AmeldeFıkhı 22-01

22- Amelde Fıkhı Ekber Ders 22

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 22

 

Dersimiz fıkıh okulunda, o ekolde okumak, okutmak, Amelde Fıkh-ı Ekber’den keşif notları almaya vermeye devam ediyoruz. Geldiğimiz dersimiz -biliyorsunuz- mescitler, camilerin durumu. Camilere girildiği zaman şu şekilde dua edilmesi de tavsiye edilmiştir; daha önce de belirttiğimiz gibi: (Eûzu billahil azim ve vechihil kerim ve sultanihil kadim mineşşeytanirracim. Bismillahi velhamdülillahi Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve âlâ ali Muhammedin ve sellim. Allahümmağfirli zünübî veftahli ebva ve rahmetike).

 

Yine başka bir haberde (Allahümme veftahli ebva ve fazlikel kerim). Bunlar ve bunların emsali dualar, tesbihler, salavatlar okunur. Şimdi biliyorsunuz ki camiler Yüce Allah’ın evleridirler. Camide olmayı ister. Bir çakıl taşının dahi rivayetini size bildirdiğimize göre sahih bir isnat ile Ebû Hureyre’den gelen bir Hadis-i Şer’ifte çakıl parçası kendisini mescitten çıkartacak kimseye çıkarmaması için yalvarır.  Yani canlı cansız her şey camilerde kalmayı ister. Çünkü camiler Yüce Allah’ın özel evleridirler.  Onun için camilerin kıymeti, değeri Müslümanlar tarafından bilinerek gelmiş, bilinerek gitmelidir. Caminin tamiri ve onların korunup gözetilmesi, bozulan kısımlarının düzeltilmesi sünnettir. Bir Hadis-i Şer’ifte de kim bir mescit inşa ederse Yüce Allah (C.C.) ona, onun gibisini cennette inşa eder diye Sevgili Peygamberimiz’den rivayet edilmiştir. Bunu da kıymetli muhaddislerimiz Osman bin Affan’dan rivayet etmişlerdir. Hanbeliler; ihtiyaca göre mescitlerin bina edilmesi gerekir, bu farz-ı kifayedir derler. Yine kilise, havra veya kaybolmuş bir kabristan olan bir yerde toprağı düzeltildiği takdirde mescit bina etmek caizdir demişlerdir.  Evet, kıymetliler. Demek oluyor ki, eğer kaybolmuş yeri; sadece yeri kalmışsa onların yerine başka binalar, kaybolmuş yerleri kalmış, oralara mescit yapılabilir denmiştir. Taiflilerin mescitlerini, putlarını bulunduğu yerde bina etmesini emretmiştir Sevgili Peygamberimiz. Taiflilerin mescidini putlarının bulunduğu yerde bina etmesini emretmiştir.

 

Dakika 5:04

 

Putlar yıkılmış, atılmış; yerine cami yapılmıştır. Taif bunun örneklerinden biridir diyor. Fetâvâ-i Hindiyye ve emsali kaynaklarda da bulunmaktadır. Şimdi şöyle bir baktığımız zaman bu gerçekleri bir bir görmekteyiz. Yine Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberde: “İnsanlar mescitlerle karşılıklı övününceye kadar kıyamet kopmayacaktır.” İşte, bakın: Mescitlerle övünme kıyamet alâmeti olmaktadır, acaba neden? Ben mescitleri süslü püslü yükseltmekle emrolunmadım. Camiyi adam süslüyor, içine girip namaz kılmıyor. Bu kıyamet alâmeti işte. Nice mimarlar güzelim cami yaparlar, ama içine girip namaz kılmazlar. Nice toplumlar süslü cami yaparlar, öbürlerine karşı övünürler ama içine girin ilim yok irfan yoktur ve içerisinde gereken Allah’ın emrettiği ibadetler yapılmaz. Bunlar kıyamet alâmetleridir. Ant olsun siz mescitlerinizi Yahudi ve Hıristiyanların süsledikleri gibi süsleyeceksiniz. Mabetlerinizi siz de süsleyeceksiniz, Yahudi ve Hıristiyanlar gibi. Bakın İbn-i Abbas’tan geliyor bu haber, İbn-i Abbas diyor: Şimdi acaba Hıristiyan ve Yahudiler gibi mabetlerinizi süsleyeceksiniz. Hem de ant olsun diyor, dikkat edin: Şimdi şu içinde bulunduğumuz dünyada camiler daha çok süslenmektedir. İçlerine girin, muhteşem camilerin cemaatlerine bakınız. İçinde ilme irfana bakınız. Bugün bir Fatiha’yı cemaatine açıklamadan, Fatiha’nın anlamını açıklamadan emekli olan imamların sayısına bakınız. İlim irfan olmadan cemaat Kur’an ve ilâhî değerlerle, kutsal değerlerle bütünleşmiş bir imam, onunla bütünleşen bir cemaat. Ruh-u millî oluşturan bir cemaat camide varsa işte aranan istenen budur, bu. Yoksa herkes kendi kafasına göre, rastgele hareket ediyor. Orada ruhuu millî yoksa yatıp kalkıp dağılmak; bu da gerçek cemaat anlamında değildir. Gerçek cemaat Kur’an ve sünnetle bütünleşen cemaattir. İmam Kur’an’ı, sünneti, İslam’ı cemaatine telvin ve tebliğ eden cemaatte Kur’an ve sünnetin emriyle emir olunan, gereğini yerine getiren bir ruh-u millî ve bütün bir millî birlik, ruh birliği, güç birliği. Tarihte 14 asır dünyaya hâkim olan kuvvet bu kuvvet idi. Şimdi camiinin de cemaatinde hangi kısmı var, neleri var neleri yok? Ceset var, ruh var mı yok mu? Ruhu araştırın. Cemaat ne demek? Birlik, beraberlik bütünlük, toplanmak. Camii toplayan, kendisinde toplanılan Allah’ın evi, o mekân demek. Niçin? Toplanmanın anlamı ortadadır.

