Tefsir 448-01

448- Tefsir Ders 448 hayat veren nurun keşif notları

448- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 448

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Câsiye Sûresi 22’nci Âyet-i Kerime’den 37’nci Âyet-i Kerime’ler)

(Ahkâf Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 20’nci Âyet-i Kerime’ler)

 

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

‘’Estağfirullah bi-adedi zünbine hattâ tuğfer Allahu ekber hattâ tuğfer’’

‘’Bismillahillezi la yedurru mâismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

‘’Bismillahi Zişân azimû sultan şedidül burhan kaviyyül erkâm mâşââllahu kân Eûzubillahi min külli şeytani insün ve can’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿٢٢﴾

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ﴿٢٣﴾

وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ﴿٢٤﴾

  وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿٢٥﴾

قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ﴿٢٦﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

 

Hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları adlı dersimiz devam etmektedir. Elbette hayatın tamamen kaynağı İslam, İslam’da Allah’ın rahmetinin ebedî saadetinin tecellîsidir. Yüce Kur’an-ı Kerim’i, onun âyetlerini bizzat kendi kaynağından anlamaya, dinlemeye gayret etmek, onun hayat veren nur deryâsının şırıl şırıl kalplere akan nur çeşmelerinden içebilmektir. Kalplere sürekli hayat verir ölü kalpleri sürekli ihyâ eder, feyiz nurlarıyla doldurur, kalp gözlerini açar, nur üstüne nur saçar. “Nurun Âlâ Nur” Kur’an-ı Kerim İslam Muhammedî nurdur. Nur-i Muhammedî ve Kur’an-ı Kerim nuru, Nur-i İslâmî bunlar elbette ki ezelî, ebedî Allah’u Teâlâ’nın rahmetinin tecellîlerdir. Yüce Allah’ın her emri insana hayat verir yasakladığı ne varsa onlar da kullarını yasaktan, zarardan korumak içindir. Yani yasakların hikmetinin  aslı bir Allah’a kim itaat ediyor, etmiyor bir de zarardan kim kurtuluyor, kim kurtulmuyor. Burada bir maslahata dayalı bir imtihan bulunmaktadır kulun kârinedir.

 

Dakika 5:10

 

İmtihanı kazanmak kulun kârine kaybetmek kulun zararınadır. Çünkü bu imtihan hak imtihandır, Hakk’ın imtihanıdır. Biz Hakk’ın kullarıyız, bütün hakları bize O verdi, herkese verilen haklar Allah’ın verdiği haklardır. Onun için hukûk ve hukûkun üstünlüğü o kadar kıymetlidir ki mutlaka hukûk hak adâlet ve hukûkun üstünlüğü yeryüzünde ilâhî yüce adâlet yerine gelmeli her hak sahibine haklar verilmelidir. Hukûkun üstünlüğü her şeyin üstünde tutulmalı ki bu  Hakk’ın ortaya koyduğu hukûktur. İslam A’dan Z’ye ezelî, ebedî her şeye hakların verilmesidir. Hakların alınması değil, hakların verilmesi ve korunmasıdır.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Yüce nazmını okuduğum Yüce Allah’ın yüce Kitâbı’nın bu âyetleri Câsiye Sûresi’nin 22’nci âyetinden itibaren size nazmını, yüce lafzını, metnini okuduğum âyetleri şimdiden bir mânâsına kalp kulaklarımızı verelim, dinleyelim.

 

Hâlbuki Yüce Allah Celle Celâlühü gökleri ve yeri hak ile yarattı. Görüyorsun göklerin yaratılışı haktır, yerin yaratılışı haktır. Çünkü Hak yaratmıştır hak ile yaratılmış yerin yer olması, göğün gök olması haktır. Hak böyle takdir etmiştir, hak ile yaratmıştır. Aklını başına al! Hem de herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere, onlara aslâ haksızlık edilmez. Görüyorsunuz Yüce Allah hukûkun üstünlüğünü ne kadar yukarıda üstte tutuyor. Herkese yaptığının karşılığı verilmek üzere… Dikkat et! Onlara aslâ haksızlık edilmez. Kişi ne ekerse onun karşılığını biçecektir. Yani kul ne kazanıyorsa karşılığını alacak. Katiyyen haksızlık diye bir şey Allah için düşünülemez, çünkü Allah zulümden münezzehtir.

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah’ın kendi ilmi dâhilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidâyete erdirebilir. Hâlâ düşünmez misiniz?

 

Hem müşrikler dediler ki; “Hayat ancak bu dünya hayatımızdan ibârettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman yokluğu sürükler. Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece böyle zannederler.

 

Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman; “Eğer sözünüzde doğru iseniz atalarınızı diriltip getirin” demekten başka söylenecek hiçbir delilleri de yoktur.

 

Dakika 10:10

 

(Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)! De ki; “Allah sizi diriltir, sonra sizi öldürür, O öldürür başkası öldürmez, O hayat veren, hayat alan O’dur. Sonra da geleceğinde şüphe olmayan kıyâmet gününde (diriltip) bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.

 

Burada şunu görüyoruz; Yüce Allah’ın bir adâletinin, hikmetinin tecellîlerini görüyoruz. İnsanlar kendi nefsine kul olmamalı keyfine keyfi ne isterse onu ilâh edinmiş, kendi zevkinin sevdasına düşmüş insanlar, bunlar kendi nefislerine tapan insanlardır. Hevâ ve şehvet gözü kör kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. Buraya dikkat et! Hevâ ve şehvet gözü kör eder, kulağı sağır eder, kalbi duygusuz eder. O kimse bilginde olsa ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların ve dünya hayatına düşkün din bilginlerinin birçoğu böyle olmuştur. Çünkü nefsinin arzu ve istekleri ön plana çıkınca kişi kendi nefsini, nefsin hevâsını ilâhlaştırıyor kendi nefsine tapıyor. Bilginde olsa, din bilgini de olsa hevâsına tapanlar ilmine amel etmeyenlerdir. Hevâ ve hevesleri bırakarak ilmin gereğine göre bir düşünmelidir. Bizi başka bir şey değil dehir helâk eder diyen birde Dehriyyun tabakası bulunmaktadır.

