Tefsir 401-01

401- Tefsir Ders 401 hayat veren nurun keşif notları

401- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 401

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Nûr Sûresi 32’nci Âyet-i Kerime’den 54’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ اِنْ يَكُونُوا فُقَـرَٓاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ ﴿٣٢﴾

وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذ۪ينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحاً حَتّٰى يُغْنِيَهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالَّذ۪ينَ يَبْتَغُونَ الْكِتَابَ مِمَّا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ فَكَاتِبُوهُمْ اِنْ عَلِمْتُمْ ف۪يهِمْ خَيْراًۗ وَاٰتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اٰتٰيكُمْۜ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَٓاءِ اِنْ اَرَدْنَ تَحَصُّناً لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَاِنَّ اللّٰهَ مِنْ بَعْدِ اِكْرَاهِهِنَّ غَفُورٌ رَح۪يمٌ﴿٣٣﴾

 

Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve câriyelerinizden iyi davranışta olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.

 

Tabii ki İslam dini köleliği câriyeliği ortadan kaldırmak için yüce emrini ortaya koymuş, dünyada gerçek hürriyeti, gerçek adâleti de ortaya koymuş. Fakat her şey birden olmadığı için tabii ki tamamen köleler ve câriyeler hürriyetlerine tam kavuşup içinde bulundukları durumdan kurtulup normal bir hayat tarzına kavuşuncaya kadar onlara yardım edilmesini… Bekârlarının evlendirilmesini Cenab-ı Hak burada Müslümanlara bilhassa ne yapıyor; Evlendirin diye burada gücü yeten Müslümanlar köleler, câriyeler, yetimler, garipler, yoksullar kimler varsa bunlara yardımcı olunmasının gereğini bildiriyor ve bunları evlendirin diyor.

 

Evlenme imkânı bulamayanlar ise, Allah, lütfuyla kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini namuslarını korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerine (hürriyete kavuşmaların da kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah’ın size vermiş olduğu malınızdan ve siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın, zinâya zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onları için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

 

Dakika 5:10

 

İslam’da zorbalık zorlama yoktur. İslam’da adâlet vardır, merhamet vardır. Gerek bekâr gerek dul olsun kocası olmayan kimseler için burada bunları evlendirmek için yardıma ihtiyacı olanlara yardım edilmeli ve mutlu bir evlilik temin edilmeye katkıda bulunulmalıdır. “Siz hür mü’minlerden hür kadın ve erkek bekârları (وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ) ve kölelerinizden kolaylık ve halayık ve câriyelerinizden iyileri özel ve genel velâyetiniz sebebiyle evlendiriniz.” Bu 1400 seneden bu zamana kadar değişik ortamdaki şartlara göre tâ kıyâmete kadar Cenab-ı Hak içinde bulunduğunuz ortama göre kim hangi yardıma ihtiyacı varsa, İslam ona yardım eder. Müslüman yardım etmelidir imkânları dâhilinde. “Yardımcı olunuz, evlendiriniz fenalığa düşmesinler nikâh hayırdır bir güzellik ve iyiliktir.” ‘’Salah’ın’’ mânâsı ahlâkî iyilik ile beraber nikâha ve nikâh hukûkuna kabiliyetler. “Fakirliğin bahâne ederek vazgeçmesinler (وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ) ve Allah’ın lütfu geniştir Allah her şeyi hakkıyla bilen bir Alîmdir.” ‘’Mükatebe’’ ise kendisini efendisinden satın alması bedeli ödeyince hür olur. Bunlara ‘’mükatebe’’ denmektedir. (وَاٰتُوهُمْ مِنْ مَالِ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اٰتٰيكُمْۜ) “Ve Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara veriniz.” Çünkü bütün nimetler Allah’ındır ve Allah vermiştir.                                                                   (وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَٓاءِ اِنْ اَرَدْنَ تَحَصُّناً لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ) Ve dünya hayatının geçici menfaattarını elde edeceksiniz diye namuslu kalmak isteyen kimseleri bunlar hizmetliler olsun, câriyeler olsun ve kim olursa olsun, elinizin altında olanları hattâ elinizden altında olmayanları da, bunları aldatarak veya zorlayarak bunları fuhuşa sürüklemeyin.

 

Münâfık İbn-i Übey Bin Selûl altı câriyesini zorla zinâya sevk ediyordu. Bu âyetler geldi Sevgili Peygamberimiz bu münâfıkları da zorbaları da haksız davranan bütün haksızları da ne yaptı; İlâhî adâleti onlara gösterdi bunları yapamayacaklarını söyledi ve İslam adâletini Hazreti Muhammed en güzel şekliyle uyguladı.

 

Dakika 10:00

 

وَلَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ﴿٣٤﴾

 

Andolsun ki biz size açık, açık bildiren âyetler, sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler ve takvâya ulaşmış kimseler için öğütler indirdi diyor Cenab-ı Hak.

 

Bir takım hükümler ile kurtuluş nurları saçan sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler veren ve ifk Hz. Yusuf ve Hz, Meryem kıssalarında geçtiği üzere mâzî de geçen büyük zatların da buna benzer iftira ve bühtanlara mârûz olmuş bulundukları… Ve bu gibi belâların onlar hakkında bir şer değil şan ve şereflerini yükselten bir hayır olduğunu müttekilere bir öğüt olması için Cenab-ı Hak hatırlatmaktadır. Çünkü Meryem Annemize de, o zamanın Siyonistleri Siyon Yahûdîleri İsrâil’in içinde hak hukûk tanımayanları Meryem’e Îsâ’yı zinâ yoluyla aldığını iddia ediyorlardı. Bir Peygamber annesine iftira ettiler. Îsâ Peygamberi veledi zinâ, zinâ çocuğu diye iftira ettiler, Yusuf Aleyhisselâm’a iftira ettiler zindanlara atılmasına sebep oldular. Bunlar gibi Hazreti Âişe annemiz gibi şanlı bir yeryüzünün nur kadını ona da iftira etmek istediler. Yüce Allah ‘’Nur Sûresi’ndeki’’ bu âyetleri gönderdi. Âişe Annemizin nur gibi tertemiz bir kadın olduğunu şâhidi Nûr Sûresidir Kur’an-ı Kerim’de bu sûre onun için gelmiştir ve o isim konmuştur ve o sûrenin içinde ilk gelen âyetlerin bir kısmı o konuda gelmiştir.

 

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌۙ ﴿٣٥﴾

ف۪ي بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ ﴿٣٦﴾

رِجَالٌۙ لَا تُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءِ الزَّكٰوةِۙ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ﴿٣٧﴾

لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ﴿٣٨﴾

 

Dakika 15:00

 

Cenab-ı Hak bu Nur saçan bu âyetleri ile de bak ne diyor;

 

Allah, göklerin ve yerin nurudur bütün âlemlerde nuru yaratan Allah’tır. Onun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübârek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, neredeyse kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseye nuruyla hidâyet verir. Allah insanlara (işte böyle) temsil verir; Allah her şeyi bilir.

