AmeldeFıkhı 19-01

19- Amelde Fıkhı Ekber Ders 19

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 19

Kıymetli ve muhterem izleyenler! Meshler üzerine meshi bozan şeylerle dersimiz devam etmektedir. Amelî konuda Fıkh-ı Ekber ekolünde, başta dört mezhep Hanefi, Mâlikî, Şafiî Hanbeliler olmak üzere diğerlerine de yer vererek fıkıh ekolümüz devam etmektedir. Bu hak, Ehl-i Sünnet mezheplerinin dayandığı delillerle okulumuzda okuyalım, okutalım. Şimdi mestler üzerine meshi bozan şeylere bir bakalım. Abdesti bozan şeyler tabii ki; şöyle bir bakalım. Bunlar, abdesti bozan her şeyle mest üzerine yapılmış mesih de bozulur. Çünkü o da abdestin bir parçasıdır ve aynı zamanda abdestin bedelidir. Şimdi abdesti bozan her şey meshi de bozmaktadır. Tekrar abdest alıyorsun ve mesih yapıyorsun. Cünüplük ve benzeri hâller de meshi bozar. Cünüp olan -biliyorsunuz-, aybaşı olan, hades meydana geldiği zaman mesih bâtıl olur ve ayakların yıkanması vacip olur. Mesela cünüpde aybaşı hâlinde kişi bunlarda gusül etmedikçe olmuyor. Ayaklar yıkandıktan sonra meshler giyilebiliyor. Cünüp olan kişi de zaten boy abdestini alıyor, gusül yapıyor. Resûlullah (S.A.V) ‘’Seferî olduğumuz takdirde meshlerimizi geceli gündüzlü üç gün süreyle ayağımızdan -cünüplük müstesna- çıkartmamızı emrederdi’’ Hadis-i Şerifi daha önce de geçmişti. Cünüplük şöyle bir bakalım, aybaşı, lohusalık ve doğum gibi cünüp ve kıyas edilen ne varsa bunlar meshi ve mesti bozar. Yeniden abdest almalı yani gusletmeli bunlarda ki; mestler yeniden giyilmeli. Mestlerin her ikisini veya bir tanesini ayağından çıkarsa onun da abdesti bozulur. Yeniden abdest alıp mestleri giymesi gerekir. Bedelin hükmü zahil olunca asla dönülür, bu bir kuraldır. ‘Bedelin hükmü zahil olunca asla(asline) dönülür’. Sadece mesti çıkartılmış, ayağı yıkamakla yetinilmez. Her iki ayağın da yıkanılması zaruridir. Hem yıkamak hem mesh etmenin bir arada olması caiz değildir. Bunun için ayağın birinden mest çıkarsa artık meshler bozulmuş yeniden iki ayağını da yıkayıp, yeniden meshleri giymen gerekiyor. Meydana gelen bir delik yahut da dikişlerin sökülmesi ve buna benzer bir sebep dolayısıyla, ayağın bir kısmının dışarıya çıkması da meshleri bozar.

 

5:06

 

Şafiîler ve Hanbelilere göre abdest bozulur. Hanefilere göre ayak parmaklarından üç tanesi kadarının dışarı çıkması hâlinde bozulur, Hanefilere göre. Mâlikîlere göre ise üçte birinin çıkması hâlinde bozulur. İşte burada da kıymetli âlimlerimiz (Rahmetullahi Aleyhim Ecmain) görüşlerini belirtmişler ve iş kolaylaştırmak için elden gelen yapılmış. Ve ilmî araştırmalarla İslam caddesi çok genişlemiştir. Sahih olan Hanefilerin görüşüne göre; suyun mestin içerisinde bulunan ayaklardan birisinin yarıdan fazla kısmına isabet etmesi meshi bozar.  Müddetin geçmesi, bu da meshi bozar. Bu ikamet eden kişi için bir gündüz bir gece, seferî için ise geceli gündüzlü üç gündür. Eğer bu müddet geçmiş ise meshler bozulur. Bedelin hükmü, zail olunca asla dönülür. Bunu da unutma, bu kuralı da! Hanefiler burada zaruret hâlini istisna etmişlerdir. Zaman sınırlaması söz konusu olmaz ve o vakit mestin bütününü mesh etmesi gerekir. Burayı söyle anlayalım, Hanefiler zaruret hâlini istisna etmişlerdir ki; o da soğuktan dolayı ayağını kaybetmekten korkma hâlidir. Yani zaruret hâlleridir. Soğuk bunlardan bir tanesi. Bu durumda meshlerini çıkarmaz. Böyle bir tehlikeden yana emin oluncaya kadar mesh etmeye devam etmesi caiz olur. Yani bu konuda herhangi bir zaman sınırlaması söz konusu olamaz. Ve o vakit meshin bütününü mesh etmesi gerekir. ‘Mestin bütününü mesih etmesi gerekir’. Çünkü yaralar üzerindeki sargılara yapılan meshte de durum böyledir. Kısacası Hanefilere göre meshi bozan şeyler şöyledir; abdesti bozan her şey mesti bozar. Mestin çıkarılması meshi bozar, suyun ayaklardan birinin çoğunluğuna isabet etmesi mesti bozar. Bir de müddetin geçmesi mukim olan ve seferî olanlardaki mesh müddetinin geçmiş olması meshi bozar. Tehlikenin ortadan kalktığına emin oluncaya kadar mesh etmek özürlüler için caiz olur. Yani bir tehlike, bir korku varsa. Çünkü İslam dini hayat dinidir. Hayatını mahvetmek pahasına hiçbir emir, İslam’da verilmemiştir. Yani şu dinin emrini yap da hayatını kaybet. Böyle bir emir yok İslam hayat veren dinin bizzat kendisidir. İslam dini hayat dinidir, hayat verir. Seni hayatın bütün tehlikelerinden korur.

