Tefsir 389-01

389- Tefsir Ders 389 hayat veren nurun keşif notları

389- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 389

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Kehf Sûresi 27’nci Âyet-i Kerime’den 82’nci Âyet-i Kerime’ler)

 

وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداً﴿٢٧﴾

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِـعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطاً﴿٢٨﴾

وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً﴿٢٩﴾

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلاًۚ﴿٣٠﴾

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَاباً خُضْراً مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقاً۟﴿٣١﴾

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Yüce Rabbimizin yüce Kitâbı’nın nur saçan bütün insanlığa hayat veren  ebedî mutluluğa bütün insanlığı sevk eden Rızâ’yı İlâhî’ye ulaştıran ebedî ölümsüz mutluluk hayatını insanoğluna kazandırmak üzere bu cihâna rahmet olarak Allah’ın tecellî ettiği… Yüce İslam’ın yüce Kitâb’ı Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e indirilen Kur’an-ı Kerim’in yüce âyetleriyle hayat veren nurun dersleriyle ve keşif notlarını irşâd notlarını sizlere taktime devam ediyoruz. Dersimiz Kehf Sûresi’nin 27’nci âyeti ile devam etmektedir.

 

Cenab-ı Hak bu âyeti kerimelerde size yüce nazmını yüce metnini verdiğim bu âyet-i kerimelerde Yüce Rabbimizin bu sözlerinden şu yüce mânâlarını anlıyoruz; Rabbinin kitâbından sana vahiy olunanı oku! İşte burada (وَاتْلُ) diyor “oku” Habîbinin şahsında o yüce Sevgili Peygamberimize bu yüce kitap. Niçin geldi? Onun şahsında bize geldi o görevini yaptı. Şimdi biz bu Kitâb’ı iyi okuyacağız iyi keşfedeceğiz ki bu Kitâb bize geldi Hazreti Muhammed bize tebliğ eyledi. Onun için Cenab-ı Hak ne diyor; (وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ) diyor. Rabbinin kitâbından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Eğer Allah’ın sözlerini birilerini değiştirmeye kalkarsa kendini bozmuş olur. Kur’an-ı Kerim’i Allah’ın sözlerini ama kendini mahvetmiş olur.

 

Dakika 5:02

 

O’ndan başka biri sığınılacakta bulamazsın. Nefsince de sabah akşam rızâsını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. Yani onlara sakın tâbî olma. Ve De ki: O hak, Peygamberimize gelen bu hak Rabbimizdendir. Nedir o? Şanlı Kur’an, nurlu İslam, Sevgili Peygamberimize vahiy edildi. Bu hak ve hakîkat Rabbinizdendir. Öyle de dünyaya bunu anlat. Kim diyor? Yüce Allah diyor. Artık dileyen îmân etsin, dileyen inkâr etsin kendi bilir. Çünkü zâlimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki, duvarları çepeçevre onları içine alacaktır. Eğer feryâd edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dayanma yeridir! Korkunç bir yer yurt orası ora ateş, kan, irin, kaynar su. Îmân edip de güzel davranışlarda bulunanlar var ya, şüphe yok ki biz öyle güzel işler yapanların mükâfatını zâyî etmeyiz. İşte onlara Adn cennetleri vardır; altlarından ırmaklar akar, orada altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyerek koltuklar üzerine dayanıp kurulacaklar. O ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeridir! Cennet öyle güzel bir yerdir ki akıl hayallere sığmayan güzelliklerdedir. İnsanlar anlasınlar diye Cenab-ı Hak bu şekilde tarif ediyor. Çünkü insan hayaline gelmeyen, akıllara gelmeyen, hayallere gelmeyen, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı güzellikler var orada.