 

Dehriler hakkında Râğıb der ki; Dehir, kâinatın varoluşunun başlangıcından sonuna kadar olan müttekin ismidir diyor. Râğıb el-İsfahânî bu zât-ı muhterem böyle diyor. Birde Dehri’lerin biliyorsunuz ki “Dehriler”, kıyâmete, ölünce dirilmeye, mahşere inanmazlar. Her şey dünyadan ibaret zannederler ki bunlar başka bir animist ve natürist, materyalist zihniyetin bir şubesidir bunlar. Dehir ya mastar veya isim olur. Mastar olduğuna göre kahretmek, yenmek ve istilâ etmek mânâsına gelir. İsim olduğu vakit de esas mânâsı bütün zaman yani bütün kâinatın baştan sonuna akıp geçmesi süresidir. İmâm-ı Âzâm Dehriyyun hakkında görüş belirtmemiştir (Rahmetullâhi Aleyh) yalnız Dehri’lerin görüyorsunuz ki bu dünyadan başka bir şey tanımadıkları âhiret diye bir şey tanımadıkları ve bunların küfür ve şirk içinde yüzdükleri ortadadır. Dehir hakkında en fazla zamanın geçmesi ve uzun zaman diye tefsir edilmiştir.

 

 

Dakika 15:15

 

Fakat Dehriler hakkında bazı görüşler beyân edilmiştir. Dehriler de îmân yoktur ve bunlar kıyâmetin kopacağına, ölünce dirilmeye, mahşerdeki hesaba, kitâba inanmazlar ve 36 bin senede dünya yeniden eski hâline gelir böyle devam eder derler. Bu tamamen zanna dayalı sapık bir zihniyettir ki Cenab-ı Hak ne kadar küfür çeşitleri varsa, şirk çeşitleri varsa, nifâk çeşitleri varsa bütün kötülüklerin tamamından Allah bizleri, Ümmet-i Muhammedi ve tüm insanlığı muhafaza eylesin.

 

Dünyada yanlış felsefeler bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim her yanlışı reddeder, her doğruyu da yanına alır. Her doğrunun yeri İslam’dır, her yanlışın yeri İslam dışındadır her yanlışı İslam reddeder, her doğruyu, her faydayı da celb eder. Çünkü kendisi ezelî, ebedî İslam rahmet ve faydadır. Onun için İslam dini ebediyyû’l-ebed saadet, mutluluk, hayat dinidir ölümsüz mutlu hayata hazırlar.

 

Yüce Rabbimiz;

 

 

استعيذ بالله

 

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ﴿٢٧﴾

  وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٢٨﴾

  هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٢٩﴾

فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ﴿٣٠﴾

وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا أَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ ﴿٣١﴾

وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ ﴿٣٢﴾

وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون ﴿٣٣﴾

وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمْ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّاصِرِينَ ﴿٣٤﴾

ذَلِكُم بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ ﴿٣٥﴾

فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿٣٦﴾

وَلَهُ الْكِبْرِيَاء فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ ﴿٣٧﴾

 

Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’ındır. Kıyâmetin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hep hüsrana düşecekler.

 

O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her millet, her ümmet kendi kitâbına çağrılır; onlara: “Bugün yaptığınız amellerin cezâsı verilecektir.

 

İşte kitâbınız yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep kaydediyorduk” denir.

 

Dakika 20:05

 

Îmân edip iyi işler yapanlara gelince; Rableri onları rahmeti içine koyacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur.

 

Ama kâfirlere gelince; onlara da denilir ki: “Size âyetlerim okunmadı mı? Siz büyüklük tasladınız ve günah işleyen bir kavim oldunuz değil mi?

 

Allah’ın vaadi gerçektir. “O kıyâmetin geleceğinde şüphe yoktur.” denildiğinde “Kıyâmet nedir bilmiyoruz.” Yalnız bir zandan ibarettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilginiz yok” derdiniz.

 

Allah var diyor sen yok diyorsun ey kefere! Allah var deyince o kesin var. Kuran-ı Kerim sana var diyor, Kur’an-ı Kerim Allah’ın Kitâb’ı. Ey insanoğlu! Aklın varsa Kur’an-ı Kerim’i keşfeyle, iyi anla, iyi dinle. Allah ak diyor sen kara diyorsun hâlâ.

 

Derken yaptıkları amellerin kötülüğü gözlerinin önüne serildi. Alay edip durdukları şey onları kuşatıverdi.

 

O gün kâfirlere şöyle denilir; “Siz dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, bizde bugün sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan bir kimsede yoktur.”

 

Bunun sebebi şudur; Siz Allah’ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar ateşten çıkarılmayacaklar ve kendilerinden özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.

 

Hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

 

Göklerde ve yerde büyüklük ve hâkimiyet O’nundur. O, Azîz’dir, her şeye gâliptir, Hakîm’dir, (hüküm ve hikmet sahibidir).

 

Kıyâmet istesen de kopacak istemesen de, kıyâmet zamanın az bir parçasıdır birinci kıyâmet. İkincisi şöyle bir bak büyük saat ki insanların hesaplaşma için diriltilmesidir. Büyük saat ki işte mezardan insanlar kalkıp mahşere fırlaması buna da büyük saat deniyor, büyük kıyâmet. Kalkış herkes kalkacak kıyâmet mezarlardan ayağa kalkıp mahşerde toplanmanın adıdır.