 

10:00

 

Hayat veren din, sana yanlış tehlikeyi gösterir de, kendini tehlikeye at der mi? Kıymetli ve muhterem izleyenler; Yüce İslam’ın hayat verdiğini, hayat dini olduğunu, müçtehitlerin de bu hayat tarzını ne kadar kolay olsun diye; ve Yüce Allah’ın kimseye gücünün yetmediğini teklif etmediğini, bunun için İslam dini hayatı kolaylaştıran, en mutlu hâle getiren bir din olduğunu müçtehitlerin bu ilimdeki ihtilâfları ne büyük bir rahmet olduğunu görürsünüz. Bu âlimlerimize Allah çok mu çok rahmet eylesin. Bu geniş caddenin önderi Hz. Muhammed’dir (A.S.V.). İslam ağacının dalları ezele, ebede, yerlere, göklere uzanmaktadır. Yeter ki sen İslam’a sarıl, seni yükseltir, Allah’ın rızasına, cemaline ulaştırır, vuslata erdirir.  İslam âlimlerine dua edin rahmet okuyun. Yüce Allah, İslam âlimlerinin ilmiyle insanlık âlemine büyük lütufta bulunmuştur. Hz. Muhammed’in izini takip eden yüksek âlimdir, işte bu Ehl-i Sünnet âlimleri ki; Ashab-ı Gûzin, tabiin ve bu dört mezhebe şöyle dikkat edin ve diğer kıymetli âlimlerimiz de dahil. Hanefiler, Mâlikîler, Şafiîler ve Hanbeliler; bu dört tane ekol, okul dünyayı okutan ekoldür. Dinin bütün delilleri bu ekolde, ekollerde okutulmaktadır.  Dünyadaki bugün dört mezhebe karşı koyanlar bile bu sofradan hırsızca, haydutça yiyip içip bunlara dil uzatanlardır. Bunlar o sofrada yerler. Muhaddisler de müfessirler de fakihler de dünyada bu ekolden yetişmiştir. Şimdi şöyle bir bak! Yüksek âlimlerin hepsi Ehl-i Sünnet kanalında çoğunlukla %99 bu dört mezhebe bağlıdır bunlar. Sen bunların sofrasında oturacaksın, yiyeceksin ondan sonra bunlara dil uzatacaksın. Bu haydutluktan başka bir şey değildir. Bunlar haramidir, hırsızdır bunlar. Bunların sofrasından çalıyorlar, yiyorlar ondan sonra da bunlara dil uzatıyorlar. Mezhep düşmanları işte bunlardır, bu çağın haricilerine dikkat edin. Bu hariciler ‘biz şöyleyiz veya böyleyiz’ derler. Fakat bunlara dil uzatırlar. Ne Kur’an’ı Kerim’i keşfedebilmişlerdir ne sünneti ne de icmâ ve kıyas yoluyla bir ehliyetleri yoktur. İstisnalar da kaideyi bozmaz. Şimdi kıymetliler; sarık üzerine mesh etmek konusunda şöyle bir bakalım. Hanefilere göre; imame, kalensüve, vurgu ve kuffa zeyn gibi bunlar üzerine mesh etmek sahih olmaz. Yani Hanefilere göre şöyle bir bakalım. Başkası meshe dahil de edilmez. Çünkü buradaki meshin, kıyasın hilafına sabit olmuştur. Şimdi demek oluyor ki Hanefilere göre; imame, kalensüve, burgu ve kuffa zeyn üzerine mesh etmek sahih olmaz.

 

15:14

 

Çünkü buradaki mesh, kıyasın hilafına sabit olmuştur. Başkası meshe dahil edilmez, demiş Hanefi âlimleri. Şimdi şöyle bir bakalım. Bunların kaynağı, Hanefi fıkıh kitaplarıdır. Bunlardan El Lübab’a bakalım. Fethu’l Kadir’de, Merakıl Felah ve diğer kıymetli Hanefi kaynaklarında bunları bulursunuz. Bu işten anlayanlar buralara bakarlar, anlamayanlar da bilenlerden öğrenirler. Şimdi imame, başörtüsü -bakın- bunun üzerine bir defa mesih yapılmaz. Yani imame, kuffa zeyn ise eller için yapılan yani eldiven şeklindeki bunların da üzerinde mesih yapılmaz demişlerdir. İlikli, içi pamuk doldurulmuş bir giysi olur. Eller için yapılıyor. Soğuktan korunmak maksadıyla kollar üzerinde iliklenir. Çoğunlukla kadınlar giyer bunları. Avcılarınki ise deri veya keçeden yapılır. Doğanın pençesinden korunmak maksadıyla da kullananlar vardır. Şimdi bir de kalensüve, çeşitli tür ve şekillerde başta kullanılan başlık burgudur. Bedevi-Arap kadınlarının yüzlerinin üzerine koymuş olduğu peçe, bunların üzerine de mesih yapılmaz. Şöyle bir bakalım. Şimdi kısaca Hanefilerin bu izahından sonra, şimdi Hanbelilere göre caizdir. Yani onlar bunu caiz tutmuşlardır. Şöyle habere de dayanmışlardır bunlar da. ‘’Ben Resûlullah (S.A.V) sarığının üzerine ve meshlerin üzerine mesh ederken gördüm’’. Ama burada dikkat edilecek çok konular var. Nasıl mesh ettiği, sarığın neresine mesh ettiği. Bunlar detaylı Hanefi kâşifleri tarafından incelenmiş, diğerleri de incelemişler. Herkes ulaştığı delile göre ne yapmış içtihadını veya dindeki anlayışını ortaya koymuştur. ‘’Resûlullah (S.A.V) abdest aldı ve hem meshleri üzerine ve hem sarığı üzerine mesh etti’’. Şimdi bu Hadis-i Şeriflerin kaynağında kıymetli muhaddislerimiz bulunmaktadır. Sahih oldukları da söylenmiştir. Fakat bu Hadis-i Şeriflerden çıkarılan mânâ, keşif çok önemlidir. Onun için her âlimin keşfine derin saygı duymak gerekmektedir. Kıymetli efendiler! ‘’Sarığı üzerine mesh etmekdeki mesh etmek bir kişiyi temizlemiyor ise Allah da onu temizlemesin’’, şeklinde bir haber gelmiş.