 

Dakika 10:06

 

Bunları gözden geçir, bugünkü Kur’an-ı Kerim’in, sünnetin istediği cemaat var mı, yok mu? Bunu araştır. Tenkit etmeyelim; gerçeklere bakalım, gerçekçi olalım. Yağlayıp yuvarlamak, sahte müjdeler vermek insanları aldatır. Karamsarlık da doğru değildir ama gerçekçi olmalıdır. Süslenmesi (camilerin) bir bidattır. Bunun mekruh olduğu hükmü ise Mâlikîler ve Hanbelilerin kabul ettiği görüştür. Hanefilerde helal olan mal ile mescitlerin süslenmesi caizdir; mihrabı bundan müstesnadır. Mihrabın süslenmesi mekruhtur demişlerdir. Şimdi kıymetliler, eğer siz ilmi irfan şuurlanmayı ve ruh-u millî ile birlik ve bütünlüğü sağlar da eğer insanları o ciladan, süsten ilme, irfana yöneltebilirsiniz Hanefilerin dedikleri de doğrudur. Ama öbürlerinin dedikleri de doğrudur. Bunların dediklerinin hepsi doğrudur. Bunlar her ortamda, bunlar birer birer yüksek değer olarak anlaşılmış olmalıdır. Ebû Hanife’den bu konuda ruhsat verdiği rivayet edildiği gibi Ebû Talip el-Mekkînin de mihrabın süslenmesinde kerahat yoktur diyor. Bu da Ebû Talip el-Mekkînin’den gelen ve ona isnat eden bir durum. Yine Peygamberimiz’den gelen haberde Yüce Allah’ın nazarında en sevilmeye değer yer mescitlerdir. O’nun nazarında en buğuz edilmeye değer yer ise pazarlardır. Şimdi bunu Müslim-i Şer’if, Ahmet bin Hanbel gibi kıymetli muhaddislerimiz Zübeyir bin Mutim’den rivayet etmişlerdir.  Şimdi camilerin önemi çok büyük: Pazar yerlerinin durumu neden böyledir derseniz; alışverişteki karşıyı kandırmak için söylenen yalanlara dikkat edin. Doğru dürüst tacirler, tüccarlar peygamberlerle cennete girerler. Fakat karşıyı yalanlarla kandırıp mal satmaya, aldatmaya çalışanların durumu ise berbattır. Onun için buğuz edilmeye değer yer ise pazarlardır. Tabii doğru dürüst davranılan kişiler dâimâ müstesnadır. Bu pazar yerlerindeki yapılan yanlışlar ve yalanlara dikkatler çekilmiştir. İşte Sevgili Peygamberimiz’den gelen bir haberdir bu. Bir de camilerden sonra hamamlar konusunda da şöyle bir keşif notu vermeye çalışalım. İmâm-ı Ahmet’e göre hamam inşaatı, satması, alması, kiralaması İmâm-ı Ahmet’e göre mekruhtur.

 

Dakika 15:00

 

Şimdi İmâm-ı Ahmet kadınlar için hamam inşaatı yapan kişi hakkında; “böyle birisi adalet sahibi değildir” demiştir. Bu tabii hangi ortamlarda, hangi insanlar için, hangi yanlışlar -hamamlarda- yanlış işler yapılıyor? Ahmet bin Hanbel’in, kıymetli âlimimizin görüşlerini bu açıdan değerlendirmek gerekir. Hanbelilere göre hamam çalıştıranın ve berberin kazancı mekruhtur demiştir. Hanbelilere göre hamam çalıştıranın ve berberin kazancı mekruhtur. Erkeklerin hamamlara girmeleri mubahtır; yani ne günahtır ne sevaptır denmiştir. Kıymetli dostlarımız, İbn-i Abbas, El-Cuffe’de bir hamama girmiştir. Halid bin Velid ‘in de hamama girdiği rivayet edilmektedir. Bunlar kıymetli sahabelerdir. Avretin açılması ve görünmesi hamamlarda haramdır. Şimdi, hamama giren kişi eğer şer’i kurallara riâyet ediyorsa hamamdan faydalanması normaldir, bir sakınca yoktur. Ama hamamlarda yanlış işler yapılıyor, şer’i kurallara uyulmuyorsa o zaman onlara da o açıdan tabii İslam dini hükmünü verir ve vermiştir. Kıymetli âlimlerimiz bunları göz önünde tutarak söylemişlerdir. Eşin veya mâlik olduğun câriyenden hariç yani bunları müstesna avretini koru. Peygamber Efendimiz’den gelen bu haberde; eşin veya hizmetli câriyenden başkasına karşı avretini koru. Şimdi, yani hamamlarda da çıplak gezilemez. Mahrem yerleri asgari göbek diz altı örtülür. Erkek erkeğin avretine bakmasın.  Peygamberimiz’den gelen haber bunlar. Erkek erkeğin avretine bakmasın, kadın da kadının avretine bakmasın. Çıplak olarak yürümeyiniz, uyluk avrettir. Bakın, şimdi Kütüb-i Sitte’nin bir kısmında bu haberlerin tümünü bulabilirsiniz. Şimdi Hz. Ali’den gelmekte bir kısmı, uyruklarına açma ve sen ölü veya hayatta olan bir kimsenin de uyluğuna da bakma. Bu da Hz. Ali’den gelen ve Müslim-i Şerif’in rivayet ettiği bir haberdir. Kıymetli dostlarımız, bunların tümüne baktığımız zaman çıplak olarak hamamlarda hareket etmenin yasak olduğunu görüyoruz. Çıplak olarak yürümeyiniz, bak bu ne? Peygamberimiz’den gelen haberler. Erkek erkeğin avretine bakmasın, kadın da kadının avretine bakmasın. Uyluk avrettir. Yine -eşin veya mâlik oldukların müstesna- avretini kor diyor. Yanında sadece eşin ve mâlik oldukların hariç diğerlerinden avretini koru diyor. Yani mahrem yerlerini gösterme diyor; asgari. Kıymetliler; göbek, diz altı hamamlarda da kesin örtülü olmalıdır.

