Tefsir 336-01

336- Tefsir Ders 336 hayat veren nurun keşif notları

336- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 336

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve ezvâcihi sahbihî ve etbâihi ve ıtratihi ecmaîn’’

 

Ey kıymetli izleyenler, hayat veren nurun derslerini takip edenler!

Yüce Allah’ın rahmeti, mağfireti, ebedî mutluluğu, necatı ve Yüce Allah’ın cemâline nâil olmayı ve ebediyyû’l-ebed tükenmez nimetlere eksilmez göz aydınlığına mazhâr olmayı bütün inanan mü’min kardeşlerimizin hepsini Allah nasîb-i müyesser eylesin. Hayat veren nurun derslerinin keşif notları devam etmektedir sizlere anlamını verdiğim yüce âyetlerin bir de keşif notlarını daha iyi anlaşılması için onlar üzerinde rivâyette ve dirâyette sağlam kaynaklara istinaden sizlere keşif notlarını vermeye çalışacağız. Cenab-ı Hak tevfîki hidâyetiyle, lütfu keremiyle hepinize Cenab-ı Hak başarılar nasîb eylesin. Çünkü hidâyet O’dan, tevfîk O’ndandır çünkü refikimiz O’dur.

Efendimiz (Aleyhisselâtu Vesselâm) Ensâr’dan ikinci Akabe Biatı’nda 70 kişi biat ettiler.

Abdullah Bin Revâha (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Efendimize bu dedi ki: “Bize dilediğini şart koş ya Rasûlallah” dedi.

Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm da ona dedi ki; Size Allah adına şart koşuyorum ki, Yüce Allah’a ibadet edin sakın ola ki şirk koşmayın, yalnız Allah’a ibadet edin. Kendim içinde dedi size beni de kendinizi ve mallarınızın nasıl koruyorsanız öyle koruyun dedi, onlardan böyle beyat aldı.

Dediler, bize ne var: “Ya Rasûlallah” dediler.

O da size, cennet var dedi.

Bu haberin kaynağında da Suyûtî bulunmaktadır ki Dürrü’l Mensur da bulunmaktadır. Bir gün bu âyeti okurken bir Arâbî geldi dinledi ve sordu, ne güzel alış alışveriş dedi Arâbî ve şehit oluncaya kadar savaştı bu kahraman adam ve şehit oldu. Tüm canlılar, mallar, mülkler Allah’ın mülküdür. Aklın varsa malını, canını Allah’ın yoluna ada, feda eyle. Sen bir verirsin ebedî tükenmez olarak karşılığını alırsın tükenmez lütuflar sana geri döner

Dakika 5:00

Aklın varsa bütün varlığınla Allah’ın emrine gir. Çünkü tüm canlılar Allah’ındır, bütün mallar ve mülkleri saltanatlar Allah’ındır, Allah’ın mülküdür. Onun için Fâtihâ’yı Şerif’te                       (إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ) diye okuyorsun beş vakit namazın içinde. Ne diyorsun? “Ancak sana ibadet eder ancak senden yardım isteriz” diye ancak diyorsun biz, biz sana ibadet ederiz kulluğu sana yaparız ve biz ancak senden yardım isteriz diyorsun. Buna dikkat et ancak Allah’ın kulu ol. Cihâda, ibadete Cenab-ı Hak kullarına dâvet ediyor. Çünkü Allah ibadete müstahaktır çünkü yaratıcımız O’dur. Âlemlerin Rabbisi O’dur, bizim Rabbimiz O’dur. O’na ibadet, O’na kulluk sultanlıktır. Biz fâniyiz O ebedî ve ezelî Yüce’nin emrinde O’nun zenginliğinde ne yapıyoruz? O’nun lütuflarına mazhâr oluyoruz. Biz fâni kullar O’nun emrinde olunca ebedî lütufları kazanıyoruz. “Fânileri Allah için feda et ki bâkî olanları kazanasın.” Bu cümleyi hiç unutma! Gerçi Kur’an-ı Kerim’de, İslam’da unutulacak bir tek kelime yoktur hepsi yücedir, yücedir, yücedir birbirinden yücedir. Fakat tekrar ediyorum hiç unutma! “Fânileri Allah için feda et ki bâkî olanları kazanasın.”  Ebedî hayır ve menfaatler senin olsun ebedî mutlu olasın. Fâni hayatla bâkî hayatı değiştirmek işini Allah kulunun irâdesine bırakmıştır. Şimdi kul düşünecek bâkîyi kazanmak istiyorsan ebedîyi fâniyle değiş fâniyi Allah yoluna harca bâkî hayatı kazan. Şehit ne yapmıştır? Bir tek can vermiştir canını vermiştir ama ölümsüz ebedî Allah ona hayat vermiştir. Bütün hayatımız, yaşantınız işte böyle olmalıdır Allah için bize verilenleri sarf etmeliyiz ki, fânileri verip bâkîyi kazanabilelim. Bu hayat tamamen bir imtihandır. Burada dikkat et! Fâni hayatla bâkî hayatı değiştirme işini Allah kulunun irâdesine bırakmıştır sırf imtihan için. İşin aslı kulun canı, malı, cennet tamamen Allah’ın mülküdür. Bütün kulların canları, malları, cennet bütün âlemler Allah’ın mülküdür. Zengin bir velinin fakir bir çocuğa sermaye vererek onu ticarete teşvik ederek dükkân açtırması ve başka müşteri aramayıp yalnızca kendine satmak üzere şart koşması her aldığına da kat kat kâr vermesi gibi bir alışveriştir bu. Tamamen Cenab-ı Hak’la, Allah’la yapılan alışveriş işte bu bunun küçük bir temsilidir. Eğer Allah ile alışveriş yaparsan işte tamamen sermayeyi sana Allah veriyor kulum hep bana sat diyor başka müşteri arama karşılığını benden kat, kat alırsın diyor. Birde bütün insanlık çalışsa cennetten bir karış yer alamaz. Îmânını, amelini Cenab-ı Hak vesile kılarak ona cenneti veriyor birde ölümsüz ebedî mutlu bir hayat veriyor.

