Tefsir 361-01

361- Tefsir Ders 361 hayat veren nurun keşif notları

361- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 361

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Hud Sûresi 100’üncü Âyet-i Kerime’den 119’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْقُرَى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَآئِمٌ وَحَصِيدٌ ﴿١٠٠﴾

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِن ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ فَمَا أَغْنَتْ عَنْهُمْ آلِهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ مِن شَيْءٍ لِّمَّا جَاء أَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ ﴿١٠١﴾

وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ ﴿١٠٢﴾

إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّمَنْ خَافَ عَذَابَ الآخِرَةِ ذَلِكَ يَوْمٌ مَّجْمُوعٌ لَّهُ النَّاسُ وَذَلِكَ يَوْمٌ مَّشْهُودٌ ﴿١٠٣﴾

وَمَا نُؤَخِّرُهُ إِلاَّ لِأَجَلٍ مَّعْدُودٍ ﴿١٠٤﴾

يَوْمَ يَأْتِ لاَ تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدٌ ﴿١٠٥﴾

فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُواْ فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ ﴿١٠٦﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Yüce Allah’ın rahmeti saadeti, selâmeti ezelî ebedî bütün mutluluklar inananların şanlı Kur’an’a Hazreti Muhammed’in şeriatına tâbî olanların üzerine olsun o rahmet ebedî eksilmesin. İşte bu helâk olmuş memleketlerin önemli haberlerindendir diyor Cenab-ı Hak bu okuduğum âyetin 100’üncü âyette böyle diyor helâk olmuş memleketlerin önemli haberlerindendir. Cenab-ı Hak geçmişin gayb haberlerini Hz. Muhammed’in şahsında Kur’an-ı Kerim ile bütün insanlığın önüne koymuştur ve geçmişten gayb haberlerinden en sağlam bir kaynaktan insanlığı haberdar etmiştir. Sana onu kıssa olarak anlatıyoruz. Hazreti Muhammed’in şahsında Cenab-ı insanlığa anlatıyor. Helâk olan milletler niye helâk oldular? Bir düşünün! Onlardan yerinde duranlar da var, biçilenlerde yani yok olup gidenler de var. Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler. Yani Allah adâletin uyguladı. Allah’ı bırakıp da taptıkları tanrılar, putlar, şirk şerihler Rabbinin emri gelince kendilerine hiçbir fayda sağlayamadılar. Hasarlarını artırmaktan başka bir şeyde hiç yaramadılar. Eğer kim ki Allah’u Teâlâ’ya kulluk etmeyip her kim olursa olsun eğer başkalarına güvenmiş başkalarına bağlanmışsa işte yarın o fânilerle baş başa kalacak bâkî olan Allah’ın azâbına çarpılacaktır. İşte Rabbin zâlim memleketleri cezâlandırdığı zaman yani o memleketlerin zâlim kavimlerini cezâlandırdığı zaman böyle cezâlandırır. Çünkü O’nun cezâsı çok acı çok çetindir; çünkü büyük suça büyük cezâ vardır adâletin gereği. Âhiret azâbından korkanlar için bunda muhakkak ki, bir ibret vardır öyle bir gündür ki, bütün insanların toplatılacağı gündür ve öyle bir gündür ki, mutlaka görülecektir.

 

Dakika 5:45

 

Cenab-ı Hak bütün gerçekleri önceden Kur’an-ı Kerim’le İslam’ın kendi asîl kaynaklarıyla tüm insanlığa haberler verilmiş uyarılmıştır. Cenab-ı Mevlâ biz onun belli bir süreye kadar geciktiriyoruz. O gün gelince Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onların kimi bedbaht, kimi de mutludur. (فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدٌ) Yine buyuruyor ki; Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar orada başka türlü soluyacak, başka türlü haykıracaklar feryat edecekler. Yani;

 

فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُواْ فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ ﴿١٠٦﴾

Diyor Cenab-ı Hak.

 

خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ إِلاَّ مَا شَاء رَبُّكَ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ ﴿١٠٧﴾

 

Onlar orada gökler ve yer durdukça duracaklar. Ancak Rabbinin diledikleri başka, çünkü Rabbin dilediğini yapandır. Cenab-ı Hak tabii ki âhiret âleminin durumu farklı bir durum olduğu için dünya semâları değil buradaki bahsedilenler âhirete ait bir âlem semâsı.

 

Cenab-ı Mevlâ;

 

وَأَمَّا الَّذِينَ سُعِدُواْ فَفِي الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ إِلاَّ مَا شَاء رَبُّكَ عَطَاء غَيْرَ مَجْذُوذٍ ﴿١٠٨﴾

 

Mutlu olanlar ise cennettedirler. Orada gökler ve yer durdukça duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ardı arası kesilmeyen bir ihsân olarak orada mutlu olarak yaşayacaklar. Bakım cehenneme gidenler için de Cenab-ı Hak aynı yüce ifadeleri kullandı, cennettekiler içinde. Cehennemdekiler ebedî cehennemde kalacaklarını söyledi, cennettekilerin de ebedî bu nimetler içinde kalacaklarını söyledi.

 

فَلاَ تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِّمَّا يَعْبُدُ هَؤُلاء مَا يَعْبُدُونَ إِلاَّ كَمَا يَعْبُدُ آبَاؤُهُم مِّن قَبْلُ وَإِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنقُوصٍ ﴿١٠٩﴾

 

Cenab-ı Hak bu yüce âyetinde de: O hâlde sakın şunların ibadet edişlerinden şüpheye düşme. Daha önce ataların nasıl ibadet ediyor idiyseler bunlar da öyle ibadet ediyorlar. Yani ataları puta tapıyordu işte liderine önderine bilmem neyine tapıyorlardı bunlar da aynısını yapıyorlar diyor Cenab-ı Hak. Biz de kendilerine nasiplerini elbette eksiksiz olarak öderiz dünyalıklarını veririz ama onlar şirk ibadetiyle bize geldikleri zaman da şirkin ebedî cezâsını cehennemde veririz diyor Cenab-ı Hak. Dillere destan o şehir medeniyetlerinin bakın neticesine, nice şehir medeniyetleri kurulmuş nice kavimler yaşamış ama Allah’u Teâlâ’ya peygambere karşı koymuşlar helâk olmuşlardır. Hangi medeniyeti kurarsan kur îmân, Amel-i Sâlih, güzel ahlâk, hak, hukûk ve hukûkun üstünlüğüne dayanmayan bütün medeniyetler olmuştur olacaktır.

