Tefsir 357-01

357- Tefsir Ders 357 hayat veren nurun keşif notları

357- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 357

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Hûd Sûresi 69’uncu Âyet-i Kerime’den 95’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vel akıbeti lil müttakın vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve ezvâcihi sahbihî ve etbâihi ve ıtratihi ecmaîn’’

 

 

وَلَقَدْ جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُواْ سَلاَمًا قَالَ سَلاَمٌ فَمَا لَبِثَ أَن جَاء بِعِجْلٍ حَنِيذٍ ﴿٦٩﴾

فَلَمَّا رَأَى أَيْدِيَهُمْ لاَ تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُواْ لاَ تَخَفْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمِ لُوطٍ ﴿٧٠﴾

وَامْرَأَتُهُ قَآئِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَقَ وَمِن وَرَاء إِسْحَقَ يَعْقُوبَ ﴿٧١﴾

قَالَتْ يَا وَيْلَتَى أَأَلِدُ وَأَنَاْ عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِي شَيْخًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ ﴿٧٢﴾

قَالُواْ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ رَحْمَتُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ ﴿٧٣﴾

فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ الرَّوْعُ وَجَاءتْهُ الْبُشْرَى يُجَادِلُنَا فِي قَوْمِ لُوطٍ ﴿٧٤﴾

إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّاهٌ مُّنِيبٌ ﴿٧٥﴾

يَا إِبْرَاهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا إِنَّهُ قَدْ جَاء أَمْرُ رَبِّكَ وَإِنَّهُمْ آتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ ﴿٧٦﴾

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Yüce Rabbimizin yüce kitâbının yüce âyetlerini yüce anlamını nur saçan ölümsüz insanları hayata hazırlayan nurlu kitâbın hayat veren dersleri devam etmektedir. Geldiğimiz ders Hûd Sûresi’nin 69’uncu âyeti ile dersimiz devam etmektedir. Kur’an-ı Kerim’in başından sırayla buraya kadar geldik ve devam ediyoruz. Sizlere Kur’an-ı Kerim’in tümünü taktime, tebliğ etmeye çalışacağız tabii ki Allah’ın lütfu, keremi tevfiki hidâyeti ile. Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimelerde de ibretlik bir sahneyi Kur’an-ı Kerim ekranında geçmişi bizlere bakın gün ışığında tam Kur’an’ın nurunun ışığında ibretli sahneleri önümüze, gözünüzün önüne Cenab-ı Hak sergilemektedir.

 

Andolsun ki, İbrâhim’e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve “selâm” dediler, melekler İbrâhim Aleyhisselâm’a geldiler ve selâm verdiler. Bu meleklerin sayısı hakkında değişik rivâyetler var. O da, “selâm” dedi selâmlarını aldı ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi. Onların melek olduğunu bilmiyor misafir olarak onlar insan sûretinde geldiler. İşte Halil İbrâhim sofrası da meydanda olduğu için onlara ne yaptı? Kızartılmış bir buzağı getirdi fakat onların o buzağıya el sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve onlara karşı içinde bir korku uyandı. Onlarda onlar da: “Korkma bir Lut ’un kavmine gönderildik” dediler. Onlar esas Lut Kavmini batırmaya giden Allah’ın elçileriydi Lut Kavmi azmış kudurmuştu.

 

Dakika 5:10

 

İbrâhim’in hanımı Sâre Annemiz de orada ayakta duruyordu bunun üzerine yüzü güldü ona İshâk’ı ve İshâk’ın arkasından da Yâkub’u müjdeledik diyor Cenab-ı Hak. Bu melekler İbrâhim’in yanına uğrayınca bu müjdeyi verdiler. Onlar yaşlıydılar yaşlı oldukları hâlde Allah onlara İshâk’ı onun peşinden de Yâkub’u müjdeledi. Oradaki Sâre Annemiz; “Vay başıma gelene!” dedi, “Ben bir kocakarıyım, kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!” dedi. Yani bu yaştan sonra bizim çocuğumuz mu olur demeye getirdi. Dediler melekler: “Sen Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Dediler. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, Yüce Allah Hamid’dir, (Övülmeye lâyıktır) Mecid ’dir (Cömertliği boldur)” dediler. Amenna Rabbimiz Hamid’dir, (Övülmeye lâyıktır) Mecid ’dir (Cömertliği boldur). İbrâhim’den iyice korku geçip gidince, bu müjde de kendisine gelince, bizim (meleklerimiz) ile Lut Kavmi hakkında tartışmaya girişti: Çünkü İbrâhim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli (yanık kalpli) idi. Yani o kavmin batırılmasını kendi merhametine göre istemiyordu. Melekler şöyle dediler: “Ey İbrâhim! Bu konuda bizimle tartışmaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin hem de kesin olarak geldi ve onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azâb gelecektir” dedi melekler İbrâhim’e Aleyhisselâm. Ne zaman ki, elçilerimiz diyordu Lut’a geldiler, işte bakın azan milletlerin sonu helâk olmaktır.

