Tefsir 338-01

338- Tefsir Ders 338 hayat veren nurun keşif notları

338- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 338

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Yunus Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 10’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

 

الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ ﴿١﴾

أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا أَنْ أَوْحَيْنَا إِلَى رَجُلٍ مِّنْهُمْ أَنْ أَنذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُواْ أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِندَ رَبِّهِمْ قَالَ الْكَافِرُونَ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ مُّبِينٌ ﴿٢﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler,

Yüce Rabbimizin yüce Kitâbı’nın yüce âyetlerini ve sûrelerini sırayla açıklayarak buraya kadar Tövbe Sûresi’ni bitirdik sırasıyla şimdi Yunus Sûresi’ne gelmiş ve dersimiz buradan devam etmektedir. Hayat veren şanlı Kur’an’ın hayat dersleri Kur’an’ın kendi dersidir biz onun tercümanlığını yapmaya çalışıyoruz. Kur’an-ı Kerim, Yüce İslam hayat veren nurun kaynağı bizzat İslam dinidir, Kur’an-ı Kerim’dir. Onun için Cenab-ı Hak Yunus Sûresi’nde de bakın nice hikmetleri insanoğluna açıklamaktadır. Nice yüce emirlerini insanlığı yükseltmek için ölümsüz hayatı insanoğluna kazandırmak için Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı, Hz. Muhammed’i göndermiştir. Cenab-ı Hak bu hayat veren nurun dersleri ki, bu İslam’ın bizzat ölümsüz hayat vermesi İslam ile Allah’ın kuluna cennetini kazandırmasıdır. Bunsuz hayat bulmak gerçek hayata kavuşmak ebedî mutlu olmak imkânı ve ihtimâli başka türlü yoktur. Niçin yoktur? O, bir olan Allah İslam ile kullarını ne yapıyor kendi yoluna kendine çağırıyor. Âlemlerin eşsiz hükümdarı hayatı yaratan Yüce Allah böyle istiyor da onun için. Allah birdir O’nun gösterdiği Sırât-ı Müstakîm de birdir onun adı İslam’dır. Bütün insanlığı hayatı kucaklayan bizzat Allah’ın Celle Celâlühü rahmet tecellîsidir. Nüzûl sebebi bu sûre-i celilenin beşer cinsinden bir Peygamber göndereceğine bir türlü inanmamış olmalarıdır. Kimin? Müşriklerin. Ve Allah Ebû Tâlib’in yetiminden başka bir Rasûl bulamadı mı diyecek kadar müşrikler tabii ki iç dünyaları karanlık ve put olduğu için içlerinde gerçeği göremiyorlardı böyle diyorlardı. Ayrıca haşrı ve neşri de inkâr ediyorlardı. Bu sûre-i celile 109 âyet-i kerimeden müteşekkildir ve Mekkî sûrelerdendir yani Mekke-i Mükerrem’e döneminde nâzil olan sûrelerdendir.

Dakika 5:10

Bunların içerisinde 94’üncü âyetinden itibaren üç âyet bir başka rivâyete göre de yalnızca 40’ıncı âyet onlar Medine’de nâzil olduğu rivâyetleri vardır. Medine-i Münevvere döneminde nâzil olanlara Medenî Sûreler Mekke-i Mükerrem’e döneminde nazil olan Sûre-i Celilelere de Mekkî Sûreler denmektedir ve 98’inci âyet-i kerimeden dolayı da Yunus Sûresi adını almaktadır. Bu sûre-i celile ilâhî saltanatın azâmetini Rabbül Arş ’il Azîm diye ifade eden ve ehâdiyyet sırlarını dile getiren ve aynı zamanda cihâna İslam’ın cihâna yayılacağını da açık seçik işaret eden sûre-i celilelerden birisidir ve aynı zamanda bir giriş kapısıdır. Bu fetihlerin aynı zamanda bir de Fâtihâ’sıdır Cenab-ı Mevlâ İslam cihâna yayıldıkça insanlığın refâhı, mutluluğu elbette artacaktır. İslam yayıldıkça barış yayılacaktır İslam cihâna hâkim olunca da adâleti ilâhî hâkim olacaktır. Dünyadaki dövüş kavgaların yerini kardeşlik, merhamet, sevgi alacak, cehâletin yerini de ilim irfân alacaktır. Küfrün, şirkin, nifâkın yerini îmân, tevhîd îmânı ve aynı zamanda ilâhî adâlet yerini alacaktır çünkü İslam îmânının dışında makbûl bir îmân yoktur. Bunu daha öncede derslerimde söylediğim gibi bütün peygamberlerin îmânı aynıdır. Bütün peygamberleri o bir olan eşi benzeri olmayan Allah göndermiştir, O görevlendirmiştir. Onun için İslam îmânı bütün peygamberlerin evrensel îmânıdır. Bütün ilâhî kitaplar Allah’ın kitaplarıdır bunların tümünü Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de yenilemiştir. Bunu dünya iyi anlarsa herkesin kârine olur. Cenab-ı Hak o yüce metnini okuduğum âyet-i kerimeler de bakın bize ne diyor Yüce Rabbimiz;

İşte bunlar o hikmetli Kitâb’ın âyetleridirler. İnsanları (eğri yolun sonundan) korkutsun, uyarsın inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdelesin diye içlerinden bir adama yani şanlı Peygamber Muhammed’e vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? diyor Cenab-ı Hak. Kâfirler ise: “Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz” dediler. Bir insanın eğer ki, iç dünyasına şirk yerleşirse işte bakın Hakk’a hakîkate nasıl itiraz ediyorlar. Hak Peygambere rahmet Peygamberine bakın ne diyorlar.