 

Dakika 20:14

 

Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberlere devam ediyoruz. Yine peştamalsız olarak umumî hamamlara girmek haramdır. Yani peştamalını iyice örtün hamama girmişsen. Sevgili Peygamberimiz’den de şöyle haber var yine, birçok haberler olduğu gibi: “Ümmetimin erkeklerinden Allah’a ve âhiret gününe inanan bir kimse peştamalsız hamama girmesin. Ümmetimin kadınlarından Allah’a ve âhiret gününe iman edenler ise asla hamama girmesin. Peştamalsız olarak hamamlara girmek erkeklere haramdır; erkek hamama çıplak olarak girdiği takdirde beraberindeki iki melek ona lanet ederler” buyuruldu. İşte bunlar da kıymetli muhaddislerimizin Peygamberimiz’den gelen, rivayet edilen haberlerdir. Bunların Nesâi (hâkim), birini Câbir’ den rivayet etmiştir. Yine İmâm-ı Ahmet bin Hanbel, Ebû Hureyre (R.A.) ondan rivayet etmişler. Yine birinde Kurtubî, tefsirinde yer vermiş. Şerefli yazıcılar yaptıklarını bilirler. İnfitâr Suresi ayet 11 ve 12’de. Yani yazıcı melekler. Kadınlara gelince: Kıymetliler, onların aybaşı, lohusalık, hastalık ve gusletmek ihtiyacı gibi bir sebep olmakla birlikte evinde yıkanamamak gibi bir özrü olmadan hamama girmesi mekruhtur. Tabii bunlar yine hamamların iç ve güven yapısına, şer’i kurallara uyulup uyulmamasına göre verilmiş fetvalardır. Evinin dışında elbisesini çıkartan her bir kadın mutlaka kendisi ile Allah arasında olan sırların üzerindeki örtüyü kaldırmıştır. Peygamberimiz’den gelen haber bu. Bu haberi Hz. Ayşe’den hasen olarak kıymetli muhaddislerimiz rivayet etmişlerdir. Bakın ne diyor Sevgili Peygamberimiz: “Evinin dışında elbisesini çıkartan her bir kadın mutlaka kendisi ile Allah arasında olan sırların üzerindeki örtüyü kaldırmıştır” buyurdular. İşte, kıymetliler. Acem ülkesi size fetih olunacaktır. Bu da Peygamberimiz’in mucizesidir. Acem ülkesi size fetih olunacaktır. Orada kendilerine hamam adı verilen birtakım binalar bulacaksınız. Erkekler oraya peştamalsız girmesin. Hasta veya lohusa olması müstesna kadınların da oralara girmesine mâni olun. Yani kadınlar hasta ve lohusa, ihtiyaç gereği hamamlara gidebilirler ama kurallara dikkat edilmesi şartıyla. İster erkek ister kadın olsun.

 

Dakika25:01

 

Peygamberimiz’in sözünden zaten hepsi anlaşılmaktadır. İnsanlar arasında çıplak olarak yıkanmak haramdır. Şanı Yüce Allah hayâ sahibidir ve settardır. Hayâyı ve tesettürü sever. Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, Şanı Yüce Allah (C.C.) hayâ sahibidir ve settardır. Hayâyı ve tesettürü sever.  Sizden biriniz yıkandığı zaman tesettüre riâyet etsin. Bunu da Ebû Davud, Ya’lâ bin Ümeyye’den rivayet etmiştir. Peygamberimiz’den gelen bir haber de budur. Kıymetli efendiler, şimdi ıssız yerlerde de olsa tesettüre riâyet edilmelidir. Tek başına ise o zaman -her ne kadar caiz olsa bile- yine sen haddinden ziyâde çıplak olma. Tek başına da olsan Yüce Allah; kendisinden hayâ edilmeye en çok layık olan O’dur. Ona göre davran. Şimdi istisnai bazı durumlar, zarûret hâlleri, istisnai durumlar. Bunlar kuralları değiştirmezler. Mesela bir an için Hz. Musa’nın çıplak yıkanması, bir an için Eyüp Aleyhisselâm’ın çıplak yıkanması. Bunlar edep ve terbiye kurallarını, tesettürü ortadan kaldırmaz. Tek başına dahi olsa örtünmeye riâyet etmek müstehaptır. İşte, fazilet yarışında bulunulmalıdır. Ve insanlardan daha çok Allah’tan utanmak yaraşır. İnsan, hiç kimse olmasın Allah’tan utanmayı bilmeli.  Yine Ebû Hureyre hamama girmiş ve “Lâ İlahe İllallah” demiştir. Kıymetliler, Peygamber’in (A.S.V.) her zaman Allah’ı zikrettiği rivayet edilmiştir. Bu da içinde bulunduğu ortamın -tabii- durumunu sahabeler iyi bilir, değerlendirirler. Açıktan zikredilecek yer müsaitse olur ama açıktan zikredilmeyen kirli yerlerde gizli kalp zikreder Rabb’ini. Yine Kur’an-ı Kerim okumaya gelince: İmâm-ı Mâlik ve Nehâî’ye göre Allah’ı zikretmekle olduğu gibi bu da mekruh değildir demişler. Yalnız İmâm-ı Ahmet mekruh görmüştür Kur’an-ı Kerim okumayı.  Nitekim hamamda selamlaşmak da mekruhtur.  Tabii hamamların temiz bölümleri vardır, bir de kirli bölümleri vardır. Bunlara da dikkat lazım. Bazı Hanbeliler ise bunu mübah kabul etmişlerdir. Çünkü eşyada asıl olan mübahlıktır. Yani ortada bir kir, bir pas, bir necaset; bir şey yoksa orada da asıl olan mübahlıktır; bu genel kuraldır. Hamamın adabı ihtiyaç ve adet olan miktardan fazla su kullanılmaması. Yani ben hamamda fazla su kullanayım demeye kalkma, israf etme. Yeteri kadar kullan.

 

Dakika 30:13

 

