Tefsir 443-01

443- Tefsir Ders 443 hayat veren nurun keşif notları

443- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 443

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Fussilet Sûresi 19’uncu Âyet-i Kerime’den 54’üncü Âyet-i Kerime’ler)

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ﴿١٩﴾

  حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴿٢٠﴾

  وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴿٢١﴾

  وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ﴿٢٢﴾

  وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ﴿٢٣﴾

  فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ﴿٢٤﴾

  وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ﴿٢٥﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Yüce Rabbimizin yüce Kitâb’ı şanlı Kur’an’ın Fussilet Sûresi’nin 19’uncu âyet-i kerimesiyle dersimiz devam ediyor. Hayat veren nurun dersleri ölümsüz hayata Allah’ın rahmetine, lütfuna, keremine bütün saadettin tamamına, tükenmez nimetlere, eksilmez göz aydınlığına insanlığı hazırlayan Yüce İslam’ın kendisidir. Bunun için keşif notlarımız, irşâd notlarımız devam etmektedir. Yüce anlamlarına şöyle bir bakalım; yüce nazmını, yüce metnini okuduğum bu âyetlerin birde mânâsına bakalım.

 

O gün Allah’ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.

 

Nihâyet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler.

 

Onlar derilerine: “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. Derileri de: “Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O’dur ve siz yine O’na döndürülüyorsunuz” derler.

 

Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötülükten sakınmıyordunuz. Fakat yaptıklarınızdan birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini zannediyordunuz.

 

İşte Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi helâk etti de zarara uğrayanlardan oldunuz.

 

Şimdi eğer dayanabilirlerse onların yeri ateştir. Yok, eğer hoşnutluğa dönmek isterlerse bile artık onlar hoşnut edileceklerden değildirler.

 

Dakika 5:20

 

Niçin? İş işten geçti de onun için. Fırsat şimdi Azrâil Aleyhisselâm göründükten sonra gözünden perde kalkıp da öleceğin anlaşıldıktan sonra, başına ağır bir belâ gelip seni ölüme sürüklediği anda Sekerât-ı Mevt hâlinde artık ölüm kapıya dayandı zoraki îmân etmeye kalktın bunlar makbul îmânlar değil. Îmân, aklın başındayken seve seve Yüce İslam’ın tüm değerlerini, kalbim tasdikten geçireceksin, dil ikrâr edecek Amel-i Sâlih içinde çırpınacaksın gücün nispetinde ilâhî emirleri bir fiil amel olarak işleyeceksin.

 

Biz onlara bir takım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip, geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki, azâb sözü onlar içinde hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdi.

 

Kıymetli dostlar,

 

Peygamberine dost olmazsan âlimlerle, mü’minlerle, “Sadıklarla, Sâlihlerle, Şehitlerle” dost olmazsan dostun şeytan ve şeytanın kadrosudur. Onlarla beraber gideceğin yere gidersin. Dostunu seç dostun, önderin, rehberin Hz. Muhammed bağrına bastığın yüce kitap Kur’an-ı Kerim inandığın ilkeler Yüce İslâm ve onun ilâhî kânûnları ve dostların gerçek anlamda âlimler veliler mü’minler Sâlihler olmalıdır. Muttakiler olmalıdır, ehl-i takvâ olmalıdır. Eğer kötü dostlar edinirsen başına gelecekleri düşün, Allah’la dost olamazsın Allah ile dost olmazsan tabii ki Allah’ın sevmediği guruplarla dost olursun ki, şer güçlerin tamamı Allah’ın sevmedikleri haram ve günahlar başta şirk küfür nifak bunları Allah sevmiyor ebedî sevmiyor. Cehennem, bunlar için yaratılmış aklını başına al! Allah ile dostluğunu mutlaka gerçekleştir O’nun rızâsını ara. Nerede arayacaksın O’nun rızâsını? İslam’ın her emri O’nun rızâsıdır, her yasakladığı da O’nun gazâbı, azâbıdır. Onun için aklını başına al! Rıza tamamen ilâhî rızâ İslam’ın kendisidir. Niçin? Cenab-ı Hak ben diyor; “Din olarak İslam’ı seçtim ondan râzıyım” ondan başkasını kabul etmiyor ki. Sen Allah’a yok şunu da kabul edeceksin, bunu da kabul edeceksin deme şansımız var mı? Yok. Öyleyse aklını başına al! “İnsanda ilk söyleyen fahz-i yüsra sol oyluktur, sonra organlar söyler.”

 

Dakika 10:15

 

Yarın mahşerde insanoğlunun vücudu şahitlik edecek. Bu haberi El-Hakîm rivâyet etmişlerdir. Yine bakın: “Ben kulumun hakkında beslediğin zanna göre olurum.” Yüce Allah hakkında doğru bilgi sahibi ol ki, doğru zanda bulun yoksa Allah’u Teâlâ’yı yanlış tanırsan yarın karşına Yüce Allah’u Teâlâ yanlış tanıdığından dolayı, o yanlışlar seni gelir kuşatır. Allah’u Teâlâ’yı Celle Celâlühü kemâl sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh tanı öncelikle. Eşi benzeri olmayan Vâcibü’l Vücûd lizâtihi, bizâtihi mevcut yokluğu hiç düşünülmeyen tek hak varlık ve bir olan zâtında sıfatlarında bir olan Yüce Allah’ı doğru tanı. Eğer yanlış tanırsan işte müşrikler hep yanlış tanıdıkları için müşrik oldular. Birileri de inkâr ettikleri için kâfir oldular. Nitekim hepsi de zulüm işlediler hepsi zâlim oldular. Münâfıklar da Müslüman göründüler şüpheden kendilerini kurtaramadılar, münâfık oldular. Görünürde Müslüman gizli kâfir yaşamaktadır münâfıklar. “Öldükten sonra geri çevrilecek yoktur.” Buna da herkes dikkat etsin! “Kim o çok esirgeyici (Allah’ın) zikrinde göz yumarsa ki bu zikir Kur’an-ı Kerim’dir biz ona şeytanı Mûsâllat ederiz. Artık bu onun (ayrılmaz) bir arkadaşıdır.” (وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ) Bak Kur’an-ı Kerim’den uzaklaştığın an şeytan sana  Mûsâllat oluyor. Kur’an-ı Kerim’den uzak kalmanın birinci cezâsı sana şeytanın gelmesidir senden ayrılmıyor artık. Bu Kuran’da ayrılma belâsıdır. Kur’an-ı Kerim’e nasıl göz yumarsın sen, nasıl kulak tıkarsın, nasıl duymamazlıktan, nasıl görmemezlikten gelebilirsin? Allah’ın Kitâb’ı bize geldi okuyun anlayın diye. Gözünüzü yumun, kulağınızı tıkayın, sırtınızı dönün diye gelmedi. O zaman Kur’an-ı Kerim’e göz yuman, kulak tıkayan, sırtını dönen şeytan gelip onu kucaklıyor. Ooo diyor o şeytan sen ne iyi bir dostsun diyor ve senden artık ayrılmıyor. Belânı buldun haberin yok. Bundan vazgeç Kur’an-ı Kerim’e sarıl. Hayat veren nurun derslerini dünyanın her yerinde dinle. Kur’an-ı Kerim hayat veren nurun bizzat kendisidir. Onu kaynağından dosdoğru öğrendiğin zaman, gerçek hayatı bulursun. Refâh, felâh, necah senin olur başkasının değil senin olsun.

 

“İşte bu doğru… Ben şu gerçeği söyleyeyim: Andolsun cehennemi senden ve onların sana tabii olanlarınızdan, topunuzdan tıka basa dolduracağım.”

 

Dakika 15:00

 

İşte Cenab-ı şeytana uyanlarla cehennemi tıka basa dolduracağını söylüyor. ‘’ Sâd Sûresi 84, 85’inci âyet-i kerimeler de. (الْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ), (لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ) buyuruyor yüceler yücesi Rabbimiz.

