Tefsir 435-01

435- Tefsir Ders 435 hayat veren nurun keşif notları

435- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 435

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Sâffât Sûresi 114’üncü Âyet-i Kerime’den 182’nci Âyet-i Kerime’ler)

(Sad Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 14’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

 

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ﴿١١٤﴾

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِ﴿١١٥﴾

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ﴿١١٦﴾

وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ﴿١١٧﴾

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ﴿١١٨﴾

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ﴿١١٩﴾

سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ﴿١٢٠﴾

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ﴿١٢١﴾

اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ين﴿١٢٢﴾

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ﴿١٢٣﴾

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ﴿١٢٤﴾

اَتَدْعُونَ بَعْلاً وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ﴿١٢٥﴾

اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ﴿١٢٦﴾

فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ﴿١٢٧﴾

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿١٢٨﴾

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿١٢٩﴾

سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ يَاس۪ينَ ﴿١٣٠﴾

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿١٣١﴾

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿١٣٢﴾

وَاِنَّ لُوطاً لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ﴿١٣٣﴾

اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَـهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿١٣٤﴾

اِلَّا عَجُوزاً فِي الْغَابِر۪ينَ ﴿١٣٥﴾

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ ﴿١٣٦﴾

وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ ﴿١٣٧﴾

وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟﴿١٣٨﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Kıymetli ile muhterem izleyenler,

 

Şanlı Kur’an’a, nurlu İslam’a gönül verenler ölümsüz hayata hazırlayan hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları isimli dersimiz devam etmektedir. Dersimiz ‘’Sâffât Sûresi’nin 114’üncü âyetine’’ gelmiş bulunmaktayız Kur’an-ı Kerim’i baştan buraya kadar İnşâ’Allah buradan da Kur’an-ı Kerim’in sonuna kadar bu irşâd notları ve keşif notları hayat veren nurun dersleri bu şekil ömrümüz boyu devam edecektir. Yüce Allah’ın lütfu keremiyle. Kur’an-ı Kerim’in bu yüce mânâsını sizlere not olarak sunduktan sonra diğer Kur’an-ı Kerim’in İslam’ın diğer ilim dallarından sizlere yine önemli olan o dallardan da bilgi vermeye çalışacağız. Yüce Allah Kur’an’ın İslam’ın nuruyla nurlanmış ve insanlığında kurtuluşu için, zulümattan nurun içine gelmesi için çalışmayı Allah’ın emrinde istihdam bir hizmetkâr olarak tam bir Allah’a kul, Muhammed’e ümmet olarak, bütün inananlara da kardeş olarak en hayırlı “Cihâd-ı Kebir” görevini yapmayı Cenab-ı Hak cümlemize nasîb eylesin. Bütün çırpıntımız insanlığın kurtuluşu ve faydasıdır. Tabii ki doğruyu hak ve hakîkati ortaya koymadan yanlıştan kurtuluş olmaz. Yanlıştan kurtulmadan da kimsenin ne bu dünyada ne öbür âlemde başarılı olmaz Allah’ın rızâsına vuslata eremez.

 

Dakika 5:22

 

Bunun için hakîkatçi gerçekçi olmamız gerekiyor Hakk’ın sözü haktır Allah hak varlıktır Kur’an Kerim o hak varlığın Kitâbı’dır. İşte biz onun için Kur’an-ı Kerim size sırayla kelime, kelime âyet, âyet bu hayat veren nurun bizzat kendisini takdim ediyoruz. İnsanlar inandığı kadar ihlâsları samîmîyetleri kadar faydalanırlar. İhlâs ve samîmîyet olmadıkça faydalanmak öyle kolay değildir. Hidâyetin altyapısında ihlâs ve samîmîyet ardır. Bütün kalbinle Kur’an-ı Kerim’e sarıl, inan ve gereğini yap. Çünkü Allah’ın Kitâb’ı Yüce Allah’ın sözleri ‘’Celle Celâlühü Celle Şânuhü Azze ve Celle’’ ‘’bi-adedi hâlkıh ve mil’el mîzan ve mintehel ilm ve meblâ rızâ ve zinetel arş’’

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Yüce anlamlarına şöyle bir bakalım yüce nazmını, yüce metnini okuduğum bu âyetlerin bir de mûcize olan nazmının yanında bir de mûcize olan mânâsına bir şöyle bakalım.

