Tefsir 410-01

410- Tefsir Ders 410 hayat veren nurun keşif notları

410- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 410

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Neml Sûresi 67’nci Âyet-i Kerime’den 93’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ﴿٦٧﴾

لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿٦٨﴾

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِم۪ينَ﴿٦٩﴾

وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُنْ ف۪ي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ﴿٧٠﴾

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ﴿٧١﴾

قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي تَسْتَعْجِلُونَ﴿٧٢﴾

وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ﴿٧٣﴾

وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ﴿٧٤﴾

وَمَا مِنْ غَٓائِبَةٍ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ﴿٧٥﴾

اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَقُصُّ عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَكْثَرَ الَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ﴿٧٦﴾

وَاِنَّهُ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ ﴿٧٧﴾

اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ بِحُكْمِه۪ۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۚ﴿٧٨﴾

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُب۪ينِ﴿٧٩﴾

اِنَّكَ لَا تُسْمِــعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِــعُ الصُّمَّ الدُّعَٓاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِر۪ينَ﴿٨٠﴾

وَمَٓا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْۜ اِنْ تُسْمِــعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ ﴿٨١﴾

وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ ﴿٨٢﴾

 

(صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ)

 

Çok kıymetli muhterem izleyenler,

 

Şanlı Kur’an’ın hayat veren nurun dersleri, keşif notları ve irşâd notları olarak dersimiz devam ediyor. Neml Sûresi’nin 67’nci âyetiyle dersimiz İnşâ’Allah nurun kaynağından ezelden ebede Allah’ın rızâsına ulaşmak O’nun himayesinde olmak için O’nun Kitâbı’na sıkıca sarılmak elbette boynumuzun borcudur, kalbimizin borcudur, ruhlarımızın borcudur ebedî mutluluğun ve kulluğun gereğidir. Cenab-ı Hak bu yüce metnini nazmı şerifini verdiğim okuduğum âyetlerin yüce anlamlarına şöyle bir göz atalım.

 

İnkârcılar dediler ki: “Sahi biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkartılacak mıyız?”

 

Bakın bu inkârcı sözüdür. Hiç îmânlı böyle bir inkârın ebediyyû’l-ebed yanından geçmek istemez ve yanına da bu yaklaşamaz. Çünkü bunca âlemin yaratıldığını görüp de mezardan kalkar mıyım? Demek tam bu inkârdır ve kişi kendini mahvetmektedir İslam, şanlı Kur’an bunları kurtarmaya gelmiştir. Bunlar kızıl kâfirdirler bunları bu küfürden kurtarmak bunları aydınlatmak küfrün karanlığından kurtarmak için Kur’an-ı Kerim, Yüce İslam, rahmet Peygamberi bunun için geldi.

 

Dakika 5:10

 

Ey insanlar aklınızı başınıza alınız! Yüce Allah buyuruyor;

 

“Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.          “ Yüce Allah kâfirlerin sözlerini burada anlatmaya devam ediyor kâfir ruhlar işte kalpler dillerinden böyle küfür dökülüyor. Ne diyorlar; “Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir dediler” inkârcılar böyle dediler.

 

De ki; bak şimdi Cenab-ı Hak bu Kur’an aracılığıyla söyleyin ki onlara: “Hele bir yeryüzünde gezin de, günahkârların sonu nice oldu, bir bakın!” onlara böyle söyle diyor. Yine diyor ki Cenab-ı Hak;

 

(Habîbim!) Onlara karşı mahzun olma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü de sıkıntı duyma! Bir de, “Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (ettiğiniz azâb) hani, ne zaman? Derler. Bunu da inkârcılar söyler. Yani belâlarını hemen isterler Allah da onlara mühlet verir. Yine diyor ki Cenab-ı Hak;

 

De ki: “Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azâbın) bir kısmı herhâlde yakında ensenize binecektir.” Bak, yakında diyor birden vermiyor ki tövbe etsinler îmâna gelsinler diye.

