Tefsir 421-01

421- Tefsir Ders 421 hayat veren nurun keşif notları

421- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 421

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Lokmân Sûresi 12’nci Âyet-i Kerime’den 34’üncü Âyet-i Kerime’ler)

(Secde Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 30’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn.’’

 

‘’ Allahümme salli vesellim ve bârik alâ seyidine ve nebiyyine Muhammedîn ve alâ âlîhi ve sahbihî ecmaîn’’

‘’Subhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allamtenâ inneke entel alîmül hakîm’’        

“Rabbi zidnî ilmen ve fehmen ve el hıknî bisssâlihîn bi-rahmetike yâ Erhamerrahimîn’’

‘’Subhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allamtenâ inneke entel alîmül hakîm’’        

 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ﴿١٢﴾

وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ﴿١٣﴾

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ﴿١٤﴾

وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿١٥﴾

يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ﴿١٦﴾

يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ﴿١٧﴾

   وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ﴿١٨﴾

وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ﴿١٩﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hayat veren nurun dersleri keşif notları, irşâd notları ölümsüz hayata insanlığa hazırlayan nurlu İslam’ın, şanlı Kur’an’ın ve âlemlere rahmet olarak gönderilen şanlı Peygamber Hazreti Muhammed’in şahsında Yüce Allah’ın ezelî ebedî rahmetinin tecellîsi olan İslam’ın hayat veren dersleri devam etmektedir. Dersimiz ‘’Lokmân Sûresi’nin 12’nci âyetiyle’’ devam ediyor. Şanlı Kuran’ı baştan sırayla buraya kadar geldik buradan da sonuna doğru Rabbimizin lütfuyla derslerimiz devam etmektedir. Lütuf O’ndan, kerem O’ndan, kudret kuvvetin hepsi O’ndan ve O’na ait tevfik, hidâyet, başarı tamamen O’na ait.

 

Dakika 5:02

 

Biz de O’nun verdiklerini O’nun yolunda elbette ki harcaya bilmek O’na kul olabilmek için yine O’nun tevfik-i hidâyetiyle kulluk için çırpınmak zorundayız, bu bizim ebedî mutluluğumuzun gereğidir. Biz O’na ebedî muhtacız O, kimseye muhtaç değil. O’na kul ol kulların sultanı ol. Başkasına kul olursan zillet esâret ve ebediyyû’l-ebed aşağılık kula kul olanlarındır. İslam ise, kişiyi Allah’a kul eder bütün kulların da mutluluğunu temin eder. İslam âlemlerin ezelî ebedî rahmet düzenidir, barış düzenidir, sevgi düzenidir merhamet, adâlet düzenidir. Bütün aklınıza gelen gelmeyen güzellikler İslam’dadır. Onun için Kur’an-ı Kerim’i biz sırayla takip ediyoruz Rabbimizin yüce sözlerini anlamaya ve onu tebliğ etmeye çalışıyoruz. Muhatabımız kendi nefsimdir bütün her şeyi nefsime söylüyorum nefsime söylerken de beraber dinleyim diyorum. Çünkü birbirimize tebliğ emrini de Allah vermektedir. Emr-i Bi’l Ma’rûf’u Nehy-i Anil-Münker’i mutlaka yapmanız gerekir buyuruyor. İnsanlığın birbirine en büyük faydası birbirine doğruyu en doğruyu en güzeli takdim edebilmeli tebliğ edebilmelidir. Bu da hepimiz Allah’ın kullarıyız birbirimizin iyiliğine hayrına çalışmak zorundayız. Allah’ın kulları Allah’ın huzurunda Allah göre göre, bile bile, duya duya Allah’ın huzurunda insanlar Allah’ın kulları birbirine kötülük yapma şansı yok, iyilikte yarışacaklardır görev budur. Onun için yüce nazmını yüce metnini okuduğum bu âyetlerin yüce anlamlarını da kısa öz olarak keşif notu ve keşif notları irşâd notları olarak sizlere bilgi sunuyoruz ki, az zamanda çok bilgi verelim diye yapıyoruz bunu. Özlü özün de özünü vermeye çalışıyoruz bunların bir âyetini açtığımız zaman Kur’an-ı Kerim’in diğer âyetlerinden mahrûm kalırız. Onun için âyeti âyetle açıklamaya Kur’an-ı Kerim’i, Kur’an-ı Kerim’le açıklamaya sünnet ile açıklamaya ve bu işte tam ilim ehli olan otoriter ilmin dirâyetini kazanmış rivâyeti sağlam delillere dayandırmış yüksek kâşif âlimlerimizin de tabii ki görüşlerine yer veriyoruz. Çünkü bunlar kıymetli şahsiyetlerdir.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Kur’an-ı Kerim hem nazmını metnini okumalı, hem oradan nurunu almalı, feyzini almalı gaflet etmemelidir hem de mânâsını yudum, yudum kalbe ruha içirmelidir. Kur’an-ı Kerim’in lafzından da mahrum etmeyeniz kendinizi mânâsından da mahrûm etmeyiniz. Lafzı biliyorsunuz ki Yüce Allah’ın kelâmı, mânâ da o kelâmın mânâsı olduğu için ruhların içeceği yudum, yudum içeceği ve ebediyyû’l-ebed hayat ölümsüz hayatın çeşmesinden içeceği çeşme Kur’an-ı Kerim’in mânâ çeşmesidir mânâ deryâsıdır. Buradan ruhlar bol içmeli ve gıdasını,  huzurlu, ilacını, devâsını almalıdır.

 

Dakika 10:45

 

Çünkü ruhların gıdası, kalplerin gıdası, ilacı, şifası Kur’an-ı Kerim’in hem lafzında hem mânâsındadır mânâsını da ihmâl etme, lafzını da ihmâl etme. Onun için biz nazmını da okuyoruz nazmı celilini mânâsını da özlü olarak takdime çalışıyoruz. Konuyu da dağıtmadan özgü olarak vermeye çalışıyoruz. Ve herkesin anlayabileceği de bir dil kullanmaya gayret ediyoruz.