 

Andolsun ki biz Mûsâ ile Hârun’a da nimetleri verdik. Bakın, Kur’an-ı Kerim bütün geçmişi en doğru bir şekilde anlatan Kur’an-ı Kerim’dir. Bu samîmîyetle başkalarını şöyle bir bakın biz samîmîyetle sevgi ile bütün peygamberleri hürmetle, sevgiyle, saygıyla Amentümüzün içinde tasdik ederek tüm peygamberleri ne yaparız; hürmetle anarız, onlara selâm okuruz. Bir bakasında bunu görebilir misiniz? İşte İslam’ın îmânı evrenseldir bir başkası Hazreti Muhammed’i bu ihtiram bu hürmetle anabiliyor mu niye? Anamazlar, çünkü îmânları Mûsâ’nın yolundan sapmış, Îsâ’nın yolundan sapmış. Eğer bizde sapsaydık Hz. Muhammed’in yolundan biz bütün peygamberleri hürmetle anamazdık saplanırdık bir yere, onlar saplanmış bir yere. Onun için İslam bir hakîkattir ebedî ezelî kucaklar, Allah’ın birliğinde bütün âlemi toplar ve bir olan Allah’a Muhammed’in ortaya koyduğu şeriatla amel eder. Ve geçmişin geleceğin bütün sağlam tapu ve belgeleri Kur’an-ı Kerim’dedir. Kur’an-ı Kerim’in tasdikinden geçmeyen, Hazreti Muhammed’in tasdikinden geçmeyen hiçbir şeyde doğru doğru dürüst gerçekçilik bulamazsınız. Eğer bir doğru varsa bir gerçek bir yerde o mutlaka Kur’an’ın tasdikinde de vardır. Çünkü doğruların,  gerçeklerin bizzat kendisi Kur’an-ı Kerim’dir, sünnet-i şeriftir, icmâ ümmet ve kıyâs-ı fukahâ ve bunlar aslî deliler. Bunun yanında tâlî delillerimizde  bulunmaktadır.

 

Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık. Yüce Allah öyle diyor. Biz onları da kavimlerini de o büyük sıkıntıdan kurtardık

 

Dakika 10:06

 

Hem yardım ettik onlara da, gâlip gelenler oldular.

Hem kendilerine o belli kitâbı (Tevrât’ı) verdik.

Kendilerini doğru yola çıkardık.

 

Sonrakiler içinde namlarına şunu bıraktık;

 

Selâm olsun Mûsâ ile Hârun’a.

 

İşte biz iyilik yapanların böyle mükâfatlandırırız. Mûsâ’nın, Hârun’un Aleyhimüsselâm bakın üstün meziyetlerinin başında ne geliyor; Tâğûtlara karşı koymak, Allah’ın emrinde olmak. Tâğût karşıların da Firavun vardı.

 

Çünkü onların ikisi de bizim mü’min kullarımızdandı diyor. Bakın Mûsâ’yı da îmânıyla sıfatlandırıyor, vasıflandırıyor. Hârun’u da îmânıyla vasıflandırıyor ikisi de mü’min kullarımızdandı diyor. Bakın değerin en baştaki değerin aslî değerin îmân olduğunu unutmamak gerekiyor. Îmân olmadan hiçbir şey olmuyor da gerçek İslam îmânı olacak. Her Peygamber Müslümandır bunu böyle bilin. Bugün ben falan peygamberin yolundayım diyenler İslam’ı kabul etmiyorlarsa kendi peygamberlerini de kabul etmiyorlar, farkında değiller, kendi kitaplarını da kabul etmiyorlar farkında değiller. Niye? Bütün peygamberlerin dini İslam’dır, bütün kitaplar, bunlar İslam’ın kitaplarıdırlar. Allah’ın kitâbı olunca mesele kalır mı? Yalnız Cenab-ı Hak kendi kitaplarını da kendisi ne yapmış; yenilemiş şeriatı yenilemiştir. En yeni ve en son kâmil mânâda hiç eksiği olmayan şeriat İslam şeriatıdır. Çünkü geçmiş yenilenmiş gelecek çağlarda kuşatılmıştır. Neden kuşatılmıştır? Burayı anlayamayanlar olabilir. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır Kur’an-ı Kerim’in ilmidir ve son kitaptır. Her çağa o çağın şartlarına göre kitaplar indirilmiş şeriat konmuş, Kur’an-ı Kerim ve İslam şeriatı Muhammedî şeriat bütün çağların şeriatıdır. Çünkü son Peygamber son Kitâb ve geçmişi yenileyen Yüce İslam’ın bizzat kendisidir. Geleceğin belgeleri de içinde bulunmaktadır onun için çağları kuşatmıştır. Allah’ın ilmi çağları kuşatmaz mı? Bir de son Kitâb olarak gönderiyor. Bütün çağlara, bütün milletlere Peygamber gelmiş Hz. Muhammed âlemlere rahmet Peygamberi dikkat et âlemlere… Bu insanlara, cinlere, yerlere, göklere, meleklere hattâ tasavvur edemediğimiz bilemediğimiz âlemlere de Hazreti Muhammed rahmet Peygamberidir. Bilebildiğini sen bilirsin bilemediğin alemlere de rahmet Peygamberidir, bütün insanlığın iyiliğine gelmiştir. İnsanoğlu bunun kıymetini bilmiyor kendi huzurunu yok etmeye, durduğu evini yakmaya çalışıyor. Ebedî mutluluğunu ebediyyül hüsrâna çevirmeye, ıstıraplara çevirmeye çalışıyor. İslam’ı kabul etmemek Muhammed’in Peygamberliğini kabul etmemek (A.S.V) kişi kendi huzurunu ebedî yok etmesi demektir kendi bilir.

