AmeldeFıkhı 25-01

25- Amelde Fıkhı Ekber Ders 25

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 25 (1. Kısım)

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler. Fıkıh ekolündeki derslerimiz keşif notları olarak devam etmektedir. Okumak, okutmak faydalı olmak. Cenab-ı Hakk hepimizi yanlıştan korusun. En doğruyu en güzeli, en faydalıyı Yüce İslam ortaya koymuş, Yüce İslam’ın ortaya koyduğu bu, en doğruyu en güzeli yaşamayı iki cihanda hayat bulmayı, Cenab-ı Hakk mutlu olmayı nasip eylesin. Tabii ki İslam dini Yüce Allah’ın ortaya koyduğu ebediyyû’l ebed mutlu bir hayat tarzıdır. Ölümsüzlüğe hazırlar. Hayatı en güzel hâle getirir. Bu, İslam’ın hayat tarzıdır. Yüce Allah hayatı yaratmış, İslam ortaya koymuş, insanlar mutlu olsunlar diye. Derslerimizle ta Şanlı Kur’an-ı Kerim’in başından buraya kadar- zaten derslerimizin içinde- Yüce Rabb’imizin Yüce kitabından ve Yüce İslam’ın diğer aslî kaynaklarından gerekenleri teşhis ederek tespit ederek, keşfederek, telkin ve tebliğ ederek buraya kadar geldik. Yüce Allah’ın lütfuyla da hizmetlerimiz O’nun lütfuyla devam edecektir. İzin O’ndan, emir O’ndan, lütuf O’ndan, kerem O’ndan. Tevfik ve hidayet hep O’ndan. Şimdi, dersimiz istihaza. İstihaza, -biliyorsunuz ki- bir damardan hastalık veya bozukluk sebebiyle, aybaşı ve lohusalık dışındaki -buraya dikkat, ‘aybaşı ve lohusalık dışındaki’- zamanlarda kanın akmasına istihaza denmektedir. 9 yaşından önce ya da âdetin ve lohusalığın azamî müddetinden fazla devam eden veya Hanefilerle Hanbelilerin görüşüne göre de hamile kadının gördüğü kan, hep istihaza kanıdır. Tabii burada istisnalar göz önünde tutulur, tutulmalıdır. Şimdi, çok kıymetliler. Bu bütün anlattığımız Fıkh-ı Ekber derslerimizin, Amelde Fıkh-ı Ekber derslerimizin bütün kaynaklarına şöyle bir bakınca ayet-i kerimeler, Hadis-i Şerifler, bir de fıkıh ekolü dört mezhebin kendi kaynaklarıdır. Bu dört mezhebin fıkıh eserleri, tevatür yoluyla bize kadar gelmiş, bu ekol 14 asırdır -kesintisiz- dört mezhebin ekolü okunarak bu okullarda nice âlimler yetişerek dünyayı da okutarak gelmişlerdir. Tabii okumakta nasibi olmayanlara, kaçkınlara bir sözümüz yok, nasipsizlere de bir sözümüz yoktur. Orası herkesin Rabb’i ile kendi arasında Allah’a vereceği hesapta ortaya çıkacaktır. Şimdi şöyle bakalım. Aybaşı olan kadına haram olan şeylerden mustahazaya herhangi bir şey haram olur mu? Yani istihaza. Ki bu bir rahatsızlık sebebiyle olan bir olaydır. Aybaşı değil bu, lohusalık da değil. Şimdi istihaza durumunda olan bir kadın için yasak olan bir şey var mıdır?

 

Dakika 5:23

 

Şimdi onlara bakalım. Hanefilerle Hanbelilere göre istihaza kanı dinmeyen bunun kanaması ve yaradan akan kan gibidir. Yani bu özürlüdür. Namaz gibi şeyleri engellemez. Yani istihzanın her gün kanı aksa namazını kılar. Çünkü o özürdür, özür abdesti bozmaz. Yalnız bunun kurallarına anlattık, yine de anlatmaya devam ediyoruz. Özürlü her vaktin girmesiyle abdestini alır ve namazını özürlü kanı aka aka kılar. Yani bunlar ibadeti engellemez. Çünkü ortada bir zarûret vardır. Ayşe Validemiz (R.A)’dan bir haberi size duyuralım. ‘’Fatıma Binti Ebu Hubeyş (R.A.), Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri’ne, ‘Ben istihaza kanı gören bir kadınım dedi. Bir türlü temizlenemiyorum. Namazı terk edeyim mi?’ diye sordu. O Şanlı Peygamber (A.S.V.) şöyle buyurdu: ‘’Bu kanama yapan bir damardır aybaşı değildir. Adet zamanın geldiği vakit namazı terk et. O kadarlık âdetin kadar bir süre geçtikten sonra kanını yıka ve namaz kıl’. Şimdi özürlü, istihaza kanı gören kadın aybaşı gelince aybaşı günlerini hesabı eder yıkanır. Ondan sonra o günlerde aybaşı günlerinde sadece namaz kılmaz. Oruç tutamaz ve belirli yasaklara dikkat eder. Aybaşı günlerini, bu istihaza özür kanı devam eden kadın, aybaşı günleri bitince yıkanır. Artık özrü istihazadan dolayı, yani hastalıktan dolayı kan gelen kadın -ne yapar- namazına devam eder, orucuna ve diğer ibadetlerine devam eder. İstihaza bir özürdür, aybaşı ve lohusalık değildir. İşte Ayşe Annemiz’den gelen bu haberi Peygamberimiz’den böyle nakledilmiştir. Peygamberimiz durumu çok güzel açıklamış bizim fakih âlimlerimiz de konulara bu delilleri yerleştirilmişlerdir. Zaten dört mezhep Kur’an-ı Kerim’e, sünnete, icmâ, kıyasa ve fer’i delillere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Onun için dört mezhep -kesintisiz- asırlardır dünyayı okutmaya, okumaya devam etmektedir. Başta Ebu Hanife İmâm-ı Âzam’ın ekolü olmak üzere bütün dünyayı okutan ekol bunlardır. Diğer kıymetli âlimlerimiz de bulunmaktadır. Fakat bunlar önde gelmektedirler.

 

Dakika 10:00

 

Bunlar kesintiye uğramamıştır. Öbürlerinden kesintiye uğrayanlar da unutulanlar da var. Bir de ehl-i bid’at var. Ehl-i Sünnet’in dışına sapmış, Yüce İslam’ı doğru anlamamış olanlar var. Bunlara dikkat edin. Dört mezhebin önemi ebedî devam etmektedir. Çünkü Yüce İslam Peygamberimizin yolunda, ashap yolunda, İslam’ın kendi kaynaklarıyla aslî delillerle dört mezhep bu işe sımsıkı sarılmıştır. Tabii diğer kıymetli âlimlerimiz de var olagelmiştir. Ama onların sayısı hep azınlıkta kalmıştır. Bir de ehl-i bid’ata sapmadan çok dikkat lazım. İşte bu dört mezhep Ehl-i Sünnet yoludur, gerçek selef budur. Ehl-i Sünnet yolu Peygamberimiz’in, Ashab-ı Gûzin’in yolunu -bunlar- takip etmektedirler. Aslî delillere istinat ederek zaman zaman bunları da işaret ediyoruz ki herkes okuduğu okulun değerini bilsin diye. Sevgili Peygamberimiz’den bakın gelen haberde; ‘’Hamle Binti Cahş’a istihaza hâlinde oruç tutmasını ve namaz kılmasını emretmiştir’. -Kim- Peygamber Efendimiz. İstihaza -diyor bak- hâlinde, aybaşı değil, lohusalık da değil, yani nifas durumu değil. Şimdi bunları iyi anlamalı birbirine de karıştırmamalı. Yine kıymetli muhaddislerimizden gelen haberde bakın ne buyurulmuştur: ‘’Hamle, müstehaza idi, -yani özür kanı- kendinde devam ediyordu ve kocası da onunla ilişkide bulunuyordu. İkrime dedi ki: ‘Ümmü Habibe’ de istihaza kanı görür ve kocası ona yaklaşırdı’. Hamle, Hz. Talha’nın hanımı. Ümmü Habibe ise Abdurrahman Bin Avf’ın hanımı idi’’. Görüyorsunuz ki istihazalı kadın bugün kocasına karşı, kocasıyla kadın arasında -bunda-, ilişkide yasak olmadığını görmekteyiz. Ama hayızda, lohusalık hâlinde, nifasda bunlar yapılamıyor -biliyorsunuz-. Yine istihazalı orucunu tutuyor, namazını kılıyor. Hanbeliler harama düşmekten korkmadığı sürece ilişkide bulunmaz. Şimdi Hanbeliler demişler ki: ‘’İstihaza kanı gören kadınla, -yani mecbur kalmadıkça- harama düşmekten korkmadığı sürece -diyor- ilişkide bulunmaz’’. Bunun sebebi de yasak olduğundan değil kadın eziyet çekmesin. Yani burada kadına bir zahmet verecekse tabii ki orada zulüm edilerek, birine acı çektirerek, zaten o olayın kimseye faydası olmaz, vicdanları da sızlatır. ‘’İstihaza kanı gören kadına kocası yaklaşmaz’’. Bu da yine Ayşe Annemiz’den gelen (haber). ‘Kadın zarar görüyorsa, o işten ıstırap çekiyorsa (yasak), -o zaman- yoksa yasak değildir’. Bir önceki Hadis-i Şerifler bunun yasak olmadığını da göstermektedir.

