Tefsir 314-01

314- Tefsir Ders 314 hayat veren nurun keşif notları

314- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 314

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Bismillahillezi la yedurru mâismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

          

Çok kıymetli ve muhterem izleyenlerimiz,

 

Hayat veren nurun dersleri devam etmektedir. Ve Cenab-ı Hak ebedî mutlu hayatı kazanan, ebedî mutlu olan Rahmanın rahmetine O’nun yüce rızâ ve sevgisine mazhâr olan ebedî saadet sofrasında, Yücenin dergâh-ı izzetinde ve rızâsına vuslatında ebediyyû’l-ebed O’nun razıyım dediği zümrenin içerisinde olmayı Cenab-ı Hak nasîb-i müyesser eylesin ki, burada ki protokol, Peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Sâlihlerdir. Bunlardan sonra diğerleri gelmektedir. Bunlarla beraber olabilmelidir. Bunlarla beraber olmak için bunların bağlı olduğu hak ve hukûka bağlı kalmaktır. Allah hak varlıktır, O’nun emirleri de hak ve hukûk hak ve yüce kânûnlardır. İşte onlar Hakk’a ve hukûka yani Yüce Allah’ın kânûnlarına, emirlerine sıkı sıkıya bağlı kaldılar ve bu protokoldeki yerlerini aldılar. Bizde yerimizi alalım. Mün’amün aleyhim işte bunlardır. Kendilerine bitmez tükenmez inam ve ihsân edilmişlerdir. Allah’ın lütuflarına müteşekkir olmalı, hamd etmeli. Allah’a hamd kusursuz bir îmân Amel-i Sâlih ile olur. Birinden aldığın rüşvetin tesiri altında kalıp da birinden aldığın bir sigaraya teşekkür edip minnettarlık alâmeti gösterip de bütün varlığınla seni ve âlemleri yaratan Allah’a kulluk yapmamak gibi ne kadar bedbaht bir zihniyet olabilir mi? İşte en büyük bedbahtlık buradadır. Bir gün Ebû Süfyân ve yanında ki adamları kendi taraflarına ziyafet vermişlerdi ve bu ziyafete gidenler bir lokmaya ahitlerini bozmuşlardı, sözlerinden caymışlardır. Hak hukûk tanımayan zâlim ve saldırganlar işte hep Hakkı görmezler hukûku ve Allah’ın inam ihsânını, yüce kudretini ve yüce kudretin şu dünyada ki âlemlerde ki o belgeleri bir türlü göremezler. Bir sigaraya bir lokma bilmem neye kendilerini satarlar da birine Allah’a kul olmak istemezler. Bunun için Cenab-ı Hak âyet 11 ve 12’de: “Küfrün imamlarını yok ediniz” diyor. (فَقَاتِلُواْ أَئِمَّةَ الْكُفْرِ) ‘’Tevbe Sûresi 12’’  buyuruyor. “Küfrün imamı küfrün önderidir.” Küfrün önderleri neredeyse dünyanın her yerinde küfür önderleri, zulüm önderleri babaları ki Ebû Cehil işte bu ismi bunun için almıştır. Ebû Cehil demek cehâlet babası demektir. Cenab-ı Hak burada insanlığın düşmanlarıdır bunlar tüm insanlığın. Îmânın, Hakk’ın hakîkatin, Allah’ın, Peygamberin ve Allah’ın kânûnlarının, Allah’ın nizâmının düşmanlarıdırlar. Bunun için Cenab-ı Hak (فَقَاتِلُواْ أَئِمَّةَ الْكُفْرِ) ‘’Tevbe Sûresi 12’’ buyurmuştur.

