Tefsir 228-01

228- Tefsir Ders 228 hayat veren nurun keşif notları

228- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 228

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Yani olması lâzım gelenler var. Bakalım şimdi Âriflerimizin ruhları, kalpleri mutluluğu iyi tanıyan reçeteyi iyi uygulamaya ilâhî reçeteyi iyi uygulamaya çalışan Âriflerimiz irfân ehli, mârifet ehli, hakîkat ehlinin sözlerinden size bazı yine keşif notları vereceğim. Bunlardan biri sevgidir. Bugün bu kelimeye muhabbet kelimesine aşk diyorlar. Aslında aşk kelimesi muhabbetin tam karşılığı değildir. Muhabbetullah Allah sevgisidir bütün sevgilerin kaynağı budur eğer bu yoksa öbür sevgiler uydurdukçadır. Aslı astarı yoktur yapmacıktır. Nasıl ki, sahte altın gerçek altının yanında hiçbir geçerliliği yoktur. Bugün Allah sevgisi yoksa Muhabbetullah yoksa öbür sevgiler kuşun yavrusuna olan sevgi kadar bile kalmamıştır Allah sevgisi yoksa. Neden? Bir defa Cenab-ı Hak kulunu sevgiyle yarattı. Rahmeti-Rahmânın içeriğinde Allah’ın sevmesi ve sevgiyle hayatı başlatması vardır. Şimdi muhabbet kelimesinin aslında (Hub) vardır. Bakın “Hub” nedir? Bu kelimenin aslına bakarsanız şimdi çekirdek hayatın özü, kalbin gözü olduğu ortaya çıkar. Yani hub kelimesi hayatın özünü ortaya çıkarır. Mesela tohumlara, çekirdeklere ne deniyor? Hub deniyor hubbün mesela oradan geliyor, habbe oradan geliyor, hubbe oradan geliyor. Şimdi baktığımız zaman hayatın özü tamamen sevgidir. Ama sevginin tamamen aslı kaynağı da Allah sevgisidir, Allah’u Teâlâ’dır (C.C) şimdi kişi Muhabbetullah yani bugünkü deyimle aşk kelimesini de hatırlatıyorum ki, toplum Muhabbetullah kelimesini bilmeyenler aşk kelimesini biliyor. Mesela aşk kelimesini bilmeyenler de Muhabbetullah’ı biliyorlar. Ama şuanda yaygın olan kullanılan kelime aşktır. Aşk, bir şeyi aşırı sevmenin adına denir. Allah’ı kimse hakkıyla sevemez ki. Onun için büyüklerden Ebû Ali Dekkâk Cüneydi Bağdâdî, el-Kuşeyrî gibi zatlar aşk kelimesi muhabbet kelimesinin aynısı değildir demişlerdir ve ölçülü kullanılan kelime Muhabbetullah ’tır yani Allah sevgisi. Eğer bu sevgi varsa Allah sevgisi artık bütün mahlûkata karşı kişi ilk yapacağı aslî olan şey mahlûkatı Allah’ın sevdiklerini sevmek ortaya çıkar, yerdiklerini yermek ortaya çıkar. Bu sevgi yoksa artık ortaya yapmacık sevgiler ortaya çıkar ki, birisine seviyor görünür, öbürküne nefret ediyor görünür, öbürüne başka yapmacık sevgi ile yönelir. Kimisini parasından dolayı, kimisini güzelliğinden dolayı geçici bunlar hep geçici sevgilerdir. Bir menfaate bir şeye dayalıdır.

Dakika 5:00

Allah sevgisi ise geçici sevgi değildir. Bir insan Allah için hanımını seviyorsa ebedî sever, çocuğunu seviyorsa ebedî sever. Milleti ve insanlığı seviyorsa ebedî sever. Geçici değil eksilmez, artar ve sevilmeyeceği de yine Allah’tan öğrenir, kitâbı Kur’an’dan öğrenir. Sevilmeyeceği sevmez, sevemez, sevme imkânı da yoktur.  Burada Allah için sevgi vardır, Allah için yergi vardır. Allah sev dediğini seveceksin, sevme dediklerini de sevmeyeceksin. Burada da iyi bir keşifte bulunacaksın, konuyu iyi kavrayacaksın, iyi anlayacaksın mesele burada. Şimdi adam rastgele yapmacık bir sevgiyle, hoppala bir sevgiyle seviyor görünüyor biraz sonra bakıyorsun olumsuz bir sürü hareketler. İslam’da ki sevgi dengelidir, mükemmeldir, aslîdir ve kaynağından kaynayarak çoğalır. Okyanus gibidir hattâ okyanusları da kuşatır. Sen o zaman okyanusta balık misâli o sevginin içinde gelişir büyürsün, gelişirsin mutlu olursun. Ama sevgi yeterli değilse İslam’ın sevgisini Allah sevgisi sana yerleşmemişse Allah tarafından sevilecek duruma da kendini getirmemişsen çünkü burada sevgi iki türlüdür. Okyanusun içinde senin bir damla veya bir balık olabilmen için okyanus seni kabul etmesi lâzım. Okyanusa kendini kabul ettir. Allah seni sevmeli sende Allah’ı sevmelisin işte Allah sevgisi o zaman ebediyyû’l-ebed senin için tükenmez sermayedir. Mutluluk orada kaynar mutluluğun kaynağıdır. Allah’a sevilmen Allah’ı sevmenin yolu nedir? İslam’da ki Allah’ın her teklifini emrini yerine getireceksin seve, seve yasaklarından kaçınacaksın, yapma dediğini yapmayacaksın kesin olarak yap dediğini kesin yapacaksın. Gerçek îmân ve Amel-i Sâlih ve güzel ahlâkla işe başlayacaksın. İbadetlerini, farzlar, vacipleri sünnetleri yerine getireceksin. Haramlardan, günahlardan, mekruhlardan da sakınmaya çalışacaksın, Allah’ı sevdiğini ispat edeceksin. Allah’ı sevmenin yolu İslam şeriatının ölçülerine göre Müslüman olmaktan geçer. O zaman bil ki Allah seni zaten sevdi yarattı idi. Bir de sende itaati gördü ne yaptı? Sevgiyle seni sevgisiyle sardı kucakladı. Yani okyanus ebedîyülebet okyanusu ben misal olsun diye söylüyorum. Allah hiçbir şeye teşbih edilmez, hiç temsil de edilmez. O zaman okyanus seni kabul etmiş okyanusun içinde sevgi okyanusunda bir damlasın ki, ebedî mutlu olacaksın. Mutluluktan başka çünkü seviyorsun seviliyorsun. Şimdi bu konuda size bu kadarcık bir izah yapmaya çalıştım. Şimdi tabii ki, Âriflerimiz Allah’ı tam bir muhabbetle sevmek işte buna aşk diyor onlar. Bizde Muhabbetullah diyoruz. Allah’ı ve onun sevdiklerini sevmek izahımızın içinde geçti bunlarda. İbrâhim Hakkı şöyle diyor.

