Tefsir 226-01

226- Tefsir Ders 226 hayat veren nurun keşif notları

 

226- Kur’an-ı Kerim Tefsir Dersi 226

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Sevgili dostlarımız,

Gerçekleri cihâna aydınlatan, tebliğ eden, ruhları, kalpleri insanoğlunun zâhirî ve bâtınî varlığını mutlu eden hayat nurları hayat veren hakîkî hak nuru işte Cenab-ı Hak insanoğluna Hz. Muhammed’in bağrından parlatarak bu hayat veren nur cihâna tecellî etmiştir. Bunun için hayat veren nuru, gerçek mutluluğu, bütün hak ve hakîkatlerin tamamını anlayıp kavraya bilmek için bir defa insanoğlu 3 şey üzerinde keşifte bulunacaktır. Birincisi Kur’an-ı Kerim’i keşfedecek Hz. Muhammed’in kişiliğini, Peygamberliğini, insan-ı kâmil oluşunu ve evrensel Peygamber olduğunu âlemlere Yüce Allah onu rahmet olarak gönderdiğini ki, Allah’ın rahmetinin âlemlere Muhammed’le, Kur’an’la, İslam’la tecellî ettiğini bir an bile unutmadan bu hayat veren nuru keşfetmelidir. Üçüncüsü de Cenab-ı Hak bu kâinatı kendisi yaratmış ve kendisi idâre etmektedir. Bu kevnî kânûnları da keşfetmeye çalışmalıdır. Bilimsel çalışma konusunda insanoğlu çok geride bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in, İslam’ın bütün dünya çok gerisindedir. Bütün dünya en hızlı hareket etmiş olsa, ışık hızıyla gitse İslam’a kavuşması mümkün değildir. İslam insanoğlunu büyük bir şefkat ve merhametle kucaklamış haydi felâha, haydi necâha, haydi kurtuluşa gerçek necâta diye insanoğlunu İslam kucaklamıştır. Kimisi yatıyor kalkmıyor, kimisi keyfinden tâviz vermiyor, kimisi de bir miktar çalışıyor, kimisi de hiç çalışmıyor tersine gidiyor. Aynen bir annenin kucağında birkaç çocuğun olumlu, olumsuz hareketlerinin olduğu gibi İslam cihânı kucaklamış İslam’ı inkâr edenler o kucaklayan rahmet kucağının içinde inkâr edenler inkârıyla davranıyorlar. İtaat edenler itaatlarıyla davranıyorlar. Öbürleri yine kendi davranışları içinde bulunuyorlar. Hâlbuki ortada bir hakîkat vardır. Bu hakîkatle bütün insanlığın alt yapısı yerli yerince üst yapısı ve o alt üst yapıya karşı da ne lâzımsa Cenab-ı Hak ortaya İslam ile koymuş mutluluğun tamamını eksiksiz olarak Cenab-ı Hak Hz. Muhammed’in bağrından Kur’an-ı Kerim ile İslam ile parlatmıştır. Onun için senin Hz. Muhammed’i iyi tanı. Hz. Muhammed’i biraz tanıyanlardan bakın birisi ne diyor ve bir sevgi ile Allah sevgilisi olduğu için Hz. Muhammed Allah’ın sevdikleri Allah için sevilmelidir. Hz. Muhammed’de bunun başını çekmektedir.

Dakika 05:15

Şeyh Galip şöyle diyor;

Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda… 
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda…
Gülbâng-i kudûmun çekilir Arş-ı Hudâ’da…
Esmâ-i Şerîfin anılır arz-u semâda…

Sen Ahmed-ü Mahmûd-u Muhammed’sin Efendim!
Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim!… 

Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammed’sin Efendim!

Hak’dan bize sultân-ı mü’eyyedsin Efendim!… 

İlâhî salât-ü selâm tahıyyâtü ikrâm

Rasûlüm, Habîbim Muhamed’e

Âline Ashâbına Etbâına ya Rabbel âlemin!

Tebarakte Rabbena ve Teâleyke yâzel Celâli vel ikrâm,

Âyyına Rabbenâ bisselâm ve edhılnâ darasselâm

Elhamdülillah, Elhamdülillah, Elhamdülillah

Rabbenâ lekel hamdü bimâ halegtenâ

Ve rezaktenâ ve hedeytenâ ve allemtenâ

lekel hamdü küllü ve lekel mülkü küllü

Ya Rabbenâ! İnneke entes semîul âlim.