 

Cenab-ı Hak bu yüce âyetlerin anlamında bakın ne diyor;

 

Andolsun ki, Lokmân’a (AS.) “Allah’a şükret!” diye hikmet verdik. Görüyorsunuz hikmet vermenin karşılığı Allah’a şükretmektir, nimetin karşılığı Allah’a şükretmektir, nankörlük değildir. Yüce Allah, bize nice nimetler vermiştir kimse bunları sayamaz saymaya kalksa sayamaz. Lokmân Aleyhisselâmın da şahsında bakın insanlık âlemine Yüce Allah hangi dersi veriyor bakın biz diyor hikmet verdik şükretsin diye diyor. Kim şükrederse kendi iyiliğine şükreder. Yani bunun kâri de sana döner Allah’ın bir şeye ihtiyacı yok ki. Allah’ın hakkı vardır bütün hak O’nundur, hak varlık O’dur, hakları veren O’dur. O’nun emrine itaat da işte o zaman, hakları yerine getirmenin şartıdır bütün hakları hak sahiplerine veren Allah’u Teâlâ’dır. Şimdi sen de O’na itaat edeceksin ki işte hak ve hukûkun üstünlüğü ortaya çıksın adâlet yerini bulsun, hak yerini bulsun sözü işte budur. Kim şükrederse kendi iyiliğine şükreder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, dâima övülmeye lâyık olan O’dur. O’na ne kadar hamd etsen O’nun hakkıdır. Övülmeye lâyık övme ve övülme hakkı O’nundur bütün haklar O’nun hakları veren de O’dur. Bunun için her hak sahibine hakkını vermek esas bir aslî adâlettir ve bunsuz dünya da adâlet olmaz. Allah’ı Allah olarak bilmen bunların başında geliyor. Eşi, benzeri, şeriki, naziri, dengi olmayan bir varlık her şeyinde bir. Aklını başına al! Övülecekleri öv putları övmeye, tağutları övmeye kalkma! İşte o zaman Allah’ın hakkını putlara vermiş olursun ki, bu Allah’a iftiradır bu en büyük de zulümdür, yapılan kötülüklerin en büyüğüdür.

 

Dakika 15:10

 

Bunun affı dahi yoktur şirkin, küfrün, nifâkın affı yoktur. Çaresi nedir dersen; îmâna gelip Müslüman olmaktır.

 

Hani bir zaman Lokmân Aleyhisselâm oğluna öğüt vererek demişti ki: “Yavrucuğum, evladım! Allah’a ortak koşma, şirk koşma, çünkü Allah’a ortak koşmak bu şirk var ya, elbette büyük bir zulümdür dedi oğluna Lokmân (A.S). Bunu kime anlatıyor? Kur’an-ı Kerim de Yüce Allah anlatıyor  bize. Niye?  Ders alsın insanoğlu diye.

 

Gerçi biz insana anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Yüce Allah’ın kesin emirlerinden biri de anaya babaya itaattir. Ey insanoğlu! Annene-babana itaat et. Allah’a Peygambere ilim irfân sahiplerine ki Ulü’l Emr işte gerçek ilim ehlidir bunlara ana-babana itaat et. Öncelik bura da, protokol bura da. Aklını başına al! Anneni-babanı huzur evlerine atıp da huzursuzluğun için de evlat hasretiyle öldürme. İmkânlarını seferber et babacığım, anneciğim diye boyunlarına sarıl derin sevgini saygını onlara göster. Tatlı dil tatlı sözden başka sakın onlara hiçbir şey yansıtma yüzünü eskitme öf dahi deme. Annene-babana itaat et bu Allah’ın kesin emirlerindendir. Sadece annen-baban şirk koş derse koşma Allah’ın emirlerine ters davranırlarsa onları yapma ama onlara kötülük de yapma iyiliği de sakın esirgeme.

 

Onun için bakın Cenab-ı Hak ne diyor;

 

Gerçi biz insana anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): “Bana, anana ve babana şükret” diye de tavsiye ettik. Görüyorsunuz Allah’u Teâlâ yanına anayı-babayı almış diyor ki, Yüce Allah: Ey insanoğlu, ey evlatlar! Bana diyor yani Allah’a, anana ve babana şükret diye de tavsiye ettik. Şükür nedir buradaki şükür? Allah’a kulluk anaya-babaya evlatlık yapacaksın evlatlık.  Dönüş ancak banadır diyor Cenab-ı Hak.  Ne diyor evlatlara: “Benim huzuruma geleceksiniz ve sizi hesaba çekeceğim. Annenize babanıza ne yaptınız diye soracağım?” diğerlerinden sorulduğu gibi bakın burada dikkatle anne-baba üzerinde durulmaktadır.

 

Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi, bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, o zaman onlara itaat etme. Yani sadece onların kötü isteklerini yapma ama iyi isteklerini de yap. Şirk koş diyorlarsa koşma. Ama başka iyi bir sözleri varsa istekleri onları yap. Burada ölçü Allah’ın emirleridir şeriatın ölçüleridir. Fakat dünya da onlarla iyi geçin ve babana annene ve bana diyor yönelenlerin yolunu tut.

 

Dakika 20:10

 

Yani burada Allah’ın emirleri Allah’a yöneleceksin tutacağın yol budur. Anne-babanın yanlışları olabilir câhilliği de olabilir yanılışlarına katılma ama hürmetinde de sakın ihmallik yapma. İhtiyaçlarını temin et onlarla iyi geçin Allah’ın emirlerine göre hareket et. Allah ne emrediyorsa onu yap. Anneyi-babayı sana tanrı edinin demiyor onların ihtiyaçlarını gider iyi sözlerini kabul et yanlışları ya düzelt veyahut da yanlışlarına katılma ama evlatlık görevini de ihmâl etme.

 

Cenab-ı Hak ne diyor; Onlarla iyi geçin ama bana yönelenlerin yolunu tut. Allah’u Teâlâ’nın yolunu tutacaksın. Babanın yolu yanlış olabilir babanın yolunu tutma ama itaat demek onların ihtiyaçlarını gidermek eksikleri gidermek, baban yanlışına, annenin yanlışına katılmak demek değil ki. Buraları iyi anla! İnsanlar baba dini, ata dininde olamazlar. Ya? Allah’ın dininde Allah’a itaat ederek annenin babaya iyi davranırlar ama yanlışlarına katılmazlar. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Bakın, burada Cenab-ı Hak sık sık: “Bana geleceksiniz, bana hesap vereceksiniz” diyor. “O zaman ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim” diyor.

 

“Yavrucuğum! Haberin olsun ki, yaptığın bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kaya içinde veya göklerde yahut yerin dibinde gizlense, Allah onu getirir, mizanına terazine koyar. Sevabı sevap tarafına koyar, günahlarını günah tarafına koyar. Çünkü Allah en ince şeyleri gizli sırları bilir, her şeyden Allah haberdardır. Kesin olarak kayıtsız şartsız Allah haberdardır.

 

Yavrucuğum! Bakın Lokmân’ın (A.S) öğütleri, nasihatleri devam ediyor. “Yavrucuğum, Evladım! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar azmi gerektiren işlerdendir.” Bu yol tabi ki zahmeti de olduğu için zahmetleri göğüslemenin adına da sabır denmektedir. Allah yolunda hayırlı işler de zahmetli göğüslemek sabır olduğu gibi kötülerin karşısında kötülüğü ortadan kaldırmak için haram ve günahlardan uzak kalmak için de gayret ve onun zahmetine sabır gerekmektedir. Allah’a ibadet içinde yine bir gayret ve sabır gerektirmektedir. Sabır gereklidir her ortamda sabır gereklidir.