 

Onun için kıymetli dostlar, bu dünyaya geliş bir imtihandır her nefesimizi değerlendirelim. Bir insan, iki nefes arasında Rabbisini on beş kere asgari zikredebilir gaflet etmeye gerek yok. Hayırlı işler ile meşgul ol hiçbir nefesini isrâf etme. Dünya çalışma yeridir israf edilecek bir saniyemiz dahi yoktur. Bu hayırlı çalışmaların içinde olmalıyız dünyada en büyük ibadet cihâddır. Cihâdında kebiri en büyüğü İslam’ı, ilmi, irfânı Kur’an’ını dünyaya duyurmaktır. Bunu Furkan Sûresi’ni ve emsali âyetlere bakarsanız görürsünüz önceki derslerimiz de bunlar geçti. Derslerimizi takip edenler gerçekten nurun içine girmiş ebedî karanlıktan kurtulmuş olurlar tabii bu Allah’ın lütfu keremi hidâyeti iledir. Cenab-ı Hak bizi de eğer bu işte vesile kılmışsa O’na biz ebedî hamd ederiz ebedî minnettarız. Çünkü bütün nimetler lütuflar O’ndandır neyimiz varsa O’na aittir.

 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ﴿٢٦﴾

  فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَد۪يداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ﴿٢٧﴾

  ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ﴿٢٨﴾

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ﴿٢٩﴾

  اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ﴿٣٠﴾

  نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَـه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ ﴿٣١﴾

نُزُلاً مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟ ﴿٣٢﴾

 

İnkâr edenler: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz” dediler. Görüyorsunuz şeytanın kadrosu ne yapıyor; bir yandan Kur’an-ı Kerim’in âyetlerini inkâr ediyor, öbür yandan da ne diyor;  “Bu Kur’an’ı dinlemeyin” diyor. Eğer nefsin, iblîsin, şeytanın ve çevrendeki dostların seni Kur’an’dan uzaklaştırıyorsa sen şeytanların ortasına girmişsin şeytanlar seni kuşatmış, Allah’a sığın oradan çık ve Kur’an-ı Kerim’e koş da gel. O zaman Allah’ın rahmetinin içine girer Allah’ın dostlarının yardımını bizâtihi Allah’ın yardımını görürsün, lütfunu keremini görürsün, birde Allah’ın dostlarından bir kadro olur çevren dostların olur.

 

Dakika 20:18

 

Ne diyorlar: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki üstün gelirsiniz” dediler. Allah muhafaza buyursun.

 

Biz mutlaka inkâr edenlere şiddetli bir azâb tattıracağız. Ve onları yaptıkları amellerin en kötüsünün cezâsını vereceğiz.”

 

İşte Allah’ın düşmanlarının cezâsı ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin cezâsı olarak, onlar için orada ebedî olarak kalacakları cehennem yurdu vardır.

 

İnkâr edenler: “Ey Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi doğru yoldan saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım. Böylece cehennemin en altında kalanlardan olsunlar” diyeceklerdir. Bu kurtuluş değildir.

 

“Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonrada doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin” derler. İşte görüyorsunuz (اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ) buyuruluyor. Müjde kime? Rabbisine bağlandı, emrine girdi. Rabbim, Allah’tır dedi sonra da Allah’ın itaatine O’nun emirlerine itaate devam etti. Bunlara melekler müjdelerle geldi. Ne dediler melekler: “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad edilen cennetle sevinin” dediler.

 

“Biz dünya hayatında da, âhirette de sizin dostlarınızız. Gördün mü, melekler senin dostların oluyor. Yeter ki sen Allah’ın yolunda iyi bir Müslüman ol. “Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.”

 

Bunlar çok bağışlayıcı çok merhametli olan Allah Celle Celâlühü tarafından bir ağırlamadır, bir ziyafettir. Yüce Allah mü’min kullarını ne yapıyor; Ağırlıyor, onlara cennette ziyafet veriyor, cennetin tümünü ziyafet olarak takdim ediyor. Ölümsüz hayatı lütfediyor ve ağırlıyor ki bu ziyafetin içinde ebediyyû’l-ebed mutluluklar var, tükenmez nimetler eksilmez göz aydınlığı var. İster Allah’u Teâlâ’yı tercih et, istersen Allah’ı inkâr eden İslam’ı, Kur’an’ı, Muhammed’i Aleyhisselâtu Vesselâm’ı inkâr edenleri tercih et kendin bilirsin. Dinleyen insanları bakın kovar, dağıtırlar; dinlemeyin şu Kur’an’ı ve asılsız yaygara, gürültü yapın derler ve ıslık çalar gürültü ederlerdi. Her çağda Kur’an-ı Kerim’in önünden şeytan orduları, tâğût orduları, alçak zihniyet vardır.

 

Dakika 25:05

 

Kur’an düşmanıdır ki Kur’an okumayın, okutmayın, anlamayın, dinlemeyin diye biz zorba zihniyet çağdışı alçak zihniyet vardır. Bu her zaman olmuştur dün vardı bugün de var yarında olur. Ebû Cehil’in kadrosu böyleydi Hazreti Muhammed’i, Kur’an-ı Kerimi dinlemeyin diyorlar her türlü suikastı da yapıyorlardı. O gün Müslümanlara bu kötülüğü yapan zâlim zihniyet aşağılık, cehennemlik zihniyet bugün de var yarında olacaktır. Ama İslam bir kahramanlıktır bin kere, beş bin kere, milyar kere dirilip o ölümsüzlüğün adamıdır. Çünkü îmânlı kişi ebedî mutlu olarak ebedî yaşayacaktır. Allah ona ölümsüzlüğü lütfediyor. “Şehitler” dünyaya gelip tekrar tekrar şehit olmak istiyorlar. Niye? Şehitler Allah yolunda ki îmânıyla, Amel-i Sâlih’iyle sırf Allah’ın rızâsı için İslam’ın Yüce İslam’ın ilkelerine göre Allah yolunda şehit olan kişiye Allah acı duyurmuyor. Yüksek mevki ve makamlar “Firdevs Cennetlerini” görünce artık dünyadaki ölümün şehit olmanın parçalanmanın gözlerinde hiç bir önemi kalmıyor. Tekrar tekrar dünyaya gelip şehit olmak istiyorlar. Niye? Allah şehitlere acı duyurmuyor, yüksek mevki makamlar veriyor da onun için. Her mü’min aslında bir aslan şehit adayıdır. Her Müslüman yeryüzünde bir şehit adayıdır şehit oluyum diye yaşar. Çünkü Müslüman, mü’min şunu bilir ki ecel saati gelmeden ölüm olmaz. O saat gelince de daha bir nefeslik geri bırakılmaz ne “takdim” vardır ne “tehir” vardır ecel saati gelince ölüm olur o saat gelmeyince ölüm olmaz. Madem ölecek herkes ölüyor, îmânınla öl îmânınla… Niyetin hiç olmazsa niyetinde samîmî niyetinden Allah yolunda şehit olma niyetiyle yaşa Mukadder ise şehit olursun yoksa Mukadder değil ise olamazsın. Ama o niyeti taşı o niyet, sana çok şey kazandırır. Nice yatağında ölenler nice özürlüler vardır nice mükâfatları kazanırlar. Niye? O samîmî gerçek niyetlerinden dolayıdır. Bir özürlü vatandaşımızı düşün cephe de olmak ister ama özründen dolayı gidemez. Ama tam samîmîdir o yarın mahşerde o cephedeki savaşmışlar gibi sevap alır. Adam fakirdir ama gerçek samîmîdir ki param olsa nice yetimleri, garibanları, yoksulları evlendiririm yardım ederim yoksullara. Bu samîmî niyeti Allah tarafından görülüyor biliniyor. Samîmî niyet sahipleri neler kazanıyor. “Ne biterse gönülde biter” dediklerinin işte gerçeği gerçek îmân ve gerçek niyet, gerçek samîmîyet, ihlâs olması gerekiyor bu da İslam’ın ölçülerine uyması gerekiyor. Yoksa aklına gelen kendini şehit görüyor.