 

Dakika 11:42

Ey aziz dostlarım! Ne diyor burada; Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda, iklîm-i bekâ ne biliyor musun?

İşte Cenab-ı Hak Rahmet-i Rahmânla o ezelî rahmeti tecellî etmiş Rahmet-i Rahmânla âlemler yaratılmış bu rahmet ezelden geliyor. Rahmetin aslını Hz. Muhammed teşkil ediyor. Yani Cenab-ı Hak en büyük rahmetini İslam ile Muhammed’le ta ezelde takdir eylemiş. Onun içinde bütün âlemlere rahmet eylemiştir.

Hükmün tutulur Mahkeme-i Rûz-i Cezâ da diyor yani öyle bir geçerliliği vardır ki Hz. Muhammed’in Rûz-i Cezâ da Kur’an ile Mahkeme-i Kübrâ da Hz. Muhammed ve Kur’an-ı Kerimin yanında da bütün diğer peygamberlerin orada şahitliği, ortaya koyduğu her iddia geçerlidir. Çünkü Cenab-ı Hak onu yetkili kılmış, ona Rasûlüm demiş, Habîbim demiş, onu kendi isminin yanına almıştır. Kur’an-ı Kerim’de hangi âyetin yanında baksanız Allah kendi isminin yanında Habîbi Muhammed’i oraya almıştır. Kendine itaati Muhammed’e itaat, Muhammed’e itaati kendine itaat saymıştır.   Çünkü Muhammed Rabbin emrini tebliğ eder, Allah’a kulluk eder, O’nun emrini yerine getirir bütün insanlığı da Allah’a kulluğa çağırır.

Gülbank-i kudümün çekilir Arş-ı Hüdâ da,

Hz. Muhammed en sıkıntılı günlerinin peşinden Cenab-ı Hak mirâca davet etti onu yedi kat gökleri aşarak mirâca çıktı ve sarayla, mekân, arş ovasında Kâbe Kavseyn’e ulaştı ve Cenab-ı Hak ona vahyini verdi de verdi, ilhâm etti, vahyeyledi, onunla konuştu. Onun için ne diyor burada;

Gülbank-i kudümün çekilir Arş-ı Hüda da,

Yani onun ayak izleri Arş’ı Âlâda diyor Muhammed’in ayak izleri var diyor. Tabii burada bütün varlığıyla Allah’ı sevenler, Allah’a sevilenler ki bunun ölçüsü İslam şeriatına, İslam’ın ölçülerine uymaktır. İtikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta Allah’ı sevmenin ölçüsü budur.

Dakika 15:52

İslam’ı bilmek, o ölçülere uymak, gereğini yerine getirmek, itaat etmek, isyân etmemektir.

Esmâ-ı Şerif’in anılır arz-u semâda diyor.

Hz. Muhammed ezelde tanıtılmıştır bütün mahlûkata, yerlere tanıtılmış, göklere tanıtılmıştır ve Hz. Muhammed’i cennet ehli tanır, arşın melekleri tanır. Bütün peygamberler tanıdılar ve kendi milletlerine, kavimlerine haber verdiler. Onun için göklerde de, yerde de Hz. Muhammed tanıtılmıştır. Çünkü Allah’ın en sevgili kuludur. Birçok sevgili kulları vardır. Hepsinin imâmı, önderi Hz. Muhammed’dir çünkü âlemlere rahmet olarak gönderilmiş birde bütün milletlere, bütün çağlara Peygamber olarak gönderilmiştir. Bunu insanların çoğu bilmek istemiyor. Bilmeyenler var bilmek isteyenler var bilmiyorlar ama bilmek istemeyenler var. İşte problemin en büyüklerinden biri budur.