Dakika 10:00

Biraz önceki sözler İmâm-ı Rabbânî ’ye de isnâd edilmiş. Şimdi İbrâhim Hakkı da (Kaddesallâhu Esrârehüm) diyor ki; Sevgi kalpte bir ateştir diyor. Allah sevgisinde başka bir şey o kalpte bırakmaz. Allah sevgisi diyor eğer kalbe girdiyse başka sevgi bırakmaz. Başkalarını oradan çıkarır diyor. Bakın burada tevhîd îmânı da gerçek sevgiyle birleşiyor. Burada Allah’ın birliği vahdeti vahdâniyeti kalp Allah’a artık tamamen eşi bulunmayan eşsiz bir Rab olarak tanıyor. Gerçek tevhîd tecellî ediyor tevhîd îmânı kalpte eğer Allah sevgisi kalbe girerse başkalarını oradan çıkarır diyor. Kim diyor bunu da? İbrâhim Hakkı Erzurûmî diyor ne güzel söylüyor. Yine buyuruyor ki; Hak aşığı diyor yani Allah sevgisi kendinde bulunan kişiler kesinlikle doğru, saf ve temiz insanlardır diyor. Yani bu sevgi kişiye yerleşince Allah sevgisi o artık doğruluk onun için tam bir prensip olur. Doğruluktan ayrılmaz saf ve temiz bir insan hâline de gelir diyor. Uyanık kalpli ve hatalardan uzak kalmak içinde çırpınır diyor kalbi de uyanıktır diyor. Yine bunlarda İbrâhim Hakkı Erzurûmî ’ye aittir. Şimdi zaten sevgi biliyorsunuz ki dâima Allah’u Teâlâ’nın cemalini özler, özlem duyar vecd içinde yaşar. O vecd dâima cemâl özlemidir Allah’ın cemâlini özler, kendisini Rabbi ’sinin huzurunda bilir ve ihsân derecesini yaşar bütün güzellikler tecellî eder.

Aziz dostlarımız,

Size bir de takvâdan bahsedelim bunlar mutlaka Müslümanda sevgi, takvâ, vera, züht ve diğerleri olmak zorundadır bunlar olacak olması lâzım. Şimdi takvâ da biliyorsunuz ki İslam’ın ölçülerine uymak, görevini yerine getirmek, taatte itaatte bulunmak, itaat ve taatte bulunurken de şer’i ölçülere göre hareket etmek ve Allah’ın azâbından son derece sakınmaktır. Burada da itaat var isyân yok işte bu takvâdır. Bundan dolayı Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak diye tarif ederler pek çok tarifciler. Âli İmrân Sûresi’nin 76’ncı âyetinde de: Ya Rabbi! Bana ilim, bilim, takvâ ve afiyet ihsân eyle diyor. Bu da Peygamberimizin duasıdır. O âyeti okuduğu zaman veya emsâli âyetleri okuduğu zaman Peygamberimiz bu duayı yaparlardı. Şimdi bu duanın bire size ben metnini okuyayım;

(Allâhümme eğninî bil-ilmi ve zeyyinnî bil-hilmi ve ekrimnî bit-takvâ ve cemmilnî bil-âfiyeti.)  

Peygamberimizin sık yaptığı dualardan biride budur. Mükemmel dualardan biridir. Peygamberimizin her sözü, her kelimesi, her ameli insanlık için bir örnektir önderdir.

Dakika 15:40)

Kaçırma, ihmâl etme! Habîbi Kibriyâ Muhammed Mustafa’yı iyi anla işte kavlî sünnetler, fiili sünnetler, taklidi sünnetler ve Hz. Muhammed’in uyguladığı İslam’ın kendisi bütün insanlığın mutluluğu için ortaya konmuş ilâhî kânûn ve kurallardır. Hepsi mutluluk esaslarına göre hazırlanmış insanlığı zarardan, mutsuzluklardan kurtarmak içindir. Kıymetli dostlarımız, Peygamberimizin bu duasında sonra, emirlere sarılmak takvâdır, yasaklardan sakınmak takvâdır ve aynı zaman da vera ehli olmaktır. Vera da takvânın yanında biraz daha ileri şüphelilerden de sakınmanın adı da vera’dır. Şüpheli olanlardan sakınırsa insanlar orada zararın tamamından da sakınmış kurtulmuş olur. Vera’nın içeriği de şüphelilerden de insanları ne yapıyor? Kurtarıyor. Çünkü şüphelilerin içerisinde zarar olma ihtimâlleri olduğu için her ihtimâle karşı burada tedbirli olmak gerekiyor. Bu kalbin düşüncelerinden tutun ruhun yapısından söz ve hareketlerinize, yemenize, içmenize uyumanıza, gezmenize, yatmanıza kalkmanıza varıncaya kadar bunların tamamında vera tam bir garantidir. Kişiyi şüphelilerden de ne yapar? Uzak tutar. Vera ehli şüpheli olan bir şeyi yemez, giymez. Açıkça onun örneğini buradan vereyim. Yine diyor ki; “Dininizin direği vera’dır.” Bu bir Peygamber sözüdür, hadis-i şerif olarak rivâyet olunmaktadır. Efendimiz Hz. Muhammed: “Dininizin direği vera’dır” diyor.

