Tefsir 416-01

416- Tefsir Ders 416 hayat veren nurun keşif notları

416- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 416

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Ankebût Sûresi 64’üncü Âyet-i Kerime’den 69’uncu Âyet-i Kerime’ler)

(Rûm Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 27’nci Âyet-i Kerime’ler)

 

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌۜ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ﴿٦٤﴾

 فَاِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ﴿٦٥﴾

 لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۙ وَلِيَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ﴿٦٦﴾

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَماً اٰمِناً وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ﴿٦٧﴾

  وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ﴿٦٨﴾

  وَالَّذ۪ينَ جَاهَدُوا ف۪ينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِن۪ينَ﴿٦٩﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibârettir. Âhiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı bu gerçeği insanoğlu iyiden iyiye anlayabilseydi.

 

Baksana, gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O’na has kılarak (ihlâsla) Allah’a yalvarırlar. Fakat onları salimen karaya çıkarınca bir bakarsın ki, (Allah’a) ortak koşmaktadırlar. İnsanoğlu başı dara gelince Allah der başı selamete ulaşınca da Allah’ı unutur eş konuşmaya başlar.

 

Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler veya sefa sürsünler bakalım! Ama yakında bilecekler. Burada da Cenab-ı Hak tehdit ediyor uyarıyor yaptığınız yanınıza kalmayacak diyor. Allah’ı iyi tanıyın iyi Müslüman olun.

 

Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke’yi) güven içinde ve diğer yerleri güven içinde kutsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ bâtıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar? Kendini güven içinde hissedenler dünyada güven içinde olmayan milletlere karşı görevlerini yapmalı güven sağlanmalı adâlet tesis edilmeli meydan zâlimlerden alınmalıdır.

 

Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine hak gelmişken onu yalan sayandan daha zâlim kimdir? Kur’an-ı Kerim haktır hak Kitap’tır Allah’ın Kitâb’ı İslam hak dindir Hakk’ın dinidir. Artık bunu yalan saymak ne kadar bir zulümdür daha bundan daha zâlim kim vardır? Cehennemde kâfirlere yer mi yok cehennemde onların yeri hazır.

 

Dakika 5:00

 

Ama bizim yolumuzda cihâd edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi amel işleyenlerle beraberdir, Muhsinlerle beraberdir. Muhsinler Allah’ın kendilerini gördüklerini bilirler gördüğünü bilirler Allah’ı da görüyormuş gibi Allah’a ibadet ederler. İyilik yarışında bulunurlar hep iyilik düşünürler iyilik yaparlar. îmânları ve Amel-i Salih’leriyle beraber kendileri iyiliğin ve gerçeğin adamlarıdırlar. Çünkü şiarları iyilik etmek iyilikte yarışmaktır.

 

‘’Ankebût Sûresi’nin’’ sonuna geldik ‘’Rûm Sûresi ile’’ dersimiz devam ediyor. ‘’Rûm Sûresi’’ de Mekke-i Mükerrem’e de nâzil olan Mekkî Sûrelerdendir âyet sayısı altmıştır ve sıra numarası Kur’an-ı Kerim de 30’uncu sıradadır. Ankebût Sûresi’ni bitirdikten sonra Rûm Sûresi ki bunlar mûcize olan âyetlerdir. Rum Sûresinin âyetleri de diğer âyetler ve Kur’an-ı Kerim’in tamamı en büyük ve ebedî mûcizedir.

 

Cenab-ı Hak: “Kendilerine okunan Kitâb’ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi?” buyuruyor. Cihâd ve ihsân ile bitirilmiş olan ‘’Ankebût Sûresi’’ bu sûre-i celile de mûcize ile başlamıştır. Yani Rûm Sûresi de mûcize ile başlamıştır. Şimdi yüce âyetlerin içinde bunları göreceğiz.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

الٓمٓ۠ ﴿١﴾

غُلِبَتِ الرُّومُۙ ﴿٢﴾

ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ﴿٣﴾

  ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ﴿٤﴾

  بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ﴿٥﴾

  وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٦﴾

يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ﴿٧﴾

  اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ﴿٨﴾

  اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ﴿٩﴾

  ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟﴿١٠﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Dakika 10:25

 

(Elif, Lâm, Mîm)

 

Rumlar yenildiler. Cenab-ı Hak Rumların yenildiğini haber verdi ama peşinden bakın ne diyor;

 

(Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde onlar, bu yenilgilerinin ardından birkaç yıl içinde mutlaka gâlip geleceklerdir. Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah’ındır ve o gün mü’minler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder gâlip kılar O çok güçlüdür Azîzdir çok merhamet edicidir Rahîm’dir. Allah’ın vaadi budur. Allah, vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu da bilmezler.

 

Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Âhiretten ise onlar hep gâfildirler.

 

Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Hiçbir şey ebedî değildir her şey fânidir ancak Allah Bâkî’dir. Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. İnkâr edince kurtulacak mısın? Kesin yakalanacaksın hesap vereceksin.

 

Onlar, yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş baksınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlüydüler. Toprağı sürmüşler ve onu, bunların îmâr ettiklerinden daha çok îmâr etmişlerdir. Onlara da peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek Allah onlara zulüm etmiyordu. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı. Zulüm insandadır Allah zulümden münezzehtir Allah lütfunu ve adâletini uygular. Rahmeti öndedir merhameti öndedir.