 

 

Dakika 11:00

 

Çünkü Allah’ın rızâsına ve insanlığın îmânına, namusuna, haysiyetine, şerefine, hak ve hukûkuna dayanmayan medeniyet, medeniyet değildir. Tesadüflere ve tabiata yükleyenler vardır. Şimdi o kavimler helâk olmuş. Şimdi îmânsızlar Allah’a inanmayanlar bu âlemlerin gerçek mutlak hükümdarının yaratmanın ve emir verenin sadece Allah olduğuna inanmayanlar, bunları neye bağlıyorlar? Tesadüflere tabiat olaylarına bağlıyorlar. Çünkü Allah’a inanmıyorlar bu onların îmânsızlığındandır tabiata hükmeden kuvvet ve kudret Yüce Allah’tır. Depremde tabiat olaylarını istediğin kadar inceleme fakat emri verenin yaratanın Allah olduğunu da hiç unutma! Sen görevini yap ama Allah’ın işine karışma yaratanı yok sayarsan kendin cennetten yok edilir cehennemde ebedî var edilirsin; çünkü yaratan inkâr edilmez. Cenab-ı Hak yerde gökte yaprak bile Allah’u Teâlâ’nın emri ile kâinattaki kurduğu düzene kânûnlara göre bir yaprak kımıldar. Yeraltında ve bütün göklerde ne varsa hepsi Allah’ın emriyledir. (أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ) ‘’A’râf Sûresi 54’’ uyan diyor dikkat et! “Yaratmak ve emir Allah’a aittir.” Allah’ın mülkünde Allah’ı yok sayan zihniyet en aşağılık cehennemin en dibinde ki zihniyettir. Bu zihniyeti o yerin dibinden en yükseklere çıkarmaya geldi Kur’an-ı Kerim. Küfründen, inkârından vazgeç göğsünde İslam îmânı parlasın işte çağları aydınlatsın. Kur’an-ı Kerim bütün çağların bütün milletlerin aydınlık Kitâbı’dır ki, nur üstüne “Nurun Âlâ Nurdur.” Hem kitâbı nurdur hem hikmet dolu kitaptır, hem Mübin bir kitaptır, hem Furkân bir kitaptır. Peygamberlik ise emri vakidir Peygamberi Allah kendisi seçer ve ona görev verir artık o peygamber Allah’ın bir emrini seve, sevse yapar çünkü Allah onu kendi seçmiş ve görev vermiştir. Bunun için insan olur peygamberlik müessesesini inkâr ediyorsa Allah’ı inkâr ediyor sayılır çünkü peygamberi seçen görev veren Allah’ın kendisidir. (C.C)

 

Dakika 15:00

 

Bunun için Firavunlar daima tâğutlar bu Allah’ın hükümranlığını tanımamışlar kendilerini hükümran ilân etmişlerdir. Onun içinde Firavun olmuşlardır. Bütün varlıklar şahit olacaktır, dünyada herkes ne yaptığını bizzat hem kendisi şahitliğini yapacak hem de varlıklar onun lehinde ve aleyhinde şahitlik yapacaktır amelinin karşılığı neyse ameli neyse. Birde zefirden bahsediyor zefir, nefes almak şehitte nefes vermektir. Zefir, içeri çektikten sonra dışarı vermektir. Yani nefes alıyor içeri alıyor tekrar dışarı veriyor buna zefir diyor, İç çekmek, göğüs geçirmek gibi anlamlar taşıyor şehîk de ağlarken hıçkırmaktır. Yine,  zefir şehîk bunlar hem zefir hem şehit ıstıraplı acılı bir nefes alıp vermenin adıdır. Hasen‘den gelen haber de: Zefir, cehennem alevinin yükselmesidir içindekileri fırlatıyor ve fırlatıp atılacak gibi tam cehennemin en yüksek tabakasına varıp çıkmak ümidine düştükleri vakit melekler öyle bir çarpacaklar ki, derhâl gerisin geri cehennemin en dibine doğru atıyorlar ve diplere doğru tepetakla çarpıp gönderiyorlar. Cehennem alevlerinin köpürüp kabarması zefir, geri dökülüp dibe doğru kıvrılması şehîktir haberleri verilmiş bu keşiflerde bulunulmuştur. Yine Secde Sûresi’nin 20’nci âyet-i kerimesinde: “Ondan her çıkmak istedikleri zaman geriye döndürülürler” diyor. Şimdi cehennemin ateşten dağları vardır yüksek noktaları oralara doğru çıkarılınca cehennemden çıkacaklarını zannederler. Oraya çıktıkları zaman melekler vurur dibine doğru tekrar gönderirler azâb devam eder.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Cenab-ı Hak cümlemizi îmânın, Kur’an’ın, İslam’ın, Amel-i Sâlihlerin gerçek Müslüman olmanın vesilesiyle cehennemden kurtulan ebedî mutluluğa eren cennet ve cemâle ulaşan kullarından eylesin. Kur’an-ı Kerim, İslam insanlığı kurtarmaya geldi her türlü ölümsüz mutlu hayata hazırlamaya geldi. Onun için dersimizin adı hayat veren nurun dersidir ki, bu Kur’an-ı Kerim’in İslam’ın bizzat kendi dersleridir.

 

Yıldız ışıdıkça gece gündüz karşılıklı sürüp gittikçe denizde su oldukça gibi tâbirler kullanılır. Cenab-ı Hak’ta cennetlikler için cehennemlikler için ona benzer yüce tâbirler kullanmıştır.

 

 

Dakika 20:03

 

Yine İbrâhim Sûresi’nin 48’inci âyetinde: “Yeryüzü başka yeryüzüne çevrilir göklerde başkalaşır” diyor. Yani âhiretin gökleri âhiretin yerleri dünyadaki yerlere göklere benzemez oraya göre artık bir âlem ortaya çıkmıştır. Gerçek anlamda bir ebedîyyet ifade etmektedir gökler ve yer âhirette kaynakları olan nura dönüşecektir. Bu İbn-i Abbâs’tan gelen bir haberdir. Yine Arş’ın nurunda ebedî olacaklar demektir. Tabii bu cennetlikler için böyle cehennemlikler içinde cehenneme göre bir âlem. ‘’Allâhümme ecirnâ minen-nâr ve edhilnâ ilel cenneti meal ebrâr’’ bu duayı da çok oku. ‘’Allâhümme ecirnâ minen-nâr Allahümme ecirnâ minen-nâr” sık, sık okuyun. Özel muameleri de tabii olacaktır kiminin lehine kiminin aleyhine muameleler olacaktır. Hadis-i şerifte vârit olduğuna göre cehennemin günahkâr mü’minlere mahsus olan bir tabakası bir zaman gelip boşalacaktır. Çünkü îmânı olup da cehenneme gidenler bunlar bir gün cezâlarını çektikten sonra oradan çıkacaklardır. Günahkâr mü’minler bir müddet cehennemde kaldıktan sonra tekrar cennete gideceklerdir ama herkesin suçu cezâsı farklıdır. Bunu Yüce Rabbimiz bilir her suça uygun cezâ verilmektedir. Adâleti şaşmıyor ama rahmeti, mağfireti, merhameti de önde gidiyor. (وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللّهِ أَكْبَرُ) ‘’Tevbe Sûresi 72’’ “Allah’tan gelen Rıdvan en büyüktür.” Yani Allah’ın rızâsını kazanmaktır. Müslümanın asîl görevi Allah’ın kendisinden râzı olmasıdır Allah’ın Celle Celâlühü her râzı olduğu bütün Rıdvan’ından rızâsından her biri en büyük olandır. Hangi amelinden, hangi düşüncenden, hangi sözünden eğer başta îmânın olmak kaydıyla Allah kimden râzı olur ona Rıdvan’ından verirse en büyüğü o kazanmıştır. Bunun yolu yordamı da İslam îmânıyla îmân sahibi olmak, İslam’daki amelleri Allah’ın istediği gibi Hazreti Muhammed’in gösterdiği gibi Müslüman olmaya bağlıdır. İşte Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolu şeriatın bütün ölçüleri Allah’ın isteklerine, rızâsına, Rıdvan’ına göre şeriatın ölçüleri konmuştur. Allah’ın yapın dediği her emir O’nun Rıdvan’ındandır, yasakladığı her şey ise O’nun azâbından, gazâbından, hışmındandır.