 

20:01

 

El Hallal’in Hz. Ömer’den rivayet ettikleri bir söz bu. Vacip olan sarığın çoğunu mesh etmektir. Şimdi Hanbelilerin durumunu şey yapıyoruz. Aynı zamanda bu mest gibi bir bedeldir. Sarığın ortası değil de çevresi mesh edilir. Kalensüve, sarığın dışındaki başlıklar üzerinde mesih, caiz olmaz. Yani sarığın dışındaki başlıklar üzerinde mesih, caiz olmaz. Kıymetli efendiler! Şimdi şöyle bir bakalım. Yine Hanbelilerde derler ki; gasp edilmiş veya ipek gibi haram olmayan mubah şeylerden olması gerekir, demişler. Sarığın, muhannek yani çenenin etrafına bir veya iki defa sarılmış olması lazımdır, demişlerdir. Yine bir parçası sarkıtılmış olur ki arkadan bir parçası sarkıtılmış olur ki buna züabe denir ve sarığın serbest bırakılan tarafının adıdır. Çünkü bu zuabenin bu şekilde arkaya sarkıtılması sünnettir, demişlerdir yine Hanbeliler. İbn-i Ömer’de şöyle der: ‘’Peygamber (S.A.V), Abdurrahman’a siyah bir sarık sardı ve arkasından dört parmak kadar bir miktarını serbest bıraktı ve sarkıttı. Bu şekilde olmayan sarık üzerine mesh etmek caiz değildir’’. Bakın, bu haberi de koydular buraya. Şimdi diğer birisi sarığın, başın ön tarafını kulakları ve başın yan taraflarını örtmesi gerekir. Burada bu şartı da koydular. Evet kıymetliler! Demek ki rastgele, İslam’da hiçbir şey rastgele ortaya atılmamıştır. Birçok şartları onun özellikleri incelenmiştir. Sarığın açılması adet olmayan başın ön tarafını, kulakları ve başın yan taraflarını örtmesi gerekir. Bunlar Hanbelilere göre bu sayılanlar (Rahmetullahi Aleyhim Ecmain). Şimdi Mâlikîlere göre bakalım. Onlar da caiz olur, demişlerdir. ‘’Şayet başın bir kısmına mesh edilmek imkânı var ise o kısmı mesh eder’’, demişlerdir.  Demek ki Mâlikîlerde sarık üzerine meshi caiz görmüşler, Hanbeliler de bu şartlarla caiz görmüşlerdir. Şimdi bir de Şafiîlere bakalım. Şafiîler, sadece sarık üzerine mesh etmek ile yetinmek caiz olmaz, demişler ve onlar şöyle bir delili de ortaya koymuşlardır. ‘’Resûlullah (S.A.V) üzerinde kıtri katar yapısı bir sarık olduğu hâlde abdest alırken gördüm. Elini sarığın altına soktu, başının ön tarafını mesh etti ve sarığı bozmadı’’. Şimdi dikkat edin bakın bu da başka bir delil.

 

25:02

 

Peygamberimiz sarığının altını da başını da mesh etti. Bakın, dikkat edin burada sadece sarığın üzerine mesh edip bırakmadı. Şimdi şöyle bir bakalım bu da İbn-i Hacer isnadında bakın farklı mülahazalar vardır demiştir. Ebu Davut rivayet etmiş bu Hadis-i Şerifi. Kıymetli efendiler! Şanı Yüce Allah (C.C.), başın üzerine mesh etmeyi farz kılmıştır. Sarığın üzerine mesh edilebileceğini belirten hadislerin ise tevil edilmesi muhtemeldir. Görüyorsunuz, Hanefiler burada çok titiz davranmışlar. Baş dediği zaman sarık kast edilmez, baş kastedilir. Hadis-i Şeriflerin de bakın tevil edilmesi muhtemeldir. Onun için Hanefiler işi daha sıkı ve asilden fer’e doğru hareket etmişler aslı elden bırakmamışlardır. Bak Şafiîlerin görüşü de Hanefilere çok yakındır. Ve güzel keşifte bulunmuşlardır hepsi de. Yalnız buna göre dikkatli olmakta gerekmektedir. Sarık üzerine mesh etmek, baş üzerine mesh etmek değildir. İşte kıymetliler başla sarığı birbirinden ayırt edebilmelidir. Onun için burada ihtiyatlı, yerli yerince davranayım derseniz, bu Hadis-i Şeriflerden değişik anlamların da çıkacağı muhtemel olduğu için; Hanefilerin görüşleri Şafiîlerin görüşleri burada tercihe daha şayandır öbürlerine de derin sevgi ve saygımız var. Şimdi bu konuda yine kıymetli âlimlerimizden birisi olan Şevkâni der ki: ‘’Mesih yalnızca başın veya sarığın üzerine, ayrıca hem başın hem de sarığın üzerine mesih şeklinde sabit olmuştur’’. Garantilisi nedir? Başı mesh etmektir. Bunun garantilisi budur. Başı mesh ettin de sarığın üzerine de mesh ettin. O zaman olur. O zaman ihtilâftan da kurtulmuş olursunuz. Şimdi bir de çoraplar üzerine mesh etmek meselesi var.  Bunu da iyice izah etmeden kamuoyuna çorap üzerine mesh olur diye yaygara yapanlar var. Yani yağ yakanlar var, delilleri incelemeden. Şimdi bir de buna bakalım. Bak ne diyorlar, kıymetli âlimlerimiz bu Ehl-i Sünnet’in şahane muhteşem âlimleri. Dünyanın en büyük hukukçuları, en büyük kâşifleri. ‘’Çoraplar üzerine mesh etmek için kösele ile yapılmış veya altlarına taban geçirilmiş olması hâlinde çoraplar üzerine mesih cevazı konusunda fakihler ittifak hâlindedirler’’. Gördün mü! Her çorap değil. Bu naylon kafalı heriflerin bazıları her çoraba mesh edin diye topluma böyle bir yağcılıkla bulunuyorlar, asillerini incelemeden. Kösele ile kaplanmış diyor bak! Veya altlarına taban geçirilmiş olması hâlinde böyle çoraplar üzerine mesihin cevazı konusunda bütün fakihlerimizin ittifakları vardır.