 

Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat insanların çoğu şükretmezler. Rabbin elbette onların sinelerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını bilir. Gökte ve yerde gözle görülmeyen hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfûz) da bulunmasın. Hepsi orada yazılı (Levh-i Mahfûz) da bulunmaktadır.

 

Haberiniz olsun ki bu Kur’an-ı Kerim, İsrâiloğulları’na, hakkında ihtilâf ede geldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır. Ve o mü’minler için gerçekten bir hidâyet rehberi ve rahmettir. Kur’an-ı Kerim tamamen hidâyet rehberidir tamamen rahmettir. Çünkü rahmet Peygamberinin kalbine indirilmiştir.

 

Rabbim şüphesiz, onlar arasında kendi hükmünü verecektir O, mutlak gâliptir, hikmet sahibidir. Ve o hâlde sen Allah’a güven. Çünkü sen, apaçık hakîkatin üzerindesin. Ey şanlı Peygamber, ey Muhammed Mustafa Aleyhisselâtu Vesselâm! Çünkü sen, apaçık hakîkatin üzerindesin. Hazreti Muhammed hakîkat önderidir, rahmet Peygamberidir hakîkat hakkında önderidir.

 

Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da dâveti duyuramazsın. Kur’an’dan kaçan, kulağını tıkayanlar, sırtını dönenler bunlar ölüler gibidirler sağırdırlar bunlar.

 

Dakika 10:05

 

Şimdi ölüyle sağıra ne anlatabilirsin? Hakk’ı duymayan kalpler ölmüştür onları küfür, şirk öldürmüştür onlar kendini diri zannederler. Onun için cehennemde onlar eğer bu inkârlarından vazgeçmezlerse cehennemde bunun cezâsını göreceklerdir hem de ebedî.

 

Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getirecek değilsin. Çünkü gerçeğe gözünü yumuyor kalbini de kendisi küfür, inkâr perdesiyle kendini örtüyor. Ancak (gönülden) teslim olarak âyetlerimize îmân edenlere duyurabilirsin. Söylenen başlarına geleceği vakit bunlar için yerden bir ‘’Dâbbe’’ (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir îmân getirmemiş olduklarını söyler. Onlara insanların âyetlerimize kesin bir imam getirmemiş olduklarını söyler. Ayetlerine kesin olarak inanmadıklarını (بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟ ) kesin olarak bizim âyetlerimize diyor onlar inanmadılar onun için o ‘’Dâbbe’’ (canlı) onlara onu söyler diyor.

 

Cenab-ı Hak îmânı kâmil dâim kullarından eylesin. Burada bu Kitâb’ın Mübin açık bir kitap olduğunu ve açıklayıcı ki bu hem Kur’an-ı Kerim hem de Levh-i Mahfûz ki bu, Allah’ın ilmidir Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın ilminden gelmiştir. “İnsanlar arasında hükmedesin diye sana Kitâb’ı indirdik” diyor Cenab-ı Hak. (إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ) buyruluyor. ‘’Nisâ Sûresi 105’inci âyeti kerimede’’ Buna dikkat edilmesi gerekiyor! İnsanlar arasında hüküm için indirilmiştir Kur’an-ı Kerim hüküm Kitâbı’dır. Yahûdî ve Hristiyanların ileride fiilen Kur’an-ı Kerim’in hükmü ile mahkûm olup İslam idâresi altına girecekleri haber verilerek işte Sûre’nin başında hatırlatıldığı üzere vaad edilen kudret ve saltanat müjdelenmiştir. Mevtadan maksat Hakk’ı duymayan inkârcılardır bunları ölülere benzetilmişlerdir. Kıymetli dostlar, îmânsız kalp artık îmâna gelmeyince kurtulamaz ebedî.