 

Cenab-ı Hak bu gerçekleri bakın ne diyor; Biz kendilerini doğru yola çıkardık.

 

Dakika 15:00

 

Sonrakiler içinde namlarına şunu bıraktık: Selâm olsun Mûsâ ile Hârun’a. İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü onların ikisi de bizim mü’min kullarımızdandı diyor.

 

Şüphesiz İlyâs Aleyhisselâm da gönderilen peygamberlerdendir.

 

Hani o kavmine: “Siz Allah’tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarımızı da Rabbi bulunan Allah’ı bırakıp da ‘’Ba’l’e’’ (Ba’l ismindeki puta) mı yalvarıyorsunuz?” dedi.

 

Fakat onlar onu yalanladılar. Kimi? İlyâs Aleyhisselâm’ı. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.

Ancak Allah’ın ihlâslı kulları müstesnâ.

 

Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık.

 

Selâm olsun İlyâsîne.

 

İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

 

Şüphesiz Lût Aleyhisselâm da gönderilen peygamberlerdendir.

 

Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.

 

Ancak geri de kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hâriç.

 

Sonra diğerlerini helâk etmiştik.

 

Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?

 

Allah’u Teâlâ’nın batırdığı kavimler vardır, insanlar o memleketlerden gelir geçerler ibret almalıdırlar. Niçin bu kavimler batırıldı? Bunu çok iyi insanoğlu düşünülmelidir. Kur’an-ı Kerim ne diyorsa derin derin düşün. Gerçek mütefekkir olmanın yolu Kur’an-ı Kerim üzerinde düşünmekten geçer Kur’an-ı Kerim üzerinde düşünmeden doğru tefekkür mütefekkir olma doğru düşünme şansı da herkes de o kadar kolay olmaz. Ve hakîkatin bizzat kendisi Kur’an-ı Kerim olduğu için derin düşünülecek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Yüce İslam’ın ortaya koyduğu yüce değerlerin hepsi bir hakîkattir. Üzerinde düşündükçe nice hazineler, feyizler, ilhâmlar ortaya çıkar. Bir de bakarsınız ki kalbiniz de mânâ ve irfanlar oluşmuştur, sentez oluşturmuştur.

 

Bura da Cenabı Hak İlyâs Bin Yâsin ki Hârun Aleyhisselâmın torunlarından denilmiştir. En’âm Sûresi’nin 85’inci âyetinin tefsirinde geçmiş idi.

 

Birde Ba’l’en, Ba’l’den bahsediyor. Ba’l’en denilen Ba’l bir putun ismi ki yirmi arşın boyunda, altından ve dört yüzlü bir put olduğu söylenmektedir. Hâlâ Şam’da Ba’lebek Kasabası bu ad ile anılmaktadır. Çünkü İlyâs Aleyhisselâm oradaki putperestleri putperestlikten kurtarıp tevhîd îmânına çağıran peygamberlerden biridir.

 

İlyâsîn: İlyâs demektir. Bazı kıraatler de İlyâsîne okunduğundan her iki kıraate de uygun olması imlası için (Elyâsin) şeklinde yazılır.

