Tefsir 397-01

397- Tefsir Ders 397 hayat veren nurun keşif notları

397- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 397

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Hac Sûresi 38’inci Âyet-i Kerime’den 78’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

 (لِيَشْهَدُوا مَنَافِـعَ لَهُمْ) “Tâ ki kendilerine ait birçok menfaatlere şahit olsunlar.”                              (يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا) Rablerinden bol nimet ve rızâ talep edenler Yüce Allah şanlı Kâbe-i Şerif’i hürmetli ve Kâbe’yi insanların faydası için  ortaya koydu.

 

İbn-i Abbâs’tan gelen bir rivâyette: Hem dünya hem de âhiret ile ilgilidir bu menfaatler âhiretle ilgili menfaatler Allah’ın bağışlaması ve rızâsı gibi lütuflardır ve bahşişlerdir. Dünyadaki menfaatlere gelince bunlarda Allah’ın insanlara olan nişanelerini görmekle irfân, ahlâk, ticâret ve sosyal hayatla ilgili bir takım faydalardır bu menfaatlere hazır olsunlar. “Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği o kurbanlıkları belli günlerde kurban ederken O’nun adını yani Allah’ın adını ansınlar ‘’Bismillahi Allahu Ekber’’ desinler.” Burada ‘’Behimetül En’am’dan bahsediliyor bunlar; Deve, sığır, davar gibiler ’Behimetül En’am’’ olarak geçmiştir. Bu aynı zamanda bu konuda ‘’Mâide Sûresi’nin 1’inci âyetinde’’ ‘’En’âm Sûresi’nin 143 ve 144’üncü âyetlerin de’’ bu konularla ilgili bilgiler vermeye oralarda çalıştık. Hac âyetlerinde sayılı günler teşrik günlerindir. ‘’Bakara Sûresi’nin 203’üncü âyetinde de’’ bu konuda bilgi vermiştik. Belirli günler ise zilhicce ayının ilk on günü veya kurban günleridir. İmâm-ı Âzâm Ebû Hanîfe, İmâm-ı Şâfiî ve mâlûm belirli günlerin zilhiccenin ilk on günü olduğunu söylemişlerdir ki, Mücâhid’in, Atâ’nın, Katâde’nin, Hasan’ın görüşleri ve Saîd Bin Cubeyr’in İbn-i Abbâs’tan rivâyetidir. Kurban ikinci ve üçüncü günleri de ikisi de bildiğinden bu üç gün kurban günleri olarak bilinir. İmâm-ı Ebû Yusuf ve İmâm-ı Muhammed belirli günlerden maksadın kurban gülleri olduğunu söylemişlerdir. “Fâ’nın” Fasiha açıklama cümlesinin başında gelen ‘’Fâ’’ olduğu anlaşılır (وَاَطْعِمُوا الْـبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ) “Ve muhtaç olan yoksula da yedirin.” Yeme emri mubahlık yedirme emri ise vaciplik ifade eder. Buraya dikkat et! Yeme emri mubahlık yedirme emri ise vaciplik ifade eder. Yedireceksin hayır işleyeceksin veren el merhamet eli olacaksın. İslam âlemi kuşatan bir merhamet ve Allah’ın rahmetinin tecellîsidir.

 

Dakika 5:07

 

Bir tavaf 7 şavt, 1 şavt 7 dolaşımdır. 7 şavt’ın 4’ü farz 3’ü vaciptir. Haccın rükûnlerinden olan ifâza tavafı diğer adıyla ziyaret tavafıdır ki bu tavaf yapılmadan ihrâmdan çıkılmaz. Cenab-ı Hak (وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ) “Ve adaklarınızı yerine getirsinler.” (وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ) “Ve Beyt-i Atik’i yani Kâbe-i Şerif’i tekrar, tekrar dolaşıp tavaf etsinler” diyen yüce âyetin keşif notlarından fıkhî konularından bazılarına değinmiş olduk. Sader denilen veda tavafı olduğunu söylemişlerdir ki o âfâkî yani Mekke’nin dışından gelenler için vaciptir bunun tam karşıtı ise kudüm tavafıdır ki, ilk vardığı vakit yapılır. Kâbe-i Şerif’e Beyt-i Atik denilmesinin bazı hikmetlerinden bahsedelim, bu konuda da bazı keşif notları verelim. Atik dilimizde meşhûr olduğu gibi kadîm mânâsına gelir önceki zamandan kalma demektir. Fakat eski daha çok “halak” yani köhne ve harap anlamını ifade eder. Oysa atik, antika demektir. Yani ne Kâbe-i Şerif öyle bir kutsî kıymeti vardır ki dünyada emsâli bulunmayan bir antikadır atiktir kendisi. (إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ ﴿٩٦﴾) “Şüphesiz insanlar için ilk kurulan ev mâbed Mekke de âlemlere mübârek olan Kâbe-i Muazzama’dır, Kâbe-i Şerif’tir. ‘’Âli İmrân Sûresi 96’ncı âyet-i kerime de’’ Mabetlerin ilk olması itibariyle atik adı verilmiştir. Bu görüş Hasan-ı Basrî’ye aittir (Kuddise Sırruhu Rahmetullâhi Aleyhim ve Aleyhim Ecmaîn). Yine “Atik” İsrâ Sûresi’nin son kısmında 111’inci âyetinde de bu konuda orada da bilgi verilmiştir. Itak gibi yeni ve değerli olma anlamına gelir. Beyt-i Atik: Şerefli ve saygıdeğer ev demektir. Beytü’l Haram: Hürmetli ev denilmektedir. Bu görüşte Saîd Bin Cübeyr ’den nakledilmiştir. Atik: Özgür ve hür olma anlamına gelir. Hürmetli Kâbe de zâlim despotların sataşmalarından kurtulduğu için ona bu isim verilmiştir. Bakın, Sevgili Peygamberimiz yani Yüce Allah Kâbe’ye “el-Atik” adını verdi çünkü onu despotların şerrinden korumuştur. Hiçbir zaman bir zorba ona galebe edemedi tarih boyunca. Bunun için bu hadis Peygamberimizden nakledilmiş ve sahîh kaynaklardan Tirmizî bunu rivâyet etmiştir.