 

Kıymetli dostlarım,

 

Yüce Rabbimiz bakın bu şanlı Kuran’da neler buyuruyor; “Fuhuş” ve ahlâksızlık açıkça yapılınca ve dirhem ile dînâra tapılıncaya kadar, şöyle, şöyle oluncaya kadar kıyâmet kopmaz.” Peygamberimiz bu hadis-i şerifi söylediği Ahmed Bin Hanbel’in, el-Hindî’nin, rivâyet ettikleri bu hadiste bu şerefli hadis-i şerifte bakın ne diyor; “Fuhuş ve ahlâksızlık açıkça yapılıncaya ve dirhem ile dînâra tapılıncaya kadar şöyle, şöyle oluncaya kadar kıyâmet kopmaz” diyor. Şu andaki dünya bunu yaşıyor.

 

Dakika 25:15

 

İnsanlar nefsinin gereğini yapıyor birde paraya tapıyor. Fakat bunun farkında olan var, olmayan var farkında olmayan daha çok. Nefsi ne isterse onu yapıyor haram, helâl tanımıyor. Para olsun da ne olursa olsun haram olsun helâl olsun hiç araştırmıyor. Böyle bir ortamda insanlar neye tapıyor? Allah’a kulluk etmiyor ve amacında da şehvetten ve paradan başka bir şeyde görülmüyor. İşte bu insanlar neye taptıkları ortadadır. İllâ put yapıp da ortaya koymaya gerek yok ki putperestliğin çok türlüleri var.

 

Orta saat (kıyâmet), bir asır halkının ölümüdür. Kıyâmetin üç çeşidi vardır. Birisi o büyük saat ki onu söyledik, ikincisi orta saattir ki bir asır halkının, yani 100 sene içinde bir asırda yaşayan toplumun tümünün ölmesidir. Bunun içinden birkaç tanesinin önce ölmesi sonra ölmesi kural değiştirmez. Demek ki bir asır insanı mezara gidiyor komple ondan sonra öbürleri büyük kıyâmete kadar öbürleri doğuyor ve her bir asır insanları mezara altına, toprağın altına insanları getiriyor her asır. Bunun yanında Sevgili Peygamberimiz Aleyhisselâtu Vesselâm: Abdullah Bin Üneys’i görmüş, “Bu çocuğun ömrü uzarsa kıyâmet kopuncaya kadar ölmez” buyurmuştur ki söz konusu o Abdullah Bin Üneys işte o zât-ı muhterem Sahâbenin en son vefat edenidir deniliyor. Yani bir asırlık kıyâmete Peygamberimiz orada işaret etmiş bu çocuk bir asır yaşayacak en az diye onun ömrünün uzun olduğunu bir mûcize olarak göstermiş ayrıca ve bir asırlık kıyâmete de orta saate de dikkatleri çekmiş. Bunun için üçüncü bir kıyâmet vardır ki işte esas önemli olan budur. Hepsi önemlidir ama (küçük saat) bakın buna dikkat e!’ Küçük saat küçük kıyâmet bu da insanın şahsi kendi ölümüdür ki, “her insanın kıyâmeti kendi ölümüdür.” Muhakkak öleceksin, muhakkak mezara gireceksin kendi ölümünü düşün. Zaten o bir asır gelince de o asrın insanları mezara giriyor ve büyük kıyâmetin saati gelince de büyük kıyâmet kopacak. Herkes mezarından kalkacak, mahşerde kıyam duracak büyük mahkemede Allah’a hesap verecek. Buralardan kurtuluşu kendi şahsî ölümünü hazırla. İşte küçük saat denilen şey insanın kendi ölümünü ki her insanın kıyâmeti işte budur, kendi ölümüdür ölüme hazırlan.

 

Dakika 30:00

 

Saat işliyor senin ömürden işliyor ölüme yaklaşıyorsun saat sürekli seni ölüme götürüyor. Ömür tükeniyor, ecel saati yaklaşıyor ecel saati gelince ölüm oluyor. O saat ileri geri de alınmıyor. Akıllı, îmânlı insan bunu böyle bilir ölüme hazırlanır. Ömrünü zâyî etmez, isrâf etmez. Bütün doğruları Allah söyler, Peygamber söyler, Kur’an, sünnet, icmâ, kıyas bu doğruların bizzat kendisidir aslî delillerdir.

 

Biliyorsunuz (وَتَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً) “Ve her ümmeti diz çökmüş olarak görürsün.” “Casiye” iki mânâ ile tefsir edilmiştir. Birisi diz çökmüş mânâsınadır ki gereği kastedilmiştir çünkü diz çökmek derli toplu en itinalı ve hürmetli vaziyettir bir pozisyondur. Biriside toplanmış cemaat mânâsınadır bunda her iki mânâda bulunmaktadır ki, Allah’ın huzurunda hesap için toplanmaktır. Orada dünyada ki o gururlu, kibirli, tâğûtlar, Firavun’lar, hükümdarlar, patronlar hiç alnı secdeye gelmemiş İslam’a tepeden bakmış insanlar, bütün insanlar ve cinler oraya gelir diz çökerler. Çökmeseniz ya, niye diz çöktünüz? Hadi yiğitseniz çökmeyin? Allah’ın azâbı, azameti her şeyi kuşatmıştır, orduları kuşatmıştır. Çökmesene ya! Cehennem kükremektedir bütün inkârcılardan intikam almak için cehennem kaynamaktadır, dağlardan büyük ateşleri fırlatmaktadır. Öyle kaynamaktadır ki bütün cehennemin şiddeti intikamdır. Îmânsızdan, İslam hak düşmanlarından cehennem intikam alacaktır. Almak için kükrüyor dağlar gibi ateşleri fırlatıyor deve sürülerinin peşi peşine gittiği gibi ateşten dağlar peş peşe kaynayarak cehennem semâlarında uçuşuyorlar. Yerden göklere, gökten yerlere cehennem kaynıyor.

