Tefsir 423-01

423- Tefsir Ders 423 hayat veren nurun keşif notları

423- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 423

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Ahzâb Sûresi 21’inci Âyet-i Kerime’den 34’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

Her on kişiye Sevgili Peygamberimiz kırk arşın olmak üzere kazı işini Müslümanlar arasında bölüştürmüştü. Kendisi de bir ırgat gibi bizzat çalışıyordu. Mevsim kıştı. Müslümanlar üç gün gıdasız kalmıştı. Sevgili Peygamberimizin mûcizelerini de görmüşlerdi. Çünkü mûcizeler gerektiği zaman Yüce Allah tarafından Peygamberlerin şahsında zuhur eder.

 

“Ya Rabbi! Hayır, ancak âhiret hayrıdır. Ensâr ve Muhâcirleri mübârek eyle” diyordu. Kim? Peygamberimiz.

 

Bakın îmânlı kişiler ne diyorlar bizler sağ olduğumuz sürece ebediyyen cihâd etmek üzere Muhammed’e bey’at etmiş kimseleriz. Biz savaş, cihâd erleriyiz îmânlılar da böyle diyor.

 

Peygamberimizde; (Allahümme hayra illâ hayrül âhireti tebârikil ensâre vel muhâcirati) bakın ne diyor;

 

“Ya Rabbi! Hayır, ancak âhiret hayrıdır Ensâr ve Muhâcirleri mübârek eyle” diye Peygamberimiz dua ediyordu.

 

Selmân, Huzeyfe, Numan Bin Mukrin, Amr Bin Avf ve Ensâr’dan altı kişi çalışırlarken bir kaya çıkmış, kıramamışlar, kaya külüngü kırmıştı. Durumu Efendimize Rasûlullah Hazreti Muhammed’e bildirdiler (Aleyhisselâtu Vesselâm). Peygamberimiz o kayanın olduğu yere indi hendeğin içine. Selmân beraberinde idi. Rasûlullah (Aleyhisselâtu Vesselâm) külüngü aldı, kayaya vurdu. Bir vuruşta kaya koskoca kaya çatladı ve ondan bir şimşek çıkmış, Medine alanını aydınlatılmıştı. Rasûlullah tekbir aldı, Müslümanlar da tekbir aldılar, sonra ikinci, sonra üçüncü kaya parçalanmıştı. Selmân gördüğü şimşeği Rasûlullah’a sordu. Efendimiz Rasûlullah (Aleyhisselâtu Vesselâm): “Birincisi Hîre’yi ve Kisra’nın köşklerini gösterdi. Yani dünyanın süper devletlerini yıkacak ümmetimin eline geçecek dedi Peygamberimiz. Ve Cebrâil bana haber verdi ki ümmetim onları alacak, süper devletler fethedilecek. İkincisi Şam ve Rumlar’ın kırmızı köşklerini gösterdi ve haber verdi ki, ümmetin onları alacak. Bakın burada İstanbul’un fethine de işaret var. Üçüncüsü de Yemen’de San’a köşklerini gösterdi ve haber verdi ki ümmetim onları da alacak. Ümmet’i Muhammed cihâna hâkim olacak. Müjde buydu ve bu müjdeyi Peygamberimiz buyurdu. Bunun üzerine mü’minler sevindiler, münâfıklar “Şaşmaz mısınız size ne boş vaad de bulunuyor, yerinizden çıkamazken Yesrib ’den tâ Hîre’yi ve Kisra’nın Medain’ini gördüğünü ve onların size fetih olunacağını söylüyor” diyorlardı. Kimler? Münâfıklar. Münâfıklar gerçeği hiçbir zaman tasdik edemez.

 

Dakika 5:07

 

O zaman size üstünüzden ve aşağı tarafınızdan gelmişlerdi düşman her taraftan gelmiş. Gatafan ve kendilerine uyanlar vâdinin yukarısından doğu tarafından gelmişlerdi, Medine’nin doğusunda Uhud ’un yanına konmuşlardı. Kureyş de Ehâbîşî ile Tihame ve Kinane ’den kendisine uyanlarla on bin kişi kadar olarak vâdinin aşağısından batı tarafından gelmişler, Cüruf ile Zügabe arasında, Rûme’den sellerin toplandığı yere konmuşlardı. Ve o zaman ki gözler kaymış, tabii ki hayret ve heyecandan doğru bakamıyor; çünkü düşman çok kalabalık her taraftan gelmişler. (وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ) ve yürekler ağızlara gelmişti hele zayıf ruhlular çok korkuyorlardı dehşetli korkudan ve heyecandan nefesler kesilecekti. Müşrikler bütün ileri gelen başkanların kumandası altında toplanarak genel bir saldırıya karar vermişlerdi. Bunun için Hendek’in en dar noktası saldırıya hedef olarak seçilmişti. Arapların Dırar Bin Hattâb, Hübeyre Bin Ebî Vehb, Nevfel Bin Abdullah, Amr Bin Abdivedd meşhûr cengâverleri atlarını sürerek hendeği geçmişlerdi. Bunların bir tanesi bin kişiye denk sayılıyordu bunlar savaşçı azılı İslam düşmanıydılar. Bunlar hendekten ileri geçtiler. Bakın bunların her biri bin kişiye denk sayılıyordu Hendek’ten geçen bu azılı savaşçı İslâm düşmanları. Amr Bin Abdivedd Bedir de yaralanmış ve intikamını almadıkça saçlarına koku sürmemeye yemin etmişti. Yani Muhammed’den intikamımı Müslümanlardan alacağım diyordu yeminliydi. Uhud’a, gelmiş bu kez de hendeğe bayraklı olarak gelmişti. Bu sıralar da 90 yaşlarında olmasına rağmen hendeği ilk geçen o olmuştu. Hâlâ güçlüydü, hâlâ bin kişilik bir ordu gücünde kabul ediliyordu bu adam, hendeği ilk geçen de o olmuştu. Hendek ile dağın arasında adamlarıyla birlikte o dar yerden atlamış çorak yerde atları dolanıp gezinmeye başlamıştı birkaç Müslüman ile Hazreti Ali de bunlara karşı sınırı tuttu. Amr bayraklıydı.