 

Cenab-ı Hak bunu duyurduktan sonra;

 

Hem insanlara karşı avurdunu şişirme yani (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.

 

Dakika 25:05

 

Kibirli, gururlu, kendini övenleri Allah sevmez. Allah için Müslüman yaşayacak Allah övecek dereceyi Allah bilir, Allah’ın övdüğü zaman kişi değer kazanır. O’nun rızâsını kazanmak için sen çırpınacaksın.

 

Yeryüzünde yürüyüşünde tabii ol, yani normal yürü gururlu kibirli yürüme normal olarak yürü sesini de yükseltme, onu da sesini de ayarla. Çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir diyor. Onlar alabildiğine bağırarak anırırlar ama mü’min Müslümanlar içinde bulundukları ortama göre seslerini ayarlarlar. Alabildiğine rastgele bağırmazlar.

 

Cenab-ı Hak bu yüce âyetlerinde bunları buyururken bakın Ebussuud’un nakline göre: Lokmân Bin Bâhur’a ki azer evladından olup Eyyûb Aleyhisselâmın kız kardeşinin veya teyzesinin oğlu imiş, uzun zaman yaşamış Lokmân Aleyhisselâm. Dâvûd Aleyhisselâm’a yetişmiş ve ondan ilim almış ve onun peygamber oluşundan önce fetvâ da verirmiş sanat sahibiymiş. İsrâiloğulları’nda “Kadılık” ettiği de söylenmiş. Bu haber kaynağında Ebussuut İrşâd-ül Aklıselim adlı eserinde bulunmaktadır. Çoğunluğun görüşüne göre Lokmân Aleyhisselâm peygamber değildir bir hâkim yani bilge kişi idi.

 

İbn-i Rüşt’ün Tehâfütü’l de dediği gibi her Nebî hakîm ise de her hakîm Nebî değildir. Bunun için Üzeyir, Lokmân, Zülkarneyn hakkında ihtilâf edilmiş ama fakat çoğunluk bunların bilhassa Lokmân Hekimin peygamber olduğuna dâir bir görüş beyân eden pek olmamıştır varsa da azınlıktadır. “Allah’u Teâlâ Celle Celâlühü hikmeti dilediğine verir, her kime hikmet verirse ona birçok hayır verilmiş olur.” ‘’Bakara Sûresi 269’’

 

Hikmet insan nefsinin teorik ilimleri ihtibas edip tatbikata üstün fiilleri gücü ölçüsünde tam bir meleke kazanarak kemâle erdirmesidir. Hikmet illet ve sebepleri bilerek gayeye isâbet edecek şekilde ameli ilme, ilmi de amele uydurmaktır. Burayı bir daha tekrar ediyorum ki iyi anlaşılsın diye. Hikmet illet ve sebepleri bilerek gayeye isabet edecek şekilde ameli ilme, ilmi de amele uydurmaktır. Ki, ilim amele uygun amelde ilme uygunsa ortada bir hikmet vardır.

 

Dakika 30:12

 

Kânûnları keşfederek ondan bir takım ilmi sonuçlar çıkarma yeteneği şüphe yok ki Allah’ın büyük bir vergisidir. Hakîm bilge olan kimseye yakışan da ilim ve amel bakımından bunun şükrünü yerine getirmektir. Şükrün ilmi yönü önce o hikmetin Allah’u Teâlâ’nın bir vergisi olduğunu bilerek, Allah’ı şirkten tenzih etmektir. Ameli yönü de Allah’ın rızâsını gözetmektir. ( أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ) “Ki, Allah’a şükret” diyor. Burada Yüce Allah’a şükretmenin işte bunun bir ilmî yönü var bir de amelî yönü var. Allah’ı şirkten tenzih etmek ve amelî yönü de Allah’ın rızâsını gözetmektir ki o da emirlerini bir, bir yerine getirmekle mümkündür. Hikmeti dâima Allah’tan bilmelidir. Hikmeti Allah’tan bilmeyip de ben yapıyorum diyenler hep sapmışlardır, yanılmışlardır. (وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه) buyurulmuştur. “Ve her kim şükrederse sırf kendi lehine şükretmiş olur.” (وَمَنْ كَفَرَ) Kim küfrederse işte o da nankörlük ederse elbette ki o nankörler hikmeti Allah’tan bilmezler kendilerinden bilirler, ben yapıyorum derler. Kendi aleyhlerine bunlarda küfür etmiş kendilerine yazık etmiş olurlar. (فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ) “Çünkü Allah Ganî’dir, kimseye ihtiyacı yoktur, herkes O’na muhtaçtır hem Hamît’tir Zâtında övgüye lâyıktır. Çünkü Hamît’tir övmesini bilir kendisi Mahmûd ’dur bütün yaratıklar O’na kendi hâl lisanlarıyla hamd ederler. Yüce Allah Hamît’tir hem de Mahmûd ‘dur. Hamît’tir övmesini bilir Mahmûd ‘dur yaratıklar O’na kendi hâl lisanlarıyla hamd ederler. O’nu övmeyen bulunmaz hâl lisanlarıyla yerde gökte ne varsa ağaçların gölgesine varıncaya kadar her şeye O’nu tesbih eder O’na hamd eder. Bu bir hâl lisanıdır insanlar O’nu anlamazlar anlayanlar müstesnâdır. O da Yüce Allah’ın vergisiyle olur. Ve hani dâima an ve o vakti ki Lokmân da oğluna dedi ki: (وَهُوَ يَعِظُهُ) Ona vaaz ediyordu oğluna öğüt veriyordu.

 

Rağibin açıklamasına göre vaaz: Sıkıştırmaktır. İmam Halil ise, kalbi inceltecek şekilde kalbi inceltecek şekilde hayrı hatırlatmak demektir.

 

Dakika 35:10

 