 

Dakika 20:12

 

Yâsin: İlyâs Aleyhisselâmın babası olmakla Âl-i Yâsin yine İlyâs demek olur. Yâsin ‘den maksadın Âl-i Yasin’den maksadın Muhammed ümmeti olduğunu da söylemişlerdir. Yâsin bir de Râsuli Ekrem’in isimlerinden olduğuna göre Ümmet-i Muhammed’in de Âl-i Yâsin olduğu söylenmiştir. “Selâm Muhammed âline” mânâsına bir de tevriye kastedilerek Âl-i Yâsin buyurulmuş ve bundan dolayı olmalıdır ki, selâm fıkraları da burada bitirilmiş, Lût ve Yunus kıssalarında daha çok (فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ ﴿٧٣﴾) ‘’Saffat Sûresi 73’ “Bak şu uyarılanların sonu nasıl oldu?” ifadesine dikkat çekilmiştir. Ve İlyâs içinde o da bizim mü’min kullarımızdandır diyor. Bütün görüyorsunuz peygamberlerin aslî değeri îmânla başlıyor. Îmân olmazsa kimsenin hiçbir şeyi işe yaramaz bu da herkesin bâtıl inançları değil İslam’ın gerçek îmânıdır, İslam dininin ortaya koyduğu gerçek îmândır. Bâtıl inançlara îmân denmez. Onlar mecâzen o şekilde onlara dinde denmez, onları din deniyorsa mecâzîdir aslî değildir.

 

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ﴿١٣٩﴾

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿١٤٠﴾

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ ﴿١٤١﴾

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ ﴿١٤٢﴾

فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ﴿١٤٣﴾

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُون﴿١٤٤﴾

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ﴿١٤٥﴾

وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ ﴿١٤٦﴾

وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ﴿١٤٧﴾

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ ﴿١٤٨﴾

فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ﴿١٤٩﴾

اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثاً وَهُمْ شَاهِدُونَ ﴿١٥٠﴾

اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ ﴿١٥١﴾

وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ﴿١٥٢﴾

اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ ﴿١٥٣﴾

مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ﴿١٥٤﴾

اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ﴿١٥٥﴾

اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ﴿١٥٦﴾

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ﴿١٥٧﴾

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَباًۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ﴿١٥٨﴾

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ﴿١٥٩﴾

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ﴿١٦٠﴾

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ﴿١٦١﴾

مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ ﴿١٦٢﴾

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ﴿١٦٣﴾

وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ﴿١٦٤﴾

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ﴿١٦٥﴾

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ﴿١٦٦﴾

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ﴿١٦٧﴾

لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِ كْراً مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿١٦٨﴾

لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ﴿١٦٩﴾

فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿١٧٠﴾

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ﴿١٧١﴾

نَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ ﴿١٧٢﴾

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ﴿١٧٣﴾

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ﴿١٧٤﴾

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ﴿١٧٥﴾

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ﴿١٧٦﴾

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ﴿١٧٧﴾

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ﴿١٧٨﴾

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ﴿١٧٩﴾

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ ﴿١٨٠﴾

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ﴿١٨١﴾

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿١٨٢﴾

 

Dakika 25:36

 

Şüphesiz Yunus Aleyhisselâm da gönderilen peygamberlerdendir.

 

Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.

 

(Oradakilerle) kura çekmişti kaydırılanlardan kurayı (kaybedenlerden) olmuştu yani yenilenlerden olmuştu.

 

Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsin)i kınıyordu.

 

Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

 

Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

 

Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

 

Biz onun (Yunus’u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.

 

O zaman ona îmân ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

 

Şimdi sor seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?

 

Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?

 

Hâ!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: “Allah doğurdu” derler. Hiç şüphesiz onlar yalancıdırlar.

 

(Allah) kızları tercih mi etmiş?

 

Size ne oldu nasıl hükmediyorsunuz?

 

Hiç düşünmüyor musunuz?

 

Yoksa sizin için açık delil mi var?

 

O hâlde eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.

 

Onlar, Allah ile cinler arasında bir nesep (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.

 

Allah Celle Celâlühü onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir. Allah’ın eşi benzeri olmaz. Benzeri olmaz şeriki, naziri, dengi bulunmaz olmadı ebedî olmayacaktır. Oğlu kızı olmaz, Allah’ın kulları olur. Bunlar Allah’a şirk ve en büyük zulüm ve iftiradır.

Fakat Allah’ın ihlâs ile seçilen kulları başka (onlar; Allah’ı böyle şirk ile vasıflamazlar). Onlar Vücûdu Bârî’yi Tevhîd-i İlâhî’yi bilirler tevhîd îmânındadırlar.

 

Şüphesiz siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah’a karşı kandırıp, saptıramazsınız cehennemlikleri saptırırsınız.

 

(Melekler) “Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf, saf dizilenler biziz! Biziz o tesbih edenler biziz!” derler.

 

(Müşrikler) şöyle diyorlardı: “Eğer yanımızda önceki (ümmetlerden) bir kitap olsaydı, elbette bizde Allah’ın ihlâs ile seçilmiş kullarından olurduk.