 

Dakika 30:00

 

Öyle ucuz bir şey yok İslam’da her şey çok değerlidir, ucuz bir şey yoktur. Adam, îmânın düşmanı Kur’an’ın azılı düşmanı o yolda geberiyor ona da şehit diyenler var. Bu onun kendi uydurduğu bir sözüdür gerçekle hiç alâkası yoktur. Şehit olmanın birinci şartı Yüce Allah’ın, Yüce İslam ile ortaya koyduğu gerçek îmândır birincisi. İkincisi, Allah yolunda olması gerekir. Tâğûtların emrinde, iblîslerin, şer güçlerin elinde onların uşaklığını yaparak o yolda gebermişsin. Bunun şehitlikle ne alâkası var. Ama dereyi-tepeyi düz görüp îmânla küfrü eşit görenler var ya, bunların dini donu yok zaten. Bunların gideceği yerde belli… Îmânla küfür eşit olur mu? Gündüzle gece eşit mi? Bilenle bilmeyen eşit mi? İnananla inanmayan eşit olur mu? Ama insanların hak ve hürriyetlerini hukûkunu korurken herkesin hakkını verirsin ama îmânla küfrü eşitlemeye de kalkamazsın. Çünkü Cenab-ı Hak, îmânı bir hak ve gerçek olarak aslî olarak ortaya koymuş küfür ise, olmayan ve olmayacak bir şeyi insan kendi uydurmuş ve sapmış. Bunun için küfür insanoğlunun kazanımıdır gerçekle hiçbir alâkası yok. Îmân aslîdir ezelî ve ebedî Yüce Allah ona bir ne yapmış; îmâna bir asliyet vermiş. Îmân nedir? Allah’ı ve onun ilkelerini tasdik etmek, Allah’ı Allah olarak iyi tanımak, O’nun emirlerini doğru tanımak, doğru tasdik etmek Allah’ı Allah olarak iyi tanımak, O’nun emirlerini doğru tanımak, doğru tasdik etmek îmân budur. Allah ezelî ebedî değil mi? Ezelî ebedî. Emirleri hak değil mi? Hak. O zaman işte îmân da aslî ve haktır. Küfür nedir? Küfür: Muhâl ve mümteni olanı insanoğlu kendi uydurmuş ne kazanmış Hakk’ı inkâr etmiş. Kur’an-ı Kerim hak mı? Hak. Âyetlerinden birini inkâr ediyorsun. Nedir o? Küfürdür.  Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinden birini inkâr ediyorsun İslam’ın kesin emirlerini katî emirlerinden birini inkâr ediyorsun, bu küfürdür. Îmân denilen şey orada olmaz yok olur. Küfrün olduğu yerde îmân olmaz, îmânın olduğu yerde küfür olmaz. Bir adam hem mü’min hem kâfir de olmaz. Ya mü’mindir, ya kâfirdir. Münâfıklar var bunlar, dışından Müslüman görünürler içinde kâfir yaşarlar münâfık budur. Dışı senin gibi olmaya çalış sana özenir seni taklit eder. İç dünyasında İslami değerlerden şüphesi vardır bunlar münâfıktır. Ama kâfir açıkça inanmadığını söyler onun için kâfir münâfık değil söylediği gibi kendini tanıttığı gibidir o inanmıyorum der. Bu kâfir kelimesi inkâr eden Yüce Allah’ın îmân edilmesini kesin kes emrettiği bir değeri kabul etmemesine, inkâr etmesine küfür deniyor. Küfrün sahibine de kâfir deniyor yani inkâr eden anlamında gerçeğin üzerini örtüyor. Güneş balçıkla sıvanır mı? Hayır. Sen inkâr etmekle gerçekler yok olur mu? Hayır, kendi îmânın yok olur, kendin mahvolursun hepsi bu.

 

Dakika 35:00

 

Cenab-ı Hak bu yüce değerleri bildirirken yüce emirlerini “Keşşâf Tefsirinde” denilir ki: Âyet metnindeki ‘’Sümme’’ “sonra” istikametin mertebede ikrârdan terahisi (sonralığı) ve onun üzerine üstünlüğü dolayısıyladır. Çünkü bütün mesela istikamettedir. Zemahşeri Ez Zemahşeri de böyle dile getirilmiş. “Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah’a ve Rasûlüne îmân ettikten sonra şüpheye sapmayıp…” Gerçek ikrâr ve Amel-i Sâlih ile kendini ispat eden insanlardır. Ebû Bekir Sıddık (Radıyallâhu Anh) bu âyeti okuyup “Ne dersiniz?” dedi. “Günah işlemediler” dediler. “Pek zor ihtimâlle tefsir ettiniz, ibadeti yaparlarken putlara dönmediler” dedi. Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh) bir hutbesinde bu âyeti tefsir edip demiştir ki: “Allah’a itaatte istikamet yaptılar, doğru gittiler sapmadılar tilkiler gibi hilekârlığa sapmadılar.” dedi Hz. Ömer de. Hz. Osman’dan da, “Amel’de ihlâs yaptılar.” diye tefsir etti. Hz. Ali (Kerremallâhu Veche) bakın, “Farzları edâ ettiler” dedi. Süfyân-ı Sevri’den de: “Dediklerine uygun amel ettiler.” Rebi’î Bin Enes’ten: “Allah’ın masivasından (Allah’tan başka her şeyden) yüz çevirdiler.” Süfyân Bin Abdillahi’s-Sakafî ’den de bakın o da demiştir ki: “Ya Rasûlallah! Bana tutunacağım bir iş haber ver” dedim. Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: (Gul rabbiyalâhu sümmes tagim) “Rabbim Allah de sonra dosdoğru ol.” Bunun üzerine: “Benim hakkımda en korkacağım şey nedir?” dedim. Kıymetli dostlarım, bakın işte bu dedi dilini gösterdi dilini tutarak: “İşte bu” dedi yani dilini tut bu dilin yanlış konuşmasın dedi. Kıymetli dostlarım bu âyeti belki hangi âyet diye merak edenler olabilir konuyu takip edenler anlamıştır. (إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا)  işte bu âyet-i kerime üzerinde bu kıymetli zât-ı muhteremler Allah hepsinden râzı olsun bu tefsirlerde bulundular hepsi doğrudur. Hepsi bir tefsirdir bunların neticeye bakarsanız hepsi çok mu çok güzel tefsir etmişlerdir. Ki zenginlik ortaya çıkmıştır. Çünkü güzellerin bir araya gelmesi zenginliktir. Güzel hak olan bilgilerin hak tefsirlerin gerçek keşiflerin bir araya gelmesi zenginliktir. Yok, içinden bu doğru söyledi, öteki demedi o zaman senin beyninde bir problem var. Bunların hepsi doğru söylediler, hepsi güzel söylediler. Şöyle bir incele yalnız içinde güzel pek güzeli varken daha güzeli de vardı o ayrı ama hepsi güzel. Bunu unutma!

 

Dakika 40:02

 

Cenab-ı Hak bu haberi bu Ulemâ’nın bu tefsirlerini Tirmizî, İbn-i Mâce, Dârimî gibi muhaddislerimiz rivâyet etmişlerdir.

 

