AmeldeFıkhı 122-01

122- Amelde Fıkhı Ekber Ders 122

AMELDE FIKIH EKBER DERS 122

Çok kıymetli ve muhterem izleyenlerimiz; hayat veren nurun keşif notlarıyla dersimiz devam ediyor. Dersimiz Amelde Fıkıh Ekber’dir. Şimdi bu konuda da geldiğimiz konuda icar konusudur ki şimdi ücret konusuna da buradan bir değinelim. Şanlı Peygamber (a.s.v) Efendimiz her kim bir ücretli tutarsa ona alacağı ücreti bildirsin buyurmuştur. Yani sonra azdı, çoktu gibi bir anlaşmazlığa yol açmaması için cihan Peygamberi buyurmuştur ki ücreti bildirsin diyor. Yüce İslam hayat dinidir hayatın her anlamında bütün şeriatın ne kadar değişen şartları varsa hayati şartlarla dâhil bunların hepsine hükümler koymuştur. İnsanoğlu hayatı yaratan Allah’ın insanlığa hayat tarzı olarak yüce İslam’ın hayat tarzını insanoğluna takdim etmiştir. Yüce Allah ben diyor İslam’ı kabul ediyorum din olarak bu da Allah kanunlarıdır din dini İslam ilahi kanunlardır. Malikiler onlar da hizmet görmek için işçi ve diğer icarlanan ne varsa insanlar arasında bir örf hali aldığından dolayı ne yapmışlardır – ücretle tutmanın caiz olduğu kabul edilmiştir Hanefi ekolünde ki kıymeti âlimlerine göre de. Yine sütanne gibi konularda da İmam-ı Azam Ebu Hanefi hazretleri çocuklarınızı sütanneye emzirmek isterseniz maruf ile verdiğinizi teslim etmek şartıyla üzerinize bir vebal yoktur diyen ayeti kerimeye istinaden bu Ayeti Kerimeyi Bakara Suresinin 233. Ayet-i Kerimesidir. Bu Ayet-i Kerimeyi göz önünde bulundurması gerekiyor her konuda olduğu gibi her ayette olduğu gibi her sahih sünnette olduğu gibi. Her kim yiyecek bir şey satacak olursa kabzetmedikçe onu satmasın buda sevgili Peygamberimizden gelen haberdir. Şimdi Maliki, Şafi ve Hanbelilerinde bunlar aynı görüştedirler. Cumhur ulema kıymetli âlimlerimizin çoğunluğu ne diyorlar ivaz diyorlar yani bedel damızlık hayvanın ücreti ile değirmencinin aldığı unu nehy ettiğine dair Peygamberimizden haber vardır diyorlar. Malikiler ise bunu caiz kabul ederler ve hadise karşılık ise o kafisin miktarı belli olmadığı durumlar içindir diyerek cevap vermişlerdir.

Dakika 5:10

Tabi konular kendi içerinde izah edilirken daha iyi anlaşılacaktır. Yine boşaltma karşılığında da boşaltma veya ayak yahut el çekmesi buna Türkiye’miz de ne diyorlar? Hava parası diyorlar. Hulul yahut füruğ yani karşılığında ki bunun adı boşaltma asıl ücreti tamamlayıcı bir cüz sayılır dediler. Asıl ücretin dışında olduğu zaman bunun caiz olmayacağı üzerinde de dersimizin akış içinde anlaşılmış olacaktır. Birçok Hanefi âlimi mal karşılığında imamlık, hatiplik, müezzinlik ve bunun gibi vazifelerden feragatin caiz olduğu fetvasını vermişlerdir. Bir bedel karşılığı feragatte bulunmak örfte görüle gelmiş bir husustur dediler. Bu Tunuslular dan halagat, halevat ve inzalat olarak yine Maliki mezhebinin Tunus müftülüğünü yapan kıymetli âlim ki bu örf ve adet ile amel ederek halagat karşılığında ivaz almanın caiz olduğunu kabul etmektedirler. Bu Tunus kadısı da bu işe dâhildir ki bunlardan birisi İbrahim Erreyahi’dir. Kıymetliler; Faslıların hulul satışına caiz oluşuna dair fetvalarını da nakletmektedirler. Şimdi yine bizim fıkıh kaynaklarımızın en mükemmellerinden olan Reddül Muhtarda da olduğu gibi orda da şöyle bir izaha rastlıyoruz. Yani boşaltma yani hulul karşılığının caiz oluşuna dair görüşünü bunun mal sahibinin rızası bulunması ve kira akdi süresi içinde olması nedeniyle kayıtlanmıştır. Süre bittikten sonra bu hava parası veya huluğ adıyla çıkan kiracının yeni kiracıdan bir miktar ücret almasını şer-an caiz olmadığı. Müellif olsun gerekse başka zevat tarafından bunu güzelce açıkladıklarını görmekteyiz. Yine Mecelle tu Mecmaül Fıkhi İslami dergisinde de buna işaret edildiğini görmekteyiz. Eğer arazi olursa ‘’el inzal’’ terimi kullanılır dükkân veya ev olur ise ‘’el huluğ’’ tabiri kullanılmıştır. Faslılar ise ‘’el celse’’ terimi kullanılmıştır onlarda da. Şimdi kıymetli ve muhterem izleyenler Yüce dinimizin kıymetli âlimlerimizin bakın şurada insanlığı aydınlatan insanlığın işlerini meşru halde yürütmeleri için güzelim hükümler açıklanmıştır.

Dakika 10:25

Şimdi bir ayıp ortaya çıkarsa kiracı nedir? Muhayyer yani serbest bırakılır burada da ister kabul eder ister oradan ayrılır. Yine fesih konusunda da icarenin bakın ne dediler Hanefi âlimleri? Özür sebebi ile icare feshedilir mi? Evet, edilebilir dediler. Yine ulemamızın çoğunluğu icare satış gibi lazım bağlayıcı bir akittir dediler. Hanefiler ise bakın ne dediler? Özür konusunda müstecir yani kiracı tarafından bir özür şimdi bu konuda müeccir kiraya veren tarafından özür bunlar ayrı,  ayrı incelenmiş icar ile tutulan ayna ya da eşyaya ait olan özür. İcare akdinin niteliği konusunda da bunlar ayrı, ayrı incelendiğini görüyoruz. Nitelik bakımından Hanefi âlimlerine göre lazım bağlayıcı bir akittir. Ne? İcare. Bu bir niteliktir, bir özür sebebiyle feshi de caizdir.  Akitlerinize bağlı kalınız bunu yüce Rabbimiz buyuruyor Maide Suresi 1. Ayeti Kerimede. Âlimlerin çoğunluğu yine icare hakkında icare akdi lazım bir akittir dediler. Feshi de mümkündür kusurun varlığı yahut menfaatin elde edilme mahallinin ortadan kalkması gibi durumlarda yine yüce Allah akitlerinize bağlı kalınız icare menfaatler üzerine yapılan bir akittir bunu bilenler biliyor. Aynı zamanda bunun hükmü menfaatin satışı demektir. İcare konusunda ve menfaatler ise Hanefilere göre bizatihi kıymet taşıyan şeyler değil anca akit ile bizatihi kıymet taşıyan şeyler haline gelirler. Yani Hanefiler ne diyorlar menfaatler hakkında ancak menfaatler akit ile bizatihi kıymet taşıyan şeyler haline gelirler diyorlar yani menfaat doğrudan mal değildir diyorlar. Mubah menfaatler üzerinde akit caizdir haram menfaatlerin ise icareye konu olmaları caiz değildir dediler. Yine İmam Azam Ebu Hanefi Hazretlerinin önce ve sonra olan görüşleri İmamı Züfer ’in de görüşü olan ücretin ancak icare süresinin sonunda ödenmesi gerekir diye İmamı Azam’dan ve İmamı Züfer ’den bu görüşler kayda alınmıştır.

Dakika 15:30

Yine icar konusunda nasıl isterse öyle faydalanma hakkına sahiptir. Binaya zarar veren bir şeyde de bulunamaz yani zarar veremez icarladığı yere ama meşru olarak kullanır. Arazi konusunda da ne için kiralayacağının açıklanması gerekir, araziyi nerde kullanacağı neyin taşınacağının açıklanması da lazımdır. Mesela bir vasıta kiraladın o vasıtayla neyi taşıyacağını bildirmen gerekmektedir. Yine kira mal konusunda kiralanmış mal konusunda Hanefiler şunu söylemişlerdir: Evin sahibi olan kiraya verenin yerine getirmesi gereken işler varsa diyor bu kiracı için mecbur tutulmaz. Müstecir için icareyi feshetmek hakkı da sabit olur mesela evin onarılacak yerleri var bunu kiracımı öder yoksa mal sahibi mi? . Görünmeyen şeyleri taşımak ev sahibine aittir. Kiracı kiraya verenin yahut onun vekilinin talebi üzerine bu işleri yaparsa onun hesabından düşülür. Yani evin veya kiraladığı vasıtanı her hangi bir ıslaha ihtiyacı var işte o zaman ne yapıyor – yaparsa onun hesabından düşülür diyor ve kimsenin hakkının kimseye geçmemesi birde rast gele hareket edilmemesi için hükümler ortaya konmuştur bunlar anahtarın tesliminden sonra başlamaktadır. Birde eciri has vardır ki has ecir denmektedir birde eciri müşterek vardır sütanne eciri has yerindedir. Şimdi bunlara da yeri geldikçe bir göz atalım tazminatını ödemeyeceği üzerinde ittifak etmişlerdir. Mesela böyle bir kimsenin çalışmak üzere kendisine teslim edilen aynın tazminatını ödemeyeceğinde emanet yolu iledir demişler, tecavüz yahut korumakta bir kusuru görülürse öder tazmin eder ama böyle bir kusur görülmedikçe işte o zaman ödemez dediler. Kıymetliler eciri müşterek konusunda da bakın ne dediler? İmamı Azam Ebu Hanefi Züfer ve diğer kıymetli Hanefi âlimleri ve Şafi ve Hanbelîler has ecir gibi emanet yolu iledir dediler.