 

30:02

 

Normal çoraplar konusunda ise fakihlerin bunda görüşleri farklıdır. Temelde de iki görüşe ayrılmışlardır. Birinci görüşü cumhur temsil etmektedir ki; bunlar Ebu Hanife Mâlikîler ve Şafiîlerdir. Şimdi bunlar caiz değildir derler. Yani her çorap üzerine katiyen mesh etmek caiz değildir, derler. Şimdi buraya bakalım, diğer görüşün sahipleri ise Hanbeliler ile Hanefilerden İmâm-ı Muhammed ile Ebu Yusuf’tur. Bak Hanbeliler ile fetva onların görüşüne göre olup caiz olduğu şeklindedir. Bu konuda mezheplerin görüşü aşağıda, -şimdi bunları- sırasıyla incelemeye çalışacağız.  Ebu Hanife’nin görüşü şudur İmâm-ı Âzam’ın: ‘’Kösele geçirilmiş veya taban takılmış olmadığı sürece çoraplar üzerine mesh etmek caiz değildir’’. İmâm-ı Âzam böyle diyor. Şimdi tabi bu çoraplarla devamlı yürümek basit çoraplarla yani mümkün değildir, diyor. Basit çoraplarla devamlı yürümek mümkün değildir. Hadis-i Şerif’te de buna hamledilir diyor. Bakın diğer taraftan çoraplar üzerine meshin caiz olduğunu ifade eden hadis de buna hamledilir diyor. Şimdi kösele geçirilmişten kasıt; üstüne de altına da kösele konulmuş demektir. Yani çorabın altında da üstünde de kösele olacaktır, demişlerdir. Şimdi kalın olmaları hâlinde, çoraplar üzerine mesh etmek o zaman caizdir. Şimdi şöyle bir bakalım çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V) çoraplar üzerine mesh etmiş bulunuyor ama hangi çorap işte burası inceleniyor. Şimdi Bir fersah veya daha fazla yürüyebilecek ve kendi kendisine ayakta durabilecek, altını göstermeyecek ve şeffaf olmayacak şekilde ki kalın çoraplar üzerine meshin caiz olması anlaşılmış oluyor. O zaman İmâm-ı Âzam’ın dediği ortaya çıkıyor. Çünkü o büyük kâşif, hocaların hocası, âlimlerin âlimidir (r a). Bütün âlimlerimize Allah çok rahmet eylesin. Şimdi Türkiye’de Erzurum tarafında örülen çizme gibi kendiliğinden ayakta durabilecek kalınlıktaki çoraplar böyledir, demişlerdir. Bu da yöresel durumu bilen kıymetli âlimlerimiz bunlar da. Şimdi yörelerin giydiği çorapları da bilmek de ayrı bir ilim dalıdır. O da önemlidir. Mâlikîler de Ebu Hanife gibi -bakın çorapların- adeten onlarla yürümenin mümkün olması ve böylece mestler gibi olabilmeleri için içten ve dıştan onlara deri geçirilmiş olması şartını koşmuşlardır. Görüyorsunuz, Mâlikîler de İmâm-ı Âzam gibi düşünmüşlerdir. Şafiîler ise iki şartla çorapların üzerine meshi caiz görmüşlerdir.

 

35:06

 

