AmeldeFıkhı 140-01

140- Amelde Fıkhı Ekber Ders 140

AMELDE FIKHI EKBER DERS 140

 

 

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler.  Amelde fıkhı ekber ile dersimiz devam ederken konumuz cinayetler ve cezasıdır.  Buraya kadar bilgi vererek geldik.  Buradan da keşif notlarımızla devam ediyoruz.  Yine bu konuda dersin devamı olarak öbür dersin,  Hanefi uleması hürriyet ve din bakımlarından denkliği şart görmemişlerdir.  Öbür ekoller de denklik şarttır.  Ama Hanefi uleması hürriyet ve din bakımından denklik şart değildir demişlerdir ve şu ayeti kerime ile de delillerini ortaya koymuşlar ki her mezhebin çok kıymetli âlimleri,  çok kıymetli araştırmalar ve istinatgâhları vardır.  Hepsinin delilleri vardır,  delilsiz ortaya çıkıp bir fikir atmazlar bunlar çok kıymetli âlimlerdir hak mezhebin uleması ki bunların başını işte Hanefiler,  Malikiler,  Şafii ve Hanbeliler çekerler.  Bunlara yakın kıymetli diğer âlimlerimiz de vardır. Ehli bidatin da içinde doğruları olanlar yanlışları olanlar vardır.  Şimdi kıymetliler bu Hanefi uleması böyle derken Bakara suresinin 178. ayeti kerimesinde: Ey iman edenler öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazıldı buyuruyor Cenabı Hak.  Yine Maide 47’de buyuruyor ki biz Tevrat’ta onların üzerine cana karşılık candır diye yazdık.  Kasten öldürmede kısas vardır buyuruyor.  Şimdi yine zimmetine riayet göstermek herkesten çok bana yaraşır diyor Peygamber Efendimiz.  Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazıldı.  Hür, hür karşılığında köle, köle karşılığında dişi, dişi karşılığında kısas olunur buyurdu Cenabı Hak. Yine Hanefiler bazı kabilelerin yaptıkları uygulamaları reddetmektir.  Bundan kasıt bazı kabilelerin yaptıkları uygulamaları ret vardır dediler. Cumhur ise kadın karşılığında erkeğin öldürüleceği üzerinde İcma olmuştur. Burada yine Hanefiler istiklale dayanarak el katla kelimesidir ki bu da kısasın sadece öldürene hazledilmesini, başkasını taşmamasını gerektirmektedir demişlerdir.  Yine kâfire karşılık Müslüman ve ahdi içerisinde ahitli öldürülmez.  Hanefi ulemasına göre bunun anlamı Müslüman ve antlaşmalı bir muahed harbi bir kâfir karşılığında öldürülmez.

 

Dakika 5:04

 

Yine kâfirden kasıt harbidir. Bunun delili ise harbi’nin muahedin karşılığı olarak zikredilmiş olmasıdır.  Yine kâfir ifadesinin matufta da kayıtlı olduğu gibi harbi olmakla kayıtlanması gerekir.  Harbi bir kâfir karşılığında Müslüman harbi bir kâfir karşılığında muahed öldürülmez.  Hanefiler bu inceliklere de inerek böyle görüş beyan etmişler.  Yine Hanefi uleması kıyas ile de Müslüman zimminin malını çaldığı vakit ona kısas yani had cezası verilir.  Hırsızlığın cezası verilir demiştir Hanefiler.  Zimminin malının haramlığı Müslümanın malının haramlığı gibi olduğuna göre onun kanının haramlığı da Müslümanın kanını haramlığı gibi olur demiş Hanefi uleması.  Yine Cumhur Hanefilerin delillerini ben zimmetine bağlılık göstermeye en layık olanım hadisi şerifinin zayıf olduğunu belirterek cevap vermişlerdir.  Yine kâfire karşılık Müslüman öldürülmez şeklindeki nassa karşı bir kıyastır.  Diğer taraftan hırsızlık haddi Allah’ın bir hakkıdır.  Kısas ise kulun bir hakkıdır.  Kısas eşitlik hissini vermektedir.  Müslüman ile kâfir arasında ise eşitlik yoktur diye Cumhur cevap verdiler. Şimdi adil konusunda da İslam devletinin meşru yönetimine karşı ayaklanmayı itaat içinde bulunan kimseye adil denirken karşılığında baği, ayaklanan kimse ve baği karşılığında da adil kimse öldürülür mü şeklinde Hanefi uleması bu konuda Maliki ve Hanbeliler bakın ne dediler?  Adil kişi karşılığında baği öldürülmez. Bunun aksi de olmaz demişlerdir Şafiiler.  Adil kimseyi öldürmek karşılığında bağiye kısas uygulanır.  Hz Ali İbni Mülcem tarafından yaralandıktan sonra ve şehit olmadan önce şöyle demiştir:  Ona yemek verin içecek verin fakat hapsedin. Yaşayacak olursam ben onun döktüğü kanın velisiyim. Dilersem affederim dilersem kısas uygularım. Şayet ölecek olursam onu siz de öldürün fakat azalarını kesmeyin.  Hz. Ali Cihan allamesidir,  Cihan kahramanıdır.  Hanefi mezhebinin kökünde de yine Hz. Ali’de vardır.

 

Dakika 10:05

 