 

Dakika 10:00

 

Bu hadis aynı zamanda Buhârî tarihinde İbn-i Cerîr, Taberânî ve daha başkaları İbn-i Zübeyr ’den rivâyet etmişlerdir. Tirmizî hasendir demiştir, Hakîm ise sahîhtir demiştir. İbn-i Ebî Necih ile Katâde de bu anlamda tefsir etmişlerdir. Gerçekten bir zamanlar Tübba Yemen hükümdarı Kâbe’yi yıkmak istemiş fakat felç olmuş ve bu işten vazgeçmesi için yapılan tavsiyelere uyunca da iyileşmişti. Bunun üzerine Kâbe’ye olan saygısını göstermek için ona bir örtü yaptırmıştır ki, ilk Kâbe örtüsüdür denmektedir. Sonraları “Ebrehe de Fil Vakası” ile perişan olmuştu Haccac ise tabii ki orada İbn-i Zübeyr’i çıkarmak için uğraşmıştı ama o Haccac tekrar yaptı Kâbe-i Şerif’i. Karmatîler’in Hacer-i Esved’i birkaç sene alıp götürmüş olmaları da bu kabilden olsa gerektir. Âhir zamanda Habeş tarafından yıkılır taşlarının denize atılacağına dâir rivâyet edilen bir hadisin içeriği ise sahîh olduğuna göre kıyâmet alâmetlerindendir. Mücâhit kimsenin mülkü olmadığından dolayı hurrul asil; temelden özgür anlamını ifade etmesi için kendisine atik adının verildiğini söylemiştir. Bazıları da atik; mutik özgürlüğe kavuşturan anlamındadır demişlerdir. Hac edenler boyunlarını günahlardan kurtarırlar demektir. Şimdi bu açıklamalardan anlaşılan şudur ki: Beyt-i Atik unvanının bütün bu mânâları içine alacak şekilde bir tercümesinin yapılmasının mümkün olamayacağını göre onun olduğu gibi korunması gerekir. Kur’an-ı Kerim’e anlam verilirken bunlara çok dikkat edilmelidir. (ذٰلِكَۗ) İşte böyle (وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ ) Her kim Allah’ın hürmetlerine saygı gösterirse… Yani Allah’ın hükümlerine, emirlerine, yasaklarına Beyt-i Haram, Mescid-i Haram, Beledü’l Haram Mekke, Meş’aril Haram, Müzdelife Mescidi, Şehri Haram yani haram aylar vesâire gibi muhterem kıldığı şeylere riâyet etmenin vacip olduğunu bilerek ve gereği gibi amel ederek saygı gösterirse (فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ) “Rabbimin katında o onun için hayırdır mükâfatını görür.” (وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ ) Size En’am yani koyun, keçi, sığır, deve bunlar hep helâl kılındı. Bahire; kulağı yarılıp salıverilen deve, sahibe; putlara adak yapılan deve, vâsile; erkek dişi ikizler doğuran deve, Hâm; sırtı yükten muaf tutulan erkek deve bunlar yok, sekiz eşlerin hepsi helâldir.

 

Dakika 15:00

 

(اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ)  “Ancak size okunan şey müstesnâ” ki bu da ‘’Mâide Sûresi’nin başında 3’üncü âyette’’ açıkladığımız gerçeklerdir. Orada açıklandığı üzere leş, kan (وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ) Allah’tan başkası adına boğazlanan bunlar leş hükmündedir, hepsi leş kan. Allah’tan başkasının adına boğazlanan kesilenlerin hiçbiri yenmez. İşte bu Saibe’ler, Hâm’lar bunlar putlara ayrılmış putperestlerin ortaya koyduğu bâtıl şirk inançlarının gereği ortaya atmış oldukları sapıklığın tâ kendisidir. Bunun için putlara dikmek gibi manevî pisliklerden de sakının. Hayvanları Allah’ın adını anarak kesin, Allah’tan başkasının adına kesip de onları pis etmeyin. (وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ) Yalan sözden de çekinin. Putlara tapmak bir yalancılıktır, yalancılığında başıdır. “Bahire, Saibe, Vâsile, Hâm” haramdır demek gibi yalan sözlerden ve akidelerden sakının. Allah’ın helâl ettiğini bütün dünya bir araya gelse kimse haram edemez, haramları da helâl edemez. Allah Celle Celâlühü neye haram dediyse o haramdır, neye helâl dediyse onlar helâldir. Haram, helâl hükmünü ortaya koyan Allah’ın kendisidir. Allah tanımayan O’nun hüküm ve kânûnlarını tanımayan, O’nun Peygamberi Muhammed Mustafa’yı tanımayan, O’nun Kitâb’ı şanlı Kur’an’ı ı tanımayan onlar o zaman hangi dalâletin içinde yüzdüklerini gördüler görecekler ve sonuna katlanacaklar mecburen. Cenab-ı Hak, bakın şirk koşanlara hakkı tevhîd inancında olmayan îmânsızlara müşriklere ne diyor; (حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ) Allah için her dinden çekilip samîmî olarak gerçek tevhîde sarılmış bir cemaat olarak… (غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ) O’na hiçbir şekilde ortak koşmayarak  (وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ) Kim Allah’a ortak koşarsa (فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ) sanki gökten düşüp (فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ) kuşların taptığı (اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ) veya rüzgârın uzak bir yere bir uçuruma sürüklediği bir şeye benzer. Dikkat et! Kim Allah’a ortak koşan sanki gökten düşüp kuşların kaptığı veya rüzgârın uzak bir yere bir uçuruma sürüklediği bir şeye benzer. Şirk böyle helâk edicidir. İnsanın kalbini didik, didik didikler uçurumlara sürükler. Şirk, kişinin kendini parça, parça etmesidir kendine yazık eder. Şirki iyi anla! Allah birdir eşi benzeri yoktur. Onun için Allah’ın birliğine inanamayan herkeste şirk vardır.

 

Dakika 20:00

 

İnkâr edende de küfür vardır. Allah’ı ve O’nun ilkelerini inkâr eden de münkirdir. Kendisinde küfür vardır  o küfür, o şirk, o nifâk, o zulüm, o fâsıklık onu cehennemde ebedî bırakır. Tabii buradaki zulümden maksat küfür ile beraber bulunan zulüm. Yine fâsıklıktan maksat îmânını kaybeden fâsıklardır. Allah’ın nişânelerinden olan haccın o büyük kurbanlarına karşı saygı göstermeli Allah’ın adını anarak kurban etmelidir. Neden Allah’ın adı anılıyor derseniz onları Allah yarattı da onun için. Yaratıcı yarattı onları keserken onu yaratan adına keseceksin yaratanın adıyla keseceksin. Başkasına başkasının adını anarak kestiğin zaman o başkası senin adını andığım kişi o kurbanın bir tek tüyünü bile kılını bile yaratamaz. Başkasının adın Allah’ını anarak Allah’ın yarattığını kesersen o da şirktir. Mina da kurban olurlar ki Allah’tan başkası adına tabii kesilemezler. Başkaları bunların bir tek kılını bile yaratabilir mi? Diye sor o kesenlere. Allah’ın Allah anılınca kalpleri titreyenler işte Allah’ın birliğini iyi anlamış iyi inanmışlardır. Allah’ın büyüklüğünün o anda gönüllerinde parladığını hissederler. Bunlar zekât sadakalarını verirler seve seve kurbanlarını keserler ikrâmda ederler bedeneleri de yani hayvanların iri gövdeleri olan ve hac da kurban olarak kesilenleri ki develerdir. (El bedenetü an seb’atin vel bakaratü an seb’atin) “Kurban olarak bir deve 7 kişi bir sığır da 7 kişi için yeterlidir.” buyurmuştur Sevgili Peygamberimizden rivâyet edilmiştir. Müslim ve sahîh kaynakların hepsinde pek çoğunda bulunmaktadır. Deve ayakta iken ön ayaklarından biri bağlanır gerdanından boğazlanır ki, bu “nahr” adı verilir bununla beraber çene altından kesilmesi de câizdir. Sığır ile keçi ve koyun ise yatırılıp 3 ayağı bağlanarak boğazlanır buna da “zebh” denilir “nahr” veya “zebh” de Allah’ın adının anılması; ‘’Bismillahi Allahu Ekber Allahümme minke ileyke’’ demektir ki Allah’ın adıyla Allah en büyüktür. Allah’ım! Bunlar sendendir ve sanadır. Çünkü nimetin sahibi O’dur kulluk O’nadır O’nun rızâsı için yapılır her meşrû olarak yapılanlar. Gayrimeşrû olan ne varsa her şey onun rızâsı için terk edilir yapılmaz. Gayrimeşrû olanları o yasaklamış meşrû olanları emretmiş veya tavsiye ettikleri var Emirler vücub ifade eden emirler kesin kez onları yapmak boynumuzun borcudur. Yenilmesi câiz olan kısımlarından bu kurbanları yiyiniz. Hayvanların büyüklüğüne birde insanın küçüklüğüne bakmalı ve maddenin mânâ karşısında nasıl aciz ve güçsüz kaldığını görmeli. Ve Yüce Allah’ın insana verdiği nimet ve gücün kudretini bilmeli Allah’a şükür etmelidir.