İhtiyaçtan fazla orada kalmaması gerekir; bir de hamamda çok kalmamak gerekir. Orada ihtiyacın kadar kal ve hemen çıkmaya bak. Önce besmele; hamama girerken önce besmele çekmeli. Ondan sonra istiâze getirmelidir. Yani Allahu Teâlâ’ya istiâzede bulunmalıdır. Helaya girerken de böyle yapılmalıdır. Girerken sol ayağıyla girer, çıkarken sağ ayağı ile çıkar. Hamamın sıcağı ile cehennem ateşinin sıcağını hatırlamalıdır. Sıcak odasına ilk odalarda terlemedikçe girmemelidir. Bak burada tıbbî ve sağlıkla ilgili yüksek âlimlerimizin İslam’dan aldıkları ilham ile sağlık öğütleri de vermektedirler -ki Yüce İslam tıp üzerinde yüce bir tıptır- bunu da kimse unutmasın. Tabiatüstü bir koruyucu hekimliktir. Çünkü hamamlar, şeytanların yeridir. Şeytanlar pis ortamları severler, o ortamda bulunurlar. Allah’tan mağfiret dilemeli ve iki rekât namaz kılmalıdır. Hamam günü günah günü demişlerdir -ki tabii bu kurallarına riâyet edilmeyen ortamlar için idi. Yoksa kurallarına yerli yerince rivayet edilen ortamlarda hamamlar şifahane de olur günah mekânları da olur. İnsanların nasıl kullandığına bağlıdır- Şafiîler güneş batmadan az önce ve akşam ile yatsı arasında hamama girmeyi mekruh görmüşlerdir. Çünkü bu vakitler şeytanların yeryüzüne yayıldığı vakitlerdir. Burayı tekrar ediyorum: Şafiîler güneş batmadan az önce ve akşam ile yatsı arasında hamama girmeyi mekruh görmüşlerdir. Çünkü bu vakitler şeytanların yeryüzüne yayıldığı vakitlerdir. Şimdi bu tespitleri ancak hak bir din yapabilir, başkası yapamaz. Çünkü şeytanların yeryüzüne dağıldığını, bunlar gizli yaratıklar. Bunları din tespit eder, başkalarının bunlara aklı ermez. Deney yoluyla, bilimsel keşif yollarıyla buralara kimse ulaşmaz. Dinin ulaştığı ezel ve ebede kimsenin ulaşma şansı yoktur. Ama insanlar bilimsel çalışmaya devam etmelidirler, becerebildiği kadar. Hanbeliler der ki: Bu mekruh değildir. Bunların hepsi doğru, neden doğru? Şeytanlara karşı eğer sen donanımlı isen sana kimse zarar veremez. Ama herkesin de donanımlı olamayacağı insanlar da vardır. Onun için bunların hepsi doğrudur. Doğru bakmak, doğru tespit etmek. Sakın ola ki biri böyle dedi öbürü niye böyle dedi diye yanılma. Bunlar birer birer doğru keşiflerdir. Hem de her insanın buradan alacağı ayrıca dersler vardır. Koruyan insanla korunan insan bir olur mu? Âciz insanla güçlü insan bir olur mu?  Zırh içindeki bir insanla korunması olmayan bir insan bir olur mu? Bunların hepsini ayrı ayrı, doğru değerlendir. Bu âlimler (rahmetullahi aleyhim ecmain) mükemmel keşfetmişlerdir.

 

35:15

 

Bu senin anlamânâ bağlı. Bunlar kâşif, büyük âlim. Sonra biz burada keşif notları veriyoruz; konunun bütün detaylarına yer versek zaten işin içinden yıllarca çıkılmaz. Not veriyoruz biz, keşif notları.  Yoksa bunun teferruatına geçmiş olsak işin içinden yıllar boyu çıkamazsın. Bir derste kalırsın, öbür derse geçemezsin. Biz hepsinden keşif notları veriyoruz ki o notlardan, keşif notlarından insanlar ne yaparlar? Terakki ederler, sorma bilincine ulaşırlar. Gereken bilmediklerini öğrenir, bir de sormayı da öğrenir. Bilmeyen adam sormayı da bilmez. Kıymetliler, sonra bunların değişik keşiflerinde bulunmaları o kadar çok faydalıdır ki bu faydalara zaman zaman değinmekteyiz. Oruçlunun hamama girmesi mekruhtur. Bunun da sağlık açısından olsun, din açısından, ibadet açısından olsun hikmetleri açıktır. Çünkü direncini hamam azaltır. Ama istisnai olarak benim direncim artar diyen varsa onlar müstesna. Hamamdan çıkarken soğuk su ile ayaklarını yıkamak faydalıdır. Bakın bu dinin tespit ettiği tıp alanıdır. Soğuk su içmede de bir mahsur yoktur. Sıhhatler olsun demesinin ve tokalaşmanın da bir mahsuru yoktur. Evet, kıymetliler. Bunlar güzel şeylerdir. Yalnız, tabii soğuk su içmenin bir mahsuru yoktur derken; kendi durumunu, kendi sağlığını da bilerek. Çünkü çok hararetli insanın buz gibi bir su içmesi -tabii her insan için değildir bu- bunu da içmeyi bilmeli. Aniden soğuktan sıcağa, sıcaktan soğuğa da geçmemeli. Çünkü bunu tabiplerimiz de Yüce İslam da burada insanları hem en güzele sevk eder hem de uyarırlar. Şimdi dersimiz teyemmüm konusuna gelmiştir. Muhterem izleyenler, Yüce İslam hayatı kolaylaştırmıştır, mutlu bir hayat tarzını Yüce İslam ortaya koymuştur. Hayatın kolaylığı içinde ortaya konan ilâhî emirlerden biri de teyemmümdür. Teyemmüm kast etmek demektir sözlükte. Ondan adi şeyleri vermeyi kast etmeyin. ‘’La teyemmemu’’. Şimdi burada kasıt anlamı verilmiştir; Bakara Suresi 267’de bu ayet-i kerimeyi istinat ederek. Sözlük anlamındaki bu mânâyı ortaya çıkartmak için bu ayete istinat edilmiş. Hanefilerin tarifi şöyledir: Temiz toprağa sürülen ellerle yüzü ve dirseklere kadar kollarını mesh etmektir. Şimdi Hanefilerin tarifi böyledir. Temiz toprağa sürülen ellerle yüzü ve dirseklere kadar kolları mesh etmektir.

 

Dakika 40:05

 