 

Dakika 15:01

 

Ve burada kadından kadına, kocadan kocaya da değişen durumların olduğunu da zaten müçtehitlerimizin izah tarzlarında, keşif tarzlarından bunlar görülmektedir. Şimdi eza olan aybaşı -biliyorsunuz-. Yüce Rabb’imiz Kur’an-ı Kerim’de, ‘’Bil ki o hayız konusunda o bir ezadır rahatsızlıktır. O hâlde aybaşı iken kadınlardan uzak durunuz’’. Bu, aybaşına ait, istihazaya ait değil bu ayet-i kerime. Şimdi kıymetli efendiler, istihaza kanı gören kadının tahareti, abdest ve gusüldür. Şimdi Mâlikîlere göre her namaz için abdest alması müstehaptır, demişler, Mâlikîler. İstihaza kanı gören kadın için her namaz için abdest alması müstehaptır, demişler. Nitekim kanının kesilmesinden sonra, istihaza kanından dolayı gusletmesi de müstehaptır, demişler Mâlikîler. Cumhur ise bakın ne diyorlar -yani Hanefiler, Şafiîler ve Hanbeliler şöyle demişlerdir-: ‘’İstihaza kanı gören kadının, kanın akmasını önlemek için fercini yıkadıktan, bağladıktan, pamuk ve benzeri şeyler koyduktan sonra her namaz vakti için abdest alması vaciptir’’. Yani şarttır. Ki burada ki vacip, farz anlamındadır. Kıymetliler, bakın, cumhurun görüşü budur, amel edilecek durum da budur. Tabii Mâlikîlere karşı da sevgimiz ve saygımız vardır. Yine şöyle bir bakıyoruz. Sevgili Peygamberimiz’den gelen habere de bir bakalım. ‘’Ben sana fercine pamuk koyup bağlamanı tavsiye ederim. Çünkü bu kanı keser’’. Sevgili Peygamberimiz, Hamle’ye böyle söylemiştir. Yani kadın, o yönüyle de gereken tedbirleri alır. Tabii tedavisi mümkün olan, kesin olan, meşru tedavisini olur. Çünkü İslam’da meşru tedavi olmak da kesin tedavi olmak da (kişinin) boynunun borcudur. Her Müslüman tedavi olmalıdır. Bağlamak suretiyle kendisini korunduğu hâlde kan çıkacak olursa namazına bir zarar vermez. Namazı bâtıl olmaz, özürlünün abdesti bozulmaz. Yalnız her vakitte yeniden abdest alması gerekir. Buraları da unutmamaya çalışıyoruz İnşâAllahu Teâlâ. Yine Ayşe Annemiz’den gelen rivayette; ‘’Fatıma Binti Ebu Hubeyş istihaza kanı gördü de Peygamber (A.S.V.) ona şöyle dedi: ‘Adet günlerinde namazdan uzak dur (yani aybaşı hâllerinde). Ondan sonra gusül et. Her bir namaz için abdest aldıktan sonra namaz kıl. İsterse kan, üzerinde namaz kıldığın hasırın üzerine damlasın.’’, ‘yani kan aka aka namazını kıl’, dedi Peygamberimiz’’. Kime (dedi)? İstihazalı olan özürlü kadına. Aybaşından -diyor- temizlenince, artık istihaza kanı aka aka da -ne yaparsın-, namazını kılarsın ama her vakitte abdest alırsın.

 

Dakika 20:04

 

Şimdi bu Hadis-i Şerifi -bakın- her konuda olduğu gibi burada da tekrar edeyim ki hepimiz daha iyi anlayalım. Fatıma Binti Ebu Hubeyş istihaza kanı gördü de Peygamberimiz ona şöyle buyurdu: ‘’Adet günlerinde namazdan uzak dur, (bakın adet günlerinde yani aybaşı, hayız hâlinde) ondan sonra gusül et. –‘Her namaz için abdest aldıktan sonra’, bakın, Hadis-i Şerife dikkat et!- Her bir namaz için abdest aldıktan sonra, namaz kıl. İsterse kan, hasırın üzerine damlasın’’. ‘Yani kan aka aka namazını kıl’ dedi. Çünkü hayız ayrı, istihaza kanı ayrı. İstihaza bir rahatsızlık özür sebebiyledir. Hayız ise kadınların yaratılış fıtratında vardır. Hayızlı kadın, hayız günlerinde hayızdan kurtulur, gusül yapar temizlenir. Ondan sonra istihaza kanı devam ediyor, hayız kanı değil bu; istihaza kanı gören kadın her vakitte abdestini alacak kan aka aka namazını kılacak. İşte Sevgili Peygamberimiz’den gelen haber ki bu gibi işleri kadınlar tabii daha çok bildikleri için bakın kadınlarla ilgili konuların kaynağında Ayşe Annemiz daha fazla bulunmaktadır. Kadınların bütün sorularını, problemlerini Ayşe Annemiz, Peygamberimiz’den aldıkları ders üzere; kadınların problemlerine, sorularına cevap veriyordu. İstihaza kanı gören kadının, -bakın şöyle bir bakalım yine başka bir haberde Peygamberimiz’den gelen-, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) istihaza kanı gören kadın hakkında şöyle demiştir: ‘’Adet günlerinde namazı terk eder yani hayız günlerinde, sonra gusül eder arkasından her bir namaz için abdest alır. Orucunu tutar, namazını kılar’’. Bakın bir önceki Hadis-i Şerife. Bu da onun aynısı sayılacak mesaj verilmiştir. Yani özürlü kadın istihaza kanı gören kadın bir abdestle 2 (vakit) namaz kılamaz. Şimdi her vakitte yeni abdest alır, her vakit gelince, o vakit için istediği kadar namaz kılar. Onun için bu vaktin abdestiyle, öbür vakitte namaz kılamaz. Her vakitte ayrıca özürlü yani istihaza kanı gören kadın, her vakitte abdest alır. Üzerine ‘basa basa’ diyoruz ki; konular fıkhî konulardır, hayati konulardır bunlar. Din, imân, ibadet ile ilgili konulardır. İyi anlaşılmalıdır. Fıkıh ekolü en kıymetli okuldur. Dersleri, hayat dersleridir. Yaşanan İslam hayat tarzının dersleridir. Bunlar yaşanan İslam’ın dersleri. Yoksa yaşamayan insan fıkıhtan da uzaktır, Kur’an-ı Kerim’den de uzaktır. İşte örf ve âdet olarak bakarsınız ‘Müslümanım’ der. ‘Ben Müslümanım’ demek (için) İslam’ın ölçülerini bilmek, fıkıh ekolünden mezun olmak gerekir. Bilmiyorsan soracaksın, okuyacaksın, beşikten mezara kadar. Cahil yaşamak, cahil ölmek, başın belasıdır. Evet, kıymetliler biz duyurmaya çalışıyoruz.