Sahabe olduğu gibi.  Şimdi burada işte ulema keşif notları olarak sizlere not vermeye çalıştık.  Pusu kurarak hile ile öldürme gibi durumlarda bunun hükmü de Malikilerin dışında kalan Cumhur ulemanın tamamına göre kısas,  katilin affedilmesi ve katil ile maktulun arasında denklik şartı bakımlarından diğer öldürme türleri gibidir dediler.  Fakat Malikiler farklı keşifte bulundular ve şöyle dediler:  Fesat veya ve hırade, yol kesicilik sebebiyle öldürülür dediler.  Hükmü tespit etmek imamın yetkisi içerisindedir.  İmam kim devlet İslam devlet başkanı ve yetkili organları işte bugünkü Adalet Bakanlığı.  Bağımsız yargının kapsamına girer ki bu yargı ilahi hükümlerle hüküm eden yargı. Öldürme fiilinde aranan şartlar konusunda da Hanefi uleması mübaşereten, dolaysız olmasını şart koşarlar.  Tesebbüben olursa diyet söz konusudur.  Kuyu kazanın diyet ödemesi gerekir.  Daha önce de derslerimizi takip edenler anlar birisi kuyu kazıyor birisi de kuyuya düşüyor.  İşte o zaman diyet ödemesi gerekir dediler.  Tabii kuyunun niçin kazıldığı, burada nereye kazıldığı,  bunlar teşhis ve tespitten sonra bu cezalar uygulanıyor.  Yoksa rastgele bir normal kuyular için değil bunlar.  Hanefilerin dışında kalanlar sebep olma yoluyla da doğrudan öldürme halinde olduğu gibi kısas gerekir dediler.  Hanefiler ise detaylı sebeplere baktılar ve oradaki hükümleri de birbirinden ayırdılar duruma göre.  Cumhur’u ulema zorlama,  zorlama hissi,  yalan şahitlik, şeri bir sebeple kısas gerekir.  Cumhur böyle dediler.  Yine Maliki ve Hanbeliler zehirlenme konusunda da farklı görüşler beyan ettiler ve Malikiler ile Hanbeliler böyle bir işi yapana kısas uygulanır diyorlar fakat Şafiiler kısas uygulanmaz,  diyet ödetilir kasta benzer öldürme diyeti ödetilir dedi Şafiler’de.  Çok kıymetli farklı ve zengin keşifler yapılmakta,  ona göre ya naslara göre yahut içtihatları göre hükümler ortaya konmaktadır.  Malikilerin dışında kalanlar doğrudan katile kısas uygulanır.  Sebep olana da tazir uygulanır dediler.  Malikiler her ikisine de kısas uygulanır dediler.  Suça katılmakla birlikte doğrudan öldürme fiilini işlemeyen kimseye Malik dışında kalan imamlara,  Maliki dışında kalan imamlara göre tazir gerekir.

 

Dakika 15:27

 

İmamı Malik ise kısas uygulanır,  diğer kalan imamlarımız ise tazir uygulanır demişlerdir.  Bu değişik keşifler ve değişik farklı hükümler bir zenginliktir dolayısıyla her açıdan değerlendirilip ona göre hükümler yürütülmüştür.  Bütün dünyaya da bu konuda çok detaylı ışıklar tutulmuştur.  İnsanlığın her işi kolaylaştırılmıştır.  Adalet de çok sağlam bağlanmıştır.  Ve yine velisinde aranan şart yani öldürülen kişinin velisinde bulunması gerekenler ise Hanefilere göre malum yani bilinen bir kimse olma şartını ararlar.  Bilinmeyen bir kimse ise kısas gerekmez.  Öldürülenin kısas da hak sahibi olan velisinde malum bilinen bir kimse olma şartını aramışlardır.  Diğer İmamlar ise bu şarta aykırı kanaat muhalefet etmiş olduklarını görüyoruz.  Yine kısasın manileri,  hadler şüphelerle düşürülür.  Baba olma hali,  yine cani ile mecnuyün aleyh arasında Hanefilere hilafeten, yani muhalefet edilerek Müslümanlık ve hürriyete denk olmayış,  Hanefiler tabii bu görüşte değiller.  Zimmiye karşılık zimmi veya Mecusi,  harbi veya müstemen öldürülür.  Zimmiye karşılık zimmi veya Mecusi ve diğerleri.  Suça iştirak üzere ittifak yine fiilen öldürmeye mübaşeret etmeme hali.  Bu takdirde öldürmeye fiilen mübaşeret etmeyene kısas yoktur.  Cumhuruna göre kıymetli âlimlerimizin tazir edilir. Yine Malikiler burada farklı görüş ortaya koyduklarını görüyoruz. Hazır bulunan yahut yardımcı olan kimseye de kısas uygulanır.  Gözcülük yapan ya da yol ayrımlarını koruyan gibi.  Yine Bilfiil öldürmeye mübaşeret etmeleri halinde ise hepsini de kısas uygulanır.  Hanefi uleması ne göre tesebbüben öldürmek,  diğer İmamlar bunu engel kabul etmezler.  Hanefi uleması velisinin bilinmemesi, diğer İmamlar bunu da muhalefet ile karşılamışlardır.

 

Dakika 20:03

 

Hanefilere göre Darül Harpte olması yine diğerleri burada da muhalefetleri vardır.  Hanefi uleması yeni İslam devlet başkanının,  İslam Devleti’nin yetkili organlarının Darül Harp üzerinde velayet yetkisi yoktur demiştir Hanefiler.  Ebu Yusuf ve İmamı Muhammed’e göre tacir ve esirin öldürülmesi halinde diyet gerekir.  Çünkü bunlar Darül İslam hakkındandır, halkındandırlar.  Hanefilerin dışında kalanlar ise bütün bu hallerde katile kısas uygulanmasını vacip yani farz olarak görmüşlerdir. Çünkü Hanefilerin dışındaki mezheplerdeki vacip, vücup ifade etmektedir ki bu farzdır.  Kısasın vücup keyfiyeti, velisinin affetmesi hali dışında katile kısas uygulanması gerekir.  Hanefi uleması Malikiler,  Şafiiler ve İmamı Ahmet’ten gelen haberlere göre hüküm kısastır. Öldürülenler hakkında kısas size farz kılındı buyuruyor Kuran’ı Kerim’de Yüce Allah (C.C.) bu Ayeti Kerimeye istinaden.  Bir de Şanlı Peygamberimiz her kim kasten öldürürse ona kısas uygulanır.  Bu da sahih sünnetten haberdir Peygamberimizden geliyor.  Kısas bedeldir. Cezanın da cinsinden olması taayyün etmiştir.  Şafilerin kasten öldürmenin gerektirdiği hüküm aynen kısastır.  Diyet ise kısasın düşmesi halinde bir bedeldir demiştir Şafiiler.  Yine Hanefiler,  Malikiler,  Şafiler de katilin velisi mutlak olarak yani diyeti istemeksizin kısası affedecek olursa katilin diyet ödeme mecburiyeti yoktur.  Çünkü orada yetkili velilerdir. Yine veli serbesttir.  Dilerse diyet alır fakat kime kardeş tarafından bir şeyi affı olunursa,  kardeşi tarafından af olunursa,  kısas kalkacağından artık örfe uymak ve ona,  öldürülenin velisine yani diyeti güzellikle ödemek gerekir.  Ayeti kerime de Cenabı Hak böyle buyurduğunu daha önce de işaret etmiştik. Katil diyeti ödesin demektir. Kasten öldüren ona karşılık öldürülür,  kısasın vücubudur.  Hanefi uleması İsrail oğulları arasında kısas vardı, diyet yoktu.  Şanı yüce Allah öldürülenler hakkında üzerinize kısas farz kılındı,  Ayeti Kerimesi ile bunu bildirirken yine Peygamberimizden gelen haber de her kimin bir yakını öldürülecek olursa o iki şeyden birisini seçer.