 

Kıymetli dostlar,

 

وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ ﴿٧٧﴾

وَجَاءهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِن قَبْلُ كَانُواْ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَا قَوْمِ هَؤُلاء بَنَاتِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَلاَ تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ ﴿٧٨﴾

قَالُواْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَإِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ ﴿٧٩﴾

قَالَ لَوْ أَنَّ لِي بِكُمْ قُوَّةً أَوْ آوِي إِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ ﴿٨٠﴾

Şimdi Lut Aleyhisselâm’a bu azgın herifler geldiler. Neticede ne zaman ki, diyor elçilerimiz Lut’a geldiler o melekler Lut Peygamberin yanına geldiler Aleyhisselâm bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, Lut da onları onlar delikanlı sûretinde Lut Aleyhisselâm eldiler. Lut Aleyhisselâm da onların niçin geldiğini daha önce bilmiyordu o misafir olarak onları gördü ama kavmi çok azgın olduğu için misafirlerine kötü niyetli olduklarından dolayı, Lut Aleyhisselâm fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve bugün çetin bir gündür dedi.

 

Dakika 10:18

 

Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl, harıl koşup geldiler. Lut Aleyhisselâm onlara: “Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Yani kavminin içindeki kızları nikâh edinin bu kötü Lûtîlik’ten vazgeçin nikâh yoluyla kızlarla, kadınlarla evlenin. Bir peygamberin kavminin kızları da o Peygamberin kızları sayılır. Gelin Allah’tan korkun beni misafirlerime karşı rezil rüsva etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?” Dedi, Lut Aleyhisselâm. Onlar: “Sende bilirsin ki, bizim senin kızlarımla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gâyet iyi biliyorsun” dediler. Çünkü kavmin zihniyeti bozuk bir kavim bu kavim eşcinsel yaşayan kadınlardan uzak kalan erkeklere giden âdî bir kavim. Bunlardan önce bu kötülük dünya da görülmemiş.

 

Şimdi Lut Aleyhisselâm bakın ne diyor bunlara;

 

 

قَالُواْ يَا لُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَن يَصِلُواْ إِلَيْكَ فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ اللَّيْلِ وَلاَ يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ إِلاَّ امْرَأَتَكَ إِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا أَصَابَهُمْ إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ ﴿٨١﴾

فَلَمَّا جَاء أَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ مَّنضُودٍ ﴿٨٢﴾

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِمِينَ بِبَعِيدٍ ﴿٨٣﴾

Kıymetli dostlar,

 

İşte bakın melekler Lut Aleyhisselâm’a artık söz vermediler. Lut Aleyhisselâm’a bunlar dediler. Ey Lut! Hiç çekinme, bu kavmi biz batırmaya geldik. Fakat bu arada Lut Aleyhisselâm şöyle dedi, Lut Aleyhisselâm dedi ki: “Ne olurdu size karşı bir kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp bir yere sığınabilseydim” dedi kavmine karşı dedi. Hemen melekler söz aldılar, melekler dediler: “Ey Lut! Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz, biz melekleriz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen, gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git dedi melekler Lut Aleyhisselâm’a. İçinizden hiç kimse geri kalmasın, ama senin eşin başka dediler. Lut’un Karısı Lut Aleyhisselâm’a îmân etmemişti o kötü kavme karşı elçilik yapıyordu. Söz getirip söz götürüyordu. Çünkü ora da onlara gelecek olan musibet gelecektir. O kavim batarken Lut ‘un o kâfire karısı da helâk olacaktı melekler bunu da söylediler. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Sabaha karşı sabah Lut Peygamberin Kavmi yok edilecek bu dünyadan. Zaten sabah yakın değil mi?” Cenab-ı Hak böyle diyor bakın; “Zaten sabah yakın değil mi?”