 

Dakika 25:03

 

Yine şöyle bakalım. Özür ve zarûret hâli taharetidir. Yani kadının bu tahareti özür ve zarûret hâli taharetidir. Dolayısıyla taharet vakti, teyemmüm gibi namazın vakti ile kayıtlandırılmıştır. Nasıl teyemmüm eden kişi, suyu bulamayan, vakit girince teyemmüm ediyor, tabii buradaki görüşleri izah ettik değişik görüşleri. Fakat sadece işaret veriyoruz. Burada da yine taharet vakti namazın vakti ile kayıtlandırılmıştır. Özürlüler için istihaza kanı görenler için. İstihaza kanı gören kadına dört mezhebin de ittifakıyla sadece bir gusül vaciptir. İstihaza kanı gören kadına dört mezhebin de ittifakı ile sadece bir gusül vaciptir. Bunun delili ise az önce görmüş olduğumuz Hadis-i Şerifle ‘Hamle’den söz eden Hadis-i Şerife’ benzeri olan diğer Hadis-i Şeriflerdir. Her bir namaz için gusletmek ise Şafiî ve Hanbelilere göre sünnet Hanefilere göre ise de Mâlikîlerde olduğu gibi menduptur. Bunun da delili Sevgili Peygamberimiz (A.S.V.), ‘’Ümmü Habibe’ye gusül etmesini emretti, o da her namaz için gusül ederdi’’. Buraya dayanarak söylemişlerdir. Sünnet usullere dair daha önce görmüş olduğumuz Hadis-i Şeriflerde de bu konuya değinilmiş idi. İstihaza kanı gören kadın ve onun durumuna benzeyenler Hanefilere göre aldığı abdesti ile dilediği kadar farz ve nafile namaz kılar. Yani o vakti -bakın her vakitte aldığı abdest ile Hanefilere göre ne yapar-, dilediği kadar farz ve nafile namaz kılar. Vaktin çıkması ile de abdesti bâtıl olur. Vakit çıktı mı artık o abdest bâtıl olmuştur, yeni abdest alması gerekir. Özür sahibi kimselerin abdestleri konusunda, bu konuları açıklanmış olmaktayız. Hanbelilere göre iki vakit namazı birlikte kılabilir. Görüyorsunuz, bir tek abdest ile iki vakit namazını birlikte kılabilir. Burada ‘birlikte’ diyor bakın, buralarda iyice anlamak lazım. Şafiîler ise şöyle derler: ‘’Adak dahi olsa her biri farz namaz için abdest alması vaciptir’’, derler. ‘’Adak dahi olsa her biri farz namaz için abdest alması vaciptir’’, derler. ‘’Dilediği kadar da nafile namaz kılabilir derler. Abdestin hemen arkasından namaz kılması da vaciptir’’, derler. Yani ‘abdestini alınca ara verme’ diyor Şafiîler hemen namazına da başla diyorlar. ‘’Maslahat sebebiyle fasıla bulunabilir’’-herhangi bir nedenle-. İstihaza kanı gören kadının adet müddetinin -şimdi mesela- miktarına bakalım.

 

Dakika 30:01

 

İstihaza kanı gören kadının adet müddetini şöyle miktarına bakalım. ‘Kanın nitelik farkını göz önünde bulundurarak amel etmek. Çünkü burada şöyle bir bak. Aybaşı kanı ile istihaza kanı birbirinden farklıdır. Mesela istihaza kanı gören kadın aybaşı zamanı geldi, aybaşı adet günleri. İşte o zaman kanın durumuna bakacak. Aybaşı kanı ile istihaza kanı aynı değil. Şayet kan siyah değilse istihaza kanıdır. Yani aybaşı kanı değildir. Ayırt edebiliyorsa buna göre amel eder. Yani kanların durumunu ayırt edebiliyorsa, ona göre o kadın, amel eder. Fatıma Binti Ebu Hubeyş İstihaza kanı görürdü. Peygamber (A.S.V.) ona şöyle demiştir: ‘’Adet kanı olursa ki o siyahça ve bilinen bir kandır’’ -yani belli bir kandır, özellikleri farklı-. ‘’Kan bu şekilde olduğunda namaz kılmaktan uzak dur’’, -yani hayız kanı gördüğün zaman-. ‘’Başka türlü olursa abdest al ve namazını kıl. Bu kanın sebebi bir damardır. Yani rahatsızlık sebebiyle olan bir kandır’’. İstihaza kanı ile aybaşı kanını birbirinden ayırt edecek özelliklerden; -bakın- Sevgili Peygamberimiz buraya da ışık tuttular. Önceki âdetini esas alması. Şimdi kadın aybaşı âdetini, kanını görünce önce kaç gün adet görüyorsa o günlerini de esas alabilir, diyor. Bu konuda da yine Peygamberimiz’den gelen kıymetli muhaddislerimizin rivayet ettiği Hadis-i Şerifte; ‘’Şu kadar var ki, daha önce aybaşı olduğun günler kadar namazı bırak. Sonra gusledip namazı kıl’’. Yani önce kaç gün aybaşı görüyorsan -diyor-, bu özür kanının içerisinde aybaşı görmeye başlamışsan, önceki gördüğün -diyor bakın- günler kadar, onları hayız günlerine say, namazı bırak. Hayız günlerinde namaz kılınmaz. Ondan sonra da gusül et ve özür kanı devam ede ede namazını devam et, diyor. Müstehazanın, yani özür kanı bulunan kadının, âdeti görülen, âdete başvurması. Bu da 6 veya 7 gündür. Bu ise kadının daha önceden belli bir âdetinin olmaması ve kanları birbirinden ayıramaması hâlinde söz konusudur. Demek ki 6, 7 gün -eğer kadın- kendi durumunu ayırt edemiyorsa birbirinden 6, 7 gün diyor aybaşı günü sayar. Bu konuda da bakın Peygamberimiz’den gelen haberde; ‘’Bu olsa olsa şeytanın tekmelerinden bir tekmedir. Sen 6 veya 7 gün süreyle kendini Allah’ın ilminde her nasılsa aybaşı kabul et, sonra gusül et. Nihayet kendini temizlenmiş görünce ve bu konuda kanaatin gerçekleşince 24 veya 23 gün ve gece namaz kıl.

 

Dakika 35:07

 

Ve oruç tut. Bu senin için yeterlidir. Her ay böyle yap’’. Yani kadınlar nasıl hayız zamanı gelince bekliyor, temizlenme zamanları gelince de temizleniyorlarsa, sen de aynen öyle yap. İşte, Hanne Binti Cahş’ın Hadis-i Şerifinde Peygamberimiz’den gelen haber budur. Demek ki 6, 7 günü hayız günü sayıyorsun. Geriye 23 veya 24 gün kalıyor. O günler de ibadetine devam ediyorsun, -kim bu- özür kanı olanlar. Yani istihazası olup da müstehaza olan kadınlar. Şimdi bu konuda Hanefi mezhebinin görüşlerini almaya çalışalım. ‘’İstihaza kanı gören kadın ya mübtede (yani buluğ ile birlikte kanı görmeye başlayan) veyahut da mutade, (yani daha önce sahih olarak kan görmüş ve temizlenmiş olan bir kadın), yahut da mütehayyire (yani âdetini unutmuş bir mutade kadın) -şimdi Hanefiler bu detayla işe başladılar-; Müptedenin âdeti her aydan 10 gün olarak takdir edilir. Efendim. Mübtede neydi? Buluğ ile birlikte kanı görmeye başlayan yahut ilk lohusalığında kanı görmeye başlayan bir kadına ‘mübtede’ deniyordu. Şimdi her aydan 10 gün olarak takdir edilir Hanefilerde. Yani özürlü kadının aybaşı takdiri en fazla 10 gündür. Şimdi, ‘temizliği de her ayda 20 gün olarak kabul edilir’. Bunlara dikkat et. Hanefilerin işte buradaki tespitleri yani 10 günü adet, 20 günü de istihaza olarak kabul edilir Hanefilerde. Delil, az önce geçen ‘müstehaza (aybaşı) olduğu günler sayısınca, namazı terk eder’ şeklindeki Hadis-i Şeriftir. Yine bu durumdaki bir kadının lohusalığı 40 gün kabul edilir, lohusalıktada. Şimdi bu Hanefilerin tespitidir. ‘’Mûtade kadına gelince, o da âdetine başvurur. Âdetinden fazla olarak devam eden kan istihaza kanı kabul edilir’. O da âdetine başvurur -kim o- mutade olan kadın. Şimdi muhayyere veya mütehayyireye gelince, âdetini unutmuş olan kadındır. O da ihtiyatlı olanı alır, onunla amel eder, demişlerdir, Hanefi âlimleri ki Allah hepsine çok mu çok rahmet eylesin. Kıymetli izleyenler ne güzel çalışmış bizim İslam âlimlerimiz. Mâlikîlere de şöyle bir bakalım, keşif notlarını oradan da verelim. ‘’Aybaşı kanı siyah, katı bir kandır. İstihaza kanı ise kırmızı ve ince bir kandır. Sarılık ve bulanıklık ise aybaşı hükmündedir’’, demişlerdir. Şimdi, bakın, bu kıymetli âlimlerimiz de bu tespitlerde bulunmuşlardır.