 

Ey müşrikler, ey münkirler, ey fâsık ve faciz zâlimler! Vazgeçin kötülüklerden de gelin îmâna, İslam’a gelin. Şanlı Kur’an’ı, Allah’ın Kitâb’ını keşfedin iyiden iyiye Müslüman olun. Bunu nefsime söylerken sizi de acıdığım ve sevdiğim için size de söylüyorum. Birde birbirimize şanlı Kur’an’ı, İslam’ı anlatmamız boynumuzun borcudur. Hakk’ı tebliğ edeceğiz, yanlışları mâlâyanî bâtılı birbirimize empoze etmeyeceğiz, doğru oturacağız, doğru konuşacağız, Hakk’ı söyleyeceğiz, her sözümüz hak ve nur olacak, her işimiz hak ve nur olacak. Kur’an-ı Kerim haktır, İslam haktır Hakk’ın dinidir, Muhammed Mustafa hak Peygamberdir, Hakk’ın Peygamberidir. Bütün âlemlere, tüm milletlere de rahmet Peygamberidir. Bu hakkı birbirimizden esirgemeyelim.

 

Dakika 35:00

 

Önlerine engel olmayalım, set çekmeyelim kendimize de kötülük etmiş oluruz, insanlık âlemine de kötülük etmiş oluruz. Allah’ın rahmetinin önüne geçemezsin ama kendini mahvedersin birilerinin de mahvına çalışırsın yazık olur. Din afyondur diyenler kalbi batmış, zihniyeti batmış, batağın içine düşmüş battıkça batan zihniyetin görüşüdür bu.

 

Din; ebedî ölümsüz mutlu hayata hazırlayan Allah’ın kurduğu kurum düzendir, bunun adı İslam’dır.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Ahkâf Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız. Bu sûre-i celile de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilmiş sûrelerdendir. Sadece bir iki âyetinin medeni olduğuna dair bir rivâyet vardır. İşte o da 10’uncu âyeti ile 35’inci âyetleri hakkındadır ve kendisi 53 âyet-i kerimeyi bünyesinde muhtevidir ve sıra numarası 46’ncı sıradadır, Kur’an-ı Kerim’deki yeri. Bu sûre-i celile de işte âyetlerin akışı içinde neden Ahkâf dendiğini de hep göreceğiz. Öbürüne niçin “Câsiye” dendiğini gördük. Câsiye’nin mahşerde bütün milletlerin, ümmetlerin diz çöktüğünü gördük. Allah’a hesap vermeye vermek için uslu uslu Allah’a teslim olduklarını gördük. Bu dünyada teslim olsalardı iyi olacaktı geç kaldılar. Mahşerdeki teslimiyet istesen de istemesen de orada Allah’ın orduları kuşatmış büyük mahkeme kurulmuş şimdi Allah’a saygı göster aklın varsa. Gece gündüz Allah’tan güzel ahlâk iste, Allah’a derin saygı iste, Allah’ın huzurunda el pençe dur, derin sevgiyi saygıyı O’na göster. O’nun için güzel konuş, O’nun için güzel şeyler yap, onun için güzel davran, onun için sevgi deryası olarak sevgiyle dol taş ama bütün varlığınla Allah’ı sev, O’nun sevdiklerini de O’nun için sev. Hepsini O’nun için yap. Bir günde beş defa en az Mi’râc’a gel, Allah’ın huzuruna el bağla, yüceler yücesinin huzuruna elini bağla, boynunu eğ, onun kelamını oku, onun yüce kelimeleriyle ona ibadet et, kulluğunu ilân et. O, seni görüyor O’nu görüyor olarak sende ibadetini yap. Çünkü O bizi görüyor sürekli görüyor, hayat veriyor, yaşatıyor. Nimetleriyle donatmış kudret kuvvet O’ndan gel derin saygıyı Allah’a göster Allah için sev sevdiklerini, Allah gibi kimseyi sevme. Allah için sev Allah gibi yaptığın zaman putperest olursun müşrik olursun Allah gibi kimse yok ki Allah’ın eşi benzeri yok ki O, zâtında sıfatlarında her şeyinde bir. Hükmünde bir, kânûnlarında bir yaratmasında bir işleri idâre etmesinde bir sebepleri yaratmakta bir sebeplerin tamamı O’nun irâdesine bağlı yüce irâdesine o Yüce Allah her şeyde bir.

 

Dakika 40:12

 