 

Dakika 25:30

 

 

Çünkü o koskoca develer sana itaat ediyorlar. Koskoca sığırlar sana itaat edip bıçağın altına yatıyorlar kapına şırıl, şırıl süt getiriyorlar ve et getiriyorlar sırf senin için yiyip içiyorlar. Ey insanoğlu nankörlüğü bırak da yaratanı tanı!

 

Muhiddin Arabî Hazretleri demiştir ki; Mina ümmi ’yeden türemiştir ki arzulanan kavuşmak anlamındadır. Meşrû olan arzularına kavuşan kimse gâyesine ermiş demektir ruhların görevden azl edilmesi ruhları yine onlara nezaret eder. O cesetleri deve sığır olarak idare ettikten sonra bu defa insana ait olmak üzere yönetir. Yani bütün hayvanların eti, sütü, ruhları hep sana hizmet ediyor hayvanların sana hizmet ediyorlar. İnsan seçkin bir yaratıktır Muhiddin Arabî’nin bu sözünü tabii herkesin anlama şansı kolay olmaz. Emrini tutup O’na karşı saygılı olmayan… Kime? Yüce Allah’a. Ve sizi ihlâs ile Allah’a yaklaşmaya dâvet eden takvânızdır ki işte Allah katında makbûl olan Allah’ın rızâsına ulaşan budur. Allah’ın nimetinin büyüklüğünü ve kudretinin yüceliğini tanıyıp ululuğu ve birliğini hem kalp hem söz hem de davranışlarınızla tekbir ile ilân edesiniz. (وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ) “Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Bir de insan ve iyilik yapanları müjdele” buyuyor bu âyeti kerimeyle.

 

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟﴿٣٨﴾

 

Yüce Rabbimiz bu âyet-i kerimede: Şüphesiz Allah inananları savunur diyor. Çünkü Allah hâin ve nankörlerin hiçbirini sevmez buyuruyor. Mü’minlerden kâfirlerin hücumlarını defeder. Şöyle bir tarihe bak îmân ile küfür karşı karşıya geldiği zaman îmân ebedî Muzaffer olmuştur ve muzafferdir.

 

اُذِنَ لِلَّذ۪ينَ يُقَاتَلُونَ بِاَنَّهُمْ ظُلِمُواۜ وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَد۪يرٌۙ﴿٣٩﴾

 

Kendilerine savaş açılan kimselere (inkârcılara karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kâdirdir.

 

اَلَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ اِلَّٓا اَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللّٰهُۜ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِــعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ ف۪يهَا اسْمُ اللّٰهِ كَث۪يراًۜ وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَز۪يزٌ﴿٤٠﴾

Dakika 30:00

 

Cenab-ı Hak; Onlar: “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Cenab-ı Hak bunu duyuruyor cihâna haksız yere çıkarıldılar sırf bunların suçu: “Rabbimiz Allah’tır” demeleridir diyor. Nice zulme uğradılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla def etmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan mescitler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi dinine yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür çok izzetlidir her şeye gâliptir.

 

Dikkat edin bu âyet-i kerimeye ve İslam’ın Müslümanların 14 asırdan beri dünyada bütün milletlerin hak ve özgürlüklerini koruyarak gelmiştir ne kilise yıkmıştır, ne havra yıkmıştır. Dünyada herkesi inancında herkesi serbest hür bırakmış Hakk’ı hâkim kılmıştır bütün milletlerin hak ve hukûkunu korumuştur ve zimmetine almıştır. Ne yazık ki İslam’ı dünyaya ters göstermeye çalışan dünyada İslam’a karşı insanlığın baş düşmanı sahtekârlar bulunmaktadır.

 

اَلَّذ۪ينَ اِنْ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَلِلّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ﴿٤١﴾

 

Onlar (o mü’minlerdir) ki eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek o mü’minler Müslümanlar namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir. İşte iktidarı bütün insanlığın hak ve hürriyetlerini hukûkunu İslam’ın koruduğunu koruyacağını Cenab-ı Hak burada bildirmektedir. Onun için yeryüzünün adâleti, barışı, kardeşliği İslam’a bağlıdır İslam evrensel barış ve adâlettir. Bunu unutma! Bütün mahlûkatın hukûkunu koruyacak yegâne adâletin ve sosyal adâletin merhametin ve soysal merhametin vicdanın ve evrensel vicdanın tamamı İslam’da bulunmaktadır. İslam’ı bilmeyenler Allah’a iftira ediyorlar Peygambere iftira ediyorlar insanların suçlarını İslam’a yüklemeye çalışıyorlar. Bu cehâlettir bile bile yapılıyorsa hâinliktir tam bir ihânettir ki, insanlık âlemine en büyük kötülüktür. (اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ) “Şüphesiz Allah hâin ve nankörlerin hiçbirini sevmez.” Kim bu hâinler? Emânetlerine hıyanet… Kimin emânetlerine? Allah’ın emânetlerine hıyânet, nimetlerine karşı ise nankörlük edenlerin hiçbirini sevmediği gibi onların meydana geçirdiği toplumu da müdafaa etmez. Niçin? Zâlimlerden meydana gelmiş zâlimlerin desteklendiğini bir toplumu Allah müdafaa eder mi? Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimelerde: “Kendilerine savaş açılan kimselere izin verildi. Çünkü onlar zulme uğramışlardır.” Sahâbeler ise kimi dayak yemiş kimi yaralanmış bir hâlde gelip Sevgili Peygamberimize başlarına gelen bu haksızlıkları şikâyet ediyorlardı. Efendimiz Hazreti Muhammed onlara: “Sabrediniz, çünkü henüz bize savaş ile emir olunmadım” buyurdu. İşte o zaman bu âyet nâzil oldu, savaş hakkında inen âyettir. ‘’Bakara 190’ıncı âyeti kerimesinde’’ bu konuda da bilgi verilmiştir.