 

Dakika 40:20

 

Bu kadının mümeyyiz olması, kanları birbirinden ayırt edebilmesi. Yani kadının Mâlikîlerde mümeyyiz olması, kanları birbirinden ayırt edebilmesi. Efendim. Yine adet niteliği alması, yani istihaza kanının niteliğinin değişerek, adet niteliği alması, 15 gün sürmesi. Yani istihaza kanı gördüğü sürenin asgari temizlik müddeti kadar sürmesi ki bu da 15 gündür, demişlerdir. Şimdi Şafiî Mezhebi’ne de bir göz atalım. 15 günden fazla süren kadına, yani gördüğü kan 15 günden fazla süren kadına ‘müstehaza’ adı verilir, demişlerdir Şafiîler. Mübtede, ilk olarak adet kanı gören kıza derler. Bir gün ve bir gece aşağı olmayacak azami süresini 15 günü de geçmeyecek, demişlerdir. Asgarisi -Şafiîlerde- bir gün bir gece en çoğu da 15 gündür, demişlerdir hayız hakkında. Efendim. Çok ise aybaşı kanıdır. Şu şartla ki bu çok olan kan âdetin asgari müddetinden, yani bir gün ve bir geceden aşağı olmayacak. Azami süresi -yani en çok- 15 günü geçmeyecek, demişlerdir. Şimdi bunlar da çok kıymetli tespitlerini böyle açıklamışlardır. Adet kanı siyah ve bilinen bir kandır denilmiştir. Yine mutade olan bir kadın, âdetinin miktar ve zamanını hatırlayan kadındır. Âdete göre bu da amel eder, demişlerdir ki birçok konuda müçtehitlerimiz birbirinin aynısını ortaya koymuşlar. Unutan (mutade) bu daha önce başından, aybaşı ve temizlik hâli geçen, âdetin miktar ve zamanını bilmeyen kadındır. Buna da mûtade (denir). Her farz için, vakti içinde gusleder, demişlerdir, bunun için de Şafiîler. İşte, diğer farzlar için abdest alır, böyle bir kadın Ramazan orucunu tutar, demişler. Tabi bu da yine müstehaza olan kadın hakkındadır. Aybaşını burayla yine karıştırmamak gerekir. Neticede hüküm şudur: ‘’İhtiyatla amel etmesi vaciptir’’. Yani tedbirini al. Bütün kanaatlerini yürüt ve en son kanaatinle hareket et. Cimada bulunması, Mushaf’a dokunması, namazın dışında Kur’an-ı Kerim okuması haramdır, demişler. Bütün farzları, esas olan görüşe göre nafileleri kılar, demişler. Her bir namaz için gusleder, Ramazan orucunu da tutar, demişler.

 

Dakika 45:01

 

Bakın burada değişik hükümler ortaya konmuş. Şafiî ekolündeki kıymetli âlimler tarafından. İşte kıymetliler, herkes kendi ekolünü Müslümanlar, bilmesinde büyük fayda var. Şimdi Hanbelilerde bunlara yakın birçok konuda da aynı görüşte olmak üzere onlarda keşiflerini ortaya koymuşlar. ‘’Allah’ın ilminde 6 veya 7 gün kendini hayızlı kabul et ondan sonra da guslet’’. İşte Hanbeliler bunu almışlar, yine ‘hükmü 6 veya 7 günü esas alırlar’ Hanbelilerde. Mesela sürekli istihaza kanı gören kadın 1 ayın içinde 6, 7 gününü hayız kabul eder. Diğer günlerinde de artık -ne yapar- hayızın guslünü yapınca diğer özrü devam ede ede, kanı aka aka ibadetlerini yapar. Yine hükmünü şöyle açıklamışlardır. Kamerî her bir ayın başını kendi adet günleri kabul eder, demişler. Aybaşı kanı öne alınır, demişler. Bunlar da bu kanaatle görüşlerini ortaya koymuşlardır. Yüce Allah bütün İslam âlimlerinin hepsine çok mu çok rahmet eylesin, mağfiret eylesin, merhamet eylesin. İnşâAllahu Teâlâ derslerimiz şimdi namaza girişle başlayacaktır. Namaz yüce dinimizde, en yüce ibadetlerden biridir. İnşâAllah dersimiz namaz ve onun hakikati hakkında devam edecektir.

 

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 25 (2. Kısım)

 

(Elhamdülillahi Rabb’il âlemin. Vel akıbetü lil muttakîn, vessâletü vessalâm âlâ Rasulûna Muhammedin ve âlâ âlihi ve sahbihî ecmaîn. Rabbiş Rahli sadri ve yessîrli emri vehlül ukdeten min lisani yefkâhû kâvli)

 

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler! Amelde Fıkh-ı Ekber ile ilgili konumuz şu anda namazdır. Şimdi fıkıh okulunda namazla ilgili derslerimiz devam etmektedir. Şöyle bir bakalım. Namaz, dua etmek, hayır duada bulunmak, ‘’Onlara dua et, çünkü senin duan müminler için huzur vesilesidir’’. Şanlı Kur’an’da, Tevbe Suresi’nde, Yüce Rabb’imiz böyle buyurmuş. ‘’Onlara dua et çünkü senin duan müminler için huzur vesilesidir’’. Kıymetliler namaz tekbir ile başlayıp selâm ile tamamlanan özel hareket ve sözlerden ibaret bir ibadettir. Şer’an namaz böyledir. Namazın Yüce İslam’daki yerine baktığımız zaman kitap (yani Şanlı Kur’an’da), sünnette ve icmâ ile sabit olan farz bir ibadettir namaz. Şanlı Kur’an’dan delil pek çoktur. Birkaç tane verelim.’’ Oysa onlar tevhit inancına yönelerek dini yalnız Allah’a tahsis ederek, O’na kulluk etmek -yani yalnız Allah’a kulluk etmek-, namazı kılmak ve zekât vermekle emir olunmuşlardır.

