Tefsir 442-01

442- Tefsir Ders 442 hayat veren nurun keşif notları

442- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 442

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Mü’min Sûresi 61’inci Âyet-i Kerime’den 85’inci Âyet-i Kerime’ler)

(Fussilet Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 18’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

 

اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِراًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ﴿٦١﴾

  ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍۢ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ﴿٦٢﴾

كَذٰلِكَ يُؤْفَكُ الَّذ۪ينَ كَانُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ﴿٦٣﴾

  اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَاراً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ فَـتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ﴿٦٤﴾

  هُوَ الْحَيُّ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٦٥﴾

قُلْ اِنّ۪ي نُه۪يتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَٓاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبّ۪ي وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿٦٦﴾

هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخاًۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُٓوا اَجَلاً مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ﴿٦٧﴾

  هُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟﴿٦٨﴾

 

İçinde dinlenesiniz diye geceyi, göz açıcı bir aydınlık olarak da gündüzü sizin için yaratan Allah’tır Celle Celâlühü. Gerçekten Allah insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.

 

İşte Rabbiniz, her şeyin yaratıcısı olan o Allah’tır Celle Celâlühü. O’ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?

 

İşte Allah’ın âyetlerini inkâr edenler böyle çevriliyorlar.

 

Allah Celle Celâlühü için sizin için yeri bir karargâh göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah Celle Celâlühü ’dür. Âlemlerin Rabbi olan Allah Celle Celâlühü ne yücedir eşsiz yücedir!

 

Dâima bir hayat sahibi ancak O’dur. O’ndan başka ne varsa fânîdir O’ndan başka ilâh da yoktur. Onun için dini hâlis kılarak O’na, hep O’na yalvarın. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur Celle Celâlühü.

 

De ki: “Bana Rabbimden apaçık deliller geldiği zaman, ben o sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınıza ibadet etmekten kesinlikle men edildim ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi.”

 

“Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alaka (embriyodan) yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O’dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşmanız ve aklınızı kullanasınız diyen (böyle yapıyor). Allah’ın işi takdir iledir. Her şey takdire bağlanmıştır hiç kimsenin özgürlüğü ile kısıtlamadan

 

Dakika 5:00

 

O, hem yaşatır, hem öldürür. O, bir şey yapmak isteyince ona sadece “ol!” der, o şeyde hemen oluverir.

 

Bakmaz mısın şimdi Allah’ın âyetleri hakkında mücâdeleye kalkanlara (Hak’tan) nasıl döndürülüyorlar.

 

استعيذ بالله

 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ يُجَادِلُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِۜ اَنّٰى يُصْرَفُونَۚ﴿٦٩﴾

  اَلَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِالْكِتَابِ وَبِمَٓا اَرْسَلْنَا بِه۪ رُسُلَنَا۠ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَۙ﴿٧٠﴾

اِذِ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُۜ يُسْحَبُونَۙ ﴿٧١﴾

فِي الْحَم۪يمِ ثُمَّ فِي النَّارِ يُسْجَرُونَۚ ﴿٧٢﴾

ثُمَّ ق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تُشْرِكُونَۙ﴿٧٣﴾

  مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا بَلْ لَمْ نَكُنْ نَدْعُوا مِنْ قَبْلُ شَيْـٔاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ الْكَافِر۪ينَ﴿٧٤﴾

  ذٰلِكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَفْرَحُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَمْرَحُونَۚ﴿٧٥﴾

  اُدْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ﴿٧٦﴾

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ﴿٧٧﴾

  وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ۟﴿٧٨﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Kitâba ve Rasûllerimizi gönderdiğimiz şeylere yalan diyenler, artık ilerde bilecekler.

 

O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir.

 

Ey dinleyen, ey yaratılmış kul! Yaratanı inkâr etme hakkını salahiyetini nereden aldın? Yaratanın Peygamberine, Kitâb’ına karşı koymayın bu yetkiyi nereden aldın? Aklını başına al! Bu inkârcıların boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu hâlde sürükleneceklerdir. Ey inkârcı kişi! Kim olursan ol sürükleneceksin. İnkârından vazgeç Kur’an-ı Kerim seni kurtarmaya geldi îmâna gel İslam’a gerçeği bul. Bu senin kafana, benim kafama göre değil, Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine Hazreti Muhammed’e inzâl edilen gerçekleri Hz. Muhammed’den öğrenmiş bir Ehl-i Sünnet yolu var. Bu yolu öğren iyiden iyiye İslam’ın tamamını tasdikten geçir ve ikrâr eyle ve gereğini yap.