Dakika 5:45

“Küfrün önderleriyle çarpışın” diyor. Tabii ki İslam’da çarpışmanın birçok yolları vardır. İlimden, îmândan, irfândan, bilimden, kitaptan, adâletten merhametten, vicdandan anlamayan zihniyetle tabii onların anladığı dilden çarpışacaksın. Anlayanlara da ilimle, irfânla çarpışacaksın. Şimdi Cenab-ı Hak burada bunlarla küfrün önderleriyle çarpışın, savaşın bunlar bundan anlarlar. Dikkat edin! Bu tür zihniyet bundan anlıyor. İlim, îmân, hak, hukûk, adâlet bunlardan anlamıyor kabul de etmiyorlar. Kim bunlar? İlimden anlamayan kabul etmeyen, îmândan anlamayan kabul etmeyen, bilimi kabul etmeyen, Hakk’ı hukûku kabul etmeyen, adâleti kabul etmeyen, zulümden yana. İşte bunlar diyor anlamazlar bunlar. Barıştan anlamazlar, barışa da yaklaşmazlar. Nedir burada barış için savaştır İslam barışın kendisidir ve savaşı barış için savaştır işte yakmak yıkmak yoktur. İslam’da yakayım, yıkayım savaşı yoktur. İslam’da öldüreyim yok edeyim savaşı da yoktur. Ya? İnsanlığa zarar veren küfrün önderlerine karşı nasıl vücuda sarmış bir mikrop düşünün, o vücudu kurtarman gerekmiyor mu o mikroplardan? Çürümüş bir dişin var onu çekip tedavisi mümkün değilse çekip atman gerekmiyor mu? İşte küfrün önderleri insanlığın baş belâsıdır. Cenab-ı Hak bunlarla savaşın diyor ama barış için savaşın. Yine âyet 13’te: “Bunlar rahmet Peygamberini bile yok etmek istediler.” Bakın bu zihniyet rahmet kabul etmez belâ ister. “Rahmet Peygamberini bile bunlar yok etmek istediler.” Cenab-ı Hak Hazreti Muhammed’i, âlemlere rahmet olarak gönderdim diyor. (وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ) (Enbiyâ Sûresi 107). Rahmet Peygamberini yok etmek isteyen bir zihniyet küfrün önderleri işte bunlar, küfrün imamları, küfrün liderleri, bunlar Allah’u Teâlâ’yı Allah’tan gelen o yüce Peygamberi Peygamberin şahsına indirdiği yüce kitâbı ve işte o hak ve hukûku tam bir adâleti ölümsüz mutluluk veren hayatı bunlar kabul etmiyor. Bunlar o Peygamberi yok etmek isteyen rahmet peygamberini Allah o Peygamberle âlemlere rahmetiyle tecellî etmiştir. İslam rahmeti Hazreti Muhammed’le Kur’an-ı Kerim’le tecellî etmiştir. İslam rahmeti bütün âlemlere yerlere, göklere bütün mahlûkatadır en başta da insanlaradır. Medine’den de Peygamber Hazreti Muhammed’i çıkarmak istediler Mekke’den hicret etmesi mukadder kılındı. Tabii yine orada da Mekke’de de onu öldürmek, yok etmek için onun peşini hiç bırakmadılar öldürmek için.

Dakika 10:30

Zekeriyyâ’yı, Yahyâ’yı öldüren, şehit eden ve Îsâ’yı çarmıha germek isteyen zihniyet tarih boyunca olmuştur ve kıyâmete kadar küfrün önderleri vardır olacaktır ama küfrün karşısında yılmak, yenilmek bilmeyen îmânlı kahramanlar olagelmiştir o da devam edecektir. Bundan dolayı Medine’den de çıkarmak istediler Hazreti Muhammed’i hep onlar saldırdı. Peygamberimiz dünyaya barışı getirdi ve rahmet Peygamberi barış Peygamberidir, adâlet Peygamberidir, hak ve hakîkat Peygamberidir Allah’ın hukûkunu onun nizâmını yeryüzüne uygulayan Peygamberdir. İşte böyle bir Peygamberi de yok etmek istediler Medine’den de çıkarmak istediler zaten Mekke’den çıkmasına hicret etmesine sebep oldular. Bir de şimdi Medine’den de çıkarmak istediler. Hep onlar saldırdı inananları hep yok etmek istediler bakın dünyada böyle bir zihniyet var. İşte soykırım değil buradaki îmânı, îmânlı zürriyeti yok etmek isteyen bir soykırım uygulayan Hak düşmanları, hakîkat düşmanları var dünyada. Bunların karşısında da daima bâtılın karşısında Hak vardır. Hak hep ebedî galiptir hiç mağlup olmaz. O Peygamber Şanlı Peygamber ki diyor Muhammed Mustafa Sallallâhu Aleyhi ve Sellem o Peygamberi, kitâbı, İslam’ı tamamen Allah gönderdi bunda şek yok şüphe yok. Tüm savaşların sebebi nedir? Hakk’a saldıran küfrün önderleridir bütün savaşların sebebi onlardır. Tebük Seferi’ni fırsat bilerek ihtilâle teşebbüs ettiler. İçte ve dışta mü’minin işi îmân, Allah korkusu, barış, adâlet bunun için cihâddır mü’minin işi içte de dışta da budur. Demek ki, bunun için cihâddır îmân sırf Allah’tan korkmayı gerektirir. Îmânın olduğu yerde başka korku yoktur. Îmân sırf Allah’tan korkmayı gerektirir. Bütün varlığınla da Allah’ı sevmeyi gerektirir.