 

Dakika 25:20

 

Ya diyeti alır veya kısas yapar.  Bir üçüncüsü de malumunuz dilerse affeder.  Diyeti affedebilir mi?  Hanbelilerden gelen haber de onun böyle bir hakkı vardır dediler.  Kısasta hak sahibi Hanefiler ve Hanbeliler,  Şafiiler mala mirasçı olarak herkestir ve hepsidir dediler. Malikleri ise erkek hasebedir, hasebe olanların hepsidir.  Erkek kardeşler ile dede eşittir demiştir Malikiler.  Yine Malikiler kadınında şu esaslara göre kız yahut kız kardeş gibi öldürülenin mirasçısı olmalıdır.  Yani kadının da bu şartlar bulunduğu zaman kısasta hakkı olabilir dediler.  Bunlardan biri kız yahut kız kardeş gibi öldürülenin mirasçısı olmalıdır.  Baba bir erkek kardeş ile birlikte bulunan anne baba bir kız kardeşin olması bundan farklıdır. Onun söz hakkı vardır dediler.  Yine kız hasebe olarak miras alacak bir durumda olmalıdır dediler. Şimdi kıymetliler, imamı Ebu Hanife İmamı Azam ile İmamı Malikin görüşüdür birinci görüş.  Kısas her bir mirasçı lehine tam ve bağımsız olarak sabit olur.  Bu iki büyük İmam böyle dediler.  Kısastan maksat acının hafifletmesidir.  Kısasta parçalanma kabul etmez.  Şafilerin,  Hanbelilerin Ebu Yusuf ve Muhammed’in görüşü ki kısas hakkı her bir mirasçının lehine ortaklık suretiyle sabit olur demiş bunlar da.  Yine küçüğün baliğ olması,  delilin ayılması beklenmez. Kısasın uygulanma hakkı büyük ve akıllı olanındır.  Hazır olmayan kimse ise affedebilme ihtimali dolayısıyla beklenir.  Şimdi baliğ olması,  küçüğün baliğ olması, delinin ise ayılıp aklının başına gelmesi,  gayp olanın da gelmesi için beklenir.  Katil hapsedilir,  kefil ile serbest bırakılmaz.  Maktulün mirasçısı yoksa yani öldürülen kişinin mirasçısı yoksa fakihlerin tümünün ittifakı vardır ki İslam Devleti’nin yetkili organlarına havale edilir.

 

Dakika 30:13

 

İslam devlet başkanının şahsında. Sultan İslam devletini yöneticisi,  velisi olmayanın velisidir.  Yöneticinin yönettiği kimseler üzerindeki tasarrufu maslahat esasına metnidir. Mal karşılığı olmaksızın affetmek isteyecek olursa caiz olmaz.  Evet, kıymetliler yine kısasın istifa velayet-i konusundaki istifa burada uygulanma meselesidir.  Kısası hak eden eğer tek bir kişi ise ya büyüktür veya küçüktür.  Büyük ise kısas yerine getirme hakkına sahiptir.  Allah’ın haram kıldığı canı had ile olmadıkça öldürme,  öldürmeyiniz.  Kim mazlum olduğu halde öldürülürse velisine bir salahiyet vermişizdir.  O halde o da öldürmede haddi aşmasın,  Çünkü o da zaten yardıma Mazhar olmuştur.  İsra Suresi 33. ayeti kerimede bunu görüyoruz.  Küçük yahut deli ise,  Hanefi uleması buluğa ermesi yahut delinin olgunlaşması beklenir.  Hâkim kısası ona vekâleten yerine getirir demişlerdir.  Malikiler beklenmez,  küçüğün ve delenin velisi.  Yetkisine yetkilidir çocuk için ve deli için velisi onun için velisi bu işi yerine getirir demişlerdir.  Şafii ve Hanbeliler beklenir.  Hâkim veya diğer mirasçıların bunun yerine getirmesi ile maksat hâsıl olmaz demişlerdir. Yine kısasta ki hak sahipleri birden çok olurlarsa ya hepsi büyüktürler yahut aralarında küçük olanlar da vardır.  Eğer hepsi büyük ve hazır iseler velayetleri vardır.  Mirasçıların her birisi tam anlamıyla kısas hakkına maliktir.  Hanefiler hazır olmasını şart koşarlar.  Kısası uygulayan kişi Müslümanların imamının önünde,  yani devlet başkanının önünde önüne geçtiğinden dolayı tazir edilir.  Hanefiler,  Şafilerce öldüren kişiye kısas yoktur.  Daha zahir görülen görüş elini çabuk tutup da caniyi öldüren kişiye kısas yoktur.  Dikkat buraya caniyi. Kimi büyük, kimi küçük ise deli varsa veya bir kısmı hazır değil ise İmamı Azam ve İmamı Malike göre büyüklerin kısası yerine getirilme yetkileri vardır.

