fıkhı-ekber-ders-3

3- Ders 3 Fıkhı Ekber hayat veren hayatveren

In this video

FIKH-I EKBER DERS 3

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdülillahi. Rabbi’lâlemin. Vessalâtü vesselâmü âlâ resulina Muhammedin ve âlâ alihî ve sahbihî ….. ecmain. Bismillahi ziş şâni, azîmi sultan şedîdil burhân kaviyyül erkan maşallahu kân. Eûzübillâhi min külli şeytanin……. Rabbi eûzû bike min hemezâti’ş-şeyâtin ve eûzû bike rabbi en yahdurûn. Bismillâhirrahmânirrahîm.

1:16 Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, Fıkh-ı Ekber, İmâm-ı Âzam’ın o kıymetli eseri Fıkh-ı Ekber’den keşif notları, irşad notları vermeye devam ediyoruz. Fakat Fıkh-ı Ekber’e daha girmeden onun sahibi İmâm-ı Âzam, dünyanın en büyük parlayan ilim yıldızı, (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn) ondan bahsetmeye biraz daha devam edelim. İmâm-ı Âzam’ı tanıyalım, onun şahsında diğer âlimlerimizi de tanımaya çalışalım. İmâm-ı Âzam’ı (rahmetüllahi aleyh) diğer imamlardan, diğer yüksek âlimlerden ayıran bazı özelliklerden bahsedelim. İmâm-ı Âzam’ın kendinden sonra gelen imamlardan farklı özellikleri vardır. Şimdi İmam daha önce de ifade edildiği gibi sahabe-i ikramdan bir topluluğu görmüştür. Yüksek âlimlerimizin kanaati, görüşü, incelemelerin neticesinde kanaatleri kesin budur. Çeşitli tariklerden rivayet edildiği üzere Sevgili Peygamberimizden şu rivayetler vardır. Bakın Sevgili Peygamberimiz ne buyurdular: “Tuğba limen raani velilmen raa men raani velilmen raan men raa-Beni görene, beni görenleri görene, bunları da görenlere ne mutlu”. İşte kıymetli efendiler yine Sevgili Peygamberimiz bakın ne buyurdular: “İnsanların hayırlısı benim çağdaşlarımdır” diyor “benim çağdaşlarımdır” yani ashaplarını söylüyor, sonra onları takip edenler, daha sonra da müteakiben gelenlerdir. Bu rivayetlerin kaynağında Müslim-i Şerif vardır, Buhâr-î Şerif vardır, yine El Câmiu’s-Sahîh, bunlar Buhârî ve Müslim’in sahihinde geçen hadis-i şeriflerdir. Sevgili Efendimiz “Zamanların hayırlısı benim içinde bulunduğum zamandır” buyurdular. Yani “El karnüllezi ene fihi sümme sani sümme salisü” buyurdular. Sadaka Resûlullah.

Çok kıymetli efendiler, şimdi bu devirlerin ortasında Peygamberimizin özenle, hayırlı devirlerin ortasında İmâm-ı Âzam bulunmaktadır, Tâbiîn Devrinde ki ashabın peşinden gelen devir. Ebû Hanîfe bakın Tâbiîn Devrinde içtihat etmiş, fetvalar vermiştir İmâm-ı Âzam. Peygamber Efendimizin de buyurdukları “Zamanların hayırlısı benim içinde bulunduğum zamandır. Sonra ikincisi, daha sonra da üçüncüsü hayırlıdır” buyurmuşlardır. Yani Ashap Devri, Tâbiîn Devri ve Tebeut Tâbiîn Devrinin özellikle efendim en hayırlı devreler olduğunu Sevgili Peygamberimizden duymaktayız. Bu haberin kaynağında da efendim şöyle bakıyoruz. Bu, üç nesil, üç tabaka olarak kabul edilmiş, buna göre tanımlar yapılmıştır. En son vefat eden sahabi Ebü’t-Tufeyl el-Âmir’dir. Bu sahabenin vefatı olan Hicri 102. tarihi, Sahabe Devrinin sonudur. Bu sahabeye gören Hâlef bin Halife’nin vefat tarihi olan Hicri 181 yılı da Tâbiîn Devrinin sonu sayılmıştır. Dikkat ederseniz İmâm-ı Âzam 80 yılında doğmuş, 80 yılında bakın Sahabe Devrinin şöyle baktığımız zaman, 122 yaşlarındayken bakın sahabeler, hayatta olan sahabeler görüyoruz. Ders 26.4 8_15 yani Sahabe Devrinin sonu 102. Hicri tarihtir. Bu tarihte İmâm-ı Âzam 22 yaşında bulunuyor ki Sahabe Devrine ulaştığı ortada. Şimdi şöyle bir bakalım. Hicri 181 yılı da Tâbiîn Devrinin sonu sayılmıştır. Şimdi İmâm-ı Âzam da 150 yıllarında dünyadan ukbaya göçtüğüne göre bakın tam Tâbiîn Devrinde İmâm-ı Âzam Tâbiîn Devrinin tam ortasına yakın dünyadan göçmüş oluyor. Tam Tâbiînden. Tebeut Tâbiîn Devri ise Hicri 220 yılında sona erdiği kabul edilmiştir. Şiödi bunlara baktığımız zaman, bu bilgilerin kaynağında hadis ilimleri ve hadis ıstılahları diye eserlerimizin içeriğine bakabiliriz.

Kıymetli efendiler, buradan baktığımız zaman İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (rahmetüllahi aleyh) Tâbiîn Devrinde yaşamış ve sahabeyi görmüş. İmam-ı A’meş’in bu şahadetine dikkat et. Bakın, İmam-ı A’meş ne diyor: “Hacca gitmek üzereyken Ebû Hanefi’ye bir adamını göndererek haccın kurallarını, farzlarını, vaciplerini yani menasikini yazmasını istemişti”. İmam-ı A’meş değerli bir âlim ama İmâm-ı Âzam’dan istiyor. “Haccın menasikini (ibadet edecek yerler) Ebû Hanîfe’den yazınız. Zira haccın farz ve nafilelerini ondan daha iyi bileni bilmiyorum” derdi.  Yani o yüksek âlim İmam-ı A’meş ama İmâm-ı Âzam’ı daha yüksek olarak takdir ediyor. “En iyisini İmâm-ı Âzam biliyor” diyor. İmam-ı A’meş’in bu şehadetine dikkat et. Böyle bir şahadet İmâm-ı Âzam’dan başka hiç kimse hakkında görülmemiştir. Yüksek bir âlimin bakın İmâm-ı Âzam’a karşı bugün onun ilminin yüksekliğinin şahadetini yapıyor. Aynı devirde yaşayan birçok büyük âlimlerin, Amr bin Dînâr gibi muhaddislerin İmamdan rivayette bulunmaları da onun özelliklerindendir. Birçok muhaddisler hem İmâm-ı Âzam’dan ders alıyorlar hem de ondan rivayetlerde bulunuyorlar. İmâm-ı Âzam bir gün Halife Mansur’un huzuruna girmiş. Îsâ bin Mûsâ da oradaydı. Îsâ bin Mûsâ, Halifeye dönerek dedi ki: “Ey Müminlerin emiri! Bugün dünyanın yegâne âlimi bu kişidir”. İmâm-ı Âzam’ gösteriyor, İmâm-ı Âzam’dan için diyor ki “Bu İmâm-ı Âzam şu an dünyanın yegâne âlimidir” diyor. “İşte yegâne âlimi bu kişidir” diyor. Bunu söyleyen de Îsâ bin Mûsâ yani çok değerli bir âlim, hatta Halifenin kardeşi. “Ey Müminlerin emiri!” diyor bakın. Halife o zaman “İlmi kimden aldınız?” dedi. “Ey İmâm-ı Âzam! Ey Ebû Hanîfe! Siz bu ilimi nereden aldınız?” diye sordu. O da “Ömer’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz. Ömer’den aldım (radiyallahu anhu). Hz. Ali’den ilim alanlar vasıtasıyla Hz. Ali’den aldım (radiyallahu anhu ve erdaim ecmaîn), İbn-i Mesud’dan ilimler alanlar vasıtasıyla da İbn Mesud gibi sahabelerden aldım” (radiyallahu anhüm ve erdaim ecmaîn). Bunun üzerine Halife Mansur, “Sen işini gayet sağlam tutmuşsun, ilmi kaynağından almışsın” dedi.