 

Dakika 36:00

 

وَاِنَّ اللّٰهَ عَلٰى نَصْرِهِمْ لَقَد۪يرٌۙ   Şüphesiz Allah Celle Celalühü onlara o müminlere yardım etmeye onları zafere ulaştırmaya elbette kâdir çok mu çok kâdirdir tam kâdirdir hem de her şeye kâdirdir. O mazlumlar ki, Rabbimiz Allah’tır demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla def etmeseydi ne olurdu? (هُدِّمَتْ صَوَامِــعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ ف۪يهَا اسْمُ اللّٰهِ كَث۪يراًۜ  ) Manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan mescitler yıkılırdı. Görüyorsunuz İslam bütün dünyada ne kadar inanç grupları varsa İslam bunları koruyarak gelmiştir. Onların hak ve hukûkunu, hürriyetini korumuştur ve kendi canını koruduğu gibi korumuştur. Burada savma tepesi sivri Hristiyan rahiplerinin manastırlarının ve “Sabie” yıldızlara tapanlar sofularının zâviyelerinin adı olmuştur. Bakın, hem Sabie’nin hem Hristiyanların hakları korunmuş İslam âlemi tarafından. Hem de Kur’an-ı Kerim’de ne diyor; “Bunlar da yok olurdu” eğer İslam’ın o sosyal barış ve sosyal adâlet hukûkun üstünlüğünü koruyan ilkeleri İslam’da sonuna kadar var. Yalnız İslam’a ihânet edilmesini yeter ki. Burada biri ‘’Biâ’dan maksatta Hristiyanların ibadet yeri olan kiliseler demektir. Bakın manastırlar kiliseler hep bunlar korunarak gelmiştir Müslümanlar tarafından. ‘’Salat’’ bu kelime İbrânice “salutadan” gelen ve sonradan Araplaşan bir sözcüktür, bu da Yahûdîlerin namaz yeri yani havra demektir. Görülüyor ki mescitler Allah’ın adının çok anıldığı yer olarak nitelendirilmiştir ki, bunda iki nükte vardır. Birincisi İslam’ın emrettiği ibadetlerden asıl maksadın Allah’ın adının çokça anılması olduğunu vurgulamaktır. İkincisi de diğerlerinin var olmalarının asıl sebebi olan Allah’ın anıldığı yer olmaktan çıkıp başka maksatlar için kullanıldığına da işarettir. Çünkü İslam bunları korur ama Îsâ’nın getirdiği ibadet şekli değildir, Mûsâ’nın getirdiği ibadet şekli değildir. İbrâhim’in getirdiği ibadet şekli değildir oradakiler. Onlar aslının dışına amacının dışına çıkarılmış.

 

Dakika  40:23

 

Bugün aynı oyun Müslümanlar içinde oynanmaktadır. Müslümanı bozmaya çalışıyorlar Kur’an-ı Kerim’i bozma şansları yok İslam’ın bozulma şansı yok. İnsanları bozabilirler ve bozdular da bozabildiklerini ama bozulmayacak kıyâmete kadar gerçek bir ‘’Fırka-i Nâciye’’ bulunmaktadır Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat fırkası. İnsanlara bakın bilhassa inananlara burada Cenab-ı Hak kendilerini hakkı savunmak için savaşma hak ve salâhiyetini vermeseydi manastırlar, zâviyeler, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan mescitlerin hepsi yıkılırdı diyor. İslam bunları koruyarak geldi koruyarak gidecektir. Yine ‘’Bakara Sûresi’nin 251’inci âyetinde’’ de anlatıldığı gibi: “Bütün yeryüzünün düzeni bozulurdu” çünkü zulme İslam, dur diyen yanılmaz,  sarsılmaz gerçek mağlup olmaz tam kuvvetin adıdır İslam. Zâlime dur der bütün insanlığın kârine. Cenab-ı Hak; (وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ ) “Şüphesiz Allah kendi dinine yardım edene yardım edecektir.” Bu Allah’u Teâlâ’nın kendi sözü Allah sözünden caymaz caymadı. Tarih boyunca ve ebedî dünya da mezar ve mahşerde kime yardım edecektir? Allah kendine itaat eden hak dinin mensuplarına. Ki, Hakk’ın dini hak din İslam’dır. Bütün Peygamberlerin dinidir. Allah’ın dini başka türlü olmaz. Allah yardımının kesin olarak gerçekleşmesini onların yardım ve çalışmalarına bağlamıştır. Ne diyor Yüce Allah; Siz benim emrimde çalışın benim hak dinim için siz o yolda çalışın ki, ben de size yardım edeyim diyor. Dikkat et burayı unutma! Allah, yardımının kesin olarak gerçekleşmesini onlardan yardım ve çalışmalarına bağlamıştır. Sen Allah’ın dinine yardım et ki Allah da sana yardım etsin. Allah’ın dinine yardım nasıl olur? Bu dini bileceksin, yaşayacaksın, tebliğ edeceksin hem de ulaşabildiğin kadar bütün dünyaya. Şuanda dünya da bak ulaşım, iletişim nimetleri ortaya çıktı bunlardan gereği gibi faydalan. Hakkı cihâna duyur hem yaşa hem cihâna duyur ki dünyaya barış gelsin evrensel barış İslam’ın kendisidir. Kur’an-ı Kerim bunu bizzat Yüce Allah tarafından ortaya konan bunun barışın anayasası adâletin, huzurun, rahmetin,  merhametin anayasasıdır. Allah’ı tanımayanlar bu gerçeği anlamazlar. Anlamazlarsa, Azrâil gelip gırtlaklarına çökünce anlayacaklar. Gözlerinden perde kalkar gökyüzü mi’râc kurulur artık Mi’râc’a bakmaya başlar ama ruhun alıp o ölüm melekleri ruhunu alıp birinci kat semâya çıkınca oradan kovulacak. O pis ruh îmânsız ruh bunu siccine götürün diyecekler.

 

Dakika 45:02

 

Başta babamız Âdem’in önüne gelecek sol tarafından pis bir ruh, bakacak ki îmânsız bir evladı Âdem’in evladı onu-bunu diyecek götürün siccine ve onun ruhu yükseltilmeyecek. Îmânlıların ruhu ise  „A’lâ-yı illiyyîn’e“ yükseltilecek. Meşrû güzel şeyleri Allah emreder. Aklını başına al! Gayrimeşrû çirkin ve dinen reddedilmiş şeylerden sakındırırlar. Kim bunu yapan? Ehliyetli îmânlı kadro. Cenab-ı Hak ne diyor bak ne diyor bak, (الَّذِينَ) onlar diyor o mü’minlerdir ki, (مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ) eğer kendilerini yeryüzünde yerleştirirsek iktidar mevkiine getirip devlet idâresini ellerine verirsek diyor bu îmânlı kadronun eline, (اَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ ) bunlar namazı kılarlar zekâtı verirler. Ve adâleti uygularlar zenginle fakir arasında ki dengeyi sağlarlar tam adâlet ölçüsünün. Fakiri ezdirmezler zengine zengini de sömüren haline getirmezler, tam adâletli uygularlar. (وَاَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنْكَرِۜ) İyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Meşrû güzel şeyleri emreder gayrimeşrû çirkin ve dinen reddedilmiş şeylerden sakındırırlar. İktidar mevkiine geçince ahlâklarını bozmazlar ne oldum delisi olmazlar. Dinden adâletten sapmazlar birer idâreci olurlar ki tam âdil idâreci olmak zorundadırlar. Doğrusu Hülafa-i Raşidin böyle olmuşlardı. Kim Hülafa-i Raşidin? Bilenler biliyor bilmeyenler açıklayalım; Hülafa-i Raşidin  Ebû Bekir’i Sıddık (Radıyallâhu Anh) Ömer-ül Fâruk (Radıyallâhu Anh), Osman-ı Zinnureyn (Radıyallâhu Anh), Ali ’yel Murtaza (Radıyallâhu Anh) bunlar Hülafa-i Raşidin. Bunlar işte adâletle Allah’ın indirdiği hak kânûnlarla hilâfet makamında bulunmuşlardır, görevlilerini güzel mi güzel yapmışlardır. Ne yazık ki onların o güzel idâresinin karşısında o zamanın emperyalist, sömürücü, kışkırtıcı, içten fitne, fesat, bozguncu, ihtilâl, yeraltı yerüstü illegal teşkilatları da o zamanda harekete geçirmişlerdi. Ama hakkın önünde bâtıl hiçbir zaman barınamamış yok olmuştur  yok olmaya da mahkûmdur.