Ebû Hûreyre (Radıyallâhu Anhü) de şöyle diyor; Kıyâmet günü Allah’ın huzurunda kıymetli olanların vera ve züht sahipleri olduklarını beyan ediyor. Allah katında Allah huzurunda kıyâmet gününde en hayırlı, en kıymetli insanlar vera ehlidir, züht ehlidir diyor. Tabii bunlarında ilerisi var ama buraya kadar bir defa hele gelmeye çalışalım. Şimdi vera ehlinde gıybet olmaz, kimsenin gıybetini yapmaz vera ehli gıybet etmemeli, hele mü’mine suizanda bulunmamalı ve kimseye ortada kesin bir delil olmadan kötü dememeli hele hiç kimseye ortada kesin bir delil tebeyyün etmedikçe kimseye kâfir dememeli.

Dakika 20:04

Dikkat et! Ancak Kur’an-ı Kerim de Allah kime kâfir diyorsa, Kur’an-ı Kerim kime ne söylüyor ki o Kur’an-ı Kerim isim vermez. Kişiyi kâfir yapan vasıfları durumları anlatır. Şahsiyet yapmaz çünkü Kur’an-ı Kerim insanlığı kurtarmaya gelmiştir. Bunun içinde Müslüman vera ehli bir Müslüman suizan da bulunmaz. Kimseyle alay etmez kadınlara kızlara haram gözle katiyyen bakamaz, bakmamalıdır. Çünkü helâller var uçsuz, bucaksız sen helâl dururken sen niye harama bakıyorsun ki? Harama bakma helâlliğin kıymetini bil birde evlen nikâhlan hiçbir zaman harama tevessül etme, temayül de bulunma! Helâlinden Allah’ın nimetleri var, tükenmez nimetleri var, eksilmez göz aydınlığı var. Allah’ın emrinde ol, Allah’ın emirlerine uyarak helâlle beslen. Harama gitme kimseye sakın kötü gözle bakma! Helâlinin kıymetini bil bir, birde başkalarını kendi bacın, kendi annen, kendi kız kardeşin, kendi yengen ve kendi teyzen halan olarak bak. (إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ) inananlar bir defa kardeş bunu bil. Kendi helâlin olan, nikâhlın olan o senin dinde kardeşin ama o senin yine dinde nikâhlındır, helâlindir. Öbürleri ise nikâhlın olmayacaklar var bir de nikâhlı olmayanlar var. Onlara da insanlık kardeşliği, birde din îmân kardeşliğiyle bakmak zorundasın. Çünkü nikâhlın değil nikâhlayamayacakların ebedî birde nikâhlı olmadıkların var. Kendine nikâhlından başkası helâl değildir. Buna dikkat et! Nikâhın kıymetini bil İslam da nikâh aslî bir ilâhî bir kânûndur. İmam nikâhı, hoca nikâhı diye bir nikâh yoktur dinde Allah’ın kânûnu vardır, nikâh kânûnu o kânûna göre evlilik olur. Bunun rükünleri vardır, vacipleri vardır, bunun sünnetleri vardır. Nikâhın aslı gerçek îmâna, gerçek Müslümanlığa dayalıdır. Onun için nikâhın aslı esası ilâhî kânûn îmânla irtibatlı ve Allah’ın kânûnlarından ibâret olduğu için Müslümanlar vera ehli Müslümanlar bir defa haram ve günahlardan göz zinâsı da dâhil, dudak zinâsı, kulak zinâsı, el ayak zinâsı da dâhil içini ve dışını bütün zinâlardan haram ve günahlardan korumak vera ehli Müslümanın aslî görevlerindendir. Bunun için sonra kişide vera ehli Müslüman da kibir, gurur olmamalıdır. Sonra kazancını helâlden kazanmalı, helâl yollara harcamalıdır.

Dakika 25:06

Sonra şunu da iyi bilmeli ki bir mevki makam sana verilmişse orayı hizmet makamı olarak bileceksin. Gurur, kibir otorite ve başkalarına dayatma, zorlama, zorba makamı değil diye kullanmayacaksın. Herkesin görevi aynı ortamda hangi mevki makamda olursa olsun ora hizmet makamıdır ve emanettir. Emânete ihânet etmeyeceksin, orayı hizmet makamı bileceksin ve Allah için görevini tam yapıp hizmette bulunacaksın. “İnsanlığın en hayırlısı insanlara en faydalı olandır.” İnsanlara faydalı hizmetler de bulunanlardır. İnsanlığın en hayırlısı bunlardır. Yoksa mevki makama ulaşmışsın ama o makamı kötüye kullanıyorsan senden kötüsü olmaz. Aklını başına al! Vera ehli bunlara dikkat eder etmek zorundadır, her Müslümanda vera ehli olmalıdır. Bundan dolayı Ehl-i Sünnet âlimlerinin ortaya koyduğu din anlayışını da bir defa gözden kaçırmamak gerekmektedir. Çünkü insanlar her şeyi bilemez. İslam’ı şimdi Kur’an-ı Kerim’i, sünneti, icmâyı, kıyası A’dan, Z’ye ben biliyorum diyen kaç kişi çıkar. Ama müçtehitlerimiz, Ehl-i Sünnet âlimlerimiz ömürlerini vermişler bu işe onlar güzel biliyorlar ve bilmişler. Ortaya ne kadar güzel sağlam kaynaklar, ilmi eserler bırakmışlar. İtikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta ne güzelim eserler bırakmışlar. Ne güzel büyük onlar kâşif ve filozoflardırlar. İmâm-ı Âzâm, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî, Hanbelî bu ekollerde yetişen diğer müçtehit âlimlerimizin her biri birer kâşiftirler ve büyük hukûkçudurlar ve büyük filozofturlar. Şimdi kendi kuşundan başka kuş görmeyenler kendi benim filozofum derler başka filozof tanımazlar. Biz onlardan değiliz. Biz insanlığım hayrına olan bilimsel çalışması olan herkesin faydalı yönünü takdir ederiz. İster doğulu, ister batılı olsun. İlim insanlığın ortak sermayesidir. Bütün insanlığın ilim, irfân kaybolmuş malıdır, ilim nerede olursa alınır.