 

İslam dini tamamen nur üstüne nurdur (نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ) Nurun Alâ Nur’dur. Kur’an-ı Kerim                                   (نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ)’dur. Onun için bu nur kalpte parladığı zaman îmân nuru tecellî eder. Amele dönüştüğü zaman namaz karşına bir nur olarak sana döner. İbadetlerin böyle bakışların, duyuşların, hareketlerin, sözlerin, işlerin artık bir nur ve haktır hakîkattir. İslam tamamen hakîkat ve nur olduğu için Müslümanın işi de sözü de nur ve hak olmalıdır. Bunun için Cenab-ı Hak burada böyle bir temsille gerçeği anlatıyor.

 

(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam onu tesbih ederler. Birtakım insanlar (Allah’ı tesbih ederler) ki, ne ticâret ne de alışveriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

 

Bu korku Allah korkusudur mahşere geleceklerini iyi bilirler ve Allah’a hesap vereceklerini iyi bilirler kesin inanmışlardır bu gerçeğe.

 

Çünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir mükâfat verecektir. Lütfundan fazlasını da bahşedecektir. Çünkü Allah’ın lütfu geniştir nihâyetsizdir. Ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

 

Hesapsız vermeseydi cenneti edebi kılar mıydı? Nimetlerle doldurur muydu? Ölümsüz hayatı yaratır mıydı? Bakın Cenab-ı Hak İslam ile insanoğlunu ölümsüz bir hayat lütuf ediyor ve hesapsız nimetler,  hesapsız ardı arkası kesilmez nimetler lütfediyor bahşediyor. Allah’ın lütfuna nihâyet yok. Kul bunların çalışmakla hiçbirisini kazanamaz. Ancak îmânı Müslümanlığı sebebiyle Allah ona hesapsız ardı arkası kesilmeyen lütuflarda nimetlerde bulunuyor, eksilmez nimetler de göz aydınlığı veriyor.

 

Dakika 20:20

 

(اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ ) bu âyetin üzerinde biraz duralım ve size bu konuda da keşif notlarından bazı notlar verelim.

 

“Allah göklerin ve yerin nurudur.” diyor bu âyet-i kerimenin bu bölümü. Âlemde görünen âyetlerin en belirgini ışık olayıdır biliyorsunuz. Işığın gözümüze teması anında dışımızdakiler ile özümüzdekilerin birbirine ulaşıp birleşmesi hâlinde parlayan saydam ve güzel tecellîsine de nur denilir ki, ışığın özel görünüşü nur güzel tecellî âyeti olan hoş bir ışık tecellîsidir. Dikkat et buraya! Işığın gözümüze teması anında dışımızdakiler ile özümüzdekilerin birbirine ulaşıp birleşmesi hâlinde parlayan saydam ve güzel tecellîsine de nur deniyor. Işığın bir özel görünüşü olmaktadır. Bu bir özellik kazanıyor nura dönüştürülüyor. Nur güzel tecellî âyeti olan hoş bir ışık tecellîsidir. Karanlığın zıttı olan nur kavramı ışık kavramından daha geneldir. Ragıp El İsfahânî’nin de işaret ettiği gibi. Yine duyguya ait ve gerekse akıl ve idrâke ait, her çeşit karanlıkların zıttı olan vicdan ve sezgi de ortaya çıkan dış ve iç tecellî ve doğuşların hepsine de nur denilir. Allah’u Teâlâ’ya mecâzen de olsa ışık demek caiz olmadığı hâlde bu âyette nur ismi şerifi geçmiştir. (الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ) “Hamd gökleri ve yeri yaratan karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur.” ‘’En’âm Sûresi 1’inci âyet-i kerimede’’ böyle buyurulurken, karanlıklar ile nur onun var ettiği yarattığı eseri olduğunu bildirmişti. Ve nuru Allah’a denk tutanları ( ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ) sonra kâfir olanlar kendilerini yaratan besleyip büyüten Rableriyle bir tutuyorlar. Allah’la kimse bir tutulamaz ki, Allah’ın eşi, benzeri, şerik, naziri, dengi yok ki. Allah’a nur denilirken bu noktadan habersiz bulunmamak ve müteşâbih bir mânâ olduğunu bilmek gerekir.

 

Dakika 25:10

 

Allah göklerin ve yerin nurunun var edicisidir. İyi anmayalım bunu, yani nur yaratandır. Gökleri ve yeri nurlandıran aydınlatan gerek cisme ve gerekse ruha ait nurlar ile nurlandıran nur aydınlatıcıdır. Allah’ın nurun yaratıcısı olduğu Kur’an-ı Kerim’de açıkça belirlenmiştir. Bundan dolayı müfessirler burada daha birçok açıklamalarda bulunmuşlardır. Felsefeciler ve Sofiler de, İşrâkiyye Sofistâiyye nazariyesi ne temas eder gibi gördükleri bu âyet hakkında uzun bahisler yapmışlar. Hattâ Gazâlî bu âyetin tefsiri için “Mişkatü’l Envar” adında bir eser yazmıştır.

 

Bazı noktalarını özetleyelim şöyle ki: Nur ismi lügatte güneşten, aydan, ateşten şu uzayda yer tutan şu cisimlerin dış yüzlerine vuran hale kolmuş bir isimdir. Görülen şeylerin bu sebeple ortaya çıkıp görülmesi itibâriyledir. Bütün bu görülen şeyleri idrâk etmek onların ışık almalarına bağlı olduğu gibi görecek gözün var olmasına da bağlıdır. Yani ışık olur göz olmazsa olmaz, göz olur ışık olmazsa olmaz. O hâlde gören ortaya çıkma ve görünmede vazgeçilmez bir rûkün olmak da görünen ışığa denktir eşittir. Yani ruh olması gerekiyor. Sonra şu yönden ona tercih de edilir. Çünkü gören ruh idrâk edici yani anlayıcıdır gören ruh idrâk edici yani anlayıcıdır idrâk onunla mümkündür. Dışarıdaki ışık ise idrâk edici değildir belki idrâk anında bulunandır. Ve o hâlde gösterme vasfı görülen nurdan fazla gören nurun hakkıdır. Dikkat et! Ve o hâlde gösterme vasfı görünen nurdan fazla gören nurun hakkıdır. Bunun için nur ismini gören göz nuruna tereddüt etmeden kullandılar da ‘’Nuri Ayn’ım’’ gözümün nuru falanın nuru basarı zayıfladı, filan kimsenin görmesi zayıfladı ve gözleri görmeyen kimse hakkında nur basarını kaybetti gözünün görme özelliğini kaybetti dediler. İnsanın bir basarı yani gözü birde basîreti yani idrâki vardır. Buraya çok dikkat et!