 

Birde “DâbbetülArz’dan” bahsediyor bu âyeti kerime. “Bilakis onlar bundan şüphe etmektedirler zira onlar bundan yana körler.” ‘’Neml Sûresi 66’ncı âyet-i kerime.’’ Şimdi

 

‘’Dâbbe” üzerinde biraz duralım. ‘’Deb ve Debib’’ hafif yürüme anlamındadır. Bu tren, otomobil, bisiklet gibi otomatik şeylere de lügatin aslına göre ‘’Dâbbe”  demek olabilecekse de, dilde kullanılışı canlılara mahsûs olarak anlaşılmıştır. (وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ ) ‘’Nur Sûresi 45’’

 

Dakika 15:20

 

Burada da; “Allah her hayvanı sudan yarattı işte bunlardan kimi karnı üstünde sürünen kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayaküstünde yürür.” ‘’Nur Sûresi’nin 45’inci âyet-i kerimesinde.’’

 

Cenab-ı Hak burada da (وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِي الأَرْضِ إِلاَّ عَلَى اللّهِ رِزْقُهَا) ‘’Hud Sûresi’nin 6’ncı Âyetinde’’ de: “Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı yalnızca Allah’a aittir” diyor. Şimdi Kur’an-ı Kerim’de ‘’Dâbbe”  kelimesi üzerinden diğer âyetlerden örnekler veriyoruz. (دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ) onlarla konuşan “Dâbbe” bakın burada bir konuşan “Dâbbe’den” bahsediyor ki, bu toplumumuzda “DâbbetülArz” diye bilinir. (اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ) bakın burada şimdi çıkması kıyâmet vaktine mahsustur ‘’Dâbbe” tanıdığımızın aksine bir hayvandır ki çıkması kıyâmet vaktine mahsustur Râgıb el-İsfahânî eserinde böyle zikretmişlerdir. Birde denildi ki bununla cehâlet ve bilgisizlikte hayvanlar gibi olan en şerli kimseler kast olunmuştur da denilmiştir.

 

Şimdi “Cessâse”, câsuslar olarak göstermişlerdir yani bunun üzerinde çok değimler var. Bu “Cessâse”, câsuslar olarak göstermişlerdir ki bu haberin kaynağında da el-Beydâvî bulunmaktadır ki, bir hadis-i şerifte haber verildiğine göre “Cessâse” deccal için haberler araştırıp toplayan câsus demektir. Bu hadis-i şerifi Sahîh Müslim rivâyet etmişlerdir.

 

Ebussuut da diyor ki (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmain): Bu ‘’Dâbbe‘’ câsustur diyor o da. Hazreti Ali’den nakil olundu ki: Bu ‘’Dâbbe‘’  kuyruğu olan bir ‘’Dâbbe‘’ değil sakalı olan bir Dabbe ’dir demiş bir erkek olduğuna işaret etmiştir. Fakat meşhur olan bir ‘’Dâbbe‘’    olmasıdır. Bu haberin kaynağında Suyûtî Ed-Dürrü’l Mensûr da bunu bildirmiştir. Yine bunun kaynağında Ebussuut da bulunmaktadır. Şüphesiz Kur’an-ı Kerim’de ‘’Dâbbe‘’  denildiği için bir Dabbe ‘dir. (دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ) Onlara söyleyen ‘’Dâbbe‘’ konuşan yenilmesi de bunun bir insan olmasını belirtmek için açık bir delildir. Şimdi garip rivâyetler ile Kur’an’ı açık mânâsından çıkarmak yakin ilmine zarar vermektir. Buraya dikkat lâzım!

 

Kaldı ki Ahmet Tayâlisî, Naim Bin Hammâd, Amid bin Hamid, Tirmizî hasen hadis diyerek… İbn-i Mâce, İbn-i Cerîr, İbn-i Münzir, İbn-i Ebî Hatîm, İbn-i Merdiye ve Beyhâkî gibi zatların Ebû Hureyre’den rivâyet ettikleri bir hadisi şerifte: Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki: “DâbbetülArz Mûsâ’nın âsâsı Süleymân’ın mührü yanında olarak çıkacak. Mühür ile mü’minin yüzünü parlatacak, âsâ ile kâfirin burnunu kıracak, insanlar sofraya toplanacak, mü’min ve kâfir tanınacak. Bu haberin kaynağında da işte adı geçen zât-ı muhteremler Tirmizî, İbn-i Mâce, Ahmed Bin Hanbel bulunmaktadır bu haberin kaynağında da ayrıca.