Evet, kıymetli dostlarım!

Sizlere yine Hasan- Basrî’nin de bir sözünü hatırlatayım. (Kuddise Sırruh) Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn bütün âlimlerimize, Cenab-ı Hak zahitlerimize, mürşitlerimize, meşaiklerimize, ilim irfân ehli kim varsa hepsine Allah bol, bol rahmet eylesin, mağfiret eylesin. Tüm müminlere de Allah bol, bol mağfiret eylesin, rahmet eylesin. Bütün insanlığın tamamına da cinler de dâhil Sırât-ı Müstakîm’e hidâyet eylesin. Evet, dostlar şimdi sizlere Hasan-ı Basri diyor ki; zerre kadar vera sahibi olmak 1000 nafile oruç ve namazdan daha hayırlıdır demiştir.

Dakika 30:08

Bakın burada zerre kadar vera sahibi olmak diyor 1000 nafile oruç ve namazdan daha hayırlıdır diyor. Şimdi neden böyledir? Nafile 1000 tane nafile oruç, 1000 rekât nafile namaz bir zerre kadar vera bunlardan niye daha faydalıdır? Şimdi kişi nafile ibadeti yapıyor ama vera ehli değil, onun bunun gıybetini yapıyor, onun bunun hakkını yiyor, haram helâl gözetmiyor. Şimdi bu adamın kazancı yok ki o haram helâl gözetmeyen vera ehli olmayan kişiler bir defa bütün kazancı elinden alınacak, bunlar iflas edilecekler, müflistirler. Şimdi vera ehlinde bulunması lâzım gelen birkaç madde saydık bunlardan birisi dahi olsa mesela gıybet olsa birinde gıybet bir kul hakkıdır. Büyük günahlardandır. Şimdi gıybetin zinâ derecesinde hattâ zinâlar derece, derecedir, hepsi büyük günahtır, hepsi kötüdür. Ama birbirlerinden daha büyük günahlar vardır. Burada gıybet mesela bunların en kötü, en büyük günahlardandır. Adam gıybet ediyor yaptığı gıybet olduğu halde gıybet etmedim diye de iddia ediyor. Gıybet âyetini inkâr ettiği zaman kâfir de olur burada bu tehlike de var. Bunun için vera ehli olmak lâzım.

Aziz dostlarımız,

Sizlere şuana kadar verdiğimiz yüce âyetlerin, yüce mânâların onun yüce keşiflerinin yanında birde onun ruhunda bazı notlar veriyorum. Bunlar o Kur’an-ı Kerim’de ki notlardır, kâşif notlarındandır, çok önemlidir. Bunlardan biri de Züht ’tür, Züht-ü Takvâ. Züht biliyorsunuz ki mübahlarda da ifrattan ve tefritten korunmalıdır Zühtte. Yine aynı zaman da dünyadan ve dünyaya karşılık olan şeylerden de yine dengeyi sağlayabilmektir. Dünya kalbe girmemelidir. Züht ’ün olduğu yerde kalbe dünya girmez. Sen dünyanın sırtına bineceksin ama dünya senin kalbine hiçbir konuda girmeyecek, sen dünyayı kullanacaksın. Sen mesela paraya hâkim olacaksın, para sana hâkim olmayacak. Sen nefsine hükmedeceksin, nefis sana hükmetmeyecek. Bunun için Züht ehli bir defa kendi ruh dünyasında Allah’ın kânûnları hâkimdir o kalbin kürsüsünde, Züht kürsüsünde bir melek sürekli Kur’an-ı Kerim’i okur ve vaaz eder. Buna hilim meleği de denmektedir, diğer adına murâd denilen bir melek olduğu da söylenir ki kişi eğer kalbinde kalbin kürsüsünde Kur’an okuyan o murâd isminde ki melek, bunu sürekli okur kalbinde ilâhî hâkimiyet ruh ve kalp dünyanda kurulmuşsa bu ilâhî hâkimiyet, ilâhî nizam içeriğinde sağlanmışsa işte züht ‘ün iç yönü ortaya çıkmıştır.

Dakika 35:07

Buna manevî bir züht deniyor. Bâtınî Züht diyen de var ki doğrudur. Birde zâhirî züht de İslam’ın dışında dosdoğru yaşamaktır. İç dünyanda böyle olacaktır. Ne zaman ki kalbin kürsüsünde hilim meleği murâd isimli melek Kur’an’ı ve onun ilkelerini sana sürekli okuyor sende o ilhâmı alıyorsan içten ve dıştan Kur’an’ı okuyandan ayrı alıyorsun, içten anlatandan ayrı alıyorsun. Her zaman dışında ki bulunmaya bilir. Ama içinde ki sürekli seninle beraberdir. Onun için içte de zühtü, dışta da zühtü temin edebilmelidir. O zaman işte kişi züht ehlidir kişin iç dünyasında artık huzur ortaya çıkar murâdına erer. Zaten orada ki meleğin isminin (Murâd) olmasının sebebi, hikmeti de eğer böyle bir durum hâsıl olmuş ise ki, mecbûren olması gerekiyor herkeste, her Müslüman da yoksa bu olmamışsa, olması için çalışacaktır. Dersini alacaktır, kendini yetiştirecektir. Bunun gerçek dersinin okunduğu bir ortamda bulunacaksın bu bir tasavvuf okuludur. Şeriat okulu bitirmeden kimse şeriat okulunu bir defa tasavvufta ne yapacağını bilmez, aklını şaşırır. O zaman kafayı üşütmüş derler ya şeriat okulunu bitireceksin, tasavvuf okuluna yazılacaksın, kayıt olacaksın ve bunun ehliyle hareket edeceksin. Körlerle yola çıkmayacaksın eğer körlerle yola çıkarsan seni kendileri de, senide ne yaparlar?  Kuyulara düşürürler. O kuyunun içinde ateş olur, canavarlar olur, yılanlar olur, çıyanlar olur. Körle yola gitme Kur’an’ı gün aydınlığında bilenlerle sünneti, icmâyı, kıyası bilenlerle hareket et mürşit budur. İlmi olmayan kişi babadan oğula intikalle mürşit olmaz. O zaman ne yaptın sen? Onun sarığına, cüppesine, uzun sakalına baktın iç dünyasına bakmadın. Kişinin dışına sonra bak önce ilmine, irfânına ilmi var mı? İlmiyle âmil mi? İki şeye önce bak. 1: Tam ilim olacak, bir de ilmine âmil olacak, ilmiyle amel edecek. Bunların iki şeyle hareket başlar. Sadece ikiden ibâret değildir ama bu ikisiyle başlar. Duyduk, demedik demeyin! Züht kalbe ve bedene rahatlık verir, yani kişi murâdına erer. Züht kimde varsa ki şeriatın tamamlandığı yerde Züht ortaya çıkar. Şeriat okulunu, şeriat fakültesini yani o ekolü, şeriat ekolünü bitireceksin hem ilmen, hem amelen. O zaman Züht-ü Takvâ ortaya çıkar. Mutluluk ora da başlar, tasavvufa da kapılar açılır. Mârifet kapıları açılmaya başlar, keşifler ortaya çıkmaya başlar.