Bunlardan birincisi; devamlı yürünebilecek şekilde sert ve sık dokunmuş olması. Tabiatına kösele geçirilmiş olmasıdır. Tamam, bak gördünüz Şafiîler de İmâm-ı Âzam gibi düşündüler. Geriye kim kaldı! Azınlık kaldı. Beyhâkî Muğiyre’nin rivayet ettiği ‘’Sevgili Peygamberimiz (S.A.V) hem çoraplarının üzerine hem de meshlerinin üzerine mesh etti’’. Bakın, bu Hadis-i Şerifler, çok üzerinde durulması gerekenlerdir. Hem çorap üzerinde yeterli olsaydı niye mesh üzerine mesh etsin Peygamberimiz. Buradan işte İmâm-ı Âzam gibi büyük zatlar bunları da çok iyi incelemişler ona göre hareket etmişlerdir. Bu hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Şimdi muhaddisler Ebu Musa ve Bilal’in hadislerinin de zayıf olduğunu belirtmişlerdir, demektedir. Hanbeliler de iki şartı öngörürler. Sık dokunmuş olması -görüyorsunuz bak Hanbelilerde neticede İmâm-ı Âzam’ın görüşüne yaklaşmışlar- sık dokunmuş olması yürümenin mümkün olup kendiliğinden dik durabilmesi. İşte görüyorsunuz. Yani her çorap üzerine mesh olmadığı, bütün müçtehitlerimiz tarafından doğrudan veya dolaylı olarak anlaşılmış, anlatılmış olmaktadır. Delil de 9 kadar sahabîden rivayet edilmiş. Bunların çoraplar üzerine meshin mübahlığına dahil olan rivayetleri gösterirler. Şimdi burada birçok sahabîlerimiz var. Bunların tamamen isimlerini de saymamıza gerek yok. Kıymetli âlimlerimiz bunlar zaten belirttiler. Kıymetli efendiler! Muğiyre’nin rivayet ettiği Hadis-i Şerif: ‘’Resûlullah (S.A.V) abdest aldı ve çoraplar üzerine de meshleri üzerinde mesh etti’’.  Şimdi bunu birçok muhaddislerimiz rivayet etmişler ve sahih olduğunu da belirtmişlerdir. Şimdi dikkat ederseniz, burada hem mest üzerine hem çorap üzerine mesh ediyor Peygamberimiz. Birisi yeterli -bak- (çorap üzerine yeterli) olsaydı sadece çoraba mesh ederdi. ‘’Resûlullah’ı hem üste giydiği ikinci mesh üzerine mesh ederken hem de sarığın üzerine mesh ederken gördüm’’. İşte bunlar çok iyi incelenmiş. Âlimlerimizin bu incelediği bu kâşiflerin durumlarına iyi bakın kıymetliler. Ve yüksek âlimlerin keşifleri çok kıymetli rahmet üzerine rahmettir. Nur üzerine nurdur. Âlimlerin ihtilâfından faydalanın. Bunlar dünyada da geçerli mahşerde de geçerlidir. Bunaldığın zaman hangi konumda (içinde bulunduğun şartlarda) hangisine ihtiyaç duyarsan o anda, o müçtehidin içtihadı ile amel et korkma. Ama kendi mezhebinden de (hangi mezhebe mensupsan) o mezhebin ilmî görüşlerine de iyice dikkat et, onları amel etmeye çalış.

 

40:01

 

Ama bir başka mezhebin görüşüne ihtiyaç duyunca da hemen onunla da amel et. Kendini sıkıştırma. Normal zamanlarda ihtiyaç duymadığın müddetçe kendi mezhebinin ilmî görüşlerine dikkat et, onunla amel et. İhtiyaç duyduğun zaman hiç tereddüt etme. Diğer mezhep âlimlerimizin görüşüyle de amel et. Ama bir meselede iki görüşle değil, bir meselede bunlardan birini alacaksın. Bir anda hem onu hem onu alamazsın. O zaman ortaya bâtıl bir zihniyet çıkar. Buna da dikkat et. Bir anda hem öyle hem öyle olmaz. Birini alacaksın. Ama öyle zaruretler öyle zorluklar da ortaya çıkarsa; o zaman zaten zaruretlerde farzlar mubah olur. Ama zaruretler kendi miktarıncadır, ölçüyü aşmak da yoktur. Hanbelilere göre ise; hem çoraplar üzerine hem de ayakkabıların yani meshlerin derileri üzerine vacip olan miktar kadar mesh etmesi vaciptir. İşte, sonuçta hepsinin geldiği yer yine aynı noktadır. İmâm-ı Âzam’ın dediği ve diğer kıymetli âlimlerimizin söyledikleri bir bir, yerli yerincedir. Mest, mest gibi olacak çorap da normal çorap değil, gerçek çorap (mest yerini tutacak çorap) olacaktır. Onu da dersimizin akışı içinde anlatmaya çalıştık duyurmaya çalıştık.  Biz kıymetli âlimlerimizin derya olan ilimlerinden, ilmî deryalarından biz faydalanmaya dünyanın da faydalanmasına çalışıyoruz. Taassup yok, ilim var ortada. İlmi deliller var, taassup yok. İlim varken, gerçek deliller varken, kıymetli âlimlerimiz kâşiflerimiz varken, taassup olur mu! Onun için İslam’da körü körüne bir şeye bağlanma yoktur. Körü körüne bağlananlar cahillik yapıyorlar. İnşâAllah onlara da ilim nasip oldukça gönülleri gözleri açılır taassuptan onlar da kurtulur. Bir mutaassıbı bahane ederek; mezhep düşmanlığı yapan ve fırsat arayan fırsatçılar da var. Bunlara da kanmayın, aldanmayın. Telvik yapanlar var. Bu zamanın haricileri var. Bunlara dikkat edin. Hak mezhebin ekolüne saldırıyorlar. Bunlara dikkat edin. Şimdi bir de, sargı, cebira üzerine mesh etmek. Kıymetliler; cebira veya cibare ameliyat yerlerine sarılan sargılar da bunun gibidir. Bunların hükmündedir. Şimdi cebair, sargılar demektir. Sargı niçin sarılır, bunun anlamı ortadadır. Bunun meşruluğu, sargılar üzerine mesh etmek şer’an sünnet ve aklen caizdir. Bakın, şer’an sünnettir, aklen de zaten caizdir. Sonra şeriat, akla ışık tutar. Şeriat, Şari olan Allah’ın ortaya koyduğu değerlerdir. Aklı yaratan şeriatı anlasın, kavrasın diye Allah insanlara akıl vermiştir. Şeriatsız akıllar firavunlarda da var. Firavunlarda da akıl var. Neye yarıyor? Firavunlar Allah’a asi oldular. Firavunluk yaptılar, Allah’ı tanımadılar. Onlar aklını kötüye kullandılar. Şeriatsız akıllar, Allah’ı tanımayan akıllar, Ebu Cehil’in aklıdır.