 

Kaynar suda sonra da ateşte kaynatılacaklardır. İnkârın cezâsı çok şiddetli hiçbir âyet inkâr edilmez.

 

Sonra da onlara: “Nerede o ortak koştuklarınız?” denilecek.

O Allah’tan başkalarını (nerede denilecek). Onlar da diyecekler ki: “Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz.” Şimdi adam gidiyor birilerine itaat ediyor, Allah’a itaat etmiyor, o birilerine taptığını bile bilmiyor, tapılanda bilmiyor. Ama yarın mahşerde Allah’a ibadet etmeyenlerin başkalarına taptığı ortaya çıkar o zaman tapanda tapılanda birbirinden haberi yok.

 

Dakika 10:15

 

Kıymetli dostlarım,

 

“Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz.” İşte Allah o kâfirleri böyle şaşırtır.

 

Adam tutuyor bir puta tapıyor diri veya ölü birine gidiyor ona işte sana bağlı ona bağlılığını ilan ediyor. Peki, seni yaratanın emirleri nerede? Onu yok sayıyorsun öyle mi? İyi yoksa sayıyorsan o taptığın da, sende Azrâil’e karşı koyun ölmeyin emi, mezara girmeyeyim olmaz mı? Mezardan çıkmayın, mahşere gelmeyin gücünüz varsa. Bunlara gücün yok yoktan yaratıldığın gibi dirilteceksin, diriltileceksin, mezarından fırlayacaksın, mahşere gelip Allah’a hesap vereceksin. Aklını başına al! Allah Rahman’dır, Rahim’dir ama azâbı da şiddetlidir.

 

Bunun sebebi şudur: Çünkü  siz yeryüzünde haksız yere seviniyor ve güveniyordunuz.

 

Bakın, îmân ve İslam’ın dışındaki sevinmeler sevinme değildir, güvenmeler de güvenme değildir. Güvenme Allah’adır, korkma da Allah’adır. Sevinme de Allah’ın lütuflarıyla olur ve bunun karşılığı îmân ve Allah’a şükür, Allah’a kulluğun verdiği mutluluktur.

 

İçlerinde ebedî olarak kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Bak ne kötü o kibirlenenlerin yeri?

 

İslam’a tepeden bakıyor Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine tepeden bakıyor beyefendiler. Tamam, tepeden bakanların beli bıkkını kırılıp cehenneme atılacaklardır. Sen kime tepeden bakıyorsun? Allah’a, Allah’ın âyetleri Kur’an’ın âyetlerine, Muhammed’in ortaya koyduğuna İslam şeriatına sen tepeden bakacaksın öyle mi? Tamam, sonuçta görüşeceğiz görüşürüz. Allah’ın huzuruna sende geleceksin, bende görüşürüz. Yalnız gel oraya kalmadan aklını başına al da, Hz. Muhammed’e tâbî ol Hz Muhammed’e tâbî olmadan Allah’a gidemezsin. Neden gidemezsin? Yüce Allah öyle demiş (قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ) “Muhammed’i tanımadan Muhammed’e indirilen İslam nizâmını, İslam şeriatını tanımadan hangi yüzle Allah’a gideceksin.” Olmaz öyle şey Kelime-i Tevhîdin içinde icmâli îmân İslam’ın tümü var. Kelime-i Tevhîdi doğru okuyalım, içine doğru dolduralım. Başka şey koymayalım içine. Kelime-i Tevhid, Allah ve O’nun İslam adına Hazreti Muhammed’e indirdiği inzâl eylediği ne varsa Kelime-i Tevhîdin içinde. Muhammed’i yok sayacaksın Kur’an’ı Kerim’in kânûn ve hükümlerini şeriatı İslam şeriatını yok sayacaksın ve ondan sonra Allah’a gideceksin öyle mi? Yüce Allah’a Muhammed’e tâbî ol, ona indirdiğim ilkeleri kabul et de gel diyecek sana. He sen kabul etmedin o zaman hesabın kesilir kendin bilirsin. İslam da dayatmacılık yok, İslam dayatmaz İslam bir gerçektir gerçeği ortaya koyar.