 

Sevgili izleyenlerimiz,

 

‘’Hac Sûresi’nin 42’inci âyetine’’ geldik İnşâ’Allah  bu âyetle de diğer dersimiz devam edecektir.

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُۙ﴿٤٢﴾

 وَقَوْمُ اِبْرٰه۪يمَ وَقَوْمُ لُوطٍۙ﴿٤٣﴾

 وَاَصْحَابُ مَدْيَنَۚ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَيْتُ لِلْكَافِر۪ينَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْۚ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ﴿٤٤﴾

فَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُعَطَّـلَةٍ وَقَصْرٍ مَش۪يدٍ﴿٤٥﴾

 اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَٓا اَوْ اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۚ فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّت۪ي فِي الصُّدُورِ﴿٤٦﴾

 وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ وَعْدَهُۜ وَاِنَّ يَوْماً عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ﴿٤٧﴾

 وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ اَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ اَخَذْتُهَاۚ وَاِلَيَّ الْمَص۪يرُ۟﴿٤٨﴾

 

(Sadakallâhülazîm)

 

Kıymetli izleyenler, yüce Kur’an’ın yüce âyetleri, yüce sözleriyle hayat veren nurun dersleri, keşif notları ve irşâd  notlarıyla dersimiz devam ediyor. Cenab-ı Hak okuduğum âyet-i kerimelerde bakın o Yüce Rab yüce Kur’an’da biz kullarına ne diyor neleri haber veriyor.

 

Ey Muhammed (Aleyhisselâtu Vesselâm)! Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh Kavmi, Âd Kavmi ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar. Ne oldu bunların akıbeti bu kavimlerin, hepsi helâk olmadı mı? Ey Muhammed’i yalanlayan müşrikler ve ey inkârcılar, ey zâlimler! Hepiniz helâk olacaksınız sizi İslam kurtarmaya geldi kurtulmaya bakın inkârdan vazgeçin. Burada tehdit var Yüce Allah şirki, küfrü, nifâkı, zulmü tehdit ediyor uyarıyor. İbrâhim’in kavmi de, Lût ‘un kavmi de peygamberlerini yalancı saydılar. Ne oldu bunlar, onlar da helâk olmadı mı? Nemrut’un devleti güçlüydü helâk oldu. Lût ‘un kavmi ne oldu? Tepelerine cehennem taşları yağdı üstü altına getirildi. Şuayb’ın kavmi olan ‘’Medyen Halkı’’ da Şuâyb’ı yalanladı. Ne oldu? Helâk oldular. Mûsâ da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ne oldu Firavun? O da gark oldu boğuldu denizde. Ben de o kâfirlere bir süre mehil verdim sonra daha onları yakalayıverdim.  Kim diyor? Yüce Allah diyor. Önce mühlet veriyor, uyarıyor, peygamber gönderiyor, kitap indiriyor adamlar kabul etmiyor. Allah’ta ne diyor; Yakalayıverdim hepsini. Allah’tan kaçış kurtuluş olur mu? Benim tanımamak nasılmış görsünler diyor Cenab-ı Hak. Bakın, beni tanımamak (فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ) görsünler diyor. Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) nice terk edilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır.)

 

Dakika 55:00

 

Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akıl edecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asil göğüslerin içindeki kalpler kör olur. İnkârcıların hâli budur. Bir de senden acele azâb istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir. Ne diyor; Bununla beraber Rabbinin katında bir gün diyor bir gün sizin sayacaklarınızdan bin gün gibidir. Yani bin sene gibidir. Zulmedip durularken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır (وَاِلَيَّ الْمَص۪يرُ۟) buyuruluyor.

 

قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ﴿٤٩﴾

 

(Habîbim!) Ey şanlı Peygamber, Ey Muhammed Mustafa (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem!) De ki: “Ey insanlar! Ben size ancak apaçık anlatan bir uyarıcıyım.” (نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ) Tam bir açık mı açık mı açık uyarıcıyım diyor. Böyle de Habîbim diyor Cenab-ı Hak böyle söyle insanlara diyor. Dikkat edin! İnsanlara diyor, falanca kavime demiyor insanlara. Çünkü Hazreti Muhammed evrensel cihân Peygamber’idir, bütün milletlerin Peygamber’idir, bütün çağların Peygamber’idir.

 

فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ﴿٥٠﴾

 

İşte îmân edip sâlih amel işleyenler için hem bir mağfiret, hem de (cennette) tükenmez bir rızk vardır.

 

وَالَّذ۪ينَ سَعَوْا ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ﴿٥١﴾

 

Âyetlerimizi tartışarak bozmaya uğraşanlara gelince, işte onlar cehennemliktirler.                      (اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ) buyuruluyor. Çünkü Kur’an’ı bozamazsın ama kendini mahvedersin. Kur’an-ı Kerim’in bozulma şansı yok 14 asır buna şahit ebediyyâta da Allah kendi şahit yine Kur’an’ın icâzı eşsiz mûcizevî ve İslam ve Hazreti Muhammed ve bütün inananlar şahit.

 

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ ف۪ٓي اُمْنِيَّتِه۪ۚ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِه۪ۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌۙ ﴿٥٢﴾

لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ ﴿٥٣﴾

 

Ey Muhammed Mustafa (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiç bir peygamber göndermedik ki o bir şeyi temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkîm eder (güçlendirir). Allah Alîmdir (her şeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir) hâkimiyet O’ndadır.

 

Dakika 1:00:15

 

وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِه۪ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ ﴿٥٤﴾

 

Bir de şöyle bir bak! Allah şeytanın, karıştırdığını, kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zâlimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur’an-ı Kerim’in şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona îmân etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah îmân edenleri doğru yola eriştirir.