15 ve 16’ncı âyetlerin keşiflerine de baktığımız zaman tazip; hak ettiği cezâ, ihza; zelil edip barışı güveni sağla diyor kimi? Barış düşmanını, hak adâlet düşmanlarını zelil edeceksin barışı güveni sağlayacaksın. İşte burada da tazip tam adâletle hak ettiği cezâyı vereceksin. Yüce Allah bunun ölçüsünü Allah koyar o koymuştur. Onun adâleti uygulanacaktır onda adâlet vardır zulüm yoktur. Onun adâleti zulmü kaldırmak içindir yok etmek içindir yani zulmü yok ediyor ve zâlimi ortadan kaldırıyor ki hak adâlet yerleşsin dünyaya barış gelsin.

Dakika 15:30

Nusret, hak îmânın şanı şaha çıksın burada “Nusret” Allah’ın yardımıdır. O Allah’ın yardımı, O’nun adâleti, hak îmânın şanı işte ne diyor şaha çıksın ortaya bir şifa-i sadr meydana gelsin. Şifa-i sadr nedir? İslam’ın insan iç dünyasına kalbine, ruhuna, göğsüne îmân yerleşince şifa-i sadr işte ortaya bir felâh, ortaya bir huzuru temin ortaya çıkar. Tam bir huzur tam bir felâh ortaya çıkar. İşte huzuru temin etmek, kin ve öfkeyi yok etmek adâlet sağlanınca kin, öfke yok olur. Kinin, öfkenin yok olması da şifa-i sadr’dır. Yani insanın iç dünyasında kişiyi mahveden şey kin ve öfkedir. Bu kin ve öfkenin yerini felâh, huzur, îmân, sevgi ortaya çıkar ve iç dünyasına bunlar yerleşir işte ortaya bir şifa-i sadr çıkar. Saldırılar sona ersin bu adâlet egemen olduğu zaman saldırılar sona erecektir çünkü adâletin gücü saldırının artık cesaretini ortadan kaldıracaktır adâletin caydırıcı gücü ile saldırılar sona erecektir. İslam’ın amaçladığı hedeflerden biri de budur. Eğitici bir güç tam bir İslam eğiticidir. Yüce İslam “Nusret” ve tam bir zaferdir yine tam bir adâlet huzurdur ve ilâhî ihsândır. Tabii bunlar yaşanmalıdır bunun ilmi tahsil edilmeli ve hayata uygulanmalıdır o zaman bak şu dünyanın mutluluğuna. Tövbe bakın kurtuluş kapılarından biri daima tövbe istiğfardır. Dünyada yanlışın içinde olan herkes yanlıştan vazgeçmeli küfrü, şirki, nifâkı, zulmü bırakmalı, cehâleti bırakmalı, îmâna ve onun ilkelerine gelip tövbe etmelidir. Tam bir tövbe ile bakın gözünde dünya küçülür artık dünya senin putlaşmaz gözünde Allah’ın büyüklüğünü görürsün her şeyin Allah’ın büyüklüğü yanında küçük veya yok hükmünde olduğunu anlarsın. Çünkü Yüceyi tanımayan cüceleri tanrılaştırır putperestlik buradan doğmuştur. Yüceyi Allah’ı iyi tanıyamadığından insanoğlu şirke düşmüştür. Ahmet’i, Mehmet’i, Îsâ’yı, Mûsâ’yı tanrılaştırmıştır yoksa Allah’ı tanısaydı mahlûkata takılıp kalır mıydı? Bunun için Allah’ın yüceliğini tanırsan dünya gözünde küçülür dünya kalbine girmez sen dünyanın sırtına oturursun dünyayı Allah yolunda kullanırsın dünya sana hükmetmez sen dünyaya hükmedersin dünya kalbine girmez sen dünyanın sırtına binersin. İşte Allah’a kullukta bunlar var daha neler var. Demek ki gerçek tövbe gerçek îmânla Allah’u Teâlâ’yı tanıyıp emrine girdiğin zaman dünya gözünde, gönlünde küçülür artık hele gönlüne hiç giremez dışında kalır. Aynen okyanustaki gemi misâlidir gemi okyanusun üzerinde yüzer su alırsa o gemi batar.