 

Hazreti Ali ona: “Ey Amr! Senin bir âdetin vardır. Kureyş ’ten birisi sana iki teklifte bulunsa mutlaka birisini tutarsın, değil mi?” dedi Hz. Ali daha yeni yetişmiş bir taze delikanlı Hz. Ali o zaman.

 

Amr, “Evet” dedi.

 

Hazreti Ali: O hâlde ben seni Allah’a ve İslam’a dâvet ediyorum gel Müslüman ol” dedi o koca dev canavara.

 

Dakika  10:05

 

Amr: “Ona ihtiyacım yok” dedi o koca gâvur bunu kabul etmedi Müslümanlığı kabul etmedi.

 

Hazreti Ali: “Öyleyse seni binitlerimizden inip dövüşmeye dâvet ediyorum” dedi.

 

Amr: “Vallâhi ben seni öldürmek istemem” diye alay etti. Yani Hazreti Ali’yi çocuk görüyor ve küçümsüyor tepeden bakıyor. Hz. Ali düşmanını kızdırdı bütün gücüyle düşmanı kızdırır öyle savaşırdı. Hazreti Ali’nin önünde o îmânlı zatı muhteremin önünde dünyanın küfür orduları hiçbir zaman durmamıştır.

 

Hz. Ali dedi ki o koca canavara: “Fakat ben seni öldürmeyi arzu ediyorum” dedi onu kızdırmak bütün gücüyle Hz. Ali bana saldırsın diye yaptı. Burada Ali’de ki îmânı ve kahramanlığı şöyle bir düşünün Hazreti Ali Kerremallâhu Veche (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) öyle bir komutan, öyle bir halîfe, öyle bir allâme, öyle bir îmân adamı. Bunun üzerine Amr atından indi, bir kılıç darbesiyle atının ayağını kesti. Yani Ali’yi parçalamak üzere Hz. Ali’ye saldırdı. Amr’ın darbesi Hazreti Ali’nin kalkanını parçalayıp alnını hafif kanatmıştı. Bakın dikkat edin! Koruyan Allah’a bakın. Hazreti Ali karşı darbeyle Amr’ı omuzundan biçmiş, “Allahu Ekber” diye bağırmıştı. Derhâl etraftan yükselen tekbir sesleri ortalığı çınlattı. “Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber” Allah en büyüktür kudret, kuvvet O’ndandır O’nundur. Amr ile birlikte bir iki kişi daha vurulmuştu. Dikkat edin! Koca canavarlar vuruldu. Birini Hazreti Ali öldürmüş, birine de bir ok isabet etmişti. Süvariler, binekliler bozulup çekilmişler. Bugün Ahzâb Savaşı’nın en dehşetli günü olmuştu. Bütün gün savaş şiddetle sürmüş, düşman Müslümanlar üzerine ok ve taş yağdırmaya devam etmişti. Savaşı yönetmekten bir an olsun ayrılmaya fırsat bulamadığı için Sevgili Peygamberimiz Allah’ın Rasûlü o gün dört vakit namazı edâ etmeye imkân bulamamıştı. Peygamberimizin ömründe kazaya bıraktığı sadece kazaya kalan işte bu dört vakit namazdır. Bunun dışında Peygamberimizin kazaya namaz bıraktığı duyulmamış, görülmemiştir. İşte o gün gözler yerinden kaymış yürekler boğazlara dayanıp nefesler tıkanmıştı ve Allah hakkında türlü zanlarda bulunuyordunuz. Kim bunu yapanlar? Başta münâfıklardı. Mü’minler Allah’ın dinini yüceltmek için elbette verdikleri sözü yerine getirmeye çalışıyorlar Allah’ın Vaadi Sübhânîsine de tam inanıyorlardı.

 

Dakika 15:05

 

Bu kez o sözü yerine getirecek mi, imtihan mı edecek? Diyenler de vardı ve korkuyorlar zayıf kalpliler ve münâfıklar da bir perişanlık vardı bunlar kötü zanda bulunuyorlardı. İşte bu anda veya bu nokta da mü’minler imtihana çekilmiş samîmî inanan ile münâfık sebat eden ile sarsılan seçilmiş gerçek Müslümanla münâfıklar birbirinden ayırt edilmiştir.

 

Kıymetli dostlar,

 

Muattib Bin Kuşeyr söylemiş: “Bizim birimiz korkudan tuvalet ihtiyacını gidermeye çıkamazken, Muhammed tutmuş da bize Kisra’nın dünyanın en süper devletinin ve Kayser’in daha güçlü süper devletlerin hazineleri fetih edeceğimizi vaad ediyor bu sırf aldanma vaadi bir boş vaattir” demiş. Peygamberin sözüne Allah’ın âyetlerine karşı bakın münâfıkların tutumuna bakın. Akranları da bu sözleri tasdik etmişlerdi.