 

Sonra o kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü onlar, Allah’ın âyetlerin yalan saydılar ve onlarla alay ediyorlardı. Allah’ın hiçbir âyeti inkâr edilmez edilemez O’nu inkâr etmek muhâl ve mümtenidir. İnsanoğlu küfrü kendisi kazanır küfür aslında ezelî ebedî küfür yoktur. Bunu insanoğlu kendi kazanmıştır. Îmân asîldir, îmân ezelî ve ebedîdir. Çünkü Allah, ezelî ve ebedîdir. O’nu inkâr etmek mümkün müdür? O’nun emirlerini kânûnlarını Kitâb’ını Kitâbı’nın âyetlerini şeriatını inkâr etmek mümkün müdür? Mümkün değildir. İnsanoğlu bu mümkün olmayanı yapmaya çalışıyor ve kendini mahvediyor.

 

Dakika 15:05

 

(Elif, Lâm, Mîm) ilâhî sırlara işarettir ‘’Elif ‘’ boğazın en içinden bâtından, ‘’Lam’’ dilden berzahtan, ‘’Mim’’ dudağın en kenarından dıştan çıktığı için bu üç harf mahreçlerin aslını teşkil eden üç çıkış yerinden çıkan bütün harflerin güzel bir diziliş ahengini ifade ederler.  (Elif, Lâm, Mîm) dediğimiz zaman o ilâhî sırlar ve feyizler âlemi kuşatır.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Şimdi burada sûrenin adı da ‘’Rûm Sûresi’’ olduğu için bak Cenab-ı Hak (الٓمٓ۠) (غُلِبَتِ الرُّومُۙ) diye başladı yani Rumlar yenildi diyor şimdi bu olayın hakkında sizlere özlü bilgiler vermeye çalışalım.

 

Asr-ı Saadet tarihinde ifade ettiği üzere Peygamberliğin 5’inci yani milâdın 613’üncü yıllarında bu iki komşu ve rakip devlet birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. Bunlardan birisi Îran’dı ki 2’nci Hüsrev’in, diğer birisi de Rûm devletiydi ki o da Hiraklin hükmü altındaydı.  Îran Mecûsî devletiydi bu Hüsrev başlarında 2’nci Hüsrev bulunuyordu ateşe tapınan bir devlet, millet idi bunlar. Rûm’lar da Hristiyan idiler Hiraklin hükmü altındaydı sınırları “Dicle ve Fırat Nehirleri” üzerinde birbirleriyle birleşiliyordu. Sınırları “Dicle ve Fırat Nehirleri” ürerinde birbirleriyle birleşiyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir bölümü ve Küçük Asya yani Anadolu Rumlara tabiydi. Îran’lılar kurumlara iki taraftan saldırdılar yani Mecûsî devleti Rumlara saldırdılar Dicle ve Fırat üzerinde Ezraat ve Basri bunlara ve Nusri, Ezraat ve Busra mevkilerinden Suriye’ye Azerbaycan ve Ermenistan tarafından Küçük Asya’ya saldırdılar. Tekrar ediyorum ki iyi anlaşılsın diye. Dicle ve Fırat üzerindedir Ezraat ve Busra mevkilerinden Suriye’ye Azerbaycan ve Ermenistan  tarafından Küçük Asya’ya saldırdılar. Îran orduları yani Mecûsî devletinin orduları Rum kuvvetlerini her iki cepheden geri atarak denize dökünceye kadar takip etmiş  Suriye’deki bütün mukaddes şehirleri zapt etmiş miladın 614’üncü yılında bütün Filistin’i ve Kudüs’ü ele geçirmişti. Kim geçirdi? Îran Mecûsî devleti… Bu istilâ sırasında bütün kiliseler yıkılmış  bütün dini binalar tahrip edilip kirletilmişti.

 

Dakika 20:05

 

Îran’lılara katılan yirmi altı bin Yahûdî dikkat edin altmış binden fazla Hristiyan’ı kılıçtan geçirmişlerdi. Görüyorsunuz ki, bir Yahûdî kitap ehli gidip Mecûsî ateşpereste yardım edip ona katılıyor. Buraya dikkat edin! Ve diğer bir Ehl-i Kitâb olan Hristiyanlar kılıçtan geçiriliyor. Altmış binden fazla Hristiyan’ı kılıçtan geçirmişlerdi. Îran Kisrâsının sarayı öldürülen otuz bin kişinin kafatasıyla donatılmıştı. Tekrar ediyorum bunlar ateşperest bir devlet. Yani Îran devleti o zaman Îran kisrasının sarayı öldürülen otuz bin kişinin kafatası ile donatılmıştı. Bu istilâ tufanı burada durmayarak Mısırı da basmış miladın 616’ncı yılında Îran’lılar bir taraftan Nil vâdîsini işgal ederek İskenderiye’ye ulaşmışlar diğer taraftan bütün Anadolu’yu ele geçirerek İstanbul’un Boğaziçi sahillerine kadar gelmişler. Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan o zaman ki Konstantin’iyye yani İstanbul şehrinin karşısında görünmüşler. Saltanatlarını Irak, Suriye, Filistin, Mısır ve Anadolu’ya yayılmışlardır Îran’lılar girdikleri her yerde ateş gedeler ateşe tapanların ateş yaptıkları tapınaklar meydana getiriyorlar. Ve böylece Hristiyanlığın çıktığı yerlerde ateşperestliği yayıyorlardı. Doğu Roma İmparatorluğu’nun bu yenilgisi karşısında kendisine tâbî bulunan birçok vilâyetler isyân etmiş Afrika’daki ülkeler Avrupa tarafındaki vilâyetler hatta İstanbul’a komşu şehirler bu devletin egemenliğinden çıkmak istemişler. Yani Rumların egemenliğinden çıkmak istemişler ve çıkmışlardı. Kısaca Doğu Roma İmparatorluğu darmadağın olmuş bu Doğu Roma, Rum Devletiydi helâk olup yerlere serilmişti. Kur’an-ı Kerim bunu böyle haber verirken bakın bir mûcizeyi açıkça haber veriyor. Romalıların bu yenilgi haberi Mekke’ye ulaştı daha Peygamberimiz o zaman Peygamberliğin 5’inci yılındaydı ki İslam Mekke de birkaç Müslümandan ibâretti daha yeni doğmuştu. Romalıların yani Rumların bu yenilgi haberi Mekke’ye ulaştığı zaman müşrikler sevinmiş yani putperestler sevinmiş. Çünkü Mecûsîler ateşe tapıyor Mekkeliler putlara tapıyorlardı. Bunların hepsi müşrik putperestti ki birinin zaferine öbürü seviniyordu ve Müslümanlara karşı onların yenilgisinden duydukları sevinci açığa vurmuşlar. Siz ve Hristiyanlar kitap ehlisiniz biz ve hâris yani Îran’lılar Ümmiyiz bizim kardeşlerimiz sizin kardeşlerinizi tepelediler biz de sizi tepeleriz demişlerdi.