 

وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَق۪يمٍ ﴿٥٥﴾

 

İnkâr edenlerde kendilerine ansızın kıyâmet gelinceye veya akim (kısır) bir günün azâbı gelinceye kadar, Kur’an-ı Kerim’den şüphe etmekte devam edip giderler. O şüphe onları helâk eder çünkü şüphenin olduğu yerde îmân olmaz. Cenab-ı Hak burada;                                                  (وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ) buyurdular. Senden önce ne bir Rasûlü nede bir Nebî’yi başka bir hâlde göndermedik diyor. Bunun için Nebî‘nin Rasûl ’den daha genel olduğunu ifade eden bazı hadislerde nakledilmektedir. Şeriat örfünde meşhûr olduğuna göre Rasûl, kendine vahiy olunan ve aldığı vahyi başkasına tebliğ etmekle de yükümlü olunan kimsedir, Nebî ise, tebliğe memur olsun mu olmasın kendisine vahyedilen kimsedir. O hâlde her Rasûl, Nebî’dir fakat her Nebî, Rasûl değildir. Ancak bilindiği gibi umum ifade eden hususiyet ifade edene yani ‘’Âmm Hâssa’’ karşılık olarak kullanıldığı zaman o ‘’Hâss’ın’’ ötesine yollanır. Burada Nebî Rasûl’e karşılık olarak kullanıldığı için Rasûl olmayan yani tebliğ vazifesiyle emir olunmayan Peygamberin kast edilmiş olması gerekir. İzhâr fiili ikisine de bağlantılıdır bunun için denilmiştir ki Rasûl Yüce Allah’ın insanları hakka davet etmek üzere yeni bir şeriatla gönderdiği bir hür erkektir, Nebî ise hem bunu hem de geçmiş bir şeriatı bildirmek için gönderilen Peygamberi içine alır. Nitekim İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberlerin hepsi de Hazreti Mûsâ’nın şeriatına anlatmak için gönderilmişlerdir. Fakat buna da şöyle bir itiraz geliyor İsmâil Aleyhisselâm hakkında (وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ) diyorsun ‘’Meryem Sûresi 54’üncü âyet’’

 

Dakika 1:05:00

 

Ve kavmine gönderilmiş bir Râsulü bir Nebî bir peygamber idi. Kim? İsmâil Aleyhisselâm buyurulmuştur. O hâlde hem Nebî, hem Rasûl’dür hâlbuki o yeni bir şeriatla değil Hazreti İbrâhim’in şeriat ile gönderilmiştir. Buna cevap olarak da gönderildiği insanlara nispetle yeni bir şeriat olması yeterlidir deniliyor. Ayrıca Rasûl mûcizesi ve kendisine indirilen bir kitâbı olan Nebî ise kitâbı olmayandır diye tarif edilmişse de İsmâil Aleyhisselâm ile itiraz bu tanım için çok daha geçerlidir. Cenab-ı Hak burada ona diyor kılıç ve mızrak kuşandırdım kâbilinden olarak şeklinde anlamak gerekir. Yani senden önce başka şekilde hiçbir Rasûl göndermedik ve hiçbir Nebî’ye haber vermedik. (إِلَّا) Ancak şu şekilde ki, (إِذَا تَمَنَّى) O, bir şey temenni edip arzuladığı zaman… Şimdi buraya dikkat lâzım! Temenninin asıl anlamı nedir? Gönlün arzu ettiği şeyi kişinin kendi içinde hayâlinde şekillendirip canlandırılmasıdır. Zihinde canlandırılmış olan bu tabloya ‘’ümniyye’’ veya ‘’münye’’ denilir ki Fransızca ideal diye tâbir edilir. Son zamanlarda bu kelime felsefede hayli önem kazanmış ve idealizm adı ile bir felsefe ekolünün oluşmasına kaynak görevini yapmış ve sanki uydurma olduğunun belli olması için dinimize tercüme edilirken ‘’mefküre’’ kelimesi uydurulmuş ve her tarafa yayılmış. Şu hâlde temenni bir ‘’ümniyye’’  beslemek  bir ‘’mefküre’’  kurmak demek olur. İdealistler bütün gerçeklerin aslının (أَنَا) benlikte olduğunu var saydıkları için nefsin istek ve arzusunu her gerçeğin temel taşı gibi görmek isterler. Burayı bir daha tekrar edeyim iyi anlaşılsın. İdealistler bütün gerçeklerin aslının (أَنَا) benlikte olduğunu var saydıkları için nefsin istek ve arzusunu her gerçeğin temel taşı gibi görmek isterler. İşte yanılgı buradadır. Bu yüzden hayatta başarılı olmuş büyük adamları hep idealci idealist kabul ederler bununla ulûhiyet ve nübüvvet meselesini de çözdüklerine inanarak Peygamberi bir ideal kurmuş bir müddet programını yapmakla uğraşmış sonra da peygamberlik dâvâsı ile ortaya atılmış bir idealist gibi göstermek isterler. Fakat Kur’an-ı Kerim’in özellikle bu âyetle anlatıyor ki peygamberlik bir arzu bir temenni işi değildir. (وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى ﴿٣﴾) (إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿٤﴾) “O hevâ’dan kendi nefsinden söylemiyor Peygamber Kur’an-ı Kerim sadece bir vahiydir Allah’tan gelmedir ancak vahiy olunur.” ‘’Necm sûresi 3 ve 4’üncü âyetlerinde’’ anlatılan peygambere temenni yakışmaz.

 

Dakika 1:10:00

 

Çünkü tamamen Hakk’ın emridir. ‘’Ümniyye’ye’’ ise şeytan karışır. Dikkat et buraya! ‘’Ümniyye’ye’’ şeytan karışır şeytan karışır ama vahyi ilahiye katiyen karışamaz. Başkaları şöyle dursun peygamber bile insanlık gereği temennide bulunduğu vakit (أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ ) “şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırır.” ‘’Ümniyye temenni’’ ise heves ve hayal ise isâbetsizlikten kurtulamaz. Demek ki peygamberlerin ismeti mâsum olmaları kesinlikle ifade eden vahiy yönüyledir yoksa içtihadıyla hareket ettiği zaman hata yapması mümkündür. (فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ) “Bunun üzerine Allah şeytanın karıştığı şüphelerin giderir.” (ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِه۪ۜ) “Sonra da Allah âyetlerini tahkim eder muhkemleştirir” hatâ ihtimali bulunmayacak bir tarzda kuvvetleştirir. (ثُمَّ) zaman da değil rütbede terâhi sonraya bırakmak içindir. Şüpheleri gidermekten sonra gelen daha üstün bir mertebe daha yukarı bir basamaktır. (وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ) “Allah her şeyi bilir hikmet sahibidir .” Onun için kıymetliler, Ümniyye idealizm ve (أَنَا) ile vahyi birbirine karıştıranlar çok yanlış yanılgıda bulunmuşlardır. Allah’ın âyetlerini muhkemleştirmesi vahyi ile temenninin farkı olmazdı. Yani Allah’ın âyetleri muhkemleştirilmeseydi tahkim edilmeseydi vahiy ile temenninin Ümniyyenin idealizmin arasında fark kalmazdı. Fakat Cenab-ı Hak vahyin içine yine hiçbir şeytanın karışma şansı yoktur o şansı ins ’den ve cin ‘den aldı vahyi dosdoğru Peygambere Cenab-ı Hak  inzâl eyledi. Onun için; (وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ) “İnkâr edenler kendilerine ansızın kıyâmet gelinceye veya akim kısır bir günün azâbı gelinceye kadar Kur’an-ı Kerim’den şüphe etmek de devam edip giderler o şüphe de onları mahveder.” Ya ansızın Azrâil Aleyhisselâm gelir canların alır, ya kıyâmet kopar her ikisinde de kaybederler. Kur’an-ı Kerim şeksiz ve şüphesiz Yüce Allah’ın gönderdiği Allah Kitâb’ı ve en büyük mûcizedir.