 

Dakika 15:00

 

Ne zaman ki, emrimiz geldi, Allah’ın emri geldi. Lut Kavminin tepesine belâ geldi, o ülkenin altını üstüne getirdik ve üzerlerine siccilden pişirilmiş çamur ve taş yağdırdık bu taşlar başka taşları benzemiyor. Rabbinin katında bu saçlar damgalanmış taşlar cehennem taşları bunlar zâlimlerden uzak şeyler değildir. Zâlimlerin tepesinde sürekli taş yağdı yağacak durumu her zaman söz konusudur. İşte tarihte bakın Cenab-ı Hak bu kavmi de böyle tarihten sildi ve üstünü altına getirdi tepelerine taş yağdı hem de cehennemden damgalı taşlar yağdı. Bu kavmi batıran meleklerin başında Cebrâil Aleyhisselâm Mikâil ve İsrâfil Aleyhisselâm oldukları söyleniyor. Muhammed Bin Kâ’b’dan gelen bir rivâyette: “Bu meleklerin 7 tane oldukları hattâ bu üçle beraber 10 oldukları” Dahhâk ’tan gelen bir rivâyette: “9 oldukları” Süddî’den gelen bir haberde de: “Yüzleri parlaktan genç oğlanlar sûretinde 11 oldukları” Mukâtil ’den gelen bir rivâyette de: “12 oldukları” rivâyetleri vardır. Tabii ki rivâyetler değişiktir ama işin Kur’an yönüne baktığımız zaman orayı batıran meleklerin sayısını kesin sayısını Cenab-ı Hak kendi bilir.

 

Lut Aleyhisselâm Hazreti İbrâhim’in yakın akrabasından ve onun şeriat üzere gönderilmiş olan bir peygamber idi. İbrâhim orda Rasûl’dür Lut Nebî bir peygamberdir. Nebî peygamberler Rasûllerin getirdiği şeriatı uygularlar. İşte burada ibret alınacak dersleri Cenab-ı Hak dünyaya veriyor. Şu anda ki dünyanın hâline bakın Lut Kavminin batırılma sebebine bakın. Burada demek oluyor ki, hayırlı evlat müjdeyi de İbrâhim Aleyhisselâm’a Cenab-ı Hak müjde verdi selâmet ve evlat müjdesi için geldiler İbrâhim’e ama Lut Aleyhisselâmın da kavmini yok etmeye gittiler. Lut’u ve inananları kurtardılar. Zaten Lut ‘un ailesinden başka bir kaç çağsı çoluğundan başka da inananların olmadığı görünüyor. Bu Lut Kavminin “Sedün veya Sodom” oldukları söylenir. Lut Kavminin bulunduğu bölgenin en büyük şehri olan bu kasabanın adına “Sedün veya Sodom” denmektedir. Bu Lut Aleyhisselâmın karısı bu azgınlara haber göndermişti misafirler geldiği zaman. Utanma duyguları silinmiş bir kavimdi bunlar fenalık niyetiyle koşup buluta kadar gelmişlerdi. Yani o melekleri insan zannederek onlara bile kötü düşünmüşlerdi. Fakat kendi canları cehenneme yollandı. Burada âyet-i kerimede kızlarım kelimesinde, Katâde gibi bu zatlardan gelen haberde: Kızlarım tâbirinden maksat Lut ‘un kendi öz kızları olduğunu söylemiş ise de Mücâhit Saîd bin Cübeyr ’den rivâyet olunduğu üzere kavmin kızlarıdır. Lut Kavminin kızları o kavme ne diyor; “Kavmimin kadınları kızları ile evlenin bu kötü pis hareketinizden lutilikten, eşcinsellikten vazgeçin” diyordu Lut Aleyhisselâm. Muhtar olan görüş de budur.

 

Dakika 20:48

 

Bir Peygamber ümmetinin babası durumundadır nitekim ‘’Ahzâb Sûresinde 6.’ncı âyetinde’’ (وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ) buyrulmaktadır. “Peygamberin hanımları ümmetin analarıdır” diyor bu âyet-i kerime. Bunun içinde tabii ki Lut Aleyhisselâm da kavminin babası olduğu için o da bir peygamber kavminin kızlarını kastederek kızlarım demiştir. Bu Lut kavmi üstü altına çevrildi cehennemde pişirilmiş ve taşlaşmış bu taşlarla da o kavim taşlandı yok edildi helâk edildi. Rabbi katında dalgalanarak istif edilmiş ne diyor Cenab-ı Hak (مِّن سِجِّيلٍ) diyor.( مَّنضُودٍ), (مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ) yani her taşın kime ve nereye isâbet edeceği ta ezelde takdir edilmiştir. Çünkü Allah kimin ne yapacağını ezelden ebede bilmektedir. Allah’tan başka bunu bilen var mıdır? Yoktur. Tesadüf diye bir şey var mıdır? Tesadüf diye bir şey yoktur takdir vardır bütün âlemde bu yüce kudretin tam bir tasarrufudur ev sahibidir.