 

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعاًۜ﴿٣٢﴾

كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـٔاًۙ وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَراًۙ﴿٣٣﴾

وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِه۪ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالاً وَاَعَزُّ نَفَراً﴿٣٤﴾

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ قَالَ مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَداًۙ﴿٣٥﴾

وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْراً مِنْهَا مُنْقَلَباً﴿٣٦﴾

قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلاًۜ﴿٣٧﴾

لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَداً﴿٣٨﴾

وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالاً وَوَلَداًۚ﴿٣٩﴾

فَعَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْراً مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَاناً مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَع۪يداً زَلَقاًۙ﴿٤٠﴾

اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْراً فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَباً﴿٤١﴾

وَاُح۪يطَ بِثَمَرِه۪ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَٓا اَنْفَقَ ف۪يهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبّ۪ٓي اَحَداً﴿٤٢﴾

وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِراًۜ﴿٤٣﴾

هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً۟﴿٤٤﴾

Dakika 11:25

 

Yüce Rabbimiz her zaman en güzeli en yüce en doğruyu söyledi. Kur’an-ı Kerim âyetleriyle de Allah hep doğruyu söyledi. (Sadakallâhülazîm).

 

“Onlara, şu iki adamı misâl olarak anlat.” Yüce Rabbimiz bu âyetlerde misâl veriyor insanlara hakkın adamı dalâletin sapıklığın adamı âhireti yok sayan adam birde hem dünyasına hem ukbasına çalışan iki cihânda mutlu olan adam tipi adam gibi adam. Onlara şu iki adamı misâl olarak anlat: Biz bunlardan birine her türlü üzümden iki bağ vermişiz, her ikisinin etrafını hurmalarla donatmışız, aralarında da bir ekinlik yapmışız. İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından birde nehir akıtmışız. İki bağın sahibinin ayrıca başka geliri vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşıyla münâkaşa ederken: “Ben malca senden daha zengin ve insan sayısı bakımından da senden daha güçlü ve üstünüm” dedi. Bakın birisi böyle diyor. Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: “Bunun hiç yok olacağını sanmıyorum.” İşte ehli dünya budur. Dikkat et şimdi! Allah neyi anlatıyor (C.C). “Kıyâmetin de kopacağını zannetmem.” Böyle diyor bu adam. “Şâyet Rabbimim huzuruna götürülürsem, muhakkak orada bundan da hayırlı bir sonuç bulurum.” Hem Allah’ın emirlerini inanmıyor, hem âhirete inanmıyor hem de bakın âhirette böyle diyor. Allah ve O’nun emirlerini tanımıyor hem de âhiret benim diyor. Yani âhiret varsa demek istiyor. Hâşâ! Kesin var âhiret esas hakîkat orada. Bunun üzerine kendisiyle münakaşa eden arkadaşı da ona şöyle dedi; bu îmânlı adam bak ona ne diyor: “Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan hâline getireni mi inkâr ediyorsun?” Dikkat et! Burada bakın öbürünün inkâr ederek âhireti yok sayarak öyle konuştuğu ortaya çıktı burada bak Cenab-ı Hak şimdi beriki inançlı adamın durumunu anlatıyor. Ne diyor bu inançlı adam o îmânsıza; “Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan hâline getireni mi inkâr ediyorsun?” dedi ona bu îmânlı adam.

 

Dakika 15:30

 

“Fakat ben îmân ederek diyorum ki: O Allah, benim Rabbim’dir, ben Rabbime kimseyi ortak koşmam.” Bu işte gerçek tevhîd îmânı olan kişi böyle diyor. “Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam” diyor. “Kendi bağına girdiğin zaman: “Bu Allah’tandır, benim kuvvetimle değil, Allah’ın kuvveti ile olmuştur, deseydin ya! Eğer beni malca ve evlatça kendinden az görüyorsan bil ki Rabbim bana senin bağından da hayırlısını verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağın yalçın bir toprak hâline gelir.” Allah dilerse yapar. Tarihte nice îmânsız zâlim milletleri sahneden silmedi mi, helâk etmedi mi? “Yahut bağının suyu yerin dibine çekilir de bir daha suyunu çıkarıp bağını soluyamazsın.” Derken serveti yok edildi.

 

Ey ehli dünya! Bir gün ehli dünyanın elinden her şey alınacak. Ve Azrâil’in ordularına teslim olacak berzaha, mezara girecek, kabir sualine çekilecek oradan kaldırılıp mahkeme, mahşere, büyük mahkemeye getirilecek. Ey ehli dünya! Elinden bu dünya bir gün tamamen çıkacak. Burada bir bağ sahibinin, tarla sahibinin, bir servet sahibinin servetini mevkisini kaybetme olayı değil sadece bu.