Kast, teyemmüm için şarttır. Çünkü bu bir niyettir. Teyemmümde niyet, Hanefilerde de farzdır.  Kıymetliler, Mâlikîlerin teyemmüm tarifi de şöyle: Niyet ile birlikte yüzü ve elleri birlikte mesh etmeyi ihtiva eden, toprakla yapılan bir temizliktir. Kelimelerin yerleri değişik olsa da tarifleri aynıdır. Şafiîler teyemmümü -bakın onlar da- şöyle tarif etmişlerdir: Toprağı yüzlere ve ellere ulaştırmaktan ibarettir demişlerdir. Şimdi teyemmüm, abdest veya gusül yerine geçmek üzere özel şartlarda toprağı yüzlere ve ellere bulaştırmaktan ibarettir demişler. Bu da Şafiîlerin tarifi. Hanifler de bakın şöyle demişler: Yüz ve elleri özel bir şekilde temiz toprak ile mesh etmektir demişler. Hepsi de güzel söylemişler. Aslı hepsinde aynıdır. Sadece cümlenin yansıyan yönleri, zâhirî yönlerinde farklılık vardır. Bu da çok güzeldir ve olmalıdır. Teyemmümün meşrûiyeti, Hicret’in altıncı yılında, Müreysi Gazvesi’nde teyemmüm meşrû kılınmıştır ve teyemmüm ayeti de nazil olmuştur. Hazreti Ayşe Validemiz’in iftiradan beri olduğuna dair ayet-i kerimeler de bu olayla ilgili olarak nazil olmuştur. Görüyorsunuz; Hicret’in altıncı yılındaki Müreysi Gazvesi’nde meşrû kılınmıştır. İslam dini 23 senede tamamlanmıştır. Birden her emir gelmemiş; insanlar yaşayarak, değişik şartlarla karşılaşarak, yaşanarak, yaşantının karşılığına -bakın- Cenab-ı Hakk icat ettikçe emirler, hükümler göndermiştir ki İslam dini yaşam tarzıdır. Mükemmel mi mükemmel ve ilâhîdir. İnsanüstü, tabiatüstü bir ilâhî nizamdır Yüce İslam. Teyemmüm, bir ruhsattır. Hanbeliler, azimet olduğunu söylemişlerdir.  Teyemmümün meşrûiyetinin delili; kitap, sünnet ve icmâdır. Kur’an-ı Kerim’de var; daha önce okuduğumuz ayetlerde olduğu gibi, yine Nisâ Suresi’nin 43. ayetinde, sünnette, yine icmâda, İslam dini. Bunu Müslümanlar yaşayarak gelmişler, uygulayarak gelmişlerdir. Bunun için bakın Yüce Rabb’imiz ne buyuruyor: “Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız veyahut herhangi biriniz ayak yolundan gelirse yahut kadınlara dokunur da su bulamazsanız o vakit temiz bir toprağa teyemmüm edin ve onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin.” İşte bu Yüce Rabb’imizin yüce buyruğudur. Ey kıymetli izleyenler! Sünnetten delile gelince bakın bu konuda Hadis-i Şerifler az değildir.

 

Dakika 45:03

 

Birçok Hadis-i Şerifler bulunmaktadır. Bakın, Müslim-i Şerif’in rivayetindeki bir Hadisi size gösterelim, mealini verelim: “Bütün yeryüzü bize mescit kılındı. Toprağı da bizim için temizleyicidir.” Bakın Sevgili Peygamberimiz’den gelen bu haber teyemmüm hakkındadır. Toprak, Müslümanın temizleyicisidir. Su bulamadığı veya abdesti bozulmadığı sürece isterse 10 yıl süreyle devam etsin. Bakın bunlar da yine İslam’ın hiçbir zorluğu emretmediği, hayatı tamamen kolaylaştırdığı ortadadır. Ama kuralları, ölçüleri Allah ortaya koyduğu için, âlimlerimiz de bunu tespit ettikleri için ölçülere uyarak bu mutlu hayat tarzı olan İslam’ı yaşamamız gerekiyor. Yani rastgele olmaması gerekiyor. Fıkıh okulunda okumalıyız kıymetli, muhterem izleyenler. Ümmet-i Muhammed için söylüyorum -ki bunu bilenler zaten biliyor- bilmeyenler de bilmeli, okumalıdır- Beraber okuyalım bu fıkıh okulunda.  Şimdi teyemmüm konusunda ümmet, icmâ etmiştir. Teyemmümün nitelikleri veya hangi taharetin yerine bedel olduğu gibi durumlara da şöyle bir göz atalım: Bütün fakihler teyemmüm abdestin ve cünüplükten, aybaşı ve lohusalıktan dolayı guslün yerini tutar demişlerdir. Yani teyemmüm abdestin ve guslün yerini tutar demişlerdir. Kıymetliler; özetlediğimiz zaman durum budur. Yine Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberde şöyle buyurulmuştur: Bir seferde Resûlullah (S.A.V.) ile birlikteydik. Beraberindekilere namaz kıldırdı. Aniden kenarda duran birisini gördü, ona, “Seni namaz kılmaktan alıkoyan nedir?” diye sorunca adam: “Ben cünüp oldum ve su da yok, ne yapacağımı bilemiyorum” dedi adam. Bunun üzerine o Şanlı Peygamber, insanlığın tek önderi, âlemlerin Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.) buyurdu ki; “Toprak var. Toprak var ya, o sana yeter”. Yani teyemmüm et dedi adama. Tabii adam da hemen teyemmümü etti, namazına durdu. Yine başka bir haberde Hz. Câbir’den gelen bir haberde: Bir sefere çıkmıştık. Bizden birisine bir taş isabet etti. Kafasını yardı. Sonra ihtilâm oldu. Arkadaşlarına: “Teyemmüm etmek konusunda benim için ruhsat var mıdır? Ne dersiniz?” dedi. Onlar da: “Sen su kullanmak imkânına sahip olduğun için sana ruhsat olduğunu sanmıyoruz” dediler. O da gusül etti ve akabinde öldü. Resûlullah’ın yanına varınca bu durum ona bildirildi. O da şöyle buyurdu: “Adamı öldürdüler. Allah kahretsin onları.” Bakın, hâşâ muhafazan Allah! Bilmedikleri bir konuda kendilerine soru sorulunca ne diye onlarda sormadılar ki; bilmeden nasıl cevap verdiler?

 

Dakika 50:05

 