İnce kalplilik ortaya çıkar güzel nasihat neticesinde. Dolayısıyla hayrı hatırlatmak demektir ki, bu daha güzeldir. (لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ) “Allah’a sakın şirk koşma!” Zulüm bir şeyin yerinden başka bir yere koymanın adıdır. Allah’ın hakkını Allah’tan başkasına vermek en büyük zulümdür ve şirktir. Bunun içinde eğer birinin hakkını başkasına vermeye kalkıyorsa işte o zaman, ortaya zulüm çıkar, zulmün olduğu yerde adâlet olmaz. Şirk koşmak Mâbud’luğu Allah’tan başkasına vermektir. Bunu bugün putları, önderlerini, liderlerini ilâhlaştıranların hepsi aynıdır. Başbuğlarını, liderlerini, ruhbanlarını, hahamlarını, şeyhlerini, mürşitlerini ilâhlaştıranların durumu bundan ibârettir ve şirke saplamışlardır. Bunların şirkten uzak kalması için ne yapılması gerek? Eğer senin liderin, önderin Allah’a itaat ediyor, ortada Allah’ın hükümlerine göre hareket ediliyorsa burada devrede kimse yoktur, Allah’ın emri ve kânûnları vardır. Herkes Allah’a kulluk eder o zaman ilim ehli insanları Allah’a çağırır. Ama birileri Allah demiyor da, Allah’ın Kitâb’ı demiyor, kânûnlarını Allah’ın kânûnları diyemiyor da Allah’ın emri demiyor Peygamber demiyor onun ortaya uyguladığı şeriatı demiyor da birisinin sözlerini Allah’ın emrinin yerine koymuş. Bu kim olursa olsun orta da şirk vardır. Allah’u Teâlâ’nın nasıl eşi benzeri yoksa emir ve kânûnlarının da eşi ve benzeri yoktur. Kitâbı’nın da eşi benzeri yoktur. Peygamber Aleyhisselâtu Vesselâm Efendimiz, Allah’ın emirlerini O’nun şeriatını uygulamıştır Şârî Teâlâ Allah’ın kendisidir. Birileri Allah’ın Şârî’liğinin yerine başkaları ben Şârî’yim demiş kendi dayattığı şeyi şeriat olarak insanların önüne dayatmış, Allah’ınkini bıraktırmış kendi yaptıklarını şeriat olarak millete dayatıyor onu uyguluyor. Ve birileri de bilerek bilmeyerek korkarak orayı kabul etmiş. O dayatmacıların şeriatını kabul edenler Şârî olan Allah’ın ortaya koyduğu yüce adâletini yüce kânûn ve hükümlerini kabullenemeyenler, kendi durumlarını gözden geçirsinler.

 

Sâ’d Bin Ebî Vakkâs (Radıyallâhu Anhü) ile anası hakkında bakın bu âyetin inzâl edildiği rivâyeti vardır. (وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ) “Biz insana vasiyet ettik” diyor yani annesini-babasını. Şimdi Sâ’d Bin Ebî Vakkâs ile anası hakkında şöyle bir durum var Sâ’d Hazretleri İslam’a girdiği zaman annesi Sâ’d’ın Müslüman olmasına râzı değil, annesi Müslüman değil.

 

Dakika 40:05

 

Oğluna diyor ki Sâ’d Bin Ebî Vakkâs’a: “Ey Sad!” sen ne yaptın?” diyor. “Eğer sen bu yeni dini yani İslam’ı Muhammed’i bırakmazsan yemin olsun ki, ben yemem içmem nihâyet ölürüm sen de benim yüzünden hey anasının kâtili diye kötü bir isimle anılırsın” demiş anası diyor oğlu Müslüman olan oğluna. O da annesine çok hürmet eden birisi Sâ’d Bin Ebî Vakkâs da diyor ki, Sâ’d Bin Ebî Vakkâs Hazretleri: Yapma anne diyor ben bu dini hiçbir şey için terk etmem demiş. Anası da iki gün iki gece yememiş kuvvetten düşmüş. Bunu gören Sâ’d anasına ne diyor bakın; Anneciğim diyor bilesin ki “Vallâhi yüz tane canın olsa bunlar birer birer çıksa ben bu dini hiçbir şey için terk etmem artık dilersen ye dilersen yeme” demiş. Bunun üzerine annesi yemeğini yemiş ve işte âyet-i kerime bu sebeple inzâl edildiği rivâyeti vardır. Anneye-babaya hizmet edilir hürmet edilir bu şarttır ama-anne babanın yanlışlarına katılınmaz. Yanlışlarına katılma, Allah’ın emrini bırakıp da annenin-babanın bu benim annem-babam diye yanlışlarına katılmak olur mu? Sâ’d Bin Ebî Vakkâs’ın annesinin yaptığına bak! Ama Sâ’d ’da ki îmân o kadar güçlü bir îmân ki o kahraman büyük mücâhit büyük kahraman o büyük komutan Sâ’d İbn-i Ebî Vakkâs anasına karşı bak ne kadar son sözü söylemiş nasıl mükemmel söylemiş. Her evlat anneye-babaya bakmayı da bilecek yanlışlara karşı koymayı da bilecek dininden îmânından tâviz vermeyecek. “Yüz tane canım olsa birer birer çıksa ben bu dini terk edemem” diyor. Öbür taraftan anasına ne diyor? Senin de yüz tane canın olsa bir, bir yüz canını da çıksa ben bu dini terk edemem” diyor. Müslüman budur işte.  Ona kavuk sallayacaksın, ağaya kavuk sallayacaksın oraya dinin birazını oraya bırakacaksın terk edeceksin. Paşaya kavuk sallayacaksın hani ya Fatma halaya, karıya, kıza, şuna, buna kavuk sallayacaksın dini birer birer yok edeceksin Allah’ın emrini yok sayacaksın birilerinin hatırını öne alacaksın bir de Müslümanım diyeceksin olmaz öyle şey. Bir zengine zenginliğinden dolayı eğer bir Müslüman kavuk sallasa, diliyle hareketleri ile kavuk sallasa dininden tâviz vererek dininin üçte ikisi gider mahvolursun. Kalbi de eğer katılırsa o kavuğuna kalbi de dini de hiçbir şeyi kalmaz geride. Büyüklerimiz böyle söylemişler bizde oradan böyle aldık. Onun için kıymetli dostlar dikkatli olmamız gerekiyor.

 

Cenab-ı Hak birde vehimden bahsediyor.

 

Dakika 45:00

 

(وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ) Vehim, vehim üstüne vehim yani harekette zayıflıktır anne-babanın evlat üzerinde çektiği zahmetleri hiçbir zaman göz ardı edilmez ama bu zahmetler onların yanlışlarını tabii ki kabullenmeyi gerektirmez. Ama onlara hizmeti ihtiyaçlarını gidermeyi güzel söz söylemeyi tatlı davranmayı gerektirir ve şarttır. Bunun için Cenab-ı Hak burada (وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ) buyurmuştur. Süt kesimi de iki yıldadır demiş. Emzik süresinin en çoğunun iki sene olduğu anlaşılıyor ki İmâm-ı Ebû Yusuf ve İmâm-ı Muhammed ile İmâm-ı Şâfiî’nin görüşleridir. Fakat İmâm-ı Âzâm (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn) ihtiyat olmak üzere ‘’Ahkâf Sûresi’nde’’ gelecek olan (وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا) “Ana karnında taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır.” ‘’Ahkâf Sûresi âyet 15’de’’ âyet-i kerime ile otuz ay olduğunu söylemiştir. Bununla beraber fetvâ İmâmeyn ’in görüşüne göre verilmiştir.

 

Birisi, Peygamber Efendimize: “Ben kime iyilik edeyim?” diye sormuş. Peygamberimiz;

 

Annene sonra yine annene sonra yine annene…

 

“Ya ondan sonra?”

 

“Babana” buyurdu diyor haber de.