 

Dakika 30: 00

 

İnsanın bir basarı yani dışta gören bir gözü birde basîreti yani idrâki vardır. İdrak nerededir? Kalpte, ruhtadır. Basar yani göz ışığı ve renkleri algılayan gözdür basar yani göz bildiğiniz göz ışığı ve renkleri algılayan güzdür, Basîrette idrâk ve akıl kuvvetidir bu iki idrâkten ikisi de idrâk edileni görülmesini gerektirir. Bu iki idrâkten ikisi de idrâk edilenin görülmesini gerektirir ikisi de nurdur. Göz nurunda bazı kusurlar saymışlardır ki, bu kusurlar akıl nurunda yoktur. Netice olarak görme duygu ve gücü kendisini ve idrâkini ve diğer gözle görülen parçalar ile akılla bilinen parçaları ve her şeyi geçmişi ve geleceği görmediği hâlde akıl duygu ve gücü hem kendini hem idrâkini hem aletlerini hem her şeyi idrâk eder. Ve göz idrâk ve duygusundan çok ilerilere ve derinlikleri gider. Nur isminin gözün algılamasından çok akıl algılamasına daha uygun olduğu ortaya çıkar. Bununla beraber aklî nurlarda kusur ve hatâdan tamamen kurtulmuş değildir. Dikkat et buraya da! Aklî nurlar da kusur ve hatadan tamamen kurtulmuş değildir. Önce hallerin tam olarak bilinmesinde bulunması gerekli olan ve yaratılıştan gelen düşünceler, insan cevherinin gereklerinden değildir. Beraber doğmaz meselâ bebek bunları elbette bilmez. (وَاللّهُ أَخْرَجَكُم مِّن بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لاَ تَعْلَمُونَ شَيْئًا) “Siz hiçbir şey bilmezken Allah Celle Celâlühü sizi analarınız karnından dünyaya gelmenizi takdir eyledi.” (Nahl Sûresi 78’inci Âyet). Bu fıtrî nurlar sonradan ortaya çıkmaktadır buna isâbet ve bir sebep gerekir. Bütün sebepler de netice olarak Allah’u Teâlâ’ya istinâd eder ona dayanır. Bütün sebeplerin sebebi Allah’u Teâlâ’dır. Nazari düşüncelere gelince hatâ ettiği muhakkaktır, nazari düşüncelerde hatâ vardır. Bunda da insanın yaratılışına çoğunlukla hatâ isâbet ettiği muhakkaktır unutulmamalıdır. Dolayısıyla akıl bir yol göstericiye bir mürşide muhtaçtır akıl Allah’a muhtaçtır. En yüksek mürşit ise Allah kelâmı ile Peygamberlerin irşâdıdır. Yani Allah’ın Kitâbı’dır ve o Kitâb’ın gönderildiği şahsiyet ki Peygamberdir. İşte akıl Allah’u Teâlâ’nın Kitâb’ını Allah’a ve Allah’ın o Kitâb’ı açıklamak ve yeryüzünde uygulamak üzere gönderdiği Peygamberin irşâdına aklın ihtiyacı vardır.

 

Dakika 35:10

 

İşte aklın en yüksek burada mürşit ise Allah’ın kelâmı yani Kur’an’ı Kerim Hazreti Muhammed’in irşâdıdır, aklın bunlara ihtiyacı vardır. Ve gerçekte akıl ve basîret gözünde Kur’an-ı Kerim’in âyetleri madde gözünde güneş ışığı yerindedir. Burayı bir daha tekrar ediyorum. Akıl ve basîret gözünde Kur’an-ı Kerim âyetleri madde gözünde güneş ışığı yerindedir. Eğer ruh dünyana güneş ışık nur istiyorsan bu Kur’an-ı Kerim’in âyetleri Kur’an-ı Kerim’in kendisi ruhlar üzerine, kalpler üzerine, basîretler üzerine doğan bir nurdur. Güneşin ışığına nur denildiği gibi Kur’an’a Kur’an-ı Kerim’e de nur denilmesi daha önceliklidir             Kur’an-ı Kerim nurdur. İşte bu sûrenin adı da Nur Sûresidir. Kur’an-ı Kerim’in birçok isimleri vardır çok yüce kıymetli isimleri vardır onlardan biri de nurdur. Kur’an-ı Kerim A’dan, Z’ye nurdur tamamen nurdur. Hem de ruhların, kalplerin, basiretlerin nurudur. O nura, Kur’an-ı Kerim’e inanın. Kim diyor bunu? Yüce Allah. Allah’a, Peygamberine ve indirdiğimiz o nura Kur’an-ı Kerim’e inanın. Nerede bu âyet? ‘’Tevğabün Sûresi 8’inci âyette’’ ki bak ne diyor; (فَآمِنُوا بِاللَّهِ) “Allah’a inanın” (وَرَسُولِهِ) “O’nun Râsulü Peygamber Muhammed’in Peygamberliğine inanın.” (وَالنُّورِ) “Ve nur ile olan Kur’an’a inanın ki o nur (الَّذِي أَنزَلْنَا) o nuru biz indirdik biz diyor Kur’an’ı biz indirdik” o nurdur diyor Cenab-ı Hak. İşte âyet-i kerime başkası tarafından söylenmiş bir söz değil Kur’an-ı Kerim’in nur olduğunu Allah kendi söylüyor. Nuru başka yerde arama, ışığı başka yerde arama! Karanlığın içinde nur olmaz. Karanlıklar ruhtaki, kalpteki, kafalardaki karanlık kafaları aydınlatacak nurlandıracak Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an-ı Kerim nurdur. (قَدْ جَاءكُم بُرْهَانٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا) Cenab-ı Hak ‘’Nisâ Sûresi 174’üncü âyetinde’’ de bak böyle diyor. Ne diyor: “Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.” İşte bu Kur’an-ı Kerim. İndirdik diyor bakın nur indirdik. Peygamberin açıklamasının güneşin ışığından daha kuvvetli olduğu ortaya çıkınca, onun kutsal nefsinin nurluluk da güneşten daha yüksek olması gerekir. Güneş bir gün yok olacak ama Hazreti Muhammed’in nuru o zât-ı nur olan zât-ı Allah’ın lütfu ile ebedî yaşayacak en yüksek makamdan hem de. (وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا) (Furkân Sûresi 61) “Onların içinde bir çerağ güneş ve nurlu bir ay yarattı” diye güneşi yalnızca bir çerağ kandil olmakla vasıflandırdığı Rasûlü Ekrem Muhammed Mustafa Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimizi de (وَسِرَاجًا مُّنِيرًا ) diyor. “Nurlu bir kandil” diyor. Nerede bu? ‘’Ahzâb Sûresi 46’ncı âyet-i kerimede.’’

 

Dakika 40:20

 

Ve Peygamberimizin böyle sıfatlandırmıştır Cenab-ı Hak. Demek ki, nuru Muhammed, güneşin üzerine doğan bir güneştir âlemlere rahmet olan Peygamber için elbette ki ebedî âlemlere rahmet, Allah’u Teâlâ’nın lütfuyla rahmetinin tecellîsiyle. Onun için güneşi iyi anlayalım, ayı anlayalım ama bunların üzerine rahmet olan Nur-u Muhammed’iyyeyi de iyi anlayalım. Nur olan Kur’an-ı Kerim’i anlayalım. Çünkü Kur’an-ı Kerim Hazreti Muhammed’in kalbine indirildi oradan cihâna parladı. Peygamberlik nuru, Cenab-ı Hakk’ın nur vermesi özelliği Peygamber de daha kuvvetlidir. Peygamberlik nuru, diğerlerine nur verir. Yani insanlar ilim nurunu feyiz nurlarını irfânlarını Peygamberden alırlar Peygambere de Cenab-ı Hak vahiy eder. Kur’an-ı Kerim tamamen vahyi ilâhîdir nurdur. Peygamberlerin ruhlarında meydana gelen nurlar dahi meleklerin ruhlarında meydana gelen nurlar ile ilgilidir. “Allah melekleri ruh ile kullarından istediği kimseye kendinden bir vahiy ile gönderir.” Bu da ‘’Nahl Sûresi 2’nci âyet.’’