 

45:22

 

İblis, Allah’ı hiç inkâr etmedi ama emrine karşı koydu. Onun için iblis oldu. Ey akıllı! Aklın varsa eğer -ki Allah herkese aklı verdi-, akl-ı evvel ilk yaratılanlardan biri akl-ı evveldir Muhammed-i Nur ile. Kalemdir. Levh-i Mahfuz’dur. Şimdi akıl, kalem, yani ilim-irfan ile ilgili Muhammed-i Nur onun cevheri, ilk yaratılanlardır. Aklınla Allah’ın ortaya koyduğu emirleri birleştir, akıl bunun için verildi. Allah’ı inkâr etsin. Allah’ın ortaya koyduğu şeriatın ilkelerini -yani vahiy ilahiyi- inkâr etsin diye akıl verilmedi sana. Akıl tam anlamıyla Allah’ı tanımak, şeriatla Allah’ın kendi esmasıyla, evsafıyla, kitabıyla, Muhammed-i Şeriat’la Allah’ı tanımak için akıl verildi. Bakın, şu kâşiflerimiz ne kadar akılla ilmi birleştirmişler. Dünyaya -ne yapıyorlar- ilmin nuru saçılmaktadır. Dünya aydınlatmaktadır. Fıkıh ilmi, yaşanan hayat tarzıdır. Onun ilmidir. Muhammed-i Şeriat’tır, onun ölçüleridir. Ne kadar kolay, mutlu bir hayat tarzıdır ki! İslam’ın hayat tarzıdır. Şimdi bakıyoruz, meşruluğu, sargılar üzerine mesh etmek şer’an sünnettir, aklen caizdir. Hz. Ali (Kerremallahu Veche) (R.A) ondan gelen haberde bakın ne diyor: ‘’Bileğim kırılmıştı’’. O büyük cephede, dünyanın en büyük kahramanlarından biri, Hz. Ali. Cihan kahramanı! Büyük halife! Ve âllame-i cihan olan Hz. Ali bakın ne diyor: ‘’Bileğim kırılmıştı. Peygamber Aleyhisselatü Vesselâm’a sordum. O da, bana sargıların üzerine mesh etmemi emretti’’. İşte Peygamber’den aldığı emri, Hz. Ali bize bildiriyor. İşte kaynak. Sevgili Efendimiz (S.A.V) ona böyle buyurdu. Yine teyemmüm etmesi yarasına bir bez bağladıktan sonra orayı mesh etmesi vücudunun da geri kalan kısmını yıkaması onun için yeterliydi. İşte kıymetliler. Burada da yine İslam dini kolaylaştırıyor. İslam dininde hayatı tehlikeye atmak yoktur. Ama dinî ölçülere bil! Bu kolay olan caddeden faydalan. Kafana göre de hareket etme! Bilmiyorsan da sor! Bak, Hazreti Ali -ne yaptı- gitti Peygamberimiz’e sordu. Şimdi, buradan cihan faydalanıyor bak. Bütün dünyadaki âlimlerimiz bunları asırlardır muhafaza ederek geldiler. Peygamberimiz’in yaşantısını, değişik şartlar altında, değişik hükümleri, zapt altına aldılar belgelerle. Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Şerif, icmâ ve kıyasla bütün âlimlerimiz bunları zapt ederek -ne yaptılar-, Mesalih-i Mürsele, istihsan, maslahat metotlarını göz önünde bulundurarak çağımıza getirdiler.

 

50:09

 

Biz de bunları emin ellerle, imânlı gönüllerle -ne yapacağız- neslimize, bizden sonrakilere emaneti teslim edeceğiz, ihanet etmeden. Şimdi akli delileye gelince bakın tehlike ve zarar söz konusudur. Bir şeyde tehlike varsa, zarar varsa orada hem akıl hem İslam seni zarardan -ne yapar- kurtarır. Zararı def eder faydalıyı celb eder. İslam ve aklıselim seni böyle faydaya bağlar. Kırık üzerine konulmak, mesela kaynaması için kırık üzerine konulmak üzere hazırlanan şey, diye -ne yapılmıştır- tarif edilmiştir. Cebira ve cibare. Kıymetli ve muhterem efendiler! Şimdi söyle bakalım. Şimdi yara üzerine, sargı üzerine mesh etmenin hükmü. Ebu Hanife ve Sahibeyn (ki) şimdi bunlar, yani Sahibeyn dediğimiz zaman; İmâm-ı Ebu Yusuf ile İmam-ı Muhammed ki İmâm-ı Âzam’dan sonra dünyanın en büyük âlimlerinden birisi de bunlardır. Bunlara göre -ne diyorlar-: ‘’Sargılar üzerine mesh etmek vaciptir farz değildir’’, demişlerdir. Yine Ebu Hanife’ye göre; ‘’Mesih, vacip değil müstehaptır’’ dediğinin de rivayeti vardır. Şimdi bu haberler -diyor- ahad haber türündendir. Farzlık sabit olmaz, demişlerdir. ‘Yani farzlık sabit olmaz’. ‘’Olsa olsa, olayın ciddiyetine göre vacip olur’’, demişlerdir. Ebu Hanife’nin edna olan, vücuttur. Sahibeyne göre ise sargı üzerine mesh etmeksizin namaz, sahih olmaz. Onlar da burada âlâ olan vücubu kast etmişlerdir. Şimdi Hanefi Mezhebi’nde sargı üzerine mesh etmenin vacip olduğu, asgaride de müstehap olduğu ortaya çıkmaktadır.  Cumhur ise kıyasen -bunlar ne demişlerdir- vaciptir, demişlerdir. Yani burada hepsi hemen hemen aynı görüştedirler. ‘Vücup ifade eder’. Sargılar üzerine mesh etmek vücup ifade eder, demişlerdir Cumhur. Cumhur’dan maksat burada Mâlikîler, Şafiîler ve Hanbelilerdir.  Evet, şimdi, ‘’Ayaktaki mestin üzerine mesh etmek ittifakla caiz değildir. Öyle bir durumda sargılı ayağını mesh eder, sağlam ayağını da yıkar’’, demişlerdir. Mesela, ayağının biri sargılı onu mesh eder, öbür ayağı sağlam onu yıkar, demişlerdir. Şimdi sargı üzerine meshin şartları; hastalığın nüksetmesi artması veya iyileşmenin gecikmesinden korkulduğu zaman sargı üzerine meshe devam edilir.