 

Bu haberin kaynağını da Buhârî Şerif var Müslim-i Şerif var Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn-i Mâce gibi kıymetli muhaddislerimiz bulunmaktadır. Bunun içinde demek oluyor ki, “annene, annene, annene” iyilik et “babana” iyilik et demiş Peygamberimiz.

 

Anaya babaya şükür nedir? Haklarını gözet ana baba haklarını itaat ve iyilikte bulun annene- babana ve onlara dua et, ruhlarına hediyeler gönder şu anda dünya da yoklarsa ruhlarına hediyeler gönder. Sağ iseler ihtiyaçlarını iyi gözet neye ihtiyaçları varsa seve seve gücün nispetinde yapmaya çalış. Tatlı söz, güler yüzden başka sakın onlara öf bile deme yüzünü ekşitme! Sözün en güzelini söyle buna dikkat et yanlışlıklarına katılma ama asla kötülük etme!

 

Günaha iştirâk etmeksizin şeriatın râzı olacağı iyilik ve insanlığın gerektireceği şekilde beraberlerinde bulun. Dikkat et! Günaha iştirâk etmeksizin şeriatın râzı olacağı iyilik ve onlarla beraberlik içinde beraberlerinde bulun. Meselâ yemek, içmek, giymek gibi ihtiyaçlarını düzene koymak, eziyet etmemek, ağır söyleyememek, hastalıklarına bakmak vefatlarında onları güzelce defnetmek gibi anneye-babaya olan görevlerini yerli yerince yapmaya çalış.

 

Dakika 50:00

 

Çünkü sen de anne-baba oldun veya olacaksın aklını başına al! Ne ekersen onu biçersin. Dünya öyledir bir de bunun mezarı birde mahşeri var Allah’a vereceğin hesap var. Anaya babaya kötülük edenler çekmeden ölmezler diye de haberler bulunmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın ezelde ebette, göklerde yerde yerin karanlıklarında yerin dibinde zerre de olsa onları senin getirir huzuruna önüne koyar. Bütün her şeyini gizledim ben kimse görmedi zannettiğin her şeyin bilindiğini görüldüğünü anlarsın amel defterine yazılmıştır mîzanda terazine konur. Aklını başına al! Allah’u Teâlâ’nın görmediği görmeyeceği bir şey olmaz ilmi her şeyi kuşatmıştır. Yüce Allah Latif’tir lütuf ve inceliği çok kudreti ince en gizli şeylere yetişir.

 

Onun için bak Lokmân Hekim ne diyor; Allah ilmiyle her şeyi bilir dedikten sonra, (يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ) Yavrum! Namazı devamlı kıl kendini erdirmek için” diyor bak, namazsız Müslümanlık olmaz iyiliği emredip kötülükten sakındır. Çünkü buda aslî şartlarındandır. Başına gelene de sabret iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak kolay değildir burada sabra ihtiyaç vardır iyiliği emrederken kötülerin işine gelmez, kötülükten sakındırırken yine kötülerin işine gelmez.

 

Umeyr Bin Habib (Radıyallâhu Anh) Hazretleri oğullarına vasiyetinde demiş ki: “Herhangi biriniz iyiliği emredip kötülükten men etmek isterse, ondan önce işkenceye hazırlansın” demiştir. Çünkü iyiliği emredip kötülükten sakındırmak kötülerin işine asla gelmez iyiler memnun olur. Ama kötüler sana hücum edebilirler, bunlara katlan ve işkenceye hazırlan demiş. Bakın Kim? Umeyr Bin Habib (Radıyallâhu Anh) Hazretleri böyle demiştir.

 

Yine “sar” bu da kasılmak, kibirlenmek bunlardan da son derece sakın diyor. Çünkü Müslüman da kibir olmaz. Neden olsun ki Müslüman da kibir. Her Allah’ın herkes Allah’ın kuludur Allah’ın kullarına karşı kibirlenmek olmaz. Ancak Hakk’a karşı kişi küfrünü eğer üstün göstermeye kalkarsa, şirki tevhîde karşı savunmaya kalkarsa İslam’ın izzeti vardır Müslümanın haysiyeti, şerefi, izzeti vardır bunlar kibir değildir. Îmânda izzet vardır, İslam’da izzet vardır,  mü’minin îmânında da izzet vardır bunların kibirle alâkası yoktur. Elbette îmân küfürden ebedî üstündür, elbette tevhîd şirkten ebedî üstündür, elbette ki sadâkat gerçek mü’min olmak  münâfıktan ebedî üstündür, adâlet zulümden ebedî üstündür. Onun için üstünlük bir izzettir.

 

Dakika  55:02

 

Bu İslam’ın kendisindeki hak ve gerçek oluşundandır. Dâima doğru yanlışa karşı üstündür. İslam da üstünlük vardır üstün olan bir şeyi ayakaltına verme hakkına da kimse sahip değildir. Onun içim Müslüman izzetini, haysiyetin, şerefini, İslam kişiliğini bilecek kibir, gurur olmayacak. Hakkı üstün tutacak bâtıla karşı hakkı savunacak insanlık âlemini bâtıldan kurtarmaya çalışacaktır. Bunun kişi kibirle gururla alâkası yoktur. Kibir, gurur ya kâfir de bulunur, ya câhil de bulunur. Bunun için Müslüman da kibir, gurur da olmamalıdır. Şu bir gerçektir Müslüman ilmini irfânını, tahsilini bir günde tamamlayamaz, onu tamamlayıncaya kadar eksikleri kusurlar olabilir. Onun içinde insanlar eksiği ile cehaleti ile savaşmayı da bilmelidir.

 

اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ﴿٢٠﴾

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪ير﴿٢١﴾

  وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ﴿٢٢﴾

  وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ﴿٢٣﴾

  نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ﴿٢٤﴾

  وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٢٥﴾

لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ﴿٢٦﴾

  وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ﴿٢٧﴾

مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ﴿٢٨﴾

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ﴿٢٩﴾

 ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ﴿٣٠﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Kıymetli izleyenler,

 

Yüce Rabbimiz bu yüce âyetlerinde de bakın nice yüce emirler buyuruyor.

 

Görmediniz mi ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzere yayılmıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.

 

Onlara: “Allah’ın indirdiğine tâbî olun!” dendiği zaman: “Hayır, biz atalarımızı neyin üzerinde bulduksa, onun ardınca gideriz” diyorlar. Ya şeytan onları cehennem azâbına çağırıyor idiyse de mi onlara uyacaklar? Annen-baban yanlış gidiyorsa yanlış yolu nasıl takip edeceksin? Allah’ın dosdoğru emri Yüce İslam, şanlı Kur’an, Sevgili Peygamberimiz ve müçtehit mürşit âlimlerimiz varken bunları bırakıp da taassuba saplanarak körü körüne benim atam böyleydi, babam böyleydi ben atalarımın yolunda giderim demek bir saplantıdır.