 

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ﴿٥٦﴾

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ﴿٥٧﴾

وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ثُمَّ قُتِلُٓوا اَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللّٰهُ رِزْقاً حَسَناًۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ﴿٥٨﴾

لَيُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلاً يَرْضَوْنَهُۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَل۪يمٌ حَل۪يمٌ﴿٥٩﴾

ذٰلِكَۚ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِه۪ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ﴿٦٠﴾

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَاَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ﴿٦١﴾

ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ﴿٦٢﴾

 

Dakika 1:15:28

O gün hükümranlık yalnız Allah’ındır. Her zaman hükümranlık Allah’ındır, o günde Allah’ındır. O aralarında hükmünü verir. Artık îmân edip faydalı Amel-i Sâlih iş işleyenler nimet cennetlerindedirler. İnkâr edip âyetlerimizi yalanla sayanlar ise, işte bunlar için hakir düşüren bir azâb vardır. Allah yolunda hicret edipte sonra öldürülmüş şehit olmuş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. Allah onları hoşnut olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Şüphesiz Allah Alîmdir her şeyi bilir Halîmdir, (kullarına yumuşak davranır.). Bu böyledir, kim kendisine yapılan cezâya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine zulüm yapılırsa, muhakkak ki, Allah ona yardım eder. Allah şüphesiz çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine yerleştirir, gündüzü de gecenin içine yerleştirir. Şüphesiz Allah Semîdir (her şeyi işitir), Basîrdir (her şeyi görür). (Bu sonsuz güç şundadır) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak’tır. Müşriklerin O’nu bırakıp da tapındıkları putları ise hem bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür, eşsiz büyüktür.

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۘ فَتُصْبِـحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌۚ﴿٦٣﴾

لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟﴿٦٤﴾

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۜ وَيُمْسِكُ السَّمَٓاءَ اَنْ تَقَعَ عَلَى الْاَرْضِ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ﴿٦٥﴾

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَحْيَاكُمْۘ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ﴿٦٦﴾

 

Görmedin mi Allah’ın gökten indirildiği su ile yeryüzü (nasıl) yemyeşil oluyor? Gerçekten Allah çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Doğrusu Allah müstağnîdir övülmeye lâyıktır. Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o (koruyup havada) tutuyor. Göklerde ki o gezegenler, o yıldızlar, o galaksiler hepsi gereksiz havada Cenab-ı Hak tutuyor O orada O düzeni kurmuş O düzeni yürütüyor O’nun emriyle dizayn edilmiş. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

 

Dakika 1:20:16

 

Size ilk defa hayat veren, sonra öldürecek olan, sonradan yeniden diriltecek olan O’dur. İnsan gerçekten pek nankördür. Tabii insanoğlu genelde böyledir. İstisnâlar kâideyi bozmaz. O da yine Allah’ın lütfuyla başarılmış, başarmış olanlar istisnâdır.

 

لِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً هُمْ نَاسِكُوهُ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْاَمْرِ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَۜ اِنَّكَ لَعَلٰى هُدًى مُسْتَق۪يمٍ﴿٦٧﴾

وَاِنْ جَادَلُوكَ فَقُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿٦٨﴾

 اَللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ﴿٦٩﴾

اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ ذٰلِكَ ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ﴿٧٠﴾

 وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَاناً وَمَا لَيْسَ لَهُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ﴿٧١﴾

 وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَۜ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذ۪ينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَاۜ قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْۜ اَلنَّارُۜ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ۟﴿٧٢﴾

 

Yüce Rabbimiz bu yüce âyetlerinde de: Biz diyor her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar onunla amel ederler. Bunun için (ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)! Bu konuda seninle hiçbir zaman çekişmesinler. (İnsanları) Rabbine (ibadet) etmeye çağır. Şüphesiz sen gerçekten hidâyete götüren doğru bir yol üzerindesin, ey Muhammed diyor Cenab-ı Hak, (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem). Eğer seninle tartışırlarsa, de ki: “Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında kıyâmet günü Allah aranızda hükmünü verecektir. Bilmez misin ki, Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Şüphesiz bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphe yok ki bunlar Allah’a pek kolaydır. Onlar Allah’ı bırakıp da O’nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerine de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zâlimler için hiçbir yardımcı yoktur. Âyetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o inkârcıların yüzlerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: “Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O ateştir. Allah bunu kâfir olanlara vaat buyurdu. O ne kötü bir dönüş yeridir.”

 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ﴿٧٣﴾

مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِيٌّ عَز۪يزٌ﴿٧٤﴾

 اَللّٰهُ يَصْطَف۪ي مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌۚ﴿٧٥﴾

 يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ﴿٧٦﴾

 

Dakika 1:25:26

Ey insanlar! Bir misâl verilmektedir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kopsa bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de acizdir. Çünkü sinek ondan bir şey kapmış gitmiş. Bak sineğe ulaşamıyor hâlbuki ikisi de aciz. Allah’ın büyüklüğünü gereği gibi değerlendirip bilemediler. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, her şeye üstündür, bütün kudret kuvvet ondadır. Allah meleklerden, hem de insanlardan peygamberler seçer. Şüphesiz Allah Semî’dir her şeyi işitir, Basîr’dir her şeyi görür. O geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Bütün işler Allah’a döndürülür herkesin dönüp dolaşıp gideceği huzur-u ilâhîdir, Allah’a hesap veremeye gidecek herkes. (يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا) Bak şimdi de îmân edenlere Cenab-ı Hak duyuruyor yüce emrini önce bütün insanlara duyurdu. (يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ)  dedi. Şimdi de, (يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا) diyor. İnanlara diyor ki;

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ ﴿٧٧﴾

وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ﴿٧٨﴾

 

 

Ey îmân edenler! Rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin ki kurtulabilirsiniz. Yerli yerince namazlarınızı kılın beş vakit namazınızı hiç terk etmeyin, Allah uğrunda gerektiği gibi cihâd edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrâhim’in yolu olan din de sizin için bir zorluk kılmamıştır. Bu İslam tamamen kolaylık dinidir. Daha önce ve şanlı Kur’an’da, Peygamberin size şahit olması sizin de insanlara şahit olmanız için, size Müslüman adını veren O’dur.

 

İşte kıymetliler, dinin adı İslam’dır, dini hak dini kabul edenin adı Müslümandır bu ismi Allah vermiştir.

 

Artık Namaz kılın, zekât verin, Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır! İşte  (فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ) (وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ) buyurulmaktadır.