Dakika 10:10

İnsanoğlunun içine küfür, şirk girerse isterse filozof olsun, isterse çoban olsun, ister bedevî olsun ister çağdaş medenî olsun hiç fark etmez içinde şirk, küfür, nifâk varsa Hakk’ı göremez çünkü orada kara perdeler vardır karanlık beyinler işte oradadır. Hakk’ı görmeyen bir kalp gözü şirkin karanlığı içinde artık göremez olmuştur. Remzi sembolik ilâhî bir sır ve mûcize söz konusu olmaktadır ki Cenab-ı Hak diyor burada ’الر ’ya bizim kıymetli âlimlerimiz Suyûtî’nin de Dürrü’l-Mensûr da açıkladığı gibi Cenab-ı Mevlâ ’الر ’ya ’da ki yüce anlama bunlar müteşâbih âyettir. Anlamını Yüce Allah’ın Kendisi bilir fakat yine de bizim âlimlerimiz faydalı keşifler yapmışlardır. Cenab-ı Hak  أَنَا رَبُّ yani Rab benim ben Rabbim diyor. ‘Enallahü era’ Ben Allah’ım görürüm diyor. “Amenna” hem de her şeyi gören gördüren O, gözleri yaratan O, gözlere görme kuvvetini veren O. Kulakları yaratan, kulaklara işitmeyi O ezelî hasleti veren O. (Enerrahmânü ) Cenab-ı Hak diyor ki; Ben Allah’ım Rahmân’ım diyor. Evet, Rabbimiz Yüce Allah Allah’tır, Rahmân’dır. Yüce sıfatlarla muttasıftır noksan sıfatlardan münezzehtir. Bunun için Cenab-ı Hak burada (الرَّحْمَنُ ), da biliyorsunuz (الر), (حم), (ن) bulunmaktadır. Bunun için de bu anlamlar verilmiş bizim kâşiflerimiz tarafından da. Sınırsız anlamları da bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim uçsuz bucaksız nâmütenâhi Yüce mânâlar ile doludur fakat biz onun zâhirde ki bilinen anlamından sorumluyuz ve bunu da bizim Sevgili Peygamberimiz açıklamıştır, âlimlerimiz açıklamışlardır ve bu yol mükemmel bir şekilde devam etmektedir. Hurûf-u Mukattaa müteşâbihattan saymayan tefsir âlimlerinin açıklamalarına göre ( الٓمٓ) de olduğu gibi her şeyden önce sûrenin ismidir demişlerdir. Dolayısıyla yine bazıları benzeri görülmemiş bir sanat ve estetik anlayışı ve karşısında herkesi âciz bırakan hikmetli bir Kitâb olması bir mûcize ve bir Peygamberlik belgesi ve bütün cihâna meydan okuyan hodri meydan diyen yüce bir Allah Kitâb’ı en büyük mucize Kur’an-ı Kerim’dir.

Dakika 15:10

Bunu tasdik etmek için tabii ki îmân gerekmektedir, hak ilim gerekmektedir. Hak ilim ve îmân olmadan insanlar bu gerçekleri göremiyorlar. ‘Elif’ Aksaği halk denilen gırtlağın en dip kısmından çıkar. ‘Lam’ ile ‘Ra’ ise ağız içinde dil ucundan çıkar (الر) dediğimiz zaman. ( الٓمٓ) bütün Kur’an-ı Kerim’in bir ismi olabilirse de (الر) ancak bir sûre ismi olabilecek bir vahiy sırrı demek olur. Kur’an-ı Kerim’in bir ismi olduğu da söylenmiştir. Bu da o zamanın henüz nüzûlü tamam olmamış bulunması itibariyle dikkate alınabilir denmiştir. Burada تِلْكَ  diyor onlar işte onlar  آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ o hikmetli Kitâb’ın âyetleridir diyor. Kur’an-ı Kerim hikmet, ilim, irfân dolu bir kitap ki Allah’u Teâlâ’nın kânûnları ve değişmez anayasasıdır. Her şey değişir ama Yüce Allah’ın azamet ve kudreti ve son Kitâb’ı çağları kuşatan Kur’an-ı Kerim değişmez değiştirilemez bozulmaz katiyyen kimsede bozamaz buna kimsenin gücü yetmedi ebedî yetmeyecektir. Kur’an-ı Kerim’den mahrum olanların kafaları bozulur, ruhları bozulur. Kur’an-ı Kerim’den uzak kalanlara şeytanlar musallat olur ama Kur’an-ı Kerim’e kim sıkı sarılırsa onu arşa çıkarır cennete Âlâ’yı Illiyyine yükseltir bunda şek ve şüphe yoktur. Çünkü hikmet dolu bir kitap آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ Hakîm konusunda da bazı keşiflerde bulunalım. Hikmetli, hâkim, muhkem, ma-bihi hüküm kendisi ile hükmolunan, mâhkumun fîh hükmü kesin olan anlamları gibi yüce anlamları bulunmaktadır. Yani hikmet sahibi ve hâkim, hüküm veren bir Yüce Allah Kitâbı’dır Kur’an-ı Kerim ve kendisiyle hükmolunan bir kitaptır. Kim kendine, îmânına, şahsına, ferdine, milletine, devletine ve dünyaya Allah’ın kânûnlarıyla Allah’ın hükmüyle hükmettiği zaman işte o adâlet etmiştir. Allahu Teâlâ’nın adâlet saymadığı hiçbir şey adâlet değildir zulümdür. Kur’an-ı  Kerim’in evrensel Yüce ilkelerine uygun olan adâlet her yerde adâlettir. Uyan adâlete uygun düşen adâlettir uygun düşmeyen adâlet değildir. Onun için ilâhî hikmetleri, hükümleri içine toplamıştır. İlâhî nazımda onun âyetleri yani delâlet eden delilleri demek olur.

Dakika 20:00

Kitap öyle bir kitap ki hakîm bir kitap, âyetlerin dahi hakîm olduğu ortadadır. Kur’an hakîmdir Kur’an’ın âyetleri de hâkimdir. Hikmet dolup taşmaktadır.