 

(وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ ﴿٢٢﴾)

(لَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ ﴿٢٣﴾)

 

Cenab-ı Hak ne diyor bu Kıyâme Sûresi 22, 23’üncü âyetlerinde: “Nice, nice parıl, parıl parlayan yüzler vardır.”

 

Dakika 25:05

 

“Ne Allah’ın cemâlini bakan gözler vardır.” Bütün mesele Yüce Allah’ı bütün varlığınla sevmek Allah’a sevilmek O’nun rızâsını kazanmak işte en büyük olan Rıdvan bu. O kulundan râzıyım ben kulum senden dediği an işte sen ebediyyû’l-ebed kurtuldun, O’nu râzı et. Nasıl râzı edeceğim dersen, İslam’ın emrettiği gibi îmânın olacak, İslam’ın istediği gibi amelin olacak. Puta tapanlarda amel işliyorlar. Ağam, paşam diyenler İslam nizâmını tanımayanlar onlar da bir sürü ibadet ettiklerini inanıyorlar. Allah’ın istediği emrettiği Muhammed’in gösterdiği ortaya koyduğu İslam’ın ölçülerine göre olmayan hiçbir îmân ve amel geçerli değil makbûl değildir. Sana bir örnek vereyim (عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ ﴿٣﴾) âyetini bir gün Hz. Ömer okumuş ve ağlamış. Bir Rahibin yanına uğramış rahip gece gündüz ibadet ediyor. Ama Hz. Ömer rahibe bakmış ve ağlamış. Niye ağladın ya Ömer demiş yanındakiler. Demiş, Kur’an-ı Kerim’i (عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ ﴿٣﴾) (تَصْلَى نَارًا حَامِيَةً ﴿٤﴾) bu gece gündüz ibadet ediyor boşa çalışıyor ve ateşe girecek ona ağladım demiş.

 

Kıymetli dostum,

 

Allah’a Allah’ın istediği gibi ibadet edilir kendi kafana göre yapmacık uydurma ibadetler o kadarını putperestler de yapıyor. Hazreti Muhammed’e Cenab-ı Hak ne diyor; Habîbim İslam’ı insanlığa iyice benim istediğim gibi anlat, anlattı. İbadetler nasıl yapılacak göster, gösterdi. Ölçüsünü gösterdi, miktarını gösterdi, niteliğini, niceliğini gösterdi. Hazreti Muhammed’in ortaya koyduğu bir İslam nizamı var İslam şeriatı onun ölçüleri var, bunun adı fıkıhtır İslam fıkhı Kur’an’dan doğan sünnet icmâ ve kıyas yoluyla bize gelen yaşanan, uygulanan İslam’ın adı ve onun ölçüleri. Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat âlimleri işte Hazreti Muhammed’in yaşanan, uygulanan hak ve doğru olan İslam’ı ilim irfân yoluyla bütün müçtehitlerimiz göz nuru dökerek, ömür vererek, şehitlerimiz kanını canını vererek İslam’ı bize kadar dosdoğru getirdiler. Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolu dosdoğru İslam’ın bilinen yoludur. Ehl-i bid’at yollarından uzak kalın. Ehl-i bid’atın ibadeti bir taraf doğru bir taraf yanlıştır. İslam’a uymayan İslam inancına uymayan İslam îmânı da geçerli değildir. Onun için Kur’an-ı Kerim’i diyorum ki, iyi keşfedelim İslam’ı iyi anlayalım ve gerçek îmân, gerçek ahlâk, gerçek Amel-i Sâlih, gerçek bir adâlet ve hukûk ve hukûkun üstünlüğünü temin edelim ve kâinattaki tabii kânûnları, kevnî kânûnları da keşfedelim ilimde ilerleyelim. Ama öncelikle iyi bir Müslüman olalım Yüce Allah’ın âyetlerini iyi keşfedelim, bu âyetlerin yepyeni taptaze Kur’an-ı Kerim’in âyetleridir

 

Dakika 29:55

 

Allah’ın kânûnlarını küçümseyenler küçük beyinlerdir ona inanmayanlar îmânsız kalpler ve ruhlardır. Onun için Allah’u Teâlâ’nın emirleri tabiatta olsun Kitâb’ında olsun bunlar birer, birer kânûndur hükümranlık tamamen Allah’a aittir. Bunun içinde İslam’ı şanlı Kur’an’ı iyi anlamamız gerekiyor. Özel muameleler tabii ki yapılacak insanlar var. Nedir bunlar? Kişinin durumu neyi gerektiriyorsa amellerinin karşılığı ona göre muamele görecektir. Bunun içinde îmânlı olanların cehennemde ebedî kalmayacakları müjdesi de bulunmaktadır ve Allah’u Teâlâ’nın bitmez tükenmez lütufları vardır en büyüğü O’nun Rıdvan’ıdır bu sonsuz bir Allah vergisidir. Temyiz olduğu takdirde Rıdvan nimetinin kesintisiz olduğunu görüyoruz. Bakın, Çünkü Cenab-ı Hak Rıdvan cemâlini rızâsını kuluna verdiği zaman artık her murâdına ermiştir ebedî. Gerçek hayat onun için İslam’ın hayatıdır, nur İslam’ın nurudur diğerlerini nur zan edersiniz onular nardır, ateştir. Çünkü Allah iki değil Allah bir. O, bir olan Allah’ınkini kabul etmeyip de başka ilâhlar alayım başka hakikatler başka nur arayanlar onun nur değil nar olduğunu ateş olduğunu görürler. O duruma düşmeden gerçek nur Kur’an’ın nurudur. Herkes bu nurdan bahseder, aydınlıktan bahseder, bahseder çağdaşlıktan bahseder. Aydınlıkta, nurda, çağdaşlıkta Allah’ın çağdaşlığı Allah’ın nurudur ve Yüce Allah’ın ortaya koyduğu aydınlanmadır. Bunun dışındakiler Allah’ın yarattıklarından bir an için faydalanırlar ama putlar da Allah’ın yarattıklarıdır ona taparlar Allah’a şirk koşarlar. Şirkin götürdüğü yer nur değil ateştir. Çünkü şirk Allah’a iftaradır ve en büyük de zulümdür. Cennet sevabı ebedîdir fakat cehennem azâbı genellikle bir yerden sonra bitecektir kesilecektir şeklinde zannetmeleri de doğru değildir. Bakın bu konu da aldananlar vardır Kur’an-ı Kerim’in zâhirine hiç bakmadan hareket edilemez Kur’an açık seçik cehenneminde ebedî olduğunu söylemektedir. Aynı zamanda şuna da dikkat edin! Îmân edip sâlih ameller işleyenler ve Rablerine karşı terbiyeli edepli son derece saygılı insanlara ve hidâyet önderleri ne tabii ki bunların mükâfatları kat kat olmaktadır. Ama birde azgınların elebaşları var ki, bunların da azâbı kat, kat olmaktadır. Bunlar bir cehennemden daha şiddetli hür cehenneme bir şiddetli tabakadan daha şiddetli tabakaya sevk olunurlar ve bunlara yapılan azâbı kimse hayal bile edilemez.