 

Dakika 1:01:20

 

Cenab-ı Hak ne diyor burada; “Şeytan onları cehennem azâbına çağırıyor idiyse de mi onlara uyacaklar?” Putperestlik de böyle işte varlığını sürdürdü şeytan onu süsledi. İslam’ın dışında yanlış bütün inanç sistemleri insanların uydurmasıdır.

 

Oysa her kim iyilik yaparak yüzünü tertemiz Allah’a tutarsa, bütün kalbiyle Allah’a yönelirse o gerçekten sağlam kulpa yapışmıştır. Öyle ya bütün işlerin sonu Allah’a dayanır.

 

Kim de inkâr edersen, artık onun inkârı seni üzmesin. Onlar gelip bize gelecekler. O zaman biz onlara bütün yaptıklarını haber vereceğiz. Gerçekten Allah Celle Celâlühü, bütün kalplerin özünü, künhünü bilir tamamını bilir gizlisini açığını bilir.

 

Biz onlara biraz zevk ettiririz de sonra kendilerini ağır bir azâba zorlarız. Biz onlara biraz zevk ettiririz de dikkat edin, sonra kendilerini ağır bir azâba zorlarız. Dünya da hakkı tanımadan yapılan zevkler var ya ebedî ıstıraba dönüşecektir ebedî feryatlara dönüşecektir. İster kabul et ister etme bu bir gerçek. Bütün dünya güneşe gözlerini yumsa güneş yok dese… Güneş var mı yok mu?  Senin Kuran’ı Kerim’e göz yumman, kulak tıkamanı gerçeğe gölge düşürmez sen kendini mahvedersin hepsi o kadar.

 

Andolsun ki onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette “Allah diyecekler.” “Allah’a hamd olsun” de. Fakat onların çoğu bilmezler. Bugün animistler, natüristler tabiatı ilahlaştıranlar onda da ayrı sapmışlardır.

 

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Gerçekten Allah hiçbir şeye muhtaç, değildir dâima övülmeye lâyıktır.

Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, denizde arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

Dakika 1:05:05

 

Kudret ve kuvvetin tamamı Yüce Allah’tadır ve Allah’ındır.

 

Sizin yaratılmanız da tekrar diriltilmenizde ancak bir tek nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir. Gerçekten Allah her şeyi işitir ve görür. Allah için zor diye bir şey yok ki ha bütün insanların dirilmesi ha bir insanın dirilmesi Allah için aynıdır. (كُنْ فَيَكُونُ) “Ol dediği zaman derhal oluverir.”

 

Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze ne yapıyor; yerleştiriyor, gündüzü geceye yerleştiriyor, güneş ile ayı da emrine boyun eğdiriyor ve boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Bu da şundandır ki Allah hakkında… Şöyle bir dikkat et! Allah hakkın tâ kendisidir. Allah haktır hakkın tâ kendisidir. (İnsanların) ondan başka taptıkları ise mutlaka bâtıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür. Öyle yüce öyle büyük ki kendi dediği gibi büyük kendi dediği gibi yücedir, yüceler yücesidir. O, kendi dediği gibidir mahlûkat onu hakkıyla övemezler. Onun için Cenab-ı Hakkı sevgili Peygamberimiz över, över sonuçta: “Sen kendini övdüğün gibisin” der.

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْر۪ي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ﴿٣١﴾

  وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ ﴿٣٢﴾

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْماً لَا يَجْز۪ي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِه۪ۘ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِه۪ شَيْـٔاًۜ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ﴿٣٣﴾

 اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَداًۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ﴿٣٤﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Görmedin mi ki Allah Celle Celâlühü âyetlerinden bir kısmını size göstersin diye gemiler, Allah’ın nimeti ile denizde akıp gidiyor. Şüphesiz bunda çok sabredenlerle çok zikredenler için nice ibretler vardır.

 

Onları kara bulutlar gibi bir dalga sardığı zaman, dini yalnız kendisine has kılarak Allah’a yalvarırlar. Onları kurtarıp paraya çıkardığı zaman ise içlerinden doğru giden de bulunur. Bizim âyetlerimizi öyle nankör gaddarlardan başkası inkâr etmez.

 

Dakika 1:10:10

 

Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir o hâlde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın. Allah affeder diye, diye günah işletmesini size şeytan.

 

(أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم)

Şüphesiz ki, kıyâmet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (Erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını tamı tamına bilemez. Hiç bir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden de haberdardır.

 

Abdullah bin Ömer (Radıyallâhu Anhü ’den) rivâyet edilmiştir. “Gaybın anahtarları beştir, onları ancak Allah bilir” buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa ve bu âyeti de okumuştur.

 

Rivâyet edildiğine göre Hâris Bin Ömer adında bir adam Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine gelmiş:

 

“Ya Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Kıyâmetin kopması ne zaman? Beldelerinin kuraklıktan sıkıldı bolluk ne zaman? Karımı gebe bıraktım ne doğuracak? Bugün kazandığımı biliyorum yarın ne kazanacağım? Nerede doğduğumu biliyorum fakat nerede öleceğim?” diye sormuş. Bu âyet-i kerime bu sebeple inzâl edilmiştir rivâyeti vardır. Demek ki âyet sorulan bir sorunun cevabıdır.

 

Şimdi Fahrettin Râzî der ki (Rahmetullâhi Aleyh ve Aleyhim Ecmaîn); Cevheri ferdi bir atomu ve rüzgârın onu doğudan batıya kaç kere naklettiğini ve nerede bulunduğunu Yüce Allah bilir bunu başkası bilemez. Şu hâlde bu beş şeyi anmada ki tahsisin izah şekli yoktur.
Onu Allah’tan başkası bilemez ve fakat muhakkak olacaktır deniliyor. İşte Fahrur Râzî Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde böyle dile getirmiş.

 

Yine yeryüzünü ölümünden sonra tekrar dirilmesi şöyle bir bak ölülerin dirilmesinin delilidir. Mutlaka ölüleri diriltir O yeryüzünü ölümünden sonra tekrar diriltir. Sizler de kabirlerinizden işte öyle çıkarılacaksınız. (يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ) buyurulmuştur. Bir de yaratılışın bir başlangıcı vardır (وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ) “Yaratmayı ilkin yapan yoktan yaratan sonra onu çevirip yeniden yaratacak olan O’dur.” ‘’Rûm Sûresi 27’nci âyet-i kerime.’’

 

Ruhan’dan yani taştan yaratmasını da bilir; çünkü Allah her şeye kâdirdir. Beş şey vardır ki onları Allah’tan başkası bilmez diye Münâvî, Kebîr Şerhinde der ki: “Yani bu şeyi Allah’tan başkası hem genel, hem de parça olarak ihâtalı ve şümullü bir şekilde bütün özellik ve incelikleriyle bilemez.”

