AmeldeFıkhı 12-01

12- Amelde Fıkhı Ekber Ders 12

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 12

 

 

 

 

Euzübillahimineşşeytânîrracîm. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabb’il âlemin. Vessâletü vessalâm, âlâ Rasulûna Muhammedin ve âlâ âlihi ve sahbihî ecmaîn.

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, Amelde Fıkh-ı Ekber ve onun keşif notlarıyla dersimiz devam ediyor. Geldiğimiz ders abdesttir ve abdest ile ilgili fıkıh ilminde, fıkıh ekolünde o kıymetli âlimlerimiz Kur’an-ı Kerim, sünnet, icmâ, kıyasla ortaya koydukları delillere istinat ederek size abdest ile ilgili Amel-i Fıkh-ı Ekber’den keşif notları vermeye devam edeceğiz İnşâAllahu Teâlâ. Abdest; hakiki temizlik olan necasetten taharet mevzusunu inceledikten sonra hükmî temizlik olan hadesten taharet ise onun da kısımları vardır. Birisi abdest, gusül ve teyemmüm -işte bak görüyoruz ki abdest, gusül ve teyemmüm- şimdi bunlara İnşâAllah abdest ile başlayıp devam edeceğiz. Şimdi birisine Hadis-i Asgar diğer Hadis-i Ekber diğer biri de teyemmüm ve bunlardan bedeldir. Kıymetli efendiler; hadesin yani necasetin kendisini temizlemesi olduğunu daha önceki derslerimizde görmüştük. Şimdi abdestin tarifi ve onun özelliklerine şöyle bir bakalım: Abdestin İslam’daki terim yeri vudu’; belli organlarda suyu kullanma fiilinin adıdır. Yine vudu’ okunursa abdest alınan su için kullanılmış olur. Bu abdestin ıstılahta; şer-i şerifteki tarifi ise husûsi bir temizlik mânâsındadır ya da niyetle başlayan husûsi bir fiildir, husûsi fiillerdir. Şimdi tabii bunların kaynağında kıymetli fıkıh eserlerimiz bulunmaktadır. Bunlardan birisi Meraki’l Felah ve diğerleri. Kıymetliler, şöyle bir bakalım: Şer’i ıstılahta husûsi bir temizlik mânâsınadır ya da niyet ile başlayan husûsi fiillerdir. Şimdi temiz suyun şeriattaki husûsi şekliyle 4 azada kullanılmasıdır. Abdestin farzları biliyorsunuz ki 4 azada kullanılmaktadır. Asıl hükmü; yani namaz için asıl olarak, bundan maksat farz olmasıdır. Abdest kesinkes farzdır. Evet kıymetliler, çünkü Yüce Rabb’imiz şanlı Kur’an’da bunu açıkça beyan ederek; “Ey imân edenler! Namaz için kalktığınızda yüzünüzü, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı mesh edin, topuklara kadar da ayaklarınızı yıkayın”. Mâide Suresi’nin 6.ayet-i kerimesinde Yüce Rabb’imiz bize abdest almayı kesinkes emir buyuruyor, farz buyurmuştur.

 

5:01

 

Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) “Allah abdesti bozulanın abdest alana kadar namazını kabul etmez” buyurdular. Yani abdestsiz namaz olmaz. Bu haberin kaynağında da Buhârî, Müslim vardır; bir de ümmetin icmâsı da vardır. Kıymetliler hem Kur’an-ı Kerim’le sabittir. Hem sünnetle sabittir hem de icmâ ile sabittir. Zaten Kur’an-ı Kerim’de sünnette olduktan sonra icmâda da olunca artık kıyasa gerek kalmıyor. Abdest başka vasıfları da alarak mendup Hanefilerin tabiriyle vacip ya da yasak olabilir. Bunun için fakihler onu çeşitleri ayırıp vasıflar belirtmişlerdir. Hanefi âlimlerine göre bakın abdestler şu kısımlara ayrılır: Birincisi farz olan abdest: Muhdis yani abdesti olmayan kimse farz veya nafile tam bir namaz kılmak ya da cenaze namazı veya tilavet secdesi gibi tam olmayan bir ibadeti yapmak için önceki ayet ve şu Hadis-i Şeriflere binaen abdest alır ve bu abdest alması da farzdır. Allah (C.C) abdesti bozulanın abdest alana kadar namazını kabul etmez. Allah, abdestsiz namazı ve ganimet malından çalınmış maldan verilen sadaka kabul etmez buyurdular. Yani başkasının malına hayra ne kadar verirsen ver kabul olmaz. O hak sahiplerine gider. Abdestsiz de namaz olmaz. İşte bunu da Buhârî Şerif ve Müslim-i Şerif gibi kıymetli muhaddislerimiz rivayet etmişlerdir. Şimdi Allahu Teâlâ’nın: “Ona ancak temiz olanlar dokunur”. Bakın bu ayet-i kerime de Vakıa Suresi’nin son sayfasındaki bir ayet-i kerimedir. Kur’an-ı Kerim’e temiz olanlar dokunabilir. Kur’an-ı Kerim’i ancak temiz olanlar tutar. Şimdi Kur’an-ı Kerim’i tutmak için abdestli olmak da farzdır. Şimdi birçok ibadetlerin tamamı abdestsiz kat’iyen yapılamıyor; Kur’an-ı Kerim de bunlardandır. Kur’an-ı Kerim’i tutmak, onun için abdestli olmak farzdır. Kur’an-ı Kerim’i ancak temiz olanlar tutar. Bakın onu da yine bu Hadislerimiz rivayet etmişlerdir. Vacip olan abdeste gelince: Kâbe-i Şerif’i tavaf için abdestli olmak vaciptir. Hanefilerin dışında cumhur bunun farz dediler onlar (Hanefiler) vacip dediler. Beytullah’ı tavaf namazdır ancak Allah onda konuşmayı helâl etti ki tavaf esnasında konuşursa hayırdan başka bir şey konuşmasın. Bunu da; bu Hadis-i Şerifi de Tirmizî ve diğer muhaddislerimiz rivayet ettiler. Hanefiler dediler ki: Tavaf hakiki bir namaz olmadığına göre sıhhati de taharete bağlı değildir.

 

10:03

 

Taharetin terkiyle vacip tavafta dem, koyun yani farz tavafı cünüp olarak yapmaktan dolayı da bedene yani deve, sığır; nafile tavafta abdestin terk edilmesi sebebiyle sadaka icap eder demişlerdir. Şimdi Hanefiler burada işi daha da geniş tutmuşlar, bütün kaynakları incelemişler. Şimdi taharetin terkiyle vacip tavafta dem yani koyun kurban etmek gerekiyor. Farz tavafı cünüp olarak yapmaktan dolayı da; yani bedene deve ve sığır kurban etmek gerekiyor. Nafile tavafta abdestin terk edilmesi sebebiyle sadaka icap eder dediler Hanefi âlimleri. Yine abdestin kısımlarından biri de menduptur. Kıymetliler, “Ümmetime zor gelmeseydi onlara her namaz için abdesti, her abdestle de misvağı emrederdim”. Peygamberimiz’den böyle rivayet edilmiştir. Bir namaz önceki ile farz veya nafile bir namaz kılmış ise abdestin yenilenmesi menduptur; bozulmadığı müddetçe abdest böyledir. Çünkü o nur üstüne nurdur. Temizken abdest alana 10 hasenât yazılır. Peygamberimiz’den rivayetler var böyle. Yine amel: Şer’an yapılması istenen bir amel yapmamış idiyse yeniden abdest almak israf sayılır. Mesela adam abdest almış, hiçbir ibadet yapmamış. Onun üstüne bir daha abdest alma illa onunla bir ibadet yap ki ondan sonra ikinci abdest alabilirsin. İbn-i Mâce ve diğerleri rivayetlerinde devamlı abdestli olmak da menduptur. Doğru olun, men edilmeyeceksiniz. Bilin ki en hayırlı ameliniz namazdır. Hakiki müminden başkası da dâimâ abdestli olmaya çalışmaz. Peygamberimiz’den bu rivayetler yapılmıştır. Devamlı abdestli bulunmak menduptur. Kıymetliler; tefsir, hadis, akait, fıkıh ve bunun gibi şer’i kitapları tutmak için abdest almak menduptur. Ancak Kur’an-ı Kerim’in lafızları tefsir kısmından daha çok olursa o tefsiri abdestsiz tutmak haram olur dediler. Abdestli olarak uyumak. Peygamber Efendimiz’e gelen haberler -ki abdestli olarak uyumak ve uykunun ardından hemen abdest almak da böyledir- yatağına geldiğinde namaz abdesti gibi namaz abdest al. Sonra sağ tarafına uzan ve de ki: (الـهم إني أسألك) ‘’Allahümme inni eslemtü nefsî ileyke. Ve veccehtü vechî ileyke. Ve fevlaztu emri ileyke. Lâ melcâ ve lâ menceraminke illâ ileyke. Âmentü bi kitabikellezi enzelte ve nebiyyikellezi arselte’’. Yani yatağına yatınca bu duayı da oku diyor ve sağ tarafına uzan ve de ki -bak Peygamberimiz’den bu haberler bu duayı tabii bilenler bunu okurlar, bilmeyenler herhangi bir dua yapmaya çalışırlar- Anlamına şöyle bir bakalım “Ey benim Allah’ım! Muhakkak ki kulun olarak ben kendimi sana teslim ettim.

