendirir.

 

Dakika 20:09

 

Hanefi ve Şafiilere göre bunların evlerinin arazisinin kirası da satılması da caizdir dediler Hanefiler ve Şafiler.  Ancak Hanefi ekolünün yüksek şahsiyetleri Hac mevsiminde Mekke evlerinin kiralanması mekruhtur. Salim mevsimlerinde ise buna ruhsat vardır dediler.  Çünkü Hac zamanında durum farklıdır ama zamanın şartları değişince tabi hükümler de ona göre değişmektedir.  Fakat yine hükümler aynı hüküm zamanın değişen şartlarına göre hükümler yine konur,  hükmedilir o şartlara göre.  Yoksa hüküm ortadan kaldırmaz,  kaldırılamaz. Allah’ın hiçbir emri ortadan kaldırılamaz bütün şartlar değişse de değişen şartlara göre uygulanır.  Şartlar değişir,  hükümlerde değişir ama hükümler ortadan kalkmaz. O zaman Allah’u Teâlâ’nın hükümleri bütün şartlar kuşatmıştır.  Bütün çağlarda kuşatmıştır.  Yani  geçmiş çağlara göre verilmiş fetvalardır, bugünün çağın şartları değişmiştir diyen adamlar İslam’ı bilmeyen zavallılardır.  İslam bütün çağları kuşatmıştır. Bütün çağlarda da hükmünü verir.  Yalnız o geçmişteki muhafaza edilen asli delilleri bugünkü çağa taşımak âlimlerin görevidir cahillerin görevi değildir. Evet, burada Yüce Rabbimiz bakın ne buyuruyor Hac Suresinin 25. Ayeti kerimesinde. Yüce Allah’ın Yüce kelâmı bakın ne diyor: Ve kendisinde hem misafir olanların hem de yerli olanların eşit olduğu Mescidi Haram diyor. İşte bu ayeti kerimede Dünya’nın her tarafından Hacılar Kâbe-i Şerife gelmektedirler.  Onun için Kâbe-i Şerife Dünya’nın sığması,  orada bu hacıların misafir edilmesi, konuklanması açısından burada ne diyor – hem misafir olanların, hem de yerli olanların eşit olduğu Mescidi Haram. Yani Mescidi Hamam’ın yerli halkı ile oraya gelen hacıların durumu eşittir diyor Cenabı Hak. O zaman ne yapacak,  dışarıdan gelenlere de otel lazım,  ev lazım, yer yurt lazım. Onlara diyor iyice barındıran diyor gelen hacıları Cenabı Hak. Ey Mekke ehli bakın.  Hz Ömer şöyle dedi Mekkelilere.  Ey Mekke ehli evlerinize kapı edinmeyin.  Uzaktan gelenler dilediği yerde insin, konaklasınlar.  İşte görüyorsunuz ki bütün Mekke yerlilerine Mekke halkına, hacılara kapılarınızı açın evlerinizin kapılarını açın. Yani onları ağırlayın bunlar sizin misafirleriniz diyor Hz. Ömer de.  O okuduğum ayeti kerimenin ışığından faydalanarak ve ondan sonra da o ayeti kerimeyi Hz. Ömer topluma okurdu diyor. Yani bu benim fikrim değil işte ben ilhamımı Şanlı Kur’an’dan alıyorum demek istiyor. Şimdi gayrimüslimlerin mescitlere, camilere, Mescidi Haram’a, Beytullah’a girmesi caiz mi değil mi konusunda da Ebu Hanife bunu caiz kabul etmiştir.

 

Dakika 25:19

 

Artık bu yıllardan sonra onlar Mescidi harama yaklaşmasınlar.  Tevbe Suresi’nin 28. Ayeti kerimesinde ki Yüce Allah’ın yüce buyruğun da bu sene ile kastedilen Hicri 9. Yıl haccından sonra onlar çıplak olarak Hac ve Umre yapamazlar demektir diye İmamı Azam bu şekilde ayeti kerime den ilham almıştır. Hükmü de fetvayı da ona göre vermiştir.  Hz. Ali’nin bu süreyi açıklamış ve şöyle demişti;  Haberiniz olsun,  bu yılınızdan sonra hiçbir müşrik hac edemeyecektir ve çıplak hiçbir kimse tavaf edemeyecektir.  Şimdi burada da ayetin tefsirine Hazreti Ali bir açıklığa kavuşturmaktadır.  İmamı Azam bunların tamamını inceledikten sonra tabii hükmünü ortaya koymuştur.  Malikler söyle derler;  Maliki ekolunun yüksek âlimleri de Müslüman olmayan bir kimsenin Beyt ‘ül Haram müstesna Mekke’nin haremine girmesini caiz görmüşlerdir.  Beyt ‘ül Haram’a yani Beytullah’a,  Kâbe-i Şerife girmeleri yasaktır diyor Müslüman olmayanların Maliki ekolünün insanları da, yüksek âlimleri.  Hangi bir mescide mutlak olarak girmesi herhangi bir mescide mutlak olarak girmesi caiz değildir.  Yani bütün camilerin Mescidi Haram gibi kabul etmiştir Malikiler.  Özür olma hali ise müstesnadır. Bu hüküm kıyasi olarak verilmiştir.  İlleti olan,  necislik bütün müşrikler de vardır. Yani                  (إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ)  Şimdi müşrikler diyor, necistir diyor. Müşrik nedir? Şirk koşandır.  Bunlar necistir diyor bu illet ise bütün müşrikler de vardır.  Saygının gösterilmesi ise her mescit hakkında söz konusudur demiştir Malikilerde.  Şafilerle Hanbeliler bakalım ne dediler?  Mekke’nin haremine girmesi yasaktır dedi onlar da gayrimüslimler için,  müşrikler için ve Cenabı Hak Tevbe Suresinin 28. Ayeti kerimesinde Ey iman edenler,  müşrikler ancak bir necasettirler.  O bakımdan artık bu yıllarından sonra Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar.  Yüce Allah bu ayeti kerimeyi gönderdi.  İşte Hazreti Ali’nin bu gelen ayetleri Tevbe Suresinin Hac mevsiminde Ebu Bekir’in Hac Emir’i olduğu sene Hazreti Ali bu tövbe suresini Hacılara Arafat’ta okudu.  Yüce Allah’ın emri fermanını, Arafat’tan Dünya Müslümanlarına yayınladı.  Öncelikle Arafat’taki Hacılara. Harem bütünüyle mescittir.  Bu da Peygamberimizden gelen bir haberdir.

 

Dakika 30:06

 

Artık bu senelerinden sonra onlar Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar diyen ayeti kerimeye istinaden söylenmiştir bu haber de. Kıymetliler; yine kıymetli âlimlerimiz bakın ne diyorlar?  Mescidi Haram dışında kalan diğer mescitlere gayrimüslimler, müşrikler Müslümanların izniyle girmesi caizdir, rastgele değil.  Buradaki ayeti kerimenin nassı Mescidi Haram hakkındadır demiş Şafilerle Hanbeliler.  Eşyada asıl olan mübahlıktır demişler. Şimdi Şanlı Peygamberin (S.A.V)  yanına Taif heyeti gelmiş, o da İslam’a girmelerinden önce bile onları Mescitte ağırlamıştır.  Ebu Süfyan henüz daha müşrik olduğu halde Medine Mescidi’ne girerdi diyor.  Kıymetliler buradaki incelemeler âlimlerin değişik açılardan incelemeleri hepsi mükemmeldir.  Hepsinin değişen şartlar ortamında bunların görüşlerine yer vardır.  Onun için bu zenginlik ve rahmet yaygınlığıdır. Âlimlerin her birisi ayrı ayrı mükemmel incelemişler,  bunların hepsi mükemmeldir sakın hiçbirisini gerçek dışı zannetmeyiniz. Hepsi güzel bir inceleme,  ayet, hadis i şerif incelenmesinden sonra bu kanaatler ortaya konmuştur.  Şimdi dersimiz bir de ihtikâr konusudur.  İhtikâr nedir? Biliyorsunuz mal depolamanın adına ihtikâr denir.  Hanefi ekolünün yüksek âlimleri bu konuda diyorlar ki ihtikâr,  hapsetmek.  Yani malı pahalansın diye saklıyor.  Pahalanmasını bekleyerek gıda maddelerini saklamak, 40 gün süreyle sakladığı zaman bu bir ihtikârdır.  Şimdi ihtikâr hakkında bakalım Şanlı İslam şeriat, ı,  onun emir ve hükümleri, Şanlı Peygambere ve yüce Allah’a dayanan delillere bakalım. Bakın Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V)  Efendimiz her kim yiyecek bir şeyi 40 gün süreyle alıkoyacak olursa Allah’tan beri yani Allah’tan o kişi uzak olur diyor.  Allah’ta ondan beridir yani Allah’ta ondan uzaktır diyor.  Herhangi bir mahalle halkı arasında birisi geceyi aç geçirecek olursa malı sakladın, pahalandı mal,  vatandaş da gidip alamadı,  geceyi aç geçirirse diyor birisi bir vatandaş sadece, iyi anlayın. Bir tanesi böyle olunca Allah’ın himayesi onların üzerinden kalkardı.  Allah himayesini kaldırınca başına gelecekleri düşün. İşte burada ihtikârın ne olduğunu Hanefiler bu hadisi şerif ve emsallerine istinaden ihtikârın ne olduğunu ortaya koydular.  Şafiilerde aynı görüşteler. Pahalılık zamanlarında satın alınmış olduğu bir şeyi ona şiddetle ihtiyaç duyulacağı zamanda satın aldığından daha fazlasıyla satmak maksadıyla saklamanın adıdır.

 

Dakika 35:10

 

Ucuzluk zamanında alıkoyması böyle değildir. Mal bol mal ucuz. O zaman saklamanın bir zararı yoktur.  Fakat bu mal kıtlaşmış,  ortadan malı toplamış saklamış bunların durumu tehlikelidir.  Hanbeliler bakın satın alma yoluyla olması konusunda ne diyorlar? Pazara başka yerden mal getirene rızık verilir.  İhtikâr yapana ise lanet edilir görüyorsunuz. Bu da yine Peygamberimizden gelen bir hadisi şerif’le Hanbelilerde bu delile dayanarak ne dediler? Haberimiz böyle oldu dediler. Gıda olarak kullanılan mesela maddeler,  işte ihtikârın kapsamındadır.   O zaman ihtikâr olur gıda maddeleri.  Çünkü onlar, insanlar gıda maddesini tüketmek zorundadır.  Çünkü bunu piyasadan sen alır saklarsan ne yaparsın insanları gıdasız bırakmış olursun.  İhtikârın darlığa sebep olması işte malı sakladın sen,  insanlarda gıda bulmakta güçlük çekiyor,  darlık çekiyorlar.  İşte bunlar birer birer ihtikârın ihtikâr olduğunun delilleridir.  Darlık zamanlarında olması da onlardandır.  Bolluk ve genişlik zamanlarında satın almak ise haram değildir.  O zaman ihtikâr olmuyor ama darlık zamanında mal toplamak ihtikârdır insanları sıkıntıya sokmak. İhtikârın gerçekleşme konusunda da bakın ulema bunları enine boyuna incelemişler. Ömürlerini vermişler, İslam’ın bütün hükümlerini ortaya koymak için.  İhtikârın darlık ve zaruret hallerinde olacağı satın alıp tekrar satmamak için malı saklamak, İşte bunlar topluma zarar veren şeylerdir.  İhtikâr olma sebebi de oradan geliyor.  Başka şehirden getirdiği malı Hanefilerde onların görüşlerine göre İmamı Muhammed’in de buradaki görüşüne göre o şehre o mal getirilmekte ise onu alıkoymak tahrimen mekruhtur demişlerdir.  İnsanların hakkı ona taalluk etmektedir demişlerdir.  Gıda maddelerinde ihtikâr her zaman için haramdır.  Yani ihtikâr haramdır. Toplumu sıkıntıya sokmak için malı topladın,  stok yaptın, piyasadan mal çekildi,  fakir fukara mal alamıyor,  gıdasını alamıyor İşte bunlar bu şekildeki ihtikârlar haramdır dediler. Bal, yağ,  et ve meyve bunların dışındadır dediler. Hanefi alimleri, Şafii ve Hanbeli yüksek şahsiyetlerine göre hayvanlara yemlerin ihtikarı da haramdır dediler. Mesela hayvanların yiyecekleri ne varsa bunları da topladın hayvanlara yiyecek kalmadı. O da ihtikârdır,  onu stok yapmak da ihtikârdır ve haramdır dediler.  Bu çünkü hayvanlar zarar görüp telef olunca insana zarar insanlara yansımaktadır.