 

Buhârî Şerifte de Enes Bin Mâlik (Radıyallahu Anh ‘den) rivâyet olunduğu üzere Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki: “Allah Celle Celalühü rahime bir melek görevlendirmiştir. “Ya Rab!” bir damla su. “Ya Rab!” yapışkan bir parça, ya Rab! Bir çiğnem et der” melek diyor bunları.

 

Dakika 1:16:45

 

Bakın bir damla su sonra bir parça yapışkan bir parça daha sonra bir çiğnem et. Allah’u Teâlâ da yaratma işini yerine getirmeyi dilediği zaman, erkek mi, dişi mi, azgın mı, itaatkâr mı, rızkı ne, eceli ne söyler annesi karnında bunlar yazılır. O zaman o melek ve Allah’u Teâlâ’nın kullarından dilediği kimseler de bilir. Bu haberin kaynağında da Buhârî Şerifi, Müslim-i Şerif, Ahmet Bin Hanbel gibi kıymetli muhaddislerimiz bulunmaktadır.

 

Meleklerin ve bazı ileri gelen kimselerin bilebileceği ilim ise, az çok delili ortaya çıkmış bir şekilde ki eksik ilimdir. Aynı şekilde bulut rüzgâr Barometre gibi bazı işaretlerden yağmura ceninin bazı konum ve hareketlerinden erkek veya dişi olduğuna intikâl etmek şeklinde meydana gelen ve zanna dayanan şeyler ve delil getirmek de buna ters değildir. Çünkü zan ilim değildir, ilim şüphesiz olandır. Bunu unutma! İlim kesindir ve şüphesiz olandır, varsayımlar ilim değildir. Bütün rahimlerdekinin tafsilâtını Allah bilir ama o tafsilâtı Allah’tan başka kimse bilemez. Bazı şeyleri bilmek ayrı tafsilâtı bütün künhüyle bilmek ayrıdır. Kabirdekilerinde tafsilâtını Allah bilir başkası bilemez. Onun için hiç kimse yarın ne kazanacağını tamı tamına kestiremez bunun da teferruatını bilemez. (وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ) Yine hiçbir kimse hangi yerde öleceğini kestiremez. Küçük kıyâmeti bilemez büyük kıyâmeti nereden bilecek? Küçük kıyâmet hangisi? İnsanın ne zaman öleceğini bilmesi… Küçük kıyâmet, büyük kıyâmet bütün âlemlerin yıkılıp yeniden yok edip yeniden yaratılması. “Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir her şeyden haberdar.”

 

(Allahümme yessir lenâ husnel ihtitâm) “Allah’ım! Güzel bir şekilde tamamlamayı bize kolaylaştırır.” (Allahümme yessir lenâ husnel ihtitâm) “Allah’ım! Güzel bir şekilde tamamlamayı bize kolaylaştırır.”

 

‘’Lâ havle velâ kuvvete illâ billah vemâ tevfîkı illâ billâh’’

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Secde Sûresine gelmiş bulunmaktayız İnşâ’Allah dersimiz Secde Sûresi ile devam edecektir.

 

Dakika 1:21:30

 

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

الٓـمٓ۠ ﴿١﴾

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ﴿٢﴾

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ﴿٣﴾

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ﴿٤﴾

يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ﴿٥﴾

ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ﴿٦﴾

اَلَّـذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ﴿٧﴾

ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ﴿٨﴾

ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ ﴿٩﴾

وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ﴿١٠﴾

  قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ﴿١١﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Secde Sûresi de Mekke-i Mükerrem’e de nâzil olan Mekki Sûrelerdendir âyet sayısı 30’dur, sıra numarası ise 32’dir, Kur’an-ı Kerim’de sıra numarası 32’dir. Bunun bazıları, (اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً ) Yani 18’inci âyetten itibaren üç âyetin Medine döneminde inzâl edildiği rivâyeti de vardır. Buna Lokmân secdesi, ona da Hâmîm secdesi denmektedir bir de buna Madâcı Sûresi ona da Fussilet Sûresi adı verilmiştir. Bunun için bu yüce sûrenin de yüce anlamların da şöyle bir bakalım, Yüce Rab ne diyor bizlere;

 

(Elif, Lâm, Mîm).

 

Kendisinde şüphe olmayan bu Kitâb’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır.

 

Dakika 1:25:00

 

Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki hidâyeti kabul ederler.

 

Allah O’dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmıştır, sonra Arş’ı Âlâ üzerine istivâ buyurmuştur (hâkim olmuştur). Sizin için O’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?

 

O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O’na yükselir.

 

İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O’dur Yüce Allah’tır (Celle Celâlühü, Celle Şânuhü ve Azze ve Celle).

 

Yarattığı  her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.

 

Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır. Kimi? İnsanoğlunu.

 

Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içinde kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!

 

Onlar: “Biz yerde kaybolup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta bulunacağız?” dediler. Fakat onlar Rablerine kavuşmayı (O’nun huzuruna varacaklarını) inkâr eden kızıl kâfirlerdir.

 

De ki: “Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götüreceksiniz.” Seni ilk defa yoktan yaratan diriltmez mi? Aklını başına al!

 

Fetret zamanına Peygamber bulunmayan devreye burada işaret edilmiştir. Hükümran olması Tevrât’tan zannedildiği gibi dinlenmek anlamına değildir, Yüce Allah dinlenmeye ihtiyacı yoktur. Onun için Tevrât’ta ki o bilgi yanlış bir bilgidir, Tevrât’ın aslından değil uydurdukçadır. Tedbir ise, hikmetine göre dilemesidir. Semâvî sebepler ve kuvvetlerle yukarıdan aşağı indirmek sûretiyle tedbir ve idâre eder. (ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ ) “Sonra O’na iş ona yükselir.” İrâdesinin hükmü olan bir emir, bir iş, bir olay bazen böyle bin senelik bir devir ile biter onun bir günü böyle büyük bir devir teşkil eder. Elli bin sene edeni de vardır. ‘’Meâric Sûresi 4’üncü âyet-i kerimede’’ buna da değinilmiştir. (أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ) “Yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.”

 

Dakika 1:30:00

 

“(مِن سُلَالَةٍ) Süzülmüş bir özden sülaleden yaratmıştır, (مِّن مَّاء مَّهِينٍ) değersiz bir sudan değerli bir insan yaratmıştır.” dikkat edin.

 

 

 

وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّـنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـالِحاً اِنَّا مُوقِنُونَ﴿١٢﴾

وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ﴿١٣﴾

فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿١٤﴾

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ﴿١٥﴾

تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاًۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ﴿١٦﴾

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴿١٧﴾

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كَانَ فَاسِقاًۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ﴿١٨﴾

اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلاً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿١٩﴾

وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ﴿٢٠﴾

 

Kıymetli dostlar,

 

Yüce Rabbiniz bak ne buyuruyor;

 

Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de sâlih amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz.” derlerken onları bir görsen!” diyor Cenab-ı Hak iş işten geçmiş.