Kıymetli efendiler, şöyle bir bakalım. İşte buradaki haberler köklü haberlerdir. Kaynağında yüksek âlimlerin bulunduğu haberlerdir. Fıkıh ilmini ilk defa tedvin eden, fıkıhı baplara ve kitaplara ayırmak suretiyle ilk tertibini yapan ki bu usul hâlâ zamanımızda uygulanmaktadır, bunu yapan Ebû Hanîfe İmâm-ı Âzam’dır. Yani fıkıh ilmini tedvin eden odur. Fıkıh ilmi nedir derseniz. Bütün ilimlerin tamamıdır. Yaşanan İslâm, bilinen İslâm, ölçüleriyle uygulanan İslâm’ın ilimlerinin adına fıkıh ilmi denir. İmam-ı Malik, Ebû Hanîfe’nin bu usulünü tatbik ederek Muvata’sını hazırladı. Bakın İmam-ı Malik de İmâm-ı Âzam’ın usulünü uyguladı. Bundan önce böyle tertip bulunmadığından hafızlara dayanıyordu. Kitabü’l-Feraiz ve Kitâb-uş-Şurût’u ilk ihdas eden yine İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’dir. Yani Kitabü’l-Feraiz ve Kitâb-uş-Şurût’u ilk defa ihdas eden yine odur. Çok kıymetli efendiler, bunların kaynağında çok kıymetli, değerli zatları bulabilirsiniz. Hatîb-i Bağdâdî’yi bulursunuz, İmam-ı Vekî bin el-Cerrâh’ı bulursunuz, Mûsâ bin Dâvûd elKûfî’yi bulursunuz, daha nice kıymetli âlimi bulursunuz. Başka mezhebin bulunmadığı ülkelerde ilk defa onun mezhebi yayılmıştır. Yani İmâm-ı Âzam’ın mezhebi dünyaya ilk defa yayılan bir mezheptir. Burada mezhepten maksat Kur’an-ı Kerim’i, sünneti, icmayı, kıyası, İslami ilimleri, İmâm-ı Âzam’ın ekolunda okuyup İslâm’ı kaynakları, delilleriyle anlayan ve anlatan zat-ı muhteremlerdir. İmâm-ı Âzam’ın mezhebi İslâm’ı anlamak, anlatmak, delilleriyle ortaya koymak. Diğer hak mezhepler de böyledir. İlk defa yayıldığı yerler Hindistan, Sint, Pakistan’ın güney kısmına yaklaşık olarak yüz bin kilometre karelik bölgeye denir. Yani Mavera, Ceyhun Nehrinin ötesinde kalan Türk illerinin tamamına verilen isimdir. Efendim “Maveraünnehir” şeklinde de tarif edilmektedir. Anadolu, bu ülkeler arasındadır.

Kendi kazancıyla nefsinin ve talebelerin ihtiyacını giderdiği gibi hiçbir hediye kabul etmezdi İmâm-ı Âzam. Özellikle devlet adamlarından tevatürle sabit olduğuna göre çok ibadet eder, zühdü kuvvetli, hac, umre vesair ibadeti çok olan kimseydi. Bunlar ileride bir bölümde müstakil olarak da inşallah ileride bu derslere ayrıca değinmeye çalışacağız. Yine İmama mahsus bir özelliktir ki İmam mazlum olarak hapiste zehirlenerek vefat etmiştir. Bu da ileride bir bölümde sizlere ayrıca bu konuda biraz daha geniş bilgi vermeye çalışacağız.