 

Dakika 40:03

 

Malikilere ve Ebu Yusuf’a göre Maliki âlimleri ve Hanefilerin yüksek âlimlerinden Ebu Yusuf’a göre sıkıntılı zaruret zamanlarında yemeğin dışındaki şeylerin ihtikârı da haramdır dediler yani sadece yemekle kayıtlı değildir ihtikâr dediler onun dışındaki maddelerinde ihtikârı haramdır dedi Malikiler ile Ebu Yusuf. Cumhur uleması, Cumhur âlimlerin toplamı ya bir büyük ekserisidir ya da tamamıdır burada tamamı. İhtikârı insanların gıdası ile hayvanların gıdasını has kabul etmişlerdir yani Cumhuru ulemanın tamamı insanların tükettiği gıdalar ve hayvanların yiyecekleri gıdalar,  bunları stok edip toplamak hem insanlara zarar vermek,  hem hayvanlara zarar vermek ihtikârdır ve haramdır diye bütün mezhepler bütün âlimlerin görüşü burada toplanmaktadır.  Dolayısıyla bunun hikmeti, zarar vermeyi önlemektir. Malikiler ise ihtikârı mutlak olarak men etmişlerdir. Bunun süresi de bakın 40 gündür. 40 gün olarak ulema ihtikârı tespit etmişlerdir.  Cihan Peygamberinden gelen haberde her kim bir yiyeceği 40 gün süreyle alı koyarsa Allah’tan uzak, Allah’ta ondan uzaktır yani beridir diyen hadisi şerif bunu 40 gün olduğunu bildirmektedir.  Bu süre bir ay olarak da takdir edilir.  Eğer insanlar bir günde zarar görecekse o bir gün bile tabii ihtikâr yapmaktan sakınmak gerekir bir gün bile olsa.  Mesela bir gün insanlar zarar görecek, bazı insanların aç kalmasına sebep olacaksa bir gün bile ihtikâr yapamazsın.  Bu 40 gün azamisi olandır ekseri olan sürenin miktarıdır. Takdir edilen bu süre Dünya’daki hukuki ceza içindir. Yani Dünya’da hâkim muhtekire ihtikâr yapana ceza vereceği zaman 40 günü göz önüne alır.  İslam hâkimi ona göre ihtikâr yapana ceza verir.  Günah ise süre az olsa dahi söz konusu olur. İşte bak bir gün bile ihtikâr olacaksa o bir günahtır.  Dünya’da belki bunun cezasını sana veren olmaz o bir günün ama yarın mahşer gününde burada kul hakkı da oluştuğu için hesabı sorulur. Hâkimin önüne her konu gelmeyebilir ama Allah’ın huzuruna hâkimler hâkimi Allah’ın huzuruna her günah gelecek,  boynunda takılı olarak bütün günahların,  bütün sevapların Mahkemeyi Kübra’ya o büyük mahkemeye mahşerde Ruzi Ceza’da Allah’ın huzurunda mahkeme olacaksın.  Allah zamandan mekândan münezzeh olarak insanları mahşerde mahkemeden geçirecek hesaba çekecektir. İhtikârın hükmü konusunda da ihtikâr yasaktır kıymetliler tahrimen mekruhtur. Hanefilerin çoğunluğu bu görüştedir. Zarar verecekse mekruhtur.

 

Dakika 45:00

 

Zarar miktarına göre durum derece, derece tedrici olarak hüküm devam etmektedir.  Evet, bazı kıymetli âlimlerimiz hükmünü haram olmakla,  diğer imamların ihtikâr haramdır dediler.  İşte bir kısmı burada Hanefiler mekruhtur dediler.  Bu da zararın derecesine göredir.  Zararın derecesi büyüdükçe harama ulaşmaktadır hepsinin dediği doğrudur. Delil burada haram olduğunun delili birçok hadis-i şeriflerle sabittir.  Şimdi onlardan bazılarından örnekler verelim. Günahkârdan başkası ihtikâr yapmaz Peygamberimiz böyle buyuruyor.  Ancak günahkâr insanlar ihtikâr yapar diyor bak dikkat et buraya.  Her kim Müslümanlara pahalılık yapmak maksadıyla bir şey alıkoyacak olursa o günahkârdır işte görüyorsunuz.  Pahalılık olsun diye Müslümanların fiyatlarından herhangi bir şeye müdahale eden kişiyi Yüce Allah’ın kıyamet gününde cehennemde büyük bir ateşe oturtması Allah’ın üzerinde bir hak olur.  Görüyorsunuz Peygamberimiz ne diyor, devam ediyor: Müslümanların yiyeceklerini onlara zarar vererek saklayan bir kişiyi Allah cüzzam ve iflas ile cezalandırır.  İhtikâr yapanın başına bakın burada üç tane büyük ceza tabii günahkâr olduğu için.  Birincisi cehennemde büyük ateşe oturtturulur, birde diyor cüzzam hastalığına yakalanır ve iflas ile cezalanır buyurdu.  Görüyorsunuz bu hadisi şerif’te şöyle bir baktığınız zaman kıymetli muhaddislerimiz tarafından rivayet edilmiş bir hadis-i şeriftir buda.  İhtikâr yapılan malın satılması bu konuda Hanefi ekolünün yüksek âlimleri derler ki, ihtikâr yapan kişiye kadı tarafından ihtiyacından arta kalanı satması emredilir.  Yani devletin,  İslam devletinin hâkimi bu işe el koyar. Malı toplamışlar piyasada mal yok işte burada devlet buna el koyar,  malı toplayan kişinin kendine yetecek kadar bırakılır,  malın fazlası hâkim tarafından satış kararı verilir.  Yapmayacak olursa hâkim onu tazir eder. Kadı da satış için onu mecbur eder.  Hâkim cebren onun adına bu satışı yapar.  Hanefi âlimlerinin ittifakı vardır bu konuda bu tarz satış mislinin fiyatı ile yapılır.  Tabii bu darlık geçtikten sonra o mal o stokçuya ödenir devlet tarafından ama sıkıntı ortadan, zarar ortadan, kıtlık ortadan kaldırılmış olur. Malikilerde aynı şekilde söylemişlerdir Maliki âlimleri de Hanefiler gibi söylemişlerdir ve bir ek yaparak hâkim şehir halkının telef olmalarından korkarsa ihtikârcılardan yiyeceği alır ve şehir halkına dağıtır.  Bolluğa kavuşunca aldıklarının aynısını ihtikârcılara iade eder kıtlık kalktıktan sonra zaruret sebebiyle bunlar yapılır,  mecburiyet ve zaruret başkasının hakkını iptal etmez.  Bu da hukuk kuralıdır.  Malikiler bu görüşlerini de bu şekilde açıkladılar Hanefiler gibi düşündüler bu farkla beraber.

 

Dakika 50:32

 

Şimdi fiyatlar dondurulabilir mi?  Bu konuda da yüce İslam hayat dini olduğu için normalde fiyatlar dondurulmaz ama zaruret hâsıl olursa o toplum zarar görmeye devam ederse, fahiş fiyatlar aldı başını gidiyorsa o zaman devlet gerekeni yapar.  Adil böyle kişileri toplumun içindeki ekonomiden iyi anlayan,  toplumun bilge kişilerini bir araya toplar gereken yapılır,  istişare edilir. Şimdi bu konuda da iktisadi hürriyete sahip olması Müslümanların İslam’da temel bir ekonomik ilkedir.  Adalet, kanaat 1/3 sınırlarında olan helal kâr kaideleri vardır. Şimdi insanları bırakın,  Allah kimini kiminden rızıklandırsın Cihan Peygamberi böyle buyurdular.  İnsanları bırakın ama insanlarda ahlak, adalet, adalet üzere davransınlar. Bırakılan insanlar bu insanlar.  İnsanları bırakın,  Allah kimini kiminden rızıklandırsın.  Adalet,  Allah korkusu,  mesela topluma yerleşirse güzel ahlak kimse kimsenin hakkını yiyemez,  böylesi topluma müdahale edilmez.  Böylesi toplum zaten adil davranır, kimse kimsenin hakkını yemeden birbirinden ticaret ederler, bu zaten bir kuraldır. Mutsuz hayat olmaz ama ahlaklar bozulduğu zaman kandıran kandırana, aldatan aldatana,  haram helal mefhumu ortadan kalktığı zaman işte durumlar değişir,  o zaman fetvalar da değişir. Nedir fetva?  O haksız yolsuzluk yapan rantiyecilere meydanda verilmez.  Asıl olan fiyat koymamaktır ama dediğimiz gibi adalet ilkeleri topluma yerleştiği zaman,  yani yöneticinin insanların aleyhine fiyat koymamasıdır. İnsanların aleyhine burayı İyi anla. İnsanların zararına olan bir fiyat konur mu devlet tarafından? Konamaz. Bunda ittifak vardır.  Şafilerle Hanbeliler bakın ne diyorlar; Devletin diyor yöneticinin insanlara fiyat tayin etme hakkı yoktur. Şafiiler’de şöyle derler bu görüş Hanbelilerin görüşüdür.  Pahalılık dahi olsa ancak şu fiyata emretmesi haramdır dedi Şafiiler de.  Kıymetliler;  bunlar yine toplumun tamamının etkilenmediği, küçük zararlar karşısındadır bu fetvalar doğrudur ama toplumun tümüne yansıyan zararlar karşısında devlet tedbir alır. İşte Hanefi ve Malikiler bunu ortaya koydular.  Şafiilerden İbn-i Rifaa ve başkaları pahalılık zamanında fiyat koymayı caiz görmüşlerdir.  Bak Şafiilerin hepsi aynı görüşte değildirler.

 

55:00

 

Onlar da Hanefiler ve Malikiler gibi düşünen Şafiilerde var ve Hanbelilerde var.  Onun için kıymetliler;  bunlar iyi incelendiği zaman bu âlimlerimizin hepsinin çok doğru ve mükemmel hükümleri araştırıp ortaya koyduklarını görürsünüz. Hepsi şartların durumuna göre fetvalar hükümler koymuşlardır ve mükemmeldir bunlar, doğrudur.  Şimdi birinin baktığı pencere ve incelediği,  yaptığı keşifler o açıdan mükemmeldir. Öbürü başka açıdan bakmış her tarafı o da keşfetmiş, onunki de oradan mükemmeldir. Bu keşifler bir araya gelince caddeler genişlemekte bu ihtilaf bol bol rahmete dönüşmektedir.  Bu mezhep âlimlerine gece gündüz rahmet okuyun.  Niye bu böyle dedi, niye o şöyle dedi diyerek cahillik yapmayın. Bu sizin oraları ilmen kavrama şansınız olmaz.  Mezhep düşmanlarının kafası zaten çalışmıyor.  Ehli bidat ve dalalet yolundakiler zaten sapıtmışlar.  İsmi yanında ehli bidat ve dalalet. Bunlara siz itibar etmeyin.  Enes Hazretleri bakın ne diyor; Şanlı Peygamber Hz Muhammed (S.A.V)  onun saadet devrinde diyor fiyatlar yükseldi.  İnsanlar ey Allah’ın Resulü fiyatı tespit etsen, fiyatları dondursan dediklerinde o şöyle buyurdu: O Rahmet Peygamberi, darlık ve genişlik veren rızık veren, fiyatları tespit eden Allah’ın kendisidir dedi.  Allah (C.C)  görüyorsunuz,  insanlar eğer iyi şeylere müstehap olurlarsa Cenabı Hak ne yapar,  orada Rahmetini ehil ellerle yansıtır, tecelli ettirir.  Ama insanların ahlakı bozulunca insanlar kendi elleriyle cezalandırılırlar. Mal ve kan hususunda kendisine yapmış olduğun bir haksızlık sebebiyle benden hakkını isteyen herhangi bir kimse olmaksızın Aziz ve Celil olan Allah’a kavuşmayı ümit ederim dedi Şanlı Peygamberimiz (S.A.V).  Yani yanlış fiyat konulursa mallar üzerinde fiyat donduruyorum diye Allah’ın huzurunda bunun hesabı verilir dedi. Böyle bir durumda Allah’ın huzuruna yanlış bir iş yaparak Allah’ın huzuruna gelmeyi istemem dedi. Yani Allah bana yanlış işler yaptırmasın dedi. Burada fiyat dondurmanın da adalet ilkelerine uymasa fiyat donduranlarında çekeceği var demek istedi.  Yani fiyatları tespit etmeli ama adalet ilkelerine göre. Haksızlık olacağını göstermiştir.  Yani fiyatlar tespit edilemez, yanlış fiyatlar konulursa fiyat donduruyorum diye işte buraları işaret etmiştir O şanlı Peygamber.  Haksızlık ise haramdır buyruldu.  Hangi haksızlığı yaparsan yap haksızlık haramdır.  Malikiler ile Hanefiler bakın bu yüksek şahsiyetler, zararları önlemek zarureti ortaya çıkarsa bu ihtiyaç duyulursa diyor maddelerin fiyatının İslam devlet başkanı tarafından tespit edilmesini caiz görmüşlerdir.

 

Dakika 1:00:06

 

Şimdi bu kıymetli ekolün yüksek âlimleri Hanefiler ve Malikiler işte değişen şartları göz önüne alarak ne dediler –  bu hükmü verdiler.  Bu görüşleri,  güzelim görüşleri açıkladılar. Fahiş fiyatla satacak olurlarsa işte görüş ve basiret sahipleri ile istişare ederek fiyat tespitinde mahsur yoktur dediler. Yani piyasadan anlayan ekonomistler dürüst bilge insanlar bir araya toplanır istişare ederler böylesi durumlarda.  Bunu caiz verenlerin bu konuda da dayandıkları ne zarar vermek, nede zarara karşılık vermek vardır.  Yani zarara zararla karşılık verilmez.  Zarar izale olunur yani sadece zarar ortadan kaldırılır.  Umumi zararı önlemek için özel zarara tahammül edilir gibi kaidelere dayanarak Hanefiler ve Malikiler bu fetvayı verdiler kıymetli dostlarımız. Hepsinin bakış açıları mükemmeldir. Hepsinin ki doğrudur. Öbürü öbür şartlara göre öbür ilkelere göre doğrudur, beriki değişen beriki şartlara göre doğrudur ve hepsi doğrudur. Sakın biri doğru biri yalnız zannetmeyin.  Aynı anda hangi fetvayı alacağım derseniz zaten aynı anda ki içinde bulunduğun şartlar hangi hükmün uygulanacağını zaten kendisi ispat eder.  Şimdi sana bir misal vereyim;  Deve ile yola çıktın gidiyorsun üç gün yolculuk yapacaksın misafir olacaksın.  Şimdi o çağda bu böyleydi ama bugün uçak var. Bugün gördüğünüz otobüsler var ve taksiler var.  Şimdi devenin fetvasını taksiye uygulayabilir misin?  Burada ölçü nedir? Değişmeyen güzel bir kural vardır.  Gideceğin yerin üç günlük yol olmasıdır.  Bu da asgari 18 saatlik yoldur.  Onun için bu bir misal olsun diye söyledim. 18 saat yol gidersen yürüyerek git 18 saat, devene bin git 18 saat yol ama uçakla git 18 saatlik yola giden ne oluyor seferi oluyor,  bunun gibi şartlar mesela illa uçağa bindiğin zaman deve fetvası mı vereceksin?  O günün vasıtası oydu bugünün vasıtası da nedir, havada,  karada, denizde vasıtalar değişti.  Ama buna rağmen yine yürüyerek de yolculuk var.  Buna rağmen yine de böyle deve ile at ile katırla da yolculuk var.  Adam 2 gün yol yürüyecek misafir saymayacaksın,  üç gün daha tamamlanmadı diyeceksin ama taksiyle 90 kilometre gidince misafir sayacaksın öyle mi? İşte burada vasıtalarla aldığın 18 saat yol olacak, hangi vasıta olursa olsun.  Gideceğin yer 3 günlük yol 18 saatlik yol olacak.  Onun için kıymetliler hangi hükmün hangi fetvanın içinde bulunduğu şartlara göre hangisine uygulanacağı gayet kolay yalnız ilimden nasip alman gerek.  Âlimlerle beraber olman gerek. Bilmeyenler ilim ehlinden sorsun diyor Yüce Allah. Bilmiyorsan âlimden sor.