 

Dakika 35:02

 

Hayallere sığmayan çetin azâblar vardır bu azgınlar ve azgınların önderleri bunlar. Mesutların önde gelenleri de cennette yüksek tabakalara geçerler bunlara Allah lütfundan dereceler verir. Cehennemde azgınlara da önderlere de derekeler verir. Onun için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir kimsenin aklına gelmediği uçsuz bucaksız nimetler vardır. Cehennemde de azâb çeşitleri vardır. Herkes aklını başına alsın bizi Allah yarattı ruhumuzu, bedenimizi, organ ve sistemlerimizi verdi bize bu dünyayı kurdu nimetlerle donattı bizi imtihan meydanına koydu imtihandan geçiyoruz imtihanı kazanalım hep beraber hep beraber mutlu olalım. Biz burada acı ve hiddetli zaman, zaman anlatıyoruz niçin biliyor musun? Herkes kurtulsun herkese hiç kimse cehenneme gitmesin diye cehenneme gidecekler için acıdığımızdan yapıyoruz. O hiddet kötülüğün önünü kesmeye insanlığın kurtuluşuna vesile olmaya ait bir hiddettir. Biz insanlığı çok seviyoruz ama bu sevgi yetmez insanlığa faydalı olmamız gerekiyor. Ne ile? Allah’ın Kitâb’ını katıksız, katkısız, tarafsız sırf Allah’ın rızâsının tarafını tutarak Kur’an-ı Kerim’i doğru anlatmakla olur bu,  insanlığı sevmek budur insanlara faydalı olmak da budur. Yoksa falan şöyle dedi filan böyle dedi diye din anlatılmaz Allah, peygamber ve müçtehit âlim yani Peygamberin yanındaki Ashâbları bunlar biliyorsunuz ki, Muhammed okulunda iyi okumuş zatlardır. (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) (Salli Vesellim ve Bârik Alâ Muhammed). Onun için İslam’ın kaynağı Kur’an-ı Kerim, sünnet sevgili Peygamberimiz onun Ashâbları ve müçtehit âlimler icmâ, ümmet, kıyas-ı fukahâ. Şimdi câhiller bu gerçek kaynaklara dayanmadan konuşmalar din anlatımı değildir. Kur’an-ı Kerim’i Kur’an olarak anlatacaksın. Niye âyetler mi tükendi de âyeti âyetle niye açıklanmıyorsun? Âyeti hadis-i şeriflerle neden keşfetmiyorsun da bir âyet okuyup ondan sonra ebenden, dedenden, atandan, liderinden, önderinden bahsediyorsun? Böyle din anlatılır mı? Allah’ın âyetlerini kesintisiz âyeti âyet ile zincirleme devam et ve Peygamberin sözlerini de sahîh kaynaklara istinad eden o şerefli hadisleri de Peygamberin kavlî fiilî ve takrîrî olan sünnetini de yeri gelince doğru anlat. Bunun için ehl-i bidat’a sapma ehl-i bidat’a değer verme Ehl-i Sünnet anlayışıyla dinini anlamaya gayret et.

 

Dakika 39:53

 

استعيذ بالله

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ ﴿١١٠﴾

وَإِنَّ كُلاًّ لَّمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ أَعْمَالَهُمْ إِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَبِيرٌ ﴿١١١﴾

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ﴿١١٢﴾

وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِنْ أَوْلِيَاء ثُمَّ لاَ تُنصَرُونَ ﴿١١٣﴾

وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ ﴿١١٤﴾

وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ ﴿١١٥﴾

 

Yüce Rabbimizin yüce âyetleriyle dersimiz devam ediyor. Bu âyet-i kerimelerde de bak Yüce Rabbimiz bize hangi yüce emrinin fermanını buyurmaktadır; Andolsun ki Mûsâ’ya kitâbı verdik. Biliyorsunuz Mûsâ Aleyhisselâm Ul’ûl Azim peygamberlerinden bir zât-ı muhteremdir ona da vaktiyle Tevrât isimli kitâbı Cenab-ı Hak vermişti. Yine de onda ihtilâfa düşüldü bu İsrâiloğulları’nı Allah Mûsâ Aleyhisselâm sebebiyle Firavundan kurtardı. Kitap geldi Mûsâ’ya bir taraf inandı bir taraf inanmadı ihtilâfa düştüler. İşte bu gördüğünüz Hz. Mûsâ’nın peygamber olarak gönderildiği  İsrâiloğulları. İhtilâfa düşüldü bak diyor Cenab-ı Hak. Kime anlatıyor bunları? Hazreti Muhammed’in şahsında bütün cihâna tâ kıyâmete kadar bütün milletlere anlatıyor. Kur’an çağların kitâbı. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir karar olmasaydı, bak Allah orada tehdit ediyor ihtilâfa düşenleri îmânsızları tabii. Elbette haklarında hüküm verilmiş bitmişti. Allah her şeyi bir zamana tabii ki, ayarladığı için her şey takdir ile olduğu için herkese bir mehil müddet zaman mühleti veriyor. Eğer böyle olmasaydı diyor o îmânsızları anında ben yok ederdim diyor Cenab-ı Hak işi bitirirdim. Ama o saat vakit gelince ne oluyor? Allah hükmünü uyguluyor. Muhakkak ki onlar, bundan kuşkulu bir şüphe içindedirler. İşte îmânsızlığın birinci sebebi Allah’tan ve Allah’ın âyetlerinden şüphe etmektir. Allah’tan, Peygamberden, Kur’an’dan, Kur’an’ın âyetlerinden şüphe edilirse îmân olmaz. Gerçekten de onların her biri öyle kimselerdir ki, yaptıklarının karşılığını diyor Cenab-ı Hak Rabbin kendilerine hakkıyla ödeyecektir. Eğer sen küfür ektiysen küfrün karşılığını biçeceksin şirk, inkâr, nifâk, zulüm ettiysen karşılığını cehennem de bunları biçeceksin karşılığını Cenab-ı Hak adâletinin gereği tamı tamına vermektedir adâleti şaşmıyor. Çünkü O, onların yaptıkları her şeyden haberdardır Allah’u Teâlâ’nın her şeyden haberdar olduğu tabii ki kesindir ve kendisini bütün âlemi kudretiyle kuşatmıştır. Hâkimiyet ondadır ordularının ise haddi hesabı yoktur görünen görünmeyen uçsuz bucaksız namütenahi bize göre orduları var. İşte bundan dolayı, “Emrolunduğun gibi doğru ol!” Hazreti Muhammed’in şahsında bütün insanlık âlemine başka Muhammed ümmetine: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” diyor Cenab-ı Hak kulundan istikâmet, doğruluk, dürüstlük istiyor.