Dakika 11:08

Tükenmez nimetler eksilmez göz aydınlığı veriyor tariflere sığmaz hayallerden geçmez nimetler benzersiz bir lütuf ve ihsândır îcâb kabul sözleşmesidir. Biz Yüce Allah’la Bezm-i Âlem ’de Kâlû Belâ’da biz sözleşme yaptık Yüce Allah’la (Celle Celâlühü), Rabbimizle biz O’nu tanıdık O’ bizi yarattı emrine girdik çünkü O’ndan başka ilâh yok. O’nun emrinde yaşayıp O’nun emrinde ölürsek işte Allah sözünden caymaz bizde caymazsak Allah’ta bize vaat ettiği tükenmez lütuflarını elbette ki vermektedir verecektir çünkü Allah sözünden caymaz. İşitiniz her mü’mine sattığı öğle karlı bir bîat öyle ağır basan bir kefedir ki, bu bîate katılmayan hiçbir mümin yoktur. Bütün gerçek mü’min ve Müslümanlar bu bîatin içindedirler. Câfer-i Sâdık Hazretleri bakın ne diyor; Bedenlerinizin cennetten başka fiyatı yoktur başkasına kendinizi satmayınız demiştir. Şimdine demek istiyor bedenlerinizin bak cennetten başka fiyatı yoktur. Ruhunu, bedenini, organını, sistemlerini, aklını, zekâtını, zekânı, irâdeni Allah yolunda kullan ki, bunun bedeli cennettir diyor. Ama Allah yolunda îmân, İslam, Kur’an yolunda kullanırsan tabii çok güzel açık bir ifade.

Şimdi Türk şairi Fuzûlî bak ne diyor; Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil, ne nizâ eyleyelim ol ne senindir ne benim diyor. Bak burada Fuzûlî de bu gerçeği görmüş Allah bütün mü’minlerimize bütün ecdadımızın ne kadar âlimleri, Sâlihleri, müçtehitleri, şehitleri, gâzîleri ne kadar mü’minlerimiz varsa geçmişinizde Allah hepsine bol, bol rahmet eylesin mağfiret eylesin. Onlara tükenmez nimetler eksilmez göz aydınlığı nasîb eylesin çünkü bize bu yüce emâneti bize getirdiler ve bir harfinde, bir noktasında eksilme olmadan Yüce Kur’an’ı, Yüce İslam’ı nur saçan bu yüce din hak dini bize getirdiler. Emâneti koruyarak nice şehitler verdiler nice âlimlerimiz göz nuru dökerek bu emâneti bize getirdiler.

Dakika 15:25

Bu emânetin kıymetini bilin. Ey Müslümanlar, ey insanlık âlemi! Allah’ın rahmet sofrasına oturun, Allah’ın hışmına gitmeyin, gazâbına gitmeyin, şirke küfre dalmayın, Allah’a isyân etmeyin, Kur’an-ı Kerim’in İslam’ın emrine girin o zaman Allah’ın emrinde olduğunuzu bilin. İslam ’sız Allah’a itaat olmaz Allah kendine nasıl itaat edileceğini İslam şeriatı ile ortaya koymuştur. Cenab-ı Hak bakın nicelerinin ağzından hikmetler dökülüyor ama Kur’an’da da nur ve hakîkat kaynıyor ölümsüz hayatın tamamının reçetesi Kur’an-ı Kerim’de bulunuyor. Cennet şüpheden uzak müeccel bir Allah’ın vaadidir biri vaadi ilâhîdir. Yani Allah cenneti mü’min kullarına Amel-i Sâlih sahibi kullarına bir defa vereceğini vaat etmiş hiç mi hiç şüphe olmayan bir müeccel vaattir, vaadi ilâhîdir. Hakk’ın vaadidir bunu iyi anla ve şek yok,  şüphe de yok. Cennet var, cehennem var, âhiret var dünyada nasıl hayat varsa yoksa nasıl yaratılmış isek biz öleceğiz dirilip mahşere fırlayıp geleceğiz. Allah’ın orduları orayı da kuşatmış olacak. Onun için bayram ediniz bu müjdeye bu Allah’ın vaadine bayram ediniz ebedî felâh ve necat işte budur. Çünkü Allah vaadinden dönmez îmânlıya Amel-i Sâlih sahibine cennetini vaat etmiş. Bunun cemâlini vaat etmiş bayram edeceksin Allah’ın cemâlini özle bütün varlığınla özle O’nun özlemini duy. İşte Allah’a muhabbetinden sevginden dolayı bütün varlığımla Allah’ı sen O’na sevil O’nun rızâsını ara. ‘’Seyahâtü ümmeti essavmi’’ diyor. Kim? Efendimiz Hz. Muhammed’den rivâyet edilen, burada ne diyor Efendimiz; “Ümmetinin seyahati oruçtur” diyor bu sözünde. Bu haberin kaynağında İbn-i Abbâs, İbn-i Mes’ûd (Radıyallâhu Anhuma), Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha), Ebû Hûreyre ve diğerleri bulunmaktadır ve onlardan gelen tefsir budur. Bu ‘’Essaihune’’ kelimesinin tefsiri hakkındadır. Seyahat bir bedeni riyazettir. Buna dikkat edin! Seyahat bir bedeni riyazettir, oruçta bir rûhî riyazet ve seyahattir.

Dakika 20:00

Oruç ruhun riyazetidir ve seyahatidir. Atâ’dan gelen bir rivâyette de bak ne diyor; ‘’Essaihune’’ mücâhitlerdir diyor. Yani gerçek yeryüzünde seyahat edenler Allah’ın mücâhit kullarıdır diyor. Yeryüzünde adâleti, barışı, Hakk’ın hâkimiyetini gerçekleştirmek için cihâd eden kahramanlarımız, şehitlerimiz, gâzîlerimiz yani tek kelimeyle kadın erkek mücâhitlerimiz ve mücâhidelerimiz işte diyor seyahat eden ‘’saihun’’ bunlardır diyor.

Ebû Dâvûd’dan gelen Ebû Umâme’den yapılan bir rivâyette de, Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm bakın ne diyor; (inne seyâhatü ümmeti el-cihâdü fi-sebilillâhi) diyor. “Benim ümmetimin seyahati Allah yolunda cihâd etmektir” diyor, Allah yolunda cihâd etmektir diyor. Her Müslüman kadın-erkek mücâhidinden olmak zorundadır mücâhit olma zorundadır ve mücâhittir. Müslümansa mücâhit olmak zorundadır. Çünkü cihâdın kapsamı pek geniştir hicret cihâttandır, hicret edenler ilim tahsili yapanlar bunlar cihâttandır. İlim tahsili yapanlar tam mücâhittirler, hicret edenler tam mücâhittirler, cephedekiler tam tam mücâhittirler. İbret almak için bir de seyahat edenler vardır yeryüzünde ibret ders almak için.

(قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلُ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ ﴿٤٢﴾)

Ne diyor burada? Rum Sûresi 42’nci âyet-i kerime de: “Yeryüzünde gezip dolaşın olup bitenlere dikkatle bakın.1 Yine Âli İmrân Sûresi’nin 137’nci âyetinde de: “O’nun kudretini eserlerinde görüp tanımak için seyahat edenlerden bahsediyor.” Allah’ın kudretini nerede göreceksin? Eserlerinde. Yerde, gökte zerreden, kürreye bütün galaksilere varıncaya kadar ne varsa bütün âlemlerde, O’nun eserlerinde, O’nun kudreti apaçık görülmektedir. O’nun kudretinin aynasıdır Kur’an-ı Kerim bunun açık ve açık tefsiridir kâinatı keşfeden kâşif tefsir Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an okursan kâinatı, kâinatı anlarsan Kur’an’ı bunlar birisi kevnî âyetler, biri kitâbî âyetlerdir. Onun için namazı diyor hakkıyla kılanlar namaz miraçtır göklere tâ Arş’a yükseliş Yüce Allah’u Teâlâ’ya yükselmenin O’nun rızâsına yükseldin mi derecen yükseliyor. O’nun rızâsı eğer vâsıl olabilirsen bütün mesele senin O’nun rızâsını kazanmandır. İşte namaz bunlardan biridir. Namazı hakkıyla kılanlar… Dikkat et! Hakkıyla îmânı itaati emredenler yani Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayıp iyi anlatanlar şirk, küfür, nifâk, günah ve kötülüklerden nehy edenler, yani insanların bunlara düşmesini bu kötülüklerin içine düşmesine karşı insanlara ne yapanlar? Allah’ın yasaklarını iyi anlatanlar, şeriatın kurallarına riâyet edenler güzel hasletleri şahsında toplayanlardır bunlar.

Dakika 25:43

İşte bu güzelim vasıfları kim kendinde topluyorsa o kişi mutluluğa ermiştir. Tekrar ediyorum namazı hakkıyla kılanlar, îmânı itaati emredenler şirkten, küfürden, nifâk ve günah ve kötülüklerden nehy edenler, şeriatın kurallarına riâyet edenler, güzel hasletleri yani bu güzel hasletleri emsâli güzel hasletleri şahsında toplayanlar işte Allah’ın övdüğü kesin cennete girecek kişiler bunlardır.

İbn-i Abbâs’tan gelen bir haberde de: (إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى) âyet-i kerimesi nâzil olunca Ashâb-ı Güzin’den biri şöyle dedi; “Zinâ etse de, hırsızlık yapsa, içki içse de mi?” demişti. Onun peşinden (التَّائِبُونَ) âyet-i kerimesi nâzil oldu diyor. Yani bir insan hangi günahı işlemiş sen bütün varlığıyla tövbe istiğfâr edecek, Nasuhi’n tövbesi ile tövbe edecek, tövbenin bütün şartlarını yerine getirecek. Çünkü kurtuluş kapılarının en başta gelenlerinden biri bütün insanlığın kurtuluşu İslam kendine çağırıyor gel diyor. Ne diyor? Îmân et, tövbe et gel diyor. Îmân ile gel, tövbe ile gel yani Müslüman ol diyor. Kurtuluş kapıları İslam’da bütün insanlık için açılmıştır sonuna kadar. Çâre îmânsızlık, İslam’sızlık İslam’dan tâviz vermek çâre değildir çâreleri yok etmektir îmânını yok etmektir. Bütün insanlığı îmâna, İslam’a çağıracaksın çâre burada. İslam’dan taviz vererek, kavuk sallayarak gerçekleri eğerek, bükerek çarpıtarak insanlara doğruları anlatılmaz. O zaman insanlığa da en büyük kötülüğü yapıyorsun kendine de. Doğruyu doğru anlatacaksın İslam hak ve hakîkattir bütün doğruların adresi İslam’dır. Bunu doğru anlatmayanlar, çarpıtanlar, yağcılık yapanlar, yağlayıp yuvarlayanlar hem kendilerine kötülük ediyorlar hem de insanlık âlemine kötülük ediyorlar. Kur’an’ı, İslam’ı doğru anla, doğru anlat bırak şu yağcılığı! Allah’ın emri azaltılmaz, çoğaltılmaz. Yüce Allah’ın emrini olduğu gibi kimsenin tarafı da tutulmaz. Şu gruptan, bu gruptan da olamazsın. Allah’ın tarafından, Kur’an’ın Hz. Muhammed’in tarafından, yani Hakk’ın hakîkatin tarafından olmak zorundasın. Falancanın istediği kadar, bir grubun istediği kadar ben din anlatacağım onun istemediklerini anlatamayacağım. Bunun neresi dindir?

Dakika 30:00

Sen şahinin kellesini kestin, bacağını kestin, kanadını kestin. Geriye ne kaldı şahinden bir şey kaldı mı? Kalmadı. Uçar mı bu şahin? Uçmaz. Yüce İslam’ı doğru anlatmayanlar kendi kellesini kestiklerinden haberdar değiller, kendilerinden ve millete yanlış hapları yutturunca milletin canından ettiklerini îmânından dininden ettiklerinin farkında değiller. Atalar niçin söylenmiş? Yarım doktor candan eder yarım din adamı dinden eder. Yarım hoca dinden eder dememişler mi? Kur’an-ı Kerim azaltmaya çoğaltmaya gelmez Kur’an-ı Kerim ezelî, ebedî hakîkatleri içinde toplanmış ilâhî bir ilim kendisi İlâhî Kitâb birilerinin yazması bozması değil ve son Kitâb ezelî ebedî bozulma şansı da yok.

Kıymetli dostlarımız,

Keşif notlarımız da Tövbe Sûresi’nin 113’üncü âyeti ile dersimiz keşif notlarımız devam ediyor. Bütün bu âyetlerin anlamını önce verdik şimdi kâşif notlarını veriyoruz. Cumhur’u Müfessirin bu âyetin Ebû Tâlib hakkında nâzil olduğunu söylerler. Yani 113’üncü âyetin.

Said Bin Müseyyeb, Zührî Amr Bin Dînâr, Mamer’den gelen rivâyette: Efendimiz (Aleyhisselâtu Vesselâm): Ey amca! Diyor, amcasının ölüm anları yaklaşmış Ebû Tâlib’in. Ey amca! Diyor. ‘’Lâ ilâhe illallah’’ de senin lehinde delil olarak kullanayım dedi. Orada Ebû Cehil ve İbn-i Eb3i Ümeyye de vardı Ebû Tâlib’in yanına gelmişlerdi. Bunlar yani Ebû Cehil ve yanındakiler dediler ki; Ey Ebû Tâlib! Abdülmuttalib’in milletinden dininden vaz mı geçeceksin? Dediler. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm da: “Men olunmadıkça istiğfâr ederim” dedi Ebû Tâlib ne yazık ki ben atalarımın dini üzerindeyim dedi. Lâ İlâhe İllallah Muhammedur Rasûlullah diyemedi. Şimdi Peygamber Efendimiz yine de: “Men olunmadıkça istiğfâr ederim” deyince bu âyet ve Kasas Sûresi’nin 56’ncı âyeti geldi. Ne diyordu? (إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ) “Muhakkak ki istediğini hidâyete erdiremezsin ancak Allah dilediğini hidâyete erdirir.” Bu âyetler ya Mekke’de nâzil olmuş veya Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm istiğfâra devam etmiş. Neticede tabii bu âyetler geldikten sonra daha da artık istiğfâr etmesi de yasaklanmış oldu. Çünkü müşriklere ne dua edilir, ne istiğfâr edilir, ne de cenazeleri kılınır, kızları da alınmaz, kestikleri de yenmez müşrikler böyledir. Bazı rivâyetlerde de, Mekke’nin fethinden sonra annesinin mezarını ziyaret ve istiğfâr etmek istemesi üzerine nâzil olduğu demişler bu konuda başka rivâyetler de bulunmaktadır.