 

15:12

 

Yüzümü sana tevcih ettim, işlerimi sana emanet ettim, sana sığındım, senden başka kendisine sığınılacak ve koruyacak kimse yoktur. İndirdiğin şanlı Kur’an’a, yolladığın Şanlı Peygamber’e imân ettim”. Böyle diyerek yat yatağına. Kıymetli efendiler, cünüplük guslünden önce ve cünüp kimsenin yemek, içmek, uyumak hâllerinde ve cimayı tekrarlamak istediğinde abdest almak menduptur. Hz. Ayşe’yi (R.A) Validemiz bu allâme-i cihan olan kıymetli Annemiz’den haber şöyle geliyor. Diyor ki: “Peygamber (A.S.V) cünüp olduğunda yemek veya uyumak isterse abdest alırdı”. Yine der ki: “Resulullah (A.S.V) cünüpken uyumak istediğinde uzvunu yıkar, namaz abdesti gibi abdest alırdı”. Yine Ebû Said El-Hudrî’den de şöyle haber vardır ki: “Sizden biriniz ailesiyle cima eder sonradan tekrar etmek isterse abdest alsın” buyurdular. Peygamberimiz’den gelen haberler böyle. Yine kişinin öfkelendiğinde abdest alması menduptur. Muhaddislerimizden, kıymetli zatlardan haber vardır ki rivayet: Biriniz öfkelendiğinde abdest alsın. Peygamberimiz’den böyle rivayetler vardır. Ezbere Kur’an-ı Kerim okumak, Hadis-i Şerif rivayeti ve dersi şer’i ilim kitaplarının mütalaasında abdestli olmak menduptur. Bunların önemine binaendir. İmâm-ı Mâlikî, Resulullah’ın (A.S.V) Hadis-i ş-Şeriflerini yazarken hürmeten abdest alır, gusül ederdi. Diğer kıymetli âlimlerimizin de böyle yaptıkları hakkında haberler bulunmaktadır. Ezan, kamet, evlilik hutbesi de olsa hutbe okurken Peygamber (A.S.V) ziyaret ederken Arafat’ta Vakfe, Safa ve Merve arasındaki Say içinde bulunduğunda abdestli olmak menduptur. Çünkü bunlar ibadet yerlerindendir. Gıybet, yalan, kovuculuk ve bunun gibi hataların günahlarından işlenmesinden sonra hemen abdest almalıdır. Çünkü hasenât, seyyiatı siler. Resulullah (A.S.V) buyurdu ki: “Size Allah’ın onunla hataları silip dereceleri yükselteceği şeyi haber vereyim mi?” “Evet ya Resulullah” dediler. Buyurdu ki o Şanlı Peygamber (A.S.V): “Zorluklara rağmen güzelce abdest almak, uzak yerlerden camiye gelmek, bir namazdan sonra öbürünü beklemek. İşte ribât; emir olunan bağlılık budur” dedi Peygamberimiz. İşte kıymetliler, bu da camiye, ibadete cemaatte namaza bağlılığının ne kadar büyük faziletler kazandırdığını görmekteyiz. Namaz dışında kahkahadan sonra sûreten -bu da hadestir- abdest almak da müstehaptır dediler.