Yine diyor ki bak sen diyor Ahmed ’sin ey Muhammed, sen Mahmud ’sun ey Muhammed, sen Muhammed’sin diyor ve bu isimlerden diğer isimlerine de işaret ediyor. Ahmed, Mahmud, Muhammed’in hepsi bunlar Allah tarafından övülmüş Allah’ın övdüğü bir kuludur yani Mahmud övülmüş demektir. Muhammed öven ve övülen demektir. Ahmed övmek yine övülmek demektir. Şimdi Allah’ın övdüğü kul onun için de Makâm-ı Mahmûd makamının adı Makâm-ı Mahmûd ’dur. Cennetin en üst makamı Arş-ı Âlânın merkezinde bu Muhammed makamıdır Makâmı Mahmud ‘dur. Cenabı Hak onu sevmiş, övmüş ve kendi sevgilisini, kendi övdüğü kulun ve Murat bir Peygamberdir aynı zamanda. Önceden Cenab-ı Hak tarafından onun tamamen Murat Peygamber olması Allah’ın kendi muradıdır. Kendi öyle irade etmiştir, irâde buyurmuşlardır. Onun içinde Hz. Muhammed tamamen bir Murat Peygamberidir. Cenabı Hak onu ıstıfa etmiş Mustafa kılmıştır. Bütün cevherin özü Muhammed’dir. Muhammedî nurdur, bütün nurların merkezinde Muhammedî nur vardır. Kâinatın, mahlûkatın tamamen özü, öz cevheri yine Hz. Muhammed’dir. İlk yaratılanlardan biri Muhammedî nurdur, kalemdir, akıldır. İlk yaratılanlar; kalem, akıl, Muhammedî nurdur. Onun için Hz. Muhammed’i bütün insanlığın keşfetmesi gerekiyor. Keşfedenler etmeli başkalarına da bu keşfinden faydalandırmalıdır.

Dakika 20:39

Kur’an-ı Kerim öncelikle keşfedilmelidir. Bütün dünyanın üniversitelerinde arş üniversitesi kurulup Kur’an-ı Kerim cihâna haykırılmalıdır. Bu insanlığı kucaklayan kitaptır. İnsanlığı kalplerinden kucaklar, ruhlarından kucaklar, akılların tamamını bir aklıselim merkezinde toplar. Îmânları merkezde tevhîd inancında toplar ve Allah’ın merhameti işte İslam ile cihâna tecellî etmiştir. Kur’an’sız, Muhammed’siz bu rahmetin insanlara anlatılması insanlığı kucaklamak mümkün değildir. Onun için insanlığa yazık ediyorlar. Kur’an-ı Kerim’i saf dışı tutuyorlar. Muhammed’i saf dışı tutmaya çalışıyorlar ve insanlar kendi putunu öne çıkarıp Muhammed’i, Kur’an-ı, Allah’ı yok sayanlar kendilerini mahvediyorlar başkalarının da mahvolmasına çalışıyorlar. Şimdi size bir örnek vereyim; kendisini çağdaş kabul eden, muasır kabul eden, kendisini Gâzî Paşanın yolunda olduğunu iddia edenler ve başka izimlerde olanlar şimdi kendi kuşundan başka kuş görmeyenler, kendi önünü dahi göremeyip her tarafı yerleri, gökleri keşfettiğini zannedenler ne kadar yanılıyorlar ve bilmiyorlar her şeyi biliyoruz zannediyorlar. Korkunç olan bu hattâ o izinde gittiğini zanneden izimciler dahi kendi izinde gittiği kimseleri doğru dürüst tanımıyorlar bunların içinden bir örnek vereyim.

Şimdi Gâzî Paşanın Balıkesir’de bir hutbe okuduğunu görüyoruz. Anadolu ajansı bunu servis yapmış, “Matbuat Umum Müdürlüğü” Gâzî Paşa İzmir yollarında aklı kitabın 93’üncü sayfasında aynen neşretmiş. “İstihbarat Matbaası Ankara” şimdi bu hutbeyi aynen Gâzî Paşanın hutbesini aynen sizlere vermeye çalışacağım. Bugün Gâzî Paşanın izinde olduğunu söyleyenlerle bu hutbenin şöyle bir bakın bu hutbeyle onun izinde olanların, izinde olduğunu iddia edenlerin ister sağda, ister solda kim olursa olsun hiç ayırım yapmadan işi sırf doğruya tutarak şu hutbeye bir bakalım! Birde izimcilerin bazıları tabii içinde hepsini kastetmiyoruz. Yanlış yapan herkesi kastediyoruz.