 

Dakika 15:05

 

Gelin İslam’a tepeden bakmayı İslam’a teslim olun, teslim olun teslim. İslam Allah’a teslimiyetin adı, barışın kardeşliğin adı, ilmin irfânın adı İslam’ı doğru tanıyalım, doğru keşfedelim birinci vazifemiz bu.

 

“Ey Muhammed!” diyor Cenab-ı Hak, Salât-Selâm o şanlı Peygambere olsun şefaati bizler üzerine olsun, ona gerçek anlamda tâbî olan kullarından eylesin. Diyor ki: Habîbim! Sen sabret, onun şahsında Ümmet-i Muhammed’e diyor. Allah yolunda dosdoğru giden Ümmet-i Muhammed’e diyor. Sabret, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir. Ey Müslüman! Sen Allah yolunda çalışmana bak zaferi görsen de, görmesen de Allah’ın vaadi yerini bulacak gerçekleşecektir. Onun için çalışmana bak, mücâhit olmana bak.

 

Andolsun ki biz senin önünden nice peygamberler göndermişizdir. Onlardan kimini sana anlatmışız, kimini de anlatmamışızdır. Yani adı geçmeyen nice peygamberler var Kur’an-ı Kerim’de adı geçen geçenler var. Hiçbir peygamber, Allah’ın izni olmaksızın bir mûcize getiremez, mûcize gösteremez. Her şey Allah’ın izniyledir, emriyledir. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. Bâtıl bir dâvâ peşinde koşanlar, işte bu noktada hüsrana uğrarlar. Bâtıl yok olmaya mahkûmdur.

 

اَللّٰهُ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَنْعَامَ لِتَرْكَبُوا مِنْهَا وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۘ﴿٧٩﴾

  وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ وَلِتَبْلُغُوا عَلَيْهَا حَاجَةً ف۪ي صُدُورِكُمْ وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَۜ ﴿٨٠﴾

وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ۗ فَاَيَّ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُنْكِرُونَ ﴿٨١﴾

اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ﴿٨٢﴾

  فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿٨٣﴾

فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِه۪ مُشْرِك۪ينَ﴿٨٤﴾

  فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ا۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَاۜ سُنَّتَ اللّٰهِ الَّت۪ي قَدْ خَلَتْ ف۪ي عِبَادِه۪ۚ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ﴿٨٥﴾

 

Yüce Rabbimiz bu yüce âyetlerinde bakın ne diyor;

 

Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan Allah’tır.

 

Sizin için onlardan daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizde ki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız. Havada, karada, denizde…

 

Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah’ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz?

 

Dakika 20:00

 

Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonunu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler kendilerini kurtaramadı.

 

Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde buluna ilme güvendiler de bu alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.

 

O zaman hışmımızı gördüklerinde: “Allah’ın birliğine inandık ve O’na şirk konuştuğumuz şeyleri inkâr ettik” dediler.

 

Ama hışmımızı gördükleri zaman ki îmânları kendilerine fayda verecek değildi, iş işten geçti. Allah’ın, kulları hakkındaki gece gelen kânûnu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler.

 

İşte kıymetli efendiler, şöyle bir düşünmemiz gerekiyor; sanatlarına, felsefelerine güvenerek peygamberlerin mûcizelerini haber verdikleri açık âyetleri tanımamak istediler ki bunlar her zaman vardır. Sanatlarına, tekniklerine, teknolojilerine, felsefelerine güvenerek peygamberlerin mûcizelerini haber verdikleri açık âyetleri inkâr ettiler tanımamak istediler. Ki, bunlar o çağlarda da vardı, bu çağda da var, gelecek çağlarda da olacaktır. Ama herkes hak ettiğini bulacaktır îmân ve Amel-i Sâlih’in dışında her şey helâk olmuştur belâsını bulmuştur.