Dakika 20:09

Müşterek ecir için söylediler. Yine Bakara Suresinin 193. Ayeti Kerimesine de istinaden zalimlerden başkasına husumet yoktur diyen ayeti kerimede beyan edildiği gibi. İmamı Ebu Yusuf ve Muhammed ve İmamı Ahmet’te elinde telef olan şeyin tazminatını öder dediler. kimin elinde o şey telef oluyorsa o onu tazmin eder öder dediler. Hz. Ömer ile Hz. Âlinin uygulamasını delil göstermişlerdir. Bugün fetva İmamı Ebu Yusuf ve İmamı Muhammed’in fetvasına göre amel edildiğini görmekteyiz. Çünkü hükümler içinde bulunduğu şartları ve değişen şartlara göre hükümler ne yapılır – hükümler ortaya çıkar. Ve yüce İslam da her değişen şarta hükümler hazırdır yeter ki yüce İslam’ı bil âlimlerle müçtehitlerle hareket et. Malikilerde tazminatını öder dediler teslim alan elin aldığı şeyi ödeyinceye kadar sorumluluğu vardır bunu da Peygamberimiz söylüyor (a.s.v). Yine müşterek Ecir’e tazminat ödettiğine dair gelen rivayetler vardır. Kim ödetmiş? Hz. Ömer. Evet, kıymetliler korumanın terk edilmesi o zamanda tazminatı gerektirir koruman gereken eğer korumamışsan tazmin edersin.  Yine telef ve ifsat ortaya çıkarsa tazmin edilir öder. Müşterek Ecir’in konusun dada Ecir’in çırağının elinde telef olursa yani her hangi bir şey bunu çırak mı? Öder ustası mı öder? Tazminat onun ustasına aittir dediler çünkü çırak ustaya çalışmaktadır ortada bir kasıt ile uda bir şey yoksa durum böyle. Canın telef olmasına ve ölüme kadar sirayet edecek olursa üzerlerinde tazminat yoktur mesela bunlarda veteriner, hacamatçı, sünnetçi, doktor ve ehliyet sahibi bir kimse kendi imkânlarını kullandı. Ama olacak oldu ölecek öldü bunlar nedirler? Bunlara tazminat yoktur çünkü burada bir art niyet olmadıkça, kasıt olmadıkça bunlar görevi yaparken bunlar olmuştur yeter ki işin başındaki olan kişi işin ehliyet sahibi olsun. Yine taşınan şeyler maksadın ve şartların dışına taşmışsa anlaşmanın dışına mesela bir vasıtaya taşıyamadığı yükü yükledin bu canlıda olur cansızda olur o zaman zarar tazmin edilir çünkü anlaşmalara da riayet edilmesi gerekir. Mesela bu vaktiyle atlar kiralanıyordu bu gün arabalar kiralanıyor aynı şeydir kimsenin taşıyamayacağı yükü sırtına vuramazsın.

Dakika 25:12

Bu nedenle bu konulara da kıymetli âlimlerimiz gereken hükümleri keşfederek ortaya koymuşlardır fazlalık miktarı kadar tazminat öder. Bir fazla yük yüklemişse orda da bir yıpranma bir zarar oluşmuşsa o zarar tazmin edilir zararın miktarı kadar İmamı Ebu Yusuf ve İmamı Muhammed böyle söylediler. Kim bu iki imam? İmamı Hanefi’nin baş talebeleri. Muhalefet mekânda ise bütün kıymeti öder zamanda muhalefet burada ölürse yine kıymetini tazminat olarak öder ölüme sebep olmuşsa ki muhalefet, ederek şartlara uymayarak. Yine cinste muhalefet başka bir renge boyarsa sen beyaz dedin o gitmiş siyaha boyamışsa bunun gibi o zamanda nedir o malın sahibi muhayyerdir kıymetini tazminat olarak ister ödetir ister öyle kabul eder. Yine ortada bir burada da bir muhayyerlik vardır nitelikten muhalefette yine muhayyerdir. Ya kabul eder ya tazmin ettirir miktarda muhalefette yine böyledir. Müşterek Ecir’in aynı elinde bulundurması tazminat yolu iledir telef olan şeyin tazminatını öder dediler. Kıymet âlimlerimiz keşiflerini ortaya koydular yaptığı işi müstecire teslim etmiş değildir. Burada da Hanefiler ve Şafiler böyle dediler. Yani anlaşma şartlarına göre ne yapacaktır? Yaptığı işi müstecire teslim etmiş olacaktır. Yine şayet ayın ecrin elinde bulunuyor ise bu konuda da teslimden önce o şey Ecir’in elinde helak olacak olursa ücret sabit olur. Ayında bir etkisi yoksa ücret düşmez dediler yine Hanefi âlimleri şöyle dediler; Malı alıkoyarsa mesela hamal, malı taşıyan hamal, malı götürdü alıkoydu bir yerde ve bu sırada da telef olsa mal ne olur. Tazminatını öder çünkü ayın unun elinde bir emanettir ayın nedir malın kendisine terim olarak ayın denmiştir. Bizde terimleri muhafaza ediyoruz ki bu bir ilim dilidir. İlim, terimlerdir korunması gerekir alı koyulması hakinde gasıp olur yani gasp etmiş olur gasp sebebiyle tazminatını öder. Evet, kıymetliler yüce İslam dosdoğrudur herkese doğruluğu emreder. Yine İmam-ı Azam duvar sırası telef olursa Ebu Yusuf ile Muhammed’inde görüşüne göre ne dediler?

Dakika 30:00

Eğer duvarın yapımında bir yanlışlık varsa duvar ustası için ve telef olursa işçinin alacak ücreti olmaz çünkü işçinin nedeniyle olduysa bu iş ve yahut yanlış yaptıysa buralarda da her inceleme yapılmış. Alış veriş yapan 2 kişi ayrılığa düşecek olurlarsa karşılıklı olarak yemin ederler ve aldıklarını da geri verirler bunu kim söylüyor? Şanlı Peygamber (a.s.v) Efendimiz söylüyor. Yemin edecek olurlarsa icare fes olur. Alıp satanlar aralarında anlaşmazlık olsa ve 2’si arasında bir delil bulunmasa mal sahibinin sözü kabul edilir yahut satışı geri çevirirler. Her konuyu incelemişler, keşfetmişler, hükme bağlamışlar. Kim? Kıymetli âlimlerimiz. Malik bu durumda yemin edecek olursa kim Malik? Malın sahibine malik denir ki bu da dini bir kerimdir mesela terziye malı vermişti ama o terzinin elinde mal ne yapmış – zayi olmuş terzi tazminatı öder malik muhayyerdir burada ister o şekil kabul eder ister tazmin ettirir muhayyerlikte de. Ölümü sona erer yani icare akdinin ne zaman sona ermesi konusunda Hanefiler her konuda güzel keşifler yapan bu ekolün yüksek âlimleri bakın burada da ölümü ile sona erer mirasçı ile tekrar yenilenmesi gerekir. Cumhur ulama ki ne kadar güzel çalışmış onlarda ölümü ile icar aktife sormaz demiş onlarda ikale ile de sona erer diyor. Kim? Hanefiler. Telef olması halinde de böyledir dediler ve icare sürenin sona ermesiyle de sona erer özür olması hali müstesnadır dediler ve bütün âlimlerimiz güzel çalışmalarını ortaya koydular. Kıymetliler; birde ulemamız ceale bir tek irade ile yapılan bir iltizamdan bahsetmektedirler şeri şerifte ceale yani bedelin kabul edip yüklenmek demektir yani belli bir bedeli bunlarda terim olarak ivaz denmektedir. Muhayyer yahut bilinmesi zor meçhul bir iş karşılığında olmaktadır bu kaybolmuş malımı bana geri getirirse yarışmacılar için işte bu yarışı kazanırsa veya bir hastayı şifaya kavuşturacak olursa, doktora yahut oğluma Kuran-ı Kerimi kim güzel öğretirse ki öğretmenine bunun gibi bir durum ki buna ceale denmiştir. Yine bunun meşru olup olmama konusunda Hanefiler taşıdığı garar sebebiyle caiz değildir demişler.

Dakika 35:00

3 günlük süre bu geri çevirme ise 3 günlük süre kadar bir uzaklıktan veya daha fazla olması gerekir. Mükâfat ise 40 dirhemdir derken diğer âlimlerimiz şöyle diyorlar bunların içerisinde Hanbelîler, Şafiler, Malikilerde bulunmak üzere onlar şer-an ceale caizdir dediler. Delil de şunu gösterdiler! Hükümdarın su kabını kaybettik onu getirene bir deve yükü var bende buna kefilim bunu yüce Allah Kuran-ı Kerim de Yusuf suresinin 72. Ayet-i Kerimesinde böyle buyuruyor. Şimdi sünnetteki delillere gelince şanlı Peygamber (a.s.v) Efendimiz Hz. Muhammed asabından bir gurup kimse Arap kabilelerinden birine uğradılar ancak bu kabile halkı onlar misafir etmediler bu sırada o kabilenin reisini yılan soktu bunun üzerine aranızda okuyacak tedavi eden var mı diye sordular?  Ashabı Kiram Hazretleri bizi misafir etmediniz o bakımdan sizi tedavi etmeyiz yahut bunun karşılığında bize bir şey verirsiniz dediler bunun üzerine onlara bir koyun sürüsü tayin ettiler birisi Fatiha’yı okumaya ve tükürüğünü toplayıp tükürmeye başladı adam iyileşti onlara koyun sürüsünü getirdiler. Ashabı Kiram Resulullah (a.s.v)’me sormadan sürüyü almayız dediler o rahmet ve merhamet Peygamberine Hz. Muhammed’e durumu sordular durumu arz ettiler oda güldü ve sen Fatiha suresinin bir tedavi olduğunu nereden bildin dedi ve devamlı o sürüyü alınız ve ondanda bana bir pay ayırınız buyurdu. Evet, kıymetliler şimdi bu hadis-i şerif görüyoruz ki Kütübü Sitte de yer almış bir hadistir ve Ebu Said El Hudri Hazretlerinden rivayet edilmiştir. Şimdi bunları delil gösterdiler aklen de ‘’ceale’nin’’ caiz olması uygun görülmektedir. Fakat bu konuda tabi kıymetli âlimlerimiz baktıkları açılardan hepsi doğrudurlar ve güzeldirler. Şimdi ‘’ceale’nin’’  sîgası konusunda amirin kabul etme şartı yoktur çünkü ‘’ceale’’ açıklandığı gibi tek taraflı bir intizamdır. Tekin kaçanın geri çevrilmesi hastanın iyileşmesi aynı zamanda ‘’ceale’’  meçhul yahut malum olan bir iş için sahih olduğu gibi sürenin bilinmemesi de sahihtir.