الَر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ bu öyle bir Kitap’tır ki âyetleri önce muhkem kılındı sonra ayrıntılı olarak açıklandı. Hûd Sûresi 1’inci âyetin de Cenab-ı Hak bunu kendisi böyle açıklamıştır. İlâhî hikmetlerle dopdolu bir kitap. Kur’an-ı Kerim ne diyorsa herkesin başına o gelecek olan hüküm o odur yani bir kâfire diyorsa ki Kur’an başına şu gelecek kesin gelecektir. Bir mü’mine, Müslümana sen de şöyle bir nimete mazhâr olacaksın diyorsa o kesin olacaktır yani Kur’an-ı Kerim’in dediği kesindir. Zerre kadar şüphesi olanın îmânı olmaz. Kur’an-ı Kerim babanın yazboz tahtası defteri değil senin, Kur’an-ı Kerim Allah’ın Kitâb’ı, seni beni ve bütün âlemleri yaratanın Kitâb’ı. Âlemi yaratıyor, insanı yaratıyor insanın eline Allah kendi kânûnlarını veriyor. Ey kulum diyor, Firavunluk yapma, feveran etme, adâletten ve hukûkun üstünlüğünden ayrılma! Ben seni yarattım şu kânûnlarımla cihâna hükmet. Benim kitâbî âyetlerimi keşfet ve kâinatı keşfet diyor Cenab-ı Hak firavunluğu bırak diyor ben seni halîfe yarattım diyor insanoğluna. Onun için Kur’an’ı Kerim hüküm vermeye esas tam bir ilâhî kânûndur. Halka hidâyet rehberi, kesin hükümlü, gerek nazmı, gerek mânâsı her türlü noksandan âri kılınmış yani hiçbir eksiği kusuru yoktur Kur’an-ı Kerim’in. Bu Ümmül Kitâb olan âyetleri neshi kâbil olmayacak şekilde ebedîyyen muhkem hakîkatleri ve ezelî ahkâmı dile getiren bir Kitap’tır. Bu Kitap ebediyyû’l-ebed kendisi muhkem bir Kitap’tır kendisi önceki kitapların hükmünü kaldırmıştır kaldırmadıklarını içine almış kendi tasdikinden geçmek kaydıyla Hz. Muhammed’in tasdikinden geçmek kaydıyla geçerli olanları almış kalan kısmının hükmünü ortadan kaldırmıştır. Yüce Kur’an’ı iyi anlasınlar diye Yüce Allah sık sık Kur’an’ı kullarına tanıtıyor. Onun için Hz. Muhammed’in Peygamberliğinin en mükemmel şahidi parlak mûcizesi Kur’an-ı Kerim’dir ve mahkûmun fih yani bu vecihlerden her biri ile teker teker ve bütünüyle topyekûn hâkim bir Kitap’tır, kendisiyle hüküm olunan bir Kitap’tır. Yüce faziletleri ve insanlığın medarı iftiharı durumunda bir eşsiz Allah Kitâbı’dır.

(أَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا) İnsanlar için bir acayiplik mi oldu?  (أَنْ أَوْحَيْنَا إِلَى رَجُلٍ مِّنْهُمْ) onlardan bir zât-ı muhterem ki Hz. Muhammed’e bakın indirmekle diyor bu Kitâb’ı biz Muhammed’e indirmekle o zât-ı muhtereme ki diyor.

Dakika 25:20

(أَنْ أَنذِرِ النَّاسَ) insanları inzar et uyar diye vahiy etmemizdir diyor. (وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُواْ) Ne diyor? Îmân edenlere de şunu müjdele diyor; îmânsızları uyar îmâna gelsinler, îmânlılara da müjdele diyor. Neyi? (أَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِندَ رَبِّهِمْ) Onların Rableri katında kendileri için muhakkak bir Kadem-i Sıdk vardır. Nedir o Kadem-i Sıdk biliyor musunuz? Şimdi onu keşif etmeye çalışalım. İleride olmak işte ilericilik burada, tam ileri yüksekte zirvede derecelerin en büyüğünü alan ve yükseldikçe yükselen ve önde gittikçe en önde giden Allah erleri bunlar yüksek mevki makam sahipleri. İşte bu ileride olan zatlardır ki, bunun anlamı kadem, ileride olmak. Kadem ayak anlamına da gelir ama ileride önde giden kişiyi anlatmaktadır. Aynı zamanda taban anlamında da gelir yani yarışta en önde gelenine kahramanına da söylenir bu mânâ ile de ilgilidir. Kademi Sıdk deyiminde müfessirlerimiz hayır işlerinde başta olmak Levh-i Mahfuz da liste başında gelmek birincilere takdir edilmiş olan bir mükâfata ermek yüksek bir rütbe ve makam gibi mânâlar ile tefsir edilmiş, keşif edilmiştir. Hasen ve Katâde’den rivâyet olunduğu üzere burada murâdın Peygamberimize mahsûs şefaat olduğu açıktır demişlerdir. Bakın burada Katâde ’de de Hasen de yüksek âlimlerimizdendir bunlar yüksek şahsiyetlerdir. Bu şefaat âyetidir demişlerdir. Kademi Sıdk Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem Efendimizin Allah katındaki yakınlığı şefaat makamı ve Kamer Sûresi’nde geleceği üzere فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ  güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında hoşnutluk içindedirler. İşte müttekilerin cennetlerde Sıdk makamına girmeleri o makama yükselmeleri o zât-ı Muhammedînin Allah katında öyle yüksek bir değeri, derecesi ve makamı öylesine yüce bir Sıdk emâneti vardır ki mü’minler için Sıdk ile şefaat edecek. Allah’u Teâlâ’nın huzurunda mü’minler için Sıdk ile şefaat edecek ve önlerine düşüp cennetlere ve o Melik-i Muktedir güçlü Melik katında Sıdk makamına vasıl olmalarına kadar onlara önderlik, rehberlik yapacaktır. Hz. Muhammed insanlığın önderidir, rehberidir, Üsve-i Hasene ’dir, dünyada böyledir, Rûz-i Cezâ da Mahkeme-i Kübrâ’da da, şefaat makamında da böyledir.

Dakika 30:17

Şefaat yoktur diyenler Kur’an-ı Kerim’i anlamayanlardır, Ehl-i Sünnetin dışına çıkanlardır, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat okulunda okumayanlardır. Başka okullarda okumuşlar ve Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat ekolünde okumamışlardır onun içinde şefaati bunlar inkâr etmektedirler. Ehl-i Sünnetin şefaat anlayışı Kur’an-ı Kerim’de açıkça âyetlerde ne diyor Cenab-ı Hak; İlla biz mi Allah’ın izniyle Allah’ın verdiği yetkiyle şeraite göre. Herkese şefaat yok şefaat gidilecek yer var bir de şefaat edecekler var şefaat edeceklerin başında Hazreti Muhammed var şefaat edileceklerin de en asgari îmânı olanlar îmânlı îmânsıza şefaat yok. Kur’an-ı Kerim’in âyetlerini hangi âyet olursa olsun Hazreti Muhammed’in inzâl edilen İslam’ın değerlerini gerçeklerini kesin hükümlerini kim inkâr ederse isterse birisini inkâr etsin o kişi îmânsızdır ona şefaat yoktur. Çünkü îmânsıza dua bile yasaktır ancak onlara îmâna gelmeleri için irşatları için Hidâyet vesilesi olmak için çalışırız. Onun için Hz Muhammed rahmet Peygamberi hidâyet önderidir hidâyet vesilesidir hidâyet eden Allah’tır hidâyet vesilesi olmak ise, başta Hazreti Muhammed ve onun izinde gidenlerdir. Mü’minler içinde büyük ve bir beşareti ve müjdeyi içerir. Yani burada mü’minlere müjde vardır çünkü îmânı olan herkese İnşâ’Allah Allah’ın izniyle O’nun dilemesiyle şefaat edilecektir.  (قَالَ الْكَافِرُونَ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ مُّبِينٌ) Kâfirler dediler ki: “Hiç şüphesiz bu apaçık bir sihirbazdır” dediler. Kime? Hz. Muhammed’e dediler. Kim? Kâfirler. Kim diyor? Allah’u Teâlâ diyor bunlar Yüce Allah’ın âyetleridir. Çünkü kâfir dâima aynada kendi küfrünü, şirkini, nifâkını görür Hakk’ı görmez. Allah hidâyet ederse o da îmân niçin irâdesini kullanırsa bu dünya özgür bir imtihan âlemidir hak ve hürriyetlerle Allah kullarını yaratmıştır. Her kuluna hak hukûk vermiş bir de özgür hür irâde vermiştir dünya imtihan âlemidir aklını kullan. Aklını şirkin emrine verme vahyin emrine ver aklını. Aklını Hakk’ın emrine ver Vahyi İlâhînin emrinde olacak akıl, yani Allah’ın emrinde. Kur’an-ı Kerim İslam vahyi ilâhîdir Hz. Muhammed’e İslam vahiy edilmiştir. Vahiy, Allah’tan gelen emirlere denir. Aklını Allah’ın emri ver, vahyin emrine ver. Doğruyu düşünemeyen felsefeciler gibi düşünme felsefecilerin birçoğu akıl konusunda da yanılmışlardır.