 

Dakika 35:12

 

Küçüğün baliğ olması,  delinin de kendisine gelmesi beklenmez.  Kısas hakkı bölünme kabul etmez.  Hz Hasan’ın İbni Mülcem’e babası Hazreti Ali’nin kıssasını uygulaması bunu teyit etmektedir.  Hz Ali’nin mirasçıları arasında ise küçük çocuklar da var idi.  Evet kıymetliler kıymetli âlimlerimiz her şeyi incelemektedir.  Hepsini ortaya dökmeye çalışmışlar ve çok çalışmışlar.  Hazır olmayan beklenir.  Yine uzak bir yerde bulunuyorsa imkân da yoksa o zaman beklenmez demişlerdir.  Hanefilerle Malikilere göre babanın ve dedenin küçüğün adına kısası yerine getirme hakları vardır.  Malikiler vasinin de velayete yetkiye sahip olduğunu eklerler.  İmamı Ebu Yusuf, İmamı Muhammed,  Şafiiler ve Hanbeliler küçük kimse varsa baliğ olması,  deli var ise kendine gelmesi beklenir demişlerdir.  Baba yahut dede olsun velinin, vasinin ve hâkimin küçük yazda deli adına kıssası yerine getirme yetkisi yoktur dediler.  İşte görüyorsunuz kıymetli âlimlerimiz her konuda görüş beyan ederek zengin bir ortaya bilgi çıkmaktadır.  İnsanlığa her dalda her yönde ışık tutmaktadır.  Evet, kısas aleti konusunda da Hanefi ve Hanbeliler canda kısas ancak kılıç ile yapılır.  O zamanın örfün de öyle idi.  Ama bugün başka yöntemler ve imkânlar farklıdır. Kanın velisi olan kişi caniyi bir kuyuya atmak yahut onu bir taş ile yahut başka bir şekilde öldürür,  ikisi tazir edilir.  Ancak kılıç ile kısas yapılır o zaman ki duruma göre Peygamberimiz böyle buyurmuştur.  Maliki ve Şafiilere göre katil nasıl öldürmüşse kendisi de öyle öldürülür,  aynısı yapılır demiştir Maliki ve Şafiiler.  Eğer öldürülen büyü,  şarap yahut mutilik sebebiyle olmuşsa kılıçtan başkasıyla öldürülmez, onun hakkı kılıçtır.  Malikiler azap uzun sürecek olursa kılıçla öldürülür demiştir. Yine Malikiler bu görüşlerine Şanlı Kur’an’dan,  sünneti şerif’ten akli birtakım delillerle konuya açıklık getirmişlerdir.  Şayet bir ceza ile karşılık verecek olursanız ancak size yapılan saldırının benzeri ile karşılık verin.

 

Dakika 40:10

 

Onun için size kim saldırırsa siz de tıpkı onların size saldırdıkları gibi karşılık verin.  Yüce Allah Şanlı Kur’an’ın Bakara suresinin 194. ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:  Yine sevgili Peygamberimizden gelen haber de her kim yakar,  yakarak başkasını öldürürse biz de onu yakarak öldürürüz.   Her kim suda boğarak başkasını öldürürse biz de onu sonra suda boğarız diyen hadisi şerif rivayet edilmiştir.  İsnadında Bişir ve başkaları gibi durumu meçhul olanlar vardır demişlerdir bu hadisi şerif için.  Ensar’dan bir cariyenin kızın başını iki taş arasında ezip öldüren bir Yahudi’nin de başı iki taş ile ezilmiştir.  Akli delilleri de kısasın misilleme, kısasın anlamı işlenen fiilde bir misilleme de demişlerdir.  Kalbin rahatlamasıdır demişler ve güzel teşhisler,  tespitler koymuşlar.  Cenabı Hak Yüce İslam’ı iyi anlayan gereği gibi onu yaşayan iki cihanda mutlu hayat bulan kullarından eylesin.  Çok kıymetli ve muhterem izleyenlerimiz dersimiz kısas hakkındadır.  Kısasta maktulün velisi burada yetkili olup olmadığı konusunda dersimiz devam ediyor.  Özel cellat vasıtası ile olabilir. Yine hâkimin kontrolü altında uygulanır kısas.  Her kim mazlum olduğu halde öldürülürse velisine bir yetki vermişizdir.  O da o halde öldürmede haddi aşmasın, çünkü o zaten yardıma mazhar olmuştur.  İsra Suresi 33. Ayet Kerimeden bunları anlıyoruz.  Kılıçtan başka kısas aracı kullanılıp meşru olup olmamak konusunda da kılıcın acı ve ıstırabı azaltıcı bir araç olması dolayısıyla kılıç tavsiye edilmiştir. Keskinleştirilmiş giyotin,  çabukça öldüren elektrikli sandalye kan akıtmadığı için asıp boğmak ve bu yolla kalbi durdurmaya çalışmak,  uyuşturucuya benzer muayyen bir gaz ile idam etmek gibi.  O bakımdan şeran kılıçtan daha az ıstırap veren ve müsle yapma ihtimali daha uzak olan aracın kullanılmasına mani yoktur.  Bu adı geçenlerde kullanılabilir dedi kıymetli

Âlimlerimiz.

 

Dakika 45:09

 

Kısas konusundaki sebepler ölümü, caninin ölümü af,  sulh ve kısasın miras alınması konusunda caninin ölümü diyet alınması gerekir mi gerekmez mi?  Kısas mahallinin ortadan kalkması, caninin ölümü demek bu demektir.  Yani o zaman şöyle bir baktığımız zaman kısasın kendisine uygulanacağı kişi ölür yahut haksız yere zulmen öldürülürse işte durum böyledir nedir?  Caninin ölümü ile kısas düşer.  Yine diyet alınması gerekir mi konusunda da Hanefi ve Malikiler diyet icap etmez. Diyet ise ancak katilin rızası ve onu seçmesi ile vacip olur.  Yani cani öldüğü takdirde bu vacip de bu da yani sagıt olur düşer çünkü katil ölmüştür.  Hanbeliler ise bu konuda diyet almak konusunda veli muhayyer kalır.  Diyet almayı seçecek olursa cani razı olmasa dahi diyet vacip olur diyor Hanbeliler.  Yine hakkı diyette sabit olur.  Caninin rızası ile değil de öldürülenin velisinin seçimi ile kısas diyet şartı ile affedilecek olursa diyetin ödenmesi lazım olur.  Affetme konusunda da affın meşruluğu caizdir.  Hem de faziletlidir.  Çünkü bu konuda Yüce Allah (C.C.)  Ey iman edenler öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazıldı.  Hür karşılığında hür,  köle karşılığında köle,  dişi karşılığında dişi kısas olunur.  Fakat kime onun kardeşi tarafından bir şey bağışlanacak olursa artık örfe uymak,  ona güzellikle ödemek lazımdır. Bu Rabbinizden bir hafifletme ve esirgemedir.  Bakara Suresi 178. ayet kerimeden de bu gerçekleri öğreniyoruz.  Yaralarda birbirine kısastır. Fakat kim sadaka olarak bağışlarsa o bağışlaması onun kefaret olur.  Bu da Maide Suresi’nin 45.  ayeti kerimesi olarak görüyoruz.  Yine bununla birlikte bağışlamanız ise takvaya daha yakındır bu da Bakara Suresi 237. Ayeti Kerime. Kıymetliler Cenabı Hak burada bu Şanlı Kur’an’ın bu ayetlerin de ölenin velisinin bu konularda yetkili olduğunu görüyoruz. Şimdi affetmenin rüknü nedir?  Affeden kişinin affettim ıskat ettim,  İbra ettim gibi sözler veya benzeri sözleri söylemesine işte bunun rüknüdür.