 

Yine Cenab-ı Hak ne buyuruyor: “Onu ‘’Ruhul Emin’’ senin kalbine indirdi” diyor. ‘’Şuarâ Sûresi 193’üncü âyet’’ (نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ) (عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ) “Bu Kur’an-ı Kerim’i Yüce Allah Cebrâil Aleyhisselâm’la yani ’Ruhul Emin’’ ile Hazreti Muhammed’in kalbine indirdiğini bu âyeti kerimede açıkça bildiriyor. (قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ) ‘’Nahl Sûresi 102’nci âyeti’’ De ki: “Onu Ruhu’l Kudüs yani Cebrâil (AS.) Rabbinin katından hak ile indirdi.” O vahiy edilenden başkası değildir Kur’an-ı Kerim Allah’ın vahyidir, Allah’ın kelâmıdır. Çünkü onu kuvvetlinin kuvvetlisi Cebrâil öğretti. Hazreti Muhammed’e Kur’an-ı Kerim’i Cebrâil Aleyhisselâm okuyordu öğretiyordu. Allah’tan getirdiği vahyi ilâhî Kur’an’ın âyetlerini âyet, âyet sûre, sûre öğretiyordu.

 

Bu nur ile nurlanmayı Cenab-ı Hak hepimize nasîb eylesin.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Kıymetli izleyenler,

 

Dersimiz ‘’Nur Sûresi’nin’’ âyetleri ile ve keşif notlarıyla devam ediyor.

 

Gökyüzü cisimleri çeşitli olduğu gibi semâvî ruhlarda çeşitlidir. Bazısı faydalı, bazısı da faydalanandır. Nitekim Yüce Allah Cebrâil Aleyhisselâmın vasfında (مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ) “kendisine uyulan itaat edilen emindir” diyor.

 

Dakika 45:00

 

Tekvir Sûresi 21’inci âyet-i kerimede: “İtaat edip boyunu eğen ve boyun eğenler onun emri altındadır.” (وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.” ‘’Saffat Sûresi 164 âyet-i kerime.’’ Burada da nur isminde bakın, hak kazanmıştır her birinin bilinen bir yeri vardır. Şu hâlde aynı sebeple bunlarda da faydalanılan faydalanandan daha çok nur ismine hak kazanmıştır. Ve bu şekilde ruhlar âleminde ki nurların derecelerine cisimler âleminde de bir misâl vardır. Meselâ, güneşin ışınları aya varıp oradan bir evin içine girerek duvardaki bir aynaya düşse sonra bundan diğer duvardaki bir aynaya aksetse sonra ondan su dolu bir tasa düşse daha sonra bundan evin tavanına yansısa… Bunların en büyüğü kaynak olan güneşte ki nur, ikinci olarak aydaki, üçüncü olarak birinci aynadaki, dördüncü olarak ikinci aynadaki, beşinci olarak sudaki, altıncı olarak tavandakidir. Ve hepsinde ilk çıkış noktasına yakın olan uzak olandan daha güçlüdür. Bunun gibi gökyüzü nurlarında da derece, derece istifâde edilen nurun doğup parlaması istifâde edenden daha kuvvetlidir. Ve bütün bu nurlar artarak ve yükselerek en büyük nurda sona erer ki, bu da Allah Teâlâ indindeki yeri itibariyle ruhların en büyüğü olan ruhtur ki, (يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا) ‘’Nebe Sûresi 38’inci âyet.’’ “Ruh ve meleklerin saf, saf olup durduğu gün” Nerede? “Yüce Allah’ın huzurunda durdukları gün…” Allah zamandan mekândan münezzeh olarak işte bütün tuh ve melekler saf, saf halinde o gün O’nun huzurundadırlar ve O’nun emriyle bu işler gerçekleşir. Nur ve ışıklar ve bunun gibi gerek yerdeki peygamberler ve velîlerin ruhları ve gerekse semâvî nurlar olan melekler olsun bütün bu aklî nurların hepsi O’nun zât-ı dolayısıyla mümkünler cümlesindendir. Başkasının sebebiyle var olan da kendi kendine kalınca yokluğa hak kazanmış olur. Varlığı kendinden değil, başkasındandır. Hâlbuki yokluk, zulmet ve karanlık, varlık nur ve aydınlıktır. Burayı tekrar edelim. Varlığı kendinden değil başkasındandır, hâlbuki yokluk, zulmet ve karanlık, varlık nur ve aydınlıktır

 

Dakika 50:00

 

Buna göre şöyle bir düşünelim! Allah’tan başka her şey O’ndan sebep karanlıktır yoktur. Çünkü hepsi sonradan yaratılmış yok olmaya mahkûmdur ve ancak Allah’u Teâlâ’nın nurlandırmasıyla nurludur O’nun var kılmasıyla bunlar vardır. Yoksa bunlar mümkünattandır var olma şansları yoktur Allah var edince vardırlar. Bilinme nurlarını gönderen ancak Allah’u Teâlâ’dır. İşte dikkat edin buraya! Eğer burada bilen ve bilinen buraya ortaya çıkan bir ışık varsa bunların tümü Yüce Allah’ın ortaya koyduğu nur iledir. “Her şeyin ortaya çıkışı ve bilinmesi ancak O’nun açığa çıkması çıkarması ve bildirmesiyledir.” Nurun özelliği de ortaya çıkma parlama ve bulunmadır. Gerçekte mutlak nur kimdir? Allah Subhânehü ve Teâlâ’dır. Gerçekte mutlak nur Allah Celle Celâlühü Subhânehü ve Teâlâ’dır. Ve O’ndan başkasına nur demek mecazdır yani O nurlandırıyor nuru O yaratıyor.

 

Gündüz ışığında baharın yeşilliğini… Şöyle bir dikkat et! Gündüz ışığında baharın yeşilliğini gördüğün zaman hiç şüphesiz bilirsin ki, sen renkleri görüyorsun ve çok defa sen renkler ile birlikte başka bir şey görmüyorsun zanneder de, yeşilliğin yanında yeşillikten başka bir şey görmedim dersin, ışığı fark etmesin. Fakat güneş batarken o rengin üzerine ışığın düştüğü hâl ile düşmediği hâlde mecburen fark edersin de şüphesiz tanırsın ki, nur renkten başka bir mânâyadır. Renkleri ile beraber algılanır ve idrâk olunur. Kuvvetli birleşiminden dolayı fark edilmez. Açıklığının şiddetinden dolayı gizli kalır, açıklık böyle bazen gizli kalmaya neden olur. Her şey göze açık ışık ile göründüğü gibi yine bâtınî basîrete de her şey Allah ile gözükür Allah gördürür. Allah’ın nuru her şey ile beraber bulunur da fark edilmez. Ortaya çıktığı ilâhî ruhun batması veya kaybolması düşünülemez ve değişmesi imkânsız olduğundan eşya ile dâima beraber kalır. Fakat eşyanın hepsi yaratıcının varlığına şahitlik yapmakta bir ifade üzere eşit olduklarından ve bazısı değil her şey bazı zaman değil her vakitte O’na hamd ile tesbih eylediklerinden ayrılık kapmış gizli yol kalmıştır.