 

20:10

 

Çünkü kahkaha sûreten hadestir dediler. Resulullah’ın (A.S.V) Hadisine binaen: “Ölüyü yıkadıktan ve taşıdıktan sonra kim bir ölüyü yıkarsa, kim onu taşırsa abdest alsın” buyuruyor. Peygamberimiz’den gelen haberlerde. Bunlar da hasen bir Hadis olarak rivayet edilmiştir. Ulemânın ihtilâfından çıkmak, dinini korumak ve ibadetinin sahip olması için kadına değdiğinde, kadın cinsiyet organını elinin içiyle tuttuğunda, kendi cinsiyet organını elinin içiyle tuttuğunda veya bazılarının abdesti icap eder dediği deve eti yedikten sonra, abdest almak menduptur dediler. Bu sayılanlar Hanefi âlimlerinin ortaya koyduklarıdır. Kıymetliler, çünkü Hanefiler her konuda olaylara detaylı bakmaya çalışmışlardır. Diğer âlimlerimiz de kıymetli görevler yapmışlardır. Şimdi bir de mekruh olan abdestler vardır. Mesela mekruh abdesti hangisidir? Adam abdest almış ama namaz kılmadan tekrar abdest almak buna mekruhtur. Haram olanlar vardır. Bu da gasp edilmiş su veya yetimin suyu; mesela yetimin suyuyla abdest aldın; bu haramdır. Gasp edilmiş bir suyla abdest aldın; bu da haramdır dediler. Hanbeliler bizim işimize uygun olmayan bir işi yapan merduttur, reddolunmuştur Hadisine binaen gasp edilmiş su ve bunun gibi bir şeyle abdest sahih değildir dediler. Mâlikîlere göre abdestin durumu da şöyledir: Onlara göre (Mâlikîlere göre) vacip olan, sünnet olan, mubah olan, mekruh olan abdesti, onlar da bu kısımları ayırdılar. Şafiîilere ve Hanbelilere göre de abdestin durumları incelenmiştir. Şafiîlerce damar yarma, hacamat, burun kanaması, uyuklama, otururken uyuma, namazda kahkaha, ateşte pişen yemeği ve deve etini yeme abdestin bozulduğundan şüphe; kabirleri ziyaret hâllerinde ve ölü taşıyan ve tutan içinde abdest müstehaptır dediler. Şimdi abdestin farzlarına geldik kıymetliler. Ey imân edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinizw kadar ellerinizi ve başlarınızı meshedin, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Bu Yüce Allah’ın emridir. Bu ayet-i kerime Hanefiler dışında fakihlerin cumhuru sünnetten delillerle başka farzlar da ilave ettiler abdeste. Bunlardan niyetin farz olduğunda ittifak ettiler. Mâlikîler ve Hanbeliler muhallat; yani art arda yapılmasına farz dediler. Şafiîler ve Hanbeliler tertibi sırayla yapmayı yine farzdır dediler.

 

25:07

 