 

Dakika 50:27

 

Affetmenin.  Yine anlamına gelince Hanefi ve Maliki ulemasına bakıyoruz ki kısasın karşılıksız olarak düşürülmesidir.  Diyet karşılığında affetmek değil bir suçtur.  Diyet karşılıklı rızası,  rızası ile ancak sabit olabilir.  Velinin tek başına etkisi ise kısas uygulamak yahut da diyet söz konusu olmaksızın affetmekten ibarettir. Ancak katilin diyet ödemeye hazır olması hali bundan müstesnadır.  Şafii ve hangi Hanbeliler affetme konusunda karşılıksız olarak yahut diyeti kabul ederek kısastan vazgeçmek emişler Şafi ve Hanbeli uleması. Yine velisi muhayyerdir.  Dilerse kısas uygular dilerse diyeti alır.  Katilin razı olup olmaması önemli değildir.  Her kimin bir yakını öldürülürse o iki şeyden hayırlı olan birini yapabilir.  Diyet almak ile affetmek arasında muhayyerdir. Affetmenin şartları şerâyeti konusunda akıllı ve baliğ olması gerekir affedenin. Yine affın kısasta hak sahibi tarafından sadık olması gerekmektedir.  Hak sahibi cumhura göre erkek ve kadın bütün mirasçılardır.  Malikilere göre ise erkek hasebedir demişlerdir. Şafiiler Hanbeliler mal karşılığında olmak şartıyla babanın dedenin ve hâkimin affetmesini caiz kabul ederler.  Bu konuda yine affetmenin etkisi Hanefi ve Malikiler şöyle derler;  Bedelsiz olarak kısasın düşürülmesidir.  Yani katilin affedilmesinin sonucu bedelsiz olarak kısasın düşürülmesidir.  Bu affetmenin hükümlerindendir.  Kıssasın ve diyetin düşürülmesinde affetmenin etkisi konusunda Hanefi ve Malikiler ve öyle söylediler.  Şafii ve Hanbeliler ise velinin affedecek olursa yani veli affedecek olursa kısas düşer. Diyet karşılığında affedecek olursa rızası olmasa dahi caninin diyet ödemesi icap eder.  Yine kıymetli muhaddislerimizin rivayetine göre Musa Aleyhisselamın şeriatında kısas tartışmasız olarak emir olunmuş idi.  İsa’nın şeriatında İsa Aleyhisselam yalnızca diyet vardı.  Yüce Allah ise (C.C.)  bu ümmeti yükünü hafifleterek ikisi arasında muhayyer kıldı.

 

Dakika 55:20

 

Görüyorsunuz İsa’nın şeriatında diyet var,  Musa’nın şeriatında kısas var idi.  Ama Hazreti Muhammed’in bütün çağların şeriat olan Muhammed’i şeriatında görüyorsunuz veli burada muhayyer bırakılıyor.  Hanefilere göre diyet gerekir.  Fakat kimin hangi katilin lehinde, maktulün kardeşi yani velisi tarafından cüzi bir şey affolunur ise hemen kısas düşer.  Artık örfe uymak, yani şerrin ve aklın iyi gördüğünü yapmak borcu da ona yani maktulün velisine güzellikle ödemek lazım gelir.  Ayeti kerimeden İşte bu yüce manaları almaktayız.  Şimdi Hanefi uleması katil affedilmek suretiyle kısas ve diyetten ibra olur.  Lakin tövbe etmiş olsa dahi zulmünden İbra olmaz.  Maktulün hakkı ona taalluk etmektedir.  Tövbenin etkisi ise katilin mâsiyete kalkışması sebebiyle kendi kendisine yapmış olduğu zulmü düşürmesin de ortaya çıkar.  Cumhur ise şöyle diyor: Katil dünyada da,  ahirette de İbra olur demişlerdir.  İşte kıymetliler bu kıymetli âlimlerimiz,  fakihlerimiz bu kıymetli görüşlerini ortaya koydular.  Veliler birden çok olur,  onlardan birisi affedecek olursa katilden kısas düşer.  Kısas parçalanma kabul etmeyen bir bütündür.  Bu konuda Hz. Ömer İbni Mesut ve İbni Abbas, bunlar bu rivayeti ortaya koymuşlardır.  Bunlar affetmeyen velilerin diyetteki paylarının verilmesini vacip görürler burada adı geçen sahabeler.  Evet, her şeye güzel açıklık getirdiler.  Hanefi Şafii ve Hanbeliler fakat kim sadaka olarak bağışlarsa bu ona kefaret olur diyen ayeti kerimeye istinad ederek bu adı geçen kıymetli âlimler bu ayeti kerimeye göre delillerini ortaya koymuşlardır.  Malikiler ise eğer ölürsem seni ibra ediyorum dese İbra olur demişlerdir.  Yine sulh konusunda da kıymetli âlimlerimizin ittifakı ile sulh caizdir. Sulh belli bir karşılık ile düşürmektir.  Affetmek ise bedelsiz bir mal karşılığında da olabilir.