 

Derken serveti yok edildi. Bunun üzerine bağına yaptığı masraflara karşı ellerini ovuşturmaya başladı. Bağ çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı,        “Ah keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım” diyordu. Onun Allah’tan başka yardım edecek adamları da yoktur.

 

Eğer böyle olsaydı dünyada zenginler Azrâil’in ordularına karşı çıkarlardı. Generaller askerlerini toplardı Azrâil’e can vermem derlerdi karşı koyarlardı Allah’ın ordularına kimse karşı koyamıyor koyamaz. Bunun için kıymetli dostum, Yüce Allah burada bak iki adamı bize misâl verdi ve diyor ki: “Onun Allah’tan başka yardım edecek adamları da yoktur.” Hani servetin vardı gitti çevren vardı çevrende bir sürü adamların vardı nerede bunlar; onlarda gitti gidecek. Gitmediyse gidecek ve Allah’a karşı kendi nefsini de kurtaramadı. Bak her şeyi gitti Azrâil de canını aldı gitti hepsi gitti. Nereye? Allah’a hesap vermeye. “İşte burada yardım yalnız, hak olan Allah’a aittir.” Allah’a îmân etseydin, Allah’ın emrine girseydin bütün dünya sana düşman olsaydı sana kimse bir şey yapamazdı Allah’ın yardımı sana yeterdi. Sen Allah yolunda 1000 kere ölsen Allah seni milyarlar kere tekrar yaratır.

 

Dakika 20:05

 

Sen O’nun yolunda fâni servetini sana ebedî bâkî servetler verir. O’nun verdiği mükâfat da daha hayırlıdır, netice de daha hayırlıdır. Netice önemli dünyada, har vurdun harman savurdun, çaldın, oynadın, hopladın, çaldın, çırptın, hak hukûk tanımadın, hukûkun üstünlüğüne bakmadın, haram demedin helâl demedin çaldın, çırptın. Azrâil de gırtlağına bastı aldı götürdü. Hadi hesap ver şimdi. Hak sahiplerinin hakkını vereceksin ölmeden ver, ölmeden ver çâresine bak. Çünkü alacaklar. He diyeceksin ki gâvur aklı neyimi bulup da alacaklar? Karşı tarafın günahlarını da senin boynuna yükleyecekler vereceğin kadar günahlar boynuna yüklenir ve cezânı çekeceksin. Her günaha uygun Allah’ın yüce bir adâleti var. Kendi kafana göre hareket etme, aklını Hakk’ın emrine ver sana verilen bütün kuvvetleri Hakk’ın emrine ver Allah’a kula ol Allah’a. Allah’ın anayasası  Kur’an’ı, kitâbı, şanlı Kur’an’ın yüce emirlerine bak! Allah bize neyi teklif ediyor Kur’an’la, İslam şeriatıyla ona bak! Gereğini yap ölmeden yap derhâl tövbe et istiğfar et. Cenab-ı Hak bu yüce âyetlerinde böyle buyurduktan sonra yüce âyetler devam ediyor, keşif notlarımız devam ediyor, irşâd notlarımız devam ediyor. Allah bütün kullarını nura hakka çağırıyor. Neyle? Kur’an’la, İslam’la Hazreti Muhammed’in yüce ilkelerle. Kimden getirdi? Allah’tan. Kur’an’ı Muhammed’e kim verdi? Allah gönderdi, inzâl eyledi. Hz. Muhammedi kim görevlendirdi? Allah görevlendirdi evrensel cihân Peygamberi.

 

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يماً تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِراً﴿٤٥﴾

اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ ز۪ينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ اَمَلاً﴿٤٦﴾

وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْاَرْضَ بَارِزَةًۙ وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَداًۚ﴿٤٧﴾

وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفاًّۜ لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۘ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِداً﴿٤٨﴾

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا ف۪يهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَا لِ‌هٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً اِلَّٓا اَحْصٰيهَاۚ وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِراًۜ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَداً۟﴿٤٩﴾

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْل۪يسَۜ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّه۪ۜ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُٓ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُون۪ي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّۜ بِئْسَ لِلظَّالِم۪ينَ بَدَلاً﴿٥٠﴾