Dakika 35:10

Bir kısmı da 70 kere istiğfâr etsen de, yani kabul etmem onları affetmeyeceğim dediği kimseler vardı. Bunlar hakkında olduğu rivâyeti de vardır ki, bunlar baştan münâfıklar yine müşrikler gelmektedir ama münâfıklar içinde Peygamberimiz uyarılmış. Bunlar içinde 70 defa istiğfâr etsen Peygamber olarak en büyük Peygamber olarak yine affetmeyeceğini söylemiş Cenab-ı Hak. Münâfığa da af yok, müşrike de af yok, kâfire de af yok, kul haklarına da af yok. Dikkat edin! Bunun için büyük günahların ve küçük günahların tamamından müminler sakınmalı küçük büyük dememeli tüm günahlardan sakınmalı küçük büyük demeden de sevap yarışında olmalıdır. Bizim nefeslerimiz ömrünüz sayılı, dakikalar sayılı ömrümüz çok çabuk geçecek durumdayız dünya herkesin ömür açısından kısa ömürlü insanlar uzun ömürlüler de öldüler. Ama şu andaki dünya bakarsanız bir tek nefesimizi bile isrâf edecek bir zaman durumunda değiliz, çünkü dünyaya biz bir defa geliyoruz. Öldükten sonra tekrar dünyaya geldim önce yanıldım, aldandım tekrar geleyim de daha iyi Müslümanlık yapayım deme şansımız yok. Bir nefesimizi daha iyi isrâf etmeyelim Allah yolunda nefes alıp verelim.

İbn-i Abbâs’tan gelen yine bir haberde de (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bir kısım mü’minler Hazreti İbrâhim’in istiğfâr ettiği gibi biz de ölmüşlerimize istiğfâr edelim demişler bu sebeple nâzil oldu denmiştir. Bazı âlimler istiğfâr namazdır demişler çünkü namazın içinde hepsi var. Dua var, istiğfâr var, tesbihler var, zikirler var. Yani namaz öyle bir güzelim ibadet ki, her türlü içinde ibadeti barındırmaktadır. Zikri, şükrü, ilmi, irfânı, miracı yani bütün öyle bir eğitim öyle bir okul ki içinde namazın olmayan güzelliklerden bir şey yok güzelliklerle dolup taşımaktadır namaz istiğfâr da bunlardan birisidir de namazda var.

Birde burada Evvah’tan bahsediyor Evvah İbrâhim Aleyhisselâmın sıfatlarından biri. Çok ah eden ince kalpli, yufka yürekli, bağrı yanık, âşık adam bu muhabbet yerine aşk kelimesi kullanılıyor. Aslında muhabbetin yerini aşk tutmaz bu sonradan bu kelime kullanılmış yakıştırılmış. İlâhî muhabbettir bunun doğrusu. Yani Rabbi’sine çok özleyen, cemâl arzusunda bulunan cemâli görmek isteyen anlamında yine Evvah çok dua eden, çok merhametli, çok îmânlı, şüphe tereddüt yok mukîm yani Tevvâb Kur’an-ı Kerim’i çok okuyan yakînen îmânıyla kesin Allah’a inanmış yakîne ulaşmış “İlmel Yakîn, Ayne’l Yakîn, Hakka’l Yakîn” dereceleri var biliyorsunuz. Burada yakın derecesinde bir îmân sahibi çok tövbe istiğfâr eden, çok Kur’an-ı Kerim okuyan, çok ağlayan, sızlayan, Fâkih olan yani İslam’ın inceliklerini dini incelikleri bilen dini lehine ve aleyhine bütün dini delillerle dinin hükümlerini delilleriyle bilen kişiye de Evvah ve Fâkih denmektedir. Suyûtî, Abdullah Bin Şeddat’tan şöyle bir haber veriyor; Sevgili Peygamberimiz bir gün (Aleyhisselâtu Vesselâm) ‘’El-evvâhul hâşiul mutadarraû’’ Evvah huşu içinde yalvarıp yakarır dedi Peygamberimiz.

Dakika 41:33

Son devir müfessirleri yürek yufkalıyı merhamet şefkatten kinayedir hem halîm, hem selîm şiddetten uzak sabırlıydı. Kim? İbrâhim Aleyhisselâm. Babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca dua ve istiğfârdan vazgeçti. Allah ona bildirdi; Ey İbrâhim! Baban Allah’ın düşmanıdır dedi Yüce Allah. Ve onu artık duyduktan sonra Rabbi ’sinden bu haberi aldıktan sonra artık babasına dua edemedi, istiğfâr edemedi ve istiğfârdan vazgeçti. Tekrar hatırlatalım baban Peygamber olsa veya oğlu Peygamber olsa mevkiin makamın ne olursa olsun îmân ve Amel-i Sâlih’in olmadığı müddetçe durum korkunç bir tehlikededir, tehlikeden öte daha da tehlikedir. Îmân olacak, Amel-i Sâlih olacak asgari de hem de Yüce Allah’ın Hazreti Muhammed’e Kur’an-ı Kerim de, İslam da öğrettiği gibi olacak. Birilerinin uydurukça ibadeti uydurukça îmân olmayacak. İslam’ın, Kur’an’ın, Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu îmân olacak. Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâatin ekolünde işte ilmi kelâm akaid ilmi bu îmândan bahseder. Kur’an-ı Kerim’in en güzel anlaşılmış ve Kur’an-ı Kerim’deki itikatla îmânla ilgili ilmi kelâm ekolü kurulmuş. Kur’an-ı Kerim’in içerisindeki îmân Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yoluyla ekol hâline getirilmiş bugün mükemmel bir Ehl-i Sünnetin ortaya koyduğu hak bir îmân anlayışı vardır. Onun için İslam’ın îmânın dışında hiçbir îmân geçerli değildir hak değildir, îmânda değildir. Kimse kendini aldatmasın! Yüce Allah tekrar ediyorum bütün insanlığı faydasına. İslam ile Kur’an ile geçmişi yeniledi geleceğin ebedî delillerini de Kur’an’a, İslam’a koydu. İslam ’sız, Kuran’sız ne îmân olur, Muhammed’siz ne din olur. Kur’an ’sız, İslam ‘sız ne îmân olur ne din olur. Bunu herkes anlasın! Bütün peygamberlerin îmânı burada bütün ilâhî kitapların geçerli olan tarafı da burada.