 

Dakika  30:02

 

Fakat şimdi onu inkâr ettiler. En yüce kitap geldi, Kur’an gibi yüce kitap geldi, Kur’an geldi onu inkâr ettiler. Hani kitap bekliyordunuz? Ama ileride bileceklerdir.

 

Andolsun Peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir; “Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka gâlip geleceklerdir.” Gâlip ordular ezelî ebedî Allah’ın ordularıdır. Şirkin, tâğutun orduları  mahvoldular mahvolacaklardır, tâğût orduları mahvoldular mahvolacaklardır.

 

Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

 

Onlara (inecek azâbı) gözetle. Bakın bu âyet İslam îmân düşmanlarını hakîkat düşmanlarını Allah tehdit ediyor. Yakında onlar da göreceklerdir.

 

Ya şimdi onlar, bizim azâbımıza uğramak da acele mi ediyorlar?

 

Fakat (azâbımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!

 

Yine sen, onlardan bir süreye kadar yüz çevir.

 

(İnecek azâbı) gözetle. Dikkat edin! Allah, tekrar ediyor Peygamber düşmanı, Kur’an düşmanı, hak hakîkat düşmanı kim varsa bekle diyor tepelerine Allah’ın azâbı gelecek, gözetle diyor. Yakında onlarda göreceklerdir.

 

Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir. Yüce Allah yüce sıfatlarla muttasıftır, noksan sıfatlardan münezzehtir.

 

Gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun. Görüyorsunuz bütün peygamberlere Kur’an-ı Kerim Müslümanlar selâm okuyor bütün peygamberler.

 

Hamdü senâ âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Övme, övülmenin, yüce övgülerin tamamı Allah’ın hakkıdır Allah’a aittir.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

İbak: Bir kölenin efendisinden kaçmasıdır. Burada Yunus Aleyhisselâm kavmine nasihat etti onlar da dinlemeyince işte başına böyle işler geldi onları terk edince. “Ve Zünnûn’a da lütfettik. hani o kavmine kızarak gitmişti. Bu tabii ki ‘’Nînüvâ’’ halkına gidip onlara dâvet etmekle görevlendirilmiş idi Yunus Aleyhisselâm. Ne yazık ki kavmi onu kızdırdılar. ‘‘’Nînüvâ’’  çok büyüktü ‘’Tersise’’ kaçtı onun için ‘’Yafa’ya’’ geldi bir gemi buldu sahipleri ‘’Tersise’’ gitmek istiyorlardı. Kiraladı, ücretini verdi ve gemiye bindi. Derken büyük bir fırtına koptu dalgalar çoğaldı. Geminin hafiflemesi için bazı eşyaları denize attılar. Neticede kura attılar, Yunus’a düştü. Bunun üzerine: “Anlat bize sen ne yaptın? Nereden gelip, nereye gidiyorsun? Hangi köyden hangi soydansın?” dediler.

 

Dakika 35:10

 