 

Dakika 50:19

 

İşte dosdoğru din bu Yüce İslam dinidir, işte bu dindir ki bu din İslam’dır’’. Beyyine Suresi’nin 5. ayetin de bu Yüce buyruğu görmekteyiz: ‘’Namazı kılın zekâtı verin ve Allah’a sarılın’’. Çok kıymetliler; Yüce Rabb’imiz, ‘’Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır’’. Bu da Hâkka Suresi’nde Yüce Allah’ın kendi ayetidir. Ayet 78. Yine Nisâ Suresi’nde Yüce Rabb’imiz: ‘’Şüphesiz, namaz müminlere vakitle belirlenmiş olarak farz kılınmıştır’’. İşte bunlar ve bunlara benzer birçok ayetler Kur’an-ı Kerim’de namaz hakkında vardır, namaz Allah’ın kesin ve kesin emridir. Şimdi sünnete baktığımız zaman da çok sayıda Hadis-i Şerifleri görmekteyiz, namaz hakkında. İbn-i Ömer’den gelen haberlerde bakın Peygamberimiz ne buyuruyor: ‘’İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka bir ilah bulunmadığına, Şanlı Peygamber Muhammed’in Allah’ın en büyük Peygamberi, en büyük kulu olduğuna, şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan’ı Şerif’te Ramazan’ı Şerif orucunu tutmak, yoluna gücü yetenler için Beytullah’ı Kâbe-i Şerife Hac etmek’’. İşte İslam bu temeller üzerine kuruldu. Kıymetliler bu Hadis-i Şerifi de Buharî, Müslim gibi kıymetli muhaddislerimiz rivayet etmişlerdir. İslam Allah’tan başka bir ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allah elçisi olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekâtı vermen, Ramazan’ı Şerif’te oruç tutman, yoluna gücün yeterse Beytullah’ı hac etmendir. İslam sorusuna ‘İslam nedir?’ sorusuna bu cevap verilmiş buna Hadis-i Cibril de denmiştir. Cebrail Aleyhisselam gelip Peygamberimiz’e bu tür sualleri sordu. Bunu da rivayet eden yine Hazreti Ömer ki Cebrail geldiği an orada bulunanlardan birisidir. Bu Hadis-i Şerifi de Buhari, Müslim rivayet etmişlerdir. Hicret’ten 5 yıl önce, Miraç Gecesi’nde namaz farz kılınmıştır. Hicret’ten 5 yıl önce, Miraç Gecesi’nde farz kılınmıştır. Siyer âlimleri arasında bu meşhur görüş olarak kabul edilmiş ve başka rivayetler de vardır. Hicret, ben Miraç bir buçuk yıl önce diye haberler de vardır fakat Miraç’ta farz kılındığı konusunda ittifak vardır. Miraç Gecesi’nde Hz. Peygamber’e namaz 50 vakit olarak farz kılınmış.

 

Dakika 55:00

 

Sonra eksilterek 5’e indirilmiş. Sonra şöyle nida edilmiştir: ‘’Ey Muhammed Mustafa (S.A.V)! benim katımda söz değiştirilmez. Bu beş vakit namaz sebebiyle senin için 50 vakit namaz sevabı vardır’’. İşte kıymetliler beş vakit namazı kılan, 50 vakit sevabı alacağının sahih delillerinden biridir bu sahih olan Hadis-i Şeriftir. Bu Hadis-i Şerif sahih olarak rivayet edilmiştir. Yüce Allah Teâlâ (C.C.) Miraç Gecesi’nde, ‘’Ümmetim üzerine 50 vakit namazı farz kılınmıştır. Ben ise ona müracaat ederek hafifletilmesi ne istedim. Nihayet namazı bir gün ve gecede beş vakte indirilmiştir’’. ‘Bir gün bir gece’… İşte muhterem izleyenler, namazın bize verdiği mesaj burada kesin olarak Allah’ın emri olmasıdır. Hanefiler şöyle, demişlerdir -bazıları-: ‘’Namaz Miraç Gecesi’nde Hicret’ten bir buçuk yıl önce Ramazan’ı Şerif ayının 17. gecesi cumartesi gününden önce farz kılınmıştır’’. Yine Hafız Hacer İbn-i Hacer bakın ne diyor: ‘’Recep ayının 27. gecesi farz kılındığını hükmetmiştir’’. İşte, namazın şanlı şerefli, fazileti yüksek olan Yüce İslam’ın yüce bir emri, Allah’ın yüce bir emri olan, -Allah’a yüce bir ibadet olan- namaz hakkında bakın âlimlerimiz çok güzel kıymetli bilgiler vermektedirler. Namaz ergenlik çağına gelmiş ve akıllı olan her Müslümana farzdır. ‘Kadın ve erkek’. 7 yaşına gelmiş bulunan çocuklara da namaz kılmakla emredilir. 10 yaşına bastıkları zaman da namaz kılmadıklarından dolayı teb’id edilirler. -Efendim-. ‘’Çocuklarınıza 7 yaşında namaz kılmalarını emredin. On yaşına basınca bundan dolayı onları teb’id edin ve o yaşta yataklarını da artık ayırın’’. Şimdi eğitim yaşı 6, 7 yaşıdır. Fakat çocuğun durumuna göre bu üç yaşından itibaren, bazı kıymetli kelimeler çocuğa yavaş yavaş öğretilir. 7 yaşında artık çocuğa namaz da öğretilir yavaş yavaş. 10 yaşında da kılması istenir. Artık akıl baliğ olacağı döneme kadar, dini ona öğretilir. Bir gün bir gecede farz olan namazlar beştir. İşte, ‘’Benim üzerime bunlardan başka bir borç var mıdır?’’ diye sorunca, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyurdu ki: ‘’Hayır! Ancak kendiliğinden nafile olarak kılarsan bu müstesnadır’’. Bedevinin biri Peygamberimiz’e sormuştu: ‘Namaz ne kadar, kaç vakittir?’ diye. Peygamberimiz de beş vakit olduğunu söyledi. ‘’Fazlası sana kalmış fazladan kılarsan o senin bileceğin iş’’, buyurmuştu Peygamberimiz. ‘’Yemenlilere haber ver ki, Allah Teâlâ kendilerine bir gün ve gece içinde beş vakit namaz kılmalarını farz kılmıştır’’. İşte kıymetliler bu da Sevgili Peygamberimiz’den gelen bir Hadis-i Şeriftir.

 

Dakika 1:00:16

 

Muaz bin Cebel’i, Yemen’e gönderirken böyle tembihde bulunmuştur. Dünyanın en büyük ilim yıldızı, o büyük âllame-i cihan, Ebu Hanife İmâm-ı Âzam Hazretleri, (Rahmetullahi aleyh ve aleyhim ecmaîn) bakın ne diyor: ‘’Vitir namazı da vaciptir. Allah Teâlâ size bir namazı daha ilave etmiştir. Bu da vitir namazıdır’’. Şimdi bunu da, Peygamberimiz’den, sahabîden 8 kişinin rivayet ettikleri söylenmiştir. Yine Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuş: ‘’Vitir namazı her Müslüman üzerine hak ve vacip bir ibadettir’’. Beş vakit içinde altı namaz kılınıyor. Bunlardan 6.’sı vitir namazıdır. Yatsının vaktinde kılınan bir namazdır, yatsıdan sonra kılınır. Namazın hikmetine şöyle bir bakalım. Kelime-i Şehadetten sonra İslam’ın en büyük farzlarından birisidir namaz. Cabir’den rivayet edilen bir Hadis-i Şerifte, ‘’Kişi ile küfür arasındaki fark namazı terk etmektir’’. Bakın, korkunç bir haber. ‘’Eğer kişi ile küfür arasındaki fark namazı terk etmektir’’. Eğer kişi namazı terk ediyorsa o kişi ile küfür arasındaki fark ve engel ortadan kalkıyor. Tehlike başlıyor. Müslümanım diyen kişi mutlaka namazını kadın-erkek, akıl baliğ oldu mu yerli yerince kılmaya çalışacaktır. Bu Hadis-i Şerifi -bakın- ‘Kişi ile küfür arasındaki fark namazı terk etmektir’ diyen Hadis-i Şerifi rivayet eden o büyük muhaddis Müslim-i Şerif’tir. Namaz ferdi, içtimai, dini ve pedagojik birçok faydaları olan bir ibadettir ki bunun faydalarının tamamını saymak mümkün değil gibi görünmektedir. Çünkü namaz deyince Kur’an-ı Kerim, Kur’an-ı Kerim deyince İslamî ilimler, İslamî ilimler deyince bütün medeniyetler, bütün maslahatlar, bütün faydalar, rahmetler, şifalar, bereketler, hidayet önderliği ve irşadlar ve ruhun yükselmesi ve Allah Teâlâ’ya Miraç olması. Daha neler ve neler… ‘’Namazlarında huşu içerisinde bulunan müminler, kurtuluşa ermişlerdir’’. Bakın, Mü’minûn Suresi’nin başındaki ayetlerde bunu görüp anlamaktayız. İşte Allah’a karşı kulluğunu ortaya koyma, namazla ortaya çıkar. Bu kesin Allah’ın emridir. ‘’İnsan gerçekten pek hırsına düşkün, yani sabrı kıt yaratılmıştır. Başına bir fenalık gelince feryat eder, bir hayır elde ederse cimri olur, onu herkesten saklar. Ancak namaz kılıp namazlarına devam edenler, yoksul ve mahrum kimselere mallarında hak tanıyanlar, ceza ve hesap gününün doğruluğuna inananlar, Rabb’lerinin azabından korkanlar, böyle değildir’’.