مَٓا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَا خَلْقَ اَنْفُسِهِمْۖ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلّ۪ينَ عَضُداً﴿٥١﴾

وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقاً﴿٥٢﴾

وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفاً۟ ﴿٥٣﴾

 

 Dakika 25:15

 

Bu yüce âyetlerin şimdi yüce anlamından sizlere takdime çalışalım. “Ey Muhammed!” diyor Cenab-ı Hak Aleyhisselâtu Vesselâm Allah’u Teâlâ’nın salâtü, selâmı, rahmeti, bereketi ve bütün yüce lütufların tamamı Hazreti Muhammed’in üzerine olsun onun şefaati de bizler üzerine olsun. Onun getirdiği Yüce İslam’a tâbî olmayı gerçek Müslüman olmayı da Allah bizlere nasîb eylesin.

 

Ey Muhammed diyor Aleyhisselâtu Vesselâm! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğiniz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihâyet bir çöp kırıntısı olmuştur. Önce güzelim yeşillikler çiçekler rengârenk sonuç ne oluyor; kuruyor çer-çöp oluyor. Rüzgârlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. Dünyayı sana misâl veriyor dünyanın sonu çerçöp olup yok olmaktır. Cennette ise ebedî nimetler ölümsüz hayat devam etmektedir. Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bâkî kalacak olan iyi amelleri ise, Rabbinin katında sevapça da hayırlıdır, ümit yönünden de daha hayırlıdır. O kıyâmet gününü hatırla ki, dağları yürüteceğiz ve yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Bütün insanları, mahşerde toplayacağız hiçbir kimseyi bırakmayacağız. Bütün insanlık tamamen mahşere gelecek. Onlar, saf hâlinde Rabbine arz edilmişlerdir. Allah, onlara şöyle diyecektir: “Şüphesiz sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Fakat size kıyâmet için yaptığımız vaadi yerine getirmeyeceğiz sanmıştınız, değil mi?” Kime diyor; Îmânsızlara diyor. Îmânlılar oraya hazırlanıyor şimdi şimdiden bütün ömür boyu her nefesini bile isrâf etmeden oraya hazırlanan mü’minler var, îmânla dolup taşanlar var birde inkâr edenler var. Cenab-ı Hak şimdiden uyarıyor bütün insanlığı. O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Dünyada ne işlemişsen ne amel herkesin amel defteri ortaya konmuştur. Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Günahkârların, amel defterlerinden korkarak: “Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş” dediklerini görürsün. Ey insanoğlu! Bunu yarın diyeceksin boynundan amelin küçük büyük her şey senin amel defterinde yazılı ne konuşmuşsan ne yapmışsam bütün amellerin yazılı. Onlar, bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. Herkese adâletini uygular ve lütuf edileceklere lütfeder ve azâb edileceklere de adâletini uygular günahın karşılığında ona uygun cezâsını verir. Allah zulümden münezzehtir.

 

Dakika 30:05

 

Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: “Âdem’e secde edin!” demiştik. İblîs hâriç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblîs cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da İblîs’i ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır. İblîs ve onun bütün neyi varsa emrinde sizin düşmanınızdır diyor iblîs ve bütün şeytanlar ins ve cin şeytanları hepsi içinde bu. Zâlimler için bu ne kötü bir değişmedir. Ben onları, (iblîs ve soyunu) ne göklerin ve yerin yaratılışında, nede kendilerinin yaratılışında şahit tutmadım ve hiçbir zaman doğru yoldan çıkanları yardımcı edinmiş de değilim. Allah’ın yardım ihtiyacı yok ki. Ve o (kıyâmet) günü Allah kâfirlere şöyle buyuracak: “Ortakların ve şefaatçilerimiz diye zannettiğiniz putlarınızı çağırın.” Hani Allah’ı dinlemiyor da birilerini dinliyordunuz ya onları çağırın. Rab edinmiştiniz ya! Liderlerinizi, önderlerinizi, ruhbanlarınızı, rahiplerinizi, keşişlerinizi, hocanızı, hacınızı, mürşitlerinizi… Hani onları dinliyordunuz Kur’an’a uygun mu değil mi, Allah emrine uygun mu değil mi diye hiç bakmıyordunuz. Çağırın onları bakıyım diyor Cenab-ı Hak. Şimdi müşrikler onları çağırırlar, fakat kendilerine cevap vermezler, veremezler. Biz, inkârcılarla ilâhları arasına ateşten bir engel koymuşuzdur. Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini o ateşe atılacaklarını anlamışlar. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar. Kaçışta yok kurtuluşta yok ebedî kurtuluşta yok. Allah ne dediyse doğru olan odur işte Kur’an-ı Kerim Allah’ın dedikleri Allah’ı kelâmı Kur’an-ı Kerim Kelâmullah Allah’ın Kitâb’ı ebedî bozulması olmayacak tek Kitâb geçmişi yeniledi. Allah bir O’nun dini İslam da bir…