Adamı öldürdüler. Şunu biliniz ki; ne söyleyeceğinizi bilememenin çaresi soru sormaktır. Neden sormadan cevap verdiniz? O kişiye teyemmüm etmesi ve yarasının üzerine bir bez bağlayıp ondan sonra da orayı mesh etmesi, vücudunun sahir kısımlarını da gusletmesi yeterdi. Yaraya su değdirmemesi gerekirdi dedi Şanlı Peygamber (A.S.V.). Kıymetliler, kafası dar, beyni dar, İslam’ ı bilmeyen insanlara fetva sormayın. Bu cinayettir, bilmeyen İnsanlara soru sormayın. Bilmeyenler de bilmeden cevap vermesinler. Cinayet işlerler, haberleri olmaz. Bakın Peygamberimiz ne dedi: “Adamı öldürdüler” dedi. Yanlış fetva adamı öldürür. “Yarım hoca dinden eder, yarım doktor candan eder” sözü bunun için söylenmiştir. Doktor olmayan aktörlere, kara mollalara dikkat edin. Yüce İslam en mutlu hayat tarzını ortaya koymak için gelmiş. Adam öldürmek için değil, adamları öldürenleri kurtarmaya gelmiş. Cehâleti yok etmeye gelmiş. İlmi, irfanı egemen kılmaya gelmiş. Onun için Yüce İslam yüceliklerle dolup taşmaktadır. Hem de ezelî ve ebedî yücelikler İslam’dadır. Şimdi kıymetliler, bunun bir örneğini daha verelim: Şimdi kendisi Zatü’s-Selasil Gazvesi’ne gönderilmişti. Kim? Amr bin Âs. Başından geçen bir olayı anlatarak dedi ki: Oldukça soğuk gecede ihtilâm oldum. Gusül edecek olursam ölmekten korktum, bu bakımdan teyemmüm ettim. Sonra da arkadaşlarıma sabah namazını kıldırdım. Resûlullah’ın (S.A.V.) huzuruna varınca ona bu durumu zikrettiler. Hazreti Peygamber şöyle sordu: “Ey Amr! Sen arkadaşlarına cünüp olduğun hâlde mi namaz kaldırdın?” Ben şu cevabı verdim: “Yüce Allah’ın kendinizi öldürmeyiniz, çünkü Allah size karşı çok merhametlidir” emrini hatırladım. Bunun üzerine ben de teyemmüm ettikten sonra onlara namaz kıldırdım. O Şanlı Peygamber güldü ve hiçbir şey söylemedi. Yani hoşuna gitti Peygamberimiz’in. Çünkü ümmet kendini tehlikeye atmamıştı ve Kur’an-ı Kerim’i de ümmetinin bildiğine, yerli yerince hareket ettiğine sevindi ve güldü. O Şanlı Peygamber, insanlığın kurtuluşu için geldi. Âlemlere rahmet peygamberi olarak geldi. İnsanlık kurtulunca sevinecek peygamber o. İnsanlığın kurtuluşu için merhamet kanatlarını tüm insanlığın üzerine geren ve çırpınan, merhamet kanatlarıyla çırpınan peygamber O. Onun için insanlık âlemi, o rahmet peygamberi, merhamet peygamberi, adalet peygamberi, barışın peygamberini dünya iyi anlamalıdır.

 

Dakika 55:09

 

İşte, kıymetliler. İslam’ın insanlık âlemine tebliğ eden, tekvin eden işte budur, Şanlı Peygamber’dir (A.S.V.). Şimdi bu Amr bin Âs’ın nasıl yaptığı konuda İmâm-ı Mâlik ve Ebû Hanife’nin görüşü işte bu görüştür. Dayandıkları kaynak da bu Hadis-i Şerifler, bu olaylardır. Şimdi su ile taharetle mübah olan her şey teyemmümle de mübah olur. Buna dikkat et.: Su ile taharet ile mübah olan her şey teyemmümle de mübah olur. Suyu bulamadın abdest alacaksın. Suyu bulamadın gusledeceksin. İşte o zaman su ile taharet ile mübah olan her şey teyemmümle de mübah olur ve teyemmüm edeceksin. Bir grup Resûlullah’ın yanına gelerek şöyle demişlerdir Sevgili Peygamberimiz’e: “Bizler şu kumluklarda kalan bir topluluğuz. Bir veya iki ay su bulamadığımız oluyor. Aramızda cünüp olanımız, hayızlı ve nifaslı olanımız oluyor. Bize ne emredersin ey Şanlı Peygamber? (A.S.V.)” dediler.  Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “Size toprağı tavsiye ederim, yani teyemmüm edin su buluncaya kadar” dedi.  Şimdi bir de şöyle bakalım. Hanefiler şöyle derler: Teyemmüm, mutlak bir bedeldir. Teyemmüm, müminin abdestidir. Su bulamadığı ve hadeste bulunduğu sürece isterse 10 yıl geçsin teyemmüm edebilir. Yine Şanlı Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü benim için hem mescit hem de temizleyici kılınmıştır.” Bu Hadis-i Şerifi kıymetli muhaddislerimiz Câbir bin Abdullah’tan rivayet etmişlerdir. Bu muhaddislerimizin başında Buhârî, Müslim, Nesâî bulunmaktadır. Suyun bulunacağı vakte kadar teyemmüm geçerlidir. Hanefilerin dışında kalan cumhur ise şöyle demektedir: Zarûrî bir bedeldir demişlerdir. Hanefiler mutlak bir bedeldir derken -bakın- Hanefilerin dışındakiler zarûrî bir bedeldir demişlerdir. Suyu bulduğun vakit onu tenine dokundur. Çünkü o, senin için daha hayırlıdır.  Şimdi cumhurun riâyet ettikleri, dayandıkları delil Ebû Zer’den gelen bir haber. Fakat Hanefilerin de -bak- kendilerine göre çok kıymetli delilleri bulunmaktadır. Bunların hepsinin çok kıymetli olduklarını unutmayınız, değerlerini biliniz. Kıymetliler, bir de teyemmümün vakti konusunda şöyle bir bakalım: Hanefiler şöyle derler: Vaktin girişinden önce birden çok farz ve nafileler için teyemmüm caizdir.

 

Dakika 1:00:08

 