Dakika 40:00

Artık okuduğunu anlamaya başlarsın, daha iyi anlamaya başlarsın ve başka keşif bilinenden bilinmeyenlere terakkî etmeye, keşfetmeye başlarsın. Yoksa birileri diyor ki gel işte benden helâl (ooo) diyor her şeyi bul öyle dâvâ yok. Bir defa el almaktan maksat bu bunun dış zâhirî bir şeyidir, göstergesidir. Zâhir bir şeklidir ki ilmi temsil etmesi gerekir. Nedir o ilim? Kişi şeriat ekolüne girecek orada ilim ile ameli birleştirecek, ahlâkı birleştirecek. Bilinen ahlâk değil, yaşanan ahlâk ortaya çıkacak. Ama bunun dersi verilerek, ölçüsü verilerek sağlam delillerle belgelerle kesin belge ve delillerle hareket ederek olacak bu. Yoksa gözünü bağla çekil köşeye üstüne de bir bez parçası ört onsan sonra tesbih çek. Bu yeterli değil, bunun ilimle alâkası yok. İlimle alâkası alâka kuracaksın ve ilimle alâka kurarak bunları da yapacaksın. Sana onu yapma demiyoruz ki ilimle alâka kur, gerçek ilmi tasdik et, amele dönüştür, onu da yap ama onu da ölçülü yap. Şimdi farz olanların önüne başka nafileyi getirip dayayıp da farzı arka da sıra gelmez bir arkaya bırakıp da farzları, vacipleri, sünnetleri müntahabı getirdin nafileyi dayadın farza sıra gelmiyor bir türlü. Böyle ne şeriat olur, ne tarikat olur, ne hakîkat olur, ne mârifet olur. Ölçüyü doğru kur. Onun için nefis terbiyesi, ruh terbiyesi işte bu şekilde tedrîci olarak uygulanır, onun dersleri verilir. Muhammed Hâdimî şöyle diyor; Zâhit âlimin 2 rekât namazı, Zâhit olmayanın ömrü boyunca kıldığı namazdan hayırlıdır Muhammed Hâdimî diyor. Bu da İslam’ın büyüklerinden birisi, dikkat et! Yine Cami-us Sağir de geçen âyetler var bu konuyla ilgili. Şimdi Zâhit âlimin 2 rekât namazı Zâhit olmayanın ömrü boyunca kıldığı namazdan hayırlıdır diyor. Demek ki Züht ve Zâhitlik çok önemli ve Müslümanım demek yetmiyor. Efendiler; bunun kuralları var, ilmi donanımı var, dersi var, ekolü var. Nasıl bir çocuğu ilkokul seviyesinde ilkokulda okutuyorsun, orta, lisesi, üniversitesi varsa tedrîci olarak da bu ilâhî derslerdir. İslam Allah’ın Levh-i Mahfuz’dan, Arş’ı Âlâdan, kendi katından bize gönderdiği hak derslerdir İslam dersleri. Bunu daha güzel öğrenmemiz gerekmiyor mu? Şöyle bir bakın Bağdat ekolüne bir bak, Horasan, Nişabur ekollerine bir bak Cüneyd-i Bağdâdîler, Bayazıt-i Bestâmî’lere bir bak şöyle. Abdülkerim Kuşeyrî’lere bak, Şah-ı Nakşibendilere, Abdülkadir Geylânîlere, İmâm Rabbânîlere ve diğerlerine şöyle bir bak. Bu ekolün başında bulunan zatlara bir bak   (Kaddesallâhu Esrârehüm) bunlar şeriatı, tasavvufu, ruhla bedeni çok güzel eğitmişler.