 

Dakika 25:00

 

Bunu Müslümanlara diyorlar, yani Mecûsîler Hristiyanları tepeledi bizde Müslümanları tepeleriz. Çünkü Müslümanlar da ellerinde kitapları var Kur’an Hristiyanların da ellerinde İncilleri var. Bak onlar yenildiler siz de yenilirsiniz diyorlardı Müslümanlara Müslümanlar gerçek ehl-i kitaptan yanadır gerçek ehl-i kitap Kur’an-ı Muhammed’i inkâr etmez. Öz evlatlarını bildikleri gibi Tevrât’ta İncîl’de Muhammed’i tanırlar görür görmez de Müslüman olurlar ehl-i kitap budur. Nitekim Mekke’de ki putperestler böyle öğündüler Müslümanlara karşı. Bunun üzerine Hazreti Muhammed’in bir mûcizesi olmak üzere bu âyet inip buyurdu ki, bakın bu âyetler geldi o zaman ‘’Rûm Sûresi’nin’’ bu âyetlerin geldi. Hem de Sûrenin adı ‘’Rûm Sûresi’’ dikkat edin. Gerçi Rumlar şimdi yenildi diyor Cenab-ı Hak (فِي أَدْنَى الْأَرْضِ) Yerin en yakınında Mekke toprağının yani Arabistan’ın en yakın Şâm ’da yahut Rum başkentinin pek yakında yani Anadolu’da İstanbul civarında demek olabilir ki ikisi de doğrudur. O sırada Rum İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki iç isyânlarla devlet ihtilâle uğramış ordusu dağılmış hazinesi boşalmış imparator “Hirakil” İstanbul’u terk ederek Kartaça’ya” kaçmayı bile kurmuştu.

 

Îranlıların gâlip kumandanları zaferin verdiği sarhoşlukla şu barışı teklif etmişler;

 

İmparator Îran’lılar tarafından istenecek her şeyi verecektir. Bu cümleden olarak bin yük altın… Bakın; Îran’lılar Hirakil ’den yani “bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın” teslim edecektir dediler. Rum imparatorluğu bütün bu aşağılayıcı şartları kabul etmiş. Bu esaslar üzerinde barışı imzalayacak delegeler göndermişlerdi. Bu delegeler Îranlıların yanına vardıkları zaman Hüsrev şu sözleri de söylemiş:

 

“Bu yeterli değildir, bizzat imparator Hirakil karşıma zincirler içinde gelerek asılıp çarmıha gerilmiş olan ilâhına karşılık ateşe ve güneşe tapmalıdır.” İşte o yenilgi böyle bir yenilgiydi böyle bir çöküş içinde Romalıların birkaç yıl zarfında canlanıp yeniden gâlip geleceklerine kesinlikle hüküm vermek şöyle dursun ihtimâl vermek bile normal olarak akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat öyle bir zamanda Yüce Allah Allah’u Teâlâ Celle Celâlühü Rasûlü Muhammed’e bakın gaypdan şu haberi bildiriyordu. Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed bakın şu mûcizeyi bildirdi.

 

Dakika 30:00

 

(وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ) “Bununla birlikte onlar bu yenilgilerinin ardından (سَيَغْلِبُونَۙ) kesinlikle gâlip gelecekler” diyor Kur’an-ı Kerim. Kim? Rumlar Mecûsîlere kesinlikle bir kaç yıl içinde gâlip gelecekler diyor. Hem uzak değil (ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ) birkaç yıl içinde (بِضْعِ) kelimesi üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade eder birkaç yıl bu ((بِضْعِ)) kelimesi üçten dokuza kadar olan bir sayıyı ifade eder. Nitekim bu âyet bu âyet-i kerime inince Hazreti Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhü) Hazretleri o sevinen müşriklere şöyle demişti; Kim? Ebû Bekir.