Büyük imamların Ebû Hanîfe hakkındaki sözleri. Kıymetli dostlarımız şimdi Hatîb-i Bağdâdî, İmam-ı Şafiî’den rivayet ediyor. Şafiî diyor ki (rahmetüllahi aleyhim ecmaîn), Malik’e “Ebû Hanîfe’yi gördün mü?” diye sordu İmam-ı Şafiî. Malik dedi ki “Evet öyle bir adam gördüm ki eğer şu sütun hakkında altındır diye konuşsa onu delilleriyle ispat eder”. Başka bir rivayette İmam-ı Malik’e bu soruyu bir topluluğun sorduğu, onlara şöyle cevap verdiği bildirilmektedir: “Subhanallah” diyor İmam-ı Malik. “Onun gibisini görmedim”. Yani “İmâm-ı Âzam gibisini görmedim” diyor. “Eğer şu sütun altındır diye söylese sözünün doğruluğuna kıyas delillerini ortaya diker” dedi. Ders 3.5 20:40 Bu haberin kaynağında da Hatîb-i Bağdâdî, Tarihi Bağdat bulunmaktadır. Abdullah İbn Mübarek anlatıyor, bu da büyük bir İslâm âlimi: “Bir gün Ebû Hanîfe, İmam-ı Malik’in yanına gitmişti, Malik, İmamı layık olduğu yere oturttu. İmam ayrıldıktan sonra yanındakileri şöyle dedi: “Bu kimdi bildiniz mi?”. “Hayır bilmedik” dediler. “Bu gelen İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’dir. Allah onu birçok meşakkatli meselelerin izahında muvaffak kılmıştır”. Yani zor fetvaları çözen, bilinmeyen fetvaları bilen kıymetli bir şahsiyettir demek istedi ki yani “meşakkatli meselelerin izahında Allah, Ebû Hanîfeyi, İmâm-ı Âzam’ı muvaffak kılmıştır” dedi. Kim? İmam-ı Malik Hazretleri. Yine dedi ki “Eğer şu direk altındır dese ispat eder” dedi. Yani o kadar İmâm-ı Âzam’ın bir defa delilleri ortaya koymakta Allah ona müstesna bir zekâ, ilim vermiş. Süfyân es-Sevrî geldi İmam-ı Malik’in yanına. İmâm-ı Âzam gitti, Süfyân es-Sevrî geldi. Şimdi bakın, İmam-ı Malik’in İmâm-ı Âzam hakkındaki kanaatine bir bakın. İmam-ı Malik, Ebû Hanîfe’yi oturttuğu yerin biraz altına oturttu. Kimi? Süfyân es-Sevrî’yi. Sevrî de oradan ayrıldıktan sonra Malik onun hakkında onun haramdan kaçınmasını ve fıkhını zikretti. Harmele rivayet ediyor. Efendim İmam-ı Şafiî “İnsanlar fıkıhta Ebû Hanîfe’nin iyali sayılırlar”. Yani insanlar İmâm-ı Âzam’a muhtaçtırlar, diyor İmam-ı Şafiî. Çünkü fıkıh ilmi dünyaya daima lazımdır. Dünyada ilk defa fıkıh ilmini insanlık ve diğer bütün âlimler İmâm-ı Âzam’dan öğrendiler. İmâm-ı Âzam da kendi özel, sayıları pek fazla, kıymetli tâbiîn âlimlerinden ve ashaptan aldı. Şimdi İmam-ı Malik bakın Süfyân es-Sevrî’yi İmâm-ı Âzam’ın oturduğu yerin aşağısına otutturdu. Burada da İmâm-ı Âzam’ın ilminin ne kadar yüksek olduğunu burada göstermiş oldu. Kim? Şimdi İmam-ı Malik Hazretleri. Rabî’nin İmam-ı Şafiî’den rivayeti ise bu sözlere ilave olarak şöyledir: “Ebû Hanîfe’den daha fakih kimseyi görmedim”. Kim? İmam-ı Şafiî diyor. Rabî de İmam-ı Şafiî’den rivayet ediyor bunu. “Onun kitaplarına bakmayan ilimde derinleşemez, fakih olamaz” diyor. Kim? İmam-ı Şafiî Hazretleri. İbn Uyeyne diyor ki “Ben Ebû Hanîfe’nin benzerini görmedim” diyor. Bunlar hep yüksek âlimler. “Meğâzî (Hz. Peygamber’in gazaları ile ilgili rivayetlere verilen isimdir. Böyle rivayetleri bir araya toplayan eserlere de aynı isim verilmiştir) öğrenmek isteyen Medine’ye, menasik (Menasik kelimesi en yaygın kullanımıyla hac ibadetini oluşturan uygulamaların tamamı, hac esnasında yerine getirilmesi gereken vazifeler anlamına gelmektedir) öğrenmek isteyen Mekke’ye, Fıkıh (İslâm’da Peygamberimizin döneminde Kur’an ve bunun uygulaması ile olan şeriatın, günün şartlarına göre ulema tarafından verilen fetvalarından da katkılarıyla genişletilmesi ve Müslümanların hayatını düzenlemek amacıyla açıklanması’ çabalarıdır.) öğrenmek isteyen Kûfe’ye gitsin, Ebû Hanîfe’ye ve ashabına devam etsin. Fıkhın okulu Ebû Hanîfe’dir” diyor. İbn Mübarek der ki “Ebû Hanîfe insanların en fakihi idi” diyor. Bakın o da bir yüksek âlim. “Ondan daha fakihini görmedim. Eğer reye ihtiyaç duyulursa Malik, Süfyân es-Sevrî ya da Ebû Hanîfe’ye gidilir. Bunlar zekâları keskin, reyleri güzel, fakih kimselerdir. Ebû Hanîfe’nin kavli (sözüne) bizim yanımızda Resul-ü Ekrem’den eser bulamadığımızda eser yerine kaimdir” dedi. İşte Ebû Hanîfe’ye İbn-i Mübarek’in bakın nasıl övgüler yağdırıyor ki “İlmine Peygamberimizden sonra en güvenilir ilim Ebû Hanîfe’nin kavlidir” diyor. Abdullah İbn-i Mübarek bir gün hadis rivayet ediyordu. Hadesseni Numan bin Sabit, “Numan bin Sabit bana tahdis etti” deyince “Kimi kastediyorsun?” dediler. İbn-i Mübarek “İlim beyninden bahsediyorum”. Yani “İmâm-ı Âzam ilmin beynidir” diyor bakın o İbn-i Mübarek, o yüksek bir âlim “İmâm-ı Âzam ilmin beynidir. Ondan bahsediyorum” dedi. Oradakilerden bazıları hadisi yazmak istemediler, durdular. İbn-i Mübarek az sustuktan sonra şöyle dedi: “Ey insanlar! Terbiyeniz az. İmamlar hakkında bilgisizliğiniz çok. İlim ve ehlini bilmiyorsunuz. Ebû Hanîfe’den daha fazla kendine uyulacak kimse olmadı. O, gerçekten muttaki, âlim, fakih kimseydi. O zekâsıyla, anlayışıyla ilmi öyle keşfetmiştir ki kendinden sonrakiler bunu yapamamışlardır”. Bakın, İbn-i Mübarek’in İmâm-ı Âzam olan hayranlığını göstermektedir. İbn-i Mübarek bunları söyledikten sonra oradakilere tam bir ay hadis öğretmemeye yemin etmişti. Süfyâni Sevrî “Ebû Hanîfe’nin yanından geliyorum” diyen kişiye hitaben “Yeryüzünün en fakihin yanından geliyorsun.” demişti. Bakın, Süfyâni Sevrî selef âlimlerinin en yükseklerindendir. O da İmâm-ı Âzam’ı böyle takdir ediyor. İmâm-ı Âzam yeryüzünün en fakihi kimsedir. İşte sen onun yanından geliyorsun” demişti.  Sevrî de şöyle derdi: “Ebû Hanîfe’ye muhalefet edecek kimse ilim ve kudret bakımından ondan yüce olması gerekir”.  Görüyor musunuz, İmâm-ı Âzam’a bir adam muhalefet edip ona dil uzatması için İmâm-ı Âzam’dan yüksek âlim olması gerekir. Kim? Süfyâni Sevrî diyor. Ders 29:44 10.5