 

(وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ) “Onlardan bir grup demişti… Bu grup da Evs Bin Kayzî ve ona tâbî olanlar imişler. (يَٓا اَهْلَ يَثْرِبَ) Ey Yesrip ahalisi!” Ki, işte Medine’nin o zaman ki adı.

 

Yesrib: Medine-i Münevvere’nin eski ismidir. Esâsen bulunduğu yeryüzü parçasının adı olduğu da söyleniyor. Rasûl-i Ekrem onun bu isimle anılmasını mekruh görüp yasak etmiş, orası “Taybe” veya “Tâbe’dir” buyurmuştu. Medine’yi şimdi Medine’yi Münevvere Peygamberimizle şereflenen Medine-i Münevveredir dünyanın en nurlu şehridir Kâbe-i Şerif ile beraber. O hâlde sizin için kalacak duracak yer yok (لَا مُقَامَ لَكُمْ ), (فَارْجِعُواۚ) onun için dönün, evlerinize dönün, müşrikliginize dönün İslam’ı bırakın diyenler vardı. Bey ’atınızdan dönün de onu düşmanlara teslim edin Muhammed’i düşmana teslim edin diyen şeddeli münâfıklar vardı. Ve böyle diyen dönün kâfir olun ki, orada durabilirsiniz diyenler vardı. Kâfir aklı, münâfık aklı böyledir gerçeği bir türlü görmez.

 

Onlardan bir topluluk da Peygamberden izin istiyorlar. Bunlar da Harise oğullarıymış evlerimiz “avret” diyorlardı. Avret: Yani sağlam değil açık ve muhafazasız demek istiyorlardı.                         (وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍۜ) Cenab-ı Hak diyor ki: “Hâlbuki o evler açık değildi korumalıydı” diyor. “Düşmanın o taraftan girmesine de ihtimâl de yoktu” diyor. Kim? Allah’u Teâlâ. Açık olsaydı varıp da onları koyacaklar mıydı? Hayır, bu yine münâfık mazeretiydi ki gerçeğe dayanmıyordu sadece kaçmak istiyorlardı.

 

Dakika 20:00

 

(اِنْ يُر۪يدُونَ اِلَّا فِرَاراً)  O evlerin etrafında üzerlerine girilse de onlar içlerinde iken üzerlerine doğru varılsa, o açık dedikleri evleri savunacaklar mıydı? Hayır. Sonra kendilerinden fitne istenilse mutlak onu o fitneyi yapacaklardı ve yaparlardı diyor. Ve hiç çarpışmazlardı düşmana evlerini bile teslim ederlerdi ve fitne de durmazlardı. Sadece biraz duracaklardı ki                        (وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يراً) çünkü düşman sana bir an için eyvallah eder ondan sonra canına okur. O inkârı yaptıkları takdirde mahvedilirlerdi diyor. Şânım üstüne yemin ederim ki, diyor Yüce Allah bundan önce Allah’a söz vermişlerdi hiç arkalarına dönüp kaçmayacaklardı. Peygamberin yanından ayrılmayacaklardı aslanlar gibi savaşacaklardı, sözlerinde durmadılar münâfıklar sözünde durmaz. Harise oğulları Uhud Savaşında yılgınlık ettikleri zaman tövbe edip bir daha böyle yapmayacaklarına yemin ederek Rasûlullah’a söz vermişlerdi. (وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لاً) “Allah’a verilen söz sorulur hesaba çekilir ve cezâsı verilir.” Allah’a söz verdin mi sözünde duracaksın. İnsanlar Kâlû Belâ da ne dediler: (أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى ) Allah’a ezelde ruhlar yaratıldı o ruhlar âleminde Cenab-ı Hak insanoğlunun tamamına ne yaptı: “Ben sizin Rabbiniz miyim?” dedi. Bütün insanlar Kâlû Belâ; “Evet, sen bizim Rabbimizsin” diye Allah’a söz verildi. Sözünden cayanlar bugün Müslüman olamayanlardır. Münâfıklar da Müslüman görünenlerdir ama Müslüman değillerdir. Müslüman görünürler Müslümanız derler. İşte Müslümanların başının iç dünyalarında ki belâsı münâfıklardır.

 

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ ﴿٢١﴾

 

Şanım hakkı için muhakkak ki size Rasûlullah da Hazreti Muhammed de pek güzel bir örnek vardır. Muhammed’i örnek alın ey insanlık âlemi ey dünya! İşte Cenabı Hak Üsve-i Hasene Hazreti Muhammed’i örnek ve önder olarak dünyaya takdim ediyor. Benim Habîbim, Rasûlüm Muhammed’i örnek alın diyor. Hem de pek güzel bir örnek vardır bu örnek Hazreti Muhammed’dir, bu önder Hazreti Muhammed’dir (A.S.V). Allah’a ve son güne ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için. Demek ki Hazreti Muhammedi herkes örnek alamıyor. Kim alıyor? Allah’a tam îmân eden ve son güne âhirete tam îmân eden ve âhirette Allah’ın lütfuna, rahmetime ümit besleyen ve Allah’ı çok zikreden ki, İslam’ı bilip yaşayanlar ki bunlar Muhammed’i örnek alırlar. Ona tâbî olurlar Muhammed’in yolundan giderler yoksa herkese bu nasîb olmuyor.