Dakika 45:40

Geliştirmişler ve Kur’an’ın mânâsını kalbe içirmişler. Mânâ kalbe gelince, nefsi kuşatınca, nefse mânâ ulaşınca ortaya zevk olayı çıkar kalp onu içmeye başlar buna da şirk olayı denir. Bu mutluluk devam eder buna da rey olayı denmektedir tasavvuftaki Âriflerimiz (Kaddesallâhu Esrârehüm) öyle diyorlar bu da rey o mutluluk devam eder ve sürekli yükselişte devam eder. Yani içinde bulunduğu hâlden daha yüksek bir hâle terfi eder. Buna dereceler denir. Dereke aşağı gidiştir, derece yukarı gidiştir hâlden hâle. Şimdi kişi Havf ve Reca hâlinden ne yapar? Kabz ve Best hâline terakkî eder. Bunlar hep hâldir. Bundan ne yapar? Kalp ve huzur hâline, heybet hâline, rızâ hâline doğru terakkî ederek devam eder. Tâ ki mahurlara, sahurlara doğru terakkî eder. Fenaya, bekâya ulaşır. Bunları hep doğru terim olarak, doğru kavramlarını elde etmek lâzım yanlış kavramlar kişiyi mahveder. Terimleri doğru anlamayanlar, yanlış anlayıp, yanlış kavrayanlar kişiyi ittihada, imtizaca, hulule, tenasühe, reenkarnasyona götürüyorlar ki şirkin içine atıp düşürüyorlar. Hem de bunu tasavvuf, şeriat, tarikat adına yapıyorlar. Şirkin içine alıp atıveriyorlar, yazık ediyorlar. Şimdi dikkat et! Bu tehlikelerden korunmak için tekrar söylüyorum körlerle yola gitme, körlerin elinden tut kendin sağlam ol. Bu dış körlere sözümüz bu yok dışın da özürlülere demiyoruz biz. Kalbi özürlü, ruhu özürlülere diyoruz. Kalbi özürlü körler var dış gözünde herhangi bir olaydan görmeyebilir bunlar özürlü sayılmazlar. Bunların dıştaki organik yönleridir. Ama esas özür, esas kör kalp körlüğüdür, dış körlüğü değil. Kalbi kör olan, ilmi olmayan, irfânı olmayan ve seni Hakk’a götüreceğini söyleyen cehâlet meydanında at koşturanlara sakın tâbî olma, bunlarla yola gitme. Bunların mâhiyetine düşmüşsen oradan kurtul. Oradan kaçanı kurtar ki kurtuluşa eresin. Doğruyu bul ilmi, irfânı gerçek mârifeti bul. Yanlışın içine düşüp de eğer sen cehâlet körlüğü içinde körlerle yola gidersen başına gelmedik kalmaz.

Dakika 50:10

Ömrün biter, ölünce uyanırsın o zaman kendini Müslüman olarak sanmışsın ama Budist olarak ölürsün, Hindu olarak ölürsün. Yunan felsefesini yaşadığını sonradan anlarsın ve doğu, batı safsataları seni aldatmıştır ama onun adını birileri tasavvuf koymuştur. Dikkat et! Yabancı cereyanlar karışmıştır. Bunların tamamının çâresi İslam güneşten daha açık güneştir. İslam’ı tanı “Akait” yönünü tanı, “Kelâm” yönünü ve onun “Fıkıh” yönünü iyi tanı. Sahte Evliyâcılar var, Kur’an ’sız Evliyâcılar var, sünnetsiz Evliyâcılar var ve şeriatı tanımayan Evliyâcılar var, Müçtehitleri yok sayan Evliyâcılar var. Bunlar safsatanın ta kendisidir. İşte o, bu hakîkat kaynaklarını aslî delilleri dışlayarak kendini Evliyâcı zannedenler var ya bunların kimisi Budist’tir, kimisi Yunanist’tir. Bunun doğulu, batılı olması da önemli değil. Hak’tan bunlar sapmışlardır. Mevlânâ’ya bakıyorsunuz ben Kur’an-ı Kerim’in diyor. Ne diyor? Hadimiyim diyor ve Muhammed’in yolunun da tozuyum. Ama bakıyorsunuz ki kendisini Evliyâcı sananlar bazılarına, Kur’an’dan hareket etmiyor. Mevlânâ Kur’an’ın kölesiyim diyor beriki Kur’an’ın hangi tefsirini okuyalım deyince veyahut da Kur’an tefsir okumayalım mı? Diye soranlara hangi tefsir diye cevap veriyor ve şu tefsiri de okuyun demiyor üstelik. Niye? Kendi yazdığını dayatıyor, kendi anladığını dayatıyor. Bunlar Evliyâcı değil, Evliyâların yolundan insanları sapıtan sapıkların tâ kendisidirler. Ve diyor ki, sen diyor Elmalınınkini mi okuyacaksın Elmalının tefsirini mi? Nasuhi’ninkini mi? ötekini mi diyor. Bak yani hiçbirini okuma diyor neticede. Şunu da oku da demiyor ah dese yani o onun yazması, bu bunun yazması diyor. Bu Kur’an’a o Müfessirlere de iftiradır, alçaklıktır. Nedir? Onların hepsi güzel yazmışlardır. Elmalı da güzel yazmıştır, Nasuhi Bilmen de ve Çantay da ve ötekilerde onun içinde yorum farkı varsa onu almazsın ama aslı ortadadır. Kur’an-ı Kerimin aslını kimsenin değiştirme şansı var mı? Kur’an’ı oku hepsi bunların gerçeği ifâde ederler. Ama herkes bildiği kadar ifâde eder ve bunların hepsini oku demesi gerekirken çünkü bütün tefsirlerin tamamını okuduğun zaman bir tefsir okumuş olursun. Birbirinden de ne yapar? Bilimin zenginliğidir. O tefsir öbürüne zenginlik katar, beriki berikine zenginlik katar. Yalnız ortaya atılan yorumların dayandıkları sağlam rivâyetlere bakılır. Dayandığı rivâyette ve dirâyette ki dayandığı noktalar sağlamsa alınır. Hepsinden alınır. Zayıf olan varsa sağlamı alınır, zayıfı alınmaz. Böyle demiyor kendini Evliyâcı görüyor.