Mâlikîler de ovmayı vacip yani farz dediler. Şimdi Hanefilerde abdestin farzı dörttür. Mâlikîlerde niyet olma ve müvalat ilavesiyle yedidir, Şafiîiler de niyet ve tertip ilavesiyle 6, Hanbelilerde niyet tertip ve muvâlât ilavesiyle yedidir. Şimdi kıymetliler, birinde Hanefilerde niyet sünnettir. Abdestin ittifak edilen farzları; şimdi biz buna bakalım. Bütün mezheplerde ittifak edilen farzlar: Yüzün yıkanması bütün mezheplerde farzdır. Çünkü ayet-i kerime ile sabittir: Yüzünüzü yıkayın. Yüce Rabb’imiz böyle buyurmuştur. Bu hususta icmâ da vardır. Damlayacak şekilde organa su akıtılmasıdır. Yıkama nedir derseniz; suyun damlayacak şekilde organa akıtılmasıdır. En azı da hesap olan görüşe göre iki damladır. Adam yüzünü ıslattı ama damla hiç düşmedi. Bu yıkama sayılmaz. Damlama olmadan akıtma yetmez. Farz olan da bir defa yıkamadır. Üç defa tekrar edilmesi ise farz değil sünnettir. Yüz, insanın ön cephesidir. Uzunluk olarak ölçüsü normal başın saça bitiminden çenenin sonuna kadar ki mahal yüzdür. Burası yüz olarak yıkanır. İki kulak yumuşağı arasıdır. Genişlik olarak da Hanefiler ve Şafiîlerde esas görüşe göre kulak ve sakal başı favori arasındaki kılsız yerler de yüze dâhildir. Mâlikîler ve Hanbeliler burası baştandır dediler. Kıymetliler ,tüyü baş tüyüne bitişik olduğu için tahsid yeri baştan sayılır. Keşfü’l Kınâ’da da sahibi de demiştir ki: “Tahsid yüze girmez, baştandır”. Hanbeliler de dediler ki: Sakal ile kulak arasını yıkamaya özen göstermek gerekir. Şafiîiler de dediler ki: Dazlak yerin, tahsid ve şakakların, göz ve kulak arasının yıkanması sünnettir dediler. Baştan az bir şeyin boğazdan ve ağız altından ve kulaklardan birazının yıkanması gerekir. Nitekim el ve ayakların farz kısmında biraz fazlasının yıkanması da vaciptir. Çünkü vacibin ancak kendisiyle tamamlanabildiği şey de vaciptir. Yani vacibi tamamlayan da vaciptir dediler. Dudakların dışı, burnun yumuşak kısmı ve bunun gibiler yüzden kabul edilir dediler. Gözlerin içi yıkanmaz. Gözlerin dış kısmı yıkanır, içi yıkanmaz. Yine Müslim-i Şerif’in rivayet ettiği sevgili Peygamberimiz’in ayağında tırnak kadar yer bırakan adama; git abdestini güzelce al sözü ile binaen yıkanmaları vaciptir. Yani abdest azalarında kuru yer bırakmayacaksın.

 

30:28

 

Sakal sık ise sadece dışının yıkanması vaciptir, içinin hilallenmesi ise sünnettir. Sevgili Peygamberimiz’in mübarek sakalları sıktı. Bir avuç su da genelde dibine ulaşmazsa Peygamberimiz özel olarak sakallarını bir avuç suyla da ayrıca hilallemeye çalışıyordu, ve hilallerdi. Yine Müslim’in haberinde: “Sonra da Allah’ın ona emrettiği gibi yüzünü yıkadın mı? Yüzünün günahları su ile beraber sakalının uçlarından dökülür” buyurdu. Sevgili Peygamberimiz’den gelen haber. Hanbeliler ağıza ve buruna su vermek abdeste vaciptir dediler. Tabii onlarda vacip, farz anlamındadır. Kıymetliler; Hanbeliler abdesti besmele ile yani farz kabul ettiler. Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah’ın adını anmayanın da abdesti yoktur dediler. Bakın besmeleyle onlar vacip saydılar; yani farz hükmünde. Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allah’ın adını anmayanın da abdesti yoktur Hadis-i Şerifine dayanarak böyle dediler. Ellerin dirseklerle beraber bir defa yıkanması, bu da abdestin farzlarındandır. Bu da ikinci farzdır. Dirseklerle beraber yani kollar, eller, kollar ve dirsekler yıkanması farzdır. Bunun delili de ayet-i kerimedir yine. Yüce Allah’ın dirseklerle beraber elleriniz ayeti ve icmâdır. Delil bu ayet-i kerime ve icmânın da bulunmasıdır. Âlimlerin cumhuruna göre dirsekler de yıkamaya katılır. İlâ, gaye bitimi içindir. Ayet-i kerimede geçen ilâ, gaye bitimi içindir. Bura da ise maa; beraber mânâsındadır. Müslim’in yine haberinde Sevgili Peygamberimiz’den şöyle haber var: O Şanlı Peygamber abdest aldı, yüzünü yıkadı, iyice yıkadı; sonra da pazusuna kadar sağ kolunu yıkadı, sonra da pazusuna kadar solunu yıkadı. Yine başka bir rivayette: “Gelin, size Resulullah’ın nasıl abdest aldığını göstereyim. Yüzünü ve pazuların uçlarına değecek kadar kollarını yıkadı” diyor. Bu da Hz Osman’dan gelen bir haber. Bir önceki Ebû Hureyre’den rivayet edilmişti. Yine diğer bir haber de Sevgili Peygamberimiz’den abdest aldığında suyu dirseklerinden ileri geçirirdi diyor. Şimdi parmaklardaki yüzüklerin, tırnakların altının yıkanması vaciptir.