 

“Allah (C.C) sizin gözlerinizi aydınlatmayacak ey putperestler!” dedi Ebû Bekir. Peygamberimiz haber verdi. Yemin ederim ki Rumlar birkaç yıl içinde, yani ehl-i kitap birkaç yıl içinde Îran’lılara yani Mecûsîlere mutlaka galip geleceklerdir dedi Ebû Bekir putperestlere Mekke müşrikleri böyle söyledi. Buna karşı Ubey Bin Halef Ebû Bekir’e dedi ki:

 

“Sen yalan söylüyorsun haydi aramızda bir müddet tâyin et seninle bahse girelim” dedi.

 

Ubey Bin Halef ki putperestlerden biri. Ve her iki tarafta on deve üzerine bahse girişip üç yıl müddet tâyin ettiler.

 

Ebû Bekir durumu Sevgili Efendimiz Hz. Muhammed’e Allah’ın Rasûlüne haber verdi. Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem: ((بِضْعِ)) yani üçten dokuza kadardır ya Ebû Bekir miktarı artır müddeti uzat buyurdu.

 

Bunun üzerine Ebû Bekir çıktı putperest Ubey ’ye rast gelince o, “Galiba pişman oldun” dedi.

 

Ebû Bekir de: “Hayır!” dedi. Gel seninle bahsi arttıralım müddeti de uzatalım haydi dokuz seneye kadar yüz deve yap.

 

O da, “Haydi yaptım” dedi.

 

Tirmizî’nin Sahîhînde rivâyet ettiği üzere: “Bedir Günü” Rumlar Îran’lılara gâlip geldiler. Dikkat et şu mûcizeye bakın! Kur’an-ı Kerim’in “Bedir Günü” ki Müslümanlar da Mekke’deki putperestlere karşı Arap yarımadasının en güçlü putperestlerine karşı şirk ordusuna karşı büyük bir zafer kazandı. Müslümanlar Bedir de Rumlar da yani ehl-i kitapta Îran’lılara yani Mecûsîlere gâlip geldiler. Ebû Bekir de sonra onu Ubey ’in vârislerinden yüz deveyi aldı Peygambere götürdü.

 

Sevgili Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem de ona: Bunu tasadduk et” buyurdu. Bunun da kaynağında yine Tirmizi bulunmaktadır. Ve o yüz deve fukaraya dağıtıldı. ( لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ) “Önünden de sonundan da emir Allah’ındır.”

 

Dakika 35:00

 

Yani Rumlar gâlip gelecekler diye ondan sonra emir ve irâde hüküm ve kumanda Rumların olacak zannedilmesin. Onlar gâlip gelmezden önce emir ne onların ne Îranlıların olmayıp emir Allah’ın olduğu gibi onların gâlip gelmesinden sonra yine emir ezelî ebedî Allah’ındır. O, önce onları mağlup ettiği gibi sonra da eder. (وَيَوْمَئِذٍ) Hem de o gün yani Rumların Îran’lılara gâlip geleceği gün (يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ) mü’minler sevinecek. Ne ile? (بِنَصْرِ اللّٰهِۜ) bu Rumların yiğitliği değil Allah’ın yardımıyla mü’minler sevinecek. Yani ötede Rumlar Îran’lılara gâlip gelirken aynı zamanda beriden Müslümanlar da, Allah’ın yardımıyla müşriklere karşı da zafer elde edecekler. Yalnız Rumların gâlip gelmesiyle değil, Allah’ın özellikle kendilerini gâlip kılan yardımıyla sevinecekler. Müslümanlar sevinecek cihâna hâkim olacak yıldırım hızıyla İslam cihâna yayılacak ve bütün yıldırım hızıyla nice zaferler, fetihler yapılacak. Bunların müjdeleri de verildi ve yıldırım hızıyla İslam cepheden cepheye, zaferden zafere koştu. Trablusgarp’a ulaştı, Maveraünnehire ulaştı üç kıtaya İslam hâkim oldu. Şurada bir asrı vardır bir gece karanlığında bulunuyor Müslümanlar güneşin doğması, cihânın aydınlanması, İslam’ın cihâna hâkim olmasının günleri yakındır İnşâ’Allah’u Teâlâ. Mü’minlere bu şekilde vaat edilen bu yardım bu sevinç Bedir zaferidir. Nitekim Taberi tefsirinde;

 

(Vehüve nusretül müminine alel müşrikine bi-bedrin)

 

Bedir de mü’minlerin müşriklere gâlip gelmesidir demiştir. Kim? Taberî tefsirinde bunu dile getirmiştir.

 

Gerçekten Tirmizî’nin rivâyetine göre Rumların Îran’lılara galip gelmesi “Bedir Günü” olmuştur. Fakat gâlibiyetin geniş bir şekilde açıklanması “Hudeybiye” sıralarında biline bildiği ve Hazreti Ebû Bekir de develeri Ubey ‘in kendisinden değil, sonra vârislerinden aldığı için bazıları bu ferah gününü “Hudeybiye Günü” sanmışlardır.

 

Hintli Süleyman ne dedi; Asr-ı Saadet tarihinde bunu şöyle tespit etmiştir;

 

Rasûlü Ekrem’in işareti gereğince dokuz yıl sonra Peygamberimiz bu haberi gerçekleşmiş ve onun gerçekleşmesi Bedir zaferinin elde edilmesine rastlamıştır. Yine Hicret’in 6’ncı yılında Hudeybiye antlaşması esnâsında gerçekleşmiş olduğunu söyleyen bazıları bulunmaktadır. Sahîh-i Buhârî’nin açıkladığına göre: Hazreti Muhammed’in (A.S.V) Hirakl’e gönderdiği mektubu taşıyan elçi Suriye’ye ulaştığı zaman Hirakil, zaferini kutluyordu.