Dakika 40:00

‘’Ceale’’ de ise önemli olan işi yapmaktır. ‘’Ceale’’ lazım olmayan caiz bir akittir çünkü icare lazım bir akittir fes edilmez. İşte kıymetliler kıymet âlimlerimiz bu konuda görüş beyan ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Bunun şeriatı konusunda cailin çalışma ehliyetinin bulunması şarttır dediler yani amilin. Bilinen bir mal olması mesela ücret bilinen bir mal olması, menfaatin hakikaten bilinir olması yine dolayısıyla bir kişideki cinlerin çıkartılması için ‘’ceale’’ mesela bir büyüyü çözmek için ‘’ceale’’  caiz değildir çünkü bunlarda onun bilinmesi mümkün değildir. Mesela şarkı söylemek, çalgı çalmak, ölü için ağıt yakmak ve diğer haram şeyler türünden olan menfaati haram olan şeyler içinde caiz değildir dediler. İşte kıymetli âlimlerimizin sizlere keşif notlarını onların ameli fıkıhta Fıkhı Ekber’de keşif notlarını vermeye devam ediyoruz. Yüce Allah (c.c) günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayınız yani bir iş de günah varsa orda yardımlaşma ve menfaat sağlama olamaz çünkü emir kesin. Yüce Allah ne diyor ne buyuruyor? Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayınız. Namaz oruç ve buna benzer mükâfat almak içinde caiz değildir çünkü sen namaz Allah’a yapılır ben namaz kılayım da bana ücret ver diyemezsin. Şimdi dolayısıyla ezan fıkıh öğretmek, ezan okumak, fıkıh öğretmek, Kuran-ı Kerim öğretmek, hâkimlik yapmak ve fetva vermek gibi faydası başkalarına da dokunan işler için ise mükâfat almak caizdir fayda başkasına da dokunacak zarar değil meşru olarak. Fatiha suresi okuyarak tedaviye dair Ebu Said El Hudri’nin rivayet ettiği hadis bunu gerektirmektedir zaten hadis-i şerif enine boyuna keşfedildikten sonra bu görüşe bu hükümlere varılmıştır ve diğer keşiflerden sonra da. Malikiler ‘’ceale’’  için bir süre tespit edilmemesini şart koşmuşlardır. Evet, kıymetliler amil ise gerek işe başlamadan önce gerek daha sonra fiilen işe başladıktan sonra her hangi bir şeyi yerine getirmek zorunda da değildir getirebilirse getirir getiremezse zaten getiremez. Şimdi ‘’Ceale’nin’’  artırma eksiltme gibi özellikleri var mıdır? Bu caiz midir?

Dakika 45:04

Şafiler,  Hanbelîlere göre caizdir. Yine malik ve amilin bu konuda ihtilafları söz konusu olursa ne olur bunun hükmü ne olabilir? İnkâr eden yemini ile tasdik edebilir yemin etmekle birlikte malik tasdik olunur. Malik nedir? Malik de amil biliyorsunuz ki malik ücreti verecek olan kişi amil de işi yapacak olan kişidir. Kıymetli ve muhterem efendiler; şirketler konusuna da şöyle bir kıymetli âlimlerimiz güzel keşiflerle açıklık getirmişlerdir. Şirket 2 payın karışmasıdır en az. Malikiler tasarruf izninin verilmesi her ikisine de ait olan maldan tasarruf iznini vermesidir gibi tariflerle tarifler yapılırken Hanbelîler hak edilen bir şeyde tasarrufta bir arada bulunmaktır demiş. Şafiler ortaklık şeklinde 2 veya daha fazla kişinin hakkının sabit olması diye tarif ediyorlar şirketleri. Hanefiler ise daha mükemmel bir tarifle şöyle diyorlar; sermaye ve karda ortaklar arasındaki akitten ibarettir diyorlar. Ne? Şirket’in tarifi bu. Evet, kıymetli izleyenler; bunun meşruluğu da kitap, sünnet icma ile sabit olduğunu da kıymetli âlimlerimiz anlamışlardır. Şanlı Kuran-ı Kerimin Nisa Suresinin 12, Sad Suresi 24 gibi Ayet-i Kerimeler de Cenabı hak o halde onlar 3’te 1’de ortaktırlar diyor. Muhakkak ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler iman edip Salih amel işleyenler müstesna öyle kişilerde zaten çok azdır buyuruyor bu Ayet-i Kerimeler de. Şimdi sünnetten de bakıyoruz biri ötekine hainlik etmedikçe ben 2 ortağın 3.’yüm eğer hainlik ederse aralarından çıkarım bu bir kutsi hadistir bunu Cenabı Hak söylüyor yüce Allah görüyorsunuz eğer ortaklar dürüst olurlarsa 3. Ortak Allah’u Teâlâ benim diyor. Hâkim istinadının sahih olduğunu da söylemişlerdir Cenabı Hak burada ben ortakçı olarak 3.leri benim hikmeti nedir dersiniz hainlik söz konusu oldu mu yani bende bereket ve yardımı üzerlerinden kaldırırım diyor Cenabı Hak dürüst olurlarsa onları ben koruyup gözetirim yardımcı olurum onlara diyor. İşte görüyorsunuz onlara bereketler ihsan etmekte Allah’u Teâlâ’ya ait bereketi kaldırmakta Allah’u Teâlâ ya aittir. Dürüst insanlar bereket kazanırlar işleri gider her açıdan.

Dakika 50:06

Burada taksimi konusunda da akit şirketi şöyle bir bakalım emlak şirketi ve ihtiyari şirketler diye bilinen akit şirketi olmak üzere kısma ayrıldığını görüyoruz. Bunlar beşeri kanunlarda da mecburi şirketler diye bilinen emlak şirketidir ve ihtiyari şirketler diye de bilinen akit şirketi olarak bu kısımlara ayrıldığını görüyoruz. Emlak şirketi ihtiyari şirket beraber satın aldıkları mülk şirketi olarak ortak olur mecburi şirket bir şeye varis olurlarsa o zaman mecburi şirket ortaya çıkar. Akit şirketleri 2 veya daha fazla kişinin bir mal da ve kârın da ortak olmak üzere yaptıkları bir araya geldikleri anlaşmadan akitten ibarettir bunların türleri vardır. Hanefiler ve Hanbelîler bu konuda bakın ne diyorlar bu türlerden bazıları sayılıyor bunlardan bir kısmı vücuh ve mudarebe şirketleri ebdân ve mufavaze ve inan şirketleri gibi kısımlara ayrılırken Hanefiler bunu daha başka türlerle izah etmişler enval, amal ve vücuh şirketleri her birisi ise ya muvafadadır veya inandır demişlerdir. Genel olarak Maliki ve Şafilerin de aralarında bulunduğu inan şirketleri mufavaze ebdân ve vücuh şirketlerini de dile getirdiklerini görmekteyiz inan şirketinin caiz olup olmadığı konusunda bakın ne dediler. Caizdir ve sahih olduğu üzere ilim adamlarının aynı görüşte oldukları zikredilmiştir Şafiler, Zahireler de inan ve mudarebe şirketi dışında kalan bütün şirketleri batıl kabul ederler. Kim? Zahiriler ve şafiler. İnan ve mudarebe şirketlerin dışındakilere söylediler. İnan şirketinin caiz ve sahih olduğunu söyledikten sonra Hanbelîler mufavaze şirketi hariç bütün şirketleri caiz kabul etmişlerdir Malikiler ise vücuh şirketi dışında bütün şirketler için caizdir demişlerdir. Hanefilerce açıklanan şekliyle mufavaze ortaklığını da caiz olmayan şirketlerden kabul ederler. Hanefi âlimleri ise şartların bulunması halinde yani bütün bu şirketler için muayyen şartların bulunması halinde istisnasız olarak caiz kabul etmişlerdir.

Dakika 55:10

Kimler? Hanefiler. Yalnız dikkat edilmesi lazım şartların bulunması halinde diyorlar rast gele değil bu iş ve çok güzel bir keşiften sonra yine bunların keyfiyeti konusunda da Hanefiler ne dediler? Akit şirketlerinin rüknü icab ve kabuldür dediler diğerlerinde de olduğu gibi birçok akitlerin ruhu icab ve kabuldür rüknüdür yani mal, vücuh, amal, sanayi şirketi bunlara da gereken şartlar konduktan sonra üzerlerine bilgiler yürütülmüştür. Bunlara Cumhura göre rükünleri ise tabi akdi yapan taraflar bizzat makudün aleyh ve siga olmak üzere 3 türlü rükün ortaya koymuşlardır daha öncede bunların izahı yapıldığı gibi. İnan şirketi ticaret yapıp kârı bölüşmek üzere ortak olmalıdır bunun icma ile caiz olduğunu söylemişlerdir. Bunu söyleyenlerden biri de İbn-i Münzir’dir inan kelimesinin dizginleme dizgin adının verilmesi 2 suvar misali mal ve tasarrufta eşit olmalarından dolayı bu isim verilmiş. Bir ihtiyacın ağrız olduğu mesela annetiharetun gibi ortaklar karda da zararda da ortak olurlar bu şirketlerde bilhassa da burada neden bahsediyoruz – İnan şirketinden bahsediyoruz ortaklar karda da zararda da ortak olurlar. Şimdi eşitlik şartı yoktur bu inan şirketinde birisinin malı ötekinden fazla olması caiz olduğu gibi birinin şirketten mesul olması ötekinin olmaması da caizdir bu inan şirketinde. Bu şirkette kefalet yoktur karda eşit olmaları yahut farklı olmaları da caizdir şarta göre dağıtılır. Ne? Kâr zarar ise sadece sermaye oranına göre olur kar şarta göre zarar ise sadece sermaye oranına göre olur. Evet, kıymetliler zarar her 2 malın miktarına göredir kâr koştukları kâra göre paylaştırılır konu iyi anlaşılsın diye dile götürmeye çalışıyoruz. Şimdi birde mufavaze da şirketi bulunmaktadır bu da eşitlik demektir her konuda eşitlik bu şirkette muhafaza edilmesi gerekir.