 

Dakika 1:05:06

 

Cahiller âlimlerin işine karışmasın, onlardan öğrenmeye baksın. Satışa mecbur tutulmaz.  Şimdi insanlara zarar verecek şekilde satması da uygun görülmez. İslam devletinin görevi nedir?  Adaleti,  huzuru, güveni sağlamaktır. Bunun hükmünü yapacaktır.  Toplumda ahlak bozulduysa ona göre tedbirini alacaktır.  Bozulan ahlakların düzelmesi ıslahı için ayrı çalışacak,  piyasayı ayrı kontrol edecek, her tarafta güveni ve adaleti sağlayacak. İslam devletinin görevi bu her konuda. Maliki âlimlerinden İbni Habib’in bakın fiyat koymanın özellik ile ölçülen ve tartılan şeylere has olması gerekir dedi bu kıymetli âlimlerimizden birisi budur.  Dolayısıyla Allah’u Teâlâ bütün âlimlerimize bol, bol rahmet eylesin kıymetliler.  Mal pazar da bulunuyor ve zulüm veya tamahkârlık söz konusu olmaksızın mislinin fiyatı ile satılıyorsa fiyat koymak söz konusu olmaz diyenler de bulunmuştur. Bu da toplumun zarar görmediği zaman bunların da böyle olması da mümkündür. Toplum daima şuurlu bilinçli olmalıdır.  Bilenler bilmeyenleri kandırmamalı.  Aldatan bizden değildir diyor Cihan Peygamberi. Karşındaki zavallı belki bilmiyor,  aldanmaya müsait olabilir.  Onun bilmediğini fırsat bilip de onu aldatırsa,  onun malını çalar çırparsa,  100 liralık malını 10 liraya almaya çalışırsa bu soygunculuktur ve Muhammed Ümmetinin yapacağı şey değildir bu. Çünkü aldatan bizden değildir diyor Şanlı Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V)  Müslüman birbirini aldatmaz ve kimseyi aldatmaz.  Dünyanın örnek ve Önder İnsanı Müslüman’dır.  Bütün insanlığın örneği önderi olmak zorundadır.  Bugün Dünya Hazreti Ömer’in adaleti ile Hazreti Ali’nin ilmi ve kahramanlığı ile övünüyorsa bu Muhammed Ümmeti işte. Bugün Fatihler Süleyman’lar ile övünüyorsa,  Yavuzlar ile övünüyorsa,  Hasan Hüseyinler ile övünüyorsa bunlar Muhammed Ümmeti. Sen de doğru dürüst bir Ümmeti Muhammed olmaya, Allah kulu, doğru bir Allah kulu olmaya mecbursun. Ey kıymetli dostlarım; Şimdi  Amelde Fıkhı Ekber’in dersleri devam etmektedir. İnşallah bu hak mezheplerin,  Ehlisünnetin ekolünün bütün fıkhi konularında size keşif notları olarak vermeye devam ediyoruz.  Bu ezeli,  ebedi hazineler Şanlı Kur’an’ın,  nurlu İslam’ın içerisinde.  İşte bu hazinelerden size keşif notları veriyoruz. Hayat veren Nur’un bunlar keşif notlarıdır.  İslam hayat verir.  Gerçek hayat tarzı da İslam dininin hayat tarzıdır.  Yüce Allah insanlığın tümünü Müslüman olmaya İslam’a çağırıyor. Başka hayat tarzları olsaydı Cenabı Hak ona çağırırdı.

 

Dakika 1:10:04

 

Bütün insanlığın tamamını İslam’ın hayat tarzına çağırıyor,  ölümsüz nur un hayat tarzı İslam dininin hayat tarzıdır. Bunun dışında ki hayat tarzları şöyle bir bak ya kuşların,  ya kurtların,  ya sırtlanların veyahut da bitkisel hayatın veyahut da Yüce Allah’ın sevmediği bir hayat tarzı olarak yarın karşına çıkacaktır.  Dünya’nda perişan, mezarında perişan,  mahşerin de perişan olacaktır.  Dünya’nı ahiretini perişan etme. İslam’ın hayat tarzına gel onu yaşa. Ben hayatımı yaşayacağım diyor bazı zavallılar. Hangi hayatı yaşayacaksın,  hayatı sana kim veriyor Allah veriyor.   Allah’u Teâlâ İslam’ın hayat tarzını sana teklif ediyor bunu yaşayacaksın diyor. Sen de ben kendi hayat tarzımı yaşayacağım diyorsun.  Yani Allah’u Teâlâ’nın hem hayat verecek sana hem de Allah’ı dinlemeyeceksin ve bir de Allah’ın verdiği hayat tarzını başka yollarda kullanacaksın. İslam yolunda kullanmayacaksın öyle mi?  Bunun hesabını Allah’a vereceksin. Evet, aczimizle, cehlimizle,  gafletimizle biz insanların tümüne faydalı olmak istiyoruz.  Bunun için de ömrümüzün tamamını bu yollarda harcadık, buraya kadar geldik,  bundan sonra da Cenabı Hakk’ın lütfu keremiyle hayırlı yollarda harcamak tabii niyetindeyiz Rabbimizin lütfu ile. Allah hepimize razı olduğu amellerin tümünde başarılar nasip eylesin.  Kıymetliler; dersimiz şu anda kurbandır.  Yüce İslam’ın hükümlerinden teklifi ilahiden biri de kurbandır.  Bu konuyu da âlimlerimiz enine boyuna incelemişler. Her şey halledilmiş, hazırlanmış. Şöyle olacak,  böyle mi olacak deme zahmetini ortadan kaldırmışlar âlimlerimiz, yüce İslam dini bozulmasın diye Ehlisünnet âlimleri bir, bir Hazreti Muhammed’in şeriatını,  yüce İslam’ın hükümlerini asli delillere dayanarak ne yapmışlar,  okullaştırmışlar, okumuşlar,  okutmuşlar, nice eserler vererek asırlardır bize kadar gelmiş sağlam bir yoldan gelmiş ve tevatür yoluyla gelmiş. Şöyle Hanefi âlimlerinin Maliki,  Şafii ve Hanbeli âlimlerinin eserlerine bir bakınız.  Bunlar tevatür yoluyla okuna, okuna, koruna koruna,  elden ele, gönülden gönüle,  kitaptan kitaba yazılarak korunarak tevatür yoluyla gelmiş.  Âlimler kitlesinden öbür âlemlere aktarılarak gelmiş.  Öyle 50 100 kişiyle gelmemiş.  Ümmeti Muhammed’in bütün âlimleri birbirine aktara aktara gelmiştir.  Onun için Ehlisünnet yolu çok sağlam. Bugün Kuranı Kerim Mütevatır bir Allah kelamıdır. Tevatürle gelen ebedi bozulmayan bir kitap bozulmayacak ebedi. Sahih sünnet, hadisi şerifler korunarak gelmiş.  Hep bu âlimlerimiz korumuş. Âlimler olmadan ilim dünyaya yansımaz.  İlmin nuru Dünya’yı aydınlatmaz.  Âlimler göz nuru dökerek,  şehitlerde canlarını kanlarını vererek bu yüce değerler korunarak gelmiş.

 

Dakika 1:15:03

 

Bunlara gece gündüz rahmet okuyun. Mezhep düşmanlığı yapmayın.  Mezhepsiz olmayın.  Bu hak mezheplerin âlimleri Dünya’yı okutan ekolü kurmuşlar,  okulları kurmuşlar,  Dünya’yı okutarak gelmişler.  Onun için o emperyalistlerin emrinde Ehlisünneti yok etmek için çalışan bu ajanların oyunlarına gelmeyin.  Onlar mezhep düşmanıdırlar.  Büyük âlimlerimiz mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür demişlerdir.  Çünkü mezhep deyince ne anlıyorsunuz?  Müçtehitlerimizin ilminden faydalanmaktır mezhep bu. Müçtehitlerin ilminden faydalanmayıp da cahillerin ilmi cehaletinden mi faydalanacağız? Sen aklını başına al,  bu oyunlara gelmeyin. Ağzı var diye konuşuyor herkes.  Müçtehit olmayan fetva veremez. İşte biz Şanlı Kur’an’ın nurlu İslam’ın delillerine dayanarak verilen hükümleri,  fetvaları her konuda ne yapıyoruz – insanlığa duyuruyoruz.  Müçtehit fetvası, Şanlı Kur’an,  Nurlu İslam’ın asli delilleriyle ortaya konulmuş hükümler bunlar. Kıymetliler; insanların kafasını karıştırmak için Müslümanları bölmek parçalamak için,  her tuzak kurulmuş her komplo ortada. Ajanlar cirit atıyor her tarafta. Aklını başına al,  dinini kaynağından öğren de hiçbir oyuna gelme, hiçbir tuzağa basma, dinini kaynağından öğren.  Müçtehit olmayan bir kurumun içinde müçtehitlerin ilmine hiç yer vermeyen,  kendini Asrın imamı diye tanıtan ve Kuran’ı Kerimi okumayı dahi bilmeyen ama kendini asrın imamı tanıtan, kendini mehdi gösteren, bu Kuran’ı Kerim’den bir ayete bile mana vermeyi bilmeyen sahtekârlar türedi dünyada.  Bunlara sakın kanıp aldanmayın. Bizden söylemesi. Kıymetliler; kurban nedir?  Şimdi ona da bir bakalım.  Utiye, bunu kurban kesilen hayvanın adına utiye denmektedir.  Bu sözlük anlamıdır.  Şer i Şerif’te ise hususi bir vakitte Allah’a yaklaşmak niyetiyle kurbanın kesilmesidir. Kurban Bayram günlerinde kesilen hayvana da kurban denmektedir. Kurban zekât, bayram namazları, bunların tamamı hicretin 2. senesinde yüce İslam’ın ortaya koyduğu meşru ibadetlerdir ve bunlar bu şekil meşru kılınmışlardır.  Kitapta,  sünnet de, icmada da yeri vardır. Bunlarla sabittir.  Kitaptan delili hepinizin bildiği Kevser Suresini hepiniz okuyorsunuz.                    (فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ) Burada Cenabı Hak ne diyor?  Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Şimdi bu kitaptan delil daha başka ayet-i kerimelerde de Hac Suresi’nin 36. ayet kerimesinde de Cenabı Hak ne diyor? Kurbanlık develeri de sizi Allah’ın Şiairinden kıldı.

 

Dakika 1:20:05

 

Bak burada da kurbandan bahsediyor bu ayeti kerime.  Şerairden maksat da yüce Allah’ın yüce dini olan İslam’ın alameti olan özelliklere denmektedir. Şeair İslam’ın özellikleridir.  Sünnetten deliline de gelince bu da hadis-i şeriflerle sabittir.  Şanlı Peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam bakın ne buyuruyorlar; Âdemoğlu kurban bayramı günün de kan akıtmaktan daha sevimli bir iş ile yüce Allaha yaklaşabilmiş değildir. Kanını akıttığı hayvan kıyamet günü boynuzları, ayakları ve kılları ile gelecektir.  Mahşere geliyor kestiğin kurban.  Akan kan yere düşmeden önce Yüce Allah’ın katında yüksek bir makama erişir.  O bakımdan gönül hoşluğu ile kurbanlarınızı kesiniz buyurdu Şanlı Peygamberimiz (S.A.V) efendimiz.  Gökleri şereflendiren,  yerleri şereflendiren,  âlemlere rahmet olan Hazreti Muhammed buyurdular.  İşte sünnetten delil. Yine başka bir hadisi şerif’te o Rahmet Peygamberi (S.A.V)  Efendimiz bütün çağların Peygamberi bak ne diyor, ne buyuruyorlar?  Bazı diyor beyazı siyahından çok, beyazı siyahından çok boynuzlu iki koç kurban etti diyor,  Kim diyor bunu?  Gökte parlayan yıldızlar misali sahabeden Enes Hazretleri söylüyor.  Onun ayağını hayvanın yanlarına koyduğunu, besmele çekip tekbir getirdiğini ve eliyle onları kestiğini gördüm. Yani Peygamberimiz kendi eliyle iki tane koçu kurban ediyor.  Bu da sünnetten başka bir delil.  Kurban Müslümanlar kurban konusunda Müslümanlar icma etmişlerdir.  Yani bakın kitapta, sünnet de,  İcma da kurbanın yeri vardır.  Kurban aynı zamanda Hz. İbrahim’in de sünnetidir.  Saffat Suresinin 107. ayeti kerimesinde Cenabı Hak ne buyuruyor?  Biz de ona büyük bir kurbanlık fidye vererek kurtardık diyor, İsmail’i kurban edeceği zaman Hz. İbrahim,  yüce Allah ona bir koç, büyük bir koç kurbanı gönderiyor İsmail’in yerine bunu kurban et diyor.  İşte aynı zamanda kurban İbrahim Aleyhisselamın da sünnetidir.  Hikmet kurbanda da her Allah’ın emri hikmet doludur,  kurbanda hikmetli bir ibadettir.  Yüce Allah’ın nimetleri sayısızdır bu sayısız nimetlerine şükretmek,  hayatta insanlar hayatta kalmasına hayat yaşamasına şükretmek.  Yine insanların birçok kusurları,  günahları vardır.  Bağışlanmasını affedilmesini dilemek, yine insanların birçok kusurları eksikleri vardır.