 

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلاً﴿٥٤﴾

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً﴿٥٥﴾

وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ وَيُجَادِلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَمَٓا اُنْذِرُوا هُزُواً﴿٥٦﴾

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذاً اَبَداً﴿٥٧﴾

وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِۜ لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَۜ بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِه۪ مَوْئِلاً﴿٥٨﴾

وَتِلْكَ الْقُرٰٓى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِداً۟ ﴿٥٩﴾

 

Dakika 35:05

 

Şüphesiz biz, bu Kur’an’da insanlara çeşitli mânâları türlü misâllerle açık olarak verdik. İnsan ise, her şeyden önce çok mücadelecidir, cedelcidir yani. Hâlbuki Hakk’ın emrinde bütün insanlığın ve başta kendinin hayrına insanlığın hayrına çalışmalı aklıselim bilimle ve ilim irfânla Allah’ın emrinde Yüce Allah’a itaat ederek yaşasa cebelleşmeye zaman kalmaz. Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları îmân etmekten ve Rablerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerinin de kendilerine de gelmesinin veya âhiret azâbının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur. Yani akıllanmıyor geçmişten ders almıyor Nuh Kavmi helâk oldu bakın eğer ondan ders almayı bilseydi Hûd Kavmi helâk olmazdı. Bak Hûd Kavmi de ondan sonra helâk oldu. Hûd Kavminin helâk olmasından ibret alsaydı Semûd Kavmi helâk olmazdı. Bak, Semûd Kavmi de helâk oldu. İnananlar kurtuldu hepsinde de inananlar kurtuldu. Semûd kavminden ibret alsaydı Nemrut Kavmi helâk olmazdı Nemrut da helâk oldu. İbrâhim’i ateşe attı (AS.). Nemrut’tan ders alınsaydı Lut ’un, Şuâyb’ın kavimleri  (Aleyhisselâm ve Aleyhimüsselâm) ve Firavunlar helâk olmazdı. Bak, geçmişten insanoğlu ders almayı bilmiyor helâkını bekliyor ansızın kıyâmet kopsun başına belâ gelsin bunu bekliyor. He bunu beklemiyorum der herkes ama yaşantısına bakarsanız ne Allah tanır ne peygamber. Allah’ın ortaya koyduğu emirleri tanımazsan sen neyi bekliyorsun? Azr3ail gelsin canı cehenneme göndersin diye bunu mu bekliyorsun? Önceden Kur’an-ı Kerim seni kurtarmaya geldi haber veriyor uyarıyor. Seni yaratanı tanı diyor. Allah’a teslim ol kula kulluğu bırak Allah’a teslim ol Allah’ın emrine teslim ol. Muhammed’in getirdiği o ilâhî kurallara tâbî ol. Cenab-ı Hak, Habîbim Muhammed’e tâbî olun diyor açıkça Allah diyor bunu. (قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿٣١﴾) buyuruyor. Cenab-ı Hak yine buyuruyor ki; “Hâlbuki biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkârcı olanlar ise hakkı bâtılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar.” Bak, hakkı yok etmeye bâtılı egemen kılmaya çalışıyor. Kim? İnkârcılar. Kendilerine yazık etmiyorlar mı? Hakkın sahibi hakîkatin Allah sen Allah’ı yok edebilir misin? İslam’ı Allah hak olarak ortaya koydu İslam’ı yok etmek demek kendini yok etmek demektir. Çünkü İslam’ı ortaya koyan Yüce Allah’ın kendisi; Peygamberleri Allah gönderir sırasıyla ta Âdem’den başlamış peygamberleri Allah sırasıyla nice peygamberler gelmiş bu dünyaya.