Dakika 20:43

İnsanoğlunun da kalbine dünya girmeyecektir bütün kalbinle Allah’ı seveceksin, bütün kalbinle, ruhunla, maddî ve manevî kuvvetlerinle Allah’ın emrinde olacaksın. Dünyayı da Allah yolunda kullanacaksın, dünya seni kullanmayacak. Sen parayı kullanacaksın, para seni kullanmayacak paranın uşağı olmayacaksın para senin elinin bir kiridir o sana hizmet edecek, sen paraya hizmet etmeyeceksin. Nefsin Allah’a itaat edecek, nefsini sen nefsini tanrılaştırıp tapmayacaksın. Nefsin Allah’a kulluk edecek. Bugünkü insanların bir kısmına bakıyoruz nefsine hoş gelecek fetvâ arıyor. Fetva öyle aranmaz fetva nefis Allah’a Hakk’a itaat ettiği zaman fetvânı almış olursun. Hakk’a itaat etmeyen nefis firavundur bunu bileceksin. Kalbin Allah’a yönelmesi bütün varlığınla Allah’a yöneleceksin. Kendini Allah’ın huzurunda bileceksin sürekli çünkü kudret, kuvvetin hepsi O’ndan değil mi? Hepsi ondan. Îmân, iffet takvânın hul karakter hâline gelmesi artık îmân sana öyle yerleşecek iffet, haysiyet, şeref, namus onun karakteri sana öyle yerleşecek takvâ sana öyle yerleşecek ki bunlar hul ve karakter hâline gelecek. Îmândan meydana gelmiş bir karakter, iffet ve namustan, haysiyet, şereften meydana gelmiş bir karakter takvâ kişiyi yerleşmiş kişiye takvâdan meydana gelen bir karakter hul hâline gelecek hak hakîkat sana yerleşecektir. Haktan adam, hakîkatten adam, îmândan adam, İslam’dan adam, İslam adam, Müslüman adam işte sonuç bu. Şûrâ Sûresi’nin 27’nci âyetinde Cenab-ı Hakk’ın taksimine râzı olacaksın. O’nun emrinde O’nun emrettiği gibi çalışacaksın O’nun taksimine de râzı olacaksın. Bak O’nun her yaptığı iş hikmetli güzel güzel en güzeldir, eşsiz güzeldir her yaptığı iş güzeldir. Kimin? Allah’ın Celle Celalühü. Şimdi bazılarına çok vermiş zengin yapmış, bazılarına az vermiş. Şimdi bakın burada, insanoğlunun karakterini Allah’tan iyi bilen var mı yaratandan iyi kimse bilemez. Yaratan iyi biliyor tabii çünkü her şeyi biliyor her türlü yaratmayı biliyor. Bol verseydim diyor Cenab-ı Hak kimilerine bunlar azardı diyor. Bunun örnekleri pek çoktur. Bunlardan birisi “Salebe” mesela ne yaptı bu adam fakirdi. Fakir anında Peygamberimizin dizinin dibinde oturuyor ders alıyor camiyi, cemaati, ilmi irfânı kaçırmıyor bu illa da zengin olayım diye tutturmuştu Peygamberimize gelip, gelip yalvarıyordu Ya Rasûlallah! Dua et de Allah bana mal versin diyordu.