O zaman onlara: “Ben karayı ve denizi yaratan, göklerin ilâhı, olan bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ın kuluyum, Rabbin kuluyum” dedi Yunus. Ve olayını anlattı. “Beni denize atın, durur. Çünkü bu büyük fırtına benim içindir” dedi Yunus Aleyhisselâm. Yunus’u tuttular, denize attılar derhâl deniz durdu ve Allah balığa emretti onu karaya bıraktı. Yunus balığı Yunus’u hakkıyla onu karaya götürdü denizin kenarına bıraktı. Sonra Yüce Allah büyük bir balığa da emretti onu yuttu, balığın karnında üç gün, üç gece kaldı. Karnında Rabbine dua ediyor ona yalvarıyordu. Derken Yüce Allah balığa emretti. Onu karaya bıraktı ve orada iyileşti “Kalk” Nînüvâ’ya var, bundan önce sana emrettiğim şekilde halkına çağrıda bulun peygamberliğini yap dedi Cenab-ı Hak. Yunus Aleyhisselâm da vardı çağrıda bulundu ‘’Nînüvâ’’ üç gün içinde batacak” dedi. Bunun üzerine ‘’Nînüvâ halkı’’ Allah’u Teâlâ’ya îmân ettiler ve oruç îmân ettiler, hepsi eskiler giydiler, kral haber aldı, bir çul giydi ve üzerine oturdu. Ve tahtından indi sütlü elbiselerini çıkardı. Gerek insan ve gerekse hayvan, hiçbiri ne yiyecek ve içecek takmasın diye tellal çağırtıldı ve hepsi Allah’u Teâlâ’ya sığındılar; kötülük ve zulümden vazgeçtiler. Allah’u Teâlâ da kendilerine merhamet etti, azâba uğratmadı. Yunus Aleyhisselâm merak etti. Allah’ım! İşte ben bundan kaçmıştım çünkü biliyordum ki sen çok merhamet edici, çok şefkatli, çok sabırlı ve tövbeleri çokça kabul edicisin. Ey Rabbim! Benim canımı al artık, ölüm bana yaşamaktan daha iyidir dedi. Yüce Allah: “Ey Yunus! Çok üzüldün” dedi. Yunus: “Evet ya Rab” dedi ve çıktı, şehrin karşısında beride bir gölgelik yaptı, altına oturdu. Şehirde ne olacağını gözetiyordu. Allah’u Teâlâ emretti, kendisine sıkıntısında gölge olması için başucunda bir kabak çıktı. O kabakla ferahlandı, büyük bir rahatlık duydu. Yine Allah’u Teâlâ bir kurda emretti kabağı vurdu kuruttu. Sonra sıcak samyeli esti, güneşte Yunus’un başına geçti, durumu ağırlaştı ölüm sevilecek hâle geldi. O zaman Allah: “Ey Yunus! Kabağa gerçekten acıdın mı?” buyurdu. O da: “Gerçekten acıdım ya Rabbi’” dedi. Allah’u Teâlâ da: “Ya sen o hiç üzerine yorulmadığın, bakıp büyütmediğin, belki bir gecede bitip bir gecede yok olan kabağa acırsın da, ben o içinde on iki tepeden fazla insan oturan ve sağını solunu bilmez bir kavim ve birçok hayvanlar bulunan o büyük Nînüvâ şehrinde merhamet etmez miyim?” buyurdu.

 

Dakika 40:20

 

Tabii bu haber Alûsî’nin kaleme aldığı bir haberdir. Bunların gerçeğini Yüce Allah bilir, birde Kur’an-ı Kerim’i ortaya koydukları gerçek hak haberlerdir. “Biz onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. İşte biz îmân edenleri böyle kurtarırız” buyuruyor Cenab-ı Hak. ‘’Enbiyâ Sûresi 88’inci âyetin de.’’ “Keşke (azâbı gördükten) sonra inanıp da îmânı kendisine fayda veren bir memleket olsaydı (ama olmadı). Yalnız Yunus’un kavmi (azâb henüz inmeden) îmân edince, dünya hayatında onlardan rezillik azâbını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık” diyor Cenab-ı Hak. Bu da ‘’Yunus Sûresi’nin 98’inci âyeti.’’ Yeis hâlindeki îmânla kurtuluş yalnız, Yunus Kavmine nasîb olmuştur. Yeis (ümitsizlik) demektir yoksa yeis hâlinde îmân sahîh değildir. Cenab-ı Hak, istisnâi olarak Yunus’un Aleyhisselâm kavmine yeis hâlinde îmânla kurtuluş nasîb olmuştur. Kendini atmış değil de kendi rızâsıyla atılmış olabilir. Yani Yunus Aleyhisselâm denize kendini attı diyorlar da, aslında atmadı. Ama başkalarının atmış olma ihtimâli vardır. İşte balığın karnındaki yaptığı tesbih de şudur; (أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ) Bu tesbihi her Müslüman mutlu anında da darda kaldığı zaman da bol okunmalıdır diğerlerini de olduğu gibi. “Eğer o çok tesbih edenlerden olmasaydı. Öteden beri Allah’ı tesbih ile çok zikrederdi.” Yunus sadece balığın karnında yapmadı bu zikri sürekli yapıyordu, kulluğunu da güzel yapıyordu. İbadetlerini, itaatlerini ve kavmini de çok ciddi olarak Hakk’a Allah’a çağırıyordu. “Senden başka ilâh yoktur, seni tesbih ederim, ben gerçekten haksızlık edenlerden oldum” diye yalvardı ‘’Enbiyâ Sûresi’nin 87’nci âyet-i kerimesinde.’’

 

(أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ), (أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ) ‘’bi- adedi hâlkıh ve mile’l mîzan ve müntehel ilm ve meblâ rızâ ve zinetel arş’’

 

Bak o korkutulanların sonunu nasıl oldu. Ancak Allah’ın ihlâs ile seçilen kulları başka ki bunlar kurtuldu, öbürleri perişan oldular. Cüheyne Seleme oğulları Huzaa Melih oğulları gibi Arap müşrikleri melekler Allah’ın kızlarıdır diyorlardı. Bu da başka bir şirk putperestliktir. “Rabbine kızlar, onlara oğullar öyle mi?” diyor Cenab-ı Hak.