 

Cenabı Hak rahmetine mazhâr olan kullarından eylesin.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Çok kıymetli muhterem izleyenler,

 

Dersimiz Fussilet Sûresine gelmiştir. Hayat veren nurum dersleri, ölümsüz hayata hazırlayan şanlı Kur’an, nurlu İslam, şanlı Peygamber Hazreti Muhammed ve onun ortaya koyduğu Allah’tan Celle Celâlühü vahyedilen İslam nizâmı ki işte insanlara ölümsüz hayata hazırlayan İslam’ın kendisidir. Hayat veren nurunda kendisi İslam’dır ki Allah’ın tecellîsi, rahmet tecellîsidir. İşte keşif notlarımız, irşâd notlarımız hâlinde derslerimiz devam ediyor. Fussilet Sûresi Mekke’yi Mükerrem’e döneminde inzâl edilen sûrelerdendir Mekkî’dir, âyet sayısı 54’tür, sıra numarası 41’dir. Fussilet Sûresi, Secde Sûresi, Hâ, Mîm Secde Sûresi Mesâbih Sûresi, Ahkâf Sûresi dahi denilen bu sûrede Mekki bir sûredir.

 

Dakika 25:00

 

İnkârcılara karşı yapılan tehdidin bir çeşit ayrıntısıdır Beyhâkî Şüabü’l îmânda Halil Bin Mürre’den tahricine göre Sevgili Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem, “Tebâreke ile Hâ, Mîm” yani Secde Sûresi’ni Hâ, Mîm Secde Sûresini okumadan uyumazdı diye bir rivâyeti bulunmaktadır. “Tebâreke yani Mülk Sûresi’yle” bu sûreyi yani “Fussilet Sûresini” okumadan uyumazdı diye rivâyet bulunmaktadır. Tabii ki Müslümanların Kur’an-ı Kerim’i okumak demek lafzını, mânâsını birlikte okumak demektir. Ben mânâsını bilmiyorum diyenler bilenleri dinlesinler ve gerçek anlamda mûteber kitaplar okumaya sağlam sahîh kitapları okumaya da gayret etsinler. Bilhassa doğru anlatılan nerede bir anlatım varsa dünyanın her yerinde bunları dünya Müslümanları iyi anlamalı, iyi dinlemeli, iyi okumalıdır. Ve sürekli ilerlemeli gelişmelidir, yerinde saymamalıdır.

 

Hayat veren nurun dersleri, keşif notları ve irşâd notları adlı dersimiz bunun için devam etmektedir. İnsanlığa, bütün insanlığın tümüne faydalı olmaktan başka hiçbir amacımız yoktur Allah’ın rızâsı ve onun emridir. O’nun rızâsını kazanmak bizim boynumuzun borcu olduğu gibi, bütün varlığımızla borçluyuz. O’nun rızâsını kazanmak için bütün maddî ve manevî kuvvetlerimizi O’nun yolunda sarf etmemiz gerekiyor. Çünkü biz O’na aitiz kıymetli dinleyenler. O kim? Yüce Allah (C.C). O’nun Sevgili Habîbi de önderimiz rehberimiz ve Kur’an-ı Kerim ebedî, ezelî Allah’ın kânûnları iyi anlamamız boynumuzun borcu ebedî kurtuluşunda tam bir vesilesidir. Hani vesileden bahsederler vesile, işte Kur’an-ı Kerim İslam’ın kendisidir. Allah’ın her emri vesiledir kurtuluş vesilesi, yükseliş vesilesi, Allah’ın yasakladığı her şey alçaklık vesilesidir alçaltır. Dereke, dereke, dereke, dereke aşağıya götürür yazık olur.

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

حٰمٓۜ﴿١﴾

  تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ﴿٢﴾

كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ﴿٣﴾

  بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ﴿٤﴾

  وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ﴿٥﴾

  قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ﴿٦﴾

  اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ﴿٧﴾

 اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ﴿٨﴾

 

Dakika 30:15

 

(حٰمٓۜ) Hâ, Mîm.

 

Bu Kur’an-ı Azîmüşşân Rahmân ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Yüce Rabbimiz Rahmân ve Rahîm’dir. İşte Kur’an-ı Kerim’in de Allah tarafından indirilmiş olması, Rahmeti- Rahmân’ın, Rahmeti-Rahimin tecellîsidir.

 

Bu, Arapça bir Kur’an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır.

 

O, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat insanların çoğu yüz çevirmişlerdir. Artık onlar gerçeği işitmezler.