Dakika 55:00

Son derece Mevlânâ’ya bile hakaret ediyorlar. Mevlâ’yı yanlış tanımışlar, yanlış tanıtıyorlar millete. Nasıl ki Îsâ (A.S) birilerinin ilahlaştırıp Allah’ın oğlu ve Tanrı dedikleri gibi. Onun için Kur’an’a rağmen Kur’an’ı dışlayarak, sünneti dışlayarak fıkıh kitaplarına, yani elinin tersiyle fıkıh kitaplarını itiyor bende hukûkçuyum diyor üstelik. Hâlbuki hiçbir şey anlamamış fıkıh kitaplarından da. Kur’an-ı Kerim’i ortaya gerçek anlamda anlatan kitaplar fıkıh kitaplarıdır. Ehl-i Sünnet Ve’l Cemâatin fıkıh kitaplarıdır. Müçtehitlerin kaleminden çıkanlardır. Bunlar ne Evliyâcıdırlar ne Enbiyâcıdırlar, bunların bir tarafı safsatadır. Gerçek Evliyâcılarımıza bunlar gölge düşürüyorlar. Gerçek tasavvufun önünü kapatıyorlar ve kendilerine çağırıyorlar ve kendisi bir şey bildiğini söylüyor. Bunlar bir nevi yani tamamen aklını bir taraf sapıtmış, gözü perdelenmiş bir noktayı görüyor, başka taraf görmüyor. Kendi enâniyetleri gözlerine perde olmuş ama nefis terbiyesinden bahsediyorlar. Nefisleri kocaman gözlerine perde olmuş, kendilerinden haberleri yok. Aynı durum şahsımda da varsa binlerce tövbe istiğfâr ederim, Hakk’ı söyleyene ben minnettar kalırım, doğru söyleyen herkese minnettarım. Doğru hepimizindir, yanlış ise hepimize zarardır, yanlış hepimize zarardır. Doğru hepimizin faydasınadır. Birbirimizin yanlışlarına doğrularla karşılık verelim. Şimdi konu Züht ’ten sonra birde ihlâstan bahsediliyor. Şimdi sevgi, takvâ, vera, züht ve ihlâs. Mârifet, Ledün’ni ilmi, yakîn ve mâhiyet gibi yani Müslümanın ruh dünyasında olması gereken bunlar ruhun kuvvetleridir. İhlâs ise ibadetlerini yalnız ve yalnız sırf Allah için yapmaktır ihlâs. Rasûlullah Efendimiz (A.S.V) Muaz Bin Cebel’i Yemen’e Vâlî gönderirken şöyle buyurmuşlar; ibadetlerini ihlâs ile yap diyor. Bakın Muaz Bin Cebel’e ibadetlerini ihlâs ile yap diyor. Dikkat et! Kıyâmet günü bu ihlâs ile yapılan bu az amel senin imdadına yetişir diyor. Bak sana yetişir diyor kıyâmet günü. Demek oluyor ki ihlâs ile yapılmayan bütün ibadetler elinden gidecektir. Sana fayda sağlamayacaktır. İhlâs ile yapılacak bu daneymiş? Sırf ibadetlerini Allah için yapacaksın. Başka bir düşüncen, başka bir mevhum, ruhundan bedeninden başka şeyler geçmeyecek. Geçerse o geçenlere doğrularla karşılık vereceksin, ihlâsın gereği cevaplar vereceksin.

Dakika 1:00:00

Ret edilecekleri ret edeceksin. Şimdi mârifet nedir derseniz? Yüce Allah’ı tanımaktır. Hakkıyla tanımaya çalışmak Allah (C.C) kitâbı Kur’an’la tanınır, esmâsıyla, evsâfıyla birde kâinatta ki yarattığı eserleriyle tanınır. Allah’ın varlığı her şeyden açıktır. Yalnız kalbe, ruha perdeler geldiği zaman küfür bilhassa şirk ve nifâk, enâniyet, kibir gibi perdeler kalbin üzerine geldiği zaman artık Hakk’ı göremez. Göremez ve tanıyamaz. Onun için mârifet, Mârifetullah Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilmek. Mâsûm-i Fârukî izzetinin îmân ve mârifet ile olduğunu, mal ve mevki ile olmadığını belirtmiştir. Ne diyor burada? İzzetinin îmân ve mârifet ile olduğunu unutma diyor. İnsanda bir izzet, yüksek bir haysiyet ve şeref varsa o da Allah’ın tanımasına bağlı Mârifetullah’a bağlıdır izzet buradadır. Allah’ı Allah’ın şanına yakışır şekilde tanımazsan şirke düşersin. Yanlış tanımak Allah’ı şirktir, küfürdür. Allah birken ona şerik tanıdığın zaman bu şirktir, küfürdür. Onun için Allahu Teâlâ’yı bütün esmâsıyla, evsâfıyla, eserleriyle, kitâbı Kur’an’la doğru tanımalıdır. Onun için her hakîkatin hocası Hz. Muhammed’dir. Tüm hakîkatlerin hocası, Peygamberi, önderi, lideri, Üsve-i Hasene her konuda Hz. Muhammed’dir. (A.S.V).  Bunun için mârifet Ahmed Bin Hadraveyh şöyle diyor; Mârifetin hakîkati Allah’ı kalp ile sevmek, dil ile anmak ve Allah’tan başka her şeyden ümidini kesmektir. Her şeyden ümidini kesmek Allah’a ümit bağlamaktır. Allah’a ümit bağlamak ise bütün ümitlerin tamamını kazanmaktır. Burayı da doğru anlamak gerekiyor. Çünkü sebepleri Allah yaratır. Sebebin sebebi, bütün sebeplerin sebebi kendisidir ve sebepleri de O yaratır. Bundan dolayı bunları da doğru anlamaya çalışmak lâzım. Cenab-ı Hak ince anlayışlar nasip eylesin. Evet, böyle buyurdular. Yine dediler ki Ebû’l Kâsım Nasrabâdî şöyle diyor; Farzları, sünnetleri yerli yerince yerine getirmek ve diyor sünnete tâbî olmak Hz. Muhammed’e gereği gibi tâbî olmak, yani İslam şeriatına ve onun hükümlerine tâbî olmaktır. Mârifetullah bu olmazsa olmaz diyor zaten şeriata, İslam’ın kurallarına, emirlerine tâbî olunmadan Mârifetullah olmaz.

Dakika 1:5:00

Hattâ Allah’a isyân vardır orada bırak tanımayı da tanımamak vardı hâşâ. Allah’ı kalp ve ruhla tanıyıp bilmeye Mârifetullah da derler. Zaten kalbin Allah’ı bütün varlığıyla kalbin ve ruhun Allah’ı tanıması, bütün varlığıyla Allah’ı sevmesi ve O’na itaate gerekeni, kuralları yerine getirmeye kendini borçlu kabul etmesidir. Bu kulluğun gereğidir. Mutlaka kul kulluğunu bütün imkânlarıyla yapmaya çalışması lâzımdır. Onun için İmâm-ı Rabbânî de kalbin hardal tanesi kadar dünya muhabbeti eğer bulunan kimsenin Mârifetullah’a kavuşmaya imkânı yoktur diyor. Ne diyor? Eğer bir insanın kalbinde hardal tanesi kadar dünya sevgisi varsa diyor orada mârifet olmaz diyor. İmâm-ı Rabbânî de böyle diyor. Demek ki kalbin tamamıyla Allah’ı tanıyacaksın. Dünya sevgisi değil kalbin tamamıyla Allah’ı seveceksin.