 

Dakika 1:00:04

 

Yani bedelsiz olduğu gibi sulh özel olarak belli bir karşılık ile düşmektedir.  Affetmek ise bedelsiz olduğu gibi bir bedel karşılığında da olabilir dediler.  Yine Cenabı Hakk’ın Yüce kelamından anlıyoruz ki ve sulh daha hayırlıdır buyuruyor Cenabı Hak. Şeriat sulhu teşvik etmiştir. Bir haramı helal kılan yahut bir helali haram kılan bir sulh dışında Müslümanlar arasında sulh caizdir.  Kim kasten öldürürse öldürülenin velilerine teslim edilir.  Dilerlerse öldürürler katili, dilerlerse diyet alırlar.  Bu diyet 4 yaşına basmış,  35 yaşına basmış,  30 ve 40 tanesi de gebe olmak üzere yüz devedir.  Üzerinde sulh yaptıkları şey ise bu da onlara aittir. İşte sevgili Peygamberimizden görüyorsunuz ki kısas için katilin ödeyeceği beden yüz devedir.  Yaşları da bu şekil belirlenmiştir.  Kırkı da kuzulacı diye hadisi şerif’te geçmektedir.  Sulhun hükmü affetmenin hükmü ile aynıdır.  Velilerden herhangi birisi sulhtan sonra caniyi öldürecek olursa onu kasten öldürmüş olur,  Hanefilere göre imamı Züfer müstesna kendisine kısas yoktur.  Şafiler ve Hanbelilere göre ise kısas vardır.  Evet, kıymetliler bakış açılarında ve farklılık ve ayrıca zenginliktir.  Hayatın şartlarına göre bunların bu içtihatların farklı olması hayatı daha da kolaylaştırmaktadır.  Bunun değerini ilim adamları ve gerçek inanç sahipleri iyi bilmektedirler.  Katilin kısasa mirasçı olması bu konuda oğlu karşılığında babaya kısas yoktur.  Aynı zamanda her kim bir Mümini hata yoluyla öldürürse Mümin bir köleyi Azad eder ve öldürülenin yakınlarına bir diyet teslim eder.  Bunu sadaka olarak bağışlamaları hali müstesna. Her kim bunu imkân bulamazsa aralıksız olarak Allah’tan bir tövbe olmak üzere peş peşe iki ay muttasıl oruç tutsun.  Bu da Nisa Suresi 92. Ayeti kerimeden de bu Yüce gerçekleri anlamış oluyoruz. Cumhur ise bu konuda Şafiler bunun dışında kalmışlardır. Kasten öldürmede kefaret gerekmez.  Çünkü kefaretler de kısas olmaz.  Kefaretler ibadet olmak üzere miktarları tespit edilmiştir.

 

Dakika 1:05:01

 

Kasten öldürmenin cezası ise cehennemdir.  Çünkü bu büyük bir günahtır.  Kasten öldürme ise kısası gerektirir,  kefareti gerektirmez.  Muhsan,  yani evli veya başından evlilik geçmiş olan kimsenin zina etmesi halinde olduğu gibi.  Yine Süveyd bin Essamit bir adam öldürmüştü.  Peygamber (S.A.V)  ona kısas uygulamasını emretmiş herhangi bir kefaret yerine getirmesi emrini vermemiştir.  Amir Bin Ümeyye Ed Damri de Peygamber döneminde iki adam öldürmüş, Peygamber (S.A.V)  da onların diyetlerini ödenmesini sağladığı halde herhangi bir kefareti yerine getirmeyi emretmemiştir.  Evet, işte bu katilin ödeyeceği diyet konusunda kıymetli âlimlerimiz bu Peygamberimizin Şanlı Kur’an’ın ayetleri,  Peygamberimizin de sahih sünnetine dayanarak keşiflerini yapmışlar hükümleri ortaya koymuşlardır.  Şafiilere göre kefaret ödemesi gerekir.  Evet, kıymetli izleyenler.   Kefaret günahı kapatır ve örter.  Evet, İslam’ın amacı hem adaleti yerine getirmek hem de insanları kurtarmak.  Hem de koruma altına almak.  Bu koruma İslam’ı Yüce İdaresi ile Allah’ın korumasıdır.  İslam’ın uygulandığı yerlerde Allah’ın koruması ile tüm insanlık koruma altına alınmıştır.  İslami değerleri siz uygulamazsanız işte Allah’ın korumasından çıkar dünyada baş başa kalırsınız.  O zaman da her birisi bir taraftan terör estirir başıbozuk devam eder dünyada. Devlet adamları da korumasız dışarı çıkamaz hale gelirler. Kasten öldürmede kefaretin vacip oluşunun delili ise şudur:  Günah engel olmak ve vebalin silinmesini sağlamaktır.  Yani günaha engel olmak ve vebalin silinmesini sağlamaktır.  Yine delil olarak Şanlı Peygamberden şu haber geliyor.  Dedi ki öldürme sebebiyle cehenneme girmesi hak olmuş bir arkadaşımızı Peygamber (S.A.V)  efendimizin yanına götürdük bize onun için bir köle Azad ediniz dedi.  Allah (C.C.) Azad edeceğiniz kölenin her bir uzvu karşılığında arkadaşınızın bir uzvunu ateşten Azad edecektir buyurdular sevgili Peygamberimiz böyle buyurdu. Buna göre çağımız da vacip olan sadece oruçtur kefaret konusunda.  Ne için?  Resmi kölelik ortadan kalkmış, çağdaş kölelik başlamıştır.  Onun için köle Azad etme şansınız da ortadan kalkmış gibi bir durum vardır.  Malikilere göre ceninin öldürülmesi halinde diyetini ödemek vacip olmakla birlikte kefaretin yerine getirilmesi vacip değil müstehaptır demiştir Malikiler.