Mücâhit Süddî demişlerdir ki; Ölüm anında, bakın melekler gelir demişler, Müslümana, mü’mine: “Korkma, üzülme!” diyorlar. Mücâhid ve Süddî bunu ölüm anında demiş. Mukâtil ne diyor bak; Yeniden dirilme anında gelir melekler. Bazıları da hem ölüm, hem kabir, hem yeniden dirilme anında demişler. Bakın bunlar da hepsi doğrudur. Bununla birlikte âyet mutlaktır dünyada hayatın her anına da uyar. Çünkü (تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ) buyruluyor. Bu fiil hem “müzari” kipi olmakla “istimrar” süreklilik hem de “tefe’ul” kalıbından olmakla tekellüf (kendini zorlama) ve tevali (peşin peşine olmayı) ifade eder. Onun için bu yorumların bu keşif tefsirlerin hepsi de güzel ve hepsi bir tefsir oluyor. Neticede aklını başına al! Saplantılardan kendini kurtarmak için İslam’ı kendi ufkuna çekme sen İslam’ın ufkuna git oraya teslim ol. İslam’ın aydınlığına git o nâmütenâhi aydınlığın içine gir. Yoksa kenarda kalıp İslam’ı kendi sahana çekmeye çalışırsan, sen okyanustan ya su alabilirsin, ya alamazsın veyahut alırken sana gelince de kurur veya dökülür. Ama deryânın içine girersen o deryâda bir damlaydı koskoca derya besler. O bir damla yokluk hiç düşünülür mü? Deryâya gel deryâya, hayat veren nurun içine gel. Sen İslam’ı kendi sahana çekmeye çalışırsan işte o zaman İslam’ı cılız kafandan ibaret gösterirsin. Kendini gösteriyorsun İslam yerine. İslam’ın deryâsına gel İslam’ı göster kendinden bahsetme. Aptallığın lüzumu yok cehâlet, tutuculuk işte kalıplaşma gelişmeme, yerinde sayma, gericilik hep buradan kaynaklanıyor. İslam’ı adam kendi sahasına çekiyor keyfine hevâsına uydurmaya çalışıyor. Yok, babayiğit öyle değil, İslam’ın ufkuna gel deryâsına orada bir damla ol deryâ seni beslesin damla olduğunu bil. İslam İslam’ın ebedî ezelî deryâ olduğunu bil. Kur’an-ı Kerim’in her âyeti bir okyanus olduğunu bil. Çünkü Kur’an-ı Kerim Allah’ın ilmi. Be adam, daha sen Kur’an’ı tanımamışsın, Allah’u Teâlâ’yı tanımamışsın, İslam’ı tanımamışsın, Hz. Muhammed’i keşfedememişsin… Kitâbî âyetleri keşfedip kevnî âyetlerin keşfine baksana. Bunun için hiç olmazsa çalış aczini bil, haddini bil, cehlini gafletini bil. Ne yapıyor; Gitmiş oradan birkaç tane kendi keyfini göre malzeme almış onları kullanıyor keyfine. Onu da İslam adına kendini takdim ediyor İslam’ı takdim etmiyor kendini… Bugün gidin Kur’an-ı Kerim’i doğrudan doğruya anlatmayanlara ağam, paşam diye din anlatmaya kalkışanlara işte liderim, önderim, üstadım diye din anlatmaya kalkanlara bakın.

 

Dakika 45:00

 

Bunlar neyi taklit ettiklerini bilmiyorlar. Ortada da yüce Kur’an var, sünnet var, icmâ kıyas var, müçtehitler var. Sen bunların yerine kendini koy ruhbanlık yap  olur mu bu? Ondan sonra o rahipleri, ruhbanları, keşişleri de Rab ilân eder gibi kendi liderlerinizi önderlerinizi Rab ilân edin Kur’an-ı Kerim’i de ortadan kaldırın, ondan sonra bunun adını da dindarlık koyun. Bu dinarlık mıdır, yoksa birilerini Rab edinmek midir? Senin o üstadının kelimelerine bir bak Kur’an-ı Kerim’e uyan uymayan tarafları var mı, yok mu bunu bir incelesene? Doğruları al İslam’a uyarsa. Ama yanlışı niye alıyorsun ki, niye bilmiyorsun? Taklit ettiğin için bilmiyorsun taklitçi kişi ne yaptığını bilmez. Şimdi taklit eden kişinin en az taklit ettiği kişi müçtehit olacak, müçtehitler olacak. Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolu ilim irfân yoludur ama gerçek Ulemâ yoludur. Saplantı taassup yoktur mezhep taassubu da yoktur. İslam da her şey hak delile dayanır o da Kur’an-ı Kerim’in tümünü keşfeden müçtehitlerimizin ilmidir. Bütün sünneti keşfetmişler ve icmâ oluşturmuşlar, kıyas etmişler. Kendi çağında ne kadar güzel bütün zamanın ve ortamın bütün şartlarını değişen ve gelişen,  değişecek ne gelişecek bütün şartları hesaba katarak ne kadar güzel bilinenden bilinmeyene terakkî etmişler, içtihat geliştirmişler. Kıyas-ı fukahâ denilen bir dördüncü delil ortaya çıkmış ki, mükemmel. Senin taklit ettiğin edeceğin kişi müçtehitler olmalıdır. Yoksa fikir adamları konuşur, filozoflar konuşur birinin ak dediğine öbürü kara der. Bu Hakk’ı taklit etmek usul erbabına “Vusul Hakk’a vuslattır” denilen şey bu değil. Gerçek ilmi müçtehidin ilmini eğer takip edebiliyorsan işte “Hakk’a vuslat” budur. Adam konuşuyor tamam güzel tarafları var papazlarında var, ötekinin de var, berikinin de var güzel tarafı olmayan insan olmaz. Birde Hakk’a hakîkate uymayan şirke, küfre, nifâka götürecek kadar tehlikeli boyutlarda var. Ehl-i Sünnet itikadına uymayan boyutlar var. Hattâ Kur’an-ı Kerim’in yerine başka bir şey koyuyor ama beride Kur’an-ı Kerim’i kullanıyor. Böyle yapanlara da bir bak şöyle. Bunlar ilim ve araştırma akademik bir çalışma gerektiren işlerdir. Birini taklit ederek insanlar bu gerçekleri göremezler, gözlerindeki perdeyi kaldıramazlar. Taassup insanların hepsinde var o taassuba karşı olduğunu söyleyenler de başka taassuba yakalanmışlar farkında değiller. Adam mezhep taassubuna karşı bakıyorsunuz onun saplandığı yer daha tehlikeli başka bir taassuba girmiş ne yapıyor; orada “telvic” yapıyor. Mezhep müçtehitlerimiz dinde müçtehit mezhebinde müçtehit ne kadar âlimlerimiz varsa bunlar mutaassıp kişiler değil ki ilmin deryâları bunlar. Ve çağlarını güzel keşfetmişler  ona göre de içtihâd geliştirmişler.

 

Dakika 50:00

 

Ama asla iyi uyumuşlar aslı muhafaza etmişler. Sende aslı koruyarak bu çağı keşfet ve bu çağa göre müçtehit yetiştir ve içtihatlar oluştur. Dinsizin yapacağı iş değil bu. Kitâb’ı, sünneti, icmâyı, kıyası İslam’ı bilenlerin ilim ehlinin bilimsel ömrünü çalışmalara veren bilimsel düşünen aydın bir Müslüman âlimlerin yapacağı bir iş bu. Sen müçtehitten içtihâd yetkisine al başıbozuk serserilerin müçtehit ilân et bu da İslam’a yapılan en büyük kötülüktür. Ama bunları yutturamazsınız böyle uğraşanlar var perde arkasından bunun böyle olmasını isteyen bir zihniyet var. Bir hadis düşmanlığı hadis ayıklama adı altında bir hadis düşmanlığı ve çağdaşlık adı altında mezhep düşmanlığı, müçtehitler düşmanlığı ortada var. Bu ilmem araştıran akademik olarak ilmi araştırmalarla samîmî hareket eden insanlar dâima çalışmalıdır, araştırmalıdır. Ama art niyetli olanların tuzağına basmamalı, onların uşaklığını yapmamalıdır. Birileri boru üfürüyor boruya sen de beride öttürmeye başlıyorsun kimin üfürdüğünü de bilmiyorsun. Müslüman bu kadar saf olmaz. Eğer gizli ajan değilsen samîmîysen dininde bunlara dikkat et ama ajansan zaten seni biri kullanıyor.

 

Kıymetli dostlarım,

 

“Haberiniz olsun ki Allah’ın velileri hiçbir korku yoktur, onlar mahzunda olacak değillerdir.” Bunu da böyle bilin. Cenab-ı Hak bunu bize bu müjdeyi veriyor. (أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ) “Haberiniz olsun ki Allah’ın velileri dostları için hiçbir korku yoktur, onlar mahzunda olacak değillerdir.” ‘’Yunus Sûresi 62’nci âyet-i kerimede’’. Allah’ın rızâsını kazanmaya çalış Allah’ın dostu ol senin dostun Allah olsun yeter ezelî yeter, ebedî yeter. Eğer Hazreti Muhammed’in ilkelerine, onun getirdiği yüce İslam’ın yüce değerlerine ki bu İslam şeriatının kendi kuralları hükümleridir. Bunlara iyi bağlandığın zaman Allah senin dostundur. Yoksa hiç kimse kendi kafasına göre ortaya ölçü koyamaz, ölçüyü Allah koyar, Şâri Teâlâ Allah’tır şeriatta O’nun ölçüleridir. Çünkü şeriatın Şârii Allah’u Teâlâ’dır. Peygamber melek veya başkası değildir. Peygamberler o ölçüyü Allah’ın emirlerini insanlara dosdoğru hem uygularlar, hem tebrik ederler. Ulemâ da o ölçüyü korumak için müçtehitlerimiz ilim adamlarımız seferber olmuşlardır ki o ölçüyü koruyalım bozuk insanlar yanlış yollara sapmasınlar, doğruyu takip etsinler diye. İşte Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolu bu. Peygamberin (A.S.V) işte ortaya koyduğu yüce değerlerin sapmadan yanılmadan bunun korunması yaşanması bilinmesidir.