Dakika 35:00

Nâfi, Ebû Amr, İbn-i Âmir Ebû Câfer de Yâkup kıraatlerinde (Le-sıhrün) okunur buradaki (لَسَاحِرٌ) Yüce kelimeyi o kıraatlerde (Le-sıhrün) okunur. O zaman da bu nedir? Sihir anlamı çıkmaktadır. Önceki kıraatte neydi? Sahir le-sahir dediğimiz zaman sihirbaz amma (لَسَاحِرٌ) dediğimiz zaman da sihir anlamı çıkmaktadır. Her iki mânâda uygun mânâdır işi çığırından çıkaran bir anlam yoktur. Birisi sihirbaz anlamı verirken öbürü sihir anlamı vermektedir. Cenab-ı Hak,  (وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هَذَا الْقُرْآنُ عَلَى رَجُلٍ مِّنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ ﴿٣١﴾) “Bu Kur’an iki kentten büyük bir adama indirilmeli değil miydi?” diyordu. Müşriklerin bir görüşü de buydu. Çünkü onlar her değeri üstünlüğü zenginlikte arıyorlardı Çünkü onlar da her şey maddedir materyalist zihniyet öyledir mânâyı, ilmi, yüce değerleri bilmez her şeyin maddede zenginlikte arar. Allah’ın katındaki değer Allah’ın verdiği değerlerdir. Hazreti Muhammed’i Allah yüce değerlerle donatmıştır. En büyük mevki ve makam bütün insan-ı kâmil olmak için ne varsa Cenab-ı Hak Hz. Muhammed’e lütuf etmiştir. O murâd bir Peygamberdir, âlemlere rahmet Peygamber’idir ve bütün değerlerle donatılmıştır. Burada ‘’Ekane’’ istifhamı bir istifham-ı inkârıdır. (وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ ﴿٩﴾) Eğer biz onu Peygamber’i bir melek kılsaydık yine onu bir adam şekline sokardık. Onun Peygamberliği hakkında şüpheye düşecekleri yine şüpheye düşürürdü. Çünkü meleğim yaratılışı farklı insanın ki farklıdır insan değil de melekten peygamber isteyenler bak orada da gerçeği göremiyorlar.                                               (قُل لَّوْ كَانَ فِي الأَرْضِ مَلآئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاء مَلَكًا رَّسُولاً ﴿٩٥﴾) De ki: “Yeryüzünde uslu uslu dolaşan melekler olsaydı elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” İsrâ Sûresi 95 En’âm Sûresi 9’uncu âyetler de Cenab-ı Hak âyetleri âyetle tefsir etmek esastır âyetlerin esas müfessiri Hz. Muhammed’dir, hadis-i şerifledir aynı zamanda. Bunun için gerçeklere karşı çıkmak Allah’u Teâlâ’nın emirlerine karşı çıkmak nedir? Bir aptallık bir budalalıktır. Allah’ın emrine karşı çıkılmaz biz Allah’ın kullarıyız Allah’tan geldik Allah’ın huzuruna dönüp O’na hesap vereceğiz. Bir de O bizim yaratanımızdır biz O’nu bütün varlığınızda sevip özlememiz özlem duymamız O’nun huzurunda olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.

Dakika 40:05

Çünkü O bizi hep görüyor, hep duyuyor, hep O yaşatıyor hep O’nun kudretindeyiz. O’nun kudretinde O’nun nimetleriyle biz hayat buluyoruz bize hayat veren de O. Onun için ebedî hayat bulsunlar diye İslam nimetini yüce hak din olan İslam’ı da âlemlere insanlık âlemine gönderen ve İslam ile ebedî nimetlerini tecellî ettirende kendisi. Hakk’ın hikmetine karşı gelmek ne kadar kişi kendine kötülük yapmaktadır. Hakk’ın hikmetine hiç karşı gelinir mi?

Cenab-ı Hak bu yüce âyetlerde bunları derken;

إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الأَمْرَ مَا مِن شَفِيعٍ إِلاَّ مِن بَعْدِ إِذْنِهِ ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ أَفَلاَ تَذَكَّرُونَ ﴿٣﴾

إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا إِنَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُواْ يَكْفُرُونَ ﴿٤﴾

Yüce Rabbimiz bu âyet-i kerimelerde de: Rabbiniz O Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istivâ etti işi tedbir eyliyor. Yani Arş’a ve bütün âlemlere hükümranlığını ne yaptı? İlân etti kudretiyle her tarafı kuşattı. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte şefaatini şartı burada, Allah izin vermedikçe kimse şefaatçi olamaz ama O’nun izni ile şefaat gerçekleşecek oradaki en büyük yetkili de Hazreti Muhammed’dir. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? Dönüşünüz hep O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. Her şeyi ilk baştan yaratan O’dur. Sonra îmân edip sâlih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O’dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azâb vardır.

İşte kıymetli dostlarınız, Cenab-ı Hak kâinatın bütün bölümlerini galaksilerini Cenab-ı Hak ne yapmıştır? Bu bütün bu kâinatın kozmos mülkünü hükmü altına almıştır. Yani kâinatın bütün bölümlerini galaksilerini ve kozmos mülkünü hükmü altına almıştır. Yaratan yarattığını hâkim olmaz mı? Kâinatın bütün işlerini yönetiyor ve yönlendiriyor. Her şey O’nun emrinde yaratan O emir veren O yaratmak O’ndan emir O’ndandır.