 

Dakika 40:20

 

Bu zafer Îran’lılara karşı yapılan yaptıkları zaferdi. Bu haberin kaynağından Buhârî Şerif bulunmaktadır. Hirakil zaferi çoktan kazanmış ve onu kutlamak için Suriye’ye gelmiş bulunuyordu. Roma takvimine göre Hazreti Muhammed’in Peygamberliği 609 yılında meydana gelmiş. Doğu Roma ile Îran arasındaki düşmanlık 610’da başlamış 13, 14 yılları savaş içinde geçmiş 616 da Romalılar yenilmişler 622 de karşı harekete geçmişler 623’de de gâlibiyete başlayarak 625 de kesin zaferi elde etmişlerdir. Yenilginin başlangıcıyla galibiyetin başlangıcı arasında 9 yıl geçmiş olduğu gibi kesin yenilgi ile kesin gâlibiyet arasındaki müddet de 9 yıldan ibâret bulunuyor. Yani Kur’an-ı Kerim’in tam dediği gibi olmuştur tam bir mûcizedir. Peygamberimizin hicreti Peygamberliğin 13’üncü yılı olduğu için 623 Hicret’in 2’nci yılına rastlamış olur ki, “Bedir” o yıldır. Demek ki Rumlar yenilgilerini 7’nci savaşın 2’nci yılı gâlip gelmeye başlamışlar. Ve onlar gâlip gelmeye başladığı sıralarda Müslümanlar da “Bedir Günü” müşriklere gâlip gelerek sevinmişlerdi. Bununla beraber savaş 2 yıl daha devam etmiş, bu müddet Rumlar Îranlıların işgal ettikleri bütün vilâyetleri kurtararak düşmanlarını “Dicle ve Fırat’ın” gerilerine atmışlardır. Böylece tam 9 yıl ve 3 yılsonunda kesin üstünlük tamam olarak (سَيَغْلِبُونَ), (فِي بِضْعِ سِنِينَ) “birkaç yıl içinde gâlip gelecekler” haberi her yönüyle gerçekleşmiştir büyük mûcize ortaya çıkmıştır. Şu hâlde bundan 9 yıl önce yani Hicret’ten 7 yıl önce Peygamberliğin 7’nci yılı Kur’an-ı Kerim bu haberi verirken açıkça 9 yılda demeyip (بِضْعِ سِنِينَ) birkaç yıl diye bir çeşit kapalılıkla ifade etmesinde de, olaya uygunluk bakımından derin ve kapsamlı bir belagat ve geniş bir anlam vardır. Çünkü (بِضْعِ سِنِينَ) birkaç yıl demekle hem gâlibiyet süresi olan üç yıla hem yenilgi sonundan Bedir’e rastlayan ilk gâlibiyete kadar olan 7 yıla hem de kesin galibiyet süresi olan 9 yıla uygun düşebilecek bir işaret vermiş bulunuyor. Ki, bunlardan birisi açıkça ifade edilseydi olayın bütün safhaları gösterilmiş olmaz ve dolayısıyla bu kapsamlı icâz tarzı bulunmazdı. Kur’an-ı Kerim’in bu yönüyle de büyük bir mûcize olduğunu orada da göstermektedir.

 

Dakika 45:05

 

“Allah’ın yardımıyla sevinecekler.” Çünkü emir Allah’tandır (يَنصُرُ مَن يَشَاء) O, kimi dilerse yardım eder, O’nun yardımı sebeplere bağlı değil, sebepler O’nun irâdesine bağlıdır. Burayı unutma! O’nun yardımı sebeplere bağlı değil, sebepler O’nun irâdesine bağlıdır. Mü’minleri hepsine karşı gâlip ve muzaffer kılar (وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ) “Ve o Azîzdir Rahîmdir Azîz O’dur, Rahîm O’dur.” (وَعْدَ اللّٰهِۜ) “Allah’ın vaadidir.” (لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ) “Allah vaadinden caymaz.”

 

Rumların galip gelecekleri birisi de müminlerin Allah’ın yardımı ile sevineceklerini de haber vermiştir. Bu iki vaad gerçekleşmiş Allah’ın her vaadi gerçekleşmiştir gerçekleşecektir. Gerçekleşti, Ebû Bekir (Radıyallâhu Anhü) bahsi kazandı bu şekilde bunun Hz. Muhammed’in Peygamberliğini ispat eden ilâhî bir âyet bir mûcize olduğu ortaya çıktı.لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ  “Önünde de sonunda da emir Allah’ındır” Celle Celâlühü.

 

Ebû Saîd el-Hudrî rivâyetlerinde şaz kıraate göre Rumlar gâlip geldi fakat onlar bu gâlibiyetlerinden sonra ilerde mağlup olacaklar. Bunu bu şekilde daha önemli olan bir mûcize olarak anlaşılmaktadır her yönüyle. Gerçekten Îran’lılara galip gelen “Hiraklin” kendi hayatında Rum orduları Hazreti Ebû Bekir’in halîfeliği zamanında ki ‘’Yermük Savaşı’ndan’’ itibaren İslam mücahitleri karşısında artık Rumlar dünya da herkes yenilmeyen başlamıştır. İslam’ın önünde durulmaz; çünkü İslam haktır hakîkattir yeter ki Müslümanlar bu hakta birleşsinler bir ve bütün olsunlar.