Dakika 25:22

Peygamberimiz ona dedi ki: “Hakkını veremediğin çok maldan hakkını verdiğin az mal hayırlıdır” dedi. O da işte şu şart bu şart şöyle yemin böyle yeminle ben dedi işte herkesin hakkını veririm zekâtımı veririm hayrımı işlerim dedi ve dedi de dedi. Peygamberimiz de ona bir dua etti adam zengin oldu. Medine Vadisi adamın mallarına dar gelmeye başladı. Zekât memurları gitti adam zekât vermek istemedi. Zekâta dedi bu bir cizyedir dedi veya cizyenin kardeşidir dedi. Ve Peygamberimizin sağlığında Peygamberimizin gönderdiği tahsildarlara zekât tahsildarlarına ki, Allah kesin emrediyor zenginden alacaksın yoksullara fakirlere vereceksin kesin kez Allah’ın yüce emridir bu Peygamberimiz Allah’ın emrini yerine getirmek üzere Salebe’ye memurları gönderdi. Salebe, bir düşüneyim dedi zekâtı vermedi. Daha sonra bu zekât getirdi ama Allah’tan âyetler geldi. O adamın münâfık olduğunu bakın mal onu ne hâle getirdi adam münafıklaştı, zekâtı vermek istedi ama Allah münafığın amelini kabul etmediği için Yüce Allah Peygamberimize onun zekâtını alma dedi, almadı. Bakın bunlar ayrı ibretlerdir. Peygamberimizden sonra Ebû Bekir’e getirdi zekâtını Salebe, Ebû Bekir de almadı, Ömer’e getirdi o da almadı, Osman zamanında o adam helâk oldu gitti. Kârûn da böyle olmuştu. Kârûn da Mûsâ devrinde bir fakirdi zengin oldu. Neticede Firavun tarafından geçti Mûsâ’ya düşman oldu ve Mûsâ onu bir yere elçi gönderdi bir Kral ona paralar verdiği servet verdiği ve Mûsâ’nın aleyhine geçtiği Mûsâ’ya düşman olduğu rivâyetleri vardır. Allah herkese bol vermeyi sever ama karakterleri de bilir ona göre de ölçülü verir. Her şeyin hayırlısını iste. Îmânla, Amel-i Sâlihle, Allah sevgisiyle, Allah yolunda cihâd ile beraber iste. Allah yolunda olmayan malın ateş olduğunu hiç unutma hiç ve hiç unutma! Cenab-ı Hakk’ın taksimatı gâyet güzeldir sana ne taksim etmişse gramında, kilonda, renginde, bilginde, ruh dünyanda, iç dünyanda, dış dünyanda enfüsî ve âfâkî âlemde, ömründe neler takdir etmişse senin için hangi kaderi yazmışsa Allah güzel yazmıştır güzel yapmıştır. Hepimiz için böyle biz O’nun emrini yerine O’nun istediği gibi yerine getirdiğimiz zaman O’nun bize vermeyeceği olmaz. İyilikten yana, güzellikten yana, lütuftan, keremden yana vermeyeceği olmaz. O bizim neler yapacağımızı ezelden biliyor. Hayrı ayarlamış hayrı o ayarı bozan biziz bizim bulacağımızı da bozmayacağımızı da biliyor. Hayır işleyeceğimizi işlemeyeceğimizi de biliyor.

Dakika 30:25

Bizi özgür bırakıyor, hür bırakıyor, idâre ediyor, af tarafını ağırlaştırıyor yani affetmeyi çok seviyor rahmeti uçsuz bucaksız, ama insanoğlu azdıkça azıyor, şımardıkça şımarıyor, hak dinlemiyor, hakîkat dinlemiyor. Bunlar ezelde biliniyor ama herkes imtihan ediliyor, herkes imtihandan geçiyor. Biz bize düşeni yapacağız bize, biz bize. Allah bize neyi teklif ettiyse İslam’ın tümü bize Allah’ın teklifidir. Biz onu yerli yerince yerine getirmeye çalışacağız seve seve özene özene ihlâs ile Allah’ın verdiği güçle çünkü bize her şey O’ndan. O zaman bak sen bu işin tadına, Allah’ın işine karışma, O’nun takdirini seve, seve karşıla. Kendi görevini yapmaya çalış, imtihan meydanında olduğunu unutma! Yine O’nun her yaptığı iş nice, nice hikmetleri içerir dürüm, dürüm hikmetleri vardır. Sen birini bilsen çoğunu bilemezsin ama O hepsini biliyor.