Dakika 45:12

Geçersiz kısımlarını Kur’an-ı Kerim Allah’u Teâlâ kendi ne yapmıştır? Kur’an ile onların hükmünü ortadan Allah kaldırdı Kur’an ile. Nasıl ki, öncekileri de peş peşe tâ Âdem’den Muhammed’e kadar şeriatları Allah kendi yenileyerek getirdi. En son taptaze yepyeni de işte Kur’an’la geçmişi yeniledi. Peygamberlerin hepsinin îmânı aynı îmândır hepsi Müslümandır hiçbir Allah iki demedi. Her Peygamber’in getirdiği şeriatta îmân esasları aynıdır ondan sonra Îsâ adına, Mûsâ adına, birilerinin adına uydurulmuş Îsâ’ya, Mûsâ’ya, İncîl’e, Tevrât’a, Kur’an-ı Kerim’e iftira ederek yolundan saparak din, îmân olmaz. Geçmişte bunlar onlara ihanet edilmiş ama Cenab-ı Hak Kur’an’la geçmişi yenilemiş. Kur’an-ı Kerim’in, İslam’ın bozulma şansı yok. İnsanlar bozulabilir insan mı bozulabilir ama İslam’ı bozma şansı yok. Kur’an-ı Kerim’i bozma şansı yok. Bunun üzerinde bütün gücünüzle durun ve bu gerçeği kavrayın. Onun için âlemlerin zerresinde kimsenin hakkı ortaklığı yoktur inâyet ve yardım yalnız ve yalnız Yüce Allah’tandır. Âlemleri yaratırken Allah kimseden yardım almadı ihtiyacı yok âlemlerin zerresinde, âlemlerin küresinde, bütün âlemlerin tamamında kimsenin hakkı ortaklığı yoktur bunları Allah kendisi yaratmıştır. İnâyet O’ndan yardım da yalnız O’ndandır yaratma O’ndan emir ve tedbir O’ndandır. İdâre eden O’dur âlemde mutlak hükümdar Allah’tır (C.C).

Şimdi de 17/18’inci âyetlerle keşif notlarımız devam ediyor. “Tâbe” kelimesi üzerinde biraz duralım onu keşfedelim. Tövbe etmeyi nasîb etmesi, Yüce Allah’ın tövbe etmeyi nasîb eden de O’dur dilediği kullarına. O’nun hikmetini içeriğini artık O kendi biliyor kime nasîb edeceğini kime nasîb etmeyeceğini O iyi biliyor. Tövbeleri kabul etmesidir bakın, hem de nasîb ediyor hem tövbeleri kabul ediyor. Hangi tövbe kabul edeceğini, etmeyeceğini de O biliyor. İbn-i Atiyye rücû o kulunu bir hâlden daha yüksek bir hâle getiren ilâhî rücû ’dur diyor. Bakın, dikkat edin! Kulunu bir hâlden daha yüksek bir hâle getiren ilâhî rücû ‘dur inâyet ve rahmetiyle nazar etmesidir. Günah hâlinden taat hâline döndürmesi ve taat hâlinden de daha yüksek hâle döndürmesidir. Buna ilâhî rücû deniyor. Demek ki, Cenab-ı Mevlâ gufran ve rızâ hâline irca eylemesidir.

Dakika 50:05

Gufran ve rızâ h

âline irca eylemesidir, rahmet ve inâyetiyle iltifat buyurmasıdır. Bir içinde bulunduğu hâlden daha yüksek bir hâle mertebeye lütfu keremi ile çıkarıyor. Birde “usretten” bahsediyor darlık, şiddet, yokluk ‘’Saat-i Usret’’ zorluk anı. Ahzâb Sûresi’nin 10’uncu âyetinde: (وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ) yüreklerin kıtlığa geldiği ‘’Hendek Savaşı, Tebük Günleri’’ gibi Ceyş- ül Usret’i güçlük ordusu gibi bir dünyada çekilen zahmetler vardır Allah yolunda bir de can çekenin kalbinin boğazına doğru fırlaması tıkanması canı çıkmıyor çeke, çeke canını alıyorlar. Can alan görevli Azrâil’in emrinde ki melekler (AS.). Dünyada Allah yolunda zahmet çekenler ebedî zahmetlerden kurtulurlar. Onun için dünya da sefa sürerken de cefa çekerken de Allah’ın emrinde ol o zaman ebedî mutluluk senin olur. ‘’men cehheze ceyşel usveti felehül cenneti’’ Hz Muhammed (Aleyhisselâtu Vesselâm) güçlük ordusunu diyor kim donatırsa ona cennet vardır dedi. Hz. Osman bin tane deve ve 1000 dînâr para vermiştir İslam ordusunu donatmak için Tebük Seferine giderken. Peygamberimiz bak ne diyor Aleyhisselâtu Vesselâm ‘’mâ alâ Osmane mâ amile bağde hâze ’’ bundan sonra Osman ne yapsa bir beis yoktur diyor. Burada tahsis Hazreti Osman’ın şahsıyla ilgili bir tahsisat vardır. Bunun için burada büyük bir müjde de vardır Hz. Osman cennetle müjdelenmiş kişilerdendir biri de ayrıca Aşere-i Mübeşşere’dendir, Hülafâ-i Râşidin’dendir de. Hazreti Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali Hülafâ-i Râşidin ’dir (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). Sonra Peygamberimizin 10 tane de cennetle müjdelediği kişiler vardır yine bu 4 zât-ı muhterem bu 10 kişinin içinde bulunmaktadır. Bir de “Ashâbım gökyüzündeki yıldızlar gibidir zifiri karanlıkta hangisine tâbî olsanız yolunuzu bulursunuz” anlamında da bir Peygamberimiz bir hadis-i şerifi rivâyet olunmuştur. Onun için Peygamberimizin Ashâbları kıymetli zatlardır hele Muhâcirin ve Ensâr başta gelmektedirler. Ensâr’dan da birisi bakın (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) 700 vesk kile buğday getirmiş bu sefer boyu dimnit ve azık su gibi konularda çok sıkıntı çekilmişti. 10 kişiye bir deve düşüyordu Tebük Seferinde bir hurmayı iki kişi paylaşıyordu. Devenin karnındaki suyu içiyorlardı.