 

Dakika 40:05

 

Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberler var adı geçmeyen nice peygamberlerin de olduğunu da Allah kendisi söylüyor Celle Celâlühü. Biz bunların hepsinin peygamberliğine inanıyoruz Yüce Allah’ın kitâbında neye inanın dediyse inanıyoruz ama tâğutları da reddediyoruz.

 

Hâlbuki peygamberleri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkârcı olanları ise hakkı, bâtılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Onlar, âyetlerimizi ve korkutuldukları azâbı da alaya almışlardır. Bakın Allah’ın âyetlerini inkâr eden alaya alan onlarla istihzâ edenler ve Allah’u Teâlâ’nın haber verdiği azâbı yok sayanlar hafife alanlar onunla alay edenler o alay ettikleri belâ tepelerine inerek gelmiştir. Geçmişteki kavimler bundan helâk oldular. Rabbinin âyetleriyle nasihat edilip de onlardan yüz çeviren ve daha önce işlediği günahları unutandan daha zâlim kim olabilir? Bakın Allah’ın âyetleriyle nasihate yaklaşmayanlar, Allah’ın âyetlerini anlayıp dinlemeyenler sırt çevirenlerden daha zâlim kim olabilir? Diyor Cenab-ı Hak. Allah dinlemem ben Allah’ı Allah’ın âyetlerini dinlemem deme şansına sahip miyiz biz? İşte Kur’an-ı Kerim’e sırt dönenler kulak tıkayanların hâline bir bakın. Tarihte İncîl’e, Tevrât’a ihânet edenlerin hâline bakın neler başlarına geldi daha neler gelecek.

 

Kıymetli dostlarım,

 

Biz onların kalpleri üzerine şanlı Kur’an-ı anlamalarına engel olan bir ağırlık kulaklarına da sağırlık verdik. Niye? İnkârlarından dolayı. Kur’an’ı inkâr ettin mi kulağında senin ne var? Bir ağırlık var ve sağırlık var. Anlama konusunda bir ağırlık yine duyma konusunda bir sağırlık var. Niye? İnkârından dolayı. Senin inkârın kulağına kalbine hem ağırlık anlayışının önüne geçiyor inkârın hem ağırlık hem sağırlık ortaya çıkıyor Kur’an’ı Hakk’ı duymuyor artık. Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! Sen onları doğru yola çağırsan da onlar aslâ hidâyete ermezler îmâna gelmezler. Niye? İnkârı kendine huy edinmiş, tabiat edinmiş. O da o inkârı onun küfrü şirki, iç dünyasına hem ağırlık hem sağırlık olarak mühür basılmış. Îmân edenlerin ise sağırlıkları ağırlıkları gözlerindeki perdeler kalkıyor mühür basılmıyor tövbe istiğfarla onlar ne yapıyorlar; îmân parlıyor içlerinde. Kimin îmân edeceğini kimin îmân etmeyeceğini Allah biliyor. İrâdesini kimin kötüye kullanacağını iyiye kullanacağını da biliyor herkesi biliyor. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır.

Bununla beraber rahmet sahibi olan Rabbin çok bağışlayıcıdır, tövbe eden kullarına rahmeti boldur. Gördün mü? Yüce Allah böyle diyor. Eğer Allah, işledikleri günahlar yüzünden onları hemen cezâlandıracak olsaydı, bakın mühlet veriyor onlara hemen azâb ederdi.