Âyet 17 ve 18 ile devam ediyoruz keşif notlarına. Allah (Celle Celâlühü) ki O’nun için yani Allah için olmayan amelin ebedî hayrı olmaz. Burayı unutma! Allah için olmayan amellerin ebediyyû’l-ebed hayrı olmaz başına belâ olur. Allah için yaşa, Allah için nefes al, Allah için kazan, Allah için harca, Allah için ye iç ne yapıyorsan meşhur olanı Allah için yap ve haram ve günahlarında tümünden Allah için kaçın. Eğer Allah için yaşamıyorsan bu dünyada yaşantı İslam değildir. İslam ne demek? Allah’ın emrinde Allah için yaşamak demektir. Bundan güzel hayat olur mu? İşte ölümsüz hayatı ve ölümsüz hayatın gerçek yüzü buradadır mutluluğun aslı buradadır. Ölümsüz hayat veren nurun derslerini tedrîsâtı da buradadır. İlmi tedris etmeli dersini herkes iyi almalıdır, iyi irşâd olmalıdır, yoksa yazık olur. Cenab-ı Hak (وَالَّذِينَ اتَّخَذُواْ مَسْجِدًا ضِرَارً) ‘’Tevbe Sûresi 107’nci âyet’’ “Bir taraf takvâ üzere yaşarken öbürü insanlara zarar verme, fitne fesat çıkartmak ve sürekli zarara ve fitneye çalışmak, Peygambere tuzak kurmak isteyen zihniyetler. Bakın, Mescid-i Dırar birisi takvâ mescidinin karşısına, yanına, yakınlarına yani Küba Mescidi vardı Medine-i Münevvere de onun yanına hemen münâfıklar, ihtilâlciler, câsuslar ve dış dünyadan yardım isteyen dünyanın süper emperyalist devletlerinden yardım alarak içte ayrı karıştırmak içeriyi dışarıdan  ayrı bir güç arama sevdasıyla Mescid-i Dırar’ı yaptılar. Bir ihtilâl yapmak istiyorlardı, orada gizli loca kararları alınacaktı Hazreti Muhammed’e nasıl bir tuz kurabiliriz diye. Kur’an-ı Kerim bütün münâfıkların ruh dünyasını okur. Kur’an-ı Kerim’i bilen insanlar dünyanın eşi bulunmayan psikolog sosyoloklarıdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim Levh-i Mahfuz’dan, Arş-ı Âlâ’dan yani Allah’ın ilminden gelmiştir. Levh-i Mahfuza da Allah’ın ilminden geldi oraya. Allah’ın kitâbı bundan yücesi, bundan üstünü olur mu? Onun için bozuk ruhları da zelim, îmân parlayan mutlu ruhları da ve îmânlı kalpleri de sana okul Kur’an-ı Kerim anlatır. Kur’an-ı Kerim’i anladığımız zaman bozuk ruhlara tedâvi sunarız gerçek ilaç veririz. Münâfığa deriz nifâkından vazgeç, münkire deriz inkârından vazgeç, müşrike deriz ki şirkinden vazgeç. Ey câhil! Cehâletinden vazgeç ve bunların Kur’an-ı Kerim’in sunduğu irfânlar, feyizler var. Yine Kur’an teşhis eder, tespit eder, tedâvi eder, seni ebedî mutlu ölümsüz hayata hazırlar.