 

Dakika 55:10

 

“Veliyyü’l Emir” (işlerini üslenen) “Veliyyünnimet”, (nimet veren) işte buna dikkat et. Yüce Allah, “Veliyyü’l Emir” (işlerini üslenen) seni idare edendir ve “Veliyyünnimet”, (nimet verende) O’dur. Yüce Allah’ın dostluğunu kazan bu da iyi bir Müslüman olmaya bağlıdır. Câhilleri taklit etme, câhillerle beraber olma! Ehillerle beraber ol câhillere faydalı ol câhillerin cehaletinde boğulma helâk olma. Seni cehâlet isrâf etmesin, mahvetmesin sen câhillere faydalı olmaya çalış gerçeği iyi tahsil eyle.

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ﴿٣٣﴾

  وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ﴿٣٤﴾

وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ ﴿٣٥﴾

 

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ﴿٣٦﴾

وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُۜ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ﴿٣٧﴾

  فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ ﴿٣٨﴾

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّـذ۪ٓي اَحْيَاهَا لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿٣٩﴾

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْت۪ٓي اٰمِناً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ﴿٤٠﴾

  اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ ﴿٤١﴾

لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ ﴿٤٢﴾

مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ ق۪يلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَۜ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ﴿٤٣﴾

  وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰناً اَعْجَمِياًّ لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟﴿٤٤﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Yüce Allah’a Celle Celâlühü davet eden, sâlih amel işleyen ve: “Ben gerçekten Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Dikkat et bu âyete güzel sözlü olmak için Allah’a dâvet edeceksin birilerine değil.

 

Dakika 10:02

 

İkincisi sâlih amel isteyeceksin, üçüncüsü: “Ben gerçekten Müslümanlardanım” diyeceksin göğsünü gere gere. “İşte o zaman bunları yapandan daha güzel sözlü kim olabilir?” diyor Yüce Allah Celle Celâlühü.

 

Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde def et sav başından. O zaman seninle kendi arasında düşmanlık olan bir kişinin, sanki samîmî bir dost gibi olduğunu görürsün.

 

Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur. Bakın, kavuşur demiyor kavuşturulur diyor. İyi dinle lütuf kimden, hidâyet tevfik kimden? Hepsi O’ndan.

 

Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü her şeyi işitir ve bilir. Görüyor musun içine vesveseler geldi şeytan seni dürttü, Allah’a yönel Allah’a sığın kalbin Allah demeye başlasın. O zaman şeytan kaçar vesvese gider.

 

Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah’ın kudretinin delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah’a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin. Falan adam çok güçlü kahraman ooo ne lider, önder, çağdaş, başbuğ, başkomutan diye insanlara tapmaya kalkmayın Allah’a kulluk edin Allah’a herkesi yaratan Allah’tır. Âlime ilmi veren Allah, kahramana kahramanlığı veren  Allah’tır bunlara tapılmaz.

 

Eğer onlar büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbinin yanındaki melekler gece gündüz yüce Allah’ı tesbih ederler ve hiç usanmazlar.

 

Senin yeryüzünü boynu bükük, kupkuru görmende Allah’ın kudretinin delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir ve kabarır. Şüphesiz ki ona hayat veren Allah mutlaka ölüleri de diriltir. Doğrusu onun her şeye gücü yeter. ‘’Amennâ ve Saddaknâ, Amentü ve Saddaktü.’’

 

Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp inkâra sapanlar bize gizli kalmazlar. O hâlde ateşe atılacak olan mı daha hayırlıdır, yoksa kıyâmet günü güven içinde gelecek olan mı? İstediğinizi yapın. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız şeyleri hakkıyla görür ve bilir karşılığını verir. Yaptığın yanına kalacak mı zannediyorsun?

 

Yüce Kur’an kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezâlarını çekeceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır.

 

Ona ne önünden ne de ardından batın gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir. Bu âyet-i kerimede ayrıca bir dikkat edin! Kur’an-ı Kerim’in olduğu yerde bâtıl olmaz yanlış olmaz bâtıl ona yaklaşamaz.

 

Dakika 1:05:00

 

Kur’an-ı Kerim’in konuşturulmayıp da başkalarının Kur’an’ı kullanarak başkaları konuşuyor. Niçin biliyor musun? Kur’an-ı Kerimin olduğu yere bâtıl yaklaşamıyor da ondan. Kur’an’ın onun için içini konuşmuyorlar dışını okuyorlar bol bol. Ama içi A’dan Z’ye insanoğlunun anlayacak şekilde A’dan Z’ye anlatılmıyor. Oradan buradan anlatıyorlar konuyu da dağıtıyorlar insanlara Kur’an-ı Kerim’in mesajını net veremiyorlar. Burada da yine bir cehâlet oyunu var gaflet var, birde ihânet de var ve maksatta var art düşüncede var. Niye? Kur’an-ı Kerim’in dışıyla, musiki yönüyle, ahengiyle oyalayıp içinden toplumu mahrum etmek ne demek? İşte bir milleti câhil bırakmanın yollarından biri budur. Kur’an-ı Kerim’in dışını oku içini okuma, imamlara diyanet bütün müftülere, vaazlara ve diğer bütün dini gruplara, dini cemaatlere Kur’an-ı Kerimi doğru açıklanmasının şartını getirmesi gerekir. Milletin din ihtiyacını ve dine karşı hak ve doğru bilgiyi, doğru kaynaktan verilmesi gerekir. Birileri eğer ben Müslümanım demekten çekiniyorsa bir ortamda, bir kurumun içinde birisi o kurumun baskısından dolayı eğer ben Müslümanım diyemiyorsa, din ve vicdan hürriyetini yaşayamıyorsa, orada hürriyet yoktur, orada zorbalık ve baskı vardır. Bunu dinini yaşamayan yaşama, niyetinde olmayan insanların umurumda olmaz ama gerçek dindarlar da bunun sıkıntısını çeker durur. Peki, burada samimi Müslümanla dini yaşamak isteyenle, yaşamak istemeyen gâfil kimseyi birbirinden nasıl  ayırt edeceğiz? Birisi Müslümanım dediği zaman bazı kurum ve ortamlarda, o kurum ona baskı yapıyor görevden alıyorlar, atıyor. Veya birileri ona bir kulp takıyor ve oradan onu rahatsız ediyor. Bu baskıyı üzerinde hisseden Müslümanlar anayasal hakkını kullanamıyor, din ve vicdan hürriyetini yeteri kadar kullanamıyor. Din ve vicdan hiç bir yerde kısıtlanmaz. Ancak dinde olmayan bir şey varsa ve bu yapmacık bir şeyse, uydurma ise maksatlı yapılıyorsa ki dinde varsa, inancından dolayı da bu bunu yapıyorsa hiçbir ortamda bu din ve vicdan hürriyetinden, inandığı gibi yaşamaktan bunu men edemezsin, ediyorsan zâlimsin. Hürriyetin karşısında zorbasın. Din ve vicdan hürriyetini vereceksin millete. Bu hakkı sen vermedin bu hakkı Allah verdi üstelik doğal hakkıdır ezelî, ebedî hakkıdır. Allah’u Teâlâ îmâna çağırıyor kullarını, İslam’a çağırıyor İslam’ı inandığımız gibi yaşayan diye Amel-i Sâlih’e çağırıyor. Kişi inandığı gibi yaşamak zorundadır. Sen benim istediğim gibi yaşayacaksın diye dayattığın zaman, sen işte şeriatçı sensin. Hangi şeriat; uydurma şeriatı millete dayatıyorsun, kendi şeriatını dayatıyorsun Allah’ınınkini bırak diyorsun.