Kıymetli efendiler, Sevrî ile Ebû Hanîfe beraber hacca gitmişlerdi. Sevrî daima Ebû Hanîfe’nin ardınca yürüyordu. Sorulan soruların hiçbirine cevap vermeyerek hep Ebû Hanîfe’nin cevaplandırmasını istemişti. Yani Süfyâni Sevrî yüksek bir âlim ama Ebû Hanîfe’nin yanında konuşmuyor. Fetva da vermiyor. Sevrî’ye biri şöyle demişti: “Ebû Hanîfe’nin Kitabü’l Rehin’ini başının altında gördüm. Okuyor musun?” Bakın, İmâm-ı Âzam’ın Kitabü’l Rehin isimli kitabını Süfyâni Sevrî başının altından ayırmıyor. Sevrî dedi ki o adama: “Evet okuyorum. Ebû Hanîfe’nin bütün kitaplarını okumayı severim. O ilmin gayelerini şerh etmiştir. Biz onun hakkında insaflı değiliz” dedi. Yani “İmâm-ı Âzam çok değerli bir âlim” dedi. “Ama insanlar onun kıymetinin bilmeyenler var” dedi. Ebû Yusuf diyor ki, dünyanın en büyük âlimlerinden, İmâm-ı Âzam’dan sonra cihan âlimlerinden biridir ve Hanefi mezhebinin yüksek bir âlimidir, bak Ebû Yusuf diyor ki “Sevrî, Ebû Hanîfe’ye bizden daha çok uyuyordu”. Süfyâni Sevrî bir selef âlimidir ama İmâm-ı Âzam’a uyuyordu. Yani kendi talebeleri kadar ve daha fazla selef âlimleri İmâm-ı Âzam’a tabi oluyorlardı ilmen. Şimdi kim selef kim halef? Şöyle bakın, gerçek selef de İmâm-ı Âzam’ın tuttuğu yoldur. Şimdi kıymetli dostlar o ilmi almak için her meşakkate katlanırdı. Kim? İmâm-ı Âzam. İlim yolunda her zahmete katlanan bir zat-ı muhterem. “Beldesinde olan ilim ehlini bilir, onların sahih olan kavillerini alır, Resûlullah’tan gelen hadislerin nasih ve mensuhunu (Sözlükte “izale etmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek ve nakletmek anlamına gelir nasih. Buna göre ayet sünneti veya sünnet sünneti nesh edebilir. Hadiste nasih, mensuhu bilmek oldukça önemlidir. Hadislerde nasih ve mensuhun bilinmemesi, yanlış sonuçlara ulaştırabilir. Hadiste nasih mensûh, araları yorumla birleştirme imkânı bulunmayan, birbirine zıt hadisler için söz konusudur.) gayet iyi bilirdi. Sağlam hadisleri araştırır, Peygamberin fiillerini derhal alırdı. Kûfe âlimleri hakkı aramada doğruyu kaim kılmakta ona yetişemediler”. İşte İmam Ebû Yusuf da İbn-i Mübarek’e İmâm-ı Âzam’ı böyle anlatıyordu. “Onun kıymetini bilmeyen kimseler tarafından söylenen sözlere bizler sükût ettik. Şimdi bu hareketimden dolayı Allah’a istiğfar ediyorum”. Yani “Niye sukut ettik? Niye İmâm-ı Âzam’ı yeteri kadar müdafaa etmedik, diye istiğfar ediyorum, Allah’a tövbe ediyorum” diyor. “Görevimizi İmâm-ı Âzam’a karşı hakkıyla yapamadık” diyor Evzâ’i, Abdullah İbn-i Mübarek’e, Evzâ’i de kıymetli bir selef âlimidir. Bakın ne diyor Evzâ’i, Abdullah İbn-i Mübarek’e “Kûfe’de bulunup Ebû Hanîfe künyesinde meşhur olan o bid’atçı kimdir, biliyor musun?” diye sormuştu.  İbn-i Mübarek Ebû Hanîfe’nin hallettiği birçok meseleleri anlatmıştı. Evzâ’i “Bunları söyleyen kim? deyince İbn-i Mübarek “Irak’ta tanıdığım bir şeyh” demişti. Aradan zaman geçti, İbn-i Mübarek, Evzâ’i ve Ebû Hanîfe bir araya gelmişlerdi. İbn Mübarek’in daha önce anlattıkları ve yazdıkları o meselelerin Ebû Hanîfe’ye ait olduğunu Evzâ’i derhal keşfetmişti. Oradan ayrıldıktan sonra Evzâ’i, İbn-i Mübarek’e “Bu kişiye ilminin çokluğundan ve aklının kudretinden dolayı gıpta ediyorum. Ben, bana ulaşanlara bakarak hakkında hata yaptım, şimdi istiğfar ediyorum” demişti. İşte istiğfar edenlerden biri de Evzâ’i’dir. İmam Âzam hakkında gerçekleri öğrenince Allah’a tövbe etmeye başladı. Başladığını kendi söylüyor. İbn-i Cüreyic’e Ebû Hanîfe’nin ilimde kemâli, dini korumada gösterdiği siyaneti ve takvası anlatıldığında İbn-i Cüreyic şöyle demişti: “Zannediyorum ilimde onun şanı yüce olacaktır”. Bir gün İbn-i Cüreyic’in yanında İmam anılıyordu. Şöyle dedi: “Susunuz. O gerçekten fakihtir” dedi ve e sözünü üç defa tekrarladı. “Susunuz. İmam Âzam gerçekten fakihtir” dedi üç defa. Şimdi kıymetliler, İbn-i Cüreyic kimdir? Abdülmelik bin Abdülazîz, vefatı 150, büyük Hadis âlimi ve tâbiîndendir. İslâm tarihinde El-Asal adıyla ilk eser veren âlimdir. Yaşadığı devirde Mekke’nin fakihiydi. Mîzânü’l-i’tidâl, Miftâhu’s-sa’âde adlı eserlerde bunlar geçmektedir. Çok kıymetli efendiler, Ahmed bin Hanbel, Ebû Hanîfe hakkında şöyle demişti: “O züht ve takva ehliydi”. Ahmed bin Hanbel kim? Dünyanın en büyük müctehidlerinden biri de o. Bakın, İmâm-ı Âzam’ı nasıl övüyor: “O züht ve takva ehliydi. Ahireti tercih etmeyi öyle bir yere çıkarmış ki o makama kimse erişemez”. Yani İmam Âzam’ın takvasına kimse erişemez, diyor bakın. Ahmed bin Hanbel diyor bunu. “Halife Mansur tarafından hem de tehditle kadı olması için yapılan teklifi reddetti. Kırbaçlandı yine kadılığı kabul etmedi”. Kim? İmâm-ı Âzam. “Dünyanın baş hâkimi olmayı kabul etmedi. Hazineler ona verilmek istendi, kabul etmedi. Allah ona rahmet etsin. Ve Allah razı olsun”. Ahmed bin Hanbel, bu sözleri de o söylüyor. Allah hepsine çok rahmet eylesin, İslâm âlimlerinin tamamına. Yine İbn-i Harun’a “Hanefi kitaplarını okumak caiz midir?” diye sormuşlardı. Bakın, İbn-i Harun ne diyor. Bu adam kimdir, İbn-i Harun? Efendim, meşhur hadis hafızlarındandır. İmam-ı Ahmed ve İbn-ül Medinil kendisinden rivayette bulunmuşlardır. İmam-ı Buhârî’nin şeyhlerinden, şeyhidir. Şeyhlerin şeyhidir. Suyûti, Tahrîru Sahihe adlı eserinde bunu kaleme almıştır. Çok kıymetli efendiler, İbn-i Harun bakın diyor ki “Gidiniz, İmâm-ı Âzam’ın Hanefi mezhebinin kitaplarını okuyunuz. Fakihler içinde o kitapları okumayı kerih gören kimseyi görmedim. Hatta Süfyân-ı Sevrî’nin bile Ebû Hanîfe’ye ait Kitabü’l Rehin’i alıp onun bir nüshasını kopya ettiğini ve okuduğunu işittim”. Yine İbn-i Harun’a şöyle sormuşlardı: “Sizin yanınızda İmam-ı Malik’in reyi mi yoksa Ebû Hanîfe’nin reyi mi makbuldür?”