 

Dakika 25:15

 

Îmân olacak ve Hz. Muhammed’e tâbî olunacaktır. İslam nizâmına onun kuralları kânûnları şeriatına tâbî olmadan Muhammed’i örnek almak bu kadar kolay değildir. Çünkü bu büyük bir lütuftur ebedi kurtuluştur Muhammedi Aleyhisselâtu Vesselâm örnek almak. Sinek ne kadar karşıya bakar? Sinekliği kadar bakar, karınca da karıncalığı kadar bakar. Muhammed’i tanımak için bir defa Kur’an’ın ufkunda Kur’an’ın nuruyla cihâna bakarsan Muhammedi tanırsın. İslam’ın nuruyla cihana bakarsan Muhammed’i nuru görürsün (A.S.V). Yoksa kendi paslı pencerenden bakarsan gerçeğini göremezsin. Paslı kalbin şirkin varsa, küfrün varsa sen Muhammedi nuru nerede göreceksin? Buna rağmen Hz. Muhammed ve İslam seni kurtarmaya geldi. Küfründen vazgeç şirkinden, cehaletinden, nifâkından vazgeç gel tövbe ve îmân ile Hakk’ın penceresinden bak da hakîkati gör.

 

Bunun için sevgili dostlar, Cenab-ı Hak bu âyeti kerime de bakın ne diyor;

 

Sizin için Rasûlullah da pek güzel mi pek güzel örnek var diyor. “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasak ettiyse işte ondan da sakının” diyor. Kim? Yüce Allah, ‘’Haşr Sûresi 7’nci âyet-i kerimede’’

 

(وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ ) buyurmaktadır Cenabı Hak. Muhammed Mustafa neyi alın dediyse alacaksınız, neden sakının dediyse sakınılacaksınız. Yüce Allah söylüyor Hazreti Muhammed’e tâbî olunmadan Allah’ı bulamazsın. Cenab-ı Hak bunu da açıkça söylüyor. (قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿٣١﴾) buyrulmaktadır. ‘’Âli İmrân Sûresi 31înci âyeti kerime’’ Allah’ı sevdiğini iddia edenler Muhammed’e tâbî olsunlar diyor. Yüce Allah onlara böyle söyle diyor. Cenab-ı Hak Habîbim Allah’ı sevdiğini iddia edenlere de ki “bana tâbî olun ki, Allah sizi sevsin de onlara diyor ve mağfiret etsin günahlarımızı bağışlasın de onlara” diyor. Burada Allah’ın şartı var kullarına Muhammed’e onun getirdiği İslam ilkelerine, İslam nizâmı, İslam şeriatına tâbî olma şartı var. Muhammed’e tâbî olacaksın getirdiği dinin tamamını şeksiz şüphesiz seve seve kabul edeceksin tasdik ve ikrârla o dini yaşamaya gücün nispetinde gayret edeceksin. Fiil ve hareketleriyle dahi delil ve kendisine uyulan bir Peygamber olduğunu hükme bağlıyor Cenabı Hak. Yalnız sözleriyle değil ben Peygamberi kabul ettim demek yetmiyor.

 

Dakika 30:02

 

Fiil ve hareketleri ile dahi delil ve kendisine uyulan bir Peygamber olduğunu hükme bağlıyor. Burada teorikten ziyade trafiğe fiilleri ve uygulamaları ile güzel bir uyma örneği Cenab-ı Hak istiyor kullarından. Muhammed’e tâbî olacaksınız o sizin için en güzel örnek ve önderdir. Her açıdan hem de insanlık dünyası için Hazreti Muhammed pek güzel bir örnektir ve onda pek güzel bir örnek var diyor Cenabı Hak.

 

Üsve, yani uyulacak, arkasından gidilecek örnek, önder şahsiyet, meşk, nümûne-i imtisal demektir. Allah’a ve âhiret gününe kavuşmaya inanıp (وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا) Allah’ı çok zikretmekle olan kimseler için, yoksa sadece dünya hayat ve süsünü arayanlar ve Allah’ı, âhireti düşünmeyenler için değil. Bunlar Muhammed’i örnek alamazlar. Îmân yok âhireti kabul etmiyor ölünce dirilmeyi kabul etmiyor. Bu Hazreti Muhammedi Aleyhisselâtu Vesselâm örnek alabilir mi? Örnek alabilmesi için îmân etmesi Müslüman olması gerekiyor.

 

Cenab-ı Hak içi dışı bütün varlığıyla îmân nuruyla parlayan, Sevgili Peygamberimize tâbî olan iki cihânda mutlu olan ölümsüz mutlu hayatı ebedi kurtuluşu kazanan bahtiyar kullar zümresine hepimizi ilhâk eylesin.

 

Kıymetli dostlar,

 

Yine hayat veren nurun dersleri keşif notları ve irşâd notları adlı dersimiz İnşâ’Allah ‘’Ahzâb Sûresi’nin 22’nci âyetiyle’’ devam edecektir. Kur’an-ı Kerim’i baştan buraya kadar getirmiş bulunmaktayız. Cenab-ı Hak katıksız katkısız tam ihlâs ile sırf Allah’ın rızâsını gözeterek O’nun cemâline mazhâr olmayı vuslata ermeyi de Cenab-ı Hak nasîb-i müyesser eylesin.