 

Dakika 55:10

 

Zîrâ mârifette görünen yol eşyayı zıddıyla tanımaktır. Dikkat et! Mârifette görünen yol eşyayı zıddıyla tanımaktır. Bundan dolayı hiç zıttı olmayan ve hiç değişmeyenin gizli kalması uzak görülmemelidir. O’nun gizliliği açıklığının şiddetindendir. Onun için bak ne diyor bu konuda: Açıklığının şiddetinden dolayı yaratıklarından gizlenen ve nurunun parlaması sebebiyle onlara karşı perdelenen Allah’ın şânı ne yücedir diyor diyen. Gazâlî’nin bu nurlu sözleri hoştur. Fakat yalnız bu son noktada Gazali izâfî karşılığı olan hakîkat ile mecâz karşılığı olan hakîkati karıştırmıştır. Şüphe nuru yapan nurun ferdindedir. Yani ondan üstündür, çünkü nuru yapan yaratan Allah’tır o nurunda üzerindedir nurun üzerinde de bir nurun yaratıcısıdır. Bütün nurların yaratıcısı sadece Allah’u Teâlâ’dır. Nuru yaratan nur denilmesi mecâz olur. Hakîkati o nurun sahibi olmasıdır nurun sahibi Allah’u Teâlâ’dır. Çünkü nurları da o yaratır. Nurunun misâli gerçek sahibi Allah olan nurun varlık nurunun, hidâyet nurunun, Peygamberlik nurunun, Kur’an-ı Kerim nurunun, îmân nurunun hayret verici vasıflarının temsili yani benzetmesi şudur; (كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ) “Sanki bir mişkat” yani çokgen bir pencere bir hücre hâlinde ne yapıyor; yükseliyor. (مِصْبَاحٌ) ki içinde bir ‘’misbah’’ vardır. Misbah: Sabah ve sabahat sabah gibi hoş ve kuvvetli aydınlık veren lamba misâlidir. Kur’an-ı Kerim’de güneşe siraç denilmiş olduğu hâlde buna da ‘’misbah’’ denilmiş olması bunun yanında güneşin normal bir kandil kadar kalacağına işaret eder. Dikkat et! Güneş bu nurun yanında kandil kadar diyor ancak kalır. (اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ) “O misbah bir billurda sırça” yani sanki billur sanki inciye benzer bir yıldız incimsi yıldız Zühre ve müşteri gibi inci saflığı ve güzelliğiyle parıldayan bir yıldız öyle berrak öyle güzel öyle hem göklerin hem yerin güzelliklerini kendinde toplayan bir cam mişkatta o camın içinde bir lamba.

 

Dakika 1:00:00

 

(يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ) “Mübârek bir ağaçtan öyle bir zeytinden tutuşturulur ki, doğuya da batıya da nispet edilmez edilemez. Hem doğuya hem batıya bakan tepenin tam ortasında zeytinin yağı son derecede saf ve güzel olur. Çünkü güneşi her taraftan alır. Mekânı olmayan bir zeytin demek olur bu bir sadece temsildir temsilde terşih terşihin faydası benzetmeyi bir açıklama ile kuvvetlendirmektir. Yağı neredeyse kendisine bir ateş dokunmasa bile ışık verir. Bir elektrik gibi hemen yanmaya hazır o derece saf ve parlaktır. Özet olarak Allah nuru (نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ) Nurun Alâ Nur “nur üzerine nurdur.” Sınırlı beş kat değil birisi veya tamamı da değil. Sınırsız olarak her nurun kat, kat üzerinde sınırlanması ve bilinmesi mümkün olmayan bir nurdur. O hâlde onu niye herkes bulamıyor? İstenilene niye eremiyor denilirse (يَهْدِي اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ) “Allah o nuruna veya o nuruyla dilediği kimseyi hidâyete erdirir hidâyet eder.” Dolayısıyla herkes hak delili göremez. Dikkat et buraya! Nur istiyor musun? Bir defa hak delili nurun delillerini göreceksin. Herkes hak delilini göremez hak âyetlerini bilemez Hakk’ın isteğine eremez. Herkes “Peygamber” veya “Velî” veya “Mü’min” veya “Ârif” veya iyi bir kul olamaz. Ve onun için Peygamberlik nurundan Kur’an-ı Kerim nurundan, îmân nurundan, ilim nurundan herkes faydalanamaz. Aslında faydalansın diye bunlar gönderildi. Ama insanoğlu ne yapıyor; nurundan kaçıyor karanlığa koşuyor. Îmân nurunu bırakıyor küfrün karanlığına kaçıyor, Kur’an nurunu bırakıyor safsatalara kaçıyor. Üstelik Kur’an gibi yüce Kitâb’a o beynindeki safsatayı Kur’an’a mâl etmeye çalışıyor. Nice karanlık beyinler vardır Kur’an nurundan ışığından hoşlanmaz. Allah kime hidâyet edeceğini iyi bilir.                                   (وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ) “Ve Allah insanlara işte böyle misâller verir.” Bu da hidâyeti cümlesindendir. Kur’an-ı Kerim hidâyettir, nurdur, rahmettir. Sen Kur’an’dan kaçıyorsan bu suç kimindir? Senindir. Kur’an’ı anlamıyorsan, dinlemiyorsan, Kur’an nuruyla nurlanmıyorsan, Kur’an îmânıyla îmân etmiyorsan, Kur’an’ın ortaya koyduğu ilkeler ile amel etmiyorsan suç kimin? Nurdan kaçan sensin nura koş kaçma, gel alnını secdeye koy Allah’a yalvar. Hazreti Muhammed’in içinde bu nur parladı cihânı aydınlattı ezelî ebedî sönmeyen nur onun bağrında parladı.

 

Dakika 1:05:10

 

Ashâb-ı Güzin onun etrafında yıldızlar gibi parladılar. Çünkü Muhammed’den ışıklarını Allah’ı yaktığı ışık ki için Kur’an nurundan ışıklarını aldılar. Çünkü Muhammed de parlıyordu. (Aleyhisselâtu Vesselâm). İşte bunlar birer birer hidâyet deryâsı nur deryâsı değil mi, niye kaçıyorsun? Niye Kur’an-ı Kerim’i anlayıp dinlemiyorsun? Gel Kur’an-ı Kerim’in Üniversitesi’ne kayıt ol bu dersleri kaçırma! Hem de en iyi şekilde bir kere bin kere değil ömür boyu bu derslere devam et tâ mezara kadar. Bu dersler bırakılacak, okuyup da bırakılacak dersler değil. Ebedî lâzım olan seni ebedî nurun içinde bırakan dersler, ölümsüz nurun hayatını kazandıran Kur’an-ı Kerim’in dersleridir. Gel Kur’an-ı Kerim’in Üniversitesi’ne kayıt ol. Ölünceye kadar burada talebe ol ve nur ile Allah’ın huzuruna îmân nuruyla, İslam nuruyla, Kur’an-ı Kerim nuru ile Muhammed’i nurla Allah’ın huzuruna çık. Gel aldanma! Bu ekole kayıt ol. Eşi bulunmayan üniversite yedi kat göklerin de üzerinde tabiatüstü bir üniversite ve ilimler Kur’a-‚ı Kerim’in ilimleridir içinden ne ararsan vardır. En cahilinden en filozofuna, dehâsına, allamesine varıncaya kadar herkesi Kur’an-ı Kerim kuşatır. Kur’an-ı Kerim mûcizedir herkes karşısında âcizdir. Çünkü onun nuru kuşatır. Güneşe bakamayan insanlar Kur’an nuru da işte güneşin üzerine doğan bir başka bir nurdur. Bu da hidâyeti cümlesindendir hakkı anlatmak için birer mesel oldukları gibi biz misâllere hakîkat diye bağlanıp kalmamalı onlardan gerisindeki gerçeği sezmelidir. Buradaki gerçek nedir? Allah ve O’nun emirleridir. İslam gerçeği hak varlık olan Yüce Allah’ın kendisi Kur’an gerçeği, Muhammed gerçeği, İslam gerçeği. Bunu anla! İslam A’dan, Z’ye nur olduğunu ebedî bir nur olduğunu unutma! Âlemleri aydınlatan bir nur kalplerde doğan bir nur…