Dakika 55:02

Bu haber Hz. Ömer’den gelen bir haberdir. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm, dua etti bulut geldi Allah yağmur ihsân etti. Yiyecek tükenmişti kırıntı ve kalıntıları Efendimiz toplayın dedi Az bir şey toplandı 30000 kişilik bir ordunun hiç yiyeceği kalmamıştı. O kırıntılardan az bir şeye Efendimiz Hz. Muhammed dua etti. Allah öyle bir bereket verdi ki 30 bin asker herkes kabına azığını doldurdu yediler yine de arttı ve ordunun da sayısı 30 bine ulaştığı rivâyetleri vardır. Ezrah, Eyle vesaire ahâlisi Cizye’ye bağlandı Tebük Seferinde. Bizans ordusu kaçtı dünyanın en süper devleti İslam ordusuna Muhammed’in karşısına çıkamadı (Aleyhisselâtu Vesselâm) kaçtılar, Tebük’e gelemediler kaçtılar. Îmânın önünde şirkin, küfrün, nifâkın, zulmün, cehaletin, bağnazlığın, yobazlığı önünde îmânın önünde bunların durma şansı yoktur. Çünkü İslam bir hakîkattir Hakk’ın tecellîsidir bu insanları kucaklayan bütün insanlığı cennete çağıran dünyada ilâhî adâleti ve barışı sağlayan bir dinin hak dinin Hakk’ın hakîkatin adıdır İslam. Bu bütün milletlere geldi bu İslam Hz. Muhammed bütün milletlerin Peygamberi, bütün çağların Peygamberi. Onun için çağdaşlık arıyorsa birileri çağları kuşatan Kur’an-ı Kerim’i öncelikle bu dünya keşfetmelidir. Yoksa yazık ederler insanlık âlemine. Ensâr en sıkıntılı günlerde bakın yani Muhâcirin ve Ensâr en sıkıntılı günlerde Efendimize tâbî oldular yanından ayrılmadılar hiç mi hiç Efendimizin, en zor günlerde Hazreti Muhammed ile beraber idi. Kim, Kimler? Muhâcirin de Ensâr (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). Hepsine Yüce Allah rahmet nazarıyla baktı. Ensâr’ı da, Muhâcirini de Kur’an-ı Kerim övüyor. Kur’an-ı Kerim’in övdüğü insandan daha kıymetli kim olabilir? Bu Muhâcirini ve Ensâr’ı Kur’an-ı Kerim övüyor. Hicret’ten bahsedilen bahseden âyetler Muhâcirini övüyor ve Ensâr’dan bahseden âyetlerden Medineli Ensâr Müslümanları övüyor. Muhâcirler genel de Mekkeli hicret edenler Ensâr ise Medineli Muhâcirlere yardım edenler. Bunun için; Ey Müslümanlar! Müslüman dünyada mücâhittir ve hicret eder Yüce Allah’a gider ve yardım eder. İşte Muhâcir Allah’a giden kişidir Allah’a hicret eden Yüce İslam’ı yaşamak için bütün imkânlarını o yolda seferber eden kişidir. Gerekirse, Mekkeli Muhâcirler ne yaptılar?

Dakika 1:00:05

Sırf îmânlarını, canlarını aldılar. Mallarını, mülklerini, bağlarını, bahçelerini onlar ne kadar servetleri varsa bıraktılar îmânlarını aldılar hicret ettiler Allah’a doğru, Allah’a yürüdüler. Hazreti Muhammed’in etrafında pervane gibi döndüler bu hak dinin yeryüzüne yerleşmesi için cihâd ettiler ve insanlığın tamamen kurtuluşu için barışın yerleşmesi için çalıştılar. Ebû Lubâbe, Kâ’b Bin Mâlik, Mürâre İbn-i Rebî, Hilal Bin Ümeyye bunlar da tövbe verilenlerdir. Kâ’b akabe ehlinden ikisi de Bedir Ashâbından idiler. Hiç kimse yüzerine bakmıyordu bunlar Tebük Seferine katılmayan aldanmış mü’minler idi bunlar münâfık falan değildi o an için almışlardı. Bunlar kimse bunların yüzüne bakmıyordu Allah’a yöneldiler Allah’ın gazâbından yine Yüce Allah’a sığındılar O’nun merhametine O’nun mağfiretine sığındılar. Âyet indi bunlar hakkında fazlı keremine, ihsân ve rahmetine sınır yoktur Yüce Allah’ın lütfu inâyeti de sınırsızdır. Buhârî de rivâyet edildiğine göre, Kâ’b Bin Malik Tebük dışında hiçbir gazâdan geri kalmadım, Bedir’e katılmadım. Bedir’e katılmayanlara itap buyurulmadı idi ve onları düşmanla Yüce Allah habersiz karşılaştırdı. Akabe de bulunmuştum Tebük Seferinde ise çok güçlüydüm gölgeler güzel meyveler olgundu ben oyalanıyordum ansızın sefere çıktılar bir türlü peşlerinden gidemedim. Gördüklerin ya özürlü insanlar veya münâfık kimselerdi. Ben o münâfıklarla ve özürlü insanların arasında kaldın sefere katılmadın Tebük Seferine diyor. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm ise Tebük’e varınca beni diyor sormuş, olumlu olumsuz iki cevap verilmiş. Ben nasıl kurtulacağım diyordum, doğruyu söylemeye karar verdim. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm seferden döndüler, 80 kadar kimse özürlerini beyân ettiler onları Allah’ın havâle etti ve istiğfâr etti onlar için. Ben vardım selâm verdim bana ise öfkeliydi gel bakalım dedi oturdum, ne diye kaldın sen omuzuna bîat almış değil miydin? Yalan söylesem Allah sana gerçeği bildirir ya Rasûlallah hiçbir özürüm yoktu dedim ve gerçeği söyledim. Bana kalk dedi Allah’ın hükmünü bekle dedi iki kişiye de öyle söylemişti. Onlar Mürâre İbn-i Rebi Hilâl Bin Ümeyye el-Vâkıfî bunlar Bedir Ashâbından sâlih kimselerdi. Üçümüzde konuşmaktan insanları men etti, hattâ hanımlarınıza bile yaklaşmaktan men etti. Yeryüzü bana yabancılaştı öbürleri evlerinde ağlıyorlardı böyle 50 gece geçti. Ben cemaate katılır Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm’a selâm verirdim yüzüme bakmazdı amcamın oğlu selâmımı almadı, sorularıma cevap vermedi. Ağlıyordum şanlı bir napti bir tüccar beni arıyordu bana geldi ‘’Gazsan Melikinden’’ bir mektup getirdi. Bakın, bu da ayrı bir imtihan işte.