Dakika 1:00:07

Sermayede karda tasarruf gücünde ve diğer hususlarda eşitliğin nazari itibaren alınmasıdır mufavaze şirketinin özelliği. Şimdi Malikiler ve Şafiler 2 kişinin bir anda konuşmaya başlamasını ifade etmek üzere kullanılan ‘’keferada raculani fil hadis’’ tabirinden alınarak bu isim verilmiş olduğunu söylemişlerdir. Istılahı manasına da bakınca 2 veya daha fazla kişinin bir işte ortak olmak üzere dinlerinde tasarruflarında sermayelerinde eşit olmak şartı ile akitleşmektir. Buraya dikkat et hem dinlerinde tasarruflarında hem de sermayelerinde eşit olmaları gerekiyor ve anlaşma bunlar üzere yapılması gerekiyor. Haklar ve görevleri konusunda birbirleriyle kefalet halindedirler inan şirketinden bu çok farklı ortağın lehine icab eden şeyde onun vekili durumundadır ama lehine sorumluluklar hususunda da kefili durumundadır sermayede de karda da birbirlerine eşittirler bunlar. İşte Hanefiler burada ki eşitliği koruyamadıkları müddetçe doğru olmayacağını söylemişlerdir Hanefi âlimleri. Eşitlik tahakkuk etmediğinden dolayı şirket inan şirketine dönüşür. Baktın eşitliği koruyamıyorsun o zaman inan şirketi olur. Peşin nakitler ile birlikte bütün ortakların karları ve sermayelerinde ortak olmaları söz konusudur ortaklardan her hangi birisi şirketin sermayesi olabilecek bir malı özel olarak mülk edinecek olursa bu şirket mufavaze olmaz çünkü malda eşitlik kalmamıştır. İşte Hanefiler bunlara dikkatler çekmişlerdir hep her konuda olduğu gibi. Şimdi birde erş meselesi vardır ki erş bir organa karşı işlenen cinayet sebebiyle öldürme dışında ki cinayetler için şeran belirlenmiş olan belde erş denmiştir kıymetliler. Hanefiler Zeydi’ler mufavaze yaptığınız zaman Peygamberimizin bu emrini ileri sürüp ona istinad ederek ne diyorlar? Mufavaze yaptığınız zaman o mufavaze’yi güzel yapınız mufavaze yapınız çünkü bu bereketi daha çok arttırır. İşte bu söz Peygamber sözüne şanlı Kuran’ın emrine rivayet edildiği zaman hem Hanefiler hem Zeydi’ler bu tür ortaklığı da ne yapmışlar caiz kabul etmişlerdir.

Dakika 1:05:01

Ama bu şartlar yerine geldiği müddetçe. Gerekli olan Maliki mezhebi âlimleri gerekli olan bütün tasarruflarda ortakların mutlak tasarruf sahibi olmalarıdır her bir ortakta diğer ortağın yaptığından sorumludur. Evet, kıymetliler Hanefilerin dikkat çektiği gibi Malikilerde bu dikkatleri çekmiş oluyorlar. 3 şeyde bereket vardır buyuruyor şanlı Peygamber (a.s.v). Şimdi bir vadeye kadar satış mukaraza ve satış maksadı ile olmamak üzere buğdayı arpaya karıştırmak mukaraza yerine mufavada kelimesi olduğunu söylemiştir. Kim? İbn-i Mace kıymetli muhaddislerimizden birisi böyle söylemiştir. Cenabı Hak her konuda yüce Allah’ın gösterdiği istikamet üzere olan kullarından eylesin çünkü istikamet üzere olan dünyada da mutludur ukbada da çünkü (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ) ’’Hud Suresi 112’’ bu Ayet-i Kerimedir dosdoğru ol diyor yüce rabbimiz yüce Allah (c.c). Kıymetli izleyenlerimiz; şirketlerle ilgili dersimiz devam ediyor bu zimmet üzere olan ortaklık konusunda da bakın ne dediler – 2 kişinin sermayeleri olmak sasın zimmetlerinde vadeli olarak satın alıp peşin satmalarıdır buna vücuh ortaklığı da denmektedir. Hanefi âlimleri ve Hambelî ekolünün âlimleri her bir ortağın diğerini vekil tayin etmesidir dediler. Diğerleri ise tabi bunların içinde Ebu Sevil, Süleyman Leys Bin Saad, Zahiriler, Şafiler, Malikiler de olmak üzere onlarda bakın ne dediler – böyle bir şirket batıldır dediler. Müslümanlar şartlarına bağlıdır diyen Peygamber sözüne de istinaden. Şimdi iş ve beden bunun ortaklığı konusunda da bakın ne dediler kazancın aralarında paylaşmak üzere ortaklık kurulmasına bu ismi verdiler. Mesela zeneat sahipleri ki Türkçemiz de sanat sahibi denmektedir ki bunların arasında yaygınlıkla görülmektedir. Mesela yükleme boşaltma ve benzeri şirketler mesela yer altında maden arama şirketleri gibi Malikiler, Hanbelîler, Hanefiler, buna caizdir dediler.

Dakika 1:10:03

Çünkü hayatın değişen şartlarına yüce İslam yüce hükümlerini daima koymuştur hazırdır yeter ki yüce kıymetli âlimlerimiz yüce İslam’ın hükümlerini değişen şartlara çağın ilerisine taşımayı bilsinler İbn-i Mesut Hazretleri (Radıyallahu Anhüm ve Erdahüm Ecmain) bedir gününde ben Ammar ve Saad ortak olduk. Saad 2 esir aldı ben ve Ammar hiçbir esir alamadık bizim bu ortaklığımıza karşı çıkmadı. Kim? Şanlı Peygamber (a.s.v). Yine bu akit şirketleri konusunda şöyle bir bakıldığı zaman her konuya güzel keşifler getiren Hanefi âlimleri bu konuda da vekâletin mümkün olması bunlar şartlardan olarak kabul edilmektedir kârın tayin edilen cüz olarak bununda belli olması yani miktarın belli olması kâr meçhul ise şirket fasittir dediler. Kârın tamamında ortak bir parça olması gerekir dediler bunları şeriattan saydılar. Şimdi akit şirketlerine şöyle bir bakıldığı zaman böyle söylediler birde mal şirketlerine onlarla ilgili de şeriat için sermayenin hazır bir ayin olması gerekir dediler bu aynı zamanda Fakihlerinin çoğunluğunun görüşüdür hatta Cumhur’un görüşüdür. Şimdi yine Cumhur ki bunların içerisinde kimler var bu Cumhur’un başta Hanefi ekolü Hanbelîler, Malikiler bulunmaktadır. Malın karıştırılma karıştırılmaması konusundaki görüşleri ise bunun şart olmadığını söylediler. Yine diğerleri Zahiriler, Şafiler ve İmam-ı Züfer gibi kıymetli âlimlerimizde her 2 malında birileriyle karıştırılması şarttır dediler. Bakış açıları farklı ve hepsi doğrudur sakın kimse niye böyle söylüyorlar diye yanlış anlamalara gitmesin bakış açıları farklıdır her açıdan bunlar doğrudur onun için her açıya bir açıklık getirmiş bu kıymetli âlimler Maliki Hazretleri bakın nakit olması şart değildir dediler buda İmam-ı Malik’in görüşünden bir keşif notudur. Yine Hanefi uleması ölçülen yani kile ile ölçülen mekil ve ağırlık ile tartılan bunlarda dediler karıştırmadan önce ortaklık caiz olmaz dediler. Bakın işte açılar böyle açığa vurulunca ortaya çıkmaktadır Ebu Hanefi ve İmam-ı Muhammed gibi kıymetli âlimlerimiz eğer karıştıktan sonra bunlarda şirket sahibi olur.

Dakika 1:15:14

Hanefi ile şafi görüşleri bunlar birbirine de yakın görüşler beyan etmişler bu konularda da. Yine hür, baliğ, akıl ve reşit olarak vekâlet ve kefalet ehliyetine sahip olma şartını koymuşlardır. Nerede? Mufavaze şirketlerinde. Sermayenin eşit olmasını her şeyin ortaklığa dair olması eşitlik bir şarttır demişlerdir kârda eşitlik olmalı mufavaze bütün ticari işlerde olmalıdır. Yine İmam-ı Azam gibi cihan âlemi hukukta cihanın hocası olan İmam-ı Azam ve onun talebesi İmam-ı Muhammed mufavaze’nin 2 Müslüman arasında olması şartını koşmalarının sebebi anlaşılmış olmaktadır. İşte görüyorsunuz bu şirketler Müslümanlar arasında olması gerekiyor. İmam-ı Ebu Yusuf ise ne demiştir oda yine şartları göz önüne alarak değişecek şartları değişen şartları ve ortamları da Müslüman ile gayri Müslim arasında mufavada caizdir demiştir mufavada lafsı ile olması gerekir. Şartlardan birisi bulunmayacak olursa ortaklık ne olur mufavada olmaz hangi şirket olabilir hangisine dönüşür inan şirketi olur. İnan şirketinde kefalet ehliyeti şartı yoktur evet kıymetliler kıymetli âlimlerimiz çok kıymetli ilimler ortaya koydular 14, 15 asırdan beri. İş ortaklığı konusunda da buna amal da denmektedir mufavada türünden olursa kefalet ehliyeti ücrette eşitlik mufavada lafsına dikkat yine ortaklık inan türünden olursa mufavada için şart olan her hangi bir şey bunda şart değildir. Yani inan şirketinde İmam-ı Azam Ebu Hanefi (Rahmetullahi Aleyhim ve Aleyhim Ecmain) bu konuda vekâletin caiz olduğu şeyde ortaklık da caizdir demiştir caiz olmayan şeylerde ortaklıklarda caiz olmaz demiştir kıymetli âlimimiz İmam-ı Azam Rahmetullahi Aleyh) şimdi vücuh konusunda da mufavada olursa diyor vücuh şirketinde mufavada olursa tam bir eşitlik temeli üzerine kurulması gerekir inan şirketi olursa mufavada söz konusu edilen şartlar aranmaz işlendikleri oranda aralarında pay edilir işte bunlara özrü olarak baktığımız zaman kıymetli âlimlerimiz.