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُۘ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا ا۪يمَاناً وَتَسْل۪يماًۜ ﴿٢٢﴾

 

مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ ﴿٢٣﴾

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِق۪ينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ اِنْ شَٓاءَ اَوْ يَتُوبَ  عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ ﴿٢٤﴾

وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراًۜ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ الْقِتَالَۜ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِياًّ عَز۪يزاًۚ ﴿٢٥﴾

وَاَنْزَلَ الَّذ۪ينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاص۪يهِمْ وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَر۪يقاً تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَر۪يقاًۚ ﴿٢٦﴾

وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضاً لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً۟ ﴿٢٧﴾

 

 

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Dakika 35:30

 

Müminler, Ahzâb’ı (düşman birliklerini) gördükleri zaman: “İşte bu Allah’ın ve Rasûlünün bize vadettiği şeydir. Allah ve Rasûlü doğru söyledi” dediler. Îmân budur işte. Bu onların îmânını ve teslimiyetlerini artırmaktan başka bir şey yapmadı. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun Allah’ın gücü uçsuz bucaksızdır sınırsız güç Allah’tadır. Düşman kim oluyor?

 

Müminlerdendir o erler ki Allah’a verdikleri ahde sadâkat gösterdiler. Kimi adağını ödedi (canını verdi), bu yol hak yoludur. Can verenden can esirgenir mi? Canı kim verdi, kimden esirgiyorsun? İşte bakın adadı adağını ödedi canını verdi şehit oldu, kimi de beklemektedir. Niceleri hepsi şehit olmak istemişlerdir bu îmânlı kişililer. Onlar ahitlerini hiç değiştirmediler. Çünkü Müslüman şehitliğin ne kadar üstün rütbe olduğunu Allah yolunda cihâd etmenin en büyük rütbelerden olduğunu bilir. Kimisi şehit olmuş kimi de beklemektedir şehit olmayı bekliyor. Onlar ahitlerini Allah’a verdikleri sözlerini hiç değiştirmediler. İşte Müslüman budur.

 

Çünkü Allah sadıklara yani dürüst Allah yolundaki dürüst insanlara sadakatleriyle mükâfat verecek, dilerse münâfıklara da azâb edecek veya tövbe nasip edecektir. Bakın affederim demiyor ya azâb edecek ya tövbe nasîb edecek. Yani tövbeye gelin îmâna gelin diyor bütün inkârcılara ve münâfıklara. Sevgili dostlar, şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır çok merhamet edicidir.

 

Hem Yüce Allah kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyla defetti. Bu şekilde Allah mü’minlere savaşta kâfi geldi. Allah her şeye kâfidir, her şeye gücü yeter. Allah çok güçlüdür azîzdir.

 

Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenleri kalplerine korku düşürerek kalelerinden indirdi. Siz onların bir kısmını katlediyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz. İşte sözünden antlaşmaları bozdular sözlerinden caydılar. Kim? Yahûdîler putperestlere yardım ettiler Muhammed’i yok etmek için aslında kendilerine yazık ettiler.

 

Dakika 40:06

 

(Allah) onların arazilerini, yurtlarını ve mallarını size mîras kıldı. Bir de henüz ayak basmadığınız bir yeri (size mîras kıldı) Allah her şeye kâdirdir. (وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرًا) “Amennâ ve Saddaknâ”

 

Bu âyet-i kerimelerden bakın şunları da anlıyoruz;

 

“Yoksa siz sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız?” Bu dünya imtihan âlemidir her şeye hazır olun. Onlara yoksulluklar ve sıkıntılar gelip çattı bir çeşitli belâlarla sarsıldılar ki, hattâ Peygamberleri beraberindeki mü’minler ile birlikte: “Allah’ın yardımı ne zaman” diyordu. Gözünüzü açın: “Allah’ını yardımı mutlaka yakındır”. İş sıkışacak; buna dikkat edin işler sıkışacak; fakat sonuç sizin lehinizde, onların aleyhindedir.” Bir de dokuz veya on gece sonra Ahzâb gelecek diye Peygamberimiz Ashaplarına durumu tâ önceden bir mûcize olarak bildirmişti. Ve onun dediği gibi oldu ve imtihanı kazananlar kazandı Allah’ın övgüsünü aldılar, büyük ilahi madalya Allah’tan madalya aldılar.

 

Osman bin Affan, Talha Bin Ubeydullah ve Said Bin, Zeyd Bin, Amr Bin Fudayl ve Hamza Mus’ab Bin Umeyr ve Enes Bin Nadr vesâire idiler. Allah hepsinden râzı olsun. O erler ki Allah’a verdikleri sözde durdular. İşte samîmî mü’minlerden bir grup örneğidir bu.

 

Onlardan kimi nezrini yani adağını ödedi. Yani şehit olanlar bunlar ki Hazreti Hamza ve Mus’ab Bin Umeyr ve Enes Bin Mâlik’in amcası Enes Bin Nadr gibi bazıları bunlar şehit olarak öldüler. Hazreti Osman ve Talha gibilerde bunlar da sonradan şehit olanlardır bunlar şehitliklerini bekliyorlardı. (فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ) Onlardan kimisi nezrini yani adağını ödedi, kimisi de şehitlik beklemektedir ki, onlar da şehit oldular. Ve Allah’ın yardımı savaşta müminlere yetti her şeye kâdir her şeye kâfi. “Hem de kitap ehlinden olanlara yardım edenleri (kulelerinden) indirdi. “Hem de kitap ehlinden onlara yardım edenler de (kulelerinden) indirdi. Bu kitap ehli, putperestlere, müşriklere yardım eden azılı Muhammed İslam düşmanlarına yardım eden kişiler Yahûdîlerden Kureyzaoğullarıdır. Rasûlullah ile anlaşma yapmışlarken, Nadiroğullarının ısrarı ile dönmüşler Ahzâb’a yardım etmişlerdir.