Dakika 45:05

Tedbir takdir ve idâre etmek anlamlarında Hakk’ın hükmü ve takdiridir. Tedbir hem takdir ve idâre etmek Hakk’ın türküleri ve takdiridir. Çünkü hükümran sadece O’dur yardımcısı falan yoktur. Çünkü her şeyi O yaratmış hiçbir şeye yardıma ihtiyacı yok ki. Yaratanın yarattığına ihtiyacı olmaz. (يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا ﴿٣٨﴾) Bakın bu âyetler birbirini keşfederken diyor ki; Nebe Sûresi 38’inci âyetinde de, şefaatle ilgili. “O gün Rahmân olan Allah’ın izin verdiklerinden başkası tek kelime bile söyleyemeyecek” diyor söyleyenden sadece sevabı söyleyecek. Yani şefaat etmek burada için şefaat etmek için onun şartı îmândır, îmândır. Kademi Sıdk tebşiri ile o inzar de tebşir emriyle izin ve Sıdk ile ilgilidir bu izin ve Sıdk ile ilgilidir. Bunun için kıymetli dostlarım, (رَبَّكُمْ ذٰلِكُمُ اللّٰ) işte Rabbiniz olan Allah O’dur diyor. (اَفَلَا تَذَكَّرُونَ) Hâlâ düşünüp aklınızı başınıza almaz mısınız? (فَاعْبُدُوهُۜ) işte O’na ibadet ediniz. Allah’tan başkasına ibadet edilir mi? Kulluk edilir mi? (إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا) nihâyet hepinizin toptan dönüp varacağınız merci O’dur, dönüşünüz O’nadır.                                                (وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ) En’am Sûresi 94’üncü âyetinde de: Andolsun ki, sizi ilk yarattığımızda olduğu gibi yine teker teker bize gelirsiniz diyor Cenab-ı Hak. Bakın ölüm ile dönüş teker teker ama diriliş olduğu zaman toptan bir dönüş var mezarlardan herkes fırlayacak mahşer âlemine büyük mahkemeye getirilecek. Önünde bir asker peşinde bir asker Allah’ın askerleri senin mezarından alıp mahşere getirecekler. Şek yok şüphe yok aklını başına al! Dünyaya yoktan nasıl yaratıldık Rabbimizi tanıdık O bizi varlığını bize tanıttı O’na hamdü senâlar olsun. O’nu tanımak ebedî mutluluktur bütün nimetlere mazhâr olmak işte oradadır Allah’ı tanımaktadır. Bütün O’nun her şeye kâdir olan Allah’ım, bitmez tükenmez rahmetine mazhâr oluyorsun. O’nu tanımaktan daha büyük bir nimet olur mu bir kul için? Aklını başına al! Yaratanın huzuruna çıkmak istemeyenler aranan teröristler gibidirler yakalanırlar ve getirilirler Yüce Allah’ın huzuruna zincire vurulurlar. Ve Ehli küfür, ehli şirk, ehli nifâk, ehli zulüm orada ne yaparlar? İşte onlar zincire vurulup cehenneme atılırlar.

Dakika 50:11

Allah’ı bütün varlığımızla biz O’nun kullarıyız sevmemiz gerekiyor özlenecek tek varlık O’dur. Ondan sonra onun için seveceğiz birbirimizi, Allah sevgisiyle dolup taşarsan gerçek sevgiyi görürsün, bulursun o sevgi tükenmez sevdikçe artar. Ama sevginin kaynağı Allah sevgisi olacak bütün varlığıyla seveceksin korkunun kaynağı da sadece Allah korkusu olacak. Eğer sadece Allah korkusu varsa başka ne kadar korku varsa silinir atılır başka korku kalmaz. Allah korkusu nedir? O’na âsî olmamak için azâbına çarpılmamak için o sevgiyi kaybetmemek için bir korkudur. Allah’u Teâlâ’nın azâbından korunmak korkusudur. O’ndan başka yaratan O’ndan başka hesaba çeken O’ndan başka cehennemi yaratan cennet yaratan var mı? Bütün hâkimleri hesaba çekecek tüm hükümdarları hesaba çekecek. Kim olursan ol Allah’ın kulu musun hesaba çekileceksin Azrâil’e can vereceksin. Mezardan fırlayıp mahşere geleceksin kim olursan ol. Ben ağayım ben paşayım yok böyle! Onun için kıymetli efendiler, Allah’a kul olmak en büyük sultanlıktır Allah’a kul olalım bütün Yükselişi orada. Neşet’i Ûlâ ruhun bedene girmesi ilk yaratılışımız bu, birde Neşet’i Uhrâ var, âhirette yeniden dirilme olayı var. Peki, Neşet’i Ûlâ’ya kâdir olan ruhu bedene girmesini seni yaratan Allah yoktan yaratan seni Neşet’i Uhrâ ile yeniden diriltmesi daha kolay değil mi? İşte gâvurun aklı bu kadar dirilmeyi bir türlü kabul edemiyor gâvurlukta orada başlıyor zaten. Hâlbuki Neşet’i Ûlâ’ya bir bak, ruhun bedene girmesi ilk yaratılışına bak ve dirilmek daha kolay çünkü yoktan yaratmış, yarattığını da mezardan kaldıracak. Bunlar kolay şey sonra Allah için zor bir şey yok ki. Onun için kıymetli dostlarınız, ne yapıp yapmalı Allah’a gereği gibi gerçek kul olmalıdır mesele burada.

Cenab-ı Hak;

استعيذ بالله

هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاء وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّهُ ذَلِكَ إِلاَّ بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿٥﴾

إِنَّ فِي اخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَّقُونَ ﴿٦﴾

Yüce Rabbimiz bu yüce âyetlerinde de buyuruyor; O Allah’tır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı diyor. Ve aya menziller tayin etti. Bu Yunus Sûresi’nin 5’inci âyetidir. Allah onu hak olarak yarattı. O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar. Kur’an-ı Kerim’i Hazreti Muhammed’e Allah açıkladı onun için Kur’an-ı Kerim’i hangi ilim sahibi olursa ne olur rivâyet yolundan Hazreti Muhammed’e Allah murâdı ilâhî olarak açıkladığı Kur’an’ı rivâyet yoluyla işte Ehl-i Sünnet âlimleri o ekol onu da koruyarak geldiler. Allah’ım Muhammed’e açıkladığı Kur’an’ın anlamı.