 

Onlar: “Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Senin bizi dâvet ettiğin şeye karşı kalpleriniz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Seninle bizim aramızda anlaşmamıza engel birde perde vardır. Sen istediğini yap, çünkü biz yapıyoruz dediler.

 

Yüce Allah Celle Celâlühü, Ey Muhammed! De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahiy ediliyor. Artık hep O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Vay O’na ortak koşanların hâline!

 

Onlar, zekâtı vermezler, âhireti de inkâr ederler.

 

Şüphesiz ki, îmân edip, sâlih amel işleyenler içinde bitmez tükenmez bir mükâfat vardır.

 

Hazreti Ömer’den rivâyet olunmuştur ki, Kureyş, Rasûlullah’a doğru bakmışlardı. Rasûlallah (S.A.V) onlara: “Sizi İslam’a gelip de Araplara efendilik etmekten alıkoyan nedir?” buyurdu. Dediler ki: “Ya Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! Biz senin söylediğini anlamıyoruz, işitmiyoruz kalplerimizde kılıf var.” Ebû Cehil’de tuttu kendisiyle Rasûlullah’ın arasına bir perde çekip ya Muhammed dedi kalplerimiz senin bizi çağırdığın şeyden örtüler içinde kulaklarımızda da bir ağırlık var ve seninle bizim aramızdan bir perde çekilmiştir dedi. Bunlar yetmiş kişi Rasûlullah’a hemen ertesi gün Rasûlullah’a gelip: “Ya Muhammed! Bize İslam’ı anlat” dediler arz edip anlatınca, İslam’a girdiler. Rasûlullah gülümseyip “Elhamdülillah” ne dedi: “Dün benim dâvetime karşı kalplerimizde kılıf kabuk olduğunu kulaklarınızda ağırlık bulunduğunu söylüyordunuz, bugün Müslüman oldunuz” buyurdu “Elhamdülillah” dedi.  Ya Rasûlullah! “Biz dün yalan söylemişiz, öyle olsa idi aslâ hidâyet bulamazdık” dediler. Bu haberi nakleden Suyûtî ’dir.

 

Dakika 35:07

 

قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ﴿٩﴾

  وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ﴿١٠﴾

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ﴿١١﴾

  فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ﴿١٢﴾

فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ﴿١٣﴾

  اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ﴿١٤﴾

فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ﴿١٥﴾

فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ﴿١٦﴾

  وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ﴿١٧﴾

وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ﴿١٨﴾

 

Yüce Rabbimiz bu yüce âyetlerin yüce anlamında da bakın ne buyuruyor.

 

De ki: “Siz yeri iki günde yaratanı gerçekten inkâr edip duracak mısınız? Bir de ona eşler konuşuyorsunuz ha? O bütün âlemlerin Rabbidir.”

 

O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.

 

Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin” dedi. Her ikisi de: “İsteyerek geldik” dediler.

 

Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu, her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

 

Eğer onlar yine yüz çevirirlerse de ki: “Ben sizi Âd ve Semûd ’un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyardım.”

 

Onlara Allah’tan başkasına kulluk etmeyin diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman: “Eğer Rabbimiz dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Biz sizin tebliğ için gönderdiğiniz şeylere inanmayız” dediler, peygamberlere karşı durdular.

 

Dakika 40:00

 

Âd kavmine, Âd kavmi biliyorsunuz Hûd Aleyhisselâmın kavmidir. Bu Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: “Bizden daha kuvvetli kim vardır?” dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.

 

Bu yüzden bir de onlara dünya hayatında rezillik azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Âhiret azâbı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardımda edilmeyecektir.

 

Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları kötülük yüzünden alçaltıcı azâbın yıldırımı onları çarpıverdi.

 

Biz îmân edenleri ve kötülükten sakınanlar ise hep kurtardık, hep kurtaracağız. Geçmişte böyleydi bugün de böyle. Îmân edenleri, Amel-i Sâlih işleyenleri, kötülükten sakınanları Allah hep kurtardı. Her sapık milletler helâk olup yok olurken, inananlar kurtuldu Allah kurtardı.