 

Dakika 21:05

 

Yine ‘’Dâbbe‘’ konusun da kuvvet ve saltanat ile ortaya çıkıp büyük bir İslam devleti kuracak lider olmuş oluyor. Şüphe yok ki Mûsâ’nın asasına, Süleymân’ın mührüne sahip olan kimse büyük bir şahsiyet olacaktır. Hem de kötülerden değil iyi ve hayırlılardan olacak, bütün müminlerin yüzünü güldürecek inkârcıların burnunu kıracaktır. Âyette: (تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟) Onlara: “İnsanların âyetlerimize kesin bir îmân getirmemiş olduklarını söyler” buyurulması da bunu gerektiriyor. Şu hâlde buna ‘’Dâbbe‘’ ismin verilmesinin sebebi O’nun kâfirlere karşı acımasız olacağını ve Allah’u Teâlâ’ya göre onun meydana çıkarılmasının zor bir şey değil yerden normal bir ‘’Dâbbe‘’ çıkarmak gibi kolay olduğunu anlatmaktır. Burada bazı eserleri haberleri de olaya ekleyelim.

 

Şimdi kıymetler, yine İbn-i Cerîr’in Huzeyfe Bin Esid’den rivâyet ettiğine göre: ‘’Dâbbe’nin ‘’ Üç çıkışı vardır. Birisinde bazı çöllerde çıkar sonra gizlenir, birisin de emirler kan dökerken bazı şehirlerde çıkar yine gizlenir sonra insanlar mescitlerin en şereflisi, en büyüğü ve faziletlisi içindeyken yeryüzü kendilerini fırlatmaya başlar. Derken halk kaçışır mü’minlerden bir gurup kalır. “Bizi Allah’tan hiçbir şey kurtaramaz” derler. ‘’Dâbbe‘’ de onların üzerine çıkar yüzlerini parlak yıldız gibi parlatır sonra hareket eder artık ne takip eden yetişebilir ne de kaçan kurtulabilir. Bir adama varır namaz kılıyordur “Vallâhi sen namaz ehli değilsin” der yakalar müminin yüzünü ağartır kâfirin burnunu kırar dedi. O zaman insanlar: “Ne hâlde olur?” dedik. “Arâzîde komşu, malda ortak, yolculuklarda arkadaş olurlar” dedi. Bu haberin kökeninde Suyûtî Ed-Dürrü’l Mensûr da zikretmiştir.

 

Dakika 25:00

 

İlim ehlinden birçokları ‘’Dâbbe’nin‘’  ortaya çıkması Emri Bi’l Mâruf iyilikleri emir ve Nehy-i Anil-Münker, kötülüklerden men etme terk edildiği vakittir demişler. İbn-i Ömer’den (Radıyallâhu Anh) rivâyet edilir ki:  Burada âyeti Bil Mâruf ve  Nehy-i Anil-Münker tek olunduğu vakittir demiştir. Buna göre Müslümanlarda bozulup aleyhlerinde hüküm hak olduğu vakit demek olmaktadır.

 

وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجاً مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ﴿٨٣﴾

 

Ve her ümmetin âyetlerimizi yalanla sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerince) sevk edilirler.

 

حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَات۪ي وَلَمْ تُح۪يطُوا بِهَا عِلْماً اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٨٤﴾

 

Nihâyet (oraya) geldikleri vakit Allah buyurur: “Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?”

 

وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنْطِقُونَ﴿٨٥﴾

 

Yaptıkları hastalıktan dolayı, o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

 

اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِراًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ﴿٨٦﴾

 

Görmediler mi ki, dinlesinler diye geceyi yarattık ve (çalışsınlar diye) gündüzü apaydınlık yaptık. Îmân eden bir kavim için elbette bunda ibretler vardır. Alınacak nice dersler vardır gören gözler için firaset nuru parlayanlar için. Esas görmek kalple görmektir.