 

Dakika 45:30

 

 

Müslüman dünyanın en doğru en dürüst insanıdır böyle olmak zorundadır. Bakın ne diyor; (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ ) Beraberindeki tövbe edenlerde (doğru olsunlar) yani ne kadar Müslüman olan insanlar varsa hepsi doğru dürüst olsunlar ama Allah’ın istediği gibi. Şimdi doğruluğun tarifini de birileri kendine göre yapıyor dokuz bankayı soyuyor onuncuyu soymadığı için kendini adam doğru gösteriyor. Ve birçok yetimin hakkını yiyor biraz daha çoğunu yemediği için kendini doğru gösteriyor. Şimdi bu canavarların vampirlerin kendilerine göre bu koyduğu ölçüler bunlar. İslam ölçüsünde ise bir buğday tanesi kadar bile bir kul hakkı yarın mahşerde bunun hesabı sorulacaktır. Bir tek iğne miktarında bunun da hesabı sorulacaktır. Zerre miskâli ne amel işlemişsen günahtan, sevaptan bunu göreceksin karşılığını da göreceksin. Ölçü Allah’ın ölçüsüdür, mizan O’nun mizanıdır, şeriat onun kendisi Şâri’ dir O’nun şeriatıdır. Onun için fıkıh âlimlerimiz hukûk âlimlerimiz ne yapmışlardır? Ömürlerini vermişler. Bu konuda ölçüyü doğru anlayalım doğru bir İslam yaşantısı ile bunun ilmen muhafazasını, belgelerini, delillerini ortaya koyalım diye Hz. Muhammed’in yaşanan İslam’ı onun öğrettiği İslam’ı tam bir titizlikle koruyarak gelmişlerdir. Onun için insanım diyen doğru olmak zorundadır, hak hukûk yiyen ateşi yiyendir başka bir şey değil karnına ateş doldurandır. Sakın hak hukûk yeme! Beraberindeki tövbe edenler de (doğru olsunlar). Aşırı da gitmeyin! Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı görüp durmaktadır. Allah’u Teâlâ Celle Celâlühü bize bakıp duruyor sürekli denetimi altında gözetimi altında tutuyor. Ne zerre, ne kürre, ne melekût, ne ceberut, ne arşı, ne kürsüsü, ne yerin dibi, ne ötesi, ne ezel, ne ebet Allah’ın kudret gözünden kaçmaz. Herkes Allah’ın teftişi altındadır Allah’u Teâlâ’nın bizi gördüğünü biz sürekli ne yapacağız? Murâkabe halinde onun huzurunda olduğumuzu bileceğiz. İşte Allah’a saygı buradan başlar gerçek bir îmân ile. Çünkü her şeyimizi görüyor kalbimize sürekli kalbimize bakıyor düşüncelerimize niyetlerimize bakıyor sürekli. Çünkü kalp neyi tasarlarsa o kalbin tasarımları beyinde ondan sonra otomatik ne yapıyor? Kişinin temayülleri irâdesi ve irâdesi ile beraber onun azmi fiiliyata kavliyata dönüşüyor. Bu da ya lehinde oluyor ya aleyhinde oluyor. Onun için Allah’ın dediği gibi İslam’ın dediği gibi yaşarsan her şey lehinde olur her şey sevap üstüne sevap nur üstüne nur olur.

 

Dakika 50:30

 

Kendini iyi ayarlama ayarını Kur’an’dan al başkası sana ayar vermesin. İslam fıtratı kimseye bozdurma yaratılış senin hilkatin fıtratın ve tabiatın da İslam hilkati, İslam fıtratı var bunu kimseye bozdurma ve bozma! Kur’an ile İslam ile bunu geliştir insanı kâmil olarak zirveye çık. Doğruluk, dürüstlük konusunda bu âyeti Peygamberimiz okuduğu zaman bir gün şöyle demiş; Beni, bu Hud Sûresi kocattı beni ihtiyarlandırdı demiş. Bunu kendisi açısından mı diyor? Hayır, ümmetinin doğru dürüst olmayacak kişilerin adına üzüntüsünden, bu beni ihtiyarlandırdı demiştir. Ve Zulmedenlere meyletmeyin size ateş dokunur. Zâlimi destekleme! Kim zâlim, kim mazlum, kim âdil bunun ölçüsü nerede? Birilerine göre işte mazlum bir başkası birlerine göre bir başkası hiçbiri geçerli değil, Allah’ın ortaya koyduğu hükümler geçerli Allah neye zâlim dediyse o zâlim Kur’an’ın âyetleriyle Hazreti Muhammed’in ortaya koyduğu İslam’ın gerçekleri onun ilkeleri  ile. Cenab-ı Hak kime zâlim dediyse o zâlimdir, kime âdil dediyse o adildir. Onun için burada da çarpıtmaların bozuk terazilerin haddi hesabı yok Allah’ın ölçüsünü kabul etmeyip başka ölçüyü koyduğun zaman o zaman kendine başka tanrı bul başka ilâh da olmadığına göre ne yaptığının farkına var kendini bir hesaba çek. Ne yapıyorsun sen? Demek sen ilâhî ölçüleri yok sayıyorsun öyle mi? O zaman kendin bilirsin. Yarın o kimsen ilâh yerine koymuş Allah’ın İslam ile ortaya koyduğu değerleri kabul etmemişsen o bir başkasıyla baş başa kalır Allah’ın huzuruna çıkarsınız beraber hesap verirsiniz hazırlan. Cenab-ı Mevlâ, bak ne diyor; O zulmedenlere meyletmeyiniz ki silâh ateş dokunur Allah’tan başka yardımcılarınız da yoktur sonra yardım da göremezsiniz. Bunlar birer, birer şanlı âyetler. Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise düşüne bilenlere bir Allah’ın öğüdüdür, vaazı, nasihatidir. Ne diyor? Beş vakit namazı hattâ altıncı vakte de salât-i vitre de işaret ederek ne diyor, bu gece ve gündüz namazlarını kılın diyor Cenab-ı Hak. Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir iyilikler kötülükleri yok eder. İyilikte yarış hâlinde ol kötülükte sakın bir zerresine dahi kötülüğün zerresinden bile sakınmaya gayret et ve sabret et! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükâfatını zâyî etmez.