Dakika 1:20:05

Bu ekolün âlimleri ki Hanefi, Şafi, Hanbelî ekolü ne diyor şirket fasit olduğu takdirde sermayeleri oranında aralarında karı paylaştırırlar şirket fasit olduğu takdirde dediler. Şimdi sahih şirkete gelince bunları da bakın değişik hükümler taşıyacağını söylediler inan ortaklığı hükümleri konusunda çalışma şartını kârın dağıtılmasını kâr koştukları şarta göredir zarar ise malların miktarın mallarına göredir. Bu hadisi şerife istinad ederek gerçi bu hadis-i şerif-e itiraz edenler olmuştur ama fakat bu konuda icmada oluşmuştur o zaman itiraza gerek kalmamıştır. Kar ise ancak ya mal ya emek ile yahut tazminat ile hak edilir. Yine zarar ise mezheplerin ittifakı ile sermaye miktarına göredir bu konuda kıymetli âlimlerimiz Hanefilerden İmam-ı Züfer, Zahiriler, Şafi ve Malikiler zararda mal da malın miktarına göredir demişlerdir. Şirket malının telef olması durumunda yine bu konuda da gereken hükümler konmuştur şirket malında tasarruf konusu izin verilmedikçe şirket malı adına borçlanma imkânına sahip değildir. Burada ibda yolu ile vermek ve vedia bırakmak yine ortak şirketin malını vedia emanet olarak bırakabilir vedia emanet demektir. Şafiler farklı görüş beyan etmişlerdir şirketin malı ile mudarebe yani sermaye bir ortaktan çalıştırmak diğer ortaktan olmak şartı ile kurulan şirket buda mudarebe şirketi olmaktadır ki bununla da vekâlet vermek. Şimdi aynı zamanda rehin vermek almak malının semerini havale etmek akit haklarını yerine getirmek bunların sorumluluğu şirketin malı ile yolculuğa çıkıp çıkmama konuları İmam-ı Muhammed buna Ebu Hanife’ye de başta olmak üzere caizdir dediklerini görüyoruz ve her bu konularda da güzelim görüşler beyan etmişlerdir. İddia bir miktar malı başka mal almak üzere vermek demektir bu konuda. yine Şafiler buna şu tanımı da artıca getirmişler idea malı teberru yoluyla ticarette kullanacak birisine göndermektir demişler şafilerde aynı mana tarifler faklı olabilir yön ve yöntemler. Mufavada inan şirketlerinden daha özeldir kıymetliler deyinin ikrar edilmesi mali kefalet malın alım satım konusu akdi haklarının yerine getirilmesi ve bunların istenmesi Cinayetin tazmini gibi durumlara da bir, bir açıklık getirmişlerdir ticaret borçlarından sorumlu olur.

Dakika 1:25:33

Kim? Her bir kişi akit ile öbür tarafın ticaretinden durumundan sorumlu olur. Ticaret ile alakası olmadığı gibi ticaret manasında olan şeylerle de alakalı değildir ortaktan her birisinin ailesi için aldığı yiyecek ve giyecek ve lüzumlu şeylerin durumu da böyledir. Evet, kıymetliler inşallah derslerimiz devam edecektir. Çok kıymetli ve muhterem izleyenler; hayat veren nurun keşif notları ile derslerimiz devam ediyor derslerimiz biliyorsunuz şirketler konusudur vücuh şirketi hakkında da bazı keşif notları vereceğiz ki amelde Fıkıh Ekber’i bunlar keşif notları olmaktadır. Mufavada yahut inan şirketindeki ortaklar durumundadırlar rücu şirketinde olanlarda ortaklığı mutlak bırakacaklar olurlarsa ortaklık bir inan ortaklığı olur mutlak ortaklık inanı gerektirir. Mufavada ortaklığı yapacak olurlarsa fazlalık eksiklik men edilmiştir. Yani mufavada da dolayısıyla emek ortaklığı konusunda da ahkâma baktığımız zaman emek şirketi eğer mufavada olursa o zaman ortakların her birisi diğerinin kefilidir buna emek kelimesinin terim olarak Amal olduğunu da görmekteyiz. Yine bu emek şirketi her bir ortağın kabul ettiği iş kendisini de ortağını da izam eder nedir izam? Yani bağlayıcıdır. Kıymetli efendiler; dünyada yaşarken birçok tabi ki ortaya sosyal şartları gerektiren durumlar ortaya çıkmaktadır onun için her çareyi yüce İslam ortaya koymuştur. Kâr tazminat miktarı oranında paylaştırıldığına göre zararda tazminat miktarına göredir yani vazia buna da zarar denmektedir. Çok kıymetliler; ortaklıklardan her hangi birisi bir suç işleyecek olursa tazminat her ikisi hakkında da söz konusudur çünkü suçun tazminatı işin tazminatı esasına mebnidir.

Dakika 1:30:07

Bunu ise her 2’si birlikte tazminatları altına almış olmaktadırlar ortaklığın lüzumu konusunda da bunların ahkâmına bakınca Cumhur’un Fakihlerin çoğu şirket akdinin lazım bağlayıcı olmayan caiz bir akit olduğu görüşündedirler. Çok kıymetli efendiler; ortağın eli emanet elidir Fakihler bunda ittifak etmişlerdir. Kusuru olmaksızın telef olacak olursa tazminatını ödemez ortağının vekilidir ortağın elinde telef olmuş gibidir haddini aşmak veya kusuru sebebiyle de tazminatını elbet öder. Yine bütün şirketlerle ilgili lazım şirketin fes edilmesi konusunda lazım olmayan caiz bir akittir. Buda ölümü ihtidanı delirmesi baygınlık gibi durumlardır baygınlığında Hanefi ekolündeki yüksek âlimler bir ay yahut senenin yarısıyla takdir edilmiştir iptal eden hususlara gelince malın telef olması birisinin malı telef olacak olursa yine ortaklık batıl olur arkadaşının elinde olması halinde olması halindeyse bildiğimiz gibi onun elinde de emanet yoluyla bulunmaktadır. Karıştırıldıktan sonra telef olursa ortaklığın malından telef olur ortaklık ile mudarebe arasında ki fark ise sermayenin teamül etmesi akit mahalli olduğundan dolayı gereklidir mudarebe de bunun tayin edilmesi kabul edilmesi mümkündür mudarebenin tamamlanması için bu şarttır demişlerdir. Mufavada ortaklığında eşitliğin tahakkuk etmemesi durumunda yine durum böyledir yani iptal edici nedenler ortaya çıkmış olur. Hanefiler açısından da fasit ortaklık şöyle baktığımız zaman mubah olan malın alınması için vekâlet vermek batıldır. Vekâlet sabit olmadığına göre ortaklıkta sabit olmaz şayet tümünü birlikte almış iseler aldıkları aralarında yarı, yarıyadır hak ediş sebebi açısından birbirlerine eşittirler. Mubah şeylerden mülkiyetin sabit oluş sebebi almak ele geçirmektir. Kirli ve vezni olmayan birbirlerinden farklı şeyler ise kıymete göre paylaştırılır.

Dakika 1:35:09

Birisi çalışır öteki işinde ona yardımcı olursa tümü çalışana ait olur yardımcıya miktar ne olursa olsun ecire miktar verilir. Fasit emek bunlar içinde gereken bilgi verilerek geldi verilerek gitmektedir. Kıymetli izleyenler mudarebe hakkında da keşif notları vererek derslerimiz devam ediyor. Amili emeği ile çalışana ticaret yapmak üzere bir mal vermesi ve şart koştukları orana göre karın arlarında ortak olması demektir. Kim bunu veriyor? Amile yani emeği ile çalışana mala sahip olan kişi yapıyor bunu. Mal sahibi tarafından karşılanır ne zarar. Mudarebe de bir taraftan mal diğer taraftan da çalışmak yani emek ortaklığıdır kıymetli izleyenler. Bunun meşru olup olmaması konusunda da şanlı Kur’an sahih şerefli sünnet, icma ve kıyastan deliller ortaya konularak caiz olduğu üzerinde kıymetli âlimlerimiz ittifak etmişlerdir. Garar ve meçhul iradeden istisna edilmiştir. Şimdi şanlı Kur’an’da ki delili diğer bir kısmı da Allah’ın lütfundan arayarak yeryüzünde yola sefere çıkacaklar bu Ayeti Kerime Müzemmil Suresinin 20. Ayet-i kerimesidir. Artık namaz kılındı mı yeryüzüne dağılın Allah’ın lütfundan arayın buda Cuma Suresinin 10. Ayeti Kerimesidir. Yine Bakara Suresinin 198. Ayeti Kerimesinde Rabbimizin rızkından istemenizde size bir günah yoktur diyen Ayeti Kerime. Sahih sünnetten şerefli sünnetten delile gelince bizim efendimiz Abbas Bin Abdülmuttalib malın mudarebe yapılmak üzere verdiğinde onun sahibine o malı deniz yolundan götürmemesini malı ile birlikte bir vadede konaklamamasını ve malı ile canlı bir binek hayvanı satın almamasını şart koşardı. Kim? İşte o malı veren mal sahibi çalıştırdığı kimseye diyor bunu. Yaptığı takdirde tazminatını ödeyecekti koştuğu bu şart şanlı peygamber Hz. Muhammed (a.s.v) ulaşınca o da bu şartı geçerli kabul etti diyen rivayet mevcuttur. Bunun isnadına zayıf diyenler olmuştur mücerret ve sahih bir icmadır her ne kadar zayıf ise de mudarebe vardı.