Dakika 1:06:04

Sürekli Müslümanların iç âlemini düşman gizli câsuslarla yokluyor hemen ’’Gassan Melikinden’’ bir mektup getirdi. Sahibin diyor bak, mektupta adam diyor ki; Gassan Meliki sahibin yani Muhammed sana cefa etmekte imiş Allah seni bunun için mi yarattı? Bize katıl biz de gerekeni yapalım diyordu Gassan Meliki. Bu da başka bir belâ ve imtihan dedim mektubu ateşe attım kırkıncı gece yine bir elçi geldi Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm’dan haber getirdi. Ailenden uzak kal dedi ve hanımını da boşanma dedi iki arkadaşına da böyle haber gönderilmiş böyle buyrulmuştu. Hanımımı ailesine gönderdim Hilâl’in hanımı Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm’a gelerek dedi ki; Hilâl yaşlı hizmete ihtiyacı var müsaade eder misin ya Rasûlallah? Dedi. Efendimiz de ona izin verdi. 50 gece geçti sabah namazını kıldım nefsim sıkılıyor dünya dar geliyordu. Seri tepesinden bir ses: “Hey Kâ’b müjde” diye bağırıyor hemen secdeye kapandım Efendimiz bizim için tövbe dilemiş, Tövbe etmiş bizim için Cenab-ı Hak’ka âyetler inmiş. Halka ilân eylemişti sırtımda ne varsa müjdeciye verdim. Ödünç yiyecek aldım Efendimizin koştum insanlar beni karşıladılar Allah’ın tövbesi mübârek olsun dediler. Talhâ Bin Ubeydullah beni tebrik etti başka Muhâcirin ayağa kalkmadı. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm Efendimize de selâm verdim yüzü sevincinden parlıyordu bir insanın kurtuluşu Muhammed’in bayramı idi (A.S.V). Üç tane ümmetinden üç zat kurtuluyordu, tövbeleri kabul ediliyordu. Onlar için Hz. Muhammed tövbe istiğfâr etmişti, duası kabul oldu. Onların kurtuluşuna Efendimiz öyle seviniyor ki, yüzü parlıyordu. Sana müjde ey hayırlı en hayırlı bir gün ile buyurdu Efendimiz.

Dakika 1:10:00

Yüzü ay parçası gibi parlıyordu malınım tümünü tövbe için veriyorum dedim Efendimize. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm dedi ki; Bir kısmını ailene ayır dedi ve daha hayırlıdır buyurdu. Doğrudan ayrılmayacağıma kendim tam karar verdim yalancıların hepsi helâk oldular. Buhârî ve Müslimin ve diğerlerinin rivâyetlerinde tahallüf hükmün gecikmiş olması nasûh tövbesi işte bunların tövbesi idi. Kâ’b Bin Mâlik ve arkadaşlarının tövbesidir işte nasûh tövbesi dedi. Kim? Din âlimleri, İslam âlimleri. Dünya başlarına dar gelmişti öyle tövbe ettiler ve 50 gün beklediler tövbeleri 50 gün sonra kabul edildi. Ama dünyaya kıyâmete kadar da mesaj verildi ibret dersleri verildi. Bir Tebük Seferine katılmayanın bu hâli böyle olursa bir de keyfi görevini yapmayanların hâlini düşünün ey Müslümanlar. Keyfi Allah’ın emirlerini yerine getirmeyenlerin hâlini düşünün ey Müslümanlar.

119 ve 123’üncü âyetlerin keşif notlarıyla dersimiz devam ediyor. “Özü, sözü doğrularla beraber olunuz.” Yüce Allah kesin emir veriyor. Diyor ki, münâfıklarla beraber olun demiyor, müşriklerle zâlimlere yardım edin demiyor. Ya? Özü, sözü doğrularla beraber olunuz diyor Yüce Allah. Peygambere tâbî olanlarla beraber olunuz. Ne demek? Bugün şeriatın emirlerine tâbî olanlarla sulhtan, barıştan, adâletten, îmândan, ilimden, irfandan yana olanlarla beraber olunuz. Hz. Muhammed’e tâbî olmak demek İslam, Kur’an şeriatına tâbî olmak demektir. İşte o zaman Sâlihlerle beraber olursun.

Ebû Hayseme bakın bir ibretli derste burada var Ebû Hayseme (Radıyallâhu Anhum ve Erdahüm Ecmaîn) Tevbe Sûresi’nin 79’uncu âyeti nâzil olunca… O hurma bahçesine gitmiş Ebû Hayseme çok güzel de bir hanımı eşi varmış. Koyu bir gölge, taze hurma, soğuksu, güzel kadın Allah’ın Rasûlü kızgın sıcakta savaşta. Ne diyor Ebû Hayseme kendi kendine; Vallâhi bu benim için hayır değil diyor. Peygamber kızgın sıcakta, cihâd yollarında ben ise bahçede, koyu gölgede, soğuk suyun başında, meyveler başında, güzel kadın yanımda ben burada zevki sefa içindeyim. Allah’ın Râsulü sıcak çöllerde, cihâd meydanlarında. Ey Ebû Hayseme! Diyor kendine diyor bu senin için hayır değil bu senin yaptığın diyor. Hemen diyor ki, hemen kılıcını, mızrağını almış, devesine binmiş rüzgâr gibi uçarcasına sanki yıldırım hızıyla tozu dumana katarak çok uzaktayken Efendimiz (A.S.V) önünü gördüğü gibi Efendimiz arkasını da görüyordu ve Vahiy geliyordu. Efendimiz onu gördü tâ uzaklardan. Dedi o gelen Hayseme’dir, o gelen Hayseme’dir diyor.

Dakika 15:30

Efendimiz (A.S.V), sevinmiş ona dua etmiş ve istiğfâr eylemiş. Bakın ümmetinin kurtuluşuna nasıl seviniyor. Ebû Hayseme eğer böyle yapmasaydı belki Allah’ın hışmına, gazâbına çarpılacaktı. Efendimiz ona üzülecekti, çünkü Hazreti Muhammed bütün insanlığın üzerine titreyen şefkat ve merhamet kanatlarıyla insanlığın üzerine uçan bir Peygamber. Rahmet Peygamberi, merhamet Peygamberi, sevgi Peygamberi, ilim irfân Peygamberi. Bütün insanlığı o ruhu millisiyle kucaklayan Peygamber. Ne diyor; Sevinmiş ve Ebû Hayseme ne diyor, dua ediyor istiğfâr ediyor ki, geç kaldın belki Allah seni cezâlandırır belki diye Allah’a istiğfâr ediyor affet bunu ya Rabbi diyor, mağfiret et ya Rabbi diyor. Savaştan geri kalmak câiz değildir, cihâddan geri kalmak câiz değildir.