 

Dakika 1:10:10

 

Yok, beyefendi kusura bakma Allah’ı biz bırakamayız. Allah’ı dinsiz îmânsızlar bırakır O’nu inkâr eden tanımayanlar, Dehriler, natüristler, animistler ve Allah’ı inkâr eden dünya da ne kadar çeşitli izimler ideolojiler varsa onlar bırakır. Biz Müslümanız bizim îmânımızı evrenseldir, merhametimiz evrenseldir, adâletimiz evrenseldir. İslam, bütün âlemi kucaklayan evrensel bir sosyal adâletin, sosyal barışın, hukûkun üstünlüğünün tâ kendisidir. Sen senin gibi düşünebilirsin istediğin gibi, benim inancıma müdahale edemezsin beyefendi. Edersen işte o zamanın irticacı da sensin, bölücü de sensin, zorba da sensin, mütecaviz tecâvüz eden hak hukûk tanımayan da sensin. Ben inandığım gibi yaşamak istiyorum. Ben Müslümanım, var mı bir diyeceğin? Benim sana bir diyeceğim yok. Sen inanırsın inanmazsın, yaşarsın yaşanmazsın. Senin de bana diyeceğin yok, benimde sana yok, bu zorbalıktan vazgeç.

 

Ben Fransa’dan gelen, İtalya’dan gelen, doğudan-batıdan gelen nereden gelirse gelsin ben birilerinin emrinde olmaya mecbur değilim. Ben, Allah’ın emrinde olmaya mecburum. Ben, Allah’ın kuluyum Muhammed’in ümmetiyim, Kitâb’ım Kur’an, dinim İslam, mezhebim Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat mezhebi, İslâmî ilimler benim rehberim. Çağdaşlık ve çağları kuşatan benim bir Kitâb’ım var, çağların önünde giden benim bir Peygamberim var, çağları yaratan bir benim Allah’ım Rabbim var. Sen hangi çağdaşlıktan bahsediyorsun? Bütün kâinatın tek barışı, evrensel barışı olan benim bir dinim var.  Sen hangi barıştan bahsediyorsun? Kendi beyninde ki karanlığı aydınlık zannediyorsun, İslam’ı da karanlık zannediyorsun. Kusura bakma kendi karanlık ufkundan çık İslam’ın aydınlığına gir, İslam’ı tanı, keşfet ondan sonra senle bir daha görüşelim. Tekrar bir daha görüşelim İslam’ı anla da ondan sonra bak görüşelim tekrar. İnsanlara bakma İslam’ın kaynağından İslam’ı kendi kaynağından öğren. Benden öğren meye mecbur değilsin ama İslam’ı İslam’dan öğrenmeye mecbursun. Bu mecburiyet birinin da yapmasınlar değil Allah’ın emrinden geliyor.

 

Sevgili dostlarımız,

 

İşte gerçekler ortada. Ey Muhammed diyor Cenabı Hak 43’üncü âyet-i kerimede Fussilet Sûresi.

 

Ey Muhammed! Sana senden önceki peygamberlere söylenenden başka bir şey söylemiyor. Şüphesiz ki senin Rabbin hem mağfiret sahibidir hem de acı verecek bir azâb sahibidir.

 

Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka: “Bu Kitâb’ın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil öyle mi?” derlerdi. Sen de ki: “O, îmân edenler için bir hidâyet ve şifâdır.” Îmân etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Yüce Kur’an onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).

 

Dakika 1:15:10

 

Niye? Kur’an-ı Kerim’i duymak istemeyen zihniyetler var. Tamam, duymasınlar duymayınca kurtulacaklar mı? Kurtulma şansları yok ki. Azrâil Aleyhisselâm ve İsrâfil Aleyhisselâmın orduları ne yapacak; Mahşere getirecek Kur’an ortaya konacak işte Allah, işte Allah’ın Kitâb’ı işte Mahkeme-i Kübrâ, büyük mahkeme. Ey  hâkimler, ey savcılar, ey devlet adamları ey krallar melikler, ey hükümdarlar, ey generaller! İşte hadi bakalım şu inkâr ettiğiniz Kitâb’a bir bakın tabii inkâr edenler için. Îmân edenlere hiçbir sözümüz var mı, Kur’an’ı tanıyanlara bir sözümüz var mı? Yok. Bunlar oraya getirilecek İsrâfil’in orduları Azrâil ölüm orduları öteki de mezardan kaldırıp mahşere getiren ordular. Hesap vereceksin babayiğitsen oraya gitme. Yok, ben devlet adamıyım, kodaman zenginim deme şansın var mı? Çobanla patron arasında bir fark yok generalle bir asker arasında da bir fark yok. Bir hükümdarla bir sıradan zavallı vatandaş arasında da fark yok, o adâlet orada tecellî edecektir. Allah’a hesap vereceksin sende, bende bunda şüphe yok.

 

Allah’a dâvet peygamberlerin vârisleri olan ermişlerin gittikleri yoldur. Kıymetli dostlarım, Peygambere vâris olacak kişiler gerçek âlimlerdir. Peygamberler ve peygamberlerin vârisleri olan ermişlerin gittikleri yoldur. Kalplerimiz senin bizi çağırdığın şeylerden örtüler içinde diyenler var. Birde bütün kalbini Kur’an’a açmış kalbini Kur’an’dan doldurmaya çalışanlar var. Kur’an deryâsında onun deryâsından bol bol feyiz çeşmesinden içmek için kalbini dilenci kabı gibi Allah’a uzatanlar var. Ve Yüce  Allah’a boynunu eğenler var. İlim mîrası bırakır Peygamberler, onun için âlimler peygamberlere vâris olurlar. Onun için başkaları peygamberlere vâris olamazalar. Bunu da bilenler biliyor bilmeyenler bilsin. Bundan dolayı de ki: “İşte bu benim yolumdur.” Yüce Allah’ın İslam’ı ortaya koyması Allah’ın yoludur, peygamber bunun önderidir. “Ben Allah’a bir basîret üzere dâvet ediyorum. Bende bana tâbî olanlar da böyleyiz” de diyor. ‘’Yunus Sûresi 108.’inci âyet.’’ Peygamber ve onun izinden giden ve basîret ile Allah’a dâvet edenlerin hepsini kapsamaktadır. İbn-i Abbâs’tan bir rivâyette (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Rasûlullah hakkında bir rivâyette de Ashâbı hakkında nâzil olduğu nakil edilmiş. Hazreti Âişe Vâlidemizden de müezzinler hakkında nazil olduğu söylenmiş.

 

Dakika 1:20:03

 

Allah’a dâvet eden her dâvetçinin bu kavrama dâhil olduğunda şüphe yoktur. Çünkü mânâ kapsam umûmîdir. Sûrenin Mekki yani Mekke’de inişli olması, ezanı ise Medine de meşru bulunması dolayısıyla müezzinler hakkında indiği rivâyetini, hükmün onlara da şümûlü elbette ki vardır, onları da kapsamına almaktadır. Ezanın da en güzel sözlerden olduğu söz götürmez îmâna dâvet etmek demek Allah’a dâvet yalnız îmâna davet etmek demek değildir. Mü’minleri amel etmeyi güzel ahlâka, ilme, irfâna tevhîd ve itaatine de dâvet gerekmektedir. Her hayırlı işe, her hayırlı olan her şeye dâvet meşhurdur. Bunun için durumu sözüne aykırı olmamalı kişinin durumuyla yaşantısıyla sözleri çelişmemeli. Sözüyle birlikte sâlih ameli de olmalıdır. İlâhî ahlâk ile ahlâklanmalı, kendi fiili şahit olacak şekilde icabında kılıca sarılmak ve sâlih ameldendir. Meselâ barış, adâlet, hukûkun üstünlüğü tehlikeye girdiği zaman, barışı, adâleti korumak için cihâd meydanlarına atılmakta gereklidir şarttır. İşte birisi de İslam’dır dâvetçi Müslümanlardan olmalı dâvetine hiç şirk karıştırmayarak “Rabbimiz Allah deyip sonra istikametle giden” bir bahtiyar kahraman olmalıdır.