 

Dakika 45:10

 

O anda mahvedilirlerdi bak mühlet veriyor önceden Yüce Allah uyarıyor ona bir mühlet veriyor zaman tanıyor ki tövbe etsin îmâna gelsin diye. Gel sana verilen mühleti kaçırma iş işten geçtikten sonra keşke Müslüman olsaydım demenin bir faydası yok hemen derhâl Müslüman ol. İslam Yüce Allah’ın kanunları bütün insanlar da Allah’ın kulları. Allah bir Allah’ın kullarına teklif ettiği hakîkatta bir. Bütün peygamberler bunun için görevlendirilmiş vaktiyle en son evrensel Peygamberlik görevi de Hazreti Muhammed’e verilmiş ve ona da Kur’an-ı Kerim indirilmiş. Bütün peygamberlerin dini İslam’dır sadece geçmiş çağlarda zamanın şartları değiştikçe Allah şeriatları kendi yenilenmiştir, Allah yeniler İslam ile de geçmişin tamamını yenilenmiştir Cenab-ı Hak. İslam ebedî yenidir çağların önünde gider her probleme çözüm getirir.

 

Fakat onlara vaad edilen bir zaman vardır ki, o geldiği zaman Allah’ın azâbından bin kurtuluş yeri bulamazlar. İş işten geçmiş olur yazık olur. Kur’an-ı Kerim insanlığı uyarıyor Hakk’a nura çağırıyor, İslam nur. Küfür, şirk, zulüm, karanlık bunlar hem de cehennem karanlığı hem de ebedî akreplerle, yılanlarla, ateşlerle, kanlarla, irinlerle boğuşma zindanlık yeri cehennemdir. İnkârın sonu orasıdır. İşte zulmettikleri için helâk ettiğimiz şehirler! Biz onların helâkleri içinde belirli bir zaman tayin etmiştik. Allah her şeyi takdirle ortaya koymuştur (Likülli şey’in kadîra) her şeyi takdir iledir. Zaman takdiri, mekân takdiri her türlü her şey takdir iledir. Planlı programlıdır Allah’ın işleri zamanlar programlanmış mekânlar ne yapılacaksa onlara bir ölçü konmuş takdir edilmiştir. Onun için insanoğlu Rabbisini tanımalı emrine girmeli şanlı şatafatlı bir îmân hayatı İslam hayatı yaşamalı ki hayatı yaşantıyı veren Allah olduğu için O’nun emrinde kul ol. Bütün âlemler O’nun emrinde hayatı yaratan O ölümü yaratan O başkası değil ki.

 

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُباً﴿٦٠﴾

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَباً﴿٦١﴾

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَباً﴿٦٢﴾

قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَباً﴿٦٣﴾

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصاًۙ﴿٦٤﴾

فَوَجَدَا عَبْداً مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْماً﴿٦٥﴾

قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْداً﴿٦٦﴾

قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً﴿٦٧﴾

وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْراً﴿٦٨﴾

قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِراً وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْراً﴿٦٩﴾

قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَن۪ي فَلَا تَسْـَٔلْن۪ي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْراً۟﴿٧٠﴾

 

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Dakika 50:35

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! Bir vakit Mûsâ Aleyhisselâm genç adamına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim yahut senelerce gideceğim.”

 

Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.

 

İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman, Mûsâ Aleyhisselâm genç arkadaşına: “Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk” dedi.

 

O adam genç adam: “Gördün mü!” dedi. Kaya’ya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak şeytan bana unutturdu o deniz de garip bir yol tutup gitmişti.”

 

Mûsâ da Aleyhisselâm demişti ki: “İşte aradığımız o idi.” Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.

 

Nihâyet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğrenmiştik.

 

Mûsâ ona: “Allah’ın sana öğrettikleri ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tâbî olabilir miyim?” dedi. Bu Hızır Aleyhisselâm ve Mûsâ’nın görüşmeleri.

 

(Hızır) dedi ki Aleyhisselâm: “Doğrusu sen benimle aslâ sabır edemezsin” dedi Mûsâ’ya.

 

“İç yüzünü karayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?”

 

Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki; “İnşâ’Allah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim” dedi.

 

(Hızır) Aleyhisselâm dedi ki: “O hâlde bana tâbî olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!” dedi. Tabii durabilirse Mûsâ Aleyhisselâm.

 

Şimdi (فَانْطَلَقَا۠) Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. (Hızır Aleyhisselâm’la) Mûsâ Aleyhisselâm.