 

(وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌۙ) “Ve Allah her şeyi bilir.” ‘’Amentü ve Saddaktü, Amennâ ve Saddaknâ’’

 

Şimdi Allah nurunun temsili olan o kandil ve lamba nerede bulunur veya nerede yakılır? Gel bir de burayı anlayalım; (ف۪ي بُيُوتٍ) bir takım evlerde yani camilerdeki (اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ) Allah onların yüceltilmesine yani binalarının diğer evlerden daha yüksek ve şereflerine tazim ile yüksek tutulmasına ve içlerinde isminin zikri olunmasına izin verdi ki, bunlar mescitler, camilerdir. Gel kardeşim Kur’an’ın yeryüzündeki en büyük üniversiteleri dünyaya her tarafta dağılmış camilerdir.

 

Dakika 1:10:20

 

Camiye hocanı iyi seç. Tam Kur’an Üniversitesi’nin baş mezunu olan Kuran’la konuşan, Allah’la konuşan böyle bir ilmi ehliyeti olanları camilere hoca yapın. Ve Kur’an tamamen Allah’ın kelamı olduğu için Kur’an-ı Kerim’i tamamen ruhuna nakış eylemiş lafzıyla, mânâsıyla, îmânı ile Amel-i Sâlih’iyle, bütün vizyonuyla teorik ve pratikte Kur’an adamı Kur’an’dan bir adam… İşte camilere böyle ehliyetli insanlar konursa Kur’an-ı Kerim Üniversitesi kurulmuş olur. Camiler yeryüzünü Kur’an üniversiteleridir ve tabiatüstüdür ilâhîdir. Bunun için camilerin değeri hiç başkalarıyla kıyas edilemez. Kur’an-ı Kerim’in değeri başka kitaplarla kıyas edilemez, başka ilimlerle kıyas edilemez. Allah’ın nasıl eşi dengi yoksa bu da böyle.

 

Yeri gelmişken üzülerek ifade edeyim ki, adam emekli oluyor daha Fâtihâ’yı Şerif’i cemaatine açıklamadan emekli oluyor o cemaate sormuyor. Böyle cami, böyle cemaat, böyle üniversite olur mu? Böyle Kur’an Üniversitesi olur mu? Böyle nurdan faydalanma olur mu? Okyanusun yanında susuz ölenlerden başkası değildir bunlar. Şişenin içindeki suyu içmiyor şişenin dışını yalıyor. İşte câhil Müslümanlık ehliyetsizler yürüyen işler böyledir.

 

Mescitler, camilerdir ve içlerinde isminin zikrolunmasına izin verdi ki bunlar mescitler camilerdir. Yeryüzü mescittir ama özel mescitler özel camiler de merkeze Beytullah’a Kâbe-i Şerif’e bağlı olarak yeryüzünde özel camilerimiz mescitlerimiz bulunması da şarttır. Ve yeryüzü de ayrıca mescittir. Bu kandil, o lamba, o billur, o mübârek ağaç, o meyve, o yağ, o yakma, o nur üstüne nur,  o hidâyet bunların içinde şekillenir temsil olunur. (يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِۙ ) “İçlerinde sabahları ve akşamları onu tesbih eder. Allah’ın ismini tenzih ve takdis eder.” (رِجَالٌۙ) “Öyle insanlar ki (لَا تُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءِ الزَّكٰوةِۙ ) ne bir ticaret ne bir alışveriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz men etmez edemez.” (خَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ) “Kalplerin ve gözlerin allak-bullak olduğu bir günden korkarlar.”

 

Dakika 1:15:05

 

Bu Allah korkusudur başka korku yoktur mü’min de, Müslümanla da (لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا) ki Allah Celle Celâlühü: “Kendilerini amellerinin daha güzeliyle mükâfatlandırsın.” (وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ ) “Ve lütfundan onlara fazlasıyla versin” bir de ondan özellik ve adetlerle amel karşılığı var olunan ecir ve sevaptan başka özelliği ve miktarı açıklanmayan ve nasıl ve ne kadar olduğu hatırlara bile gelmeyen ilâhî nimetleri de fazladan olarak lütuf ve cömertliğinden ikrâm ve ihsan eylesin. (وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ) “Allah dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.” İşte Allah’ın nuruna hidâyet edip ulaştırdığı mü’minlerin hâli böyledir. Bu nura ulaşmak için elinden geleni yap bu nur herkese doğdu ama bu nurdan kaçanlar var.

 

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِق۪يعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَٓاءًۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـٔاً وَوَجَدَ اللّٰهَ عِنْدَهُ فَوَفّٰيهُ حِسَابَهُۜ وَاللّٰهُ سَر۪يعُ الْحِسَابِۙ ﴿٣٩﴾

اَوْ كَظُلُمَاتٍ ف۪ي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِه۪ سَحَابٌۜ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍۜ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَاۜ وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ۟﴿٤٠﴾

 

Küfredenlere gelince, bak Cenab-ı Hak ne diyor; Küfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihâyet o da vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da (inanmadığı kendisinden sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tas tamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür. Yahut (o inkârcıların duygu düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut birbiri üstünde karanlıklar… İnsan, elini çıkarıp uzatsa neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin şüphe aydınlıktan nasîbi yoktur.

 

Gördünüz ya, nura engel olan şey kişinin kendi inkârıdır, kendi küfrüdür, kendi şirkidir, kendi nifakıdır, kendi, günahlarıdır. Sevap işle, îmâna gel, tövbe et sevap işle. Körler görmez, sağırlar işitmez, vicdansızlar duymaz, inkârcılar hakkı kabul etmez. İşte nurun önündeki engel budur. Buradaki körlerden maksat dış gözü olanlar değil kalp gözündeki kalp gözünü kaybedenler bu da inkâr sebebiyle, şirk sebebiyle. Şirk kalbinde olduğu müddetçe, küfür olduğu müddetçe, nifâk zulüm olduğu müddetçe, günahlar kalbini paslandırdığı müddetçe nur ile önünde bir engel vardır.