Onun için O’nun gibi kimse yok Muhammed O’nun Habîbi sevgilisi ama en büyük kulu, en büyük Peygamberi Allah gibi değil Allah’ın en büyük kulu en büyük Peygamberi. Îsâ’da Meryem’in oğlu bir peygamber ve Allah’ın kulu kıymetli bir kulu Mûsâ’da öyle İbrâhim’de öyle Nuh’larda öyle öbür peygamberlerde öyle. Evliyâlar, âlimler, değerli komutanlarımız, değerli hükümdarlarımız, gerçek âlimlerimiz de böyle ve  bütün insanlık da böyle neticede bunlar Allah’ın kullarıdır. İçinde îmânlı değerli insanlar, değerli kullarıdır. İnanmayanlar da inanmamış yanlışa saplanmış insanlardır bunları da İslam kurtarmaya gelmiştir. Bunlar ateşe doğru gidiyor cehenneme İslam bunları cennete çekmeye çalışıyor gelin yanlış yapıyorsunuz. Allah inkâr edilmez, Allah’ın emirleri inkâr edilmez, Allah’ın Kitâb’ı Kur’an’ın âyetlerinin hükümlerine karşı konmaz, inkâr edilmez diye İslam herkesi cennete çağırıyor. Küfürden kurtarmak, şirkten, nifâktan, zulümden kurtarmak dünyaya sevgiyi, barışı, adâleti egemen kılmak İslam’ın yeryüzüne verdiği mesaj aslî bir hakîkat budur. Bu hakîkat aslîdir, îmân İslam aslîdir. İman İslam dışı ne varsa bunları insanlar kendi uydurmuştur. Aklını herkes başına alsın! Allah’ı dinleyelim, kıymetli dostlar, Peygamber’i dinleyelim, Kur’an-ı Kerim’i dinleyelim, sünneti, icmâ, kıyası dinleyelim, müçtehitleri, müçtehit âlimlerimize onlara öğrenci olalım. Gerçek âlimlerin talebesi olalım, öğrencisi olalım, bu hayat veren nurun derslerini kaçırmayalım. Ben ömür boyu talebeyim, Kur’an’ın talebesiyim, hizmetkârıyım. Yüksek âlimlerimize hep rahmet okumak benim boynumun borcu hepimiz böyleyiz. Beşikten mezara kadar okumak Ümmet-i Muhammed’in görevidir. İki günün birbirine eşit olmayacaktır sürekli ilerlemek, sürekli yükselmek. İnsanlar bilgi ile hak bilgiyle aydınlanır eylemleri de bilgisine göredir, teorisi de, pratiği de bilgisine göredir. Serçe serçeliği ile bakın ne yapar? Serçelik fıtratı ona konmuştur o serçedir şahinlik beklenmez. Bülbüle bülbüllük konmuştur, ondan da serçelik beklenmez veya bir başka. Şimdi eğer Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı, yaratılan fıtratına, fıtrat dini olan yüce İslam’ın değerlerini eğer bütün ruhuna, kalbine yerleştirir bunlarla donanırsan, işte fıtratın gelişmiş insanlığa faydalı bir tam bir eleman olursun aranan. Şeytanların kaçtığı, meleklerin kuşattığı yardım edip sevdiği insan olursun. Şeytanlar kaçar ama hakkın dışına saptığın zaman şeytanlar seni kuşatır melekler uzaklaşır. Allah’tan da sürekli uzaklaşırsın. Neyinden? Rahmetinden uzaklaşır azâbına yaklaşırsın hışmına yaklaşırsın çarpılır gidersin. Aklını başına al! Kurtuluş var mı? Allah’tan kaçan insan Allah’ın hışmına giden insandır.

 

Dakika 45:05

 

Allah’ın rahmetine, merhametine koş bu İslam işte. İslam Allah’ın rahmeti, Allah’ın merhameti ebediyyû’l-ebed mutluluk veren gerçek hayatın, saadetin bizzat kendisi.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

حٰمٓ ﴿١﴾

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ﴿٢﴾

  مَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَمَّٓا اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ ﴿٣﴾

قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۜ ا۪يتُون۪ي بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هٰذَٓا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ﴿٤﴾

  وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَنْ لَا يَسْتَج۪يبُ لَـهُٓ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَٓائِهِمْ غَافِلُونَ﴿٥﴾

 وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَٓاءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِر۪ينَ﴿٦﴾

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۙ هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۜ﴿٧﴾

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ ل۪ي مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَا تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ كَفٰى بِه۪ شَه۪يداً بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ﴿٨﴾

قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعاً مِنَ الرُّسُلِ وَمَٓا اَدْر۪ي مَا يُفْعَلُ ب۪ي وَلَا بِكُمْۜ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ﴿٩﴾

  قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِه۪ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى مِثْلِه۪ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْـبَرْتُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ۟﴿١٠﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

حٰمٓ ﴿١﴾ Hâ, Mîm.

 

Bu Kitâb’ın indirilişi, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.

 

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeyden yüz çeviriyorlar.

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! De ki: “Allah’tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü? Onlar yerden ne yaratmışlar bana gösterin. Yoksa onların göklerin yaradılışında bir ortaklıkları mı var? Eğer siz doğru söyleyen kimseler iseniz bana bu Kur’an-ı Kerim’den önce indirilmiş bir kitap veya ilimden bir eser getirin.”

 

Allah’ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendisine hiçbir cevap veremeyecek olan putlara dua eden kimseden daha sapık kim olabilir? Oysa taptıkları şeylerin, onların yalvarışlarından haberleri bile yoktur.

 

Kıyâmet günü insanlar bir araya toplandığı zaman taptıkları şeyler kendilerine düşman kesilirler. Ve onların kendilerine tapmalarını inkâr ederler.

 

Bizim âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkâr edenler kendilerine gelen hak kitap için: “Bu apaçık bir büyüdür”        dediler.

 

Yoksa “Onu (Muhammed) mi uydurdu” mu diyorlar? Sen de ki: “Eğer onu ben uydurmuşsam Allah’tan bana gelecek cezâyı salmaya defetmeye sizin gücünüz yetmez. O sizin yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter o çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

 

Dakika 50:20

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! De ki: “Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahiy edilene tâbî oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

De ki: “Ne dersiniz, eğer bu Kur’an Allah tarafından ise ve sizde onu inkâr etmişseniz, bununla birlikte İsrâiloğulları’ndan bir şahit de onun bir benzerini (Tevrât’ta görüp) inanmışken siz hâlâ büyüklük taslarsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız)? Şüphesiz ki, Allah zâlim bir topluluğu doğru yola iletmez.”