 

Kâinatın hareketten sakinliğe, sakinlikten harekete şöyle bir geçtiğine baksana! Hâkim dilediğini yapar bir mutlak yaratıcı olduğunu gösterir. Hâkimler hâkimi mutlak yaratıcı olan Yüce Allah’tır bütün hâkimleri hesaba çekecektir. İsteseydi Cenab-ı Hak insanları da yarasalar gibi yapar gündüzleri göz açtırmaz geceleri de dinlendirmezdi isteseydi. Yalnız parlattı nurunu parlattı. Peygamberlik nuruyla aydınlatacağını da gösterdi ve aydınlattı Kur’an, İslam nuruyla parlattı nur titremesi ile bir üfürme ile ölülerin dirilebileceğini de açıkça gösterdi. Kime? (لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ) “Fakat îmân eden bir kavime” kavim içindir bu göstermeler bu anlatımlar.

 

Dakika 30:00

 

Îmânsızlık küfür kalbini kapladıysa, kalp gözü köreldi ise, kalp kulağı sağırlaştıysa mühürde vurulduysa kendi kazanımlarıyla, işte burada büyük bir tehlike vardır. Allah’tan başka kimse kurtaramaz.

 

وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَكُلٌّ اَتَوْهُ دَاخِر۪ينَ﴿٨٧﴾

وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ صُنْعَ اللّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍۜ اِنَّهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ﴿٨٨﴾

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ﴿٨٩﴾

  وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِۜ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٩٠﴾

 

Sûr’a üfürüldüğü gün Allah’ın diledikleri müstesnâ göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılırlar. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler. Kime? Allah’a gelecekler herkes hesap vermeye.

 

Sen dağları görürsün de yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır. Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar. Allah’ın huzuruna îmân ve Amel-i Sâlihle ile iyi bir Müslüman olarak çıkarsan karşına daha nice iyi mükâfatlarla seni karşılarlar. Allah’ın lütfuna mazhâr olursun.

 

Her kimde kötülükle gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür. “Başka değil ancak yaptığınız amellerin cezâsıdır herkes ne ektiyse onu biçecektir.”

 

Sur bazıları bunu ‘’vav’’ harfinin fethi ile suver gibi sûret kelimesinin çoğulu nefhi de sûretlere ruh üflemek diye kabul etmişlerdir. Hâlbuki diğer bir âyette: (ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى) “Sonra ona bir daha üflenince” buyuruluyor. ‘’Zümer Sûresi 68’inci âyet-i kerimede’’ Ölülerin kabirlerinden mahşere çağrılışları hâlini bir orduya bir orduyu harekete geçirmek için nasıl ki bir emir veriliyor ‘’Sûr’’ da mezardan kalk emridir herkes mezardan kalkacak ‘’Sur’’ bu emirdir. Ölülerin kabirlerinden mahşere çağrılışları hâlini bir orduyu harekete geçirmeye benzetilmiş ‘’Sûr’’ büyük bir çağrı demir gibi bir şeydir ki üç defa üfürülecektir. ‘’Nefai Feza’’ yani dayanamama korku üfürmesi. İkicisi ‘’Nefai Saik’’ yani yok olma üfürmesi. Üçüncüsü ise’’Nefai Kıyam’’ yani kalkma üfürmesidir ve buna memur olan melek İsrâfil Aleyhisselâm’dır.

 

Dakika 35:00

 

Bu üç defa İsrâfil Aleyhisselâm Sûr’a üfürecektir, birincide âlemler yok olacak, ikincisinde biliyorsunuz ki dirilme başlayacak, üçüncüsü de kıyam başlayacaktır. Kıyam ise, mezardan kalkma emridir. Dehşetten sarsılacak çünkü yok olma emri Allah’tan geliyor kıyâmetin kopma emri.