 

Dakika 1:10:17

 

Şimdi kasten öldürmede bedel konusunda da Hanbeliler kısasın kesin bedeli Şafiilere göre diyet kabulü ile kısastan vazgeçilirse Hanbelilerle Malikilere göre de caninin rızası ile diyettir.  Evet, kıymetliler kıymetli âlimlerimiz, kıymetli görüşlerini ortaya koymuşlardır. Şimdi diyet konusunda yine birazcık özlü bilgiler verelim, keşif notları olarak. Diyet cinayet sebebiyle ödenmesi gereken maldır.  Bu bir şeri terimdir.  Şer’an miktarı belli olan maldır.  Diyet can bedeli,  erş ’de organların diyetini ifade etmek üzere kullanılır.  Hükümeti Adil yaralama,  organı işlemez hale getirme, şer’an miktarı tespit edilmemiş erş’tir. Miktarının tespiti hâkime bırakılmıştır.  Diyetin meşruluğu konusunda kitap,  sünnet ve İcma ile sabit olduğunu görmekteyiz.  Yine yüce Allah’u Teâlâ Vetekaddes Hazretleri her kim hata yoluyla bir Mümini öldürecek olursa Mümin bir köle azat eder ve akrabalarına bir diyet öder. Sadaka olarak bağışlamaları hali müstesna buyurmuştur.  Kıymetli İslam’ın ilim adamları kısasın düşmesi hallerinde kasten öldürmelerde diyetin vücubu üzerinde İcma etmişlerdir.  Bunun delili de her kim sebepsiz yere bir Mümini öldürür ve bu konuda delil de varsa ona kısas uygulanır.  Öldürülenin velilerinin diyete ya da affa razı olmaları hali ise müstesnadır.  Öldürmede diyette nedir yüz devedir.  Peygamber Efendimiz tarafından böyle buyrulmuştur. Diyetin vacip olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Kim? İslam’ın kıymetli ilim adamları.  Evet, kıymetli ve muhterem izleyenler,  Hanefiler diyet kelimesini can bedeli hakkında kullanıyorlar. Erş kelimesini de candan aşağı cinayetlerde kullanıyorlar.  Bir organın menfaatini işlemez hale getirmek yahut iki organı kesmek veya 4 veya 10 organı kesmek gibi durumlarda erş kelimesi terim olarak kullanıldığını görmekteyiz.  Yine diyetin vacip olması konusunda Hanefi uleması masumiyet,  harbi ve bağinin öldürülmesi sebebiyle diyet söz konusu değildir.

 

Dakika 1:15:00

 

Hanefilerin bu görüşüne Cumhur da katılmışlardır.  Şafiilere göre bağinin kanı koruma altındadır.  Kıymet taşımak yani diyetin vacip olmasının şartının birisi masumiyet olurken biri de kıymet taşımaktır. Cumhur ise diyet ödemek gerekir demiştir. Kanın değer taşıması Müslüman olmakladır.  Her kim hata yoluyla biri Mümini öldürecek olursa Mümin bir köle azat eder ve ailesine bir diyet öder.  Bu da anlı Kur’an’ın Nur saçan ayetlerinden Nisa Suresinin 92.  Ayeti Kerimesidir.  Hanefi ulemasına göre kanın değer taşıması Darül İslam’da olmakla mümkündür.  Eğer siz düşman olan bir kavimden olup kendisi de Mümin ise Mümin bir köle azadı gerekir diyen ayeti kerimeden bu gerçekleri anlamaktayız.  Müminlerle birlikte değildir.  Bir topluluğun kalabalığın,  kalabalığını artıran bir kimse onlardandır.  Yani mümkün mertebe bir Müslümanın harbilerin arasında kalmaması gerekir mümkün ise.  Şimdi diyet Darül İslam’da olunması halinde vaciptir.  Her kim hata yoluyla bir mümini öldürecek olursa Mümin bir köle azat eder ve ailesine bir diyet eder.  Yine eğer öldürülen sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavimden ise ailesine bir diyet ödenir. Bu anlamını verdiğimiz ayeti kerime Nisa suresinin 92. ayeti kerimesi olarak görmekteyiz.  Tedip hakkını kullanmak sebebiyle diyet tazminat olarak ödenir mi?  Evet tedip hakkını kullanmak sebebiyle diyet tazminat olarak ödenir mi,  ödenmez mi?  Devletin yetkili kişileri birisini dövse,  yani bir vali birini dövdü. Baba oğlunu meşru bir şekilde tedip de bulunsa ve dövse,  veli veya vasi yetim küçüğü dövse ya da koca hanımını döverse serkeşliği sebebiyle veya öğretmen babasının izni olmaksızın küçük çocuğu dövse bu da tedip için.  İnsanlar arasındaki örfte alışılagelmiş ve meşru olan bu tedip sebebiyle ölse,  dövülenlerden biri ölse,  bütün bunlar yaptıkları bu fiilin tazminatını öderler mi, ödemezler mi?  Burada da kıymetli âlimlerimiz zengin görüşler ortaya koymuşlardır.  Farklı görüşler ortaya koymaları da hikmete bağlıdır.  Bunların içinde bu farklılıklar tabii karşı taraftaki durumunda farklı olmasını istinad eder.  Ebu Hanife ve Şafii Hazretlerine göre diyetin tazminat olarak ödenmesi icap eder.

 

Dakika 1:20:08

 

Görüyorsunuz bu iki büyük âlim diyet ödenmesi vacip olur diyorlar.  Maksat tedip ve azaptır.  Tazminat yani diyetin tazminat olarak ödenmesi gerekir diyorlar çünkü maksat tedip ve azaptır.  Öldürmek değildir.  Eğer öldürmek olsaydı kısas lazım gelecekti ama diyet lazım gelir dedi bu âlimler.  Yetkiyi aştığı ortaya çıkar.  Kişi yetkilidir bunları terbiye vermek için ama öldürme yetkisi yoktur.  Öldürmek niyeti olmadan O da terbiye ederken öldü,  o zaman yetkiyi aştı.  Demek ki terbiye ölçülerinin dışına taştı.  O zaman diyet ödemesi gerekir.  Kim bir kavmin kalabalığını artırırsa,  o da onlardandır.  Kim bir kavmin ameline rıza gösterirse o kimse o işi işleyenin ortağı olur.  İşte kıymetliler İbni Mesut’tan gelen bu haber de böyle denmektedir.  Şimdi biraz önceki konu ile ilgili bu şimdiki konumuzda da durum devam ediyor.  Şimdiki konumuz tedip meselesi,  edep konusu.  Bu konuda da Malikiler,  Hanbeliler yine Ebu Yusuf ve İmamı Muhammed Hanefi ulemasında tazminat söz konusu değildir dediler bunlar.  Tedip ve azar meşru bir fiildir dediler.  Bir baba evladını tedip eder,  tazminatı olmaz, bir koca karısını tedip eder bir öğretmen öğrencisini tedip eder ve bunların bu konuda yaptığı tedip olayları, terbiye vermesi meşrudur dediler tazminat de gerekmez dediler.  Kim? bir daha hatırlatalım Malikiler,  Hanbeliler ve İmamı Ebu Yusuf ve İmamı Muhammed Hanefi ulemasının İmamı Azam’dan sonra en büyük âlimleridir. Şeri cevaz tazminata aykırıdır dediler.  İşte görüyorsunuz hepsinin görüşü mükemmeldir. İmamı Azam’ın, İmamı Şafi’nin bakışa da haddi aşanlar için çok doğrudur ve şimdiki adı geçen ulemada yetkisini doğru kullanan ve samimi olan, yetkisini doğru kullanarak ölçüyü taşırmadan bu işi yapmış. Ama yine de adam ölmüş bunun üzerinde de bu âlimler çok değişik keşifler yapmaları büyük bir bunlar İçtihat gayreti, rahmetin yaygınlaşması, olayların daha iyi anlaşılması olarak karşımıza çıkıyor.  Diyetin türü konusunda ve miktarı konusunda bakın ne buyurdular. İmamı Azam, İmamı Malik ve İmamı Şafi’nin daha önceki bir görüşüyle deve, altın ve gümüş yani diyetin türleri hakkında deva, altın ve gümüş dediler. Canda diyet 100 devedir.