 

Dakika 1:05:11

 

Şimdi bu ayetler Meâric Suresi’nin 19. ve 27. ayetleri olarak; -bakın- Rabb’imiz bize bu Yüce ayetlerle buyruğunu ortaya koymuştur. ‘’Baksanıza sizden birinin kapısı önünde bir nehir aksa ve her gün 5 kere bu nehirde yıkansa, kendisinde kir diye bir şey kalır mı!’’ Peygamberimiz böyle sordu sahabelere. Sahabeler buyurdular ki: ‘’Böyle bir kimsenin bedeninde kirden bir şey kalmaz’’ dediler. Cihan Peygamberi bunun üzerine buyurdular ki: ‘’Beş vakit namaz da böyledir. Allah Teâlâ bu namazlar sebebiyle kulun hatalarını siler’’ buyurdu. İşte bunu da Tirmizi, Müslim-i Şerif gibi zat-ı muhteremler, muhaddislerimiz rivayet etmişlerdir. Evet kıymetliler, namaz hakkında pek çok -Kur’an-ı Kerim’de, sünnette- haberler var. Yüce Allah kesin emrediyor. Peygamberimiz’e nasıl kılınacağını Yüce Allah öğretmiş -Cebrail aracılığıyla-. Peygamberimiz de sahabelerine (öğretti) ve bize kadar namazın nasıl kılınacağı gelmiştir. Bugünkü kılınan namazlar -Kur’an-ı Kerim’e, sünnete, icmâya dayalı namazlar- dosdoğru kılınan namazlardır. Bunların hak mezhepler okulu olarak, okutarak, okuyarak gelmişlerdir. İslam’ın dünyada -kesintisiz- okulları hak mezheplerinin okullardır ki işte Peygamberimiz ve sahabeden sonra Tabiın, Hanefi ekolü, Mâlikî ekolü, Şafiî, Hanbeli ekolü gibi ekoller ve diğer âlimlerimizle, bu Yüce İslam, Kur’an’la ve sünnetle, icmâ kıyasla bize kadar ve feri delillerle geldi ebediyete kadar Yüce İslam bozulmadan devam edecektir ve etmektedir. ‘’Kul namaz kılmak için kalktığı zaman günahları ile gelir. Günahlar başının üzerine yahut boynunun üzerine konur. Her rükû ve secdede bunlar düşerler’’. Yani namaz günahları vücuttan siler ve siler atar. Küçük günahları silerek, büyük günahları küçülerek -ne yapar- gerçek namaz kılan da bir gün günahsız tertemiz hâle gelir İnşâAllahu Teâlâ. Hedef de odur. Namazın pek çok ferdî içtimaî, milli, evrensel faydaları vardır. Yüce Allah’a yakın olmasına sebeptir. Çünkü günde beş defa -en az- Allah Teâlâ’ya el bağlıyor. Huzuruna geliyor. Allah’ın huzuruna el bağlıyor. Şimdi bakıyoruz; ‘’Ben insan ve cinleri, yalnız bana ibadet etmeleri için yarattım’’. Yüce Rabb’imiz: وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿٥٦﴾ buyurdu. Zâriyât Suresi 56. ayetinde. Namaz ruhu ve iradeyi kuvvetlendirir. Vücut güç kazanır, yükseltir. Nefsani arzulardan uzaklaştırır. ‘’Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz namaz, huşu sahipleri dışındaki insanlara ağır gelir’’. Bakın, Bakara Suresi 45. ayetinde de Yüce Rabb’imiz, böyle buyurmuştur.

 

Dakika 1:10:10

 

‘’Dünyanızdan bana, kadınlar ve hoş kokular sevdirildi. Namaz ise göz bebeğim, gözümün nuru kılındı. Ey Bilal bizi rahatlat! Yani ezan oku da namaz kılıp rahata kavuşalım’’ buyurdu Peygamberimiz. Namaz tam bir huzurdur. Ruhun, kalbin mutluluğu namazla ortaya çıkar. Düzenli bir hayat sürme; namazla -bu- ortaya çıkar. Kur’an-ı Kerim’in mânâlarını, Allah’ın büyüklüğünü ve namazın mânâsını düşünme üzerinde yoğunlaştırır. Kişinin beyni, bu Yüce mânâlarla meşgul olur. Namaz, doğruluk ve emin olma faziletini geliştiren inzibati, amelî bir okul, ekoldür. Yani mekteptir. Namazı kıl, namaz öyle bir okuldur ki tabiatüstü bir okul, fakülteler üzerinde bir okul(dur). Çünkü namazı, Allah ortaya koymuş. Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelâmıdır. Namaz Kur’an ile yüce kelimelerle Allah’a ibadet edilen namaz, ilahi emirdir. ‘’Namazı kıl! Çünkü namaz fuhuştan ve kötülükten alıkoyar’’. Bu da Ankebût Suresi 45. ayet-i kerimede buyrulmuştur ki; şimdi namazının birçok dünyevi ve uhrevi ruhi, bedeni, enfüsi ve afakî pek çok faydaları vardır. Toplumu tanzim eder namaz. Yine toplum şuurunu kuvvetlendirir. Dayanışma bağlarını geliştirir, sosyal dayanışmayı gerçekleştirir, düşünce ve cemaat birliğini yerleştirir. Cemaat birliği, düşünce birliği, amaç ve gaye birliği günde beş defa, omuz omuza Allah’ın huzurunda Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde -ne yaparlar- cemaat birliğini, -ondan sonra- düşünce birliğini, sosyal dayanışmayı bir bir namaz ile gerçekleştirirler. Nitekim tek bir vücut gibi olur Müslüman toplumu, aranan budur. Cemaatle namaz kılmanın çok ve derin faydaları vardır. Bir milleti ayakta tutan birlik ve beraberliktir. Bu birliğin de temeli, namaz ve Kur’an’dır. Yani cemaat olmaktır. (Namaz) Tek bir hedefe, tek bir yüksek gayeye yönelme, eğitilme ve eğitme, Allah Teâlâ’nın rızasını elde etmektir. Dayanışma, teşkilatlanma gibi konularda altyapıyı ve merkezi oluşturur. Onu hazırlar. Bunların temelinde camiler, cemaatler, -işte- teşkilatlanma vardır. Hepsinin ruhunda namaz vardır. Mümin, mümin için, birbirini destekleyen bir bina gibidir. Bakın bunu yine namaz oluşturur. İmân, namaz, bir güven ve emniyet vesilesidir. Yine sevgi ve muhabbet ruhunu diriltir ve sevgiyi besler, muhabbeti -onu- sürekli besler. İnsanlar -Müslümanlar, müminler- Allah için birbirlerini severler.