. Şöyle cevap verdi: “İmam-ı Malik’in hadislerini zapt ediniz. Çünkü o hadislerin ravilerini iyi bilir. Fıkıh ilmi ise sanki Ebû Hanîfe ve ashabına mahsus bir sanat gibidir. Sanki onlar bunun için yaratılmışlardır” dedi. Ders 17.5 40:55 Yani fıkıh ilminde İmâm-ı Âzam ve Hanefi mezhebinin âlimlerine kimsenin ulaşamayacağını burada zikir etmiş oldu. Hatîb-i Bağdâdî züht imamlarından bakın bazılarının şöyle dediklerini rivayet ediyorlar. Yani tasavvuf ehlinin büyüklerinden, evliyalar bakın ne diyorlar Ebû Hanîfe için: “Müslümanlar namazların sonunda fıkıh ve sünneti koruduğundan dolayı İmâm-ı Âzam’a özel dua etmelidirler” dedi. Evliyalar diyor bunu, tasavvuf âlimleri. Niçin? Bugün İslami ilimler, fıkıh ilimler bugün dünyanın her tarafında sağlam ilmi deliller varsa Ebû Hanîfe’nin ve ekibinin ne kadar mükemmel çalışması, gayreti, onların emekleri vardır. Bunlara rahmet okumayacaksın da kime rahmet okuyacaksınız? Allah bütün İslâm âlimlerine çok çok Allah rahmet eylesin. Kıymetli efendiler, yine bakın tasavvuf âlimleri böyle dedikten sonra dediler ki “Onun hakkında hürmette kusur edenlerin çoğu cehaletinden ve körlüklerinden dolayı bunu yapmaktalar. Fıkıhın tadını almak isteyenler İmâm-ı Âzam’ın, Hanefi mezhebinin kitaplarını okusunlar”. İşte yüksek evliyalar, tasavvuf âlimleri böyle dediler. Mekkî bin İbrahim de şöyle diyordu: “Ebû Hanîfe zamanının en âlimiydi”. Yahyâ bin Saîd el-Kattân bile “Ebû Hanîfe’nin reyinden daha güzellerini işitmedim” der. Fetva hususunda da Ebû Hanîfe’nin kavilleriyle hareket ederdi. İşte kıymetliler, bu Mekkî bin İbrahim kimdir efendim diğerleri kimlerdir? Bunlar İslâm’ın yüksek âlimleridir. Mekkî bin İbrahim Belhî büyük hadis âlimlerinden ve Buhârî’nin şeyhlerindendir, işte bakın. Nadr bin Şümeyl “İnsanlar fıkıhta uykuda gibiydi. Onları bu uykularından Ebû Hanîfe uyardı”. Yani İmâm-ı Âzam uyardı, fıkıh beyan etti” derdi. İşte yüksek âlimler İmâm-ı Âzam’ı böyle takdir ederken birileri çıkıp da İmâm-ı Âzam’ın aleyhinde konuşuyorsa bunlar cahil, gafil, ehl-i bid’at ve düşmanın sakızını çiğneyenlerdir. Nereden zehir kaptıklarını, mikrop kaptıklarını bilmeyenlerdir. Kıymetli efendiler, Mis’ar bin Kidâm’a “Neden Ebû Hanîfe’nin kavillerini arıyorsun da başkaların kavillerini bırakıyorsun?” diye sorduklarında şu cevabı vermişti: “Doğruluğundan dolayı. Onunkilerden daha sahihini getirin, onlara rağbet edeyim” dedi. İşte bakın, Mis’ar bin Kidâm da böyle söyledi. İbn-i Mübarek diyor ki “Ben Mis’ar’ı, Ebû Hanîfe’nin ders halkasında gördüm. Ona sorular soruyor, İmamdan istifade ediyordu”. Şöyle dedi: “Ebû Hanîfe’den daha fakih birini görmedim”. Dikkat edin, Mis’ar da büyük ve yüksek bir âlim. İsa bin Yunus da şöyle derdi: “Ebû Hanîfe hakkında kötü konuşanları tasdik etmeyiniz. Zira ben Allah’a yemin ediyorum ki ondan daha faziletli ve fakih bir kimse görmedim”. Kim bu İsa bin Yunus?  İsa bin Yunus, Ebil İshak, İmam Veki ve El-Cerrah’ın tabakasında hadis ricalindendir, yüksek bir hadis âlimidir. Ey kıymetliler, işte büyük âlimler İmâm-ı Âzam’a böyle hayran olduklarını ifade ederken cahillerin ne yaptığını bilmeyenlerin, Hâricîlerin, çağın Hâricîlerinin ne yaptıklarını bir bakın. Dört mezhebe nasıl saldırdıklarına bir bakın. Ma’mer de şöyle derdi: “Fıkıh konusunda güzel konuşan, kıyaslarıyla onu genişleten, hadisleri çok güzel şerh eden, şüpheli olan bir şeyi dine sokmaktan şiddetle kaçınan, bu hususta da kendine acıması olmayan Ebû Hanîfe’den, İmâm-ı Âzam’dan başka bir kimseyi görmedim” diyor. Ma’mer kim? İşte Ma’mer bin Râşid el- Ezdî. Bu da vefatı 153 Hicri, büyük hadis âlimlerinden ve İslâm tarihinde ilk eser verenlerdendir. Süfyân as-Sevrî ve İbn-i Mübarek bundan rivayetler yapmışlardır. Bu da yüksek bir âlimdir. Bakın, İmâm-ı Âzam hakkında bunları söyledi. Fudayl bin İyaz da “Ebû Hanîfe takvasıyla meşhur, fıkhıyla maruf, malı çok, eli açıktı. Meselelere cevap vermek için ancak konuşurdu. Gece gündüz ilim öğretmekte de sabırlıydı. Helâl ve haram konusunda da hak üzereydi. Devlet ricalinden de uzak dururdu”. İmam-ı Ebû Yusuf (rahmetüllahi aleyhim ecmaîn), Allah bütün İslâm âlimlerine bol bol rahmet eylesin, bakın Ebû Yusuf ne diyor: “Annem ve babamdan önce Ebû Hanîfe’ye dua ederim. Kendisinden işittim. Derdi ki: “Ben elbette annemle, babamla birlikte hocam Hammad’a dua ederim. Çünkü onun ilmi ve ahlakı güzeldi, cömertliği ve infakı meşhur, fıkıh ise Allah’ın ona verdiği bir ziynetti. Yetiştiği büyüklere güzel bir halef oldu. Yeryüzünde ona halef olan kimse çıkmadı”. İmâm-ı Âzam hocasını böyle methediyor. İmâm-ı Âzam hocalarına ve başta Hammad Hazretlerine son derece saygılıdır. İmâm-ı Âzam hocasının evine doğru ayaklarını bile uzatmadığını söylerler. İmam Ameş’e bir soru sorulmuştu. Ameş şöyle dedi: “Böyle sorulara güzel cevaplar vermek Numân b. Sâbit’in işidir”. Yani İmâm-ı Âzam’ın işidir. “Zannediyorum Allah onu ilminde mübarek kılmıştır”. O sırada Yahya bin Âdem, Ameş’e “Ebû Hanîfe’nin aleyhinde konuşanlara ne dersiniz?” deyince Ameş “İlimde onların akıl edemediklerini Ebû Hanîfe akıl ettiği için ona haset ediyorlar. İmâm-ı Âzam’ı çekemiyorlar” demişti. Ameş, yüksek bir İslâm âlimidir. İşte İmâm-ı Âzam’ı kıskananların durumunu bildirdi o da. Vekî derdi ki “Fıkhı, Ebû Hanîfe’den daha iyi bilen, ondan daha güzel namaz kılan kimse görmedim”. Yani ilmiyle amel eden bir yüksek şahsiyet İmâm-ı Âzam (rahmetüllahi aleyh ve aleyhim ecmaîn). İmam Hafız ve Munakit Yahyâ bin Maîn şöyle derdi: “Bana göre büyük fakihler dörttür. Bunlar Ebû Hanîfe, Süfyan Es Sevr’i, Malik ve Evzâ’i’dir. Ders 51:56 24-05 Ben Kur’an-ı Kerim kıraatinde Hamza’nın kıraatini, fıkıhta da Ebû Hanîfe’nin fıkhını tercih ederim. Yetiştiğim büyükler de bu yoldaydılar” dedi. Gördünüz mü? “Büyükler bu yoldaydı” diyor, İmâm-ı Âzam’ın fıkhının yolundalar. “Süfyân es-Sevrî’nin Ebû Hanîfe’den hadis rivayet ettiği doğru mudur?” diye sorduklarında İbn-i Mâin şöyle demişti: “Evet. Ebû