 

Hazreti Ömer zamanında ki Şâm fetihlerinden ta İstanbul’un fethine kadar devam etmiş İslam’ın zaferi yıldırım hızıyla artık dünyayı fethetmeye başlamış ve böylece bu mûcize de tam olarak gerçekleşip ortaya çıkmıştır. Rumlar Mecûsîlere gâlip geldiler onu mûcize olarak haber verdi. Ama Müslümanlara karşı kimse gâlip gelemez Müslümanlar Hakk’a sarıldıkları müddetçe, ne zaman Hak’tan uzaklaşırsa Müslümanlar onlarda sürünürler. Bir asırdır Müslümanların başında olan bu gece karanlıkları kıtalar gibi dalga, dalga Müslümanların tepesine çökmesinin sebebi nedir? Müslümanlar Hakk’a, hakîkate, İslam’a, Kur’an’ı Kerime sarılmak zorundadır. Yeniden dünyaya barış gelecektir.

 

Dakika 50:10

 

Onun için böylece bu mûcize de tam olarak gerçekleşip ortaya çıkmıştır. Kur’an-ı Kerim ne dediyse olmuş ve olacaktır.

 

Ebû Hayyân Bahru’l Muhit isimli eserinde Ebû Cafer Bin Zübeyir anlatırdı ki Ebû’l Hakem Bin  Berracan Müslümanların Beytü’l Makdis’i Kudüs’ü fethedeceklerini… (الٓمٓ), (غُلِبَتِ الرُّومُۙ) ‘’İlâ Âhir’’ ilâhî sözünden zaman ve günü belli olarak çıkarmıştı. Ve İbnu Berracan kendisi fetih için tâyin ettiği zamandan önce vefat etti. Vefatından bir zaman sonra da Müslümanlar onun tâyin ettiği zamanda Kudüs’ü fethettiler. Anılan bu Câfer Ebû bu Ebû’l Hakem Bin Berrecan’ın Allah’ın Kitâb’ından çıkararak gayp olaylarına dair bir takım şeylere vâkıf olduğuna inanırdı.

 

Muhiddin Arâbî de, bu Kudüs fethi hakkındaki istihraçtan âyetlerden hüküm çıkarma işinden bahsetmiştir. Demek olur ki âyette ancak, Allah’ın dostlarına açıklanan daha başka işaretler de vardır.

 

Âlûsî Tefsirinde der ki: “Muhyiddin Arâbî, Irâkî ve diğerleri gibi irfân sahiplerinin Kur’an-ı Kerim’den gayba ait bilgiler çıkardıkları meşhurdur.

 

Hz. Ali (Kerremallâhu Veche) de: “Rasûlullah size başkalarından gizlediği bir sır söyledi mi?” diye sorulmuştu.

 

Dedi ki: “Hayır!” ancak Allah’u Teâlâ’nın bir kuluna Kitâb’ında bir anlayış vermiş olması müstesnâdır” dedi Hz. Ali. Önemli olan Kuran’ı Kerim’i anlayabilmek iyi anlayabilmektir ve  Vehbî yoldan Yüce Allah’ın bu lütfuna mazhâr olabilmektir.  (وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ) “Fakat insanların çoğu bilmezler.” Allah’tan başka her şey helâk olacaktır. Allah ve Allah’ın sevdiği rahmetinin İslam rahmetinin için aldığı kullar îmân ve Amel-i Sâlih sahipleri ebedî mutlu olacaklardır bu da Allah’ın lütfuyla olacaktır.

 

Rablerinin Cemâl ve Celâl ile sevap ve cezâsına ermeyi bütün varlığınla gayretinle arzu etmelisin ispat etmelisin. Allah’ın Cemâl ve Celâline sevap ve cezâsına herkes ulaşacak ama önemli olan O’nun Cemâline rızâsına ulaşmak yoksa gazâbına çarpılmak an meselesidir Allah muhafaza buyursun. O’na iyi kul olmalıdır. Zulüm başkasının haklarına saldırmayı ifade eder. Allah haklarına kul haklarına mü’min Müslümanlar âzamî derece dikkat ederler hukûkun üstünlüğüne dikkat ederler ve gerçek İslam adâletini cihâna uygularlar.

 

Dakika 55:15

 

Bu adâletin en başında gerçek bir îmân hak bir Amel-i Sâlih Şeriat-ı Garra’ yı Ahmediyye’yin kuralları uygulamakla adâlet edilir, zulümden kaçınılır, hukûkun üstünlüğü gerçekleştirilir. Adâlet yerini bulur ve bulmalıdır.

 

اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴿١١﴾

  وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ﴿١٢﴾

وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ﴿١٣﴾

  وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ﴿١٤﴾

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ﴿١٥﴾

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ﴿١٦﴾

  فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ﴿١٧﴾

  وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِياًّ وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ﴿١٨﴾

  يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟﴿١٩﴾

 

Allah yaratmayı ilkin yapar, yoktan yaratır, sonra da çevirir, onu yeniden yaratır sonra hep döndürülüp O’na götürüleceksiniz.

 

Kıyâmet saatinin gelip çattığı gün suçlular, her ümidi keserler.

 

Allah’a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar o zaman Allah’a koştukları ortakları inkâr ederler.

 

Kıyâmet saatinin gelip çattığı gün var ya, o gün (inananlarla inanmayanlar) birbirinden ayrılırlar. Hak bâtıldan ayrılır îmân küfürden îmânlılar ehli küfürden ayrılırlar. Amel-i Sâlih sahipleri cürüm işleyenlerden ayrılırlar. Tek kelimeyle Hak bâtıldan ayrılır.