 

Dakika 55:15

 

Şimdi bu şanlı âyetlerin kısa ve öz keşif notlarından bahsedelim; İsrâiloğulları’nın kurtulmasından sonra bakın Tevrât hakkında ne yaptılar? Tevrât geldi Mûsâ’ya, şüpheye düştüler ihtilâf ettiler. İhtilâf Allah’ın kitapları konusunda ihtilâf yoktur edilemez şüphede yoktur. Burada İsrâiloğulları’nın böyle yaptıklarını Cenab-ı Hak duyuyor. Ve diyor ki; “Dünya hayatı ve lüksün peşinden koşan insanlar âhireti yok sayanlar kördürler ve şek şüphelerinden dolayı onlar hep dünyaya takılmışlar bir türlü âhireti yok saymışlardır” ki, burada tam bir şek şüphe var körlük var. Bu da îmânın olmadığındandır. Âhirete inanmayan da îmân olmaz. Cenab-ı Hak (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ ) “Hakkıyla doğru ve dürüst ol” diyor herkese. Habîbi Kibriyâ ’sının şahsında ümmetine ve bütün insanlığa buradaki (فَا) harfiyle öncesine bağlanması dikkat çekicidir. Şimdi bilfiil doğruluk örneği istiyor senin kabin doğrudur, temizdir değil bir fiil gerçek İslam yaşantısıyla Allah senden doğruluk dürüstlük istiyor. Sözünde, itikadında, amelinde, ahlâkında, bütün yaşantında İslam’ı ortaya koyman gerekiyor. Yani bilfiil canlı bir doğruluk demek bilfiil İslam’ın yaşanması demek, hem de ilmi ölçülerine göre yaşanması lâzım. Her ne kadar icmâlî îmânla işe başlarsın ama gün geçtikçe bilgini artırırsın ve güzelliklerine güzellik sevaplarına sevap katarsın, cehâletini her gün daha silmeye ilmini faziletini arttırmaya gayret edersin. Ne kadar ağır olursa olsun Allah’ın emirlerini bilfiil yerine getir diyor Hazreti Muhammed’e onun şahsında da bütün insanlık âlemine. Şimdi aslında hayatı kolaylaştıran en mutlu hâle getiren ölümsüz mutlu hayata hazırlayan hayat nizâmıdır İslam dini hayatın bütün zorluklarını ortadan kaldırır ve mutlu bir iklimin içine seni yerleştirir.

 

İbn-i Abbâs’tan gelen bir haberde: Bakın, Peygamberimiz Kur’an-ı Kerim içinde diyor Allah’ın Rasûlü Muhammed’e en ağır gelen çetin bir diyor haber işte bu, (فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ ) diyen bu âyet ve Hud Sûresi’dir buyurmuştur. Hud Sûresi ve benzerleri beni ihtiyarlattı diyor. Tirmizî’nin de rivâyet ettiği bir hadis-i şerif bu. Yine bir rivâyette: “Beni, Hud Sûresi ihtiyarlattı” buyurmuştur. Niçin? Ümmeti adına üzülüyor ümmetinin dürüst olmayanları hakkında üzüntüsü var çünkü dürüst dosdoğru bir Müslümanlık istiyor Allah’u Teâlâ.

 

Dakika 1:00:00

 

İstikâmet kadar yüksek bir makam var mıdır? Yoktur. İstik3amet doğru dürüst olmanın adıdır, tam Müslüman olmanın da bizzat kendisidir. Ümmeti ile ilgili olan kısmı işte bu Peygamberimizin üzüntüsü ümmeti adınadır. Müslüman olan herkese Cenab-ı Hak ne diyor Müslüman olan herkesin hepsine  (وَلاَ تَطْغَوْ) “azmayın” diyor ve azmayın azgınlık yapmayın Allah’ın tayin ettiği sınırı aşmayın ey Müslümanlar! Diyor Cenab-ı Hak. (إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ) Çünkü muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı yapacağınızı görmektedir biliyor. Cenab-ı Mevlâ nur saçan emirlerini bize âyetlerini bize bir, bir açıklamış bizde aczimizle beraber hayat veren nurun tedrîsâtına hayat veren nurun derslerine devam ediyoruz. Zülef’ten bahsetti âyet-i kerime zülfenin çoğulu züleftir. Arapça da çoğul en az 3üç sayıdan oluştuğu için ikisi gündüzün taraflarında üçü de gecenin eteklerinde beş vakit namazı Cenab-ı Hak burada emrediyor kesin kez Müslümanım Allah’ın kuluyum diyen herkese. Çünkü İslam herkese gelmiştir bütün milletlerin dini İslam dinidir. Tarafeyn Nehar’dan murâd, öğle de ikindi vakitleri. ‘’Zülefen minel leyl‚den’’ maksatta akşam ve yatsı ve sabah namazları. Yine ‘İsrâ Sûresi’nin 78’inci âyetinde: (أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا ﴿٧٨﴾) “Güneşin öğle vakti zevalinden gecenin karanlığına kadar namaz kıl bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı gerçekten de şahitlidir.” Öğle ile ikindiye Tarafeyn Nehar denilmesinin sebebi şudur; Sabah gündüzün kökü güneşin doğuşundan öğleye kadar geçen vakit ise gövdesidir. Zevalden sonra öğle ile ikindi de tâ güneş batıncaya kadar olan kısımda taraflarıdır. Bunun için (وَأَطْرَافَ النَّهَارِ) gündüzün tarafları diyor ‘’Tâhâ Sûresi 130’uncu âyetin de.’’ “Güneş doğmadan önce ve batmadan önce Rabbini hamd ile tesbih et” diyor yine bu âyet-i kerimede. ‘’Zülefen minel leyl‚’ en az üç namazı ifade etmesi gerektiğinden o takdirde farz namazların sayısı beş değil altı vakit olmuş olmaktadır ki, burada vitir namazına işte işaret edilmiş onun içinde amelen farz itikâden vacip olmuştur. Vitir namazına vacip denmesinin hükmü de budur ki bu altı vaktin biri bizzat Peygamber Efendimiz hakkında (وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ)

 

Dakika 1:05:00

 