 

Kur’an-ı Kerim’in ve Hazreti Muhammed’in hak Peygamber ve hak kitap olduğu Tevrât’ta, İncîl’de yazılı önceki suhuflarda da yazılıydı. Bütün peygamberler Hazreti Muhammed’e haber verdiler. Îsâ (A.S) özel müjdelemeye geldi ve dünyaya Muhammed’i müjdeledi. Cenab-ı Hak Yahûdî âlimlerinden Abdullah Bin Selâm değerli bir âlim idi Tevrât’ta Hz. Muhammed’i görüp duruyordu. Peygamberimize Peygamberlik geldiği zaman hemen baktı ki Tevrât’taki haber verilen Peygamber Muhammed Mustafa bu Peygamber. Derhâl îmân etti ve Müslüman oldu. Yahûdîlere de: “Siz Tevrât’ta görüp durduğunuz hâlde neden inkâr ediyorsunuz Muhammed’i” dedi ve Müslüman olan Yahûdî âlimleri Yahûdîleri İslam’a çağırdılar ne yazık ki içlerinde sapık âlimlerde vardı sapık bilginler vardı saptılar sapıttılar. Hem kendilerini hem de aldattıkları insanları cehenneme gitmelerine sebep oldular yazık ettiler hâlâ yazık ediyorlar.

 

Burada “Bidi, Bid’attan” bahsediliyor. Bid’at nedir? Örneği geçmemiş yeni türemiş, şeylere bid’at denir. Örneği olmayan şeydir. Allah’ın izni olmaksızın bir takım örneği olmayan şeyler icat edecek icatçı değilim. Yani ben diyor icatçı değilim Peygamberimiz. Ve bid’atı da İslam dini reddeder. Bid’at insanlara faydası olmayan zararı olan İslam’da örneği olmayan ve zarara dayalı olan Allah’ın rızâsına uygun olmayan sonradan icat edilmiş zarara dayalı şeyler bid’attir. Faydalı olup İslam’da örneği olan şeyler bid’at değildir. Şimdi her şeye bid’at diyen biz de zavallı gruplar var, zavallı insanlar var bid’atın ne olduğunu öğrenememişler. Bid’at Allah’ın rızasını aykırı olacak bir de İslam’da örneği hiç olmayacak. İslam’da örneği varsa bir şeyin o bid’at değildir faydaya dayalıysa Rızâ-i İlâhî’ye aykırı değilse bid’at değildir. Hele de fayda celb ediyor, zarara karşı koyuyor zararı def ediyorsa bunlar bid’at değildir.

 

Dakika 55:18

 

Abdullah Bin Selâm (Radıyallâhu Anh) İmâm Şa’bî gibi bazıları şahitten maksadın Hazreti Mûsâ olduğunu söylemişlerdir. Hazreti Mûsâ de şahittir Abdullah Bin Selâm da şahittir diğer Peygamberlerde. Neye? Hazreti Muhammed’in hak Peygamber olduğuna, Tevrât’ta İncîl’de, Zebur’da, Suhuflar da Hazreti Muhammed yazılıydı haber verilmişti. Öz evlatlarını bildikleri gibi önceki kitaplarda Hazreti Muhammed’i tanıyorlardı, Cenab-ı Hak tanıtmıştı.

 

Sâ’d Bin Ebî Vakkâs (Radıyallâhu Anhü) demiştir ki; Rasûl-i Ekrem Sallallâhu Aleyhi ve Sellem: “Yeryüzünde yürüyen bir kimse hakkında o cennetliktir derken işitmedim. Abdullah Bin Selâm’dan başka ki (وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ) “İsrâiloğulları’ndan bir şahit de onun bir benzerine şehadet edin îmân getirir.” Âyeti de onun hakkında nâzil oldu. Sûre’nin Mekkî Abdullah Bin Selâm’ın îmân edişinin ise Medine de olması itibariyle bu durumda bu âyet gâip haberlerinden demek olur. Bu âyetin Medenî olduğunu da söylemişlerdir. Hasen ’den rivâyet olunur ki şöyle demiştir; “Bana şu haber ulaştı, Abdullah Bin Selâm İslam’a girmek istediği zaman: “Ya Rasûlallah dedi, Yahûdîler bilir ki ben onların âlimlerindenim, babam da onların âlimlerindendi. Hâlbuki şimdi ben şahâdet ediyorum ki, sen Allah’ın hak Peygamberisin ve onlar seni Tevrât’ta yazılı bulurlar şimdi filana, filana ve daha Yahûdîlerden adlarını saydıklarına adam gönder ve beni evimde gizle de onlara benden ve babamdan sor. Ben de o zaman çıkarım gizlendiğim yerden ve senin Allah’ın Rasûlü olduğunu ve onların seni yanlarındaki Tevrât’ta yazılı olarak bulduklarını gerçekte senin hidâyet ve hak ile hak din ile gönderildiğine şahâdet ederim. Rasûl-i Ekrem Efendimiz Hazreti Muhammed de aynen öyle yaptı onu evinde gizledi bir yere sakladı Yahûdîleri çağırttı yanına girdiler. Derken Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; “Sizin içinizde Abdullah Bin Selâm nedir?” Kendisi dediler bizim en âlimimiz, babası da o hâlde Müslüman olduysa ne dersiniz? Hem kendisi en âlim hem de babası da en âlim. Mademki böyle O hâlde Müslüman olduysa ne dersiniz?” dedi Peygamberimiz Yahûdîlere. Onlar da: “Olmaz” dediler, üç kere tekrar ettiler. Bunun üzerine Peygamberimizin Abdullah Bin Selâm’ı gizlediği perdenin arkasından çıkardı O da çıktı

 

(Eşhedü enneke Rasulillahi ve ennehüm yecidüneke ındehüm fitTevrâti ve enneke buiste bil hüdâ ve dinil hakkı) dedi.