 

“Yevm” (gün) mutlak zaman, mânâsına, yine gökten ayrıldığı gün meselâ Cenab-ı Hak ne diyor;  “Gökler yer bitişik hâldeyken, bizim onları birbirinden yarıp ayrıldığımızı… Görmediler mi?” Görüyorsunuz ki bu kürre-i arz yeryüzü gökten ayrıldığı gün diyor Cenab-ı Hak. (وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الأَرْضَ) “O yeri uzatıp döşeyendir.” Yani yerkürenin kabuğunun kaymak hâlinde döşemeye başladığı gündür. Hem onda üstünden baskılar yaptı; dağlar ne yapıldı, çiviler gibi kazıklar gibi dağlar yerleştirildi, sular, madenler bitkiler ve hayvanlar gibi feyiz ve bereket kaynaklarını yetiştirdi ve onda azıklarını da takdir buyurdu. (Erbaatü Eyyam) dört gün içinde, “iki de” içinde dâhil olmak üzere “dört ki bu da neyi gösteriyor; Madenlerin, dağların yaratılması nöbeti, biride bitkilerin ve hayvanların yaratılması nöbeti ki iki önceki ile dört olur. Yani yeryüzü dört günde yaratıldı. Dört mevsimi göstermiş olmaktadır yeryüzünün bereketleri ve rızıkları her sene bu dört mevsim içinde yetişir, sayısı ve miktarı ile biçimini bunlar içinde alır. Rızkı bu dört mevsimde içinde yetişir bütün mahlûkatın rızıkları.

 

Dakika 45:05

 

Rızıklar eşit olmazsa günler eşittir. Dört gün önceki “iki ’ye” ekleyerek toplamı “altı” olmak üzere hepsini tefsir etmeyi uygun görmüyorlar, çünkü bu şekilde gökyüzünün zikrolunacak iki yönüyle günlerin toplamı sekize ulaşır. Oysa birçok âyetler de ne diyor Cenab-ı Hak; “O gökleri ve yeri altı günde yarattı” diyor. (خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ)  ‘’A’râf Sûresi 54’’ ve başka yerlerde de geçmektedir ve geçmiş derslerinde olduğu gibi gelecek derslerimizde de bunlar görülmektedir.

 

(إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ) “Şüphesiz ki Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra (emri) arş üzerinde hükümran olan Allah’tır.

 

Sonra “semâya (göğe) doğru doğruldu, ilâhî inâyetini, ilgisini dosdoğru göğe yöneltti. İnâyetini, irâdesini göğe doğru yöneltti. Huyunuza gerek uygun olsun gerek olmasın yahut ikiniz de vücuda gelin yoktan var olun diye Cenab-ı Hak ne yaptı (اِئْتِيَا طَوْعًا) ikiniz de ister istemez gelin dedi göklere ve yere.

(قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ) Dediler ki: “İkimizde isteyerek geldik.” ‘’Sümme’yi’’ Râzî ve Kâdı Beydâvî “zamanî” değil “rutbi terâhî” (sonralık) ile anlamışlardır. (اِئْتِيَا) demek vücuda gelin var olun mânâsına gelen tekvinden ibârettir. Dühan (buhar) da ilk maddenin yaratıldığı hâldir. İlk önce, ilk madde yaratılmış ve onda henüz bir ışık olmadığı karanlık bir halde bulunduğu veyahut madde itibarıyla karanlık bulunduğu içi “duhan” denilmiştir. Bu tefsirin maddenin “kıdemini” (ezelî oluşunu) ifade etmek gibi bir kusur ve lekesi vardır. Buna karşılık çoğu tefsir bilginleri ‘’Sümme’nin’’ “terahisi” (sonralığının) zamanî olduğu kanaatine varmışlar ve yeryüzünün yaratılışı gökyüzünden önce olur. Ancak (وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا) “Bundan sonra da yeri yayıp döşedi.” Naziat Sûresi 30’uncu âyetinin ifadesince döşenmesinin sonra olduğunu söylemişlerdir. Âcizane bende bu Cumhur’un üslubu üzere anlamayı tercih ediyorum. Evet, Elmalı merhum ve birçok müfessirlerimiz bu görüştedirler ve İnşâ’Allah doğrusu da budur. Şu kadar ki gökten murad, (وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء) “Biz gökten de su indirdik.” (Lokman Sûresi 10’uncu âyet). Yeryüzü yukarısı hava tarafı demek olduğu kanaatine varıyorum. Bu şekilde (ثُمَّ اسْتَوَى) “Sonra göğe doğru doğruldu.”