Hanîfe, Allah’ın dini hususunda güvenilir, fıkıhta doğru, hadis-i şeriflerde ise sika, güvenilir bir kimsedir” dedi. İbn-i Mübarek anlatıyor, daha önce ismini verdiğimiz kıymetli âlimlerinden biri İbn-i Mübarek, “Hassan bin Umare’yi gördüm. Ebû Hanîfe’nin bindiği hayvanın üzengisinden yapışmış, şöyle diyordu: “Sorulan sorulara güzel cevapları hazırlayan, fıkıhta senin gibi sabır ve metanetle konuşan bir kimse daha görmedim. Sen şüphesiz zamanımızdaki fukahanın seyidisin. Senin aleyhinde ancak haset edenler konuşurlar”. İşte görüyorsunuz “İmâm-ı Âzam’ı çekemeyenler onun aleyhinde konuşurlar” diye durum böyle yüksek âlimler tarafından dile getirilmektedir. İmam Şa’bi bakın “Allah’a yemin ederim ki Ebû Hanîfe’nin anlayışı güzel, hıfzı sağlamdı”. Hamd ise “İmamı herkesten çok bildiği şeyler hususunda kusur bulmak için konuşurlar. Fakat bu konuşanlar da Hakkın huzuruna varacaklar”. Şa’bi, İmama çok acırdı. Yahya bin Ma’in, hadis hususunda Ebû Hanîfe’nin durumunu Şa’bi’den sormuştu. Şa’bi şöyle dedi: “Ebû Hanîfe sikadır, güvenilir birisidir. Rivayetlerinin zayıflığına hükmeden kimseyi işitmedim”. Bundan sonra da İmamın sikaktan, yani çok güvenilir kişi olduğunu yazılan bir yazı yazarak verdi. Eyyûb Sahtiyânî, İmamın salih bir kimse olduğunu söyler, onun fıkhını överdi.  Kim bu Eyyûb Sahtiyânî? Evet bu da vefatı 131, tâbiîndendir. Enes bin Malik’i görmüş. İmam-ı Malik, Şa’bi ve Sevr’i kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. Yani bir hadis âlimidir. Kıymetli bir âlimdir. O da İmâm-ı Âzam’ı böyle övmektedir. Bir gün İbn-i Avn’a dediler ki: “Ebû Hanîfe daha önce verdiği fetvadan döndüğü oluyor, diyorlar. Doğru mudur?”. Bakın, İbn-i Avn “Evet, İmamın fazilet ve takvasında bundan daha güzel bir delil var mı?  O hata ettiğini anladığında derhal sevaba doğru dönerdi”. Hammad anlatıyor: “Muhaddisinden Amr bin Dînâr’ın meclisindeydim. Ebû Hanîfe, Amr’ın meclisine geldiğinde bizi, hadis öğrencilerini bırakır ona dönerdi. Böylece bizler de Amr ile birlikte Ebû Hanîfe’den sorular sorar, istifade ederdik” diyor. Ebû Hanîfe’nin olduğu yerde kimse zaten fetva vermiyor. Bunlar hep yüksek âlimler, bu sözleri söyleyenler. Hafız Abdülazîz bin Ebî Revvâd şöyle derdi: “Ebû Hanîfe’yi seven kimse ehl-i sünnettendir. Ona buğz eden kimse de bid’at ehlidir”. Evet koymetliler, başka rivayette de “Bizimle halk arasında Ebû Hanîfe sevgisi itikatta ölçüdür. Biz biliriz ki onu sevenler ehl-i sünnetten, sevmeyenler ehl-i bid’attandır”. Kim diyor bunu? Abdülazîz bin Ebî Revvâd diyor. Kim bu zat-ı muhterem? Bir de ona bakalım. Bu şahıs efendim İmam Âzam’dan da hadis rivayet eden Hammad bin Zeyd olabilir, Abub bin Dinar’ın öğrencisi olduğu metinde geçmişti. Buna benzer iki nakil Abdulberk tarafından verilmektedir. Evet kıymetliler, işte bu da yüksek âlimlerden olduğu ortada. Haricetut bin Mus’ab da şöyle derdi: “Ebû Hanîfe fukaha indinde değirmen taşının iyi altının değerini ölçmede mütehassıs kimse gibidir” diyordu. Bu zat-ı muhterem kimdir? Bir de ona bakalım. Bu da vefatı 168, İmam-ı Suyûtî’nin bildirdiği gibi İmâm-ı Âzam’ın öğrencilerinden ve hadis âlimlerindendir. Bunu da bize kaleme alan Zehebî’dir. Hafız Muhammed bin Meymûn da şöyle derdi, evet kıymetliler bu da meşhur hadis hafızlarından birisidir: “Ebû Hanîfe’nin zamanında ondan daha âlim, muttaki, fakih ve zahit bir kimse olmadı. Allah’a yemin ederim ki onun dersini 100.000 dinara değişmem” derdi. Yani öyle kıymetli ders veriyordu. İbrahim bin Muaviye de “Ehl-i sünnet itikadının tamamlayıcısı Ebû Hanîfe’yi sevmektir” der, şöyle devam ederdi: “Adil kişiydi. İnsanlara ilim yolunu gösterir, müşküllerini izah ederdi”. İşte kıymetliler, bu zat-ı muhterem de yine kıymetli bir âlimdir. Eset bin Hâkim “Ebû Hanîfe’nin aleyhinde konuşan kimseler ya cahillerdir ya da ehl-i bid’attir” diyordu. Bakın, bu zat da aynı şeyi söyledi. Ebû Süleyman da şöyle derdi: “İmâm-ı Âzam acayip bir insandı, onu anlamaya idrakı yetemeyenler aleyhinde konuşuyorlardı” derdi. Kim bu Ebû Süleyman? Bir de ona bakalım. Bu da çok kıymetli bir âlimdir. Meşhur Hanifi fakihlerindendir. Halife Memûn kendisine kadılık teklif etmiştir. İmam-ı Muhammed’in kitaplarından bir kısmının ravisidir. Bunu da Taşköprülüzade, Miftâhu’s-sa’âde adlı eserinde zikretmektedir. Davud-i Tahir’in yanında Ebû Hanîfe’den bahsediliyordu. Davud-i Tahir kim? Yüksek bir evliya, yüksek bir âlim. İmâm-ı Âzam’ın ilim halkasında yetişmiş bir zat-ı muhterem. Bakın, o ne diyor? Davud-i Tahir söze karışarak şöyle dedi: “Ebû Hanîfe yolunu kaybeden yolcular için yol bulmaya yarayan yıldız gibiydi. Öyle bir âlimdi ki sevgisini bütün müminlerin kalbi kabul etmiştir”. Gördünüz mü? İşte Davud-i Tahir de İmam Âzam için “Bütün müminlerin kalbi” diyor, “İmâm-ı Âzam’ın sevgisini kabul etmiştir” diyor. O yüksek âlim, yüksek evliya. Kadı Şerif de İmamı şöyle anlatırdı: “Ebû Hanîfe çok susan, çok düşünen, fıkhı görüşlerinde dikkat sahibi, ilim ve amel konusunda ihtiraçları çok güzeldi. Eğer öğrencisi fakir ise onu zengin ederdi. Helâl ve haramı onlara öğrettikten sonra da “İşte asıl büyük zenginliği erdiniz” derdi”. Zenginliğin helâl yemekte olduğunu ortaya koyuyor. Hâlef bin Eyüp de Ders 31-5 1:03 İmamı şöyle anlatırdı, bunlar hep İslam’ın yüksek âlimleri: “İlimler Allah-u Teâlâ’dan Resûl-i Ekrem’e, ondan ashabı vasıtasıyla tâbiîne ve Ebû Hanîfe’ye intikal etti” diyor. Bakın dikkat edin, onda karar kıldı. Bu da insanlar sevsin ya da sevmesin Allah’ın muvaffakatıyla oldu. Yani ilimler ashab-ı güzînden sonra tabiinde, İmâm-ı Âzam’da toplandı, diyor. Hâlef bin Eyüp, diyor bunu da. Kıymetliler, bu zat-ı muhterem de büyük Hanefi fakihlerindendir. Fıkhını İmam Muhammed’den tamamlamıştır. Bu âlime ait mescitte “Dilenciye sadaka veren kimsenin şahitliği kabul edilmez” fetvası vardır.