 

Dakika 1:15:06

 

‘’Bizim kıblemizi yönelen, kıldığımız namazı kılan, kestiğimizden yiyen kişi Müslümandır. Böyle bir kimse, Müslümanın sahip olduğu haklara sahiptir. Müslümanın aleyhine olan sorumluluklara da sahiptir’’. İşte görüyorsunuz ki, bu Hadis-i Şerifte yine birçok muhaddisimiz rivayet etmiştir, etmişlerdir bu Hadis-i Şerifleri. Yine namazı terk etme konusunda -bakın- Yüce Allah’ın dinini araştıran kıymetli âlimlerimiz ne diyorlar? Bütün âlimler namazın akıllı, buluğ çağına girmiş her Müslümana namaz farzdır ve farz olduğu hususunda bütün âlimler ittifak etmişlerdir. Aralarında hiç ayrılık ve ihtilâf yoktur. Vekâlet ve niyabeti kabul etmez. Yani kimse kimsenin yerine -beş vakit namazın- farz olan namazı kılamaz. Yani namaz öyle bir ibadettir ki Farz-ı Ayndır. Vekâlet ve niyabeti kabul etmez. Herkes -kendisi- Rabb’ine bu ibadeti yapacaktır. Başkası yerine namaz kılmaz, sahih olmaz. Oruç tutması da sahih değildir. Kimse kimsenin orucunu tutarak borcunu ödeyemez. Yine namazı kim inkâr ederse, inkâr eden kimsenin kâfir ve mürted olduğu hususunda, bütün İslam âlimleri ittifak etmişlerdir. Namaz, kesin Allah’ın emridir, inkâr eden kâfirdir, demişlerdir. ‘’Tembellik ve umursamazlık sebebiyle namazı kılmayan kimseler, günahkârdır, fâsıktır’’. Adam namaza inanıyor, âmentüye inanıyor fakat tembelliğinden, umursamazlığından kılmıyor. Bunlar ise ağır günahkârdırlar, fâsıktırlar. Bunlara, ‘kâfir’ dememiştir İslam âlimleri. ‘’Namazı kılmamak, hem dünya hem de ahirette azaba uğramayı gerektiricidir’’. Namazı kim kılmazsa -bunun bir- dünyada cezası var, bir de öbür âlemde cezası var. Mücrimlere soracaklar, soracaklar ki: ‘’Sizi cehenneme koyan şey nedir?’’ مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ). -Ne diyorlar ?- İlk soruları (لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ ). ‘’Namaz kılanlardan değildik diyecekler’’. Müddessir Suresi 43. ayet-i kerimede -bakın cehenneme- namaz kılmayan kişi(nin), cehenneme gideceğini, bu ayet-i kerime haber vermektedir. ‘’Namaz kılıp da namazlarından gafil olanlara azap vardır’’. Bakın Maûn Suresi 4. ayet, herkes -namaz kılan kardeşlerimiz- Maûn Suresi’ni bilirler. ‘’Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki namazı kılmadılar ve şehvetlerine uydular. Onlar yakında Gayya kuyusuna gireceklerdir’’. Bu da Meryem Suresi 59. ayet-i kerimesinde, yine namazı bırakanlar hakkında -bakın- böyle buyuruldu. Namazı kılmadılar diyor bak Cenab-ı Hakk ve şehvetlerine uydular. Onlar yakında Gayya kuyusuna gireceklerdir. ‘’Bilerek namazı terk eden kişiden Allah ve Resûlü’nün zimmeti uzaktır’’. Görüyorsunuz namazı kılmayan, kesin, kasten Allah da Peygamber de onu zimmetine almıyor. Nedir zimmet? Çoğu bilmez. Allah ve Peygamber himayesine almıyor, korumasına almıyor.

 

Dakika 1:20:17

 

Şimdi yüksek âlimlerin ekolünde ki bakalım, o âlimlerin görüşlerine bir bakalım. Hanefi âlimleri Kur’an-ı Kerim’i sünneti, keşfettikten sonra tembellik sebebiyle namazını kılmayan kişi fâsık olup böyle bir kişi hapsedilir ve namazı kılıp tövbe edinceye kadar o tertip edilir, demiştir Hanefi âlimleri. ‘’Ya tövbe edip namazını kılar yahut o hapsedilir’’, demişlerdir. Ramazan orucunu terk eden kimse de bunun gibidir. Yani Allah’ın emirlerini Müslüman terk edemez. Müslüman içindir bu hükümler, buraya da dikkat et. Bir insan ‘ben Müslümanım’ diyorsa, Müslümanlığın gereğini yapmalıdır. Şimdi şöyle bir bakalım. ‘’İnkâr etmedikçe yahut bunlardan birini hafife almadıkça; mesela Ramazan’ı Şerif’te herhangi bir özür olmaksızın oruç tutmamak gibi bir suç işlemedikçe, onun hakkında ölüm cezası verilmez’’. Bunun dayandığı delil, Hz. Peygamber’in şu Hadis-i Şerifidir -bakın Hanefiler bunun delilini bir Hadis-i Şerife istinat ettirirler- :‘’Müslüman bir kimsenin kanı ancak üç şey sebebiyle helal olur: Zina eden dul (yani zina eden insanlar, zanîler), cana karşı can, dinini terk edip cemaatten ayrılan kişi (yani mürtetler)’’. Şimdi şöyle bir baktığımız zaman Hanefiler bu Hadis-i Şerife dayanarak namaz kılan kişinin ölümüne hüküm etmemişlerdir, ‘öldürülmez’, demişlerdir. Vakti içinde kılmak, cemaatle kılmak, ezan okumak, tilavet secdesi etmek, oruç tutup hacca giden yahut zekât veren bir inkârcının Müslüman olduğuna hüküm verilmez. Şimdi bakın oruç tutup hacca giden yahut zekât veren bir inkârcının Müslüman olduğuna hüküm verilmez. Şimdi şöyle bir bakalım. ‘’Namaz kılan kimsenin Müslüman olduğuna ancak dört şart ile hüküm verilebilir’’. Bunlardan biri vakti içinde kılmak -namaz vakti vaktinde kılınır-. Namazı cemaatle kılmak yahut vakit içinde ezan okumak yahut bir secde ayeti okununca, bunu duyduğu zaman tilavet secdesi etmek. Zahirur Rivaye’ye göre oruç tutup hacca giden yahut zekât veren bir inkârcının Müslüman olduğuna hüküm verilmez. Ama -bakın- namazı biraz önceki saydığımız alametleri ile kılanların Müslüman olduğuna hüküm verilir. Hanefiler dışındaki diğer müçtehitlere göre; ‘’Bir defa da olsa özürsüz olarak namazı terk eden kimse mürted olduğu gibi üç gün tövbeye çağırılır’’. Bakın, Hanefilerin dışındakiler, ‘özürsüz olarak kasten namazı terk eden bir vakitte olsa, üç gün o kişi tövbe çağırılır’, demişlerdir.

 

Dakika 1:25:13

 

Tövbe etmezse cezası ağırdır. Mâlikî ve Şafiîlere göre ceza olarak hat -diyor- vurulur. Hat cezası uygulanır. Kâfir olduğu için -bakın- öldürülmez. Şimdi şöyle, eğer kişi kâfir olduğu için öldürülmez -diyor bakın- burada ancak zina, iftira, hırsızlık gibi ceza olarak -orada bakın- suçun cezası değişmektedir. Yıkanıp cenaze namazı kılınır. Yine bunların da -bakalım-. (Namaz kılmayanın) tekfir edilmesine dayandıkları delil Allahu Teâlâ’nın -bu Mâlikîlerin delili- :‘’Allah kendisine eş koşulmasını bağışlamaz, (Allah’ın) kendisine eş koşma dışındaki suçları diledikleri hakkında bağışlar’’. Bu konuda birçok Hadis-i Şerif de vardır. Bu hadislerden biri de İbn-i Sabit hadisidir. ‘’Beş vakit namazı Allah Teâlâ kullar üzerine farz kılmıştır. Bunları yerine getirip, hiçbirini kaçırmayan. Bu namazların hakkını hafife almayan kimseyi Allah Teâlâ, cennete koymaya söz vermiştir’’. ‘’Fakat bu namazları yerine getirmeyenler hakkında böyle bir sözü yoktur. Dilerse azap eder, dilerse bağışlar’’. İşte bu Hadis-i Şerif de yine, bir başka delilleridir Mâlikîlerin. Şimdi kıymetliler görüyorsunuz ki burada durum çok tehlikeli. Âlimlerimizin de burayı detaylı incelediklerini görüyoruz. Hanefi ekolünün dışındakiler -bakın-, namaz kılmayanın hakkında (kasten kılmayanlar hakkında) -görüyorsunuz- sert müeyyideler ortaya koymuşlardır. Ve bunun da delillerini de ortaya koymuşlardır. Yine bir başka Hadis-i Şerifte ‘’kıyamet gününde, kulun ilk hesaba çekileceği husus, farz namazıdır. Eğer bu namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel’’. Eğer yerine getirmemişse şöyle denir: ‘’Bakın bakalım bunun nafile namazı var mıdır?’’. Eğer nafile namazları varsa farzların noksanı bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır. İnkâr ederek namazı kılmazsa kişi kesin kâfir olur. Yine Ahmet Bin Hanbel şöyle demiştir: ‘’Namaz kılmayan kâfir olduğu için öldürülür’. Tabii bu namazı kesin inkâr ettiğini Ahmet Bin Hanbel ekolünde, onun araştırmaları neticesinde bu kanaate varanlar yüksek âlimler, bu konuda Tevbe Suresi’ni bakın şöyle açıklamaktadır. Tevbe Suresi’nden 5. ayet-i kerime: ‘’Haram aylar çıktığı zaman müşrikleri nerede bulursanız hakkından gelin. Onları yakalayıp esir edin. Bütün gözetleme yerlerinde onların yollarını kesin. Eğer tövbe edip, namaz kılar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Şüphesiz Allah Gafur, Rahimdir’’.