 

55:12

 

Çünkü amaç onun(yaranın) iyileşmesidir. Abdest azalarında büyük hades hâlinde ise bedende bulunursa böyledir. Zarar görmek, aynı zamanda mesh edilmesinin imkânsız olması; şayet yıkayabilecek ise sargı üzerine mesh etmek caiz değildir. Yıkama imkânı varsa yoksa -ne yapar- mesh eder. Hanefiler der ki: ‘’Mesih, yıkamak gibi zarar verirse (kişi) meshi de terk eder. Değilse terk etmez’’. Burada da bakın Hanefiler sağlığı daha da öne alarak -ne demişler- ‘’Mesih dahi zarar verecek durumda ise meshi dahi terk eder’’. Çünkü zarurette farzlar mubah olur, kuralı vardır. Sağlık önde gider. Dindarlık, burada tehlikeyi önlemek ve sağlığı da korumaktır. Kişi sağlığını tehlikeye atıyorsa o dindarlık değildir. Çünkü İslam dini hayat dinidir, sağlığı korumak için -ne yapar- gereken bütün ruhsatları önüne koyar, kolaylıkları. Hanefiler bunu da güzel keşfetmişler ortaya koymuşlardır. Diğer zat-ı muhteremler gibi. Şafiîler ise şöyle der: ‘’Sağlıklı olan kısımları yıkar, hastalıklı olan yer içinde teyemmüm eder, sargı var ise onun üzerini mesh eder demişlerdir’’ ki aynı noktaya işaret etmektedirler. Şimdi bunlar zaruret taharetidir.  Bunlardan miktarınca takdir olunur. ‘’Zarar olursa teyemmüm eder’’. Bakın, İslam âlimleri olayı hiç zorlaştırmamışlar. Şanlı Peygamber ve Yüce Allah ne diyor: ‘’Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, sevdiriniz nefret ettirmeyiniz!’’. ‘’Yüce Allah (Celle Celâluhü) sizin için Allah kolaylık diler, zorluk dilemez’’ (Bakara 185). Yüce İslam hayatı kolaylaştırmak için geldi.  Eşi bulunmayan hayat tarzı, Yüce İslam’ın hayat tarzıdır. Hanefiler ise ‘’Yaraya zarar verecek ise -diyor- ihtiyaç fazlası bezin üzerine mesh etmek caiz olur’’. Mâlikîlerce kabul edilen görüşte budur. Allah bütün âlimlerimize güzel Kur’an’ı Kerim’i güzel anladıkları için, Hadis-i Şerifleri ve Yüce İslam’ı kolaylaştırdıkları için, ilim yolunda göz nuru döküp ilmî çalışmalarda ömür tükettikleri için Allah onlara ebediyyû’l ebed rahmet eylesin, mağfiret eylesin, merhamet eylesin. Bu âlimleri bize lütfeden Allah’a hamd olsun. Bu Şanlı Muhammed’in yolunu izleyen bu âlimler kıyamete kadar eksik olmamıştır, olmayacaktır İnşâAllah. o Şanlı Peygamber’e salât-ü selâm olsun. Onun ashaplarından Allah çok mu çok razı olsun. Sargının su ile alınmış taharetten sonra sarılmış olması,

1:00:00

 

Şafiîler ve Hanbelilere göre bir şarttır. Bu imkânlar dahilinde imkân varsadır. Zarar görmekten korkacak olursa teyemmüm eder. Hanbelilere göre sargının üzerine su ile mesh etmek yeterlidir. Hanefilerle Mâlikîlere göre ise sargının taharet üzerine konulmuş olması şartı yoktur. Bakın Hanefilerle Mâlikîlere göre sargının taharet üzerine konulmuş olması şartı yoktur. Çünkü orası hasta, yaralı. O anda (kişinin) taharet abdest alması kolay bir şey olmayabilir. Ona imkân olmayabilir. Onun için Mâlikî ilerle Hanefiler işi daha kolay tuttular. Öbürleri de zaten zarurette bunlarla beraber oldular. Sargı üzerinde mesh etmesi caiz olur. Fetva bu vecih üzeredir. Bakın, fetva en kolay üzere verilmiştir. Makul olan da budur. Yani aklın gereği de budur. Çünkü akılla İslam şeriatı iç içedir, hiç çelişmezler.

 

1:01:35

 