 

“Sûr’a üflenince Allah’ın diledikleri müstesnâ olmak üzere göklerde ve yerde kim varsa düşüp ölmüş olacaktır.” ‘(Zümer Sûresi 68’inci âyet). “Sonra ona bir defa daha üflenince hemen ayağa kalkıp baka kalacaklardır.” (فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ) “Birde ne göresin onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. Bu da ‘’Yasin’i Şerif’in 51’inci âyetidir’’

 

Tirmizî’nin Ebû Saîd’i Hudrî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Allah hepsinden râzı olsun. Bakın Peygamberimizden yapılan rivâyette: “Nasıl zevk ve neşe içinde olurum? Sûr sahibi boruyu ağzına almış, ne zaman üfürülmesi emredilecek diye izin bekliyor” buyurmuştur. Bu Ashâb-ı Kirâm’a pek ağır geldi. O zaman Peygamberimiz Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm Hasbunallahu ve ni’mel vekil (حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ) “Allah bize yeter O, ne güzel vekildir” diyen Âli İmrân Sûresi’nin 173’üncü âyet-i kerimeyi deyiniz bunu okuyunuz dedi. Bu haberin kaynağında da Tirmizî bulunmaktadır.

 

Feza: Korkunç bir şeyden insanda meydana gelen tutukluk ve ürkeklik, yani şiddetli korku… (إِلَّا مَن شَاء اللَّهُ) “Ancak Allah’ın dilediği kimseler müstesnâ.” (وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ آمِنُونَ) “Ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.” Bunlarda Allah’ın dilediği müstesnâ kullarıdır. Tekvîr Sûresi’nde: “Dağlar sallanıp yürütüldüğünde” (وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙ) (وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ) ‘’Kâria Sûresi 5’inci âyet’’ “Dağlar atılmış yün gibi olduğu zaman” hepsi ona dehşete kapılarak gelir, sen onları durur sanırsın cümlesi bakın (وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ) “Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler.” “O gün dağlar bulut gibi geçecekler de o halde sen onları camit duruyor mu sanacaksın?” Bunun için Müteehhirinden bazıları (وَهِيَ تَمُرّ) fiilinin de şimdiki zamana ait olması gerekeceğini hükmederek bununla yeryüzünün hareketini ispata çalışmışlardır. Buna göre mânâ şöyle olmaktadır: “Sen bugün dağları görür hareketsiz sanırsın hâlbuki onlar bulut geçer gibi geçerler.” Daha yüksek bir hayata geçirmek için Cenab-ı Hak, bu dünyayı ortadan kaldırıp cennet gibi yüce bir hayata hak edenleri cennete alacaktır.

 

Dakika 40:27

 

Bu hayattan daha yüksek bir hayata Cenab-ı Hak İslam ile kullarını hazırlamak istemiş, İslam’ı teklif eylemiştir. Artık cennette hazırlanmanın yolu İslam ile olmaktadır. İşte ölümsüz hayatın bizzat kaynağı İslam’ın kendisidir, Kur’an-ı Kerim’in kendisidir Hazreti Muhammed bunun önderidir bütün âlemlere Rahmet Peygamberidir, evrensel Peygamberdir.

 

Cenab-ı Mevlâ bu gerçekleri de duyurduktan sonra;

 

اِنَّـمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذ۪ي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍۘ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۙ﴿٩١﴾

  وَاَنْ اَتْلُوَا الْقُرْاٰنَۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَ ﴿٩٢﴾

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ فَتَعْرِفُونَهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ﴿٩٣﴾

 

De ki: Ben ancak her şeyin sahibi olan ve burayı kutlu kılan bu şehrin yani (Mekke’nin) Rabbine kulluk etmekle emrolundum. Yine bana Müslümanlardan olmam emrolundu.” “Ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola gelirse, yalnız kendisi için gelmiş olur; kimde saparsa ona de ki: “Ben sadece uyarıcılardanım.” ve şöyle de: Hamd Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbim yaptıklarınızdan habersiz değildir. Her şeyden haberdar bir Rabbin gözetiminde yaşamaktayız. Hayatı veren de O, gözetleyende O,  bizi ayakta tutanda O, nimetlerle besleyende O, bizim için kürreyi arzı ve gök kubbeyi göktekileri yaratanda O, yerdekileri bize bahşedende O, bu âlemi bizim emrimize verende O. Bizim görevimiz ne? O’nun emrinde olmaktır.