Evet, kıymetliler, işte İmâm-ı Âzam’ı övmekle bitiremeyeceğimiz yüksek âlimlerin sözleriyle dersimiz devam ediyor. Ebû Hanîfe’nin methi hakkında âlimlerinden gelen haberler çok uzundur. Bizim buraya aldıklarımız izan ve insaf sahiplerini iknaya kafidir. İşte bundan dolayı Kadı İbn-i Abdülber, İmamın fazilet ve kemâlini anlattıktan sonra sözlerini şöyle bitirmiştir: “Fıkıh ehli, Ebû Hanîfe’ye dil uzatanlara iltifat etmez. Ona nispet edilen kötü şeylerin hiçbirini de doğru bulmaz”. İşte, Abdülber böyle diyor. Ebû Hanîfe, Malik bin Şafiî hakkındaki eserinde söylemektedir. Adı geçen eserin üçüncü bölümü Ebû Hanîfe hakkında yazılmıştır.

Çok kıymetli ve muhterem efendiler, İmâm-ı Âzam’ın ibadet hayatından da birazcık bahsedelim. Hafız Zehebî “İmâm-ı Ebû Hanîfe’nin (yani İmâm-ı Âzam’ın) teheccüd ve diğer ibadetlerle geceyi ihya ettiği bizlere kadar tevatür halinde nakledilmiştir” demektir. Hafız Zehebî diyor. Bu da yüksek bir âlim. İmamın geceyi böyle ihya etmesi üzere onu “El vettu leyl-Gecenin direği” demişlerdir. Ebû Hanîfe geceyi ibadetle geçirirdi ve kıldığı namazın her rekatında da bir hatim yaptığı bilinmektedir. Artık Kur’an’ın bir melekesi “kiramın berebe” yani bir meleke hasıl olmuş. Allah ona böyle bir ilmi lütuflarda bulunmuş. İmam yatsı namazının abdestiyle 40 sene sabah namazını kıldığını, buna bütün gece devam ettiğini, kıldığı namazlarının her bir rekatında Kur’an-ı Kerim’in tamamen okuduğunu, namazlarında çok ağladığını, hatta bu duruma aşina olan komşularının İmama acıdıklarını güvenilir kimseler bizlere nakletmişlerdir. Yine İmamın vefat ettiği yıla kadar 7000 defa Kur’an-ı Kerim’i hatmettiği de bildirilmiştir. Evet kıymetli efendiler, Ebû MutîelBelhî bakın “Ne zaman tavaf için Harem-i Şerif’e gitsem Süfyân es-Sevrî ile Ebû Hanîfe’yi orada ibadet eder halde bulurdum” diyordu. Evet kıymetli dostlar, geceyi ibadetle geçiren Ebû Hanîfe’ye bakın “Gidiyordu” diye konuşmuşlardı bazıları. Ebû Yusuf’a “Subhanallah duyuyor musun? Allah-u Teâlâ bizi irşad için insanları vesile kılıyor. Bu haber giderek yayılacak. İnsanların hakkımdaki bu zanlarına karşılık ben onların dediği gibi olamayacağım. Bunu Rabbimin böyle bilmesinden haya ederim” demişti. İnsanlar İmâm-ı Âzam hakkında “Bu zat geceleri tümünde ibadet ediyor” dediklerini duymuş ve insanların bu zanlarına uygun bir ibadet eden kişi olmak için de Allah’tan bakın nasıl dilek diliyor ve öyle olmak istiyor ve öyle olmuş ve Allah’ın lütfuna mazhar olmuştur. Ebû Yusuf diyor ki (rahmetüllahi aleyhim ecmaîn) “İmam, Ramazan-ı Şerifin dışında normal günlerde her gün bir hatim yapardı. Ramazan-ı Şerifte ise gece bir, gündüzünde bir olmak üzere her gün iki hatim yapardı”. Yani 60 hatim yapıyor. O kadar ilmi çalışmanın içinde. “Bayramla birlikte hatim sayısı da 62 olurdu. Malını daima infak eder, âlimlere, talebelere, fakirlere verirdi”. Bütün malını. “Öğrencilerine bir şey öğretebilmek için her türlü güçlüklere katlanır, hakkında ne söylenirse söylensin tahammül eder, asla öfkelenmezdi. Ayrıca gecenin başlangıcında aldığı abdestle sabah namazını tam 20 sene kıldığını ben gördüm” diyor. Ebû Yusuf diyor bunu. Onun gördüğü kadar görmediklerini de hesap edince “Bunu 40 senedir böyle hareket ettiğini de işittim” demiştir. 20 senesine kendi şahit. Mis’ar bin Kidâm anlatıyor: “Ben gördüm. İmam sabah namazını kıldı, sonra ders vermeye oturdu. Öğleye kadar devam etti. Öğle namazından sonra tekrar derse oturdu. İkindiye kadar devam etti. İkindi namazını müteakip tekrar ders vermeye oturdu. Bu sefer akşam yakınına kadar sürdü. Sonra kalktı, evine gitti. Akşam namazından sonra yatsıya kadar tekrar oturdu. Ben o zaman kendi kendime, bu adam ibadete nasıl vakit buluyor, diye soruyordum”. Hep ilimle uğraşan bir adamın bakın bir de ibadet hayati var. “Yatsı namaz kılındı” diyor. “Herkes mescitten çıktı. Ebû Hanîfe dışarı çıkmadı. Sanki zifafa hazır kişi gibiydi. Namaz için bir dikildi, sabaha kadar devam etti. Sabah namazını kıldıktan sonra da kıyafetini değiştirerek bir evvelki günkü hayatına başladı. Ertesi gün de yaptıkları aynı oldu. Ben birkaç gün takip ettim, yaptıklarında değişiklik olmadı. İnandım ki İmam bu şekildeki hayatına ölünceye dek ya da öldürülünceye dek (öldürdüler ya, şehit ettiler) devam edecektir, dedim ve devam ederek dünyadan Hakka yürüdü. Ders 1:13:47 7.6 Ayrıca ben İmamın gündüz oruçsuz olduğunu, gece de uyuduğunu görmedim. O öğleden önce hafifçe kestirirdi”. Mis’ar da Ebû Hanîfe’nin mescidinde alnı secdedeyken vefat etmiştir, Hicri 152. Kadı Şerif de şöyle demişti: “Ebû Hanîfe ile bir sene beraber bulundum. Bu zaman zarfında yanını yatağa koyduğunu görmedim”. Efendim bakın yine zat-ı muhterem ne diyor, Hacetübni Mussab da “Kâbe muazzamının içinde namaz kılarak bir rekâtta Kur’an’ı hatmeden dört kişidir. Bunlardan biri de Ebû Hanîfe’dir” demiştir. Fudayl bin Dükeyn de şöyle demiştir: “Tâbiînden de ve diğerlerinden de birçok kimseleri gördüm. Ebû Hanîfe’den daha güzel, daha çok namaz kılan kimseyi görmedim. O namaza başlamadan önce dua eder, ağlardı. Onu bu halde gören kimse “Haşyetullah ehli” olduğunu derhal söylerdi. Ben onu ibadetin çokluğundan dolayı şenni baadi (deriden yapılmış yıpranmış su kabı) gibi görürdüm. Bir gece namazdaki kıraatinde Kamer Suresinin 46. ayetine geldiğinde bu ayeti sabaha kadar tekrar etmişti. Bir başka gece de namazdaki kıraat esnasında Tur Suresinin 27. ayetine gelmişti. Sabah ezanları okunana kadar namazda bu ayeti tekrar etti”. Ebû Hanîfe’nin çocuğunun annesi, cariyesi şöyle demiştir: “Ben İmamı tanıdığımdan beri gece onun için yatak sermedim. İmam yaz mevsimde genellikle öğle ile ikindi arasında, kış mevsimde öğleden önce olmak üzere mescitte hafif şekilde geçiştirirdi”. İbn-i Ebû Rebah diyor ki: “Mekke’de bulunduğum sırada Ebû Hanîfe’den daha çok tavaf yapan, namaz kılan, hem de öğretim ve fetva meşakkatine katlanan bir başka kimse görmedim. İmamın gece ve gündüzün tamamı ahiret talebi ve necatına (kurtuluşuna) yönelikti. Ebû Hanîfe’yi tam 10 gece takip ettim. Ne gece uyuduğunu gördüm ne de gündüz tavaftan vazgeçtiğini müşahede (şahit oldum) ettim”. Gündüzü de devamlı tavaf, ibadet ve öğretimle oluyordu. Artık onu Cenab-ı Hak yediriyor, içiriyor, koruyor, korumasına almış ve insanlık âlemine onunla Allah ilmi lütufta bulunmuş. Bazı menakıp (tanınmış) müellifleri anlatıyorlar ki “İmam-ı Ebû Hanîfe yaptığı son haccında Kâbe-i Muazzama bakmakla görevli memura malının yarısını vererek, Beytullah’a sarf için, Kâbe’nin içinde namaz kılmaya arzu etti. Beytin içine girdi. Servetini de “Bu Kâbe’ye harcayın” diye verdi. Kâbe-i Şerif’in içine girdi. Namazda bir ayağı üzerinde durarak Kur’an-ı Kerim’in yarısını, diğer ayağı üzerinde de diğer yarısını okudu. Namazını bitirince de şöyle dua etti: “Ya, Rabbi! Seni bilinmen gerektiği kadar bildim fakat layık olduğun kadar sana ibadet edemedim. Marifetinin kemâli için hizmetimin noksanlığından dolayı beni bağışla”. Bu duasının bitiminde Beyt-i Şerif’in zaviyesinden şöyle bir ses işitildi: “Bildin ve güzel ettin. Hizmette ihlaslı oldun. Seni ve kıyamet gününe kadar senin mezhebin üzere olanları affettik” diye bir ses geldi, diyor.