Dakika 25:15

Doğru yapan ise her zaman doğru doğrudur, doğrular tüm insanlığın menfaatinedir. Yanlışlar kimde olursa olsun hem kendinin hem de insanlığın zararınadır. Amaç dâima doğruyu hakîkati menfaati ama insanlığın menfaatine olan menfaati hayrı temin için faydalıyı celp edip, zarardan def etmek için insanlığın menfaatine olanı yapmamız gerekiyor. Çağdaşlıkta budur, muasırlık da budur. Bilimden maksatta faydayı elde etmektir. İlerlemeyi, gelişmeyi, yükselmeyi elde etmektir. Yoksa her çağın içinde en kötü en çirkin, en zararlı olan cereyanlar olur, gelişmeler olur, zarar da gelişmeler, kötülükte gelişmeler olur. Peki, bütün çağın zararlarını, kötülüklerini çağdaşlık uğruna millete dayatan zorbalara ne demeli? Bunlar çağın belâsı insanlığın baş düşmanı değil mi? Fayda bilimden maksat, gelişmeden çağdaşlıktan maksat insanlığın hayrına huzuruna mutluluğuna çalışmaktır. Mutluluğun ne olduğunu insanı yaratan Allah herkesten iyi biliyor. Kur’an-ı Kerim hayatın reçetesidir mutlu olmanın. Bu Allah’u Teâlâ dayatmak da otorite de hakkı var ama dayatmıyor sadece kitâbımı tebliğ edin diyor. Biz de onu yapmaya çalışıyoruz. Şimdi örnek veriyoruz Gâzî Paşanın hutbesini.

 

Millet! Allah birdir. Kim diyor bunu? Gâzî Paşa diyor. Şânı büyüktür, Allah birdir, Şânı büyüktür. Allah’ın selâmeti atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Cenab-ı Hak tarafından hakaiki insanlara tebliğe memûr Rasûl olmuştur. Kânûni Esâsî, anayasa cümlenizle mâlûmdur ki Kur’an-ı Azîmüşşân ’da ki nusustur. Bakın, Gâzî Paşa diyor ki; Kânûni Esâsî, anayasa cümlenizle mâlûmdur ki Kur’an-ı Azîmüşşân ‘da ki nusustur. İnsanlara feyzi, rûhî vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir çünkü dinimiz akla, mantığa, hakîkate tamamen tevâfuk ve tetâbuk ediyor. Eğer akıl mantık ve hakîkate tevâfuk etmemiş olsaydı bununla diğer kavanin’i tabiiyyey’i ilâhiyye beyninde tezat olması icâb ederdi. Çünkü bir cümle kavanin’i kevni’yeyi yapan Cenab-ı Hak’tır. Şu sözlere bakın bugün yapılanlara bakın.

Dakika 30:00

Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dâra, iki haneye mâlik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah’ın evi idi yani camiyi kastediyor. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Hz. Peygamberin eseri mübareklerine iktidaen bu dakikada milletimizin hâl ve istikbâline ait husûsâtı görüşmek maksadıyla bu dâru kutsî de, Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna mazhar eden Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Efendiler! Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalmak için yapılmamıştır. Camiler taat ve ibadet ile beraber, din ve dünya için neler yapılmak lâzım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır. Millet içlerinde her ferdin zihni başlı başına faaliyette bulunmak lâzımdır. İşte bizde burada din ve dünya için istikbâl ve istiklâlimiz için bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum hepinizin düşündüklerini anlamak istiyorum Âmâli Milliye, İrâdeyi Milliye bir şahsın düşünmesinden değil bilumum efrâdı milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibârettir. Binaenaleyh bendende öğrenmek ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim. Müşarün-İleyh bade minberden aşağı inmişler muhtelif zevat tarafından irat edilen 20 mütecâviz suali tespit ettikten sonra cevaplarını vermişlerdir.