Şimdi Peygamberimizin bir duasından da şunu görüyoruz.

(Allahümmecalnî uhibbike bi-kalbi küllih) diyor bak burada. Kalbimin tamamıyla Allah’ım seni sevmeyi bana nasip et diyor. Bak kalbimin tamamıyla ben seni seveyim beni böyle seven kıl diyor. Ama kalbinin tamamıyla diyor. Bak (Bi-kalbi küllih) diyor. (ve urdîke bi-cehti küllih) diyor bak neticede ve bütün varlığınla senin rızân için çalışan kulun olayım beni böyle kıl diyor. Şimdi kalbin tamamı, ruhun tamamıyla Allah’ı seveceksin. Kalbin birazını başkası yaratmadı ki, dünyanın da birazını başkası yaratmadı ki bütün mahlûkatın tamamını Yüce Allah kendi yarattı. O zaman bütün mahlûkat bütün varlığıyla yaratanı tanıyacaktır. Başta insanoğlu bütün kalbi ve ruhu, maddî ve manevî bütün kuvvetleriyle Allah’ı tanımak ve sevmek O’na itaat etmek, isyân etmemek görevidir. Allah’tan başarı istemek de boynumuzun borcudur.

Kıymetli dostlarımız,

Bir de Ledün’ni İlminden kısada olsa bahsedelim. Şimdi bunlarda sırlara ait ilim bu da bir mârifet ilmidir ayrıca tahsisi olarak, özel olarak Cenab-ı Hak bazı kullarına başta Hz. Muhammed ve diğer peygamberler ve Evliyâlardan, Velîlerden bunlara verdiği ilim tahsisi bir ilim özel olarak verilen bir ilimdir ki Hızır (AS.) ilminin Ledün İlmi olduğu söylenmektedir. Kehf Sûresi’nin 65’inci âyetinde de Mûsâ (AS.) ile Hızır Aleyhisselâmın bir yolculuğu bulunmaktadır ve Ledün İlminden dünyaya yansımalar bulunmaktadır. Ledün İlmini tabii ki eğer bir Müslüman samîmî bir Müslüman olur şeriatı, mârifeti kavrarsa Ledün İlminden de lütufta, nasipte bulunur, lütfeder, nasip eder yani.

Dakika 1:10:10

Mesela Kimya İlmini çok iyi bilen bizim İslam’ın içinde büyükler vardır. Yine Hızır (AS.) kendisi Kimya İlmini de bildiği söylenmektedir ve ‘’İlmi Ledün’’ en çok Cenab-ı Hakk’ın dilediği kullarına tahsisi olarak gizli sırlarla ilgili bir ilimdir ‘’İlmi Ledün’’. Bu firâset güçlendikçe kişide firâset nurları kalbinde güçlendikçe İlmi Ledün ortaya çıkmaya başlar. Allah’tan gelen bunlar feyizlerdir, hak vergisidir, lütfu İlâhî’dir. Birde yakîn vardır Peygamberimiz bir hadis-i şerifte yakin ve afiyetten ruhen sağlam ve günahlardan uzak olmaktan diyor daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Yakın ve afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Öyleyse Allah’tan o ikisini isteyin buyurmuşlardır. Yakîni, afiyeti Peygamberimizin en çok istediklerinden biri yakîni ve rızâyı ister rızâ hâlini istemektedir ve çok istediklerinden biri de afiyettir. Yakîn nedir derseniz? Gerçek kesin îmân, kesin bilgidir. Kur’an-ı Kerim yakin ilimdir yani Allah kitâbı, kesin hakîkattir ve kesin îmân hiç mi hiç şüphesi bulunmayan, yanlışı bulunmayan kesin îmâna da yakîn îmân denir. Bunun için Kur’an-ı Kerim’in hemen başında (وبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ) diyor bak orada (يُوقِنُونَ) deki yakîn âhirete kesin îmân edenler gerçek îmânla âhirete îmân edenlerden bahsedilmektedir. Demek ki yakîn kesin ve gerçek îmândır. Ama kesin delillere, Kur’an’a, sünnete, İslam’ın aslî kesin delillerine dayanması gerekiyor. Bu kesin delillerle ortaya çıkan kesin îmâna şeksiz, şüphesiz îmâna yakîn îmân deniyor ver buna yakîn deniyor. Birde maiyet vardır kişi sürekli Allah’ın kendisini gördüğünü bilecek, unutmayacak. Rabbi ’sini tam sevdiği zaman işte sevdiğiyle beraber odluğunu unutmayacak. Dolayısıyla bak Muhammed Bâkî Billah maiyet yolu cezbe yollarından birsidir. Maiyet yolundan Allah’a kavuşmak nasip olursa vasıta aracı olmaksızın kavuşulabilir. “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadis-i şeriftir bu. Eğer Cenab-ı Hakkı, Allah’ı sen tam seviyorsan O da seni sevdiği zaman işte ortaya maiyet Allah’ın huzurunda olduğunu bilirsin ve O’na karşı saygını, sevgini koruyarak kulluğuna devam edersin, O’nunla beraber olduğunu unutmazsın, O’nun sana senden yakın olduğunu unutmazsın. İşte ortaya maiyet denilen Huzur-u İlâhî de bulunursun kendini o seni çünkü sürekli görüyor. Sende O’nu görür gibi ibadetine, saygına, sevgine devam ettiğin zaman işte Rabbin ile beraber olma durumunu İnşâ’Allah Allah’ın lütfuyla elde etmiş oluyorsun.

Dakika 1:15:40

 

 

 

 

 

 

(Visited 89 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}