Kıymetli efendiler, burada nakledilenler İmam hakkında bilinen şeylere zıt değildir. İmamın duası esnasında “Araftüke hakkal marifeti” diye dua etmesi, başkalarının “Sübhâneke mâ arafnâke hakka ma‚rifetike yâ Ma‚rûf” diye dua etmeleri arasında mana olarak bir farklılık yoktur. İmamın bu sözdeki kastı, ilim olarak, marifet-i ilahiyi bildiren bilgiler ışığında Cenab-ı Hak’ı tanımak demektir ki böyle dua caizdir. Bunun zıttına kaim olanlarda gerçek marifet ancak ona mülaki (kavuşan) olmakla mümkündür, derler. Buna delil olarak da Cenab-ı Peygamber Efendimizin “Subhaneke ya ehsasenaen aleyke kema esneyke aleyka-Seni tenzih ederim ya Rabbi! Biz seni, senin sena (övme) ettiğin şekilde sena edemeyiz” şeklindeki dualarına işaret etmişlerdir. Yine Peygamber Efendimizin kıyamet günündeki şefaat-i uzmâsıyla ilgili hadis-i şerifte bütün mahlukatın Peygamberimizden şefaat talepleri üzerine Peygamberimize ilham olunacak olan sena daha önce hiç kimseye ilham edilmediği bildirilmiştir. Evet “Men kara el Kurana fiy. Gallim min selası (denetlemek, gözetlemek, korumak ve kendi iç âlemine bakmak) lem yefka-Üç günden evvel bir zamanda Kur’an’ı hatmeden kimse bundan bir şey anlamaz” mealindeki hadis-i şerife göre “Bu da mekruh” denilirse de burada kastedilen zamanla ilgili olan hususun hıfzın sağlamlığına, lisanın kolaylıkla telaffuzuna işaret edilmiştir. Çünkü o Kur’an-ı Kerim’in manasını da hıfzını da mükemmel bilen bir âlim. Siz başkalarıyla İmâm-ı Âzam’ı kıyas edebilir misiniz, bu seviyede olmayanlarla? Sahabe-i kiram ve tâbiînden birçok kimselerin Kur’an-ı Kerim’i bir rekâtta hatmettiklerine ait haberler bizlere kadar gelmiştir. Yani bunu böyle yapan sahabenin içinde de çok yüksek şahsiyetler var idi.

Kıymetli efendiler, İmâm-ı Âzam’da Allah korkusu ve nefis murakabesi de çok güçlüydü. İnşallah bir sonraki dersimizde de bundan bahsederek sizlere bu yüksek İslâm âlimleri başta İmâm-ı Âzam olmak üzere bilgi vermeye devam edeceğiz İnşallah-u Teâlâ. Fıkh-ı Ekber’in de keşif notlarını size sunacağız Yüce Allah’ın lütf-u keremiyle. (83:41)

 

(Visited 771 times, 1 visits today)