 

Dakika 1:20:35

 

Sen nurdan kendini kaçırıyorsun îmân nuru girecek yer bulamıyor kalbin küfür perdesi altında o perde bürümüş. Kime diyoruz bunları? İslam bunları kurtarmaya geldi bu karanlıktan aydınlığa nura çıkarmaya geldi. Îmân et Kur’an-ı Kerimi iyi anla iyi dinle îmân ve tövbe ile gel gir İslam’ın nurunun içine ebedî bu nur içinde kal. İslam ebedî nur ve onun aydınlığıdır, onun mutluluğudur. İslam’ın dışı karanlıktır. İslam deyince ezelî ebedî kuşatan ilâhî ilkelerdir. Birileri zannediyor ki, İslam deyince bazı insanların yaptığı hâl ve hareketten ibâret zannediyor.  İslam’ı insanlarla tanıma İslam’ı kendi kaynağından tanı. İslam Kur’an-ı Kerim’deki, İslam dinindeki, Hazreti Muhammed ‘deki ortaya konan ilâhî kânûnlardır. Birisinin hâl ve hareketiyle İslam tanınmaz. O din değildir, o kişinin kendi yaşantısıdır dinden ne kadar aldığına bağlıdır. Doğru mu aldı, yanlış mı aldı önemli olan bu. Din başka diyanet başkadır. Neden? Din Allah’ın ortaya koyduğu kânûnlardır, diyanet insanların o dinden aldığı kadardır. Bunun için diyanet kişinin kendi dindarlığı ne kadarsa o kadardır. Din ise İslam dini ise, Allah’ın ortay koyduğu kânûnların kendisidir bunları iyi anlayalım iyi kavrayalım. Her şeyi ehlinden öğrenmeye çalışalım. Cenab-ı Hak nuru yaratandır nurun sahibidir. İslam ise, işte tam nurun kendisidir İslam’ın sahibi de Allah’u Teâlâ’dır.

 

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّـحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَٓافَّاتٍۜ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْب۪يحَهُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُون﴿٤١﴾

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ﴿٤٢﴾

  اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ﴿٤٣﴾

 

Cenab-ı Hak bu yüce âyetinde de âyetlerinde de bak ne diyor; Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlara dizi, dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini? Bunu belki gözün görmez ama kalbin kalbindeki marifet nurları sezer sezmesi lâzım. Her biri kendi tesbihini ve duasını bilmiştir. Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.

 

Dakika 1:25:05

 

Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; dönüş de ancak O’nadır. Görmez misin ki Allah bulutları (dilediği yere) sevk ediyor; emir veriyor onlar da onun dilediği yere gidiyorlar. Onları sevk eden bir kuvvet var. Sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten sanki orada ki dağlardan da dolu indirir. Artık onu dilediğine isâbet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar. Bu bulutlardan çıkan şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alır! Bunlar kendiliğinden olmuyor bu ilâhî emir ile oluyor.                                           (أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ) ‘’A’râf Sûresi 54’’ Bunu unutma!

 

Allah gece ile gündüzü evirip çeviriyor. Şüphesiz bunda (hakîkati gören) gözlere sahip olanlar için mutlak bir ibret vardır. Allah her hayvanı sudan yarattı her canlıyı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür… Allah dilediğini yapar; çünkü Allah her şeye kâdirdir. Yaratmanın her türlüsünü biliyor gücü yetiyor her şeye kâdir. Andolsun biz (her şeyi) apaçık bildiren âyetler indirdik diyor Cenab-ı Hak. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

 

Sevgili dostlarımız,

 

يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ﴿٤٤﴾

وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي  عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ﴿٤٥﴾

   لَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍۜ وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ﴿٤٦﴾

 

“Amennâ ve Saddaknâ”

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler; dersimiz Nur Sûresi’nin nur saçan âyetleri ile devam etmektedir. Cenab-ı Hak içiyle dışıyla nur olan her sözü her işi nur ve hak olan kullar zümresine hepimizi ilhâk eylesin.

 

وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ﴿٤٧﴾

  وَاِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ﴿٤٨﴾

  وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِن۪ينَۜ﴿٤٩﴾

  اَف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُٓوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَح۪يفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُۜ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ۟﴿٥٠﴾

  اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴿٥١﴾

  وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللّٰهَ وَيَتَّقْهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ﴿٥٢﴾

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّۜ قُلْ لَا تُقْسِمُواۚ طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿٥٣﴾

قُلْ اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْۜ وَاِنْ تُط۪يعُوهُ تَهْتَدُواۜ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ﴿٥٤﴾

 

Dakika 1:30:30

 

Yüce Rabbimiz bak burada da bu yüce âyetlerinde de ne diyor; Nur saçan şanlı Kur’an nurunu saçmaya devam ediyor. Kur’an-ı Kerim’in lafzı nurdur mânâsı da nurdur. Lafzını da güzel oku okumaya çalış mânâsını da güzel anlamaya çalış. İkisi de nurdur hem de nur üstüne nurdur “Nurun Alâ Nur’dur.” Kur’an-ı Kerim’in okudukça her harfine en az 10 nur verilir her harfine bu fırsat kaçırılır mı? Gece gündüz Kur’an-ı Kerim okunmaz mı? İslam tamamen nurdur bunun parlayan kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir bunun yeryüzüne ilk parladığı yerde Hazreti Muhammed’in kalbinden parlamıştır.  Onun için Kur’an-ı Kerim’in lafzını da okuyun mânâsını da güzel anlayın. Hükmünce îmân ve amel edin ki ebedî nurun içinde kalın nurdan bir adam olun. Yapmacık nurlar nur değildir. Sakın narı da nur zannetmeyin! Kur’an’ın kendisi, İslam’ın kendisi, Hazreti Muhammed’in kendisi nurdur. Bu kaynaklardan nurunuzu alınız yanlış kaynaklara gidip de narları ateşleri nur zannetmeyiniz, kendi kaynağınıza geri dönün. Kur’an-ı Kerim’le sizin aranızda çok şey girdi perdelendi. Müslümanlarla nurunu direk Kur’an-ı Kerim’den alamıyorlar araya birileri girdi. Gel direk Kur’an’dan nurunu al, Muhammed’den nurunu al, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolunda ilim irfân nurlarına al. Aradakileri çıkar aradan Kur’an-ı Kerim’e sarıl gerçek onun ilmine irfânına sarıl. Kur’an-ı Kerim gerçek mürşit, Hazreti Muhammed gerçek mürşittir. İrşâdını direk Kur’an’dan direk Muhammed’den alman için hakîkî ilim ehli olacak. Kim bu? Kur’an’ı konuşturanlar. Kendine çağıranlar değil, Kuran’a Kur’an ile Allah’a çağıranlar, Muhammed’e ve onun şeriatı ile Allah’a çağıranlar. O kendini Rab yerine koyan birilerini Rab edinmiş gruplar var birbirini Kur’an-ı Kerim’de bu dersler geçti geçmişteki âyetlerde sûrelerde o dersleri eğer iyi dinlersen bunların ne demek olduğunu oradan da güzel anlarsın.