 

استعيذ بالله

وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُواْ اللّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ وَلاَ تَنقُصُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِنِّيَ أَرَاكُم بِخَيْرٍ وَإِنِّيَ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُّحِيطٍ ﴿٨٤﴾

وَيَا قَوْمِ أَوْفُواْ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُواْ النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ ﴿٨٥﴾

بَقِيَّةُ اللّهِ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِحَفِيظٍ ﴿٨٦﴾

قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ ﴿٨٧﴾

قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىَ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا أُرِيدُ أَنْ أُخَالِفَكُمْ إِلَى مَا أَنْهَاكُمْ عَنْهُ إِنْ أُرِيدُ إِلاَّ الإِصْلاَحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي إِلاَّ بِاللّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ ﴿٨٨﴾

 

Çok kıymetli izleyenler,

İkinci bir ibretli sahne ortaya konmaktadır. Cenab-ı Hak burada da Şu’âyb Aleyhisselâmın kavmini burada dünyaya diğer bir ibret misâli olarak göstermektedir. Medyen’e de kardeşleri Şu’âyb’i gönderdik dedi Cenab-ı Hak. Medyen halkına da Şuayb Peygamber gönderiliyor ve Şu’âyb (AS.) dedi ki:

Dakika 25:00

“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Kimsenin hakkını yemeyin ölçülere tartılarak dikkat edin, hak ve hukûka riâyet edin dedi. Ben sizin hayır (bolluk) içinde görüyorum bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir günün azâbından korkuyorum” dedi Şu’âyb Aleyhisselâm kavmini uyardı başınıza belâ gelecek dedi. Siz hak hukûk tanımıyorsunuz dedi. “Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adâleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin.” Eğer mü’min iseniz, Allah’ın helalinden size ihsan ettiği kar sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim. Dediler ki; “Ey Şu’âyb, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarınızda dilediğinizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor?  Oysaki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın.” Bakın haksız insanlar bir Peygambere dönüp ne diyorlar, Şu’âyb Aleyhisselâm dedi ki: “Ey kavmim! Şâyet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şâyet bana, O kendi katından güzel bir rızık ihsân etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Ben de size karşı çıkmakla sizi men ettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmeye çalışıyorum. Muvaffakiyetin de ancak Allah’ın yardımı ile olacaktır. Ben yalnızca O’na dayandım ve ancak O’na döneceğim” dedi.

 

Kıymetli dostlarımız; işte bir peygamberin kavmine böyle yalvarıyor bu kavim ise bakın ne diyor;

 

وَيَا قَوْمِ لاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِي أَن يُصِيبَكُم مِّثْلُ مَا أَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ أَوْ قَوْمَ هُودٍ أَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِّنكُم بِبَعِيدٍ ﴿٨٩﴾

وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ إِنَّ رَبِّي رَحِيمٌ وَدُودٌ ﴿٩٠﴾

قَالُواْ يَا شُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِّمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لَنَرَاكَ فِينَا ضَعِيفًا وَلَوْلاَ رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ وَمَا أَنتَ عَلَيْنَا بِعَزِيزٍ ﴿٩١﴾

قَالَ يَا قَوْمِ أَرَهْطِي أَعَزُّ عَلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَاءكُمْ ظِهْرِيًّا إِنَّ رَبِّي بِمَا تَعْمَلُونَ مُحِيطٌ ﴿٩٢﴾

 

Şimdi bak Cenab-ı Mevlâ bu âyetlerde de neyi buyuruyor;

 

Yine Şu’âyb Aleyhisselâm dedi ki: “Ey kavmim! Bana ki karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh Kavminin veya Hûd Kavminin veya Sâlih Kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.” İnsanoğlu ibret almıyor sevgili izleyenler.