 

Şimdi îmân edip Sâlih Ameller yapmış olanlara gelince, onlar bir bahçe içinde neşelenirler. Cennette cennet bahçeleri saraylar, ırmaklar, akıl hayale sığmayan nimetler, mutluluklar.

 

Âyetlerimize ve âhiret buluşmasını yalan sayıp da bu Allah’ın huzurunda hesap vereceklerini bir türlü kabul etmeyenler var ya, bunlar var ya işte onlar o zaman azâb içinde hazır bulundurulurlar.

 

O hâlde akşama girdiğiniz zaman da, sabaha girdiğiniz zaman da tesbih Allah’ındır. (Dâima O tesbih edilir). Burada beş vakit namaza işaret edilmektedir gündüz ve gece namazlarına ki, Allah sürekli tesbih edilmeye müstahak pek yüce varlıktır.

 

Dakika 1:00:08

 

Allah’u Teâlâ tesbih edilmeli gereği gibi olan kulluk ve ibadet edilmelidir. Kul Rabbisine kulluk yaptıkça yükselir lütuflarına mazhâr olur kazandıkça kazanır. Kulluğunu terk ederse kaybettikçe kaybeder aşağıya doğru gittikçe gider tâ cehennemin dibine doğru.

 

Göklerde ve yerde, ikindileyin de, öğleye erdiğiniz zaman da hamd O’na mahsustur. Gecesi, gündüzü, sabahı, akşamı her an Allah’ı tesbih etmeli O’na hamd etmelidir. Farz, vacip ve sünnet olan ibadetleri ve cihâdı öne almalıdır. İlim, îmân, cihâd, Amel-i Sâlih, beş vakit namaz ve zekât hemen öne alınmalıdır.

 

O, ölüden diri çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve toprağa ölümünden sonra hayat verir. Sizlerde işte öylece çıkarılacaksınız. Herkes mezarından çıkacak bunda şek ve şüphe yoktur.

 

İhzar: Suçluyu yakalayıp zorla mahkeme huzuruna getirmektir. Ne kadar suçlular varsa Allah’ın orduları tarafından bunların hepsi yakalanıp büyük Mahkeme-i Kübrâ’ya getireceklerdir. İşte bunun adı (مُحْضَرُونَ) hazır bulundurulacaklardır. İzhar, ihtar işte budur. Bütün suçlular istese de istemese de yakalanıp zorla mahkemeye getireceklerdir bütün Firavun’lar. Allah’ı hakkı tanımayan zâlimlerin tamamı, Evliyâlar, eşkıyalar, insan ve cin hepsi gelecek Allah’a büyük mahkemede hesap verecektir. Onun için herkes aklını başına alsın! Dünyada kimse kimsenin hakkına tecâvüz etmesin îmân ve Amel-i Sâlihle yaşasın.

Tenzih; yalnız kalp ile olur kesin itikat veya onunla beraber dil ile de olur. Duyulacak şekilde söylemek yahut bunlarla beraber bir de özel fiil ve davranışlarla olur ki, bu da sâlih ameldir. Demek ki tenzih de ne lâzım? Kalbin gerçek anlamda Allah’ı tenzih etmesi, dilin ikrâr etmesi ve Amel-i Sâlihlerin işlenmesiyle tenzih gerçekleşir. Yoksa sadece Subhânallâh demek yetmez. Bunun anlamı kalbe ulaşmış kalp tasdik edecektir. Dil kalbim tasdikini ikrâr edecek Amel-i Sâlihler işlenecek farzlar, vacipler, sünnetler, müstehaplar yerine gelecek haram de günahlardan uzak kaldığı gibi şirkin, küfrün, nifâkın bir defa tamamı ret edilecektir. Onun için tenzih, kalp ile olur kesin itikat veya onunla beraber dil dile olur. Duyulacak şekilde söylemek yahut bunlarla beraber bir de özel fiil ve davranışlar da olur Ne? Tenzih. İşte bunun adı da sâlih amele dönüşmesidir.

 

Dakika 1:05:20

 