Dakika 55:45

Bunun için o muradı ilâhîyi hem dirâyette hem rivâyette de muhafaza ederek geldi bizim Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat âlimlerimiz. Rivâyeti Hazreti Muhammed’in açıkladığı Kur’an’ı işte Ehl-i Sünnet âlimleri onu da koruyarak geldiler. Ehl-i Sünnet’in dışına çıkan Ehl-i bid’at âlimleri ise bunların doğruları da var yanlışları da var. Elbette gece ile gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında sakınan bir kavim için birçok delil vardır. Tabii sakınan dendiği zaman Allah’ın yasaklarından sakınan ve emrettiklerini yapan yasaklarından kaçınan sakınanlara denmektedir. Bunun için kıymetli dostlarımız, burada kesin olarak şuna bakmamız gerekiyor; Biliyorsunuz ziya güneşin ziya olduğunu ayında nur olduğunu Cenab-ı Hak burada beyân ediyor güneşi bir ziya yaptık diyor ayı da bir nur yaptı diyor O yaratan Allah. Ziyada aşırı bir parlaklık vardır şiddet vardır revnak yumuşak bir yayılma safa ve letafet söz konusudur nur ziyanın ışığı ve duasıdır karanlığı gideren şûlesidir. Ziya da ısı ve yakıcılık da bulunur. Ziya, bizzat olana nur araz yoluyla olana söylenir ay urunun güneş dolayısıyla meydana geldiğine de bu âyetlerde işaret vardır. (فَمَحَوْنَآ ءَايَةَ ٱلَّيْلِ وَجَعَلْنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبْصِرَةً ) gecenin âyetini sildik yerine gündüzün âyetini aydınlatıcı yaptık diyor. Bu da İsrâ Sûresi’nin 12’nci yüce âyetidir. Kudret ve hâkimiyetin tamamen Allah’a ait olduğu o gördüğün ayı güneşi, yıldızları, galaksileri, gezegenleri yaratan bütün âlemi yaratan idâre eden Yüce Allah’ın kendisi olduğunu açık, açık hem kitâbî hem de kevnî âyetlerinden anlamaktayız. Hâkimiyet kayıtsız şartsız Allah’a aittir yaratıcı O’dur. Güneşin ziya yapılması bir Neşet’i Ûlâ yani ilk baştan yaratma işini, ayında nur yapılması Neşet’i Uhrâ yani yeni baştan yaratma işini Cenab-ı Hak burada hatırlatıyor. Birisi ikinci yaradılış demek olan Neşet’i Uhrâ anlamını taşımaktadır. Ziya ışık kaynağı ziyadan yansıyan bir nur Cenab-ı Hak ihsân etmiştir güneşi bir ziya yaptı ayı da bir nur. (وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ) ve ona yani aya bir takım menziller takdir etti diyor. Araplar ayın menzillerini 28 olarak hesap etmişlerdir. Menzillerin isimleri de 28 tanedir.

Dakika 1:00:56

Eşşeratan, Elbütayn ve diğerleridir. (لِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ) senelerin sayısını ve hisâbı bilesiniz. Burada ihtilâf-ı mekadir denilen miktarların değişmesi sayesinde gök cisimlerinden ve yer cisimlerinden maddeten ve mekândan başlangıç ve sonuç noktalarını idrâç etmektir.             (مَا خَلَقَ اللّهُ ذَلِكَ إِلاَّ بِالْحَقِّ) Allah onu başka şekilde değil ancak hak ile hikmet ile yarattı diyor. Yani hiçbir şeyi bu âlemde boşa yaratmadı. Cenab-ı Hak bu hilkati, fıtratı ve tabiatı ve oradaki ekosistemi öyle mükemmel yarattı ki, bunların tamamını ne yaptı? Tam hak ile ve hikmet ile yarattı. Kendi açıklıyor bunu Yüce Allah. Hak ne demektir hak sübut ve tahakkuku vücut? Subje ile âfâk objenin ilim ile mâlumun yani bilgiyle bilinenin birbirine uygunluğunu ifade eder. Burayı tekrar ediyorum; Enfüs ile âfâk yani subje ile objenin bilgi ile bilinenin ilim ile yani mâlumun birbirine uygunluğu ifade eder. Çünkü tamamen Cenab-ı Hakk’ın yaratmasına istinat ettiği için tam hak ile hikmet ile yaratıldılar. Ne yaratmışsa âlemlerde ne varsa hiçbiri boşuna yaratılmamıştır. Bazen düşününce ya bazen de görülen objeye söylenir bundan dolayı. Söz, fikir, icrâ, karar, ahkâm ve irâdenin tahakkuk gerçekleşme ve vukuu demek olur. Frenkler öncekine verite, ikinciye realite derler uyum sağlamak şartıyladır bunlar hak ve hikmetten maksat yaratılanların tamamen bir uyum içinde olmalarındandır. Çünkü o kadar düzenli dizayn edilmiş ki bu âlem o kadar güzel yaratılmış ki, şu yarattıklarına bakın her yarattığını ayrı bir özellikte yaratmıştır bir hikmeti vardır ve hikmetle hak ile yaratılmışlardır. Bunun için kıymetli dostlar, vacibi vücut varlığı zorunlu olan lizâtihi vücûbî vücut kendi öz varlığının gereği olması kemâl sıfatlarının kendinde toplayan Vacip Teâlâ’ya mahsustur. El-Hakku Yüce Allah’ın El-Hak ismi biliyorsunuz ki, O’nun İsm-i Şerifi O’nun özel isimlerindendir El-Hakku. Hak Teâlâ enfüsin ve âfâkın bütün izafetlerin üstünde onların uyum noktalarını onların uyum noktalarına ve vücûbî vücutlarına zorunlu var oluşlarına Cenab-ı Hak hâkimdir. Mâsivallah Allah’ın dışındakiler Hak Teâlâ’nın icabı ile ve O’nun hakkı için var olmuşlardır. Yani Allah’ın var etmesiyle var olmuşlardır, Allah’ın yaratmasıyla ve Allah için olmaları açısından haktırlar. Dikkat et buraya!