 

Dakika 1:25:00

 

Rabbi’ sinin emirlerini muhalif hareketleri vardır.  Bunları göz önünde tutarak ne yapmak, Cenabı Hak’tan af dilemek.  Ona şükretmek. Ona boyun eğmek, ona yaklaşmak.  Dürüm, dürüm hikmetlerden bazılarıdır,  nice hikmetler var. Fakirlerin ihtiyaçları karşılanmaktadır.  Yine fıtır sadakasına bak, zekâtlara bak, kurbandaki kıymetinin ödenmesine bir bak şöyle.  Çünkü kurbanın kanının akıtılması gereklidir.  Onun kıymetinin ödenmesi yeterli değildir.  Bak burada da hikmetler var.  Ama bir mazeret sebebiyle kurbanı kesemedin de kurbanı kesebilecek kaldı bir yerde.  Eğer zenginse o kurbanı hemen diri olarak bir fakire verir.  Fakirse kurbanı almışsa eğer üzerine nezir olur O da kurbanını vermesi lazım bir fakire.  Eğer fakir daha kurbanı almamışsa zaten ona vacip değil fakire kurban kesmek vacip değil zaten. Kurbanın hükmü konusunda da Hanefi ekolünün yüksek âlimleri, başta İmamı Azam, Ebu Hanife ve talebeleri olmak üzere şehir halkı üzerine diyor,  her sene bir defa kurban kesmek vaciptir diyor.  Şehirlerde ikamet eden şehir halkı üzerine. Sahabe ve başkaları Ebu Hanife’nin görüşüne göre kurban vaciptir, İmamı Azam kurbana vacip demiştir. Diğer İmamlar güçlü sünnet demişlerdir kuvvetli ve müekked sünnet.  Bunlara İmamı Ebu Yusuf’ta dâhildir ve İmamı Muhammed’de dâhildir sünnet diyenlere ama fetva İmam-ı Azam’a göredir bura da Hanefi ekolüne göre.  Hanefi âlimlerinin dışında kalanlar ise onlar da müekked bir sünnet demişlerdir kurban için ve kurban terk edilemez diğer mezheplerde de bütün mezheplerde de terk etmek mekruhtur.  Maliki ekolünde Mina’da olan hacıların dışındakiler hakkındaki hüküm böyledir.  Yani terk etmek mekruhtur.  Onlara göre gücü yeten kimsenin yanında bulunan her kişi için bir kurban kesmelidir. Bakın gücü yeten kimsenin yanında bulunan herkes için yani Malikilerde kurban kesilir herkes için.  Bir yerde bir adam zengin.  Onun emri altında da aile halkı var.  Gücü yetiyorsa diyor her biri için bir kurban kesmek gerekir.  Maliki ekolünün keşfi budur. Şafiilere göre tek başına olan kimse hakkında ömründe 1 defa ayni sünnettir. Yani kurban kesmek. Eğer ev halkı birden fazla ise sünneti kifayedir.  Birisi bunu yerine getirecek olursa hepsi için yeterli olur.  Bak Şafii ekolü de böyle söylediler.  Evde bir zengin olan birisi kesti, aile halkının hepsinin diyor için kesilmiş olur diyor bu diyor Şafii ekolü de.  Hanefilerin delili tabii bunların hepsini dayandıkları deliller var rastgele değil ki bunlar. Kim genişlik ve imkân bulur da kurban kesmezse Hz. Muhammed söylüyor bunu (S.A.V) ,  kim genişlik ve imkân olur da kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın.

 

Dakika 1:30:17

 

İşte Hanefiler Peygamberimizin bu sözünü delil olarak aldılar.  Onun için ayeti kerime de ki kurban anlayışlarına göre İmamı Azam başta vaciptir dedi. Yine Hanefiler 1 tehdit ancak vacibin terki hakkında söz konusudur dediler.  Peygamberimizin burada bir tehdidi var. Kurbana gücü yetip kesmeyenlere. Kurban günü denilmek vacip olduğunu da gösterir dediler Hanefiler.  İzafet ihtisas dolayısıyla de dediler Hanefiler.  İhtisas da o gün de kurbanın olmasına bağlıdır.  Vücup ise bütün insanlar açısından zahir de öyle bir şeyin varlığına götürür dediler.  Yani bunlar mükemmel âlimler,  mükemmel incelemişler,  hükme bağlamışlar hepsi güzel incelemiş.  Cumhur gücü yetenin bakın, diğer mezheplerde ki bütün âlimler Cumhur âlimin toplamı, çoğunluğu,  bunların çoğunluğu kurban sünnettir dediler.  Yine onların da bak delilleri var. Resulullah (S.A.V)  efendimiz buyurdu ki:  Zilhiccenin hilalini görüp sizden herhangi birisi kurban kesmek isterse saçlarını ve tırnaklarını kesmesin. İsteğe bağlı diye burada yorum almışlar bu âlimler.  Vacip kılmaya aykırıdır demişler ve sünnet olduğunu söylemişlerdir. Hadisi şerif bir tane değil ki bütün hadisleri ayeti kerimelerden tamamından hüküm aldığın zaman iyice araştırdığın zaman bunların hepsinin dayandığı güzelim delilleri bulabilirsiniz.  İşte bunlar incelenmiş,  Hanefiler o hükmü ortaya koymuşlar.  Berikiler anladıkları, araştırdıkları hükümleri ortaya koymuştur. Hepsi de güzel görev yapmıştır.  Yine İbni Abbas’tan gelen haber de Şanlı Peygamberimiz (S.A.V)  şöyle buyurduğunu duydum diyor. Kim?  İbni Abbas Hazretleri.  Sahabenin meşhur âlimlerinden biri.  Üç şey vardır ki bana farzdır dedi.  Sizin için nafiledir. Vitir,  kurban kesmek ve kuşluk namazı buyurdular.  Ben kurban kesmekle emir olundum.  O sizin için bir sünnettir buyurdular. Evet, kıymetliler; şimdi Hanefilerin ortaya sürdüğü Peygamberimizin sözü ile o sözler değişik ortamlarda söylenmiş.  Dolayısıyla bunlar hepsi incelenmiş,  incelendikten sonra hükümler ortaya konmuştur.  Hadisi şerifin birisini bilip öbürünü bilmeyen insanlar,  sonra bazı hadisi şeriflerin delillerini mesela belgeler, bazılarına ulaşmış, bazılarına ulaşmamış. Onun için burada ilmi ehliyeti olan âlimlerin tümünün görüşlerine baktığın zaman ne kadar güzel hizmet verdiklerini anlarsınız.  Etinin dağıtılması vacip olmayan bir boğazlama işlemidir.

 

Dakika 1:35:05

 

O da akika gibi vacip olmaz.  Hanefilerin ki ise ne diyor onlar,  onların ki diyor tekide yorumlanır.  Cuma günü gusletmek ergenlik yaşına gelmiş bir kişi için vaciptir.  Diğer taraftan Ebubekir ve Ömer’in kurban kesmediklerini dair haberlerine de Hanefilerin dışındaki âlimler bunlara da bakarak ‘’Sünneti Müekked’’ hükmünü vermişlerdir.  Fakat şöyle bir baktığınız zaman kurban kesmeyenin o anda imkânı olmayabilir.  İmkânı olmadığı için mi kesmediler,  mesela yoksa imkânları olduğu halde mi kesmediler?  Peki, Ebu Bekir ve Ömer’in sünneti müekked sünneti terk etti diyebilir misiniz? Diyemezsiniz.  O zaman ne denir,  kurban kesecek imkânı olmamıştır.  Evet, kıymetliler;  her görüşün biz kıymetli olduğunu biliyoruz ve hepsine rahmet okuyoruz.  Şafilerin delili Şanlı Peygamber (S.A.V)  ile diyor sahabeden biri birlikte duruyorduk. Onun şöyle dediğini işittim. Ey insanlar her aile halkına her sene bir kurban düşer.  Bakın Şafilerin aldığı delil de bu. Bak her aile halkına her sene bir kurban düşer. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz. Şimdi buradan da baktığımız zaman şimdi bu kurbanın aile halkına düşer derken,  içinden biri zengindir o keser aile ondan faydalanır tümü. Bu anlamada alabilirsin bunu. Malikiler ne demişler? Gücü yeten ailenin içinde kaç kişi varsa hepsi için ayrı ayrı kurban kesin diyor.  Bak o anlama da çıkar.  Hanefilerin keşfettikleri,  dayandıkları delillere de baktığın zaman o anlamlarda çıkıyor ki bakın bu hükümlerin hepsi mevcuttur.  Onun için bu güzel çalışan bu âlimlerimize Allah çok rahmet eylesin.  Ama hiçbiri demiyor ki bu âlimlerin İslam’da kurban yoktur demiyorlar bak hiçbiri.  Kurban kesmeyin de diyen var bir tane yok.  Ama hükümlerde değişik manaların olması mümkündür.  Tek başına olan ömründe bir defa kurban kesmesinin ‘’Sünneti Ayn’’ olduğuna Şafiilerin delili de emrin tekrarı gerektirmediği şeklinde görüşleridir.  Bunda da Şafi ekolünün görüşleridir.  Evet, kurban kesme hükmü konusunda da yine bunun çeşitleri konusunda da kıymetli âlimlerimiz çok güzel incelemişler, Hanefiler şöyle diyor: Vacip ve tatavvu olmak üzere kurban iki çeşittir demişlerdir. Mesela vacip kurbanlar Hanefilere göre Kurban Bayramı’nda kesilen kurbanlar,  bir de adak kurbanları vaciptir diğerleri tatavvu’ dur.  Yani nafiledir dediler. Bu kurbanlar konusunda nafile kurban konusunda zengin fakir aynıdır.

 

Dakika 1:40:00

 

Satın alan fakir ise üzerine bu vacip olmayan bir görevi üzerine aldığı için nezir gibi olur. Artık o kurbanı kesmesi gerekir.  Fakir kurban almış ona kurban vacip değildir.  Almışsa adak gibidir artık onu kesmesi gerekir.  Zenginler tarafından hayat nimetine şükür ve İbrahim (AS)  oğlunun yerine fidye olmak için koç kesmesi şeklindeki sünnetini diri tutmak ve sırat köprüsünde kendisine binek olmak,  günahların bağışlanması, yine hataların affedilmesi gibi niyetlerle kurbanlar kesilmektedir.  Ne güzel,  Cenabı Hak kullarını affetmek için bahane arıyor. Kurban da onlardan biri işte. Kurbanlık hayvan doğuracak olursa yavrusu da ya kesilir veyahut da canlı olarak o yavru bir fakire tasadduk edilir yani sadaka olarak o yavru birine verilir bir fakire.  Anne kurban edilmek için tayin edilmiş bulunmaktadır. Nafile kurban ise fakirin kestiği kurbandır.  Evet kıymetliler.  Maliki ulemasından bazılarının görüşü veya hepsinin görüşüne göre ki genelde mezhebin görüşüdür bu Malikilerde boğazlamak da vacip olur diyor. Kurban kesmek ancak boğazlamak ile vacip olunur. Adamak ile vacip olmaz demişlerdir.  Yavrusunun da boğazlanması vacip değil menduptur demişlerdir.  Kesilmek suretiyle taayyün eder adamakla taayyün etmez demiş Malikiler.  Şafiiler ve Hanbelilerde kurban diyorlar kesmek maksadıyla satın almaya niyet eder,  sözlü olarak söylemezse kurbanlık olmaz demiştir Şafiiler ve Hanbeliler.  Burada sözlü niyetin sözle açığa vurulmasına dile getirmişler. Ancak ya kurban kesmek Allah için üzerine borç olsun demesi yeterlidir gibi tayin etmekle de vacip olur demişlerdir.  Bu sözü söylediği zaman.  Yine ondan yemek şimdi adak kurbanların da biliyorsunuz yenmez. Onun için de zengin de yiyemez kesenin yakınları da yiyemez adak kurbanların da.  Bu benim bundan maksadım onu diyor nafile olarak kesmektir şeklindeki sözde kabul edilmez. Önce adamış sonra böyle söylerse diyor nezri nafileye çeviremez diyor.  İnşallah kurbanlıktır diyecek olursa ne taayyün eder ne de vacip olur. Çünkü orada kesin bir niyeti dile getirmemiş. Dilsiz kimsenin işareti vaktinde boğazlanması tayin eder.  Onun işareti ile.  Aynı onun işareti konuşmak gibidir demişlerdir. Kurban doğuracak olursa onu da keser annesinin hükmü neyse onunda hükmü odur demişlerdir.  Kim bunu diyen? Şafiiler ve Hanbeliler.