Şimdi vaktin girişinden önce birden çok farz ve nafileler için teyemmüm caizdir.  Çünkü onlar da mutlak bir bedeldir, ama Hanefilerin dışındakilere göre vakitten önce caiz olmaz ve bir teyemmüm ile ancak bir farz namaz kılınabilir. Hanefilerin dışındakiler böyle diyorlar. Hanefilerin teyemmümü abdeste kıyas edilir. Yani Hanefilerin delilleri -ki- teyemmüm abdeste kıyas edilir. Abdest ise vaktin girişinden önce de sahihtir demiştir Hanefiler. Farz namaz için delili Yüce Allah’ın Mâide Suresi 6. ayet-i kerimesinde; “namaza kalktığınızda” diye buyrulan ayet-i kerime; işte bu delil bu ayet-i kerimedir. Nafileye gelince: Bunun delili Ebû Ümâme’den gelen bir haberdir. Buna merfû Hadis-i Şerif denmiştir. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Yeryüzü bütünüyle bana ve ümmetime hem mescit hem de temizlik aracı kılınmıştır. Ümmetimden her kime namaz vakti gelirse işte onun mescidi de oradadır. Onun temizliği de oradadır.” İşte, kıymetliler. Buhârî, Müslim, Nesâî gibi şanlı muhaddisler (Rahmetullahi ve aleyhim ecmain) bu rivayette bulunmuşlardır. Hem de Ebû Ümâme’den. Yine Câbir’den gelen bir haberde: “Benden önce hiçbir peygambere verilmemiş beş şey bana verilmiştir” buyurdu.  “Bir aylık uzaklıktan -diyor bakın- düşmanımın kalbine korku salınarak bana yardım edildi. Yüce Rabb’im Allah tarafından. Yeryüzü bana hem mescit hem de temizlik vasıtası kılındı. Ümmetimden herhangi bir kimseye namaz vakti gelirse orada namazını kılsın, ganimetler bana helal kılındı. Hâlbuki benden önce kimseye helal kılınmadı. Bana şefaat de verildi. Benden önceki peygamberlerin her birisi sadece kendi kavmine gönderildiği hâlde ben bütün insanlara, bütün çağlara ve bütün milletlere gönderildim” diyor Hz. Muhammed, son peygamber. Bütün milletlerin, bütün çağların, ta kıyamet ve ötesine kadar herkesin peygamberi. Bütün çağların peygamberi, bütün milletlerin peygamberi, ebedî. Dikkat et buna da. Çok kıymetli ve muhterem efendiler, yine bu kıymetli ekolün imamlarına şöyle bir bakalım: Suyu bulacağını ümit ediyorsa bir insan, bütün 4 ekolün dördü de bakın ne diyorlar: Suyu bulacağını ümit etmekten ise teyemmümü vaktin sonuna kadar ertelemek olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Zaten her konuda ittifak etmişler; sadece işin izahında, tespitlerinde ihtilâf etmişler. O da rahmet üzerine rahmet, nur üzerine nur olmuştur.

 

Dakika 1:05:13

 

Aslında zaten hepsi bir bütün ittifak hâlindeler. Bu dört mezhebin genelde, aslında hepsi aynıdır.  Teferruatta, keşifte ve içtihatlarda farklılık vardır. O da uçsuz bucaksız rahmet ve zenginliktir.  Buraları doğru anlamayanlar, ‘bir öyle demiş bir böyle demiş nasıl oluyor’ diye cahil kafasıyla düşünüyorsun, ilmi kafanda düşünsen öyle demezsin. İlim kafasıyla düşüneceksin. Onlar yüksek âlimler (rahmetullahi aleyhim ecmain). Şimdi Hanefi ekolünün yüksek şahsiyetlerine şöyle bir bakalım: Onlara göre bir tek teyemmüm ile dilediği kadar farz ve nafile namaz kılabilir. Gördün mü?  Mezarlarınız rahmetle dolsun, ey Hanefi âlimleri! Ey diğerleri! Rahmeti üzerine, Allah size rahmet eylesin. Nur üstüne, size Allah nur eylesin. Bütün günahlarınızı Allah mağfiret eylesin. Ebedî mutluluklar sizin olsun. Ne güzel çalışmışsınız bu ilim, irfan yollarında. Ne diyor o Şanlı İmâm-ı Âzam’ın, Ebû Hanife’nin ekolündeki yüksek âlimler: Bir tek teyemmüm ile dilediği kadar farz ve nafile namaz kılabilir. Tabii suyu buluncaya kadar. Sana Yüce Allah bu ruhsatı vermiş, bu kolaylığı ortaya koymuş. Yüce İslam kolaylık dini. Rabb’inden bir an bile kopamazsın, gaflet edemezsin.  Rabb’inle beraber olacaksın har an. Suyu bulamadın diye Rabb’inden uzak mı yaşayacaksın? Hayır.  Rabb’inin emrine göre hareket edeceksin.  Peki, Hanbeliler ne demişler? Hanbelilere göre ise teyemmüm; vakit ile mukayyettir.  Çünkü Hazreti Ali, (R.A.) “Teyemmüm her bir namaz içindir” demiş bulunuyor. İbn-i Ömer ise her namaz için teyemmüm ifadesini kullanmış. Şimdi Mâlikîler ve Şafiîlere göre ise iki farz namaz kılınmaz. Yani bir teyemmüm ile iki farz namaz kılınmaz. Birden çok nafileyi bir arada kılabilir demişler. Kim? Şafiîler ve Mâlikîler. Abdesti bozulmamış dahi olsa her bir namaz için teyemmüm eder demişler. Bunu da Beyhâkî; sahih bir isnat ile İbn-i Ömer’den gelen bir haberdir. Kıymetliler, bu haberlerin hepsi güzel de fakat Hanefiler, muhaddislerin kaynadığı ortamda İmâm-ı Âzam mezhebini kurdu. Dikkat et: İmâm-ı Âzam mezhebini. Muhaddislerin kaynadığı, sadece kendisinin 4000 muhaddisle görüştüğünü de hesaba kat. Bir de İmâm-ı Âzam’ın Tâbiîn’den olduğuna ve ashaplarla görüştüğüne bak. Bunların, bütün mezhep âlimlerinin hocası durumunda olduğuna da bak; İmâm-ı Âzam’ın. Onun için delillerin hepsi kıymetlidir.  Ama delillerin kaynağında bulunan bir de Hanefi ekolüne bak. Delillerin kaynağında bulunuyor. Ve İmâm-ı Âzam’ın ders halkasında nice muhaddisler onun talebesi. Şimdi bütün âlimlerimizi rahmetle analım, ama iyi tanıyalım.

 

Dakika 1:10:14

 