Dakika 1:40:03

Ve o onun var olduğunu bilip ikrar etmiştir dolayısıyla bu mücerret ve sahih bir icma olduğu da ortaya konmuştur. Kıymetli ve muhterem izleyenler şanlı Peygamber Hz. Muhammed (a.s.v) 3 şeyde bereket vardır belli bir süreye kadar satmak mukaraza yani mudarebe ve satmak maksadı ile olmamak üzere evde kullanmak kastıyla buğdayı arpaya karıştırmak daha öncede geçtiği gibi buda diğer bir delildir. Önceki hadis-i şerife Taberani rivayet etmiş Ebu Cabir El Ama vardır denmişti bunun içinde zayıf denmiştir fakat bu konuda icma oluştuğunu da daha önce söylemiştik kıymetliler. İcmaya gelince yetimin malını mudarebe yapılmak üzere kimsenin buna karşı çıkmadığına dair yapılan rivayettir yani yetimin malını mudarebe yapılmak üzere verdikleri zaman buda burada da bir icma oluştuğu kayda alınmıştır. Hz. Ömer’in (Radıyallahu Anhüm ve Erdahüm Ecmain) 2 oğlu Abdullah ile Ubeydullah Irak’a giden ordu ile birlikte sefere çıkmışlardı seferlerinden geri döneceklerinde Hz Ömer’in tayin ettiği valilerden birisi olan Ebu Musa el Eşari’ye yolları uğramış oldu.  Onları güzel karşıladı kolaylıklar sağladı ve şöyle dedi: Size fayda sağlayabilecek bir iş yapabilseydim onu yapmak isterdim. Daha sonra şöyle dedi: “Evet burada Allah’ın malından bir miktar mal yani zekât vardır. Ben bunu müminlerin emirine yani Halife’ye göndermek istiyorum. Size bunu borç olarak vereyim siz de bununla Irak’tan bazı şeyler satın alır, ondan sonra da Medine’de satarsınız. Bunun sermayesini müminlerin emirine verirsiniz kârı da sizin olur. Her 2’side bu işi biz yapabiliriz deyince Ebu Musa el Eşari Hazretleri bunu yaptı ve Hz. Ömer’e de bu malı onlardan almak için mektup yazdı. Medine’ye varıp o malı sattılar ve kâr ettiler. Hz. Ömer şöyle dedi; o bütün askerlere size bu şekilde borç verdiği gibi borç verdi mi? Hz. Ömer’in oğulları -hayır deyince Hz. Ömer şöyle dedi: Emir’ül müminin çocuklarısınız diye size borç vermiştir hadi malı da kârıyla beraber bana geri veriniz yani beytülmale veriniz malı dedi çocuklarına Halife Hz Ömer.

Dakika 1:45:00

Abdullah sesini çıkarmadı Ubeydullah şöyle dedi; Ey müminlerin emiri bak ey baba demiyorlar ey müminlerin emiri eğer mal telef olsaydı biz onun tazminatını ödeyecektik. Hz. Ömer yine onu ödeyiniz dedi. Abdullah yine sustu Ubeydullah yine aynı sözü söyledi. Hz. Ömer’in yanında oturanlardan birisi söze başladı araya girdi ey müminlerin emiri sen bunu aralarında bir kıyas işlemi olarak değerlendirsen yani mudarebe hükmü gereğince yani karın yarısını 2’sine öbür yarısını da Beytülmale ayırmak şeklinde yapsan diye teklifte bulundu. Hz. Ömer buna razı oldu, sermayeyi ve kârın yarısını aldı Abdullah ile Ubeydullah da kârın diğer yarısını aldılar. Kıyastan delile gelince kıymetliler mudarebe insanların ihtiyaç duymaları sebebi ile ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Şanlı yüce Allah’ta bütün akitleri sadece kulların maslahatı dolayısıyla ihtiyaçlarını gidermek için meşru kılmıştır. Zaten yüce Allah yeryüzünde adaletin, merhametin, rahmetin yaygınlaşması ve herkesi kuşatması için yüce İslam Allah’ın rahmetinin tecellisi olarak gelmiştir. Ticaretlerde meşru ticaretlerde bu rahmetin tecellisinin içerisindedir. Evet, kıymetliler yine bu konuda Hanefiler bu akdin ortaklığın rüknü icab ve kabuldür dediler yani mudarebenin rüknü icab ve kabuldür dediler Hanefiler. Sermaye sahibinin şu malı yüce Allah’ın bize ihsan edeceği kâr aramız da yarı yarıya 4’te 1’e, 4’te 3, 3’te 1 yahut buna benzer miktarı belli cüzlerle paylaştırılmak üzere mudarebe yapmak için al diyerek yapılan bir anlaşmadır. Şimdi burada amilin emeğini ortaya koyacak yani emeğini ortaya koyacak olanın aldım, razı oldum, kabul ettim icab ile kabul gerçekleşti mi akitte tamam olur yani mudarebe ortaklığının akdi. Şimdi bu durum böyle olurken Cumhuru ulema kıymetli âlimlerin çoğunluğu Malik ve Amil, sermaye, emek ve kâr siga yani icab ve kabuldür dediler bunun rükünleri hakkında Cumhur daima rükün olarak bunları ortaya koymuştur.

Dakika 1:50:00

Şafilerde mal, emek, kâr, siga ve akdi yapacak iki taraf demişlerdir hepsi aynı şeyi söylemişlerdir. Yönler, yöntemler farklıdır mana, sonuç, öz hepsi aynıdır. Bu âlimlerin tamamı güzel keşiflerde bulunmuşlardır kıymetliler. Hanefiler bazen hepsini kuşatmış bazen özünü ortaya koymuşlar özün zaten etrafında diğerleri bulunmaktadır. Yine tür konusunda da mutlak ve mukayyet gibi kısımları olduğunu görmekteyiz. Muayyen bir kişi ile alışveriş yapması şartı ile vermesidir. Bu mukayyet olandır mutlak ise ben bu malı sana kâr aramızda yarı yarıya ve 3’te 1 ve buna benzer oranlarda olmak üzere mudarebe yapmak için veriyorum demesi de buda mutlak olandır. Kıymetliler diğer kıymetli âlimlerimiz de bu konuyla ilgili güzel görüşler beyan etmişlerdir ya birbirinin aynısını veya benzerlerini faklı olanlarda vardır mudarebenin bir şarta bağlanmasına Hanbelîler caiz kabul etmiştir. Hanefilerle, Maliki ve Şafiiler ise caiz kabul etmediklerini görmekteyiz. Bunun niteliği konusunda da amil mudarebeye başlayacak olursa farlı görüşlere sahip olmuşlardır bu konuda, Malik Hazretleri lazımdır bağlayıcı ve miras alınan bir akittir derken Ebu Hanefi gibi o büyük İmam Şafi İmam-ı Ahmet onlarda bakın ne diyorlar; lazım yani bağlayıcı değildir dediler bu akit miras alınmaz dediler. Evet, kıymetliler kıymetli görüşler beyan ettiler bunun birden fazla olup olmama konusunda da her birisi kârdan çalıştığı kadarını alır kâr çalışma miktarına göre dağıtılır eğer mudarıp birden fazla ise böyle dediler. Yine tedavül yani kolektif olanlar kolektif şirketler konusunda da buna tedavül demektedirler basıt tavsiye buna da adi komandit ve hisseli olanları içinde mudarebe ortaklığı kabilindendir dediler. Tedavül olan yani kolektif şirketlerinde mal bütün ortaklar tarafından konulur. Bir kısmı çalışır çalışan kişi başkasının malında mudarebe yapıyor demektir. Adil komandit şirket mali hisse çerçevesine münhasır olan diğer bir kısım ortaklardan oluşur sorumluluğu sınırlı olan kimselerinin mallarında mudarebe ortaklığı kabul edilir.

Dakika 1:55:05

Hisseli şirkette ise paylar çalıştırılmak üzere ortaklardan birisine teslim edildiği takdirde onların vekili olur çalışması ise mudarebe olur dediler. İşte isimler o günle bugün arasında değişen isimler vardır fakat terimler açısından baktığımız zaman kıymetli âlimlerimizin terimleri değişen şartları da çağın o şartlarını da kuşattığını görmekteyiz mudarebe türünden sayılırlar dedi. Ortak sayısı 50 ortağın üzerine çıkmayan limitet şirkette müdürünün çalışması kıraz yani mudarebe yolu ile bir çalışmadır dediler. Sermaye konusunda da tedavülde kullanılan akitlerden olmalıdır dediler. Cumhur ulema ise akar yahut menfur ticari mallarla caiz değildir dediler. Hanefi uleması ise Hanbelîlerde bu görüşte olmaktadırlar taşınabilir olan mal misli olsa dahi böyledir dediler. Fakat bunların içinde Evzai, Ebi Leyla yani İbn-i Ebi Leyla caiz kabul etmişlerdir bunlar. Şafilerde de yine caiz değildir İmam-ı Muhammed’e göre ise bu caizdir tabi içinde değişen değişik şartlar açısından değişik pencereden bakınca hepsinin doğru söylediğini yine görürsünüz. Sermaye olabilen ve şirket akdinin kendisi ile sahih olduğu her şeyi ile mudarebe sahihtir buraya dikkat et sermaye olabilende şirket akdinin kendisi ile sahih olduğu her şey mudarebe sahihtir değilse sahih değil dediler. Sermayenin miktarı belli olmalıdır hazız ve ayın yani muhayyer olmalıdır malın kendisi deyinin yani alacağın kabzedilmiş olması vedia yani emanet vediayı bırakmış olan kimse ona onunla mudarebeyi yap diyecek olursa mudarebe de caiz olur. Malikiler caiz değildir dediler mahsup yani gasp edilmiş olan da vediaya benzetilmiştir sermaye amile teslim edilmiş olmalıdır amil kim idi emeği ile onu çalıştıran kişi. Evet, kıymetliler derslerimiz keşif notlarıyla devam etmektedir. Yine kârla ilgili konularda karın miktarı belli olmalıdır onlar 3’te 1’de ortaktırlar diyen Ayet-i Kerimeye de istinaden.