 

Dakika 1:45:00

 

Sahibi diyor,  kurbanın sütünden içemez.  Bu da nezir kurbanları yavrusunu süt emmekten alıkoyamaz.  Dolayısıyla bu da yine bu ekollerin görüşüdür.  Bunlar hepsi kıymetli görüşlerdir.  Her Müslüman mensup olduğu mezhebin kurallarına uysun,  dinini güzelce yaşasın.  O âlimlerin hepsi mükemmeldirler. Onun için hak mezhep olmuşlardır.  Onlar hak mezheptirler.  Ehlisünnet vel cemaat mezhebidirler. Ehli bidat a karşı,  yanlışlara karşı Yüce İslam’ı bu mezheplerdeki bu ekollerdeki âlimler yüce İslam’ı ilmen koruyarak gelmişlerdir.  Şimdi kurbanın vacip olması veya diğer mezheplere göre sünnet olması konusunda da İnşallah bilgi vererek devam edeceğiz kıymetliler.  Vacip olması gücünün yetmesine bağlıdır.  Kişinin kurban kesecek gücünün olması lazım.  Hanefilere göre güç yetirmekten maksat bolluk içinde yani fıtır sadakası verebilecek bolluk içinde olmaktır.  Fıtır sadakası verebilecek güçte olanlar kurbanda keserler.  İhtiyaç duydukları ve onlar için yeterli miktardan fazla zekât hesabı olan 200 dirheme veya bu miktara eşit olan mala sahip olmaktır.  Malikiler sene boyunca ihtiyaç duymamak demektir.  Yani böyle birisi borç da alır kurbanda keser dediler.  Malikler mesela adam sene boyunca kurbanın parasına hiç ihtiyaç duymuyor.  Rahat geçiniyor,  böyle birisi dediler kurban keser hatta borç alır keser de dediler.  Şafiilerde ihtiyacından fazla olarak kurbanın kıymetine bayramın birinci günü veya teşrik günleri Malik olan kimse kurban keser dediler.  İhtiyacından fazla olarak kurbanın kıymetine sahipse,  kurban kesecek kadar parası varsa.  İşte görüyorsunuz ihtiyacından fazla diyor.  Şimdi bu ihtiyaçlarını karşılamak durumunda olduğu kişileri ihtiyaç fazlası olarak kurban kesecek kadar ellerinde imkân var.  Hanbelilerde borç almak suretiyle dahi olsa kurban bedelini elde edebilen kişi kurban kesmeye gücü yeten kişidir dediler.  Eğer ödeyebilecek ise borç da olabilir dediler Hanbelilerde. Kurban kesmenin sıhhat konusunda kıymetliler kurban kusurlardan uzak olması lazımdır.  Yani kör, topal gibi hastalık gibi aşırı zayıflık gibi özürler olmamalıdır.  Hanefiler kurban kesme günleri üç gündür. Yine Ashab-ı Kiram’dan da bir kurum bu görüştedir.  Kurban kesme günleri üç gündür.  Geceleri de içine alır.  Geceleyin kesmek ise tenzihen mekruhtur Hanefilerde.

 

Dakika 1:50:00

 

Maliki âlimleri kurbanın gündüz kesilmesini şart koşmuşlardır ama zarurette onlarda da gece de kesilebilir.  Çünkü zaruret hepsinde bir ruhsat kapısıdır.  Şanlı Kuran-ı Kerime dayanır. Mükellef olan da aranan şartlar Müslüman olacak,  hür olacak,  akil ve baliğ olacak,  mukim ve gücü yeten olacaktır. Bu konuda ittifak etmiştir âlimlerin mezheplerin hepsi de aynı görüştedirler. Yolcu hakkında Hanefiler bak ne diyorlar?  Yolcuya kurban kesmek vacip değildir.  Yolculuk nedir? Üç günlük yola, seferliğe çıkmanın adıdır.  Yani en az 18 saatlik yola gitmen gerekir yolcu olabilmek için.  Hz. Ali’de şöyle buyurur:  Yolcu olan kimseye cuma namazı da kurban kesmek de vacip değildir diye Hz. Ali’den gelmektedir bu haber. Hanefîler bu delilleri almışlardır.  Zorluğu kaldırmak için cuma gibi kurban da ona vacip değildir dediler.  Çünkü yolculuk seferilik esnasında bir zorluk vardır.  Onun içinde cuma namazı kılmaya bilir yolcu seferi olan, kurban da kesemeyebilir.  Hanefiler onun için böyle dediler Hz. Ali’den gelen haber gibi de haberler delil olarak ortaya konmuştur.  Malikiler ise hacıların dışındakilere kurban kesmek sünnettir dediler.  Mukim olsun,  yolcu olsun, kim olursa olsun Malikilere göre kurban kesmek sünnettir.  Şafii ve Hanbelilerde yolcu ister yolcu ister hacı veya başkaları olsun Müslüman’a kurban kesmek sünnettir dedi Şafiiler ve Hanbeliler.  Şimdi buradaki onların sünnet anlayışı güçlü sünnettir terk edilmez. Şanlı Peygamber (S.A.V)  hanımları adına inek boğazlayarak kurban kesmiştir.  Bakın bu haber de vardır.  Bu haberi Buhari ve Müslim rivayet ettiği kayda alınmıştır.  Hanefilerin dışındakiler yolcu içinde başkaları içinde sünnettir.  Hanefiler ise yolcuya kurban kesme mükellefiyeti yoktur derler. Küçük kişinin mesela çocuk akıl baliğ değil küçük ama malı mülkü var. Miras yoluyla mesela bazı küçüklere mal kalır.  Malı mülkü vardır bunların konusunda Ebu Hanife, İmamı Ebu Yusuf küçüğün malından kurban kesmek vaciptir derler. Babası ve ya vasisi kurban keser dediler. Küçük çocuğun malından babası kurban keser, vasisi varsa o keser.  Hanefilerde yine fetvaya esas olan görüş budur.  Küçük çocuk için kurban kesmek müstehaptır diyen zahiri rivayete göre ki bu bazılarına göre azhar olup fetvaya esas kabul edilmiş demişlerdir ki bu da yine bazılarına göre müstehaptır demişlerdir.  Malikilerde çocuk için kurban kesmek sünnettir.

 

Dakika 1:55:03

 

Dediler kıymetliler.  Şafiler ile Hanbeliler ise onlar gerek görmediler.  Küçük çocuk adına Hanefilerle,  Malikilere göre müstehaptır diyenler var.  Şafiiler’de ve Hanbelilerde küçük için gerekli değildir derler,  yani müstehap değildir derler. Şimdi kıymetliler mükellef olan insanların niyeti de kurbanda şarttır.  Ameller ancak niyetler iledir ve her kişi için niyet ettiği vardır.  Şanlı Peygamberimizden bu hadisi şerif rivayet edilmiştir.  Niyeti olmayanın ameli de yoktur diye de rivayet vardır Peygamberimizden.  Şafiler ile Hanbeliler niyetin kesilmesi esnasında olmasını şart koşarlar. Kalbiyle niyet etmesi yeterlidir niyet kalbin amelidir ve dil ile söylemek de bu niyetin belirtisidir kalbin tercümanlığını yapar dediler. Hanefiler et maksadıyla kesen kimsenin ortak olmamasını şart koşmuşlardır. Adam birisi kurbanlığa, sığıra, deveye ortak olacak ama etlik için öbürleri kurban için bu Hanefiler de caiz değildir. Etlik için birisi eğer kurbana ortak olursa o kurban olmaz der Hanefi âlimleri. Evet, kıymetliler bunu da size duyurduktan sonra kanın akıtılması, parçalanmak kabul etmez zira bu bir fiil veya kesme işlemidir. Şafiler ise bunu caiz görmüşlerdir. Evet, bu da neyi gösteriyor?  Bu da caddenin genişliğini,  rahmetin genişliğini gösteriyor.  Kıymetliler öylede olur böylede olur anlamı çıkıyor ama bizden size vasiyet tavsiye, herkes mezhebinin gereğini yerine getirsin.  Hangi mezhebe mensupsan hak mezhebin kıymetini bil onu iyice yaşa.  Mesela ben Hanefiyim.  Hanefi mezhebinin bütün kurallarını yaşamak zorundayım.  Bu hak mezheplerin hepsi böyledir.  Bu da kurbanı ne zaman kesilir,  vakit konusunda fakihler eftal vaktinin kurban bayramının 1. gününün zevalinden önce bunun faziletli olmasında ittifak etmişlerdir.  Bu vakitte kurban kesmek ayrıca sünnettir ve faziletlidir.  Bayram namazını kıldıktan sonra git kurbanını kes.  En faziletlisi bu.  Şanlı Peygamberimiz (S.A.V)  efendimiz buyurdular ki; bizim bu günümüzde İlk yapacağımız iş önce namaz kılmak,  yani bayram namazını kılmak, sonra dönüp kurbanımızı kesmektir. Kim böyle yaparsa bizim sünnetimize uymuş olur.  Her kim bundan önce kurbanını kesecek olursa o kurban aile halkına takdim ettiği bir etlikten başka bir şey olmaz. Bunun kurban olması söz konusu değildir yani bayram namazından önce kurban kesilmez.  Kesilirse etlik olur kurban olmaz dedi Peygamberimiz.

 

Dakika  2:00:03

 

Evet kıymetliler; Cenabı Hak razı olduğu bütün amellerde hepimizi muvaffak eylesin ve razı olduğu amelleri işlemeyi nasip eylesin.  Razı olmadığı her şeyden hepimizi uzak eylesin. Kıymetli efendiler;  Kıymetli âlimlerimizden Hanefi âlimleri bakın ne diyorlar?  Bayram namazının edasından sonra kurban kesilmelidir derler.  İnsanlar yanılsalar, o günün Arefe vakfe günü olduğunu anlasalar,  kıldıkları namaz ve kestikleri kurban sahih midir? Sahihtir dedi Hanefi âlimleri.  Yanılsalar da böyle yapsalar dedi yaptıkları işler sahihtir dediler. Kurban kesme günleri bayramın birinci günü ile ondan sonraki iki gün yani 3 gün kurban kesilir dedi Hanefi âlimleri.  Geceden kurban kesmek tenzihen mekruhtur fakat öyle gerekiyorsa kesilir. Canlı olarak onu tasadduk eder.  Vakti geçti ise eğer mesela üç gün, diğer mezheplerde dört gün geçmiş kurbanını kesememiş.  O zaman ne yapması lazım, canlı olarak Hanefilerde tasadduk edilir.  Zengin kişi kurbanlığını satın almamış ise ne yapar? Kıymetini tasadduk eder.  Fakirlere kurbanın kıymetini, değerini verir. Eğer zengin üzerine bu vacip olduğu için fakirler üzerine de satın almak ile vacip olur. Fakir satın almamış ise üzerine zaten vacip olmaz fakirlerin.  Ama satın aldıysa bir fakir üzerine o vacip olmuştur.  Dolayısıyla o da kurbanını eda etmesi gerekir çünkü nezir hükmünde olur. Çok kıymetli efendiler kurban kesme günleri Hz. Ali’den de gelen Hazreti İbn Abbas’tan da gelen haberlere göre 3 gündür. İlkleri yani ilki en faziletlisidir,  birinci bayram günü kurban kesmek daha faziletlidir dediler.  Kurban günleri birinci kurban gününden sonraki iki gündür. Yani peş peşe 3 gün. Bu konuda Malikiler bakalım ne dediler;  İmamın diyor yani devlet yöneticisinin kesmesinden sonra diyor keserler diyor bunlar da. En yakın olan devlet yetkilisini araştırırlar,  kesmiş olduğu zannı ile de keserler.  Devlet yetkilisinden önce kestiği ortaya çıkarsa yeterli olur.  Şayet diyorlar gecikecek olursa zevale yakın zamana kadar onu bekler diyorlar.  Yani devlet yetkilisine imam denmektedir.

Dakika 2:05:07

 

Burada devlet başkanını da İmam denir İslami bir deyimdir bu.  İslam fıkıh dilindedir bu.  Bunların delilleri Şanlı Peygamberimiz (S.A.V)  Peygamber kesmedikçe imamın kesmesinden önce kurban kesmenin söz konusu olmayacağının delilidir.  Çünkü Peygamber kesmeden sahabeler kesmezdi diyorlar.  Yani devlet büyüğü de devlet yetkilisi de Peygamberin yetkisini bu konuda temsil eder diyerek Malikiler bu hükmü vermişlerdir. Kesme vakti kurban günlerinden üçüncü gün, 3. günün sonu güneşin batışına kadar devam eder. Yine Malikilerde bu ve bu konuda Hanefiler gibi düşünmüşlerdir. Hanbelilerin de görüşü böyledir. Ta ki onlar kendileri için menfaatlere şahit olsunlar.  Belirli günlerde Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını zikretsinler.  Hac Suresi 28. Ayeti kerimesinde böyle buyurulmuştur.  İlk günü ile ondan sonraki iki gün şeklinde açıklamışlardır.  Şafiiler söyle derler; yine dayandıkları deliler göre. Bu günümüzde ilk yapacağımız iş önce namaz kılmamız sonra da dönüp kurban kesmemizdir.  Peygamberimizden Buhari Müslim’in rivayet ettiği bu hadisi şerife göre. Şimdi yine diğer bir hadisi şerif’te Arefe bütünüyle vakfe yeridir ve bütün teşrik günleri de kurban kesme zamanıdır.  Bütün teşrik günlerinde kurban kesilir.  İşte bu hadisi şerifleri de Şafiilerin delilidir.  Buna göre bütün teşrik günlerinde kurban kesilir.  Bunlarda Hanbelilere göre de Şafiilerin görüşü gibidir Hanbelilerin görüşü de. Eftal olan namazdan, hutbeden ve eğer varsa imamın kesmesinden sonra kurban kesmektir. Namazdan önce bütün mezheplerde kurban kesmek sahih değildir caiz değildir. Kurban kesme günleri üçtür.  Bu aynı zamanda Hanefiler ile Maliklerin görüşündedirler.  Kurban kesme vakti gelecek olursa kaza olarak keser mesela kurban kesme vakti geçmiş,  o zaman kaza olarak keser dediler.  Kim? Hanbeliler.  Kurbana ne yapılırsa onu uygular. Yani kazasını yaparken edasını yaptığı gibi yapar dediler. Kurbanlık hayvanlar konusuna da gelince deve,  camız, inek,  keçi ve koyundur.  Bu cinslerden kesilir kurbanlar.  Yaban öküzü,  geyik ve buna benzer başka tür hayvanlar kurban edilemezler dediler. Her Ümmet için kurban kesecek yer tayin ettik.  Ta ki kendilerine rızık verilen davarlar üzerine Allah’ın adını zikretsinler.