 

Ebû Hayyân “Bahr’da” der ki: “Zeyd Bin Ali (deâ ilallâhi bisseyfi) demişlerdir. Yani eğer gerekiyorsa cihâd meydanlarına atılmalıdır. Çağın içindeki kuvvetlerle donanmak düşmandan daha kuvvetli olmak için gerekeni yapmak, barışı, adâleti, hukûkun üstünlüğünü korumak, zâlimlere karşı gerekeni yapmak. Bunun için her ortamda İslam A’dan Z’ye barış ve adâlet olduğu için Müslümanlar güçlü olmak zorundadırlar ki barışı korusunlar. İlimde ve Arap kelâmı ile delil getirme de çok büyük bir ilmi nasîb vardır. Denilir ki kardeşi Muhammed Bakır ile ikisi tartıştıkları münazara ettikleri zaman herkes mürekkep şişelerini alıp toplanır, onların ilimlerinin ürünlerini yazarlardı. İşte dikkat edin! Zeyd ile burada bir de Muhammed Bakır, tabii her ilmi müzakere ve ilmi teatilerde büyük faydalar vardır. Çünkü ilim yoluyla ortada muhalefetlerle ihtilaflarda rahmettir yeter ki ilim yoluyla olsun. İlmi tartışmalar çok kıymetlidir ama keyfi münakaşalar münazaralar azâbdır, ihtilâftır, ayrılıktır, bölünme parçalanmadır ilimde tartışma güzeldir.

 

Dakika 1:25:05

 

Yalnız şu bir gerçektir Kuran-ı Kerim’in açık hükümleri vardır ki buralarda tartışılamaz. Tartışmasız açık hükümlere herkesin bağlı kalması şartı vardır, muhkem âyetler vardır, müteşabihler vardır.

 

Dâvete karşı yapılan iyilikte olduğu gibi kötülükler de olmaktadır. Eğer hak dâvete karşı birisi karşı koyuyorsa en büyük kötülüktür. Meselâ peygamberler âlimler insanları Hakk’a çağırırlar hakîkate bunlara karşı koymak en büyük kötülüktür, en büyük aşağılıktır. En güzeli de kötülüğe karşı iyiliktir. Bakın, İslam’da bu bütün güzellikleri tamam mı vardır. Kötülüğe karşı bile Müslümanlar iyilik yaparlar. Hem bir yandan kötülüğü ortadan kaldırmaya çalışırlar, hem de iyilik yapmaya çalışırlar. Rûhî kuvvetlerden ve nefsi faziletlerden yüksek bir derece bu yüce derecelerin hepsi İslam’dadır. Müslümanın ahlâkı en yüksek ahlâktır. Çünkü Hazreti Muhammed’in ahlâkını Yüce Allah (وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ) buyurmuşlardır. “Ey Muhammed! Sen en yüksek en büyük şanlı şatafatlı en mütekâmil ahlâk üzeresin” diyor Cenab-ı Hak. Yani gerçek üstün derece de ahlâk Hazreti Muhammed’dedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, İslam onun içine yerleştirilmiştir. Canlı İslam, canlı Kur’an Hz. Muhammed’dir.

 

Yeryüzü ve semâsı ile bu âlem bir kararda bir tabiatta durup kalmaz, ân’dan â’na, hâlden hâle değişir. İnsanoğlu şöyle kendine bir baksın yoktan ne yapar; Ana rahmine düşer bir damla su olarak orada bir kan pıhtısı hâline gelir, et hâline gelir ve iskelet, kemik ve ruh ona verilir bir bebek olarak dünya doğar, çocuklaşır, delikanlı olur, gelişir kemâle erer, yaşlılık başlar ömrü varsa. Bazıları da ömrü yoktur çocuk yaşta dünyadan göçer. Kimisi de yaşlanır artık yaşlılık başlar. Onun için insanoğlu bu gelişimlere bu değişimlere dikkat etsin ayağını denk alsın.

 

Işık, nur, sanat ve kudretinin tecellîlerindendir. Meselâ Cenab-ı Hak gökyüzüne güneşi yerleştirmiş doğudan doğduruyor, batıdan batırıyor. Ve Aya’da bakın nur ismini vermiş. Bunlar nedir? Yüce Allah’ın sanat ve kudretinin tecellîlerindendir. Güneş oraya kendiliğinden gidip konmaz, yıldızlar oraya kendiliğinden gitmez, yüce bir kudretin eseridir o da yüce Allah’ın yaratması ile olmuştur. Geceden gündüze geçildiği gibi, gündüzden de geceye geçilmektedir bu düzeni böyle kuranın kudretinin büyüklüğüne bak.

 

Dakika 1:30:00

 

“Hepsi de birer yörüngede yüzerler.” Gök cisimlerine bir bak, güneş ay yıldızlar gezegenler bakın. (كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ) ‘’Yâsîn’i Şerif 40’ıncı âyetinde’’: “Hepsi de birer yörünge de yüzerler.” İmâm-ı Şâfiî’ye göre secde bu (تَعْبُدُونَۙ) âyetinde yapılır. Fakat İmâm-ı Âzâm Ebû Hanîfe Hazretleri’ne göre ikinci âyetin sonunda (layesemün) de yapılmalıdır. Çünkü söz orada tamam oluyor. İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Ebû Vâil ve Bekir bin Abdullah da bu kanaate varmışlardır. Mesrük, Sülemî, Nehaî, Ebû Sâlih ve İbn-i Sîrîn ’den de böyle nakil olunmuştur.

 

Kuraklık hâlindeki perişanlığı, zillete düşmüş bir kimsenin boynunu büktüğü huşu, yani perişan hâline benzetilmiştir. Titrer, deprenir ve kabarır inkârcılar yıkılır mü’minler yükselir. Şu andan itibaren yılmayıp dâvet, dâvete atılmalıdır.

İlhâd nedir? İlhâd: Râgıb der ki: (İlhâd iki türlüdür) “Birisi Allah’a şirk İlhâdı, birisi de esbapta (sebeplerde) şirk İlhâdıdır.” İşte bu ikici tehlike Müslümanlarda da çok görülmektedir. Birincisi îmâna aykırı olur onu yok eder, ikincisi de onu yok etmezse de tutanaklarını zayıflatır. Âyetlerde İlhâd, doğru mânâ vermeyip istikametten ayrılarak eğrisine çekmek demek olur ki yalanlamayı, inkârı, yanlış tevili ve tahribi kapsar. Kâinata dair âyetler ve mûcizeler ile her ikisine de aykırı gitmek İlhâddır. Kur’an gibi indirilmiş olan ve hüküm getiren âyetlerden daha geniş kapsamlıdır. Her ikisi de aykırı gitmek İlhâd ’dir çünkü İlhâd ateşe gülistan diye atılmak gibidir. Mutlak âyetlerden daha genel olduğu gibi Kur’an-ı Kerim yüce Kur’an zikir kelimesinden maksat yüce Kur’an’dır. Kur’an olduğu için mutlak âyetlerden sonra özellikle Kur’an-ı Kerim’in değerine ve önemini özen gösterme ifadesidir. Demek ki âyetler Kur’an’dan daha genel olduğu gibi İlhâd da inkârdan daha geneldir. Kitap ki eşi bulunmaz. Hangi kitap?لَكِتَابٌ عَزِيزٌ Kur’an-ı Kerim aziz bir kitap eşi bulunmaz doğru mu doğru sapasağlam bir kitap ebedî bozulmaz. “Biz sizin gönderildiğiniz şeyleri inkâr etmekteyiz.” Bakın, inkârcılar bu kadar sağlam ve gerçek delilleri inkâr edebiliyorlar kendilerini mahvediyorlar. Tövbekâr olanlara düşmanlarına ve günahkârlara vereceği cezâ çok elem vericidir. Şimdi tabii ki gerçek tövbe edenler kurtulurlar. Ama tövbenin de düşmanı, Kur’an’ın da düşmanı ve günahta ısrâr ediyor haramları helâl sayıyorlar bunlara verilecek cezâ çok çetin ve elem vericidir.