Şimdi bu hutbeyi şöyle bir tahlil edin. Mükemmel bir hutbe bu hutbe, arkadaşlar, efendiler! Bu hutbe mükemmel bir hutbedir. İşte yüce Allah hakkında, Peygamber hakkında, Kur’an-ı Kerim hakkında, Kur’an’ın anayasa olduğu hakkında bugün Gâzî Paşanın ağzından duyuyorsunuz bunları. Ve işte gerçek mesajı burada verilmektedir. Bu milletin elinden Kur’an’ı almak, bu milleti dinsiz, îmânsız yapmak acaba hangi çağdaşın kârinedir bu. Ahlâkı yok etmek, İslam ahlâkını yok etmek insanlığı ahlâksızlığın içine itip insanlığı ahlâken çökertip çürütmek acaba kimin kârinedir bunlar? Ahlâkı, îmânı, dürüstlüğü özünde barındıran İslam’ı ortadan kaldırırsanız ki bu hakîkattir.

Dakika 35:05

Herkes doğruluktan bahseder ama kökü yoktur. İslam Allah’a dayanır direk çünkü İlâhî’dir. Bunu yok ederseniz birinin adına bunu yok etmeye ötekinin adına öteki bunu yok etmeye çalışır da eğer hakîkati, gerçekleri, gerçek ilmi, gerçek îmânı yok ederseniz geriye ne kalır? O zaman insanlığın hayrına mı çalışılmış olur? Yoksa insanlığın zararına mı? O zaman ben şunu diyorum; Gâzî Paşayı herkes Kur’an-ı Kerim’i doğru keşfetsin ve Hz. Muhammed’i doğru keşfetsin, herkes liderini önderlerini de iyi keşfetsinler. İşte Gâzî Paşayı da keşfedenler bu hutbeyi de göz önünde tutarak keşfetsinler. Eğer Gâzî Paşanın sağ elini alıp, sol elini almazsanız, eğer Gâzî Paşanın sol tarafını alıp sağ tarafını almazsanız Gâzî Paşayı siz ortadan kendi elinizle ortadan kaldırmış oluyorsunuz, iyilikte etmiş olmuyorsunuz. Her konu böyledir. Bütünün ilkeleri vardır o bütünün ilkelerine bakacaksınız. Bir bütün kendi muhteviyatıyla kendi içeriğiyle bütündür. Eğer o bütünün içinden bazı önemli parçalarını yok sayarsanız o vücut ortadan kalkar, yok sayılır. İşte bugün kendini Gâzî Paşanın izinde olduğunu söyleyenler Gâzî Paşanın hangi tarafını almışlar, hangi tarafını almamışlar, hangi tarafını gölgede bırakmışlar, görememişler, keşfedememişler. Herkes bu konuda da biraz daha firâseti varsa firâsetiyle baksınlar hakkı hakîkati keşfetsinler. Bu nice, nice Gâzî Paşalar bu yüce değerlerin içerisinden çıkarmak mümkün olur. Yüce değerleri yok ederseniz değerli şahsiyetlerinde ortaya çıkmasına engel olursunuz, en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. Şöyle bir bakın! 14, 15 asırlık bir İslam tarihine bakın! İslam tarihinin içinden çıkan o bilim adamları, devlet adamları, karamanlar, o ulu yiğitler, dünyaya şan veren kahramanlar bu 14 asır, 15 asrın içinde İslam’ın bağrından, İslam milletinin bağrından çıkmışlardır. Eğer İslam’ın bağrından çıkan zatları, büyükleri siz yanlış tanımlar da herkes kendi ideolojisine göre, kendi izimine göre, kendi felsefesine göre biri sağa çeker, biri sola çeker, biri merkeze çeker, biri aşağı çekeri biri yukarı çekerse bu iyilik yapılmış olmaz. Doğru tanınmış da olmaz. Bunun bütün boyutlarıyla bakacaksın nerede yetişmiş bütün ulu zatlar tarih boyunca. Hz. Ömer’i İslam’dan önceki Ömer’e bakın, bir de İslam’ın Müslüman olduktan sonraki Ömer’e bakın! İslam adamı nasıl yetiştiriyor, geliştiriyor, nasıl değiştiriyor.