Dakika 2:00:00

Kârın bilinmemesi mudarebe akdi o zaman fasit olur bilinmezse eğer kâr. İşte görüyorsunuz kıymetli âlimlerimiz her şeyi bir kayda bağlamışlar kar şahin bir cüz olmalıdır kârdan belli bir pay olarak tespit edilmelidir. Yine fasit olma bakımından da bununda ahkâmına bakınca benin ağım ile avlan yakalayacağın avda ortak olalım demesi gibi mudarip herhangi bir kar sağlamayacak olursa yine yaptığı işin ecri mislini alır çünkü çalışmıştır. Kars edilmesine yani borç verilmesine bununla ilgili de bakın ne dediler mudaribin elinin durumu vedia kabul edilerek emin olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir mudarip kâr sağladığı takdirde kârda ki payı kadar o kârda ortak olur. Kusurlu olmadıkça tazminat ödemez kusurlu olursa öder zarar öncelikle kardan düşürür ortaya bir zarar çıkmışsa önce kardan düşürür. Yine mutlak olanlar için başka insanlarla birlikte yapabilir ticaret türlerini başka yerlerde başka insanlarla yapabilir kar elde etmektir maksat. Yine cihan âlemi dinde müçtehit İmam-ı Azam Ebu Hanefi’ye göre nakit olarak ve veresiye yani veresiye ve fahiş kabın ile de satabilir Ebu Yusuf ile Muhammed’e göre vasiye yani veresiye vadeli satmak imkânda sahip olmadığı gibi kabni yesir dışında aldanarak satış yapamaz Hanbelîler Ebu Hanife’nin dediği gibi düşünmüşlerdir. Malikiler ise ibda yoluyla malı çalıştırmak sermaye sahibinin izni ile olur aksi takdir de tazminatını öder demişlerdir. Kimler? Malikiler. Mudarip, vedia, emanet olarak da bırakabilir. Yine mudarip malda çalıştırmak üzere birisini ücretle tutabilir yer kiralayabilir vekâlet verebilir rehin bırakabilir rehin alabilir. Yine mudarip Ebu Hanefi’den gelen haberde yolculuğa çıkabilir Malikilerle Hanbelîlerdeki düşünceye göre de böyledir darp etmek yol tepmekten türetilmiştir caiz olmayan durumda da şöyle dediler. Mudarip borç alamaz bu caiz olmaz dediler. Yine üzerinde onun malında söz konusu olur yani borç mudarip üzerinde olur dediler alırsa şayet.

Dakika 2:05:08

Karz vermek öncelikle caiz olmaz Hanbelîlerin ve şafilerinde görüşü böyledir. Malikiler borç ile bir takım malları satın alması caiz değildir yapacak olursa satın aldığı şey onun tazminatı altındadır dediler hemen, hemen aynı görüşü savundular. Birde Süftece meselesi var ki bu meselede bakalım neymiş Süftece buna sefatic Süftecenin çoğulu olarak görülmüştür. Yol tehlikesinden korkan birinin belli bir yerde elindeki parayı verip ötekinin parasının bulunduğu yerde bunu almasıdır işte buna da Süftece meselesi denmiştir kıymetliler kısaca tanımı budur. Vekâlet mudarebeden daha umumidir. Yine başkasıyla yapabileceği şeyler Hanefi uleması yetki vermedikçe caiz değildir. Nedir? Mudaribin başkası ile mudarebe yapıp yapmaması konusunda Hanefiler yetki vermedikçe caiz değildir. Kim yetki verecek? Muharibi görevlendiren. Buna sonuç olarak bakınca bütün hak mezhepler yani dört mezhepte amilin başkası ile mudarebe yapmaya kalkışması halinde malın tazminatının birinci amile ait olacağı üzerinde ittifak etmişlerdir. Yine Hanefi uleması bakın! Ne diyor? Buyurdular ki: bir kısım tasarruflara mudarip sahip midir? Evet, örfen sahiptir dedi Hanefiler mesela almak satmak vekâlet gibi konularda sermaye sahibi yetki vermiş ise bunlar sahihtir. Yani muharibi görevlendiren sermaye sahibidir mudarip açıkça belirtilmedikçe bu işleri yapma imkânına sahip midir? Değimlidir? Sahip değildir. Hep yapacağı işler açıkça tespit edilmiş olmalıdır yer tayini konusunda da yine tazminatını ödeyeceği durumlar vardır mesela şurada sattı birde oradan başka yere gitti bunu gibi. Sermaye sahibi amile yani mudarebe onu Şam pazarında ancak çalıştır veya Mekke pazarında çalıştır dese oda pazarın dışında çalıştırıp alıp satacak olsa tazminat öder. Yine mudarip amil denilen kişi sermaye sahibinin emrine göre hareket etmelidir diyor. Kişinin tayini konusunda da kayıt sahihtir yine süre tayininde de Hanefiler,  Hanbelîler onlarda akit sahihtir dediler. Şafiler, Malikiler ise akit konusunda muhalefette bulundular.

Dakika 2:10:07

Hanefiler ise mudarebe faydalı kayıtlanmayı kabul eder dediler. Şafilerle Malikilerin bakış açıları mudarikin örf de alışıla gelmiş işini engelleyen bir şart onlara göre mudarebe akdini ifsat eder demişler. Hanefiler bu tahsis caizdir tahsis imkânına da sahiptir dediler mesela mutlak idi sonradan bunu kayıt altına almaları gibi. Yine haklar konusunda da amilin hakları masraf ve kârdır neticede masraf nafaka diğeri ise akitte mevcut olan ortaya çıkan kardır dediler. Nafaka konusu İmam-ı Şafi ve diğerleri izin vermedikçe kendisine masraf yapma yetkisi yoktur dedi imam-ı Şafi ve onun görüşünde olanlar. İbrahim En Nehayi, Hasan El Basri de gibi bunlar bir gurup ise ikamet halinde de yolculuk halinde de masrafını alma hakkı vardır kimin mudarebenin dediler. Evet, kıymetliler İmam-ı Azam Ebu Hazretleri ve Malik Hazretleri de Cumhur da bunlarla beraber Alma hakkına sahiptir dediler. Neyi? Mesela yolculuk halinde ihtiyaç duyacağı yiyecek, giyecek mudarebe de malından alma hakkına sahiptir dedi burada çoğunluk bunlar başta İmam-ı Azam olmak üzere. İmam-ı Malik eğer mal bunu kaldırabilecek durumda ise diye bir oraya kayıt getirmiştir. Delil o kendisine başka kazançlarla uğraşmaktan alı koyarak mudarebe için yolculuğa çıkmıştır demişlerdir bunu delil göstermişlerdir. Hanefiler yiyecek, içecek, giyecek, işçi ücreti, banyo ücreti kandil yağı ve yakacak ve üzerinde yatacak yatak hatta ne kadar masrafları varsa yıkanmasına, hayvanın yemine, benzeri masraflara kadar yine kadının masrafları kocası tarafından karşılanmakla birlikte bunlar da dile getirilmiştir. Yani bunlar bu masraflar karşılanır dediler. Yine İmam-ı Azam ilaç masrafı da mudaribin harcamaları kapsamı içerisindedir dedi. Miktar konusuna da maruf olan miktarı aşacak olursa fazlalığı mudarip öder dediler. Konuda izin adet ile sabittir yani örfte rivayete göre mutat miktarı geçerlidir dediler. Şimdi yapılan masraf nerden düşülüp düşülmeyeceği konusunda da kar sağlanmışsa kardan düşülür eğer o yoksa sermayeden gider masraf.

Dakika 2:15:09

Evlenmediği sürece masrafı mudarebe malındandır malikiler ise evlenmedikçe kaydını koymuşlardır. Arta kalan giyim nafakayı mudarebe malına iade eder yani artanları masraftan. Kar konusuna da gelince yine kıymetli âlimlerimizin hak mezhebin asil âlimleri ki bunlar ittifak ettikleri bakın konulardan bir kısmı da şunlardır. Amil sermaye sahibine önce sermayesini teslim etmekle görevlidir, işte Hanefi, Şafi, Malikilerde böyle dediler. Yine sermayeyi sahibine teslim etmedikçe kardan bir şeye hak kazanamaz da dediler ve şarta göre de paylaştırılır dediler. Yani artan kardır ne artarsa bu ise amil ile sermaye sahibi arasında ki şarta göre paylaştırılması gerekir dediler. Şimdi sermaye sahibi hakkında da genelliği iddia edenin sözü kabul edilir eğer arada bir ihtilaf olursa mudarebe akdinin maksadıyla uyum halindedir gözetilen maksat kardır. Mutlaklık iddiasında bulunanın sözü kabul edilir özelleştirilmesinin hangi türe dair olduğu ona bakılır mudarip asıl olan hıyanet etmemesidir. Malın geri verilmesi, yine Hanefi ve Hanbelîler sermaye sahibinin sözü kabul edilir Malikiler ve şafilerde bunlarda ne dediler? mudaribin sözü kabul edilir burada duruma göre mudaribin sözü de kabul edilir, sermaye sahibinin sözü de kabul edilir ortaya çıkan belgelere ve şartların vasıflarına göre, şayet sermayenin miktarı fakihlerin ittifakı ile mudaribin sözü kabul edilir, yani sermayenin miktarı konusunda. Şimdi Hanefilerle Hanbelîler mudaribin sözü kabul edilir yani sermayenin miktarı konusunda karın miktarı konusunda ise sermaye sahibinin sözü kabul edilir diyen görüşler vardır karın miktarı konusunda da sermaye sahibinin sözü kabul edilir dediler fakat yemin inkâr edene düşer dediler. Ortaya anlaşmazlık uzarsa yemine kadar gidilir inkâr eden yemin etmek zorunda kalır. Malikiler yemini ile birlikte mudaribin sözü kabul edilir dediler Şafilerde kar miktarı konusunda yine karşılıklı olarak yemin ederler dediler sermayenin niteliği konusunda Hanbelîlere göre sermaye sahibinin sözü muteber olur dediler verilen şey onun malıdır dediler.