Birincisi asıldır, ikincisi onun meyvesidir üçüncüsü de ikincisinin meyvesidir. Dil kalbin tercümanı amelde dilin delilidir. Burada ilk önce ibadetler konusunda namaz önde gelir. Namaz yerli yerince kılınmalıdır kaliteli erdemli namaz kılınmalıdır kaliteyi artırmalıdır. Patır-kütür yattım-kalktım diyerek namaz olmanız kaliteyi arttır Allah’ın huzurunda olduğunu bil. Allah senin içini-dışını gördüğünü bil, sana senden yakın olduğunu bil. Tam bir ihlâs ve Mi’râc ile derin saygıyla edep ve terbiye ile namaz kıl. Tadil-i Erkânı yerine getirmeye çalış bilmediklerini öğrenmeye çalış. Eksiğini söyleyenlere teşekkür et kızma. Gururla hareket kibirle hareket etmek Müslümanlıkta olmayacak şeydir. Müslüman mütevâzidir doğruyu nerede bulursa alır kimde bulursa bulsun doğruyu alır, yanlışı kimde olursa olsun almaz alamaz, almamalıdır. Burada beş vakit namaz bize emredilmektedir. (ح۪ينَ تُمْسُونَ) O zaman ki akşamlarsınız akşam namazı ve ikincisi de şafağın kaybolmasını takip eden son ışığa yani yatsı namazı vakti fecre imsak vaktine kadar. Üçüncüsü (وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ) ve o zaman ki sabahlarsınız. Fecr-i Sâdık ‘tan yani tan yerinin ağarmasından güneş doğana kadar. O ne güzel zaman ve ne güzel nimet. (وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ) Göklerde ve yerde ( وَعَشِياًّ) ve ikindileyin hamd de O’nundur. Yani bu vakitlerde beş vakit namazınızı yerli-yerince kılın Allah’ı sürekli tesbih edin, hamd edin. ( وَعَشِياًّ) Bu da akşamüstü demek olduğuna göre, ikindi vaktini Asr-ı Sânî olması gerekir. (وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ) Hem de o zamanki, öğlen edersiniz. Bu ikisi ile tam beş vakit olmuş olmaktadır ki, bunlardan anlaşılan yüce mânânın sonunda beş vakit namaz bu âyetlerde ortaya çıkmaktadır. (يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ) Ölüden diri çıkarır. Gıdadan hayvan, yumurtadan civciv, nutfeden spermadan insan, câhilden âlim, münkirden mü’min gibi uyuyandan uyanıkta böyledir. ( وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ) Ve diriden ölü çıkarır. (وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ) Ve yeryüzüne ölümünde sonra hayat verir. (وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟) İşte siz de öyle çıkarılacaksınız, mezarlarınızdan hepiniz çıkarılacaksınız. İsteseniz de istemeseniz de herkes mezarından çıkarılacak mahşere fırlayacaktır.

 

Dakika 1:10:20

 

Büyük mahkemeye getirilecektir. Yoktan yaratılan şu âlem bunun belgesidir. Belge mi istiyorsun, yoktan yaratıldın  mezardan kalkman daha kolay. Aklını başına al! Kâfirler gibi inkârcılar gibi düşünme, îmân parlayan göğsünde hakîkati anlayan  Allah’ın mü’min sâdık, Sâlih bir kul olmaya gayret et, tam mücahit bir kul ol. Dünya senden faydalansın tabii bütün kudret ya kuvvet Allah’ındır Allah’tandır. Tevfik, başarı hepsi O’ndandır hidâyet O’ndandır. Sakın hiçbir şeyi kendi nefsine mâl etme! Her başarı lütuf Allah’tandır her nimet Allah’ındır Allah’tandır. Unutma bunları!

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ﴿٢٠﴾

  وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ﴿٢١﴾

  وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ﴿٢٢﴾

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ﴿٢٣﴾

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ﴿٢٤﴾

  وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ﴿٢٥﴾

  وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ﴿٢٦﴾

  وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟﴿٢٧﴾

 

O’nun âyetlerinden (kudretinin delillerindendir) ki, sizi bir topraktan yarattı. Sonra da siz şimdi yeryüzünde dağılıp yayılan insanlar oluverdiniz.

 

Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranızda bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

 

Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.

 

Dakika 1:15:05

 

Yine gece ve gündüzde uyumanız ve lütfundan nasîb aramanızda O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda dinleyecek bir kavim için nice ibretler vardır.

 

Yine O’nun âyetlerindendir ki, size hem korku ve hem de umut vermek için şimşeği gösteriyor. Ve gökten bir su indiriyor da onunla yeryüzünü ölümünden sonra hayat veriyor. Şüphesiz ki bunda aklını kullanacak bir kavim için nice ibretler vardır.

 

Yine göğün ve yerin, göklerin ve yerin emriyle durması da Yüce Allah’ın emriyle durması da O’nun âyetlerindendir. Sonra sizi bir tek çağırışla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki, (yerden diriltiriz çıkarılıyorsunuz). Herkes mezarından fırlamaya başlayacaktır.

 

Göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah’ındır (C.C) hepsi O’nundur. Hepsi de O’na itaat etmektedirler. Gökteki bütün cisimler güneş Allah’a itaat ediyor bakın, Allah’ın dediği gibi hareket ediyor. Ay, yıldızlar, gezegenler, galaksiler ne varsa hepsi Allah’a itaat ediyor bize de itaat ettiriyor Cenab-ı Hak. Bir deveyi bir çocuk önünden çekip götürüyor. O deveyi o çocuğa itaat ettiren kim? Allah’u Teâlâ. Gemiyi sana kullandıran kim? Denizi sana kullandıran kim? Karada, denizde, havada ki bu imkânları sana veren kim? Bu kâinatı sana hizmet edecek şekilde bu düzeni kuran kim? Hepsi Yüce Allah’u Teâlâ’dır.

 

Göklerde ve yerde kim varsa hepsi O’nundur. Hepsi de O’na itaat etmektedirler.

 

Hem yaratmaya ilkin yapan O’dur. Yoktan her şeyi yaratan O’dur. Sonra onu çevirip yeniden yapacak olan da O’dur ki, bu O’na çok kolaydır. Yoktan yaratan yarattığını ölüyü mezardan kaldırmaz mı? Onların üreme sistemini zaten yaratmış kurmuş düzeni, yoktan yaratan her şeyi zaten gücünün yettiğini ortaya koymuş, her şeye kâdir olduğunu ispat eylemiş. İkinci yapmalar daha kolaydır Allah için zor yoktur. Bunlar O’na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O’nundur. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Yüce sıfatlarla muttasıftır  noksan sıfatlardan münezzehtir.

 

Dakika 1:19:26

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 52 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}