 

Dakika 45:05

 

İşte müşriklerin, putperestlerin putları ayrı ayrıdır ama hepsi putperesttir neticede. Kimisi melekleri bu şekle koymuş, kimisi aya yıldıza tapmış, kimisi tâğutlara, önderlere, rehbetliğe tapmış, kimisi ruhbanları rahipleri ilâhlaştırmış Rab edinmiş. Kimisi liderlerini, önderlerini ilâhlaştırmışlar Rab edinmişler. Bunları nereden bileceğiz derseniz bu açık Allah’ın emrinin yerine, Kitâbı’nın yerine kimi koyduysanız o sizin putunuzdur. Çünkü Allah’ın dengi yok ki onun karşısına başka ilâh koyasın. Kur’an-ı Kerim Allah’ın Kitâb’ı onun yerine başka bir kitap koymak için ikinci ilâh olması lâzım. O da olmadığına göre, olmayacağına göre, muhal ve mümteni olduğuna göre, Allah’ın emir ve kânûnlarının yerine ve Allah’u Teâlâ’nın zât ve sıfatlarının zâti, sıfatı ve fiili sıfatlarının yerine başkalarına o sıfatlardan birini verdiğin zaman geriye ne kalır? Putperestlik kalır. İşte adam müşriktir tapan taptığını bilmiyor, tapılan tapıldığını bilmiyor ama ikisi de müşrik. Tabii tapılanların bazılarının haberi olmaz.

 

Mesela Îsâ Aleyhisselâm’dır bir suçu var mı? Yok. Îsâ Aleyhisselâm bana tapın dedi mi? Demedi. Ben Allah’ın oğluyum dedi mi? Demedi. Ben İlâh’ım dedi mi? “Hâşâ!” demedi. Ama bak birileri uydurdu. Bunun için o Meryem’in oğlu Allah’ın kulu olduğu hâlde ona birileri tapıyorsa, burada ki suç sapanların ve ona tapanlarındır. Yoksa burada Îsâ gibi zât-ı muhteremlerin Aleyhisselâm suçları yoktur. Üzeyir Aleyhisselâm da öyle, Üzeyir ben Allah’ın oğluyum demedi. Ama birileri uydurdu. Cin meleklerin de içine alan en genel mânâya bütün gizli mahlûklar metafizik güçler bütün rûhânîler demektir. Yani cin ’den maksat geneldir. Mecûsi mezheplerinde olduğu üzere şeytan Allah’ın kardeşidir der Mecûsiler ateşperestler ‘’Hâşâ Sünme Hâşâ!’’ Melekler Allah’ın kızlarıdır dedikleri gibi. Bazıları da rûhânîlerin, cinlerin, meleklerin Allah’a münasebeti, yakınlığı, vardır, biz onların aracılığı olmadan Allah’a yaklaşamayız Allah yanında şefaatçilerimiz olması için biz onlara ibadet etmekteyiz diyor şirk konuşuyorlar, biri kötülük yapar biri iyilik diyorlardı. ‘’En’âm Sûresi’nde’’ (وَجَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء) “Allah’a cinleri ortak koştular.” Bakın burada da bir putperestlik bir şirk yapmaktadır. Kimisi de cinleri ilâhlaştırdı, şeytanı ilâhlaştırdılar. “Böylece biz her Peygambere insan cin şeytanlarını düşman kılmışızdır”. Dikkat et! Her peygambere ve o peygamberin yolundaki gerçek mü’min ve Müslümanlara insan ve cin şeytanları düşmandırlar. Peygambere düşman oldukları için o peygamberin yolunda giden gerçek mü’min, Müslümanlara da düşmandırlar. Fakat onlar kendi düşmanlıkları onları helâk etmiştir helâk edecektir.

 

Dakika 50:04

 

Çünkü Allah, peygamberleri ve onun yanında ki samîmî kullarını himâyesine almıştır ve onlar koruma altındadırlar.

 

Kıymetli ve pek muhterem efendiler,

 

Burada İbni Ebi Hatim’in Şa’bî’ den rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem buyurmuştur ki: “Her kimi kıyâmet günü sevaptan tam ölçekle ölçmek sevindirecekse bulunduğu meclisten kalkacağı sırada şöyle desin: (سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ) (وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ) (وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ)” bu ‘’Sâffât Sûresinin’’ son âyetleridir bunlar, bunları okursa bu sevabı alır bu müjdeye ulaşır İnşâ’Allah’u Teâlâ. Bu haberin naklini yapan da Kurtubî, Suyûtî ve Âlûsî ’dirler ve İslam’ın kıymetli âlimleridirler.