 

Dakika 1:30:17

 

İşte burada da (bu ayet-i kerimeyi de), Hanbeli ekolü, delil olarak almışlardır. Şöyle bir bakalım. Yine Sevgili Peygamberimiz’den, ‘’Kişi ile küfrü arasındaki fark, namazı terk etmektir’’. İşte buyurdular, daha önce de geçmişti bu Hadis-i Şerif. ‘’Bizim ile sizin aranızdaki ahit namazdır. Namazı kılmayan kâfir olur’’. Bu da bir başka Hadis-i Şerif olarak rivayet edilmiştir. Bu hadisi 5 tane muhaddis, İbn-i Hibban Hâkim, rivayet etmiş olup –‘beş imamla beraber İbn-i Hibban Hâkim, rivayet etmiş olup’- Nesei ile Irakî, bu Hadis-i Şerife sahih, demişlerdir. Başka Hadis-i Şerifler de bulunmaktadır. İşte kıymetliler, namaz bir defa İslam’ın temellerindendir. Namazsız İslam ve Müslümanlık olmayacağı açıkça görülmektedir. Şimdi, yine kıymetli âlimlerimizden Şevkâni, ‘’Gerçek olan, namaz kılmayanın kâfir olduğudur’’ demiştir. Yani farziyetini inkâr ediyorsa biz de buna, bu açıklığı getirelim. Farziyetini inkâr ediyor, namazı Allah’ın emri olarak kabul etmiyorsa bu kişi Kur’an’ı, onun ayetlerini inkâr etmiş olur, kâfir olur. Yine Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberde; ‘’La İlahe İllallah, deyip Allah’tan başka tapılanları inkâr edenin malı ve kanı korunmuştur. Dökülmesi alınması haramdır. Bu kimsenin hesabı Allah’a aittir’’. Yine başka bir haberde; ‘’(La İlahe İllallah) deyip kalbinde bir arpa ağırlığı kadar hayır bulunan kimse cehennem ateşinden çıkacaktır’’. Yani cehenneme girecek ve oradan çıkacaktır. Yani bir araba ağırlığında imânı varsa yine kalbinde buğday tanesi kadar hayır bulunduğu hâlde (La İlahe İllallah) diyen kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. Bakın cehenneme gidiyor ve bir gün de çıkıyor (yani günün birinde çıkıyor). Ne zaman çıkacağını bilmiyoruz. Fakat cehenneme giriyor ve kalbinde buğday tanesi kadar hayır bulunduğu hâlde (La İlahe İllallah) diyen kimse, cehennem ateşinden çıkacaktır. (La İlahe İllallah) diyen ve kalbinde zerre kadar hayır bulunan kimse de cehennemde ateşinden çıkacaktır. Şimdi bunlar imânı (zerre de olsa imânı) olup cehenneme girenler; cezasını çekip çıkanlar veya affa uğrayıp veya şefaatle çıkarılanlar ama cehenneme giren bunlar. Hanefiler dışındaki cumhura göre; ‘tövbeye çağırılır’. Bütün Hanefilerin dışındaki, bütün mezheplere, cumhur âlimine göre ‘tövbeye çağırılır’. Tövbe etmezse o zaman onun durumuna göre ağır bir cezası vardır. Ağır bir müeyyidesi vardır. Kıymetliler! Bu İslam dini, hak bir dindir. Onun içindeki amir hükümlerden biri namazdır.

 

Dakika 1:35:06

 

Namaz inkâra gelmez; gelirse -bakın- Hanefiler bunu mahkûm ediyorlar. Öbürleri ise daha ağır bir ceza ile ceza verilmesine cumhur hükmetmiş ama önce tövbeye çağırıyorlar. Allah muhafaza buyursun. Allah bu duruma düşenlerden eylemesin. Şimdi Yüce İslam’ın hiçbir emri, inkâra gelmez, terke de gelmez. İslam sana, ‘Zina etme!’ diyorsa, etmeyeceksin. Edersen hakkından gelir, cezanı verir. ‘Namazını kıl!’ diyor Allah Teâlâ, (sen) namazı kılacaksın. Hem de seve seve. Kılmıyorsan -bakın cumhura göre- ceza korkunç ve ağırdır. Hanefiler de ‘mahkûm edilir’, demişler. Bunlar bir bir ayetlerden, Hadis-i Şeriflerden. Yüksek âlim bunlar, müçtehit âlimler. Sıradan hukukçu değil bunlar. Batı hukukçusu, doğu hukukçusu değil bunlar; Allah’ın ortaya koyduğu kanunları keşfeden kâşif hukukçular. Hz. Muhammed’in, ashabın yolunu, Kur’an ve sünnet ile takip eden kâşif âlimler, yüksek filozoflar. Bugün İslam hukukçularının emsâli bulunmayan- bunlar yüksek filozoflar ki- Vahy-i İlahi (Allah’ın kanunlarını) keşfeden kâşifler. Onun için bunlar filozoflar üzeri filozof. Bunların ilmi, ilimleri, tabiatüstü ilimdir. Yani Allah’ın ortaya koyduğu Vahyi İlahi’dir. Sen hangi filozoftan, hangi hukukçudan bahsediyorsun! Allah’ın kitabı ellerinde, Peygambere inzâl edilen İslam’ın bütün kaynakları ellerinde bu âlimlerin. Bunlar her konuda en hafifini araştırmışlar. İnsanlığın kurtuluşu dünyada ve öbür âlemde. Fakat en hafifini bulursa ortaya en kolay, en hafifini koymuş kurtarmak için. Bulamayınca ne yapsın. O zaman da adalet tecelli edecektir. Yine ilahi emir, yine Peygamberin ortaya koyduğu gerçekler keşfediliyor. Ama burada tabii ki incelenmesi, bu cezanın verilmesi, ağır cezalara tâbi tutulmasının önünde Yüce İslam’ın -bir defa şöyle bir bak- 13 sene Tebliğ Devri, eğitim devri; ondan sonra -ne yapıyor- eğitiyor, öğretiyor, fakiri zengin ediyor. Cahilini âlim yapıyor, hastasını tedavi ediyor. Koruyucu hekimliğinin içine alıyor bütün insanlığı İslam. Sosyal, mutlu bir ortam hazırlıyor. İslam’ı yaşa diyor. Ondan sonra artık, sen(in) bu İslam’ı seve seve yaşaman gerekmez mi? Onun için bu ağır cezaların verilmesi gözünüzde büyümesin. İslam, sosyal bir din. Önce onun eğitimini, öğretimini, her şeyini ortaya koyuyor. Fukaranın hakkını yiyip, aç bırakıp da hırsızlık yaptırırsan; hırsızlık yapan mı suçlu yaptıran mı? Bunları da İslam hesaba alır, sosyal devleti kurar. Esas soygunculara, milleti cahil bırakanlara cezayı verir. Milletin hakkını yiyenlere cezayı verir.

 

Dakika 1:39:28

 

 

 

(Visited 143 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}