 

Peygamberin ne kadar yalnız İslam’ın ne kadar garip olduğu düşünülür. Bu sûrenin ve bu âyetlerin büyük mûcizeleri içinde bulundurduğu ortaya çıkar. Tarihi araştıranlar “Bedir’den” başlayıp Hazreti Ömer devrinden Fatih, Yavuz ve Kânûni Süleyman devirlerine kadar yüce Allah’ın (وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ فَتَعْرِفُونَهَاۜ) “Hamd olsun Allah’a o âyetlerini size gösterecek sizde onları görüp tanıyacaksınız” buyurduğu üzere âyetlerini nasıl gösterdiğini hiç şüphesiz görür hamd ederler. Selim ve Süleyman saltanatlarının Dâvûd ve Süleymân saltanatları gibi… Dikkat et! Selim ve Süleymân saltanatlarının Dâvûd ve Süleymân saltanatları gibi, “bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun.”

 

Dakika 45:15

 

(ا لْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلَى كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ) Görüyorsunuz bu âyet-i kerimede: “Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun.”

 

Çanakkale, Sakarya ve diğerleri İzmir’in düşman işgalinden kurtarılması, Avrupalıların İstanbul’dan çıkarılmaları ham dolsun Yüce Allah’ın zamanımızdan gösterip tanıttığı İslâmî âyetlerdendir. Bu savaşlarda Türkiye Müslümanları öyle bir sıkıntı ve ihlâs ile Allah’u Teâlâ’ya sığınarak çalışmışlardı ki, “onlar mı hayırlı yoksa kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren mi?” İşte Müslüman bu millete Allah cephelerde yardım eyledi, duasını kabul eyledi.

 

(إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ) De ki: “Sen ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.” İşte Kur’an’ı duymayanlar var, sağırlar var, körler var, kalpleri ruhları kirlenmişler var. Sağırlar, körler İslam’ın artık bütün vaadleri olmuş bitmiş gelecek için görevi kalmamış olduğunu iddia ederek Müslümanlığı köreltmek kendileri gibi kör zannediyorlar. Müslümanlığı köreltmek Allah’ı unutup şirk yollarına gitmek istiyorlar. Buraya dikkat et hepsinde olduğu gibi! Sağırlar, körler İslam’ın artık bütün vaadleri olmuş bitmiş gelecek için görevi kalmamış olduğunu iddia ederek Müslümanlığı köreltmek Allah’ı unutup şirk yollarına gitmek istiyorlar. Bunlara dikkat edin bu körlere, bu sağırlara! İslam ebediyyatın dinidir İslam ebedî hâkimdir. İnsanoğlu İslam ile hükmetmezse kendini mahkûm etmiş olur başkalarına. Müslüman ise, Allah’tan başka hiç kimsenin emrinde olmamıştır olamaz. Çünkü Müslümana hükmeden, emreden Allah’tır âlemlerin hâkimiyeti mutlak hükümranı, hükümdarı Allah’u Teâlâ’dır. Müslüman buna inanır Allah’ın emrinde yaşar. (وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ) “Rabbin neler yapacağınızdan da habersiz değildir.” (هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ)  “Mü’minler için hidâyet rehberi ve müjdedir ki onlar namazı kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de kesin olarak îmân edenler.” “Şüphesiz biz âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de o yüzden bocalar dururlar. İşte bunlar kendileri için oldukça ağır bir azâb bulunan kimselerdir.”