 

Dakika 2:10:13

 

Hac suresi 34. ayeti kerimede ki bu anlama göre evcil hayvanlardan ismi zikredilen evcil hayvanlardan kurban olur hükmüne varmışlardır.  Kurban bir ibadettir.  Zekât gibi o da davarlara hastır.  Anne tabii olmada asıldır.  Hanefi ve Maliklerin görüşü budur.  Şafiiler ise şöyle derler:  2 davar türünün çiftleşmesinden meydana gelen yavru kurban edilebilir derler.  Evet, kıymetliler;  şimdi bu kıymetli âlimlerimizin görüşlerini size keşif notları olarak vermekteyiz. Hak mezheplerin bütün görüşlerine yer vermek ve keşif notlarımızı Amelde Fıkhı Ekber ile ilgili derslerimiz devam ediyor.  Şimdi en faziletli kurbanlık koyun cinsidir.  Bunun da erkeğidir Malikilerce.  Sığır ve deve gelir ondan sonra ve etlerin lezzetine göredir demişlerdir. Şanlı Peygamber iki koç kurban etmiştir.  Bunu da delil olarak alırlar fazilet bakımından.  Yüce Allah (c.c.)  Hz İbrahim ve oğlunun İsmail’in yerine fidye olarak bir koç gönderdi derler.  Bu deliller doğrudur. Şafiiler ile Hanbeliler onlar da en faziletli olanı deve,  sığır ve koyun keçi demişlerdir. Şafilerle Hanbeliler.  Cuma günü cünüplükten yıkanır gibi gusül edip sonra da namaza giden kimse bir deve kurban etmiş gibidir.  İkinci saatte giden bir inek kurban etmiş gibidir.  3 saatte giden boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi olur diye Peygamber buyruğunu delil olarak almış Şafiler ve Hanbeliler.  Hanefiler ise hangisinin eti daha fazla ise eftal olan odur derler Hanefiler.  Eftali etin çokluğuna bağlamışlardır.  Yine Hanefi âlimleri eti daha lezzetli olan eftaldir diye de derler. Koyun ineğin yedide birinden eftaldir derler. Eti en fazla eti fazla olursa o zaman eftal olur demişlerdir.  Koç koyundan eftaldir Hanefilerde de.  Keçinin dişisi,  devenin ve sığırın da dişisi et ve kıymet bakımından erkeğinden eftaldir dediler.  Dişilerinin eti daha lezzetlidir.  Burulmuş erkek eftaldir dediler.  Boynuzlu veya ve beyaz olanı başkasından eftaldir dediler.  Malikilerde eftal olan koyundur dediler.  Deve cinsi gelir, sonra keçi, sonra sığır ve deve gelir dediler sıralamada Malikiler.

 

Dakika 2:15:18

 

Şafii ve Hanbeliler ise faziletlisi erkek devedir.  Sonra sığır ve sonra koyun keçi gelir dediler sıralamada.  Bunların tamamını baktığımız zaman hepsinin Ümmeti Muhammed’in işini bu mezhepler nasıl kolaylaştırdığını ve fazilet yarışında olduklarını görürsünüz.  Hepsi mükemmeldir.  Koyunun eti daha lezzetlidir.  Eti fazla olursa o zaman deve eftal olur da dediler.  Koç koyundan eftaldir.  Koçun eti daha lezzetlidir de dediler.  Koyunun cezalı ne güzel kurbandır buyurdular.  Şafiiler’de erkek kurbanlık dişiden faziletlidir dediler ve o görüşteler.  Yine kim Allah’ın şeâirini hac menasikini yahut kurbanı tazim ederse yani önem verirse o kalplerin takvasındandır buyurdu Cenabı Hak. Hac suresinin 32. ayeti kerimesinde.  Yine İbni Abbas’tan gelen haberde kurbanların tazir edilmesi onların semiz olanlarının ve güzel olanlarının seçilerek kurban edilmesidir dedi İbni Abbas Hazretleri. Şimdi önce beyaz olan,  sonra sarı bu da renk bakımından,  daha sonra kirli beyaz, sonra kırmızı, sonra ela yani alalı.  Daha sonra da siyah olan daha faziletlidir dediler.  Yani en başta beyaz gelmektedir.  Kirli beyaz bir koyunun rengi Allah katında siyah iki koyunun renginden daha sevimlidir de diye Peygamberimizden rivayet edilmiştir. Görüyorsunuz her konuyu ulema incelemiş.  Hanefiler ve Hanbelilere göre koyun cinsinden cüsseli ve semiz eti yerinde,  6 ayını bitirip 7. ayına girmiş ise yeterlidir dedi Hanefiler ve Hanbeliler. Koyun türünden kurban olarak ceza yani 2 yaşında olanı yeterlidir diyen bir haber rivayet edildi. Hanefiler semiz ve veya cüsseli olma bakımından 1 yaşında olanlardan fark edemediği hayvandır dediler.  Bunu halk dilinde kolay anlamanız için 6 aylık kuzu eğer 1 yaşındakiler gibi görünüyorsa kurban olur denmektedir.  Tabii fıkıh dili ile anlatınca belki anlayamayanlar olur. Onun için toplumun dilini de kullanıyoruz anlaşılması zor olan yerlerde. Şafiiler ve tercih edilen görüşlerine göre Maliki ekolünün âlimleri de koyun cinsinin bir yaşını bitirip iki yaşına girmiş olan yeterlidir dediler.  Koyunun ceza yani yaşını almış olan,  olanlarını kurban ediniz, caiz olan budur da diye rivayet edilmiştir.

 

Dakika 2:20:11

 

Hanefilere göre de keçinin bir yaşını bitirip ikinci yaşına girmiş olanı,  buna koyun da dâhil.  İnek ve camızın 2 yaşını bitirip 3. yaşına girmiş olanı. Deveden 5 yaşını bitirip altıya girmiş olanın kurban kesilir.  Hanefilerin yaş bakımından vardıkları hüküm budur sonuçta. Malikilere göre keçi bir kameri yaş bitirip ikincisine yaklaşık bir ay olarak girmiş olmalıdır. Koyun ise böyle değildir.  Koyun Malikilerde iki yaşına basmış olması yeterlidir derler.  Sığır ve camız 3 yaşını bitirip sadece 4 yaşına girmiş olmalı, deve 5 yaşını bitirip altıya basmış olmalıdır derler.  Bu konularda da mezhepler birbirine yakın görüşler beyan ederler. Farklı olanlar da rahmettir ve sahanın genişliği rahmet genişliğidir. Farklı olması çok faydalıdır, ümmete rahmettir.  Çünkü ulemanın ihtilafı rahmettir kıymetliler.  Şafiilere göre devenin 6 yaşına basmış olması inek ve keçinin 3 yaşına basmış olması şarttır derler.  Hanbeli ekolünün âlimleri de keçi tam 1 yaşını doldurmuş olacak,  inek tam 2 yaşını doldurmuş olacak,  deve ise tam 5 yaşını doldurmuş olacaktır,  bunların görüşü Hanefilerden farklı değil.  Fakihler devenin yaşının 5 olmasın da ittifak etmişlerdir.  Sığır konusunda İki görüş vardır.  Hanefi,  Hanbeli ve Şafiilere göre 2 yaşına Malikilere göre ise 3 yaşını bitirmiş olacaktır. Keçi türünde de görüşleri farklıdır,  Şafiilerin dışındakilere göre tam bir seneyi Şafiilere göre ise tam iki seneyi doldurmuş olmalıdırlar.  Yine kurbanlık kesilecek hayvanın özellikleri de şöyle bir bakınca koyun ve keçinin ancak bir kişi için kurban edilebileceği, deve veya sığırın 7 kişi için yeterli olacağı hususunda da bütün mezhepler ittifak etmişlerdir. Bu konuda bakın gelen Peygamberimizden haber Hudeybiye de Allah’ın Şanlı Peygamberi Hz. Muhammed ile birlikte kurban kestik diyor.  Kim diyor bunu? Cabir Hazretleri.  Sahabenin yıldızlarından biri. Deveyi de sığırı da 7 kişi için kestik buyurdular. Şanlı Peygamber (S.A.V)  ile birlikte hacca niyet ederek çıktık.  Şanlı Resul, Şanlı Peygamber (S.A.V)  bizlere deve ve sığırda bizlerden her 7 kişinin kişi için bir bedeneye ortak olmasını emretti.  Kıymetli izleyenler; Hanbeliler ise ev halkı adına tek bir koyun veya bir inek ya da bir deve kesmenin caiz olduğunu söylemişlerdir ev halkı adına burayı iyi anlayalım.

 

Dakika 2:25:15

 

Hz. Peygamber (S.A.V)  bir koçu kendisiyle ailesine namına kesmiştir. Boynuzlu beyaz 2 koçun birisini de kendi adına diğerini de ümmeti adına kesmiştir.  Bakın bunlar birer, birer delildir. Yine sahih olduğu söylenen hadisi şeriflerden biri insanlar hazreti Peygamber (S.A.V)  döneminde bir koyunu hem kendi adına hem de kendi aile halkı adına kurban eder.  Ondan hem kendileri yer hem de başkalarına yedirirlerdi.  Muhaddislerimiz Ebu Eyyup’dan hadisi şerifi rivayet etmişlerdir. Ebu Eyyub da tabi Peygamberimizin kabri,  fiili, takriri sünnetlerinden bu hadisi şerif rivayet etmiştir.  Malikilerde kişinin koçu, inek veya deveyi hem de kendi adına,  hem kendi adına, hem de aile halkı adına kurban etmesini caiz kabul etmişlerdir.  Bu da Malikilerin görüşüdür.  Şafilerde bir kişinin kurban kesmesi ile sünneti kifaye hâsıl olur demişlerdir. Yani ev halkının hepsinin adına kesilmiş olur dedi Şafiiler’de. Kurban da müstehap olan özelliklere de şöyle bir bakalım; Semiz, boynuzlu, beyaz ve burulmamış koç bu Cumhura göre burulmamış koç en faziletli olanlardır.  Hanefilere göre ise burulmuş koç burulmamıştan daha faziletlidir Hanefi âlimlerinin keşfine göre.  Kurban olmasına engelleyen kusurlar,  niteliklerine özelliklerine şöyle bir bakalım; Hastalık,  topallık,  zayıflık,  körlük gibi kusurlar olmamalıdır. Dört özellik kurbanlıklarda caiz değildir. Açıkça belli olan körlüğü yine belli olan hastalık, belli olan topallık,  yani yürüyemeyecek kadar topal,  iliği kurumuş derecede zayıf,  bunlar büyük kusurdur kurban olmazlar.  Evet kıymetliler.  Hanefi ekolünün yüksek âlimlerine göre bu kusur ve ayıp konusunda bak ne diyorlar:  iki gözü kör, tek gözü kör olanlar kurban olmaz.  Topal,  aşırı topal,  mesela iliği kurumuş, çok zayıf,  dişleri dökülmüş,  kulaksız,  yaratılıştan kulaksız, memelerinin uçları kesilmiş veya kurumuş,  burnu kesik,  süt akan yerleri tıkanmış,  budu olmayan hünsa, budu olmayan yani hünsa olanlar, budu olmayan da kurban olmuyor,  saydıklarımız kusurlar varsa onlar da kurban olmuyor.  Hünsa bu da kurban olmuyor.  Cellâle yani necaset yiyen hayvan. Kulağının, kuyruğunun ya da kıçının üçte birinden fazlası kesilmiş olan bunlar Hanefilere göre.  Gözünün feri kaçmış,  sönmüş, çoğunluğun kalması ile yeterli olur ama çoğunluğu eğer feri kaçmış,  gözleri sönmüşse kurban bunlar olmaz bu sayılanlar.

 

Dakika 2:30:36

 

Bu kusurlar sıhhatine engeldir.  Sonra kusurlanmışsa aldıktan sonra bu kusurlardan biri meydana gelmişse zengin ise bu kurbanı değiştirir fakirse yeterlidir değiştirmez. Çünkü zaten fakire vacip değildir ki. Bu fakirin sırtına zaten fakir kendi sırtına almış yükünü, ona bir yük daha eklersek taşıyamaz.  Boynuzsuz veyahut da boynuzu kırılmış olanlar caizdir. Burulmuş,  bunların eti daha lezzetlidir.  Semiz fakat uyuz,  bu da caizdir.  Etini eksiltmez,  etli uyuzlar kesilir caizdir.  Eğer ot yiyorsa yem yiyorsa caizdir Malikilere göre. Şimdi bu saydıklarımız Hanefi âlimlerine göre idi.  Onlarda da Hanefiler gibi körlük, topallık,  hastalık,  zayıflık bu gibi özürler olan kurbanlar kurban olmaz.  Sürekli deli ise kurban olmaz. Kuyruk,  ayak gibi kibir bunlardan biri kesilmiş ise kurban olmaz.  Bu konuda Şanlı Peygamberden gelen haber ki Hz. Ali (Kerremallahu Veche)anlatıyor Peygamberimizden aldığı haberi.  O Şanlı Peygamber (S.A.V)  gözlere ve kulaklara da iyice dikkat etmemizi, kulağın önden kesilip bir parçasında askıda bırakılmış olanı,  kulağın yan tarafından kesilmiş olanı,  kulağı boynuna kesilmiş,  boyuna doğru kesilmiş olanı ve kulağında yuvarlak bir delik bulunanı kesmeyiniz diye emretmiştir.  Bunlar da kusurdur.  Bu Malikilerin ortaya koyduğu delildir.  Şafii ekolündekiler ise Allah hepsine çok rahmet eylesin bütün âlimlerimize.  Bunlar kusurlar,  bu sayılan kusurlar kurban edilmeye engeldir dediler.  Diğer âlimlerimizin görüşlerini paylaştılar.  Kurbanın faziletli olanı boynuzlu koçtur dedi Şafiiler’de.  Kısaca etin kesilmesine sebep olan her kusur caiz değildir.  Etin eksilmesine sebep olmayan kusurlar ise kurbanlığa zarar vermez dediler.  Yani etli,  kuvvetliyse bir hayvan bilhassa Şafiiler öbür kusurları kusur saymadılar yeter ki etli olsun dediler.  Hanbelilerde erkeklik organı kesilmiş olan kurban edilmez dediler.  Malikilerle Hanbeliler üçte birden fazlası kesilmiş olanın kurban edilmesini caiz görmezken, Hanbeliler yarıdan fazlası kesik olan hayvanların caiz görmezler.