 

Kıymetli dinleyenler,

 

Bakın İnsanoğlu ibret almıyor Nuh Kavmi helâk oldu peşinden Hûd Kavmi helâk oldu onun peşinden Semûd Kavmi helâk oldu onun peşinden Lut Kavmi helâk oldu. Bakın şimdi Şu’âyb’ın kavmi helâk olacak. Niye? Bunlar peş peşe birbirinin soyu sülalesi üstelik insanoğlu ibret almıyor. Yine Şu’âyb Aleyhisselâm şöyle dedi; O Hatip peygamber Aleyhisselâm; Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe ile yönelin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok şefkatlidir dedi Şu’âyb Aleyhisselâm. Bakın ne dediler Şuayb’a, dediler k; Ey Şu’âyb! Biz senin söylediklerinin çoğundan bir şey anlamıyoruz. Bugün peygamberi dinlemeyenler Kur’an’dan bir şey anlamayanlar aynı kafanın adamlarıdır. Helâk olacak kafa işte Allah’ın âyetlerini anlamayan anlamak istemeyen, peygamber dinlemeyen, ilim irfân istemeyen zihniyet her çağda aynıdır. O günkü çağda aynıdır, bugünkü çağda aynıdır. Bu kafalar her zaman aynıdır bunlar bâtıl kafalardır peygamber, Allah âyeti dinlemezler. Ayrıca seni içimizde çok zayıf biri olarak görüyoruz. Bakın, peygambere diyorlar ona sen zayıfsın diyorlar. Eğer akrabaların olmasaydı mutlaka seni recm ederdik (taşa tutardık). Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur dediler. İşte milletler sapıp da helâk olacağı zaman hakkı hakikate böyle saldırırlar. Hakkı küçük görürler kendi küfür ve zulümlerini üstün görmeye gayret ederler. Ama o küfür o zulüm onları cehennemin dibine kadar götürür. Şu’âyb Aleyhisselâm dedi ki bunlara; “Ey kavmim! Benim akrabaların mı size Allah’tan daha mı değerli ki, Allah’a sırt çevirip, O’nu unuttunuz? Muhakkak ki, Rabbim bütün yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır.” İşte bir peygambere yakışan sözü söyledi o kıymetli peygamberlerin hepsi Aleyhisselâm hepsi kıymetli söz söylerler. Her peygamber Allah’tan aldığı hikmetli en doğruyu sözü Vahyi İlâhî’yi iletirler. Her peygamber doğruyu söyler her peygamber Müslümandır muhterem zât-ı muhteremdirler hepsi de. Cenab-ı Hak burada bak âyetler devam ediyor;

 

Dakika 33:35

 

وَيَا قَوْمِ اعْمَلُواْ عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُواْ إِنِّي مَعَكُمْ رَقِيبٌ ﴿٩٣﴾

وَلَمَّا جَاء أَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مَّنَّا وَأَخَذَتِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ الصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُواْ فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ ﴿٩٤﴾

 

Cenab-ı Hak bak ne diyor; Şu’âyb’ın sözlerini devam ettiriyor. Yine Şu’âyb Aleyhisselâm dedi ki: “Ey kavmim! Var gücünüzle yapacağınız ne varsa yapın!” dedi. Îmân gürlediği zaman bütün dünya gibi nice dünyalar ayaklansa îmânın şâhı karşısında sinek kadar örümceğin ağı kadar bile değildir. Niye? Îmân gücü Allah’tan alır. Kâfir nereden alır? Zulüm nereden alır? Şirk nereden alır? O ise mahlûka kendi gücüne güvenmiştir. Allah’ın gücü, kuvveti, kudreti karşısında hiç kimsenin gücü kuvveti yoktur. Îmânı doğru tanısın tanıyanlar. Şu’âyb’ın da her peygamber de her mü’min de olduğu gibi îmânı şahlandı ve ne dedi? “Ey kavmim! Var gücünüzle yapacağınız ne varsa yapın! Hani Şuayb’ı zayıf görüyorlardı ya, ben de görevini yapmaya devam edeceğim. Perişan edecek azâbın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ilerde anlayacaksınız dedi Şuâyb Aleyhisselâm. Bekleyiniz, bende sizinle beraber bekleyeceğim” dedi. İşte durum bu merkezde durum devam ediyor. (فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ )

 

كَأَن لَّمْ يَغْنَوْاْ فِيهَا أَلاَ بُعْدًا لِّمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ ﴿٩٥﴾

 

Ne zaman ki, emrimiz geldi, Şu’âyb ve beraberindeki mü’minler, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtuldular. Ve o zâlimleri korkunç bir gürültü yakaladı da oldukları yerde çöküp kaldılar. Sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi. Dikkat edin! Semûd Kavmi nasıl helâk olup gittiyse Medyen de öyle yok olup gitti. Şu’âyb’ın kavminin bulunduğu yeri adı Medyen idi. Onlar da orada helâk olup gittiler.

 

Dakika 37:24

 

 

(Visited 67 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}