 

Dakika 50:00

 

“Âhirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.” DâbbetülArz ve Sûr’a üfürülme âyetlerinde de bütün âlemin umûmî değişimi anlatılırken İslam’a vaat edilen âhiretin sonsuz tahakkuku tespit edilmiştir. (مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ آمِنُونَ) “Kim iyilikle gelirse ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.” İşte Müslüman için hakîkî Müslüman için korku yok her gün kıyâmet kopsa yine korku yok. Çünkü Allah’ın himâyesindedirler. İslam’ın da gecesi gündüzü olacak o da bu değişen âlemde bazen gecelerin sükûnet avucunda dinlenecek bazen gündüzlerin parlayan ikbâlinde gözlerini açarak Hak Teâlâ’nın yüce huzurunda en yüksek hayatı yaşamak için uyanacaktır. Bu âyetin işaretine göre, hangi âyet? (أَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا اللَّيْلَ لِيَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا) “Dinlenesiniz diye geceyi yarattığımızı ve çalışsınlar diye gündüzü apaydınlık yaptığımızı görmediler mi?” Bu âyetin işaretine göre, İslam’ın istikbâli gece değil gündüzdür, sönük değil parlaktır ara-sıra basan gece karanlıkları onu dinlendirip tekrar uyandırmak içindir. Bu mânâ bilinen bir hadis-i şerif ile şöyle açıklanmıştır; bu hadisi şerifte bakın, (El islâmu bedaa garîben) ‘’İlâ Âhir’’ bu hadiste fiili bu (seyeûdu) fiilini birçok kimseler, (seyesiru) mânâsına nakıs fiil kabul ederek İslam garip olarak başladı veya zuhur etti. Yine başladığı gibi garip olacak diye yalnız korkutma şeklinde anlamışlar. Bundan ise hep ümitsizlik yayılmıştır Hâlbuki Kamus’ta gösterildiğini üzere (Âde) fiili (yübtiu) (yuidu) de olduğu gibi dönüp yeniden başlamak mânâsına da gelir. Yani “İslam garip olarak başladı” veya ortaya çıktı ileride yine başladığı gibi garip olarak tekrardan başlayacak yahut yeniden doğacak ne mutlu o gariplere demektir. Hadisin sonundaki (fetûbâ) onun korkutmak için değil müjdelemek için olduğunu gösterir. Sönmeyip yeniden başlaması müjdesi vardır yani İslam artık tamamen parladığı gibi parlayacak ve insanlığı yeniden uyandıracak İslam yeniden dünyaya hâkim olacaktır bu insanlığın kurtuluşu barışın dünyaya hâkim olmasıdır. Yani “İslam garip olarak başladı” kelimesinin anlamını bu hadis-i şerifi doğru anlamamız gerekmektedir. Sönmeyecek yeniden parlayıp cihâna hâkim olmak müjdeyi vermektedir. (fetûbâ) kelimesi bu müjdeyi vermektedir.

 

Dakika 55:10

 

Ümitsizliği değil müjdeyi ifade eder.( وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ) “Hamd olsun Allah’a o âyetlerini size gösterecek sizde onları görüp tanıyacaksınız, Rabbim yaptıklarından habersiz değildir.”

 

Ey Müslümanlar! Siz dünyaya cihâd hâkimiyeti kurdunuz bütün dünyaya hâkimiyet kurdunuz. Dünkü parlayan güneş bugün niye parlamasın, yarın niye parlamasın? İslam yeniden hâkim olacak senin uyanmanı bekliyor. Ey Müslüman! Uyan, uyan ve yeniden dünyaya İslam’ın nuru hâkim olsun insanlık tümü kurtulsun insanlık tümüyle kurtulsun.

 

Kıymetli izleyenlerimiz, ebedî saadeti ortaya koyan İslam sönmez. Yalnız İslam’ı doğru anlamalı. İnsan söner, insan düşer, insan kalkar. İslam yücedir düşmez hep yücedir İslam’a sarılan yükselir buna şek ve şüphe yoktur. İnşâ’Allah ‘’Kasas Sûresine’’ gelmiş bulunmaktayız, Rabbimizin lütfuyla Kasas Sûresi ile bir sonraki dersimiz devam edecektir.

 

Dakika 57:06

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 53 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}