Dakika 1:06:25

Allah’ın yaratmasıyla ve Allah için olmaları açısından haktırlar. Çünkü Yüce Allah’ın kendisi Hak onun içinde Allah’ın yaratması ve Allah için olmaları dolayısıyla tamamen haktırlar. Hak olarak yaratılmışlar ve hikmetle yaratılmışlardır. Bunları vacibül-vücûd ligayrihi ’dirler. Ne demektir? Vacibül-vücûd ligayrihi ‘dirler Yani Allah’ın yaratmasıyla yaratılmışlardır vücutları kendilerine ait değil Allah’a ait Allah yaratmıştır. (vema halekassemavati vel arda vema beynehüma illa bil hakkı ve ecelimmüsemma) “Biz gökleri ve yeri ve aralarındaki her şeyi hak ile ve belli bir ecele göre yarattık” diyor. Her şeyin bedeli var sonu var. İnsanoğlu doğuyor, yaşıyor, ölüyor bu yerlerin göklerinde eceli var bunlarında sonu var. Bir tek eceli olmayan, ölümsüz diri olan, ölmeyen diri Allah’ın kendisidir. Biz fânilere Cenab-ı Hak ne yapacak? Ölümsüz hayat mutlu hayat verecek Cennet-i Âlâ’da. İnkârcılar da ebedî inkârlarının sebebiyle ne yapacak? Onlar da ebedî azâb çekeceklerdir. Onlara da ölüm yok herkes fâni ama bâkî ne yapıyor? Bâkî olan Allah yaşatıyor. Onun lütfuyla ne yapıyor? Kullarını bir tarafında mutluluk cennetteki zevki sefa, öbür tarafta adâletin gereği azâb ve acı çekmeye devam ediyor. Vacip lizâtihi mânâsına olan El-Hak isminin çoğulu yoktur Allah bir olduğu için bak, El-Hak isminin çoğulu yoktur vacip lizâtihi mânâsınadır. Diğer anlamlarda hak kelimesinin çoğulu olarak hakâik kullanılır. Bütün hak ve hukûkun mercii olan Hak Teâlâ vacip lizâtihi olan tek varlıktır ve O’nun hukûku vardır işte hukûk ve hukûkun üstünlüğü buradadır. Ulûhiyet ve rubûbiyet yani Cenab-ı Hakk’a aittir başka kimsede ne ulûhiyet vardır ne rubûbiyet vardır. Bunun Türkçe ‘si tanrılık ve Rablık demektir. Allah’tan başka ulûhiyete rubûbiyete sahip tek hak mâbûd ve ilâh yoktur sadece Allah vardır. (فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ) ne dilerse onu yapar. Yüce Allah (فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ)’dir. Yani ne dilerse onu yapar O’nun irâdesine de kudretine de katiyyen karşı konulmaz karşı gelinmez. (لَا يُسْـَٔلُ عَمَّا يَفْعَلُ) yaptığından sorumlu tutulmaz. Bunlar Burûc Sûresi’nin 16, Enbiyâ Sûresi 23’de. (وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ) Allah’ın vaadi haktır. ( كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ) ne diyor; Rabbin kendi üzerine rahmeti yazdı diyor. Yine En’âm Sûresi 12’nci âyet-i kerimesinde. Cenab-ı Hak yine buyuruyor ki, Duhan Sûresi 38’de: “Biz gökleri ve yeri ve ikisi arasındaki her şeyi oyuncak olsun diye yaratmadık.”

Dakika 1:11:50

Yani hakla hikmetle yarattık diyor. Hak ve hikmet olarak yarattık. (رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاًۚ) Âli İmrân Sûresi’nin 190’ıncı âyetinde de bak ne diyor îmânlı kullar: Ey Rabbimiz! Bunu sen bu âlemi sen boşuna yaratmadın diyorlar.

Kıymetli dostlarımız,

Rabbimize O’nun Yüce sıfatlarını iyi tanıyalım, O’nun zâtî, sübûtî, fiili sıfatlarını, Esma’ül Hüsnâ’sını en güzel en güzel isimleriyle şanlı Kur’an ile Allah’ı tanıyalım, O’nun emir ve kânûnlarını tanıyalım. Çünkü Yüce Allah İslam’ı, Kur’an’ı ve onun kânûnlarını bize teklif eyledi bundan bizi hesaba çekecek. Kur’an-ı Kerim yarın mahşerde büyük mahkemede bu mahkeme Kitâb’ı sadece Kur’an-ı Kerim’dir. Bu Kur’an’dan bütün insanlığın tamamı hesaba çekilecektir başka hüküm kânûn yoktur. Dünyada herkes bir tarafa çekiyor kendi keyfine göre ama babayiğit iseniz orada çekin bakalım. Allah’ın hükümranlığı karşısında kafa tutun bakalım Allah’a ne diyeceksiniz orada? Geri gönder de şu Müslümanlığı yeniden öğrenelim de bambaşka bir Müslüman olalım diyeceksiniz ama iş işten geçmiştir. Şimdiden Kur’an-ı Kerim bizi uyarıyor hepimizi, orada iş işten geçmeden zincire vurulmadan, îmânsız gebermeden îmânlı ölmek için ve Allah’ın ebedî mutlu olan cennetine cemâline nâil olmak için Kur’an-ı Kerim şimdiden bizi uyarıyor. Uyanalım ey insanlık âlemi uyanalım! Uyanmazsak yazık olur rahmeti kaybeder azâba çarpılırız bu kadar açık ve net. (يُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ) Cenab-ı Hak ilim ehli olan bilen ve anlayan bir kavme âyetlerini Yüce Allah tafsil ediyor. Yani tekvini veya tenzili âyetlerini Cenab-ı Hak ne yapıyor? Bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. İlimlerin gelişmesi ve dal-budak salması bu tafsili bilgiler ile tam tafsil ve terakkî de neyi vardır? Milletlerin, cemiyetlerin, devletlerin çok büyük önemi vardır. İlme irfâna önem vermelidir. Kur’an-ı Kerim Arş’ı Âlâ’dan Levh-i Mahfuz’dan Allah’ın katından geldiğine göre, dünyada en büyük üniversite Kur’an Üniversitesi kurulmalıdır. Adını da, Levh-i Mahfuz Arş’ı Âlâ Üniversitesi konmalıdır tabiatüstü bir ilâhî kitap üniversitesi kurmalıdır ve bu A’dan Z’ye keşfedilmeli kitâbî âyetler keşfedilmeli kâinattaki kevnî âyetler de keşfedilmelidir. İslam, şanlı Kur’an beşikten mezara Kadar ilim, ilim, ilim, oku, oku, oku bilim peşinde keşif peşinde koşmayı emrediyor. Onun için                                         (وَمَا خَلَقَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ) ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeyler de                         (لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَّقُونَ) ittika edecek yani inceliklerini bilip zararlarından koruncak bir kavim için nice âyetler vardır ve araştırmak gerekir.