 

Dakika 50:05

 

(خَلَقَ الْأَرْضَ) Ya atfedilmiş olarak şöyle demek olur. İlk yeryüzünü yarattıktan sonra doğrudan doğruya yukarısını yaratmayı irâde buyurdu bir duman olarak. Demek ki yeryüzü ilk yaratılışında ilkin gökten ayrıldığı sırada ateş hâlindeydi, sonra bu ateşten onun yukarısına doğru semâsı olarak duman hâlinde gazlar püskürüyordu.

 

(فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ) “Bu hâlde bu duman halinde göğe ve yeryüzüne (اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا) ikiniz de ister istemez gelin” birbirinize uyarak bir mizah üzere hareket edin dedi. Şuurî mânâda anlamak istemişlerse de mutlak emre uymak ve boyun eğme mânâsına olması daha ağır basmaktadır. Her biri tabiattakinin aksine bir fiil ve  harekete dahi sevk edilseler, onlar onun kabulünü bir tabiat bir huy edinmişlerdir. İlâhî emre karşı hiçbir muhalefetleri meydana gelmez. Onun için “atalet” kânûnu denilen bu boyun eğme ve kabiliyet ile bütün gök cisimlerinin ve yeryüzü cisimlerinin olayları tabii imiş gibi açıklanabilir. Denilmiş ki gökler ve yeryüzü yaratılmadan arş su üzerindeydi, sudaki sıcaklıkta kaymak ve bir duman çıktı, kaymak suyun yüzünde kaldı, ondan kuraklığı yarattı ve ondan yeryüzünü meydana getirdi. Dumanda yukarı yükseldi ondan da gökyüzünü yarattı. Fahrur Râzî der ki; Bu hikâye Kur’an’da yoktur. Yahûdî’lerin Tevrât dediği kitâbın başında vardır. Bir delil delâlet ederse kabul olunabilir. “Kuraktan bir yeryüzü yaptı.” Zemahşeri garip bir fıkra daha nakleder de, “kuraktan bir yeryüzü yaptı, sonra da onu ayırdı, iki yeryüzü yaptı” der. Ayrılan bu iki yeryüzü nedir? Ya yeryüzünden ayın ayrılması olacak yahut da Amerika’nın ayrılması olacaktır.

 

Çünkü Ay, Zühre (Venüs) ve Utarid yani (Merkür) gibi bazı gök cisimlerinin yaratılması yeryüzünün yaratılmasından sonradır. (Fa’nın) takip mânâsı da saklı kalmış olur. “Onları yedi gök hâlinde düzenledi.” (فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ) buyurdu. Bu iki gün, göklerden hali Mukaddere olmak üzere birisinin dünya birisinin âhiret olması da muhtemeldir. Her semânın meleklerine orada cereyan edecek işlerin emrini de telkin buyurdu. Yüce Rabbimiz: “En yakın göğü bir ziynetle, yıldızlarla süsledik” diyor. (بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ) buyuruyor. ‘’Saffat Sûresi 6’ncı âyet’’

 

Dakika 55:07

 

 

(وَحِفْظًا) Hem de korunmuş kıldık, şeytanlar yanaşamazlar. Gökyüzü korunmaktadır ziynetlerle. (ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ) “işte o azîz ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir. Yani yıldırım gibi bir çarpıştı helâk edecek şiddetli bir azâb “Âd ve Semûd ‘un uğradığı yıldırım gibi.” Beyhâkî İbni

 

Asâkir Câbir Bin Abdullah’tan rivâyet ederler. O demiştir ki: Ebû Cehil ile Kureyş’in ileri gelenlerinden bir topluluk şöyle dediler: “Muhammed’in işi bizi şüpheye düşürdü, sihir, kehânet, fal bakıcılık ve şiiri bilen bir adam arasanız, onunla konuşsa da bize onun durumunu bir anlatsa” dediler. Bunun üzerinden Utbe Bin Rebia: “Ben Vallâhi şiiri, fal bakmayı, sihri dinlemişim, ona dair bir ilim edinmişimdir. Eğer öyleyse Muhammed bana gizli kalmaz   dedi ve vardı: “Ya Muhammed, sen mi daha hayırlısın, Hâşim mi; sen mi hayırlısın, Abdülmuttalib mi?” dedi. Rasûlullah cevap vermedi. “Ya sen bizim ilâhlarımızı kötülüyor, atalarımızı sapık olarak gösteriyorsun, eğer başkanlık senin olsun istiyorsan bayraklarımızı sana dikelim ve eğer mal istiyorsan sana mallarınızdan senin ve arkandakilerin ihtiyaçlarını giderecek mal toplayalım ve eğer kadın ihtiyacın varsa Kureyş kızlarından beğeneceğim on tanesini seninle evlendirelim” dedi. Rasûlullah söylemiyor susuyordu. Çünkü vahyi ilâhî’yi bekliyordu. Utbe sözünü bitirdiği zaman, Rasûlullah “Bismillahirrahmanirrahim” buyurdu ve:

 

حٰمٓۜ ﴿١﴾

تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ﴿٢﴾

(صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ) “Bunun üzerine yine başlarını çevirirlerse (فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ) bunun üzerine yine başlarını çevirirlerse o zaman de ki: Size Âd ve Semûd yıldırımı gibi bir yıldırım haber veriyorum.” âyetine gelince, Utbe hemen Rasûlullah’ın mübârek ağzını tuttu “Rahime” yemin vererek vazgeçmesini rica etti. Kureyş’e çıkmadı, yani milletin içine çıkmadı kendi adamlarının. Birkaç gün görünmeyince Ebû Cehil “Ey Kureyş topluluğu!” dedi “Utbe neden görünmüyor? Zannederim Muhammed’e saptı, galiba onun yemeği hoşuna gitti, bu mutlak ihtiyacından olmalı, kalkın gidelim bakalım” dedi o koca gâvur Ebû Cehil. Vardılar, Ebû Cehil “Ey Utbe” dedi. “Sen Muhammed’e saptın o galiba hoşuna gitti, bir ihtiyacın varsa seni Muhammed’e muhtaç etmeyecek mal toplayabiliriz”.

 

Dakika 1:00:00

 

Bunun üzerine Utbe kızdı ve bundan sonra Muhammed’e ebedîyyen bir şey söylemeyeceğine yemin ederek orada yeminini ilân etti. “Bilirsiniz ben Kureyş’in malca en zenginiyim, fakat ben ona vardım…” diye hikâyeyi anlattı. “Bana” dedi, “bir şey ile cevap verdi ki: Vallâhi o sihir değil, şiir değil, fal bakıcılık da değildir” “O, okudu: “Bismillahirrahmanirrahim (حٰمٓۜ ), (تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ), (كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ), (فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ), ((صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ))” Bu âyete gelince, ben ağzını tuttum ve “Rahîm’e” yemin verdim, bunun üzerine kesti. Vallâhi bilirsiniz ki, Muhammed bir şey söylediği zaman yalan çıkmaz, Muhammed ömründe hiç yalanı görülmemiş hiç yalan söylememiş. Onun için başınıza bir azâb inmesinden korktum” dedi. İşte Utbenin itirafları bunlar bir put peresin itirafları. Bu haberin kaynağından Buhârî Müslim ve diğer bütün muhaddislerimiz bulunmaktadır.

 

İşte kıymetli dostlar, “sarsar” rüzgârı sağunun şiddetinden yakıp kavuran ve gürültüsü çok olan fırtınaya (صَرْصَر) “sarsar” (رِيحٍ صَرْصَرٍ) “sarsar” rüzgârı denmiştir. Kavuran ve gürültüsü çok olan bir fırtına uğursuz günlerde “uğurluluk ve uğursuzluk” da nitelenmeleri zatî değil izafîdir. Elem gören bir adam için uğursuz, nimet gören bir adam için uğurlu olur. Denilir ki bugünler Şubat’ın sonundan “Berdü’l-acûz” (kocakarı soğuğu) denilen günler idi. Şevval’in sonunda çarşambadan çarşambaya olduğu da rivâyet edilmiştir. Allah’ın belâları çeşitlidir kimisini (رِيحٍ صَرْصَرٍ) şiddetli rüzgârla helâk etti, kimisinin de tepesine yıldırımlar yağdırdı, kimisini de şiddetli depremler, zelzelelerle yok etti. Allah’ım belâsı çeşitlidir.

 

Dakika 1:03:54

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 42 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}