Dakika 40:00

Bir Sıddık’a bakın, bir Aliyyil Murtazâ ’ya bakın, Ömer İbn-i Azizlere bakın, Alpaslanlara, Melik Şahlara bakın ve Osman beylere, Tuğrul beylere bakın, Fatihlere bakın, Kânûnîlere Süleymanlara bakın ve bu güne gelin. İslam daima insanoğlunu yüceltmeye, bütün insanlığı kucaklayıp kurtarmaya gelmiştir. Benim diyeceğim şudur; Ne kendi milletinize ihânet edin hâin olmayın. Ne başka milletlere ihânet edin. Çünkü İslam kendisi bir hakîkattir bütün insanlığı kucaklayıp tüm insanlığı kurtarmaya gelmiştir. İslam safsataları yok eder. İslam’a safsata diyenin kendi ruh dünyası tamamen bozulmuş ve karanlıktadır. Çağ dışı değil çağın altında cehennemin dibindeki zindana doğru yolculuk yapmaktadır. Allah’a hakaret edilmez. İslam ilâhî nizâmdır, Kur’an ilâhî kitaptır, Muhammed Allah’ın Peygamberidir. Bu yolda yetişmiş bizim ünlü devlet adamlarımız, ünlü kahramanlarımız, değerli askerlerimiz bulunmaktadır ve dünyaya cihân hâkimiyetini kuran Müslümanlardan başka kimse de olmamıştır. Böyle büyük bir şanlı tarihi Müslümanlardan başka dünya da başka hiçbir millete nasîb olmamıştır. Bir kaç yıllık parlak devirler bunlar bir şey ifade etmez. Şöyle bir bak dünyaya, cihân hâkimiyetini kurup da dünyaya adâleti, gerçek laikliği laiklik özgürlüklerin sahası olarak kabul edilmek zorundadır. Laiklik özgürlüklerin sahasıdır ve o saha da adâlet uygulanır hukûkun üstünlüğü de oradadır. Siz laiklik uğruna eğer laikliği katletmeye çalışırsanız laikliğe en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. Din adına eğer dini dar köşelere sokup da orada dinin sahasını ezelî, ebedî sahasını kendi bir avuç beynindekinden ibâret görmeye çalışırsan bu dini bu dine de en büyük kötülüğü yapmış olursun. Din ezelî, ebedî aydınlığın içerisinde aydınlanmak için kafaların tamamı, ruhların tamamı orada aydınlanır. Din bir kafanın içinde değil, bütün kafalar dinin içinde aydınlanır. Din tamamen ezelî, ebedî kavranıştır. Din camiye mahkûm edilecek bir müessese, bir sistem, bir nizâm değildir. Ezelî, Ebedî Allah’ın kurduğu düzenin adıdır din. Din deyince dünyayı, ukbâyı ezelî, ebedî içine alan bir Yüce İlâhî kavramdır ve Allah’ın kavramlarından ibârettir. Allah’ın yerde kânûnları yoktur diyebilir misin? Gökte kânûnları yoktur, ezelde ebette Allah’ın kânûnu yoktur diyebilir misin? İslam dini ebedî, ezelî kânûnları içerir. Sen, Kur’an-ı Kerim’i anlamamışsan burada Kur’an’ın bir suçu olmaz suç senindir. Ben anlamamışsam benimdir. Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çalışalım. Birbirimizi kucaklayalım Allah’ın rahmeti geniş, Allah’ın merhameti geniş, Allah’ın iki tane kurduğu ezelî ebedî sofra var.