 

Dakika 1:25:02

 

Hz. Ömer altın sahiplerine diyet olarak bin dinar tayin etmiştir.  Gümüşü olanlara da 10.000 dirhem tespit etmiştir.  İşte görüyorsunuz İmamı Azam da bu delillere dayanarak Hanefi mezhebinin delilleri olarak bunlara istinat ettiklerini görüyoruz.  Ebu Yusuf, İmamı Muhammed ve İmamı Ahmet’e baktığımız zaman onlar da deve,  altın,  gümüş,  inek,  koyun ve elbiselerdir demişler Hanbelilerde beşi diyetin asıllarıdır,  ilk beşi demişler.  Elbise ise asıl değildir demişlerdir.  İmamı Ahmet’ten elbisenin de asıl olduğuna dair bir başka rivayetin geldiği anlaşılmıştır.  Yemen elbiselerinden 100 elbise olarak tayin etmiştir. Her bir elbise ise yeni olmak şartıyla bir izar ve bir rıda’dan ibarettir.  Üstten ve alttan vücudu tam kaplayan iki parça elbise en azı.  Neyi takdir edersen yani diyet ödemesi gereken kişi bunlardan hangisini takdir ederse velisinin onu kabul etmesi gerekir. Yani öldürülmüş kişinin velisi için söyleniyor bu.  Altın sahiplerine bin dinar,  gümüş sahiplerine ise 12.000 dirhem düşer diye de bir başka haber bulunmaktadır.  Evet, kıymetliler yine İmamı Ebu Yusuf’un İmamı Ahmet’in görüşlerini,  İmamı Muhammed’in görüşünden sonra bu durumu açıkladıktan sonra bakın bunlar bunlardan birisi yeterlidir dediler.  Yani altın, gümüş, deve, koyun,  inek ve elbiselerden bir türü yeterlidir muhayyerlik yerine getirmek zorunda olan kimseye aittir.  Hazreti Ömer şunu bilin ki artık develer pahalılaşmıştır.  Altın sahipleri üzerine bin dinar, gümüş sahipleri üzerine on iki bin dirhem,  inek sahipleri üzerine de 200 inek,  koyun sahipleri üzerine de 2000 koyun, elbise ile uğraşanlara da 200 elbise tespit etmiştir.  Kim,  Hz. Ömer. Sevgili Peygamberimizden (S.A.V)  diyette deve sahiplerine yüz deve ödemeyi farz kılmıştır şanlı Peygamber.  İşin temeli buradan gelmektedir.  Yine Şafii Hazretleri yeni olan görüşüne göre develerin kıymetlerinin ödenmesi gerekir demiş.  Vacip olan yüz devedir.  Develerin kıymetlerini ödenmesi gerekir demiş. Kıymetine başvurulur.  Delili ortadadır,  hadisi şerif delil olarak ortadadır.

 

Dakika 1:30:00

 

Şanlı Peygamberin döneminde diyetin kıymeti 800 dinar yahut 8000 dirhem idi.  Bu o zaman böyle idi.  Nihayet hazreti Ömer halifeliğe geldiğinde ihrad ettiği hutbesinde şunları söyledi:  Şunu biliniz ki artık develer pahalanmış bulunuyor.  Altın sahiplerine bin dinar,  gümüş sahiplerine 12.000 dirhem, inek sahiplerine 200 inek, koyun sahiplerine 2000 koyun, elbise sahiplerine ise 200 elbise tayin etti.  Yine adli bir delil olarak herhangi bir mal türü ile tazminat altında olan fakat bulunmasına imkân olmayan bir şeyin kıymetinin ödenmesi icap eder.  Misli şeylerde olduğu gibi. Evet, kıymetli efendiler elbise ile uğraşanlara da 100 elbise olarak rivayet edildiğini görmekteyiz. Hanefi ulemasına göre dinar 10 dirheme eşittir.  Cumhur uleması dinar 12 dirheme eşittir demişlerdir.  Arada böyle bir fark vardır.  Deve türünden 100 altından bin dinar,  gümüşten Hanefilere göre 11 dirhem, cumhura göre ise 12.000 dirhem, ineklerden 200, koyunlardan 2000,  elbiselerden izar ve Rida olmak üzere 200 adettir. Yine ağırlaştırılması konusunda neyin – diyetin buna muallaza denmektedir hafifine de muhaffefe denmektedir.  Hanefilere göre kasta benzer hata yani şipiant denilen terim olarak kasta benzer hata, hata ya benzer şibülhata ve bir sebep yoluyla öldürülmelerde diyet vermek icap eder.  Katilde şüphe söz konusu ise babanın oğlunu öldürmesi hali gibi diyet vardır.  Velilerden birisinin razı olması halinde ise geri kalanlar da kasten öldürme diyetinden paylarını alırlar.  Ağırlaştırılması,  develerle ödenmesi,  bunun ağırlaştırılması sayılır demişler.  Cumhur ise kasta benzer öldürmeler ile kasten öldürmelerde diyet ağırlaştırılır.

 

Dakika 1:34:16

 

 

 

(Visited 63 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}