 

35:04

 

Şimdi yüzüğün altı kuru kalmamalıdır. Tırnak altlarına da suyu ulaştırmaya çalışmak lazımdır. Tırnak kirlerinin giderilmesi de vaciptir. Hanefilerde ise güçlük varsa bağışlanır diyor. Yine her şeyin giderilmesi ittifakla vaciptir. Yani engel varsa abdestin bir arızaya ulaşmasını, o engelleyen her şeyin giderilmesi ittifakla vaciptir dediler. Mâlikîlere göre el parmaklarının hilallenmesi vacip, ayak parmaklarının aralarını hilallemek ise menduptur dediler. Şimdi üçüncü farz; başın mesh edilmesidir. Evet, kıymetliler. Yüce İslam insanlara gücünün yettiğini emretmiştir. Sevgili Peygamberimiz de: “Size bir şey emrettim mi ondan gücünüz yeteni yapın” buyurmuşlardır. Abdestin farzlarından birisi de başın mesh edilmesidir. Yine bunun delili ayet-i kerimede başınızı mesh edin ayetidir. Mâide Suresi ayeti kerimesinde. Yine Müslim’in rivayetinde Resulullah (A.S.V) sarık üzerine ve başının önüne mesh etti rivayeti vardır. Mesih ıslak elin uzun üzerine sürülmesi demektir. Baş önde, alnın üzerinde normal saç bitiminden ense çukuruna kadarki o kısımdır. Baş önden, saç bitiminden, ense çukuruna kadarki kısımdır. Şakaklar da başa dâhildir dediler. Yüzdeki yüksek kemiğin üzerindeki şakaklar da başa dâhildir dediler. Başın meshi için yeterli miktar hususunda burada fakihlerin ihtilâfı vardır. Her ihtilâf müçtehitler arasında rahmettir. Hanefiler dediler ki dörtte birinin meshidir. Başın dörtte birini mesh etmek Hanefilere göre farzdır. Delilleri bir harfi cerr-i ıslah içindir. Ayetteki bir harfi cerr-i ıslah içindir. (وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ) Bu takdirde ayetin mânâsı ellerinizi başınıza değdirerek mesh edin olur. Kaide bir harfi mesh edilenin, mesh edilen şeyin başına gelirse; aletin yani elin tamamını içine almayı, aletin başına gelirse mesh edileni tamamen içine almayı gerektirir. Bu da el miktarı meshi ifade eder. Çünkü elin başa değdirilerek kaplayacağı saha genelde dörtte birinden fazlası değildir dediler Hanefiler. Evet, kıymetliler. Burada ilmin de ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Şimdi bu kaideyi bir daha okuyalım: Ellerinizi -ayetin mânâsını şöyle verdi Hanefiler- ellerinizi başınıza değdirerek meshedin.

 

40:03

 