 

Dakika 45:05

 

Ahzâb’ın yenilip dağıldığı gecenin sabahı Müslümanlar Medine’ye dönüp silahlarını bıraktıkları sıra da Cebrâil Aleyhisselam Efendimize geldi. Dedi ki Cebrâil (AS.) Hz. Muhammed’e: “Zırhını çıkarıyor musun? Melekler henüz silahları bırakmadılar dedi. Melek orduları var Allah’u Teâlâ senin Kureyzaoğulları üzerine yürümemi emrediyor ben de onlara gidiyorum” demişti. Bakın Cebrâil orada melek ordularının başkomutanı olarak oraya gidiyorum dedi. Bunun üzerine: “İkindiyi Kureyzaoğullarında kılsınlar” diye Müslümanlara ilân edildi Müslümanlar vardılar yirmi, yirmi beş gece kuşatma yaptılar, Rasûlullah’ın hükmünü kabul etmeleri teklif edildi, Peygamberin hükmünü Kureyzaoğulları kabul etmediler.  Sâ’d Bin Muaz’ın hükmüne kabul etmeye râzı oldular. O da savaşa katılanların öldürülmelerine, çocukların ve kadınların esir edilmelerine hükmetmişti ki, bu olay meşhûr bir olaydır. Allah’ın Rasûlünü kabul etmezsen başına gelecekleri düşün! Allah’ı, Peygamber’i, onun Kitâb’ı Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini kabul etmeyenlerin vay hâline! O ister Müslüman olsun ister Yahûdî olsun  ister başkası olsun ne fark eder. İlâhî hükümleri kabul etmeyenlerin vay hâline!

 

Sayasî: Bu sıysa dağın ucuna ve her şeyin aslına ve çulha tarağına denmektedir. Ki, burada sağlam, yüksek kale, sur ve kule anlamındadır. O kulelerinden, saraylarından indirildiler başlarına gelen geldi. Çünkü zâlime yardım edenin başı belâdan kurtulmaz. Dünyada da, mezarda da, mahşerde de zâlimleri bir an için kuvvetli güçlü görebilirsin bunun sonunu düşünmen gerek. Allah’ın gazâbından nasıl kurtulacaksın?

 

استعيذ بالله

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَم۪يلاً ﴿٢٨﴾

 وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاٰخِرَةَ فَاِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْراً عَظ۪يماً ﴿٢٩﴾

يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ﴿٣٠﴾

وَمَنْ يَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتَعْمَلْ صَالِحاً نُؤْتِهَٓا اَجْرَهَا مَرَّتَيْنِۙ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقاً كَر۪يماً ﴿٣١﴾

 

Cenab-ı Hak bu âyet-i kerimelerde bakın nice nice yüce emirlerini buyurmaktadır.

 

Ey Peygamber! Hazreti Muhammed’in şan ve şerefine bakın o büyük Şanlı Peygambere Yüce Allah; Ey Peygamber (A.S.V)! Hanımlarına söyle şöyle söyle:

 

Dakika 50:00

 

“Eğer dünya hayatını ve ziynetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim.”

 

Yok, eğer Allah ve Rasûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız,  haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır.

 

Ey Peygamberin hanımları! Sizden her kim bir terbiyesizlik ederse ona azâb iki kat katlanır. Bu Allah’a göre çok kolaydır.

 

Yine sizden her kim Allah ve Rasûlüne boyun eğer, Sâlih bir amel işlerse, ona da mükâfatını iki kat veririz. Hem onun için bol bir rızık hazırlamışızdır buyuruyor Yüce Rabbimiz.

 

يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذ۪ي ف۪ي قَلْبِه۪ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَعْرُوفاًۚ ﴿٣٢﴾

وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراًۚ ﴿٣٣﴾

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى ف۪ي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَط۪يفاً خَب۪يراً۟ ﴿٣٤﴾

 

 

 

 

Yüce Rabbimiz bu âyeti kerimelerde de buyuruyor;

 

Ey Peygamberin hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvâ ile korunacaksanız, konuşurken kıvırtmayın, kıvırtmayın da kalbinde bir hastalık bulunan tamaha düşmesin. Güzel ve dosdoğru söz söyleyin kırıtarak değil.

 

Hem vakarınızla eğil evlerinizde durumda önceki câhiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah ve Rasûlüne itaat edin. Ey Ehli Beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.

 

Oturun da evleriniz de okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır.

 

Peygamberin bulunduğu evler Arş’ı Âlâ Üniversitesi gibidirler o hanımlarda orada yetişirler ve insanlığa ışık tutarlar. Bugün Âişe annemizin ilmine bakarsanız, bütün dünya üniversitelerinin başına en büyük öğretim üyesi olarak onda deryâlar gibi ilim olduğunu görürsünüz. Bunun için o evler ilim, îmân yuvası irfân yuvası idi, çünkü Peygamberin hanımlarının olduğu evlerdi. İslam dini, bütün dünyayı bir üniversite hâline getirmek istemiştir.