Ne diyor; “Gece namazından olmak üzere teheccüd namazını da kıl sırf sana mahsus nâfileten bir namaz olarak.” Demek ki, teheccüd Peygamber Efendimiz için altıncı namaz durumunda bizim içinde vitir namazı durumunda, ümmeti içinde vitir altıncı namaz konumunda görülmektedir. (وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ) Yine Tâhâ 130’uncu âyetinde: “Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et” diyor. Vitir itikâdî farz değil amelî farzdır başka bir deyişle vaciptir. “Tarafeyn Nehar” yani ikisi demek bu tefsir böyle yapılmış. Öğle ile iki taraftan maksat, öğle ile ikindi ve geceden üç zülfe akşam yatsı ve sabah olmak üzere hepsi tam beş vakit namazdır. İkâmet, sünnet, cemaat ise vaciptir. Her namaz bir hasenedir seyyiatı yani günahları küçük günahları bilhassa siler atar günahlar silinir. Tabii ki büyük günahlar içinde ayrıca tövbe istiğfâr etmeli tövbe istiğfâra devam etmeli bütün günahları büyük, küçük terk etmelidir. O zaman namazın fazileti bütünüyle yanına kalır. Namaz günahları da silen ve bütün iyilikler kötülükleri yok eden bir özelliği vardır. Cenab-ı Hak namazdan namaza Peygamberimizin diliyle bakın bir müjde veriyor namazdan namaza kadar aralarındakine kefârettir buyurmuş. Büyük günahlardan uzak durulduğu sürece durum böyle küçük günahlara kefâret olmaktadır. Bu hadis-i şerifte Müslim’in Ahmed bin Hanbel’in rivâyet ettiği bir hadis-i şeriftir. ‘’Essalâtü ilesselâti keffâretün limâ beyne hüma’’ İlâ Âhiri’l Hadis. Yine âyet-i kerimede, ‘’Ankebut 45’inci âyette’’ (إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ) “Muhakkak ki namaz çirkin ve kötü şeylerden uzak tutar” buyuruyor. Kim? Yüce Rabbimiz, Yüce Allah. Günahlara karşı nefret duygusu gelişir. Zaten günahlara haramlara nefreti olmayan insanın îmânı tehlikededir îmânı îmân olmaz. Haram ve günahlara nefret gerekir bütün sevapları da sevmek gerekir. Sevaplar sevindirmeli günah kişiyi üzmelidir. Ve beş vakit namaz hem günahlara nefreti gerektirir hem de tövbeye de sebep olur gerçek tövbeye tabii hakîkî namaz. Yüce Allah tam anlamıyla kullarına vaazı nasihat etmektedir. Burada Sevgili Peygamberimizin şahsında görülenlerin bakıyoruz ki, mânâ itibariyle umuma yani ümmete ait olduğunu görüyoruz. Ne diyor: (وَلاَ تَطْغَوْ) burada ümmete diyor azmayın diyor ümmetine
Cenab-ı Hak. (وَلاَ تَرْكَنُواْ إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ) Zulmedenlere arka vermeyin desteklemeyin. Bakın, burada da yine ümmete yöneltilmiştir bunlar.

 

Dakika 1:10:03

 

Sevgili Peygamberimiz konusunda hayır olan fiillerde hep Peygamberimiz muhatap alınmış, ama hayır olmayan konularda Peygamberimize toz bile kondurmamak için ümmete ondan da sirâyet ettirilmiştir. Dolayısıyla iyiliklerde Peygamberimiz faziletlerde hep Peygamberimiz muhatap tutulmuştur ve oradan da ümmetine sirâyet ettirilmiştir ama faziletin dışında iyi olmayan vasıflar da ise Peygamberimiz hiç muhatap tutulmamıştır. Çünkü Peygamberimiz çok yüksek şahsiyettir bütün peygamberlerde öyledirler. Ondan sonra da ümmete geçilmiş ümmeti dolayısıyla zımmen bir ilişki bulunduğu anlatılmış  Peygamberin şahsı bu gibi işlerden uzak tutulmuş. Yani peygamber zaten azmaz zâlime yardım etmez diğer bütün kötülüklerden peygamberler mâsumdur İsmet sıfatları vardır. Onun için hiçbir kötü sıfat peygamberlere isnat edilemez zerre kadar peygamberden şüphede edilemez. Onun için peygamberin şahsı yüksek bir şahsiyettir o fiilin muhataptan sadır olması düşünülür ve tasavvur edilir olmasına bağlıdır. Şimdi usul ilminde bir kural vardır, bir fiilden nehiy o fiili muhataptan sadır olması düşünülür ve tasavvur edilir olmasına bağlıdır vuku ihtimâli olmayan fiil nehy edilmez. Peygamberden de hiçbir kötülük sadır olmayacağından dolayı peygamberden bir zerre kötülük beklenmez. Peygamber hakkında aslâ düşünülemeyeceği ve ihtimâl dâhilinde bile olmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Bunun için Sevgili Peygamberimiz ümmeti adına: “Hud Sûresi beni kocattı” demiştir. Ümmetin doğruluktan sapma tehlikesini bulunması ihtimâline burada işaret edilmiştir. (ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ) “Düşünmeyi bilenlere bir hatırlatmadır” diyor Cenab-ı Hak tabii Kur’an-ı Kerim derin, derin düşünmeyi gerektiren Allah Kitâbı’dır. İcmâlin bir tafsili ve bir tavzihi bir ayrıntısını ve açıklaması olduğu gerçeği ortadadır. Geçmiş ümmetlerin artarda azâba uğratılmalarını Ümmet-i Muhammed’e anlatıyor ki, ne yapıyor? Ümmet-i Muhammedi aydınlatmak için yapıyor. Ey Ümmet-i Muhammed! Geçmişte nice kavimler helâk oldu, sakın siz de aynı suçları işlemeyin helâk olmayın diye şanlı Kur’an Yüce Allah Sevgili Peygamberimiz bütün insanlığı, Ümmet-i Muhammedi uyarmaktadır. Bütün insanlığı Hazreti Muhammedin ümmetidir. İnananlar ümmet-i icâbe öbürleri ümmet-i davettir.

 

Dakika 1:14:45

 

فَلَوْلاَ كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُوْلُواْ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الأَرْضِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مَا أُتْرِفُواْ فِيهِ وَكَانُواْ مُجْرِمِينَ ﴿١١٦﴾

 

Sizden önceki devirlerden bakıyye sahipleri (kitap ehli) yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı ne iyi olurdu. Fakat onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. O zulmedenleri sen şımartıldıkları refahın peşine düştüler ve hepsi de suçlu oldular. Burada da insanlığın ıslâhına çalışmak gerekiyor sâlih olmak yetmiyor hem sâlih hem muslih ıslâh edici ıslâhatçı olacaksın. Emri Bi’l Mâruf Nehyi Ani’l Münker’i iyi yapacaksın yani Kur’an’ı, sünneti insanlık âlemine iyi anlatacaksın.

 

وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ ﴿١١٧﴾

 

Cenab-ı Hak; Senin Rabbin, o toplumları iyi ve ıslahatçı iken o memleketi, o memleketleri haksız yere helâk edecek değildir. Yani eğer bir memleket ıslâhat hareketleriyle çalışıyor hem sâlih hem muslih görevini yapıyorsa o memleketin halkı helâk olmaz. Ne zaman ki meydan fırsatçıların zâlimlerin eline geçer ve diğerleri de neme lâzım yapar ıslâhat hareketleri olmaz neme lâzım başlar o toplumun tümü helâk olur.