Olur, şimdi bu takdirde ayetteki bî harfi cerr-i ıslah içindir dediler. Kaide bî harfi; yani diğer harfi, harfi cerr-i mesh edilen şeyin başına gelirse aletin tamamını, yani elin tamamını içine almayı; eğer aletin başına gelirse mesh edilen şeyin değil de aletin başına gelirse mesh edileni tamamen içine almayı gerektirir. Bu da el miktarı meshi ifade eder dediler ve elin de başa değdirilerek kaplayacağı saha genelde dörtte birinden fazlası değildir dediler. Şimdi Buhârî ve Müslim’in rivayet ettikleri bir Hadis-i Şerifte Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) abdest aldı. Başının önünü mesh etti, sarık üzerini ve meshlerini de mesh etti; bakın sünnetten delil bu da. Resulullah’ı (A.S.V) başında Katar mamulü sarık bulunduğu hâlde abdest alırken gördüm. Bunu da Hz. Enes anlatıyor: “Elini sarığın altına soktu, başının önünü mesh etti, sarığı çözmedi”. Bakın bu Hadis-i Şerifte Hanefilerin hem ayete verdikleri mânâ, hem de Peygamberimiz’in uygulaması bu Hadis-i Şerifle Hanefileri doğrulamaktadır açıkça. Şimdi şöyle bir bakıyoruz: Mâlikîler, Hanbeliler dediler ki: Başın tamamının meshi vaciptir dediler. Hanbeliler de zâhir olan erkeğin kaplama meshi vaciptir, kadının ise başının önünün meshi yeterlidir dediler. Hanbelilere göre içi ve dışı ile kulakların meshi de vaciptir dediler ve kulaklar baştandır Hadis-i Şerifini de delil getirdiler. Evet, kıymetliler. Delilleri bî harfi ilsak içindir yani meshi başınıza su ile ilsak edin; temas ettirin demiştir. Şimdi onlar da bu şekil mânâ verdiler. Yine Peygamber Efendimiz’den bir rivayette de: “İki eliyle Peygamberimiz başını mesh etti, ikisini ileri ve geri götürdü, başının önünden başladı sonra iki elini ensesine götürdü, sonra da başladığı yere getirdi.” Şimdi bunlar da Peygamberimiz’den yapılan haberler; rivayet edilen. İmam Nevevî’nin görüşüne göre kaplama mesh, ulemânın ittifakıyla müstehaptır. İşte bu doğrudur, müstehap olması mükemmel bir sonuç ve ittifaktır. Şafiîler dediler ki: Vacip olan miktar bir saç da olsa başın bir kısmını mesh etmektir. Gördünüz ya; Şafiîlerde vacip olan miktar yani onlarca farz olan bir saç teli de saç da olsa başın bir kısmını mesh etmektir dediler.

 

45:03

 

Bunların içtihatlarından anladıkları mânâların hepsi mükemmeldir. Şimdi adam az mesh ettiği zaman başını Şafiîlere göre kurtulur, dörtte birini mesh edince Hanefilere göre kurtulur ve tamamını meshedince de ittifakla her mezhebe göre hareket etmiş olur ve bunların hepsi mükemmeldir; bunlardan birini yapan görevini yapmış olur. Çünkü hepsinin kaynağında isnat edilen deliller bulunmaktadır. Kıymetliler, teb’iz bazısını murat içindir; çok gibi az da yeterli olur. İşte burada teb’iz mânâsı vermiş Şafiîler de. Gerçek ise ayet mutlak kabilindendir. Bu da tamamının, az veya çok bir cüzünün meshi ile tahakkuk eder. Zaten âlimler de bu konuda mükemmel keşiflerde bulunmuşlar, hayatı kolaylaştırmışlar. Hanefiler; Hanefilerin, Hanefi âlimlerinin dediği gibi yapsınlar. Mâlikîler, Mâlikîlerin dediği gibi yapsınlar, Hanbeliler, Şafiîiler de onların dediği gibi yapsınlar. Hepsi, hangisine tâbi olursanız onların hepsi güzel ve rahmettir. Evet, kıymetliler. Sevgili Peygamberimiz’in değişik ortamlarda, değişik uygulamalar yapmış olması da; bu kıymetli âlimlerimizin rahmet olan ihtilâflarına vesile olduğu da görülmektedir. Bir de abdestin farzlarından biri topuklarla beraber ayakların yıkanmasıdır, bu da farzdır. Yine delilleri topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayınız emri; burada Kur’an-ı Kerim’den anlaşılan bu bana. Yine İmâm-ı Ahmet’in Müsned’indeki bir haber de sonra Allah’ın emrettiği gibi başını mesh eder. Sonra Allah’ın ona emrettiği gibi topuklarla beraber ayaklarını yıkar. İşte burada ayet, sünnet ve aynı zamanda ulemânın icmâsıdır ve topuklarla beraber ayakların yıkanmasıdır. Bu da farzdır; abdestte topuklar belirgin kemiklerdir. Ayak mafsallarında iki yandan çıkan belirgin kemiklere topuklar denir. Kıymetli âlimlerimizin cumhuruna göre vacip olan bir defa yıkanmasıdır. Buradaki vacip farz anlamındadır yine. Sonra baldıra başlayacak kadar sağ ayağını yıkadı, sonra baldıra başlayacak kadar sol ayağını yıkadı, Sonra dedi ki: “Resulullah’ı böyle abdest alırken gördüm”. Bunları Ebû Hureyre anlatıyor Müslim-i Şerif’in rivayet ettiği bir haberde. Kıymetliler cumhura göre topukların da yıkanması gerekir. Sevgili Peygamberimiz’den şöyle Bir haber vardır. Vay topukların ateşte göreceği azaba, topuklarını yıkamayan birine Peygamberimiz’in böyle söylediği rivayet olunmuştur. Bununla, bu haberin kökeninde çok kıymetli muhaddislerimiz de bulunmaktadır. İşte bunlardan Buhârî, Müslim, Ahmet Bin Hanbel ve diğerleri.