 

Dakika 1:35:20

 

İnkârcıların belâlarını hep vermiştir, hep verecektir. Bütün kâinatın övdüğü bir hikmet sahibinden indirilmiştir şanlı Kur’an. Kalplerimiz senin bizi çağırdığı şeyden örtüler içinde, diyenler var, bu kalpler mahvolmuş. “Biz hiçbir peygamberi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki onlara apaçık anlatsın diye.” Çünkü ilk defa İslam bulunduğu yere iyi yerleşirse oradan da dünyaya kolay yayılır. İslam bütün âlemlerin dinidir insin, cinnin, bütün çağların dinidir. İslam’ın sesinin ve gücünün ufuklara dağılıp ve uzaklara kadar yayıldıktan sonra onun değerini takdir etmeyen Araplara uzaktan sesleneceğine işarettir. Arap kıymetini bilmezse Arap İslam’dan uzaklaşır. Türk kıymetini bilmezse Türk’ten uzaklaşır. Kıymetini bil, kıymetini bil. Bu mîras sana Allah’ın lütfuyla konduysa şükretmeyi bil ki elinden alınmasın. “İnkâr edenlere nida edilir.” “Allah’ın buğuzu sizin kendinize olan buğuzunuzdan elbet daha büyüktür.” Çünkü îmâna dâvet ediliyorsunuz da bunu ne yapıyorsunuz inkârla karşılayıp küfür ediyorsunuz. ‘’Hâşâ Sümme Hâşâ!’’

 

Kıymetli dostlar,

 

İşte Yüce Rabbimizin, yüce âyetlerini size tebliğe keşif notları, irşâd notları adı altında sunmaya devam ediyoruz ki bunlar hayat veren nurun derslerdir.

 

استعيذ بالله

 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ﴿٤٥﴾

مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ﴿٤٦﴾

 

 

Andolsun ki biz Mûsâ’ya Tevrât’ı vermiştik de onda ihtilâfa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azâbın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten onlar yüce Kur’an hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.

Her kim iyi bir iş yaparsa, kendi lehine yapmış olur. Kimde bir kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Rabbim kullara zulmedecek değildir, adâletini uygulayacaktır mü’minlere de lütufta bulunacaktır. İnananlarda türlü çekişmelere düştüler dağıldılar, paralandılar. Geçmişte olan milletler Yahûdîler ve Hristiyanların parçalandığı gibi bugün Müslümanların da parçalandığını görüyoruz. İslam hiç bozulmamış ebedî bozulmayacak ama Müslümanlar parçalanmıştır. Kur’an-ı Kerim’e dönerlerse, sıkı sarılırlarsa bu parçalanma yeniden Vahdeti, İslam birliğini, barışı kardeşliğini ve dünyaya sosyal adâleti ve dünyada huzurun temini olacaktır.

 

Dakika 1:40:10

 

Müslümanların bu h3ale düşmesinin yegâne sebebi: Kur’an’ın, sünnetin, icmâ’nın, kıyasın müçtehitlerin yerine başkalarının konuşmuş olmasıdır, başkalarına bağlanmış olmalarıdır. Bundan Müslümanların paçalarını kurtarsınlar ve yeniden Allah’ın ipine sarılsınlar. Sırât-ı Müstakîm’e hepsi birlikte bir ve bütün olarak Allah’ın huzurunda saf bağlasınlar. Allah bir, Kur’an-ı Kerim bir, Hazreti Muhammed bir, kıblemiz Beytullah bir ikiliğe hiç gerek yok ki. İkiliği ortaya çıkaranlar kendi nefis ve rantiyecileridir ve onların bağlandığı kişiler var ya, o sahte önderler var ya, gerçek önderler birlikten yana, Hak’tan yana hakîkatten yana.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ ﴿٤٧﴾

وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ﴿٤٨﴾

لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوط﴿٤٩﴾

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ﴿٥٠﴾

وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ﴿٥١﴾

  قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ ﴿٥٢﴾

سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ﴿٥٣﴾

  اَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ﴿٥٤﴾

 

 

 

Kıyâmet zamanını bilmek ancak Allah’a havâle edilir. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi de gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: “Bana koştuğunuz ortaklarım nerede?” diye seslendiği gün onlar: “Senin ortağın olduğuna dâir bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz derler.

 

Önceden tapmakta oldukları şeyler kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.

 

İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer.

Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, O: “Bu benim hakkımdır, kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Biz bu inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azâb tattıracağız.

 

Dakika 1:45:35

 

İşte o sanmam diyenler kıyâmeti inkâr edenler var ya vay geldi onların hâline!

 

Biz insana bir nimet verdiğimiz zaman o yüz çevirir, yan çizer. Ona bir kötülük dokunduğun zaman da uzun uzun yalvarır.

 

Ey Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm! De ki: “Ne dersiniz? O Kur’an Allah tarafından gelmiş olup da sonra siz onu inkâr etmişseniz, o takdirde haktan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?”

 

Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delilerimizi göstereceğiz ki, yüce Kur’an’ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kâfi değil mi?

 

İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler, yine iyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.

 

Kıymetli dostlar,

 

Şu âyetlere baktığımız zaman daha ileride nice keşifler yapılacaktır dünya âhiretin tarlası olduğu için kıyâmet meyvelerin toplanıp koparılacağı bir hasat zamanını andıracaktır. “Ey insanlar, Rabbinizden sakının. Çünkü o saatin zelzelesi büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz emzikli her kadın emzirdiğini unutup geçer, yüklü her kadın yükünü düşürür dehşetli bir kıyâmet zelzelesidir.” Kur’an-ı Kerim’in hakîkatine delâlet edecek delillerimizi göstereceğiz.

 

(سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا) Dikkat edin! Kur’an’ın, Kur’an-ı Kerim’in hakikatine delalet edecek delillerimizi göstereceğiz. Kime? İlerde biz onlara, o inkâr edenlere âyetlerimizi, göstereceğiz. (فِي الْآفَاقِ) Hem ufuklarda kendilerinin bulunduğu harem hududu dışında, (وَفِي أَنفُسِهِمْ) hem de kendi nefislerinde Mekke ve harem içinde İslam’ın ileri de cihânın her yanına yayılacağını böyle kesin bir dille haber veren bu âyet yüce Kur’an’ın hak Allah kelâmı olduğunun açık açık ispat etmiş kayıp mûcizelerindendir. Bunun Mekke’de nâzil olduğu bir düşünülür, bir de ondan sonra peygambere halîfelerine Allah’u Teâlâ’nın nasîb ettiği şerefli fetihleri ve İslam’ın şark ve garba yayılmasındaki olağanüstü düşünülürse, bunun ne yüksek bir âyet ve mucize olduğu ortaya çıkar. İlmi açıdan bir gerçeğin ispatı için delil ya objektif yani (âfâkî) olup ya sübjektif yani (enfüsî); ya gözlerden dış gözlemden  ya gönülden, iç gözlemden gelir.

 

Dakika 1:50:10

 

Varlık bu iki pencereden görülür. Yüce Allah bu âyet-i kerimede bu taksimi gösterdikten sonra yüce Kur’an’ın gerçek yüzünü, peygamberin peygamberliğinin doğruluğunu, İslam’ın yüceliğini ispat için, bu iki çeşit âyetlerin ikisini de göstereceğini vaad buyuruyor. Öyle ki (حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ) Onun hak olduğu ol kâfirlerce ortaya çıkıncaya kadar “Bedir’den” Mekke’nin fethi ne kadar Mekke müşrikleri bunu hep hem kendi nefislerinde hem dış dünya da gördüler. Ondan sonra diğerleri görmeye başladılar. Bunlar görüldükten bu gerçek ortaya çıktıktan sonra, sanki hiç görülmemiş gibi hâlâ inkâr da devam eden sonraki inkârcılar da ileride göreceklerdir. Çünkü üç kıtaya hâkim olan bir hakîkat güneşi var üç kıtaya hâkim cihân devleti kurdu Müslümanlar dünyaya adâleti öğretti insanlığı gerçek medeniyeti ortaya koydu. Hakk’ın huzuruna varacaklarına inanan insanlar, tereddütsüz İslam’ın yolunda hizmetkârdır. Ama Hakk’ın huzuruna varacaklarına îmânları olmayanlar var ya, iyi bil ki o her şeyi ihâta etmiştir, kuşatmıştır. İlmiyle kudretiyle her şeyi kuşatmıştır Allah’a kavuşmak haktır ve muhakkaktır. Buna inanmayanlar ise kesin çarpılmışlardır, çarpılacaklardır helâk oldular, helâk olacaklardır. İslam dini bunları kurtarmaya geldi gelin helâk olmayın. Hakk’a gelin hakîkate gelin gerçek mi gerçek samîmî Müslüman olun Allah’a teslim olun. Yüce Allah bahtiyar zümreye ilhâk eylesin.

 

Dakika 1:53:27

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 57 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}