 

Cenab-ı Hak bütün İslam âlimlerine ve tüm mü’minlere mücahitlere Allah bol bol rahmet eylesin ve mağfiret eylesin ve sınırsız merhametiyle de merhamet eylesin.

 

Kıymetli dostlarımız, muhterem izleyenler,

 

Şimdi de dersimiz ‘’Sâd Sûresi’ne’’ gelmiştir ‘’Sâffât Sûresi’ni’’ bitirdik ‘’Sâd Sûresi’ne’’ geldik. ‘’Sâd Sûresi de’’  Mekke-i Mükerremede inzâl olunan sûrelerdendir, âyet sayısı 88’dir, sıra numarası Kur’an-ı Kerim’de 38’inci sûre-i celiledir. Sûrenin sonlarına doğru: “Eğer yanınızda öncekilerden bir kitap olsaydı elbette Allah’ın ihlâs ile seçilen kulları olurduk” diyen 167, 168’inci âyetlerinde ki ifadeleri hikâye buyurulduğu için bu sürede (صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّ كْرِۜ) “Bu zikirle dolu Kuran’a bak ifadesiyle başlamaktadır.”

 

Kıymetli dostlarım, Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’i nasıl övüyor. Kur’an’la Allah’ı bize tanıtıyor emirlerini tanıtıyor ne yüce kitap bu Kur’an-ı Kerim eşsiz bir yüce mûcizedir.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّ كْرِۜ﴿١﴾

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ﴿٢﴾

كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ﴿٣﴾

وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ﴿٤﴾

اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ﴿٥﴾

وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ ﴿٦﴾

مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ﴿٧﴾

ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِ كْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ ﴿٨﴾

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ ﴿٩﴾

اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ ﴿١٠﴾

جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ ﴿١١﴾

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ ﴿١٢﴾

وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ ﴿١٣﴾

اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ ﴿١٤﴾

 

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Dakika 55:32

 

Sâd. Bu zikirle dolu yüce Kur’an’a bak! Ey insanlık âlemi, ey Müslümanlar! Bu zikirle dolu şanlı Kur’an-ı Kerim’e bir bak!

 

(صٓ) Sâd, o inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.

 

Kendilerinden önce nicelerini helâk ettik. Onlar çağrıştılar feryat ettiler ama artık kurtuluş vakti değildi helâk vakti gelmişti helâk oldular. Helâk vakti gelince her Allah düşmanı, Kur’an düşmanı, Muhammed düşmanı, îmân, İslam, hukûk düşmanları helâk oldular helâk olacaklardır.

 

İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da inkârcılar, o kâfirler: “Bu bir sihirbazdır, yalancıdır” dediler. Kime? Âlemlere Rahmet Peygamberi olarak gönderilen şanlı Muhammed Mustafa’ya, önceki peygamberlere dedikleri gibi ona da dediler.

 

“İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!” diyorlardı Allah’ın birliğini bir türlü kabul edemiyorlar. Bugünkü çağdaşlara bakın, nice putlara tapıyor, inkâra saplanıyorlar.

 

İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: “İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murâd!

 

“Biz bunu başka bir din de işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır.”

 

“Kur’an-ı Kerim’in aramızda ona mı indirilmiş?” Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap aramızdan ona mı indirilmiş” dediler. Doğrusu onlar benim şanlı Kur’an’ımdan bir kuşku içindeler şüphe ediyorlar. Ve doğrusu onlar henüz azâbımı tatmadılar. Ama vakti gelince tepelerine bindiririm azâbımı diye tehdit ediyor Cenab-ı Hak.

 

Yoksa sana o Kur’an’ı Kerim’i veren çok güçlü ve ihsân sahibi Rabbinin kitap hazineleri onların yanında mı?

 

Yoksa bütün o göklerin, yerin de aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyleyse bütün imkânlarını seferber ederek yükselsinler de görelim!

 

Onlar burada çeşitli partilerden bozguna uğramış bir ordudur.

 

Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı. Ne oldular hepsi helâk olmadılar mı? Hepsi helâk oldular.

 

Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eykeliler yani (Şuâyb’ın (AS.) kavmi) de Aleyhimüsselâm yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır. Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azâbın böyle hak oldu.

 

Dakika 1:01:03

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 48 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}