 

 

Dakika 55:10

Bunu saptırarak yanlış anlayarak art niyetli davranarak  İslam’a yaklaşanlar hiçbir zaman doğruyu bulamamışlardır. İslam dini hem ilim, irfân üniversitesi yapar bütün dünyayı,  hem cehâleti kovar, hem adâleti sağlar hem de merhamet ve adâletle cihânı kucaklar. Bunu başka türlü anlamaya çalışanlar tabii ki, namus denilen o güzel rütbeyi ve özelliği anlamayanlardır. İslam A’da Z’ye ayrıca namustur. Namussuzluğu, namusun yerine koyarsanız küfrü îmânın yerine cehâleti de ilmin, irfânın yerine koyarsanız artık sizin Hakk’a hakîkate kavuşma şansınız kendi elinizle kendi kendinizden alınmış olur. Bu şansı alan sizsiniz kimse değil.

 

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ’den hanımları bir ara ziynet, çok nafaka yiyecek bedeli, geçimlilik istemişlerdi; Peygamberimiz Aleyhisselâtu Vesselâm da Hz. Âişe’den başlayarak hepsini serbest bıraktı. Hz. Âişe: “Ben Allah’ı, Resulullah’ı ve âhiret evini isterim” dedi. Kalan hanımlar da öyle söylediler. Şimdi burada da Allah’ın bildiği Peygamberine bildirdiği amma insanların pek çoğunun bilemediği hikmetler var. “Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Onlardan dilediğini geri bırakır dilediğini de yanına alırsın”. Allah Peygamberimizi serbest bıraktı. “Tefvizi Talak” boşama hakkını verme miydi?” diye ihtilâf etmişlerdir. Hz Âişe’den (Radıyallâhu Anha ve Erdahünne Ecmaîn): “Rasûlullah bizi serbest kıldı, biz de kendisini tercih ettik ve onu boşama saymadı” dediği rivâyet edilmiştir.

 

Ona azâb iki kat katlanır, iki katı verilir. Biri asıl günahın cezâsıdır, birisi de Peygamber hanımı olmakla elde edilen niteliğe hürmetsizliğin cezâsıdır. Yani Peygamber hanımı yanlış yaparsa iki katlı cezâ verilmektedir. Allah’a göre onlar o kolay bulunuyor. Nimet külfete göre olduğundan bir defa itaate karşılık ecir ve sevap da مَرَّتَيْنِ iki keredir. Birisi asıl itaatin sevabı, birisi de Peygamberin hanımı olmanın feyiz ve bereketidir. Onun için insanlar içinde bulunduğu konumlarını iyi bilmelidirler. Bir gerçek âlimin hanımıyla câhil hanımı tabii aynı konumda görülmemelidir herkes haddini bilmelidir. Bu mükâfat derece alırken de böyledir, cezâlanırken de böyledir.

 

Yine diyor ki Cenab-ı Hak;

 

Dakika 1:00:00

 

Sözü yumuşak ve tatlı bir eda ile kırıtarak erkekleri cezbederek söz söylemeyin, yayılarak kırıtarak söylemeyin ciddi olun ve kalbinde hastalık bulunan kalbi çürük, kötülüğe yüz tutmuş kimseler kötü bir şey ümit etmesin. Bu kadın yayılıyor, kırıtıyor demek ki bu bir şey bekliyor diye kalbi çürüklere bu fırsatı vermeyin uygun ve ciddi söz söyleyin,  ağır başlılık ve ciddiyetle dosdoğru söyleyin.

 

Burada ve evlerinizde oturun kelimesi Arapçada “Karar” yani evlerinizde oturun ilk câhiliyet dönemi kadınlarının dışarıya çıkışı gibi çıkmayın, görünmek için kırıtarak çıkmayın. Bu âyet, bu emir ve yasak ile Rasûlullah’ın hanımlarına yalnız “tesettürü” değil özellikle “hıdri” yani yabancı erkeğe hiç görülmemek demek olan “muhaddereliği” dahi vacip kılmıştır. Diğer İslam kadınları için ileride geleceği ve ‘’Nûr Sûresi’nde’’ geçtiğini üzere tesettür vacip ise de, “hıdr” vacip değil müstehaptır. Peygamber hanımlarının burada biraz daha ayrıcalıkları bulunmaktadır.

 

Cenab-ı Hak; “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle: Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman örtülerini üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler!” (يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ) “Ey şanlı Peygamber (قُلْ لِاَزْوَاجِكَ) hanımlarına söyle, (وَبَنَاتِكَ) kızlarına söyle, (وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ) mü’minlerin kadınlarına söyle, (يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ) bir ihtiyaç için dışarı çıktıları zaman örtülerini üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler!” ’’Ahzâb Sûresi 59’uncu âyet-i kerime’’ bu.