Kıymetliler,

İslam’da cihâdı unutmayın! Barışı ve adâleti yeryüzüne sağlamak içindir, terörü yok etmek içindir ve Hakk’ı hâkim kılmak içindir bütün insanlığın refahı içindir. Cihâd böyledir, bir kısmı da diyor dini ilimlerle uğraşsın diyor bakın, cihâda giderken seferberlik anında bile bir kısmı dini ilimlerle uğraşsın diyor Allah’u Teâlâ. Bunlar savaşa sakın katılmasın bunların cihâdı ilim irfândır diyor. İrşâd için fıkıh ve dini ilimleri eğitim ve öğretim için bunlarda seferber olsunlar bilgide gidiyor farzdır. İlim farzdır ve bu da ilim cihâdıdır ki, bu farzdır. Buna da ilmi seferberlik deniyor ilmi seferberlik belgelerle cihâddır yani ilimin belgeleriyle. Savaşta, silahla cihâddır nefse karşı Cihâd-ı Ekber’i kazanmaktır. Asıl cihâdın hedefinde insan kendi nefsinin Allah’a itaatini Müslüman olmasını sağlamaktır kendi nefsinin. Cihâd-ı Ekber’dir nefsinin Müslüman olmasını ıslâhını sağlamak. Nefsini terbiye et nefsini ıslâh eyle! Cihad-ı Ekber’in başında gelmektedir bunu kazananlar burada bu zaferi kazananlar her zaferi kazanan babayiğit bunlardır. İki cihâdın gâyesi de budur yani nefsi terbiye etmek Cihâd-ı Ekber’i kazanmaktır. “Dinde derinleşsinler, inzâl etsinler insanlığı uyarsınlar ve en yakınından başlasınlar cihâda kendi nefsinden aileyi efradından en yakın akrabalarından cihâda irşat cihâdına tebliğ cihâdına da oradan başlayacaksın.”

Şuara Sûresi’nin 214’üncü âyetinde: “Aşiretinden başla.”

Dakika 1:20:06

(وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ) ve onları uyar cihâd takvâdır zannetmeyin ki cihâd, öyle bir şeydir ki cihâd her türlü faziletin kaynağıdır aynı zamanda cihâd takvâdır. Kalbi çürümüş, yılgın, çekingen münâfıklar gibi kesin kez helâk olmayın. Münâfıkların kalbi çürüktür. Yakını fethedin sonra uzaktakine gidin yakını ihmâl etmeyin yakını ihmâl tehlikelidir. Çünkü kendi içini düzeltemeyen, kendi toplumunu düzeltemeyen insanlar dışarıya başarılı olamazlar. Onun için işe en yakınından başlamak en hayırlısı olan odur yoksa darbeciler fitne fesat peşindekiler fırsat gözlerler ümmetin içinde fitne çıkartmak için.

124’üncü âyet ile 127’nci âyete doğru keşif notlarımız devam ediyor. Îmâna kuvvet üzerinde revnak ile heyecanını derecesini artırmak… Dikkat edin! Îmâna kuvvet revnak ile îmânın heyecanını derecesini artırmak gerekmektedir. Bakara Sûresi 260’ıncı âyetinde de: Mutmain olsun îmân neşesinin son mertebesini istemek var burada da. Yani kalbin mutmain olması ne demektir? Ahmed bin Hanbel ’den gelen haber de (Leysel haberû kelıyânî) haber görmek gibi değildir diyor. Yakînin aslına değil derecesine ve kuvvetine aittir. Yani itminan mutmain olması îmânın bu yakînin aslı ile değil ilgisi derecesine de kuvvetine aittir. İcmâlî bir îmân tafsîlî bir îmândan daha kuvvetli de olabilir ama istisnâlar kâideyi bozmaz. Üstün derece de olabilir yine istisnâlar kâideyi bozmaz. Ama tafsîlî îmân İslam’ı delilleriyle bilmek îmân etmenin adıdır. İman vücûdî’dir, küfür âdemi’dir, îmân mevcuttur küfür ise âdemi yokluğa mahkûmdur. Küfre bir defa hiçbir zaman bir gerekçe bulunmaz küfrü insanoğlu kendi uydurdu ve kazandı îmân esas idi aslî olan îmândır. Küfür ise âdemi’dir yokluğa mahkûm iken küfür insanoğlu küfrü kendi kazandı ne yazık ki kendini mahvetti. Onun için münâfıklar âyetler hakkında ileri geri konuşuyorlardı. Âyetler hakkında ileri geri konuşmak, Kur’an-ı Kerim’in âyetleri hakkında bunlar nedir? Tam küfürdür. İleri, geri konuşamazsın Kur’an-ı Kerim’i bilmiyorsan öğrenirsin. Öğrenmişsin onu tasdik eder, ikrâr eder gereğini yaparsın şüphe edende îmân olmaz bilmiyorsan öğreneceksin. İcmâlî îmân nedir? Önce bütün İslam’ın tümünü bütün değerleriyle bütün içeriği ile kalp tasdik eder, dil ikrâr eder ondan sonra imkânı dâhilinde İslam’ı öğrenmek için çalışır da çalışır tâ mezara kadar. Hem öğrenir, hem yaşar. Bilmek hiçbir zaman yetmez bildiğini uygulayacaksın, tatbik edeceksin. İlim, Amel-i Sâlih’e dönüşmedikçe sana fayda sağlamaz. Onun için Tövbe Sûresi 33, Fetih Sûresi, 28 Saf Sûresi 9’da da, bu gerçeklere ışık tutulmaktadır. Zamanınızda da bazıları Muhammed ne getirdi? Diyorlar. Muhammed ne getirdi demek ezelî, ebedî hakîkatlerden hiç haberi olmamak demektir ve bu da küfürdür kâfirliktir. Muhammed ezelî ve ebedî hakîkatleri getirdi Kur’an geldi onun kalbine İslam geldi. İslam’ı bilmiyorsan, Kur’an’ı bilmiyorsan, Muhammed’i tanımıyorsan sen kendi câhilliğinden başka bir şey bilmiyorsun. Kendi cehâlet karanlığın içinde kalmışsın. Gel İslam’ın ufkuna gel İslam’ın nurunun içine gir İslam’ın nur deryasına gel. O zaman Muhammed neler getirdi? Ebedî saadeti getirdi. Allah’u Teâlâ’nın kânûnlarını getirdi Allah ne dediyse ne verdiyse onu getirdi. Uçsuz, bucaksız tükenmez nimetler ve eksilmez göz aydınlığını getirdi. Ebedî kurtuluşu getirdi, dünyayı cennete getiren değerleri getirdi. İnsanı dünyada ki Dârul İslam’dan Dârüsselâm’a götürecek yüce değerleri getirdi. Getirdi, getirdi uçsuz, bucaksız nâmütenâhi Yüce Allah’ın rahmetinin tecellîsiyle geldi ve getirdi.

Dakika 1:28:03

 

 

 

(Visited 81 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}