 

وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ ﴿١١٨﴾

 

Eğer Rabbin dileseydi elbette bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Hâlbuki yine de ihtilâf edip duracaklardı. Cenab-ı Hak, imtihan meydana koydu zoraki kimsenin Müslümanlığını kabul etmiyor kendisi seve, seve özgür hür irâdesiyle İslam’ı seçip iyi Müslüman olacaktır Allah evine girecek. Öyle zorlamayla dayatma ile Müslümanlığı kabul değil.

 

إِلاَّ مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ﴿١١٩﴾

 

Ancak Rabbin rahmetle yargıladığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin “Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım” sözü böylece tamam oldu diyor. Kim ki, Allah’ın âyetlerini hükümlerini îmânı ve İslam’ın Muhammed’in Peygamberliğini kabul etmezse cinlerden ve insanlardan, bunlarla cehennemi Cenab-ı Hak dolduracağınız vaad ediyor. İster inan ister inanma kendin bilirsin! Çünkü zorlama yok özgürlük var. Aynı zamanda İslamiyet hürriyet yoludur Allah’a giden ezelî, ebedî hürriyet yolu İslam’dır. Hem de bu hürriyetin kefili Allah’ın kendisidir ve bunun dışında dünyada hiçbir hürriyet, hürriyet değildir meşrû hürriyet değildir birilerine göre hürriyettir. Allah’u Teâlâ’nın istediği hürriyet İslam’ın ortaya koyduğu hürriyettir O’nun hayat nizâmı ve O’nun hürriyet nizâmıdır ki Allah’a giden hürriyet yoludur İslam.

 

Dakika 1:20:00

 

Bunların helâk olmalarına sebep nedir? Mücrim olmalarıdır, mücrimdirler. Helâklarına sebep fesattan engelleyecek faziletli bir cemaatin bulunmayışı bulunsa bile yetersiz kalışlarıdır. Fesatçıların zâlimlerin karşısında faziletli insanlar yetersiz kalmamalı güç o sâlihler de ıslâhatçılar da olmalıdır. Zevk ve sefâ düşkünlüğü insanların helâkine sebep olmuştur. Dikkat edin! Fesattan engelleyecek faziletli insanlar olmazsa veya yetersiz kalırlarsa ve zevk ve sefâ düşkünlüğü ortaya çıkıp tam bir ortada bozgunculuk ve fesat meydanı almış yürümüşse o toplumlar helâk olur. Bunların mutlaka fazîletli sâlih ve muslih insanlara o toplumun ihtiyacı vardır o toplum ıslâh edilmelidir ıslâhat hareketler olmalıdır. Yüce Allah kesin bunu istiyor. İdâre eden kimler varsa idâreciler ve tüm idâre edilenler burada sâlih ve ıslâhatçı kimselerden olmak zorunludurlar. İdâreciler hem sâlih hem muslih yani ıslahatçı olmak zorundadırlar fesatçı ve zâlim olurlarsa onların elinden idâre kesin kez alınmalıdır. Eğer sâlih ıslâhatçı kimseler varsa diyor Allah o toplumu helâk etmez. Sâlih olmak kâfi gelmez muslih olmak da gerekir. Adam, sâlih ama köşeye çekilmiş toplumun ıslâhı için hiç uğraşmıyor bu yetmez. O toplum helâk olurken o sâlihler de helâk olurlar. Niye? Islâhat hareketlerinde bulunmamışlar görevlerini topluma karşı bir görev var bunlar yapılacaktır. Onun içinde sürekli ‘’Emri Bi’l Mâruf Nehyi Ani’l Münker’’ ehliyetli insanlar bunları yapabilmelidir. Mü’minin ve müminat îmânlı erkeklerin, îmânlı kadınların hepsi burada görevlidirler. Zulüm ile fesâdın meydan almasına sebebiyet katiyyen vermemelidir. İçimizde sâlihler varken ((Enuh lekü ve fine sâlihûn)) bakın, Peygamberlerine bir sual sordular. İçimizde sâlihler varken yine de helâk olur muyuz? Bakın sorusuna Peygamberimiz ne dedi; (Neam izâ kesürel hubusü) Evet dedi hubis yani pislik çoğalırsa ortada ahlâkî bir çürüme ortaya çıkarsa işte o toplum helâk olur dedi. Yani sâlihler de varken de helâk olursunuz dedi. “Ey îmân edenler! Size düşen kendinizi düzeltmektir siz doğru yolda olduğunuz sürece yolunu şaşırmışlar size zarar veremezler.” Burada da bir defa kişi dosdoğru dürüst tam bir sâlih olması gerekiyor ve üzerine düşen görevini bir Müslüman yerli yerince yapması gerekiyor o zaman başkaları zarar veremez diyor. Kim diyor bunu? İşte burada bunu diyen Cenab-ı Hak.

 

Dakika 1:25:00

 

‘’Mâide Sûresi 105 âyet’’ (الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم) buyuruluyor. Ve yine bakın Cenab-ı Hak; “Öyle bir fitneden korkun ki içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz.” Bu da 105’inci âyet-i kerime. Yani demek ki görev yapılmazsa zâlimlere gelen belâ zâlimlere engel olmayanların da tepesine geliyor umuma geliyor belâ. “Öyle bir fitneden korkun ki içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz” hepinize dokunur diyor. Bunun sebebi Rabbinin bir memleket halkını gaflette oldukları bir hâlde haksız yere helâk etmeyişidir. ‘’Bu da 6’ncı Sûre 131’inci âyet-i kerime’’ Her millete Cenab-ı Hak bir uyarıcı göndermiştir ve dünyaya 14 asrı aşkın dünyaya en büyük cihân Peygamberi gelmiş İslam dünyada her tarafa yayılmıştı, herkes artık İslam ile sorumludur muhataptır. Allah İslam’ı tüm milletlere teklif etmiştir. Kabul eden kurtulacak etmeyen Allah’a bunun hesabını verecektir. Cenab-ı Hak yine başka Kasas Sûresi 59’uncu âyetinde: “Rabbim memleketlerin ana merkezine kendilerine âyetlerimizi okuyan bir Peygamber göndermedikçe onları helâk etmiş değildir. Biz o memleketleri halkı zâlim olmadıkça helâk edecek değildik” diyor. Helâk olmanın bir sebebi zulümdür zâlimliktir. Şimdi ıslâhatın karşılığında zulüm ve haksızlık vardır. Onun için mutlaka kişi ıslâhatçı olacak zulüm ve haksızlık karşısında duracak. İyiler bu görevini yapmazlarsa kötüler meydan alınca işte Allah’ın helâk sebebi ortaya çıkar.

 

Dakika 1:28:08

 

 

 

 

(Visited 75 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}