 

Yine Cenab-ı Hak ‘’Ahzâb Sûresi 33’üncü âyetinde’’ de: “Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz.” 32 ve 33’de. Yani  ehil olan bir insan câhil gibi davranabilir mi? Bir Peygamber hanımı yanlış davranabilir mi? Bir başka alelade sıradan, kültürsüz, tahsilsiz, edep ahlâk dışı bir davranışla davranabilir mi? Peygambere yakışan bir şekilde hanımı olacaksınız, öyle davranacaksın. Diye Cenab-ı Hak onları ve onların şahsında bütün  mü’minlerin kadınlarına Allah ders veriyor örtünün diyor. İçte ruh âleminde, kalp âleminde temiz dışınızda da temiz ve tesettürde koruyucu hekimliğinden bir tanesidir. İslam A’dan Z’ye fertleri, cemiyetleri, milletleri, devletleri ve tüm dünyayı ekosistemi koruma altına almıştır. Emniyet ve güven hürriyetin tadı buradadır. Yoksa kerhane, meyhane hürriyeti çalma çırpma hürriyeti, soyma, vurma, öldürme hürriyeti hürriyet midir, kendinize sorun? Ehl-i Beyt, Peygamberin Ehli Beyti, Peygamberin ailesine özel olarak mensup bulunan bahtiyarlardır, Rasûlullah’ın aile fertleridir. Bu âyet-i kerimede Ehl-i Beytin kimler olduğu açıklanmaktadır birileri sadece bir yere sıkıştırmışlardır Ehl-i Beyt olmayı.

 

Dakika 1:05:35

 

Hanımlarına Sevgili Peygamberimiz Peygamberin hanımlarına işte onlar Ehl-i Beyttir Peygamber hanımları Ehl-i Beyttir. Müzekker çoğul kipi karşılık olarak erkeğe ve kadına bakın burada, (كُم) siz diye seslenilmiştir Ehl-i Beyte. (كُم)  diyor. Siz, yani burada müzekker çoğul kipi karışık olarak erkeğe ve kadına, “tağliben” yani kadınları da kapsayacak biçimde kullanılır. erkek kadın. Demek ki, “Ehl-i Beyt” denilince, Peygamberin hanımları ile birlikte, çocuklarını, erkek ve kadın kendini özel aile fertlerini dahi kapsadığı anlatılmak üzere (لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ) “Ey Peygamberin ev halkı, Ehl-i Beyti! Şüphesiz Allah sizden kirleri, pasları giderip sizi tertemiz yapmak istiyor..” çünkü yakışan bu. Hz. Hasan ve Hüseyin (Radıyallâhu Anhü Anhüma) çocuklardan olduğu gibi, Hazreti Ali dahi Hazreti Peygamberin evinde yetişmiş ve Hazreti Fâtıma ile birlikte yaşaması dolayısıyla özel bir mensubiyeti elde etmiş bulunduğundan, o da Ehlibeyttendir. Bu haberin kaynağında Hakîm el-Müstedrek de Kurtûbî Ahkâmil Kur’an da buna değinmişlerdir. Diğer Peygamber Efendimizin diğer kızlarının ve onlardan olan çocuklarının da Ehli Beytten olmasına engel değildir aksine Ehl-i Beyt olmalarını gerektirir. Şimdi Şia’nın burada da yanıldığını görmekteyiz. Şia çok tuhaftır ki u âyetleri görmemezlikten geliyor âyetin konusunu oluşturan Peygamberin tertemiz hanımları dahi hesaba almayarak Ehl-i Beytin Hazreti Peygamberi kendisiyle Ali, Hasan, Hüseyin, Fâtıma (Radıyallâhu Anhüm) ‘den rivâyet olduklarında ısrâr etmek istemişler ve bu yüzden İslam tarihinde çok büyük gürültüler çıkarmışlardır. “Selmân bizden ve Ehl-i Beytten” dediği hâlde Selmân Îranlı’dır. Yani Fârisî’dir kendisi, öyleyken Selmân-ı Fârisî bile bir Îranlıyı bile Müslüman olduğu için Ehl-i Beyt sayan Peygamber Peygamberin diğer kızlarını, çocuklarını, torunlarını Ehl-i Beyt saymayan Şia’nın işte durumuna bakın ne kadar tuhaf bir anlayışı bulunmaktadır. Evet, Hatice Annemiz, Fâtıma Annemiz, Hasan, Hüseyin, Hazreti Ali Ehl-i Beyttir buna hiç kimse itiraz etmez ama diğer hanımları da diğer torunları da Ehl-i Beyttir.

 

Dakika 1:10:02

 

Bunları dışlamanın anlamı nedir? Yani sen Peygamberi memnun edeceğini mi zannediyorsun? Peygamberin bir eline al öbürünü kes at. O Peygamberi memnun mu ettin şimdi? Senin birisi kafan çok güzel dese de, kollarını kesse o zaman ne olur sen, sen ne yapıyorsun demez misin adama? İşte Şia’nın yaptığı buna benziyor içinden Sahâbînin çok güzel hepimizin sevdiği saydığı canımız gibi sevdiği Ehl-i Beytten bazılarını almış. Ama öbürlerini niye almıyorsun, Sahâbî’ye niye dil uzatıyorsun? Peygamber senden memnun olacağını mı zannediyorsun? Hz. Ali senden memnun mu olacak? Hz. Ali’yi memnun etmek Allah’ı Peygamberi memnun etmek için Kur’an-ı Kerim’in tümünü İslam’ın emirlerinin tümünü kitapta, sünnette, icmâ, kıyasta ilmi bir şekilde bunlara uyup tasdik etmen gerekiyor. Câhilliğin lüzumu yok bundan vazgeç. Bunun içinde tarihte düşmanı istediğin olmuş, ne olmuş?

 

Dakika 1:11:37

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 33 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}