 

50:08

 

Sevgili Peygamberimiz dedi ki -bunu Abdullah Bin Ömer’den, Hz. Ömer’in oğlundan rivayet ediyor muhaddislerimiz- Sevgili Peygamberimiz dedi ki: Bir yolculuğunda bizden geri kalmıştı. İkindi vaktinin sonuna yaklaştığımızda geldi, abdest alıp ayaklarımıza meshe başladık. Sesini yükselterek buyurdu ki: “Vay topukların ateşte göreceği azaba!” İki veya üç defa böyle söyledi diyor. Yani topuklarınızı iyice yıkayın; ayaklarınızı topuklarla beraber yıkayın hatırlatması yapıldı. Kim? Peygamberimiz tarafından. İşte şöyle bir bakalım: Mesh edilmeleri yetmez, ayakları kimisi mesh edelim demiş ama bakın hem ayetten, hem bu Hadis-i Şeriflerden mesh etmenin yeterli olmadığı, ayakların burada sadece mesh etmenin azabı gerektirdiğini belirtmiştir. Ayaklar yıkanmadan, üzerine mest giymeden mesh edilmez. Kıymetliler, bu haberleri de ayağını da yıkadığında bir abdest aldıktan sonra kim bunu artırır veya azaltırsa yanılmış zulmetmiştir. Yani abdestte gereği gibi hareket etmek, yüce İslam’ın ölçüsüne uymak gerekmektedir. Allah’ın sana emrettiği gibi abdest al, yani ölçüyü azaltma ve çoğaltma. Buna göre hareket et. Sevgili Peygamberimiz’in el ve ayak parmaklarının aralanmasını emretmesi de yıkamanın vacip oluşuna delâlet ediyor dediler. Şia imamiyesi ise ayakların meshini vacip saydı. Bakın demek ki bu haberler onlara ulaşmamış; yahut da başka haber onlara gelmiş. Dört mezhebin dışında Şia imamiyesi ayakların meshini vacip saydılar. Hâlbuki Kur’an-ı Kerim’de sünnet ayakları yıka topuklarla beraber diyor. Yine Ali İbn-i Abbas ve Enes’ten rivayet edilenler vardır. Fakat onların bu şekilde amelden döndükleri sabittir; yani ayaklarını mesh edenler bu işi bırakmış, yıkamışlar. Şevkânî dedi ki: Meshi vacip görenler imamiyyedir. Kitabı ve kavil fiil olarak mütevâtir sünnete muhalefetlerine rağmen elle tutulur bir hüccet de getirmediler. Bakın İslam âlimleri, imamiyyenin ortaya bir delil sürmeden ayakları mesh edin demeleri delile dayanmıyor dediler. Bunu Şevkânî böyle bildiriyor. Kıymetliler, Nas kıraatini بِرُؤُوسِكُمْ kavlinin mahalline atıf yaptılar. Şimdi burada da tabii ki cumhurun dışına çıktılar, Ehl-i Sünnet’in dışına çıktılar. Fakat şaz kıraate uyanlar da olmuştur. Neticede abdestin ittifak edilen rükünleri 4 tanedir; yani farzlarında ittifak edilenler: Yüz, el ve ayakların bir defa yıkanması ve başın bir defa mesh edilmesi. Üçleme ise -daha sonra açıklanacağı gibi üçlemek sünnettir-. Şimdi bir de abdestin ihtilâf edilen farzları: Bu dört farzda ihtilâf yoktur, ittifak vardır. Bir de ihtilâf edilen farzlar var ki İnşâAllah bir sonraki derslerimizde de bunlarla devam edeceğiz.

 

55:49

 

 

 

(Visited 118 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}