Dakika 2:20:09

Sermayenin sahibi kabz olarak verdim mudarip de hayır mudarebe yapmak üzere verdim diye ittifak ortaya ilim adamlarının ittifakıyla burada mudaribin sözü kabul edilir dediler. Şimdi tabi ki bu işler de gönül hoşluğu memnuniyet olduğu gibi ihtilaflar da anlaşmazlıklar da olmaktadır. Kıymetli izleyenler; her konuya bakın çözümler getirmiş kıymetli âlimlerimiz enine boyuna konular incelenmiş ömürler verilmiş göz nuru tüketilmiş bu ilimler elde etmek için. Yine fesih konusunda yasaklama azletme gibi mal ticaret malı şeklinde ise sermayeyi nakde dönüştürüp karın ortaya çıkmasını sağlamak amacıyla o malı satabilir bunda da ittifak edilmiştir. Yine ölümü nedeniyle delirmesi nedeniyle irtidat etmesi sebebiyle yine İmamı Azama göre irtidat ölüm ayarındadır demiştir mirasçıları arasında taksim edilmesidir demiştir. Yine mudarip irtidat edecek olursa mudarebe hali üzere devam eder kâr aralarında koştukları şart üzere pay edilir. Sermaye mala dönüşecek olursa mudaribin alım ve satımı sermaye tekrar nakde dönüşünceye kadar caizdir dediler. Yine bu durumda azledilmiş olmadıkça durum böyledir dediler. Yine mudarebe malının mudaribin elinde telef olup olmadığı konusunda da eğer telef olursa akit batıldır dediler malını tüketse mudarebe yine batıl olur dediler sermayeyi adam tükettiğini kabul ettiğin zaman. Hâkim alacakları tahsil etmeye onu mecbur eder mi? Eder dediler. Telef olan sermayeden değil kardan gider şayet telef olan miktar kardan fazla olursa mudaribin tazminat ödemesi gerekmez çünkü o emindir dediler ama hatası ihaneti yakalanırsa tazminat öder de dediler. İşte kıymetli izleyenler ne güzel incelediler ne güzel keşifler yaptılar o kıymetli âlimlerimiz, yüce Allah onların tümüne çok rahmet eylesin. Kıymetli izleyenler yine konumuz şirketlerle devam etmektedir. Yüce İslam hepimizin malumu ki hayat dinidir hayatın bütün gerçeklerini şanlı hükümleriyle ne yapmış? Kuşatmıştır. Meşru ve helal olan ne kadar kazanç yolları varsa İslam şeriatı Muhammedi şeriat onu tasdik etmiştir şüpheli çekişmeli ne varsa bunları ne yapmıştı? Yasaklamış haram sayılması gerekenleri haram saymıştı.

Dakika 2:25:08

Çatışma ortamından uzak tutmuş kolaylık ve hoş görü mümkün olan yerde de meşru olan yerde hoş görüyü ortaya koymuş bilgisiz anlaşmasız zulüm ve sömürünün tüm uçurumlarına düşürecek ne varsa bunların önüne set çekmiş, insanları kurtarmak için mutluluğa götürmek için ne gerekiyorsa o hükümleri ortaya koymuştur. Yine bu konuda helal kazanç konusunda da şirketler düzeni ortaya koymuştur yüce İslam’da şirketler düzeni vardır. Rıza, adalet, maslahat, sahih ve meşru ölçüler ortaya koymuş asıl olan mubahlık ve helal oluştur demiş şanlı kurandan nurlu İslam’dan aldığı ölçülere göre delillere göre hareket etmiş meşru kazancın güzelim yolları vardır ticaret sanat ve ziraat işte bunlar bunların temelini oluşturur. Yardımlaşmak teknik ve teknolojik çalışmalar hayat dalgaları dayanışmaya ne yapmış İnsanları oraya sevk etmiş. Şirket semavi şeriatlardan meşru kılınmıştır İslam birdir, din birdir ama şeriatlar,  Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar değişerek gelmiş Hz. Muhammed ile bütün çağları kuşatacak yepyeni bir şeriat ortaya konmuştur. Kim tarafından? Şari tarafından. Şari kim? Allah’u Teâlâ. Dayanışma tam bir zorunluluktur yüce rabbimiz Sad Suresinin 24. Ayeti kerimesinde muhakkak ki birçok ortaklardan bazısı bir birlerine haksızlık ederler iman edip Salih amel işleyenler müstesna onlarda çok azdır ya bakın! Cenabı Hak Sad Suresinde böyle buyurmuştur. Şayet onlar bundan daha fazla iseler o halde üçte bire ortak olurlar, kim buda nisa suresi 12. Ayeti kerimede cenabı hak varisler hakkında bunu buyurmuştur. Yine kutsi bir hadisi şerifte aziz ve celil olan Allah buyuruyor ki: biri ötekine hainlik etmediği sürece ben iki ortağın üçüncüsüyüm, eğer ona hainlik edecek olursa aralarından ayrılırım. Koruma ve yardımım ile birlikte onlarla beraberim işte eğer hainlik ederlerse birisi öbürüne o zaman aralarından ayrılırım ve korumamı kaldırır yardımımı keserim diyor.

Dakika 2:30:05

 

Bereketi ortadan kaldırırım onlar doğru dürüst ortak olurlarsa bereket indiririm onların ticaretlerine diyor. Birbirlerine hainlik etmedikleri sürece Allah’u Teâlâ’nın eli ortaklarla birliktedir ne demek bu? İşte kıymetliler Allah’ın yardımıdır bu rahmetinin bereketinin onlarla beraber olmasıdır. Şanlı Peygamberliğinden, Peygamber Efendimize Peygamberliğinden sonra şöyle dediği sahih rivayetle sabittir Es sahibin. Cahiliye döneminde benim ortağım idin en hayırlı bir ortaktın. Kime diyor? Sahip Peygamberimize söylüyor bana müdara etmez benimle çekişmezdin sen benim ortağımdın ne iyi bir ortaktın benimle bana müdara etmez ve benimle çekişmezdin merhaba kardeşim ve ortağım bana müdara etmez ve benimle çekişmezdi. İşte kıymetliler görüyorsunuz Hanefilerin karda kişiler arasındaki bir akitten ibarettir ne? Şirket. Mallarda ortaklık esası üzeredir yahut yapılacak işlerde tasarruflarda veya bir takım sorunlulukları kabul etmekte bunlar olmaktadır. Sermayede ortaklık iş esası üzere iş sanat ve işin teminatı esasına dayanır vücut olanda ise sermayeleri olmadığı halde güven unsurudur. İnsanların ortaklara duydukları güvendir Hanefi âlimleri bütün şirket türlerini caiz kabul ederler. Mudarebe ortaklığıdır şimdi mal bir taraftan emek diğer taraftan ortaya konulur şeriat bunları caiz kabul etmiştir yüce İslam şeriatı. Medeni kanunda bunların bir kısmını düzenlemiş bulunmaktadır. Medeni kanunlardaki şirketler ya İslam’dan alınmıştır ya taklit edilmiştir kolektif şirketler adi komandit şirketler anonim şirketler ve benzerleri. Şimdi,   gizli hisseli şirketler ve yine hayvanlar üzerinde yapılan ortaklıklar ve diğer ortaklıklar gibi şeriatta bunun hükmü sorulduğu zaman karmaşık ve caiz olmayan bir takım şirketleri de örf haline getirmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlar. Şeriat şartlarını rükünlerine uygun olanları onaylamıştır şer’i şerifin istediği şartlar rükünler yoksa şeriat onu onaylamaz. Şeriatı ğarra’i Muhammed ’iyeden hareketle hazırlanan bir Ürdün medeni kanunu şöyle baktığımız Zaman iş ortaklıkları vücup şirketi ve mudarebe şirketidir.

Dakika 2:35:22

Yani oradaki açıklanmış olanlar yine maddelerde hükme bağlanmıştır. Ürdün’de ki açıklanan maddelerde 611 ile 635. maddelerde hükme bağlanmış bundan önce 582 ile 610. Maddeler arasında gösterilmiş bulunmaktadır. Aval ve vücub şirketlerine dair hükümlerini Hanefi ile Hanbelî, mudarebe şirketine dair hükümleri ise Hanefi mezhebinden hareketle tespit etmiştir. Görüyorsunuz dünyadaki bütün anlaşmaların yeni keşiflerin kökeninde yine Hanefiler var ve dört mezhebin hak mezheplerine istinat var oraya atıflar yapılarak hareket edilmektedir. Suriye’de,  Mısırda şahıs şirketleri ve mal şirketleri olmakla şahıs şirketleri güven esası üzere yükseldiğini görmekteyiz. Bu tür şirketler tedamün yani kolektif ve adı altında ve adi komandit şirketleri ile gizli hisseli şirket buna da şirketi muhasaf denmiştir ki bunlar hisseli şirket kapsamındadırlar. Mal ortaklıkları mal unsuru üzerinde yükselen anonim ortaklığı ve hisseli komandit ortaklığı ile limitet şirketleri kapsamaktadır. Şimdi kolektif olan tedamün şirketler yani kolektif ortaklık,  fazla tabi 2 veya daha fazla kişinin her türlü ticaret malında kurdukları ortaklıktır bütün işlerinde müştereken bunlar tabi mesuldürler. Hanefilerin dışındaki ekollere göre caiz görünmeyen mufavada onların özelliğine andıran bir taraf vardır sermaye, tasarruf ve din eşittir şartı aranır. Yani sermaye tasarruf ve din konusunda ortaklar arasında eşitlik şartı aranır. Her bir ortak yine kefili kabul edilir dolayısıyla inan şirketine dönüşmesi sonucunu verir İnan şirketi eşitliği gerektirmez kârı aralarında paylaşmak üzere malda ortak olurlar kefalet yoktur pay ise paylaştırılır.

Dakika 2:40: 03

Hadisi şerif ile görüyoruz ki kar konuştukları şarta göredir zarar ise iki malın miktarına göredir diyen Peygamberimizden gelen bir haberdir. Akitlerde asıl olan karşılıklı rızadır şartın yerine getirilmesi lazımdır yani şeri naslarla çatışmayan her bir şart yerine getirilir ve gereklidir. Şimdi adi komandit şirketler ki bunlar komanditer diye ortaklar arasında kurulan bir şirkettir. Komanditerlerin malları olup şirketin her türlü işlerinden mesul olmaları komanditerler ise malları takdim eder mesuliyet yüklenmezler. Bu tür ortaklıkta caizdir inan şirketinde caiz kabul etmişlerdir çalışana fazla kar şart koşmamız ve Yahut özel bir maaşın takdir edilmesi buda caiz görülmüştür. Mudarebe ortaklarının bir çeşidi komandite ortak mudarip ve şirkette tasarrufta bulunup başkalarına karşı ona taalluk eden haklardan mesul olan kişidir. Komanditer olan ortak…

Dakika 2:42:29

(Visited 105 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}