Rahmet okuyalım ama iyi tanıyalım. Hasetle, cehâletle, ehl-i bidatin kin ve garazlarıyla hareket edenlerin oyunlarına gelmeyelim. Nafile için alınmış teyemmüm ile farz namaz kılmak caiz midir? Hanefiler şöyle derler: Caiz olur derler. Evet, Ebû Hanife ile Ebû Yusuf’a göre teyemmüm yapmış bir kimsenin beraberlerinde su bulunmayan abdestli kimselere imam olması da caizdir demişlerdir. Teyemmüm, su olmaması hâlinde suyun bedelidir. Çünkü -diyorlar- teyemmüm su olmaması hâlinde suyun bedelidir demişlerdir. Burada da hayatın, mutlu hayatın hudutlarının daralmamasına, zorlaşmasına azami dikkat etmişler. Mâlikîler de şöyle derler: Yani, belirli bir farz niyetiyle almış olduğu teyemmümle başka bir namaz kılamaz demişler. Farzlardan sadece birisini ve dilediği kadar da nafile kılar. Farz, nafileden önce kılmış olmalıdır diyor. Farzı nafileden önce kılmış olmalıdır. Eğer mutlak olarak namaza niyet edip teyemmüm alırsa onunla ancak nafile kılınabilir. Mâlikîler diyor bunu. Çünkü farz için farza has bir niyet gerekir derler Mâlikîler. Kur’an-ı Kerim okumak ve benzer bir maksatla teyemmüm edecek olursa, onunla namaz kılması caiz olmaz demişler yine Mâlikîler.  Evet, kıymetliler. Her ekolde okuyan ve her ekolün müntesibi olan zât-ı kimselerin kendi ekollerini bilmeleri lazım ama bunlar İslam’ın geniş caddeleri olduğu için bazen önün bir konuda tıkanırsa Hanefi yolları açık, Şafiî, Hanbeli yolları açık. Yolun tıkanmaz, korkma. Birinde kapanırsa öbüründe açılıyor. Zaten Yüce Allah bu âlimlere, bunların kalbine bu ilmi, ilhamları bunun için kalplerine vermiş ki İslam caddesi genişlesin daralmasın, kolaylaştırsın zorlaştırmasın. Çünkü Allah kolaylık seviyor. Dört mezhebin asırlardır devam edip gelmesinin hikmetine bak. Başka kıymetli âlimlerimiz de var, adı unutulmuş mezhepler de var. Biz her âleme rahmet okuyoruz. Yanlışlar bizden değil, yanlışı olan. Yanlışımız varsa Allah hepimizi mağfiret eylesin. Çünkü kul beşerdir. Kulun hatası olur, eksiği olur, kusuru olur. Yeter ki ehliyet sahibi olsun. Bu âlimlerimiz, dört mezhebin âlimleri, ehliyet sahibi. Onun için bunlar insanlık için Allah’ın bir rahmet, merhamet tecellisidir. İlmî tecellilerdir, bunu unutma.

 

1:15:06

 

Şafiîlerle Hanbeliler şöyle derler: Farz ve nafile için teyemmüme niyetlenirse, onunla hem farz hem de nafile namaz kılar demişlerdir. Şimdi şöyle bir bakalım: Ne için teyemmüm yapılır? Su bulamamak; tabii en başta herkesin bileceği şey bu. Teyemmüm niçin yapılır? Su bulamamak; abdesti alacak su yok, gusül edecek su yok.  İşte o zaman bu nedir? Teyemmümü gerektirir. Hanefilere göre su 1 mil yani 1848 metre -ki yani 2000 metreye yaklaşık- veya 4 bin zira yani adım uzakta olması gerekir. Hanefilerde mesela 2000 metreden daha yakında su varsa o suya gidip- imkân da varsa tabii, tehlikeler yoksa- abdest almalıdır; Hanefilere göre. Bu 4000 adım yapmaktadır. Şimdi, ama 2000 metreden; 4000 adımdan uzakta ise oraya da gitme durumu da yoksa teyemmüm eder Hanefi ekolünün âlimleri burayı da incelemişler, araştırmışlardır. “Su bulamayacak olursanız o vakit tertemiz toprakla teyemmüm edin.” Yüce Rabb’imiz ayet-i kerimede böyle buyurmuştur. Bakın, suyun uzaklık mesafesini de Hanefiler ayrıca tespit etmişlerdir. Şafiîler şayet çevresinde su bulamayacağından emin ise teyemmüm eder demişler. Şimdi tereddüt içerisinde bulunursa araştırır demişlerdir Şafiîler. Tabii öbürleri de aynı şeyi söylemişler ama bakın; ölçüde 400 zira veya 180-200 metre kadardır Şafiîlerde mesafe, suyun uzaklık mesafesi. Şimdi bu çevre içerisinde su bulamazsa teyemmüm eder. Şimdi 400 zira veya 200 metrekare, 200 metre. Bu çevre içerisinde su bulamazsa teyemmüm eder demiş Şafiîler.  Hanefiler ise sadece bu kadarıyla yetinmiş ve güvende bulunmak şartıyla 400 adımlık bir mesafe içerisinde suyu aramasını vacip kabul etmekle iktifa etmişlerdir. Şimdi Buhârî ve Müslim-i Şerif’in rivayet ettiği haberde: “Ben size bir şey emrettiğim zaman ondan gücünüzün yettiği kadarını yapınız.”  Yani burada güç meselesi, imkân meselesi de bakın Peygamberimiz tarafından ortaya konmuştur. Şimdi satın alabilecek durumda ise suyu satın almak vaciptir demişler. Hibe ise; ilim adamlarına göre bu, kabul etmesi vaciptir demişler. İcmâ ile bedelini hibe edecek olursa yani suyun bedelini icmâ ile bunu kabul etmesi vacip değildir demişler.

 

Dakika 1:20:08

 

Burada da yine çeşitli ruhsatlar, kolaylıklar görülmektedir. Kendisi namazda iken mesela suyu hatırlarsa, icmâ ile namazını keser ve iade eder demişlerdir. Çünkü eşyada asıl olan zıt bir delil olmadıkça mübahlıktır. Sonra suyu: Su var ama kullanma gücün var mı? Bakın bu da, burasına da değinilmiştir. Su kullanmaya kadir olamayan âciz insanlar da teyemmüm ederler. Temiz toprak, Müslümanın temizlik aracıdır.” İsterse 10 yıl süreyle su bulamasın, su bulduğu zaman da onu tenine dokundursun. Çünkü bu hayırlıdır” buyurmuştur Peygamberimiz. Yani suyu kullanma gücü de lazımdır. Su var, ya hava soğuk ya kullanma şansı yok. Bu gibi zarûretlerde de teyemmüm edilir.  Yine hastalık gibi, sonra su dokunursa iyileşme gecikecekse hastalığın, su kullandığı takdirde canına bir zarar gelecekse yine teyemmüm eder. Tabibin bildirmesiyle tespit edilir. Mesela doktor dedi ki: Buraya su değdirme. Tamam, artık gerçek ehliyetli bir doktor bunu demişse ne yaparsın? Su değdiremezsin, teyemmüm edersin. Mâlikî ve Şafiîlere göre bu doktorun Müslüman olması şart değilken Hanefi ve Hanbelilere göre Müslüman olması şarttır.

 

1:22:44

 

 

 

 

(Visited 103 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}