Dakika 1:17:20

Güneş, ay ve diğer yıldızlar, gök cisimleri, ziya ve nur miktar, yörünge, hareket ve çekim kânûnları bütün varlık çeşitlerinde Cenab-ı Hak ne yapıyor? Bunları bize kendi yaratmasıyla kurduğu düzenle bunu bize gösteriyor ve araştırmaları gerekir diyor. Kimin? Bizlerin insanoğlunun araştırın diyor. Bak (لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَّقُونَ) buyuruyor. Burada Kitâb’ın âyetlerini inkâr etmekle kevnî âyetleri inkâr etmekle kişi göz yummakla güneş yok olmaz ki, Kitâb’ın âyetlerini kevnî âyetleri eğer Yüce Allah’u Teâlâ’nın firâset nurlarıyla bakarsan kolay keşfedersin. Firâset nurları ile bak kâinata îmânla bak inkâr ederek bakarsan, şirk koşarak bakarsan, zulmederek bakarsan başarılı olamazsın. Bunu da hiç unutma!

إَنَّ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا وَرَضُواْ بِالْحَياةِ الدُّنْيَا وَاطْمَأَنُّواْ بِهَا وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ آيَاتِنَا غَافِلُونَ ﴿٧﴾

Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına râzı olup onunla tatmin bulunanlar ve bizim âyetlerimizden gâfil olanlar da vardır muhakkak diyor.

أُوْلَئِكَ مَأْوَاهُمُ النُّارُ بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ ﴿٨﴾

İşte bunların kendi elleriyle ettikleri yüzünden gidecekleri varacakları yer cehennemdir diyor.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ ﴿٩﴾

Şüphesiz îmân edip sâlih ameller işleyenleri îmânlarından dolayı Rableri hidâyete erdirir diyor. (تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ ) Naîm cennetlerinde altlarından ırmaklar akar durur diyor.

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿١٠﴾

Onların oradaki duaları, yani cennettekilerin duaları: “Allah’ım, sen yücelerden yücesin”; sağlık dedikleri “selâm”. Dualarının sonu nedir? (وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ) Dualarının sonu ise ne diyorlar: “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun” diye şükretmek olacaktır diyor. Çünkü Cennet-i Âlâ da zevk üstüne zevk, huzur üstüne huzur, mutluluk üstüne mutluluk vardır tariflere sığmaz bir zevki âlem yeridir.

Dakika 1:21:20

Oraya bizi hazırlayan nedir? Sadece İslam dinidir Kur’an-ı Kerim Hz Muhammed’dir bunlar ortaya koyan Allah’ın kendisidir Celle Celâlühü. Onun için Allah huzuruna varmayı arzu etmeyenler, Hüsnü Cemâl arzusunu duymayanlar, Allah’ı özlemeyenler, görmek istemeyenler Türkçesi vay geldi bunların hâline! Ne kadar nankör bunlar ne kadar sapıtmış bunlar, bunlar küfrün karanlığına nasıl dalmışlar eyvah Allah’ı özlemeyenler O’nu görmek istemeyenler O’nun huzurunda olacağını bir türlü düşünemeyenler ne kadar yazık ettiler kendilerine. Cenab-ı Hak; (إَنَّ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءنَا) likâmızı kabul etmeyenler diyor yani Allah’ın huzuruna gelmeyi oraya varmayı arzu etmeyenler vah vah vah bunların şu duruma bak! Hüsnü Cemâl arzusunu duymayanlar (وَرَضُواْ بِالْحَياةِ الدُّنْيَا) ve dünya hayatına pek alçak pek yakın olan hayata râzı olup onunla mutmain olanlar. Yani varsa da dünya yoksa da dünya âhiret neymiş ‘’Hâşâ Sümme Hâşâ’’ diyor hiç Allah’ın cemâlini arzulamıyor, huzuruna varıp hesap vereceğini düşünmüyor. (وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ آيَاتِنَا غَافِلُونَ) ve âyetlerimizden gâfil bulunanlar, bu âyetler Kur’an’daki âyetler olduğu gibi kâinat Kitâb’ında da âyetler var bunları bir türlü okumayanlar âyetlerimizden gâfil bulunanlar… Ey aziz dostum! Sakın Kur’an-ı Kerim’den gaflet etme! Kur’an-ı Kerim âyetlerini oku kâinat âyetlerine bak. Yüce Rabbinin huzurunda olduğunu bil hiç unutma! İster gaflet içinde ol ister Allah’ın muhabbetiyle yan tutuş her ikisi de bunlar Allah’ın huzuruna çıkarılacak bunlar. Herkes Allah’ın huzuruna gelecek biri sevgi dolu gelecek biri de eşkıya olarak Allah’ın isyân eden bir zâlim olarak yakalanmış getirilmiş olacak. Hangisini istiyorsun? Hangisini istiyorsun düşün? Rabbimden bir an bile mahrûm kalmak istemem. Onun için Allah’ı seven dostlar ne demişlerdir? Ben seni isterim seni diyorlar. Ârifler, Velîler Allah muhabbeti O’nun sevgi ateşi kalbinde yananlar: Ya Rabbi! Ben seni isterim seni diyorlar. Onların gözünde ne para ne pul ne mevkii ne makam ne cennet ne cehennem onlar Yüce Allah’ın rızâsını sevgisini istiyorlar. Birileri tutmuş da inkâr ediyor vay gidi vay! Kendine yaptığın kötülükten haberin var mı? Kâinat Kitâb’ını da, şanlı Kur’an Kitâb’ını da iyi okumalı iyi keşfetmelidir. Artık dünya perestlikten vazgeçmelidir dünyanın tepesine bin dünyayı Allah yoluna âdil tam bir adâletle merhamet ve şefkatle dünyayı Allah yoluna kullan, dünya seni kullanmasın. İslam bunu istiyor yoksa kırık çömlek Paramparça elbise örümcekli yuvaya git de gir de orada sadece tesbih çek demiyor. Tesbih, halk içinde hak ile cihâd etmenin adıdır tespih. Kalbine engel var mı, diline engel var mı? Her hizmetin içinde tesbih kalp, ruh, dil, beden, vücut yapar hayırlı işler vücudun tesbihidir. Hayırlı ameller ruhun bedenin tesbihleridir. Onun için halk içinde hak ile cihâd meydanında hayırlı işler peşinde ilim irfân peşinde kahramanca meydanda tam halkın merkezinde ol…

Dakika 1:28:30

 

(Visited 44 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}