 

Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: “Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım” sözü hak olmuştur.

 

“O hâlde bu gününüz de karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azâbı! İşte biz de sizi unuttuk. Siz bizim Kitâb’ımız Kur’an-ı, İslam’ı unutmuştunuz. İşte biz de sizi unuttuk cehennemde çekin cezânızı, yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azâbı!”

 

Bizim âyetlerimize öyle kimseler îmân eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar.

 

Buyurun bizde secdeye kapanalım Allah’u Ekber (سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ ) Cenab-ı Hak hakkıyla secde eden kulluk eden îmânı kâmil bütün amelleri sâlih kullarından eylesin.

 

Dakika 1:35:00

 

Kıymetli dostlarım,

 

Onların yanları yataklardan uzaklaşır, bakın onların yanları yataklardan uzaklaşır. Kim onlar? İşte hakkıyla secde edip kulluk edenler. Ve Rablerini hamd ile tesbih edenler ve Rablerinin emrine büyüklük taslamayanlar onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra sarf ederler.

 

Buyurun biz de dua edelim.

 

‘’ Allahümmerzüknâ temâmen ni’meh ve devâmel âfiyeh ve husnal hatimeh velhamdüleke ya Rabbel-âlemin vesselatü vesselamü Alâ Râsulina Muhammed ve Alâ Âlî Muhammed’’

 

Şimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemezler. Yüce Allah’ın uçsuz bucaksız tükenmez nimetleri var akılara da sığmaz hayâllere de.

 

Öyle ya îmân eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar.

 

Evet, îmân edip de sâlih ameller işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk bir ağrılarına bir ziyafet verme olarak ‘’Me’vâ’’ (barınak) cennetleri vardır.

 

Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya girip çevrilirler ve kendilerine: “Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azâbını!” tadın denir cezanızı çekin diyor.

 

وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿٢١﴾

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟﴿٢٢﴾

 

Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azâbtan önce yakın azâbtan (dünyada) da tattıracağız, dünyada da belâlarını vereceğiz. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.

 

Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zâlim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.

 

Allah’ın âyetlerinden yüz çevrilir mi? Allah’ın âyetleri Kur’an-ı Kerim’in emirleri bir, bir hayat verir. Onlar bir bir yerine getirilmeli ameller salih ihlâsla ameller işlenmeli haram ve günahlardan uzak kalınmalıdır. ‘’Teheccüd’’ kılarlar beş vakit namazını kılar farzları, vacipleri, sünnetleri yerlerine getirirler bir de ‘’Teheccüd’’ kılarlar buda fazilettir ümmeti için.

 

Birçokları Muâz Bin Cebel Radıyallâhu Anh ‘den sahîh olarak rivâyet etmişlerdir ki şöyle demiştir: Bir seferinde Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm ile beraberdim diyor.

 

Dakika 1:40:00

 

Kim? Muâz bin Cebel (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Bir gün yanında sabah etmiştim yürüyorduk: “Ey Allah’ın Peygamberi!” dedim. Bana bir amel haber ver ki, beni cennete koysun, cehennemden uzaklaştırırsın buyurdu.

 

Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “Büyük bir şey sordun, bununla beraber o Allah’u Teâlâ’nın Celle Celâlühü nasîb ettiği kimseye kolaydır.” “Allah’a ibadet edersin ortak konuşmazsın namazını yerli yerince kılarsın zekâtını verirsin Ramazan’ı Şerif’te orucunu tutarsın Kâbe-i Şerif’i hac edersin.” Sonra buyurdu ki:

 

“Sana hayır kapılarını göstereyim mi?” Oruç kalkandır sadaka hatâları söndürür ve gecenin göbeğinde adamın namazı dedi ve sonra: (تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ) “Onların yanları yataklardan uzaklaşır” diye iki âyet okudu. Bu haberin kaynağında da el-Hakîm, el-Müstedrek isimli eserinde zikretmişlerdir.

 

Kıymetli dostlarım, yine Buhârî Şerif ve diğerlerinde Râsuli Ekrem Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm’dan şu kutsî hadis rivâyet olunmaktadır; Allah’u Teâlâ buyuruyor ki Celle Celâlühü: “Ben sâlih kullarıma öyle şeyler hazırlamışımdır ki hiçbir göz görmemiş, kulaklar işitmemiş bir insanın hatırından da geçmemiştir. Neler hazırlanmış, neler hazırlanmıştır” ki, Cenab-ı Hak hazırladım diyor sâlih kullarına. Allah bizi o salihler zümresine ilhak eylesin. (مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ) Bunu da unutma! “Onlara en büyük azâbtan başka birde yakın azâbtan tattıracağız.” İşte başı belâdan kurtulmayan dünyada, mezarda, mahşer de Allah’ın gazâbına çarpılanlar var en yakın azâb (الْعَذَابِ الْأَدْنَى) yakın azâb dünya azâbı (الْعَذَابِ الْأَكْبَر) de âhiret azâbıdır o daha büyüktür.

 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ ﴿٢٣﴾

وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ﴿٢٤﴾

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ﴿٢٥﴾

  اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ﴿٢٦﴾

  اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ﴿٢٧﴾

قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ﴿٢٩﴾

  فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ﴿٣٠﴾

 

 

Dakika 1:45:08

 

Yüce Rabbimiz bu yüce âyeti kerimelerde de bakın neler buyuruyor;

 

Andolsun ki biz vaktiyle Mûsâ’ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrâiloğulları’na doğru yolu gösteren bir rehber kılmıştık.

 

Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.

 

Şimdi ihtilâfa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyâmet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir. Hakkı bâtıldan ayıracaktır, doğruyu yanlıştan ayıracaktır.

Kendilerinden önce yurtlarında gezip dolaşmak da oldukları nice kuşakları helak etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi? Neden ders almadılar? Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi?

 

Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla birlikte ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?

 

Bir de “Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?” diyorlar.

 

De ki: “İnkâr edenlere o fetih günü îmân etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz.”

 

Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.

 

Herkes kazandığının karşılığını alacaktır belâyı hak eden belâsını bulacak, necatı kurtuluşu hak eden de ebedî mutlu olup kurtulacaktır. Cenab-ı Hak, ebedî kurtulan mutlu olan kullarından eylesin. Şimdi de ‘’Ahzâb Sûresine’’ gelmiş bulunmaktayız, İnşâ’Allah ‘’Ahzâb Sûresi’’ ile dersimiz devam edecektir. Kur’an-ı Kerim’in bütün nuru ile nurlanan ebediyyû’l-ebed ölümsüz hayatı Allah’ın rızâsını ve cemâlini bulan nur üstüne nur kazanan “Nur’un Âlâ Nur” olan Kur’an-ı Kerim’den İslam’ın nuru ile nurlanan Muhammedî Nuru takip eden kullarından eylesin.

 

Dakika 1:48:44

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 112 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}