 

Dakika 1:30:00

 

Cenab-ı Hak bu sözleri Yüce Allah’ın bütün sözlerini ki Kur’an-ı Kerim Allah sözleridir. İyi anlayan, iyi dinleyen, hükmünce amel eden, iki cihânda mutlu olan kullarından eylesin. Bu âyetlerden bakın şunları da anlıyoruz; İslam’ın başlangıcında bu âyet ininceye kadar namazda bazen rükûya varılır, bazen de secde ederlerdi bu âyetle her ikisinin de bir arada aynı namazda yapılmaları emredilmiştir. İmâm-ı Şâfiî Hazretleri bu âyette de ‘’Tilâvet Secdesinin’’ gerekli olduğunu söylemiştir. (وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ) “Rabbinize ibadet ediniz.” Yani rükû ve secdelerinizi Rabbinize ibadet maksat ve niyetiyle yapınız. (/وَافْعَلُوا الْخَيْرَ) “Ve hayırlı işleyiniz.”                               (لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ) “Ki, kurtuluş ümit edebilirsiniz.”

 

İşte burada (Lâ yezelül abdü yegarrabü ileyye bil nevâfil) “Kurtuluş aslında Allah’ın bir lütfudur kul yaptığı nâfile ibadetlerle sürekli bana yaklaşır” diyor Cenab-ı Hak bu bir hadis-i kutsîdir. (وَافْعَلُوا الْخَيْرَ) “Hayır, işleyin” diyor. (وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ) “Allah uğrunda onun yolunda gerektiği gibi hakkıyla cihâd ediniz” diyor. Şimdi cihâd nedir? Birazda ondan bahsedelim; Düşmana karşı savunma da bütün gücünü harcamaktır. Birincisi açıkça kendini belli etmiş düşman ile yapılan cihâd düşman belli bununla yapılan cihâd açık düşmana karşı yapılan cihâd birincisi bu. İkincisi şeytan ile yapılan cihâddır. Üçüncüsü de nefis ile yapılan cihâddır. İşte bu üç cihadı Müslüman yapmak zorundadır. Nefsiyle iblîsiyle ve açıktaki saldıran düşmanıyla üç kısmın üçünü de içine almış olmasıdır cihâd kelimesi. Hakîkat ile mecâzın bir araya getirilmesi kabilinden değil cihâd kavramının kendi kapsamının bir gereğidir. Şüphesiz mücâhede tâbiri mukâtele savaşmak tâbirinden daha geneldir. Mücâhede daha geneldir. Hz. Hasan bak ne diyor; (Radıyallâhu Anhum ve Erdahüm Ecmaîn). Bu âyeti okumuş demiştir ki adam Allah uğrunda cihad eder oysa düşmana bir tek kılıç bile vurmamıştır. Sonra Allah uğrunda cihad etmenin hakkı da onun hak ve ihlâsa uygun olması haksızlıktan kötü gâye ve maksatlardan uzak olması mümkün olduğu kadar gevşeklik ve tembellikten arınmış olmasıdır. İşte Hz. Hasan böyle söyledi. (هُوَ اجْتَبَاكُمْ) “O sizi seçti.” Yani ey Muhammed ümmeti! Ümmet-i Muhammed seçkin bir ümmettir. Cenab-ı Hak ne diyor; (هُوَ اجْتَبَاكُمْ) “O sizi seçti ey Muhammed ümmeti düşmanlarına karşı cihad için sizi Allah kendisi seçti din işinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” İslam bir hayat değil her yönüyle.

 

Dakika 1:35:00

 

Yine bu konuda ‘’Bakara Sûresi 286 da’’ bilgi verilmiştir. Diğer dinler gibi ağır çekilmez yükümlülükleri Cenab-ı Hak yüklemedi. Geçmişteki kavimlere, ümmetlere nice ağır yükler yükledi onların suçlarından dolayı hikmetinin iktizâsı. Ama Ümmet-i Muhammed’e ne yaptı; ruhsatlar verdi. Cihadı da yeterli bir gücün varlığı ile orantılı olarak faz kıldı. (مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ) “Babanız İbrâhim’in dininde olduğu gibi (هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا)  (وَمِن ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُّسْلِمَةً ) Ne diyor? Bundan önce ve bunda size Müslümanlar ismini O verdi.” Kim? Allah’u Teâlâ ismi o verdi. Soyumuzdan bir topluluğu da sana boyun eğen bir ümmet yap diye de ne yapıyordu; Hz. İbrâhim yalvarıyordu. Geçmişte size Müslüman ismini Allah taktı. Buna dikkat et! Bu isim İbrâhim de Müslümandı, ona inananlar da Müslümandı bu ismi Allah verdi, bu ismi Allah taktı ki, Peygamber size karşı şâhid olsun sizde bütün insanlara karşı şâhid olasınız. Hakkın şâhidi peşinden gidilecek bir örnek olsun bütün insanlar için hakkın örnek tutulacak birer şâhitleri olasınız ey ümmeti Muhammed diyor Cenab-ı Hak.  (فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ) “Artık gereği üzere namaz kılın, zekâtı verin.” (وةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ) “Ve Allah’ın dinine sarılın.” (هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ ُ) “Ki, o Yüce Allah Mevlâ’nızdır, Mevla’nız O’dur.” (فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪ير) O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.

 

İşte kıymetli dostlar, Kur’an-ı Kerim nur saçıyor bütün insanlığı bu nurun içine çağırıyor ölümsüz hayata çağırıyor. Bu dersler ölümsüz hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notlarıdır. Onun için bu Kur’an-ı Kerim’in yüce okuluna kayıt olun bu dersleri kaçırmayın. A’dan, Z’ye bunlar birer keşif notlarıdır, irşâd notlarıdır ama kesin Kur’an-ı Kerim’in kendisidir. Bundan dolayı eğer ölümsüz mutlu hayatı Allah’ın rahmetinin içine girmeyi istiyorsanız, tükenmez nimetler eksilmez göz aydınlığı istiyorsanız Kur’an okuluna kayıt olun dersinizi bizzat  Kur’an, Kur’an-ı Kerimin kendinden alın. Ağam şöyle dedi, paşam böyle dedi diye din anlatılmaz. Falan şöyle dedi filan böyle dedi diye din anlatılmaz. Din de Kur’an bizzat kendisi Peygamberimizin bizzat sözleri, müçtehit âlimlerinde ortaya koyduğu gerçek hak ilimleri geçerlidir. Bu üç kaynağı iyice ele geçirmeden sakın din adına başka bir okula kayıt olmayın. Din adına Kur’an’ın kendi yüce ilmine Kur’an’ın kendi yüce üniversitesine kayıt olun hayat veren nurun derslerini, keşif notlarını ve irşâd notlarını kaçırmayın. Dünyanın neresinde olursanız olun bizden duymanız şart değil Hakk’ı tam kaynağından duyun da nereden duyarsanız duyun. Yeter ki Kur’an’ı, Hakk’ı, hakîkati duyun. Biz kendine çağıranlardan değiliz tekrar söylüyorum biz Kur’an’a Kur’an ile Allah’a biz Peygamberimizin önderliğine O’nun şeriatıyla Allah’a çağırıyoruz. Biz Allah’ın kuluyuz kulluk etmek zorundayız. O, bizi kulluğuna kabul ederse biz O’nun rahmetinin içinde ebedî sultanız. Kul iken sultan olmak istemez misin? Kul iken sultan olmak istiyorsan işte Yüce Allah’a Allah’ın teklif ettiği yüce ilkelerle kulluk etmeye bak o zaman mesele kalmaz.

 

Dakika 1:41:21

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 114 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}