 

Dakika 2:35:14

 

Şafiiler ise az dahi olsa bir kısmının kesilmesini dahi caiz kabul etmezler.  Şimdi az kusur,  çok kusur.  Burada incelenmiş, netice şunu göstermektedir.  Kusursuz olmalıdır kurbanlıklar.  En faziletli olan, eksiksiz olan hayvanı kesmektir işte sonuç bu. Amaç en faziletliye ulaşmaktır.  Engelleyecek bir husus meydana gelirse kurban olmasına engel olacak bir kusur meydana gelirse Hanefilerin dışındakilere göre onu keser ve bu onun için yeterlidir. Bu konudaki rivayet şudur: Kurban etmek üzere bir koç satın almıştık diyor Ebu Said’den gelen haber,  sahabeden geliyor ki bu fakat kurt onun kıçının bir kısmının kopardı diyor. Hz. Peygamber’e sorduk kurban olur mu diye. Onu kurban ediniz diye bize emretti diyor.  Tabii oradaki bu sahabenin maddi manevi durumunu Peygamberimiz iyi biliyor.  Zenginse yeniden alın dedi bak Hanefi mezhebi.  Kusur meydana gelmişse yeniden zengin alır fakir ise alamaz dedi. Elindekini keser fakir dedi.  Bunun gibi bu sahabenin bu durumu da Peygamberimiz iyi bildiği için ona göre hükmünü vermiştir.  Buradan nereden bakarsanız bakın ulemanın incelemesi mükemmeldir.  Her konuda âlimlerimiz incelemişlerdir.  Hanefilere göre ise eğer kişi zengin ise hayvanı değiştirir diyor bak Hanefiler.  Demek ki Hanefilerin edindiği kanaat Ebu Said-in o kurdun yaraladığı hayvan Ebu Said’in kurbanlığı, Ebu Said’in demek ki maddi durumu o zaman güçlü değilmiş ki Peygamberimiz ona sen onu kurban et demiştir.  Güçlü zengin olsaydı değiştir onu derdi. Hanefilerin görüşü bu. Şimdi kıymetliler yine Hanefi âlimleri söyle dediler: Kulağı delinmiş veya delinmiş, parçası kesilmiş,  yani içinden bir parça kesilmiş kulağından,  bunlar nedir?  Hanefilerce mekruhtur. Bir gözü kör, kulağının ön tarafı kesilmiş,  arka tarafı kesilmiş,  kulağı işaret için delinmiş ve kulağı yarık hayvanı kurban etmememiz bize emir olundu diyor.  Kim?  Hazreti Ali.  Yani bunları kurban etmeyin bunlar kusurdur demiş Peygamberimiz.  Şimdi enine boyuna ulema bakın bunları inceliyor ve  kırık olanları ayrı, çok kusurlar ayrı ve faziletliler ayrı,  ayrı, ayrı incelemişler.  Ne güzel hizmet vermiş bu âlimlerimiz.  Ey yüce Rabbim,  o İslam âlimlerine çok rahmet eyle Ya Rabbi. Bütün Ümmeti Muhammed’in tamamına da bu âlimlerinin kıymetini bilmeyi de Ümmeti Muhammed’e nasip eyle Yarabbi.

 

Dakika 2:40:04

 

Ümmet ulemanın kıymetini bilmezse çekeceği vardır. Malikilerde şöyle dediler:  Hadisi şerif’te zikredilen kusurlar varsa mekruhtur dediler.  Şafiler de hadisi şerifte zikredilenleri göz önüne aldılar,  onlar da mekruh dediler o kusurlar varsa Hanbelilerde mekruhtur dediler o kusurlardan dolayı.  Bunlar az kusurlardır,  yani kulağı yarık,  delik, kulağından bir parça,  az bir parça tabi kesilmiş,  bunlar az kusurlar da mekruhtur, çok kusurlarda ise bunda kurban olmaz.  Hadisi şerif bu hükmü gerektirmektedir ve kerahat tenzihidir az kusurlar olduğu için.  Biz de kurbanın faziletli olması, mendup olması, mekruhları, yine sünnet olan hususlar gibi konularda da ulema güzel keşiflerde bulunmuş. Hanefiler kesilecek,  kesecek kimse için diyor şunlara dikkat etmelidir: Kesecek kurban kesecek kişi birkaç gün önce hayvanını bağlasın diyor. Birkaç gün onu beslesin,  gerdanlıklar taksın, Mescidi Haram’a gönderilen hediye gibi sırtını örtüsün.  Bunlar müstehaptır kıymetliler.  Kim Allah’ın şeâirini tanzim ederse şüphesiz ki o kalplerin takvasından ileri gelir.  Bu kurbanlık hayvanlara eziyet etmemeli, zahmet vermemelidir,  sürüklenmemelidir.  Sütünü sağılması,  yününü kesmesi ve yük hayvanını yükle kullanması,  bunlar mekruhtur kurbanlık hayvanlara bunlar artık yapılmamalı. Sütü sağılırsa şayet tasadduk edilmelidir.  Yününü kesmişse,  kırpmışsa yününü o da tasadduk edilmeli fakirlere verilmeli. Şimdi memelerine soğuk su değdirir.  Mesela hayvan süte gelmiş sağmasan memelerini zarar verecek, soğuksu değdirin diyor.  Veyahut da sıcak olursa sütünü fakirlere verin.  Yani siz kullanmayın diyor.  Kıymetini tasadduk et diyor mesela sütü sen içtin diyor. O zaman da kıymetini fakirlere vermen lazım. Tüyünü de aynı şekilde sadaka etmek lazım.  Bunların hiç birisini satmak doğru değildir,  satması mekruhtur. Satacak olursa İmamı Azam gibi ve onun meşhur talebeleri gibi yüksek âlimler,  mislini veya daha pahalısını alıp kurban edecektir.  Mesela kurbanlığı sattı.  Daha iyisini alman gerekiyor diyor İmamı Azam ve İmamı Muhammed. Ebu Yusuf’a göre onu satması caiz değildir dedi Ebu Yusuf.  Yani kurbanlık hayvan satılmaz diyor Ebu Yusuf da.  Bu görüşlerin hepsi güzeldir,  mükemmel. Çünkü diyor İmamı Ebu Yusuf kurbanlık vakıf gibidir diyor.  Vakfedilmiş olanın satılması caiz değildir diyor.

 

Dakika 2:45:00

 

Doğuracak olursa kurbanlık hayvan yavrusu diyor ya kesilir veya kıymetini tasadduk edilir.  Yani satacak olursa veyahut da yavrusunu canlı olarak bir fakire verir.  Şunlar da müstehaptır:  Kendisi kesmelidir kurbanını kişi, gücü yetiyorsa.  Gücü yetmiyorsa,  beceremiyorsa vekil eder ama kendinin kesmesi faziletlidir.  Peygamber (S.A.V)  Haremi Şerifte hediye maksadıyla 100 tane deve götürmüş. Yani onun emriyle yüz deve götürülmüş.  Dikkat et buraya bizzat Şanlı Peygamber kendi eliyle 60 tane deveyi kurban etmiştir. Ben Peygamberim demiyor bak,  bir kenara çekileyim de başkaları kessin demiyor. 100 devenin hem de bedene o büyük develer,  100 devenin 60’ını sevgili Peygamberimiz (S.A.V)  kendi kesiyor. Elindeki bıçağı Hazreti Ali’ye onu ona veriyor ve kalan 40 deveyi de Hazreti Ali kesiyor.  Şöyle bir düşünün.  100 deveyi kurban eden Peygamber (S.A.V)  Kesme işini iyice beceremiyorsan yerine bir Müslüman birisini vekil tayin eder,  Müslüman olmayan kişiler senin adına kurban kesemez. Kitabi olsa bile,  ehli kitap olsa bile.  Evet, kıymetliler Mecusi’nin hayvan kesmesi nedir? Haramdır.  Kıbleye yönelinmesi nedir kurban keserken müstehaptır.  Şanlı Peygamberimiz (.S.A.V)  Efendimiz,  Fatıma annemize yani kızına şöyle demiş:  kalk kızım. Kurbanın yanında hazır bulun.  Çünkü onun dökülecek bir damla kanı ile birlikte işlemiş olduğun bütün günahların bağışlanacaktır.  Yani kurban kesilirken kurbanın yanında olmalı dua etmelidir.  Kurban kesilirken ki dualardan bakın birisi şudur:

 

‘’Allahumme minke velek salati  ve nüsüki ve mahyaye ve memati bi zalike ümirtü ve eneminel müslimin’’ diye dua etmelidir.

 

Tabii kesen de Bismillahi Allahu Ekber diye başlar,  Tekbir alınır,  dualar yapılır,  ondan sonra kurban kesilir.  Bu duanın anlamı ise mealen Şanlı Peygamberimiz ey benim Allah’ım diyor.  Bu kurbanlık sendendir diyor, nimetler hep senden. Namazlarım senin için diyor. Kurbanım,  hayatım ve ömrüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir diyor. ‘’Ve nüsüki ve mahyaye ve memati bi zalike ümirtü ve eneminel müslimin ‘’ Onun için bir ortağı yoktur. Yani yüce Allah’ın hiçbir ortağı yoktur. Ben onunla emir olundum, yani böyle söylemekle,  böyle yapmakla emir olundum.

 

Dakika 2:50:01

 

Ve ben Müslümanlardanım diyerek kurbanını kes.  Göğsünü gere, gere Dünya’nın her yerinde ben Müslüman’ım de.  Ey Müslüman kendini gizleme.  Eğer Müslümanlığından şeref duymuyorsan o zaman sende ne İslam vardır, ne iman vardır.  İslam azizdir. Güneş üzerinde güneştir.  Âlemlerin üzerinde yüceliği vardır.  Eğer sen bu Yüce olanı cüce göstermeye kalkışırsan bu İslam’ın yüceliğini cüce görürsen,  sen de din iman olmaz,  aklını başına al.  Allah’ın adıyla Allah en büyüktür. Allah’ım benden kabul buyur diye de dua et.  Şanlı Peygamber (S.A.V)  Efendimiz ile birlikte kurban bayramı namazını kıldım diyor. Kim? Cabir Hazretleri.  Namazı bitirince bir koç getirildi onu kesti ve şöyle dedi: Allah’ın adıyla Allah en büyüktür. Yani Bismillahi Allahu Ekber diyor.  Allah’ım (C.C.)  bu benim adıma ne ümmetimden kurban kesemeyenlerin adınadır diye koçu kurban etti diyor Peygamberimiz. Cabir Hazretleri de orada bulunuyor.  Kurbanın en güzelinin olması müstehaptır.  Kurban ahiret âleminde binektir.  En faziletlisi beyaz, boynuzlu ve burulmuş koçtur.  Keskin olması bıçağın yani kesen aletlerin keskin olması müstehaptır.  Ve kurban kesince soğumasını beklemeli, sükûn bulmasını beklemek,  ayrıca müstehaptır.  Soğumadan önce deri yüzülmemelidir.  İyice öldüğü anlaşılmalı ve soğumaya yüz tutmalıdır.  Alelacele daha can çekişirken yüzmeye kalkmamalıdır.  Malikiler ile Şafiiler ve Hanbeliler bakın ne dediler;  Müstehap olanlar için onlarda zilhiccenin ilk on günü saçlarını diyor,  tırnaklarını kesmesi mekruhtur.  Kim?  Kurban kesen için.  Kurbanı kesinceye kadar bunları ertele diyor.  Bunun delili de şöyle gösterdiler bir hadisi şerif’te.  Şanlı Resul o Rahmet Peygamberi (S.A.V)  şöyle buyurmuştur:  Zilhicce hilalini görüp de sizden herhangi bir kimse kurban kesmek isterse saçlarını tıraş etmesin, tırnaklarını kesmesin, bunları ertelesin ta kurban kesinceye kadar. Yine şu haber Peygamberimizden (S.A.V)  hedinin gerdanlıklarını kendi ellerimle büker,  eğirirdim diyor. Kim?  Hz Ayşe. (R.A)  Sonra o kendi eliyle bu gerdanlıkları boyunlarına takar.  Ondan sonra Harem’e gönderirdi.  Bu hediler boğazlanıncaya kadar Allah’ın kendisi için helal kıldığı hiçbir şey de kendisine haram kılmazdı diyor.