Dakika 37:21

Onun içinden bakın “Ummâr Mesâcid” camileri kimler imâl eder? Cenab-ı Hak onu da açıklıyor Kur’an-ı Kerim’de, bir takvâ üzere kurulmuş dünyada miraç mahâl olan camiler, mescitler var. Başta Kâbe-i Şerif bir de bunun karşısında zarar vermek için mescit adı altında “Dırar Yuvaları” açanlar vardır. İşte gizli illegal örgütler, localar, insanlığın zararına çalışan kim varsa hangi müessese olursa olsun bunlar insanlığın zararını ise hepsi birer Mescid-i Dırar gibidir. Bir de insanlığın hayrına Yüce Allah’ın huzurunda miraç mahâli olan camiler, mescitler var. Bunlarda takvâ üzere kurulmuş bunlar yeryüzünde merkez olarak Kâbe-i Şerife, Beytullah’a bağlı top yekûn hepsi Arş-ı Âlâ’ya, Allah’ın rızâsına, emrine bağlı ve bunun önderi yeryüzünde Hazreti Muhammed’dir ve onun izinde giden onun âlim, müçtehit kulları ve Ümmet-i Muhammed’in tamamıdır.  Bunlar o merkezde o merkeze bağlı olarak ruhu milliyi, evrensel ruhu oluştururlar. Îmânların birleşmesi, ruhların önderi bir büyük ruh var Hazreti Muhammed. Nedir? İslam’ı, Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in şahsında âlemlere tecellî ettirmiştir. Bunun için Ummâr-ı Mesâcid Mescitleri, camileri imâr edenler, bunun tamirini yapanlar, yenilenmesini gerektiği zaman yenileyenler, içinde ibadet edenler, o içindeki cemaatler bilim ve tedrîsât yapılmaları, ilim irfân yuvaları olması camilerin, faziletlerin devamı çünkü buralar fazilet yuvasıdır. Bu faziletlerin devamı ve korunması amacına uygun olması ki bunların hepsi Ummâr-ı Mesâcid’in şümûlündedir. Bunlar ve bunların emsali ne varsa Ummâr-ı Mesâcid yani mescitleri, camileri imâr eden işte toplum bu toplumdur. İbadetiyle, tamiriyle, cemaatiyle ilmiyle, irfânıyla, fazilet yarışıyla ve bunların devam ettirilmesiyle, işte mescitlerin korunmasıyla amacına uygun hareket edilmesiyle bunları yapan cemaatler Ummâr-ı Mesâcid ’dir. Yani camileri imâr eden bunlardır. Bu haberin kökeninde Âlûsî gibi bilim adamlarımız bulunmaktadır. Şimdi bir de mescitlerde olumsuz hareketleri de yasaklamıştır Peygamber efendimiz. Mescitte ki konuşma yersiz konuşmalar caminin manevî haysiyetine manevî iklimine uymayan hareketler, bu diyor mescitte ki yersiz konuşmalar hayvanın otu yiyip bitirdiği gibi hasenâtı yiyip tüketir dedi Peygamberimiz. Bu haberin de yine kaynağın da Âlûsî bulunmaktadır. Suyûtî el-Hindi de bakın bir başka haberin kaynağından bulunuyorlar. Allah Celle Celâlühü: “Benim yeryüzünde ki evlerim mescitlerimdir diyor. Ziyaretçilerim de mâmûr edenlerdir” diyor. Yani camilere gelip ibadet edenler bunlarda diyor benim ziyaretçilerimdir bunlar Ummâr-ı Mesâcid ‘dir. Camileri imâr edenler bunlardır, bunlar benim ziyaretçilerimdir diyor Cenab-ı Hak ve yeryüzünde ki camiler benim evlerimdir, benim yeryüzünde evim mescitlerdir diyor Cenab-ı Hak. Ne mutlu ki ona temizlenir camiye gelir, beni evimde ziyaret eder. Kimi? Mirâca geliyor Allah’ın huzurunda el bağlayacak, saf tutacak omuz omuza. Bakın Cenab-ı Hak, temizlenir gelir beni evimde ziyaret eder diyor. Ona diyor ikrâmda bulunman artık bana görevdir diyor. Ona ikrâmda bulunmam artık bana görevdir diyor Cenab-ı Hak. Yani o kuluma ben ikrâmda bulunurum, ikrâmda bulunmak bana görevdir, haktır diyor. Bak, Cenab-ı Hak kimseye bir şey yükleyemez. Ama o kendi kendine o camiye gelen, Allah’ı ziyaret eden kullarına diyor onlara ikrâm da bulunmak artık bana borç olmuştur, görev olmuştur diyor.