 

Cenab-ı Hak bu yüce âyetlerinde bakın ne diyor;

 

Bir de “Allah’a ve Rasûlüne inandık ve itaat ettik” diyorlar da, sonra bunun arkasından yan çiziyorlar; bunlar mü’min değillerdir. Kur’an’ı Kerim’e, Allah’a, Rasûlüne inandın mı yan çizmeyeceksin. Artık inandığın gibi yaşa yaşadığın gibi bugün Kur’an-ı Kerim’in İslam şeriatının ölçülerine uy ve buna bak ölçünü bil. Yan çizerek dili Kelime-i Tevhîd oluyor kalbi şirk yolunda olmaz ki öyle. Bunun için irşâdını dersini tam al.

 

Dakika 1:35:15

 

Araların da hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıkları zaman, bakarsın ki, içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler.

 

Ali’ye, Veli’ye çağırıyorsunuz gidiyorlar Allah’a çağırınca yüz çevirirler diyor. Kur’an’ı dinlemeli Kur’an’ı, Muhammed’i dinlemeli. Kur’an’ı Kur’an’dan öğrenmeli, İslam’ı İslam’dan öğrenmeli. Birilerine çağırınca koşuyor Allah’a, Kur’an’a,  Muhammed’e çağırınca kaçıyor birde sorunca Müslümanız diyorlar bizde inandık diyorlar. Kur’an’dan kaçarak İslam’ın nizâmından kânûn ve kurandan kaçarak hiç Müslümanlık olur mu?

 

Onun için içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler diyor.  Ama eğer (Allah ve Rasûlünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler.

 

Kendi keyiflerine uyarsa, kendi lehlerine ise çıkarlarına ise rantlarına uyuyorsa ama çıkarlarına değil ise yan çiziyorlar yine. Bunlar nedir? Bunlar paranın, rantın kulları, çıkar kulları Allah’ın kulları değil Allah’ın kulu ve lehine de, aleyhine de olsa Allah’ın emri neyse odur ona inanır onu yapar onu yerine getir.

 

Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüt içinde midirler? Yoksa Allah ve Rasûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zâlimler kendileridir!

 

Cenab-ı Hak öyle diyor. “Asıl zâlimlerin kendileridir.” Kur’an’da Allah zulmetmez haksızlık etmez İslam da haksızlık olmaz, Allah da kusur olmaz Allah bu zulümden münezzehtir. Kur’an-ı Kerim’den şüphe eden, Allah’u Teâlâ’dan şüphe eden, Muhammed’inden şüphe eden işte asıl zâlimler kendileridir diyor Cenab-ı Hak. Hayır, asıl zâlimler kendileridir. İslam’da suç olmaz Allah’ta kusur olmaz.

 

Yoksa Allah ve Rasûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hâşâ! Allah haksızlık eder mi? Rasûlü Muhammed haksızlık ederi mi? Hayır, diyor Cenab-ı Hak asıl zâlimler kendileridir diyor. İslam’ın Allah hükmünü doğru vermiş İslam doğrudur. Ama senin keyfine uyumadığı için eğer İslam’dan şüphe ediyorsan işte o zaman zulmü kendinde ara yanlışı kendinde ara.

 

Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Rasûlüne davet edildiklerinde mü’minlerin sözü ancak “işittik ve itaat ettik” demeleridir. Mü’min budur Allah’ın emrini işitir itaat eder. İşte bunlar asil kurtuluşa erenlerdir. Müslüman deyince böyle olacaksın. Her kim Allah’a ve Rasûlüne itaat eder, Allah’a saygı duyar ve O’ndan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır. Ötekiler yani münâfıklar, sen hakîkaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarını dâir, en ağır yeminleri ile Allah’a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malumdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Dakika 1:40:25

 

Dili başka iş dünyası başka bunlar münâfıklar. Dışı yemin eder inandım diye dışı küfreder. ‘’Hâşâ Sümme Hâşâ!’’ Allah  Onlardan eylemesin.

 

De ki: Allah’a itaat edin; Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamberin sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen açık, açık duyurmaktır tebliğ etmektir. (وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ) ‘’Ankebut Sûresi 18’’ buyuruyor Cenab-ı Hak. Îmân laftan ibâret değildir kıymetli dostlar. Îmân sözden, laftan ibâret değildir yalnız dilden Allah’a ve Rasûlüne îmân ettim demekle hakîkaten mü’min Müslüman olunmaz, kalbin tasdik edecek. Îmân yalnız dilindedir bunlar mümkün değildir. Dikkat et! Sadece diliyle söylüyor kalbi tasdik etmiyor bunlar mü’min değildir. Kimdir bunlar? Münâfıktır. Münâfıklar böyledir dil ile söylerler kalpleri ise Kur’an’dan, İslam’dan onun düzeninden şüphe eder ve tasdik etmez.

Bişir adındaki bir münâfık bir Yahûdî ile bir arazi hakkında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Münâfık haksızı diliyle Müslümanım diyor ama içinden münâfıktır. Onun için Yahûdî onun Rasûlullah’a mahkemeye gidelim diye Allah’ın hükmüne dâvet etti. Bakın, çünkü onun haksızlığa meydan vermeyeceğini o Yahûdî biliyordu. Kimi? Hazreti Muhammed haksızlık etmez diyor.

 

Münâfık ise Yahûdîlerin hahambaşı Kâ’b Bin Eşref’e gidelim dedi. Bak, Yahûdî kendi haham başlarına gitmiyor. Neden? Doğru hüküm vereceğinden şüphesi var. Muhammed doğru hüküm verir diyor.

 

Münâfık da Yahûdî haham başına gidelim onu kandıracak veya rüşvet verecek şeyler yapacak kendini haklı çıkarmaya çalışacak. Ama Muhammed Mustafa Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem doğru hükmedecek. Yahûdî bunu biliyor. Onun için bakın Yahûdî Muhammed’e gidelim diyor kendi haham başlarını bırakıyor. Münâfık ise Muhammed’i bırakıyor haham başına gidelim diyor Kâ’b Bin Eşref’e; çünkü hakka râzı olmuyor adâlete razı olmuyor. Kim? Münâfık. Dalavere ile haksız bir hüküm alacağını ümit ediyordu. Bu haberin kaynağında Âlûsî Ruhu’l Meâni de kayda almıştır. Bu âyetlerin nüzul sebebi bu olduğu diye rivâyetler vardır. Yani kalplerinde hastalık vicdanlarında bozukluktur ki, bu da hidâyete erememezliktendir. Kişi hidâyet yollarını münâfıklığı ile kapatıyor bu sefer kendi yolunu kendi kesen eşkıya bunlar.

 

Dakika 1:45:00

 

Nifâk, küfür, şirk, zulüm bunlar birer, birer kişiyi kendi yolunu kesen yol kesen eşkıyalardır kendilerini karanlıkta bırakırlar. Nurdan, îmân, İslam nurundan, Kur’an-ı Kerim’in nurundan, Muhammedî nurdan ve rahmetten mahrum kalırlar kendilerini mahrum ediyorlar. Peygambere itaatte özellikle Allah emridir. Yani Peygambere itaati Allah emrediyor. Peygamber kendi emretmiyor, Allah emrediyor. Çünkü Peygamberi görevlendiren Yüce Allah’ın kendisidir.

 

Dakika 1:46:03

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 68 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}