 

Dakika 2:55:11

 

Burada gerdanlık takmak, kurbanlıklara da bu hadisi şerif de bunu haber vermektedir.  Hikmetler vardır. Biliyorsunuz ki ateşten bütünüyle azat olsun.  Bütün vücudun ateşten azat olması, kurbanın kusursuz olması hikmetlerinden biri.  Azaları eksiksiz olsun hac ta ihramlı bulunana benzemek gibi durumlara işaret edilmiş ama bu konuda değişik görüşler de ileri sürülmüştür.  Sol yanı üzere kıbleye doğru yatırılması da menduptur kurbanı keserken.  ‘’Bismillah Allahu Ekber haza minke velee tekabbel min filfulanin’’ diye dua edilmesi de müstehaptır.  Allah’ın adıyla, Allah en büyüktür.  Allah’ım bu sendendir ve sanadır der. O Rahmet Peygamberi ki âlemlere (S.A.V)  bayram günü iki koç kurban etti, sonra da onları kıbleye çevirince söyle dedi:  yüzümü, gökleri ve yeri yaratana Hanif bir mümin olarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim, muhakkak namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.  Onun hiçbir ortağı, şeriki,  nazili yoktur.  Ben bununla emir olundum ve Müslümanların ilkiyim.  Allah’ım bu sendendir ve sanadır.  Bütün nimetler Allah’tan,  Allah’ım dostum İbrahim’den kabul ettiğin gibi benden de kabul et buyur diye şanlı Peygamber,  tüm âlemlerin çağların Rahmet Peygamberi dua ediyordu işte ümmeti olarak bizler de bu duaları örnek almalıyız.  Başta Şanlı Peygamberin sünnetine bir, bir uymalıyız o Şanlı Peygambere tabi olmalıyız her konuda. Şafiiler ve müstehap olarak şöyle dediler: Besmele çekmek müstehaptır.  Salatü Selam getirmek,  kıbleye yönelmek,  tekbir getirmek,  dua etmek, bunlar müstehaptır.  Allah’ım bu sendendir ve sanadır duasını da yapmak müstehaptır dediler.  Yine kurbanın bizzat kurban kesen kişi kendisinin kesmesi de kadın için sünnet yerine başkasını vekil tayin etmesidir.  Çünkü her kadın bu kurbanı kesmekte biraz çekimser kalmaktadır.  Onun için kadınlar vekil tayin ederler o sünnettir.  Ama erkeklerin kendi kesmeleri daha faziletlidir.  Yine sünnet ile amel etmek, mağfireti istemek için eftaldir.  Kurbanlığı ancak Müslüman kişi keser.  Yani başka kasap kesemez. Peygamber  (S.A.V)  takdim ettiği 100 bedenenin geri kalan kısmını kesmek üzere Hazreti Ali’yi vekil tayin etmiştir.

 

Dakika 3:00:01

 

Ehli kitabı,  zimmiyi,  çocuğu ve kör olan birisini,  yani çocuklarda becerse bile kurban kestirilmez, körlere de kestirilmez. Bunlara vekil de tayin edilmez,  edilirse mekruhtur.  Ehli kitabında kesmesi mekruhtur.  Kıymetliler; Allah’ım sen Muhammet’ten aile halkından ve Muhammed’in Ümmetinden kabul buyur dedikten sonra kurbanını kesmiştir.  Kim?  Şanlı Peygamber (S.A.V)  ‘’Bismillahi Allahu Ekber Haza minke veleke tekabbel min fulam’’ diye duasını da okuyarak. Allah’tan başkası adına boğazlanmış olan haramdır, yenmez. Maide Suresi 3. Ayeti kerime,  Nahl Suresi 115. ayet-i kerimelerde de bu zikredilmiştir.  Allah’tan başkası adına kurban kesilirse o kurban yenmez, haramdır.  Malikiler yününün kırpılması, sütünün içilmesi mekruhtur dediler kurban için.  Yine Şanlı Peygamber (S.A.V) namazgâhta damarlarını keser, develerini boğazlardı.  Hikmet ise fakirlerin bunu görerek kurban etinden almalarıydı. Fakirler görsün ki gelsinler kurban eti alsınlar diye.  Şafiiler ve Hanbeliler artan sütünü içebilir yavrudan arttıysa dediler.  Sütünü sadaka olarak vermek ise daha faziletlidir dediler ve delil olarak da yavrusunun ihtiyacından artan müstesna.  Sütünü sağmaz diyen hadisi şerif’i delil aldılar.  Yine eğer başka bineğin olmazsa binek buluncaya kadar sırtına normal bir şekilde bin diye ruhsat verdi. Mesela deveyi keseceksin deveyi bir yerden yere kurbanlığa götüreceksin, yoruldun deveye binebilir misin kurbanlık deveye? Binebilirsin dedi.  Zarar, zarar ile giderilmez.  Ancak zarar vermek yasaktır.  Bu hayvanlara da insanlara zaten yasaktır,  hayvanlara da yasaktır.  Hayvana başkasının hakkı da taalluk eder. Hayvana eziyet edersen hayvan hakları da karşına çıkar. Mesela faydalı olursa o zaman bunlar caizdir,  faydalı olan işler.  Bunlar sütünün sağması,  yününün tasadduk edilmesi de faydadır. Kışın ısınmak, kırpılması da mesela hayvan üşüyecekse kırpıldığı zaman,  yününün kırpıldığı zaman bunlar caiz olmaz. Kıymetliler kurbanlıkların etleri konusunda da Hanefi,  Maliki ve Hanbeliler bakın ne dediler:  Bunlar yemek caizdir dediler. Yersin, yedirirsin,  tasadduk edersin,  fakirlere dağıtırsın.  Ama adak kurbanı böyle değildir.  Adak kurbanından Hanefilere göre yemek caiz değildir haramdır dediler.  Adak kurbanını kendin yiyemezsin.

 

Dakika 3:05:02

 

Sana varis olanlar yiyemez,  ana,  baba, torunları,  evlatlar yiyemez. Deden,  eben de yiyemez. Zenginler yiyemez. Komple fakirin hakkıdır.  Bu sana varis olmayan fakirlerin hakkıdır, varisler yakın akraban oluyor onlara yediremezsin.  Yerlerse parasını vermek zorundasın.  Malikiler ile Hanbelilere göre adanmış kurbandan yemek caizdir dediler.  Malikiler sınır yoktur dediler.  Yani üç hususu bir arada yapmak, yemek,  hediye vermek ve dağıtmak için bu konuda 1/3 veya bir oran tayin etmedi Malikiler.  Hanefilerle Hanbeliler 1/3 oranlarında olması müstehaptır dediler.  3te 1’ini kendisi yer evinde, çağı çoluğuyla. 3’te 1’ini evine gelen misafirlere ikram eder.  Üçte birini de fakirlere sadaka tasadduk eder.  Onlardan yiyin ve eli dar ola ve fakire onlardan yedirin.  Bunu kim buyuruyor? Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de Hac Suresi 28. ayeti kerimede böyle buyuruluyor. Etinden yiyin ve ondan dilenmeyen fakirlere yedirin. Bu da Yüce Allah’ın ayeti kerimesidir, kelamıdır. Hac Suresi 36. ayeti kerimesidir. Hanbeliler başkalarına yedirmeyi vacip kabul etmişlerdir.  Yani Hanbeli mezhebine göre kurban etini başkalarına yedirmek vaciptir diyorlar.  Burada farz anlamında bir vacip bu.  Çünkü Hanefilerin dışındaki mezheplerde vacip farz anlamındadır.  Bunun delili ise aile halkına üçte birini yedirir,  fakir komşularına üçte birini yedirir, dilenenlere de üçte birini tasadduk eder.  İşte bu hadisi şerife göre Hanbeliler böyle demişlerdir.  Malikilerin delili de yiyiniz,  saklayınız ve tasadduk ediniz.  Yiyiniz, yediriniz ve saklayınız.  Bu hadisi şerif’i de Malikiler delil olarak almışlardır.  Yine Şanlı Peygamberden şu haber gelmektedir: Ben sizlere azık istemek maksadıyla gelen bedevi Araplar sebebiyle 3 günden fazla kurban etlerini saklamanızı yasaklamıştım, nehy etmiştim. Şimdi Allah bolluk ihsan etmiş bulunuyor.  Uygun gördüğünüz şekilde saklayabilirsiniz,  yani üçte birini evine ayırdığın kısımdan saklayabilirsin.  Satılması,  kurbanın eti satılır mı? Satılması haramdır.  Kurbanın derisini satan kimsenin kurbanı olmaz. Satarsan parasını tasadduk etmek zorundasın.  Ya bir hayır kurumuna veya fakire.  Bir parçayı kesme ücreti olarak vermek caiz değildir.  Kasap ücreti kurbanın bünyesinden verilmez.  Onu cebinden ayrı vereceksin.  Bu âlemlerin Rahmet Peygamberi Hz Muhammed (S.A.V)  develerin başında durmalı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı, onlardan kasaba herhangi bir şey vermememi emretti ve bana kasaba ücretini biz kendimiz veririz buyurdu.

 

Dakika 3:10:24

 

Kim söylüyor bunu Hazreti Ali’ye söylüyor Peygamberimiz,  Hz. Ali’de olayı anlatıyor.  Postu para veya tüketilen maddeler karşılığında satması da caiz olmaz.  Kurbanın derisini ancak onlar tasadduk edilir veya seccade falan yapılabilir.  Ayşe validemiz kurbanlığının derisini tulum yapmış diye rivayet vardır.  Malikilere göre Yahudi ve Hristiyan’a kurban etinden yedirmek mekruhtur.  Hanbeliler ise tatavvu kurbanından caiz görmüşlerdir.  Vacip kurbandan ise gayrimüslimlere verilmesi caiz kabul etmezler. Kim bunlar? Hanbeliler.  Hanefiler şöyle derler:  Zekât gibi bir beldeden başka bir beldeye,  kurbanın nakledilmesi mekruhtur derler.  Ama daha muhtaç kimselere taşıyıp götürme hali ise bundan müstesnadır demişlerdir.  Daha fakirlere ulaştırmak için ancak uzaklara götürülebilir,  yoksa kurban kesilen yerde fukaraya dağıtılmalıdır.  Esas makbul olan odur. Daha muhtaç olması hali bundan müstesnadır.  Daha fakirleri var mesela işte Somali’de Afrika’daki fakirlerin hali meydanda. Hanbelilerde Malikiler gibi demişlerdir.  Kasır mesafesi daha kısa bir yere nakledilmesi caizdir.  Yani misafir et süresinde daha az olmalıdır kurbanın gideceği mesafe. Namazın kısaltılacağı mesafeye kadar nakledilmesi ise zekâtta olduğu gibi haramdır demişlerdir. Kim?   Hanbeliler ve Malikiler zekâtı da kurbanı da misafirlik müddetini süresini aşarsa dediler,  mesela 18 saatlik yoldan öteye veya onlara göre 48 saatlik mesafeden daha uzak bir yere ne zekât gönderilir ne de kurban derileri ama daha fakirse oranın adamı o zaman müstesnadır denildi.  Şafiler de vacip olan kurbandır.  Yemek caiz değildir derler bakın.  Hem kurbanı kesenin kendisinin hem de nafakalarını sağlamakla yükümlü olduğu kişilerin yemeleri caiz değildir derler.  Yani adak veya mesela bu kurbandır.  Yahut da bunu kurban kıldım gibi sözlerle tayin edilmiş olan kurbanın etinden yemek caiz değildir der Şafiler.  Kurbanın tamamının tasadduk edilmesi Şafiler’de vaciptir.

 

Dakika 3:15:01

 

Kıymetliler duyduk duymadık demeyin.  Bu bir fazilet yarışıdır bu mübareklerin hepsinin söyledikleri hepsi mükemmeldir.  Öyle de olsa, böyle de olsa mükemmeldir.  Yine tatavvu kurbanına gelince kesen kimsenin ondan yemesi müstehaptır, tatavvu kurbanı.  Ondan yiyiniz ve muhtaç fakirlere de yediriniz. Evet, bu da Hac Suresi’nin 36. ayeti kerimesinde beyan edilmiştir. Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V)  kurbanın ciğerinden yerdi.  Kurbanlık develeri de sizin için Allah’ın dininin Şiairinden,  alametlerinden kıldık.  Bu da Hac Suresi 36. ayeti kerime.  İnsan için kılınan şeyler de insan terk etmek ile yemek arasında muhayyerdir.  Şimdi zenginlerde de zenginlere de bu kurbandan yedirebilir tatavvu kurbanından ama Şafiiler hariç nezirin dışındaki kurbanlar herkes yiyebilir ama Şafiiler burada ayrım yapmamışlardır.  Yine birkaç eftal olan bir kaç lokma dışında bütününü sadaka olarak vermek daha faziletlidir demişlerdir.  En doğrusu da budur. Kurbandan birkaç lokmayı fakirlere sevindir. Zekâtın nakledilmesi konusunda olduğu gibi kurbanında taşınması caiz olmaz dediler ki çok fakir varsa o zaman caiz olur dediler. Bütün âlimlerin ortak görüşüdür bu. Başkası adına kurban kesilebilir mi?  İzinsiz Şafiilere göre kesilmez ama izni varsa o zaman olur.  İnsan için çalıştığından başkası yoktur diye diğer ayeti kerimeyi Şafiiler ileri sürmüşlerdir.  Vasiyet etmiş ise caizdir derler. Kurbanın hepsini fakirlere tasadduk etmek vaciptir de derler daha önce de zikrettiğimiz gibi, Şafiiler diyor bunu.  Ne kesenin ne de başka zengin kimselerin ondan yemek hakları yoktur demiştir Şafiiler.  Malikiler ise ölen kimse adına kurban kesmek mekruhtur dediler.  Eğer ölümünden önce kurbanlık olarak tayin etmemişse Malikiler bu görüşteler.  Şayet nezir olmaksızın onu tayin etmiş ise mirasçının bu vasiyeti yerine getirmesi menduptur dedi Malikiler.  Hanefiler ile Hanbeliler ne diyorlar; ölen kimse namına kurban kesilebilir dediler. Bu kurbanın etinden yenilir, tasaddukta edilir.  Tecir ölen kimseye ait olur.  Ancak Hanefilere göre ölenin emri ile ölen namına kestiği kurbandan yemek haramdır dediler.

 

Dakika 3:20:06

 

Buraları iyi anlamak gerekiyor.  Hanefiler ne dediler?  Ölenin emriyle ölen namına kestiği kurbandan yemek haramdır dediler.  Çünkü emirler ölenden, deliden değildir.  Emirler şeriatın emrine göredir, şeriatın emri de şari olan Allah’ın emridir ve Peygamberin uygulamasıdır.  Kıymetli dostlarımız; İnşallah derslerimiz akika ile devam edecektir.  Cenabı Hak her konuda Rabbi sinden razı olan,  Rabbi sinin de razı olduğu kullarından eylesin.

 

Dakika 3:21:16

 

 

 

 

 

 

(Visited 69 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}