Dakika 44:30

Bu da bir Hadis-i Kutsi’dir haberin kaynağını haber verdi. Suyûtî’nin verdiği bir haberde de: “Her kim mescide ülfet ederse Allah ona ülfet eder.” Ülfet nedir? Cami sevgisi, cami muhabbetidir. İşte camiyi sen seversen, ülfet ve muhabbette bulunursan, gönlün camiye bağlı kalırsa işte Allah’ta sana ülfet eder, seni sever. Yine Tirmizî’nin, İbn-i Mâce’nin, Dârimî’nin, Ahmed Bin Hanbel gibi zât-ı muhteremlerin verdiği haberde de bakın ne diyor – Peygamberimizden gelen haberler bunlar. “Mescide devam edenin mü’min olduğuna şehâdet ediniz” diyor. Demek ki, bir insan samîmî olarak camiye devam ediyorsa cemaate onun mü’min olduğuna şahitlik ediniz buyurdular. Yine Suyûtî’nin verdiği bir haberde: “Mescidi kim aydınlatırsa diyor ve devam ettiği müddetçe arşı taşıyan melekler onun için istiğfar ederler” diyor mescidi aydınlatanlar. Mescidi aydınlatmak iki türlüdür, maddî ve manevî ilimle aydınlatmak ayrı bir aydınlatmadır, onun hizmetinde bulunmak ayrı bir aydınlatmadır. Orada ışığını sağlamak, ışıklandırmak ayrı bir aydınlatmadır. Camiye katkısı olan, hizmeti olan maddî, manevî hizmeti olan herkesin buradan payı olur. Demek ki arşı taşıyan melekler onun için istiğfar ederler buyurdu Peygamber Efendimizden gelen haber bunlar. Mescitte boş lakırtıdan korunun diyor. Yani sakının caminin manevî yapısına, maddî yapısına yakışmayan bir şey davranışta bulunmayın. Fısk ve küçük günah ile manevî bir darbedir mescitlere diyor camilere. Allah’a secde edilen yerlerin hepsine mescit denmiştir o ismi oradan almıştır. Tabii bozuk ruhlu insanlar başka maksatlar için kullanırlar camileri, mescitleri amacının dışında ve başka maksatlar için kullanırlar. Bunlar ise Ummâr-ı Mesâcid değil İfsâd-ı Mesâcid ‘dir. Mescitleri, camileri ifsâd etmeye çalışanlardır işte Mescid-i Dırar’ı yapanlar gibi. Îmân, namaz, zekât, ilim, irfân yoksa mescitlerin harap olması için çalışıyor demektir. Dikkat et! Caminin imârı ebedî ayakta durması ve amacına uygun hizmetler üretmesi için: “’Îmân, beş vakit namaz, zekât, ilim, irfân olacak” diyor bunlar yoksa mescitlerin harap olması için çalışıyor demektir diyor. Allah yolunda Celle Celâlühü dini hak olan tam bir hak din olan İslam uğrunda bütün cehdini sarf edeceksin. Ey Müslüman! Bütün cehdini, gayretini sarf edeceksin ki hak, adâlet, rahmet ve rızâ kapıları açılsın. Allah’ın rızâ kapısının açılmasını istiyor musun? Peki, rahmet kapılarının sana açılmasını istiyor musun? Hak ve adâlet kapılarının açılmasını istiyor musun? Gücünü Allah yolunda sarf edeceksin. Sana Allah gücü niye verdi? Aklı niye verdi? Eli, ayağı, ruhu, bedeni niye verdi sana? Bunları Allah yolunda kullanacaksın. Bütün âzâ-i cevârihlerinin organ ve sistemlerini hücrelerine dokularına varıncaya kadar bunlar Allah’a kulluk edecek Allah yolunda kullanacaksın. Bütün varlığınla çünkü bunların yaratıcısı sadece Allah değil mi? Allah’ın yarattığını başkalarına nasıl kullanırsın? Başka ilâh yok ki başka yaratıcı yok ki.

Âyet 19 ve 20 ile ilgili keşif notlarımız da devam etmektedir. Bu âyetlerin size öz anlamlarını daha önceki bundan önceki dersimde verdim. Şimdi sizlere keşif notlarıyla âyetlerin anlamının daha güzel anlaşılması için rivâyet ve dirâyet de sağlam kaynaklara dayalı keşif notlarını veriyoruz hayat veren nurun dersleri. Biz Ali, Veli adına konuşmuyoruz. Bir falanca üstat, komutan adına da falanca lider, önder adına da konuşuyoruz. Biz sadece Allah’ın kelâmının tercümanlığını yapıyoruz “Hak Kelâmı Şanlı Kur’an’ı” konuşturmaya onun anlaşılmasına çalışıyoruz. Şunu bilesin ki, mücahitlerin rütbe ve dereceleri bütün derecelerden üstündür. Her Müslüman yeryüzünde mücâhit olmak zorundadır. Her kadın mücâhide olmak zorundandır çünkü cihâd Allah yolunda yapılan her hayırlı hizmetin adı cihâddır. Onun için en yüksek mertebede nedir? Cihâddır. Rütbe ve derecelerin en yükseği cihâddır. Durma, Allah yolunda çalış çalış cehdini gayretini göster işte ceht, müçtehit, mücâhit hep bu kavram içerisinde bulunmaktadır.

Nîsa Sûresi’nin 95-96’ncı âyetlerinde…

Dakika 53:14

 

(Visited 71 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}