Aklıselim çelişmez. Ama iblisin aklı gibi akıllar vardır. Firavun akılları vardır. Bunlar şeriatla bağdaşmaz, iblis ile bağdaşır. Bunlara ‘’aklı maaş’’ denir. Akl-ı meat ile aklı maaşın, akl-ı kami, aklıselim vardır. Akl-ı kami, aklıselim, akl-ı meat bunlar hakkın emrindeki akıllardır. Aklı maaş şeytanın emrinde. Aklını başına al ey Müslüman! Her aklın hür olmadığına bak, (çünkü) esir akıllar var.  Allah’ın emrinde olmayan bütün akıllılar esir ve zillet içindedirler. Hür akıllar İslam’a, Allah’a bağlı olan Muhammed-i Şeriat ile hareket edenlerdir. İster kabul et ister etme, o senin bileceğin iş. ‘’Sargının haram olan, ipek veya meyte derisi, necis bez parçası gibi şeyle yapılmamış olması’’; bu Hanbelilere göre şarttır. Ama öyle bir an gelir ki ipekten başka bez bulamazsın. Zaruretde onu da kullanırsın. Erkekleri ipek kullanamazlar, altın kullanamazlar. Bu kadınlara hastır bunlar, kadınlar kullanır. Şimdi, ‘sargı üzerine mesh edilmesi istenen miktar’. Hanefilere göre müftabih olan görüş şudur: ‘’Bir defa mesh etmek yeterlidir sargının üzerine’’, Hanefiler (demişleridir). Yine ‘niyet de aranmaz’. Hanefiler hayatı o kadar güzel keşfetmişler ki İslam’ın hayat tarzını mükemmel; diğerleri de böyle. Cumhur ise Mâlikîler ve Şafiîler ve Hanbelilere göre sargının bütünüyle mesh edilmesi vaciptir, demişler. Sargı üzerine meshin müddeti yoktur. Ne zaman iyileşirse yarası, kırığı, çıkığı -neyse- iyileşinceye kadar devamlılığı söz konusudur. Bakın, İslam’da hiçbir zorlamanın; akla, bilime ters düşen zerre bir şey bulamazsınız. Buluyorsan o senin kafandaki sakatlıktan ileri geliyor. Sen İslam’ı doğru anlamamışsın. Kendi kafana göre ‘şu İslam’ dersen, işte o zaman sapar(sın). Senin kafandakinden ibaret değil ki İslam!

 

1:05:04

 

Allah’ın ortaya koyduğu; Muhammed’in uyguladığı, öğrettiği, gösterdiği, kâşif âlimlerin keşfettiği ‘o İslam’ı’ öğreneceksin. Kara kafalar, inkârcı kafaların, kararmış ruhların İslam’a saldıran aşağılıkların ortaya koyduğu İslam anlayışı, İslam anlayışı değil ki! Onlar İslam’ı karalamak isteyen kara beyinliler! Güneşi balçıkla sıvamaya kalkanlar, (İslam) öyle değil! O çağ dışılık, onların kara ruhlarında. İslam ise âlemleri ezelî, ebedî aydınlatan Allah’ın nurudur. Ebedî ve sönmez! İster kabul et ister etme. Karanlığa kaçacakmışsın, karanlıkta yaşayacakmışsın, o senin özgür hür fikrin bilir, kendin bilirsin sen. Zor yok! İslam’da zorlama yok! İslam’da zorbalara karşı koymak var!  Dayatmacılar var ya! İşte bunlardan bu dünyayı kurtarmak için İslam gelmiştir zorbalardan. Ey Ümmet-i Muhammed! Bir ol bütün ol! Dünyayı zorbalardan, eli kanlı katillerden kurtar! Barışı sağla adaleti sağla dünyaya! Ey Ümmet-i Muhammed! Bu senin görevin (A.S.V). Onun için ne güzel söylediler. (Mesela) Cünüp oldun. Cünüplük dolayısıyla (sargı) çıkartılmaz, yaraya dokunulmaz, sargıya dokunulmaz. Zaruret ise yaranın iyileşmesine kadardır. Yani yara iyileşinceye kadar. O yaraya sargıya oralara dokunulmaz, zarar görecekse. Diğer vücudun diğer bölgelerini yıkarsın. Yıkayamazsan teyemmüm edersin. İslam ezelî, ebedî bütün çarelerdir. İslam’da çaresizlik yoktur. İslam çareler dinidir. Her çağın önünde, üzerinde değişen bütün şartlara en mükemmel çareleri Yüce İslam içinde barındırmaktadır. Sen İslam’ı iyice keşfet, yapacağın görev bu. Gusülde tertip fakihlerin ittifakıyla şart değildir. Sargı üzerine mesih ve teyemmüm bir arada yapılır mı? Hanefilerle Mâlikîlerin görüşüne göre mesh etmekle -yani sargı üzerine mesh etmek- ile yetinilir. Çünkü sargı üzerine mesh etmek yıkamanın bedelidir; teyemmüm eklenmez, demişlerdir sargıları için. Şafiîlerin azhar olan görüşüne göre; ‘’Sargı üzerine mesih ile teyemmümü bir arada yapar. Önce sağlıklı olan kısmı yıkar. Sonra sargı üzerine mesh eder ve teyemmüm eder’’. Bunların yapılması vaciptir der, Şafiîler. Ebu Davud ve Dârekutnî’de yer alan ve ricâlinin hepsi sika olan bir isnat ile Hz. Cabir’den gelen bir haber de; ‘’Sevgili Peygamberimiz (S.A.V) teyemmüm etmek ve başını bir bez ile bağladıktan sonra sargı üzerine mesh etmek sonra da vücudunun geri kalan kısmına yıkamak, onun için yeterli idi’’, Hadis-i Şerifini delil göstermişlerdir. Bu da durumlara göredir. Yine içinde bulunduğun durum neyi gerektiriyorsa onunla İslam dini amir hükümlerini ortaya koyar. Teyemmüm hasta organın yıkanmasında bedeldir.

 

1:10:03

 

Yine sargının mesh edilmesi ise yara etrafında bulunan sağlıklı kısmın yıkanmasından bedeldir. Vücudunda birçok sargı bulunur, cünüp olur ve gusül etmek isterse; o vakit hepsinin yerine bir tek teyemmüm yeterlidir. İşte görüyorsunuz, burada şu kolaylığı bakın. Şu güzelim hükme bakın. Evet dindarlık için her türlü keşifler yapılıyor ama en kolayı da emrediliyor. Keşifler yapılmalıdır o ihtilâflar rahmettir. Değişik görüşler değişik keşifler zenginliktir.

 

1:11:10

 

 

 

 

(Visited 142 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}