Dakika 45:05

Biri Rahmet-i Rahmân sofrası bütün âlemleri bu rahmetle yaratmış insanları bu rahmetin içine yerleştirmiş. İnanan inanmayan bütün canlılar bu sofrada oturup ne yapıyor? Rızıklanıyor. İkinci sofra var ki oraya Allah’a itaat edenden başkası, îmân edip itaat edenden başkası, İslam şeriatını uygulayandan başkası o sofraya oturtturulmuyor. Nedir o sofra? Cennette Allah’ın Cemâl sofrasıdır. Orada îmân istiyor Amel-i Sâlih istiyor o sofrada ebedî oturmak için çünkü o sofraya oturdumu dünyadaki imtihanın karşılığı bir sofra o ebedî zevki âlem sofradır. Çalışma yok, hastalık yok, ölüm yok ve ebediyyâta, ebedî mutluluğa gençliğe ayarlanmış bir hayat, cennete göre bir hayat. İslam dini dünyanı da öbür âlemini de en mutlu bir sana hayata hazırlamak için İslam’ı Cenab-ı Hak ne yapmış? Kur’an ve Muhammed’le tecellî etmiş insanlara hayat veren nuru takdim etmiş. Bütün insanlık mutlu olsun demiş. İslam Arap’ın, Türkün kurduğu bir düzen değil. İslam Allah’ın nizâmı bütün kullarına teklif etmiş Hz. Muhammed bütün milletlerin ve bütün çağların Peygamberi Arap Peygamberi, Acem Peygamberi değil ki, insanlığın Peygamberi. Arap inanmışsa, Türk’ü inanmışsa bunlarda görevini yapmış, en güzelini yapmışlar. Biride inanmamışsa öbürü de inanmadıysa kendine yazık etmiş İslam zorlamaz ama Hak’tan tâviz de vermez. İşte Hakk’ın yolunda ölmek vardır dönmek yoktur, Hakk’ın yolunda parça parça olmak vardır îmândan, İslam’dan tâviz vermek yoktur. Yani küfrü tercih edemez bir Müslüman, ölür parça parça olur ama îmânından vazgeçmez. Hak, hakîkatten vazgeçmez. Çünkü ölünce daha büyük rütbeye, Firdevs Cennetine, şehitlerin ulaştığı dereceye makama ulaşır, şehit olur. Gerçek şehitlikte budur Allah yolunda olmaktır. Eğer malını, mülkünü, mevkiini, makamını, vatanını, milletini Allah yolunda, Allah’a itaat eden bir toplum olarak, bir millet ve devlet olarak, ferdî ve içtimâî eğer Yüce Allah’a itaat eden bir millî ruh oluşturulduğu zaman işte kuvvet buradadır, devlet buradadır, zafer buradadır, kurtuluş buradadır, dünyada barışı sağlamanın çâresi de buradadır. Çünkü İslam tamamen barıştır. Zâlime meydan vermez İslam dini. Zulme, haksızlığa meydan vermez. Küfre, şirke meydan vermez ama kendi çatısı altında bütün milletlere özgürlük tanır ama Hakk’ın hâkim olmak şartıyla. Allah’ın hâkimiyeti O’nun adâleti tanınmak şartıyla bütün milletler özgürce yaşarlar. Hakk’ı yok ederek ne adâlet olur ne de barış olur. Bir defa şuanda dünyada sınıfta kalanların pek çoğu buradan kalmaktadır.

Dakika 50:00

Barışı nerede arıyor onu bir türlü bulamıyor. Neden? Barışı yok ediyor da barış için çalıştığını zannediyor. Barışın kendisi Allah’ın rahmetinin, merhametinin, cihânı kucaklayan İslam dinindedir. İnsanlığı İslam kadar kucaklayan rahmetiyle, merhametiyle, sevgisiyle, hak ve adâletiyle bütün insanlığı kucaklayan ilâhî olan İslam’dan başka bir müessese var mı dünyada? Öbür felsefe şöyle diyor, beriki felsefe böyle diyor. Bunun doğrusu da var yanlışı da var ama Allah’ın yanlışı olmaz. Allah yanlışlıklardan, eksikliklerden, kusurdan münezzehtir Allah Subhan’dır. Sübbuh ve Kuddüs olan Allah’tır. Onun için Allah’ı tanımadan, O’nun kitâbını tanımadan, Allah’ın kânûnlarını tanımadan, yerdeki gökteki kânûnlarını tanımadan, kitabî kânûnlarını tanımadan ve bunları keşfedip nasıl insanlığı bunları nasıl güzel kucakladığını merhamet kucağıyla nasıl kucakladığını, sevgiyle kuşattığını, adâletiyle donattığını görürsün. Ne zaman? İslam’ı, Kur’an-ı Kerim’i gerçek anlamda keşfettiğin zaman… İnsanoğlu hayra çalıştığı kadar mutlu olur. Yanlışa çalıştığı kadar da zarar eder mutsuz olur, perişan olur. Herkesin anlayacağı Türkçeyi kullanmaya çalışıyorum ki, herkes anlasın.

Dakika 52:25

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 53 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}