 

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا رَكِبَا فِي السَّف۪ينَةِ خَرَقَهَاۜ قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً اِمْراً﴿٧١﴾

 

Nihâyet gemiye bindikleri zaman, o kul yani (Hızır Aleyhisselâm) gemiyi deldi. Mûsâ, ona şöyle dedi: “Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın” dedi. İşte durum böyle gizli işler “Ledün İlmi” böyle bir üstü kapalılık var ama içi hikmet dolu.

 

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً﴿٧٢﴾

 

Hızır (AS.) dedi ki: “Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

 

Dakika 55:00

 

 

قَالَ لَا تُؤَاخِذْن۪ي بِمَا نَس۪يتُ وَلَا تُرْهِقْن۪ي مِنْ اَمْر۪ي عُسْراً﴿٧٣﴾

 

Dedi Mûsâ (AS.) yani Mûsâ dedi ki: “Unuttum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işinden dolayı bana bir güçlük çıkarma” dedi. (فَانْطَلَقَا۠ ) Tabii ki gittiler.

 

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَاماً فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْساً زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً نُكْراً﴿٧٤﴾

 

Yine gittiler. Nihâyet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır Aleyhisselâm hemen o erkek çocuğunu öldürdü, Hızır öldürdü. Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki: “Kısas olmadan mâsum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın” dedi.

 

İşte kıymetli dostlar,

 

Hikmet dolu işlerin dış yüzü böyle ama içyüzü başka türlü… Şimdi İnşâ’Allah’u Teâlâ bu “Ledün İlmi” konusunda sizlere bazı keşif notları vereceğim şimdi bunların özünü irşâd notlarını verelim. İnşallah daha sonra da keşif notları ile dersimiz devam edecektir. Şimdi;

 

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْراً﴿٧٥﴾

Hızır Aleyhisselâm dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana” dedi.

 

قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْرا﴿٧٦﴾

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَاراً يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْراً﴿٧٧﴾

 

Şimdi Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki: “Eğer dedi bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! dedi. Hakîkaten benim tarafından ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın dedi. Bunun üzerine yürüdüler. Nihâyet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar.” Şu köylüye bakın, biri Mûsâ gibi bir peygamberi biri de Hızır ne gibi birisi ki, Hızır Aleyhisselâm Mûsâ Aleyhisselâm. “Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır Aleyhisselâm hemen onu duvarı doğrulttu. Mûsâ Aleyhisselâm dedi ki: “İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın” dedi.

 

Hızır dedi ki: “İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim” dedi.

 

Kıymetli dostlar,

 

قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراً﴿٧٨﴾

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْباً﴿٧٩﴾

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَاناً وَكُفْراً﴿٨٠﴾

فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْراً مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْماً﴿٨١﴾

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحاًۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِـعْ عَلَيْهِ صَبْراًۜ﴿٨٢﴾

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Dakika 1:00:42

 

Şimdi bakın durumu izâh edecek Hızır Aleyhisselâm bunları neden yaptığını.

 

Hızır dedi ki: “Gemi denizde dedi çalışan birkaç yoksula aitti dedi. Hani gemiyi delmişti ya. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı” dedi. Bu fakirlerin elinden bu gemi çıkmasın diye böyle yaptım dedi kusurlu hâle getirdim amacım gemi batırmak değil dedi.

 

“Oğlanı dedi öldürdüm niçin biliyor musun?” dedi. “Oğlana gelince, onun ana-babası mü’min kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk” dedi.

 

“İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.”

 

“Duvarı dedi niçin doğrultum?” dedi. “Duvar ise; O şehirde iki yetim oğlana ait idi dedi. O duvar iki yetimindi dedi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimseydi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk ergenlik çağlarına ersinler büyüsünler ve Rabbinden rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Yani duvar yıkılırsa hazine başkalarının eline geçecek ama duvarı doğrulttu ki o çocuklar büyüyecek duvarın altından hazineyi kendi elleriyle çıkaracaklar hem de yetim çocuklar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğinden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzleri budur dedi Hızır (AS.).

 

Cenab-ı Hak Rabbisinin her emrinin yerli yerince olduğunu hikmet dolup taştığını bilen Rabbisine teslim olan O’nun himâyesinde olup ebedî mutlu olan kullarından eylesin.

 

Dakika 1:03:44

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 45 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}