 

Abdullah Bin Selâm Müslümanlığını bütün Yahûdîlere açıkladı Yahûdî âlimi bu zatı muhterem büyük bir âlim babası da kendi de.

 

Dakika 1:00:40

 

Şöyle diyor bu şehâdetin de Abdullah Bin Selâm bütün Yahûdîlere karşı: “Ben şahitlik ederim ki sen Allah’ın Rasûlüsün Ey Muhammed, diyor. Onlar seni yanlarındaki Tevrât’ta yazılı olarak buluyorlar ve sen hidâyet ve hak dini ile gönderildin” dedi. Deyince böyle Yahûdîler: “Biz senden bunu beklemezdik Ey Abdullah Bin Selâm!” dediler küfrederek çıktılar. İşte senin Yahûdî dediğim adam kendi kitâbı Tevrât’a inanmıyor, Mûsâ’ya inanmıyor Aleyhisselâm. İnansa böyle yapar mı? Kendi âlimlerini de inanmıyor inandıkları âlimleri de kendilerine Rab edinmişler. İşte kendilerine Rab edindikleri de Tevrât’a inanmadıkları için kendi kafalarına göre Tevrât’ı bu hâle getirmişler. Yoksa Tevrât Hazreti Mûsâ gerçek Yahûdî âlimleri Hazreti Muhammed’i Tevrât’ta okuyorlar, görüyorlar, biliyorlardı. İncîl de böyleydi Îsâ Aleyhisselâm Hazreti Muhammed’i müjdelemeye geldi. İncîl’e ihânet edenler, Îsâ’ya ihânet edenler ne yaptılar? İnsanların yolunu hakkın yolunda çevirdiler yanlış yollara saptırdılar. Onlar da rahiplerini, ruhbanlarını, keşişlerini Rab edindiler. Yazık etmediler mi? Yazık ettiler. Müslümanlardan da bu duruma düşenler Kur’an’ı bırakıp işte şu benim önderim, şu benim liderim deyip onun dediğini Kur’an kabul edenler Kur’an’la uyuşuyor mu uyuşmuyor mu, Kur’an’a uyuyor mu uymuyor mu, Kur’an’da ki gerçeklerle bağdaşıyor mu bağdaşmıyor mu… Bunu düşünmeden şeyhim de şeyhim önderim de önderim liderim de liderim diyenler onları Rab edinen Müslümanların durumu da aynıdır ki bunlar istisnaidir. Gerçek Müslümanların hiçbir suçu yoktur.

 

İşte Tevrât’ın başına Yahûdîlerin başına gelenler İncîl’in başına ve gerçek Îsâ’nın ortaya koyduğu gerçeğin başına gelenler şöyle bir düşünün. Kur’an-ı Kerim geçmişi yenilemiş, yanlışları ortadan kaldırmış, doğruyu ortaya koymuştur. Îsâ bizimdir, Mûsâ bizimdir, Tevrât bizimdir, İncîl bizimdir. Tevrât’ın Kur’an-ı Kerim’e uymayan Tevrât, Kur’an’ı Kerim’e uymayan İncîl; çünkü Kur’an-ı Kerim onları Müheymin ve Mûsâddiktir. Bünyesinde onları himâye eder. Hükümlerinin kaldırılacak kısımlarını kaldırmış, yenileyecek kısımlarını yenilenmiştir bunu Allah yapar. Nasıl İncîl ile Tevrât’ı yeniledi ise Kur’an-ı Kerim ile de geçmişim tamamını yenilemiştir. Çünkü Allah’ın kitapları bunlar ve son kitap Kur’an-ı Kerim olduğu için Kur’an-ı Kerim’le Allah’ta bütün çağların değişen şartlarına göre yeni hükümlerle yepyeni bir Muhammedî şeriat ortaya koymuştur.

 

Dakika 1:05:15

 

Kim? Allah’u Teâlâ Şârî Allah’tır. Şeriatı ortaya Allah koyar kulun dayattıkları şeriat değildir kulun kendi uydurduğu sistemleri kul ne yapıyor; birbirine dayatıyor. Allah’ınkini kabul etmiyor, kendi şeriatını dayatıyor. Yarın bunun hesabını vereceğiz Allah’a hepimiz.

 

Kıymetli dostlar,

 

İşte Kuran-ı Kerim gerçekleri ortaya koyuyor Abdullah Bin Selâm olduğuna dair haber varit olmuştur. Şehit Abdullah Bin Selâm kınanan muhataplar da Yahûdî topluluğudur bunlar kınanmıştır. Çünkü hem Tevrât’a karşı koymuşlar Yahûdîler, hem Abdullah Bin Selâm’a bu gerçek âlime karşı koymuşlar, hem de Mûsâ’ya Mûsâ’nın ortaya koyduğu değerlere karşı koyuyorlar. Bunun Mûsâ’yla Tevrât’la ne alâkası var? Mûsâ Aleyhisselâmın yolunda yürüselerdi bugün dünya da herkes Müslüman olması gerekiyordu. Tevrât’a inansalardı bütün dünyanın Müslüman olması gerekiyordu. İncîl’e Îsâ’ya inansalardı dünyanın Müslüman olması gerekiyordu, Müslümanların da doğru Müslüman olması gerekiyordu. Tabii doğru Müslümanlar zaten doğru Müslümandır ama ehl-i bid’at ve dalâlet yollarına sapanlar için söylüyorum bunu.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْراً مَا سَبَقُونَٓا اِلَيْهِۜ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِه۪ فَسَيَقُولُونَ هٰذَٓا اِفْكٌ قَد۪يمٌ﴿١١﴾

  وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ وَهٰذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَاناً عَرَبِياًّ لِيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۗ وَبُشْرٰى لِلْمُحْسِن۪ينَ﴿١٢﴾

  اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴿١٣﴾

اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴿١٤﴾

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَاناًۜ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهاً وَوَضَعَتْهُ كُرْهاًۜ وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْراًۜ حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۙ قَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ ل۪ي ف۪ي ذُرِّيَّت۪يۚ اِنّ۪ي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّ۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ﴿١٥﴾

  اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجَاوَزُ عَنْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ف۪ٓي اَصْحَابِ الْجَنَّةِۜ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ﴿١٦﴾

وَالَّذ۪ي قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَٓا اَتَعِدَانِن۪ٓي اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْل۪ي وَهُمَا يَسْتَغ۪يثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْۗ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّۚ فَيَقُولُ مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿١٧﴾

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۜ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ ﴿١٨﴾

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُواۚ وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ﴿١٩﴾

وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِۜ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ ف۪ي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَاۚ فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ۟﴿٢٠﴾

 

 

Dakika 1:10:22

 

İnkâr edenler, îmân edenler için: “Eğer İslam da bir hayır olsaydı onlar onu kabul de bizi geçemezlerdi” derler. Bununla muvaffak olamayınca da: “Bu eski bir yalandır” diyeceklerdir.

 

Kur’an-ı Kerim’den önce de bir rehber ve rahmet olarak Mûsâ’nın kitâbı Tevrât vardı. Bu Kur’an-ı Kerim ise zulmedenleri uyarmak iyilik yapanları müjdelemek için Arap lisânı ile indirilen ve kendinden öncekileri tasdik eden bir kitaptır.

 

“Gerçekten Rabbimiz Allah’tır.” deyip, sonra da dosdoğru olanlara gelince onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

 

İşte onlar cennetliktirler, yaptıklarına karşılık orada ebedî olarak kalacaklardır.

Biz insana anne ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ona karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihâyet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki; “Ey Rabbim! Bana ve anne babama ihsân ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın sâlih amel işlemeyi ilhâm et, ihsân et. Benim neslimden gelenleri de sâlih kimseler kıl. Doğrusu ben tövbe edip sana yöneldim ve ben gerçekten Müslümanlardanım.

 

İşte yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu onlara vaad edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.

 

Ana ve babasına: “Öf size siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden çıkarılacağımı mı vaad ediyorsunuz? Oysa benden önce nice nesilleri gelip geçmiştir.” diyen kimseye anne ve babası Allah’a sığınarak “Yazıklar olsun sana! Gel îmân et şüphesiz ki, Allah’ın vaadi gerçektir.” Dediklerinde o: “Bu Kur’an öncekilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu. Îmânsızlık işte böyledir.

 

İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları içerisinde haklarında azâb vaadi hak olmuş kimselerdir. Onlar gerçekten hüsrana uğramışlardır.

 

Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah Celle Celâlühü onlara yaptıklarının karşılığını tam olarak verir. Onlara haksızlık edilmez.

 

İnkâr edenler ateşe arz edilecekleri gün onlara: “Siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azâbla cezâlandırılacaksınız.” (denir).

 

Dakika 1:15:00

 

İşte dünyada ne çaldı, çırptı ne istedi ise dünyadan istedi zevkini dünyada tamamladı âhireti hesaba katmadı. Âhirette bunların hiç nasîbi yoktur. Dünyada artık onların istediği her şey onlara verilmiş kendileri Cennet-i Âlâ’dan ebedî nasipleri yoktur cehennem ebedî onlarındır. İşte ehli dünya budur dünyanın aldattığı insanlar bunlardır. Aklını başına al ey insanoğlu!

 

Sâlebi, Yahûdîlerinin Abdullah Bin Selâm ve arkadaşları hakkında sözleridir demiştir. Abdullah Bin Selâm Yahûdîleri İslam’a çağırdı kendisi kıymetli bir Yahûdî âlimiydi ve Müslüman oldu seve seve. İstikbâlin kâfirleri daha azgın olacağına da işaret edilmiş tâ on dört asır önce… Bugün keferesi daha berbattır. Neden? Bugünkü çağın imkânlarını da küfre kullanıyorlar o ehli küfürde onun için. Tevhîd ile amelin sonu olan doğruluğu kendinde toplayanlarda tabii mutlu insanlardır ki bunlara müjde vardır. Müslüman inanır ve dosdoğru hareket eder. Her birimde başka bir nükte ayrı ayrı faydalar ortada alabildiğine hikmetler görülmektedir. Kur’an-ı Kerim’in her kelimesi bir deryâdır.

 

Babanın gâlibiyeti (valideyn) içinde ikincisi ve (حَمَلَتْهُ) üçüncüsü (وَوَضَعَتْهُ), (وَفِصَالُهُ) bakın burada doğurma, emzirme yönlerine şöyle bir bak. Baba ise yalnız (valideyn) de bir kere zikredilmiştir. Bir hadisi şerifte beyan olunan şu ifade ile mütenasiptir. Bir adam; Ya Rasûlallah! (Men eberru) “Ben kime çok iyilik edeyim?” demişti. Allah’ın Rasûlü Hazreti Muhammed şöyle cevap buyurdu: (Ümmeke) “Anana”, sonra kime dedi. Peygamberimiz yine: (Ümmeke) “Anana” buyurdu. Sonra kime? Buyurdu. Peygamberimiz yine (Ümmeke) Anana buyurdu, sonra kime?” dedi (Ebake) “Babana” buyurdu. Dikkat edin! Ananın zahmeti babaya göre küçük kattır onun için “anana, anana, anana” dördüncü de “babana” dedi anneye-babaya iyilik vazgeçilmez bir Allah’ın teklif ettiği görevdir. Öf bile deme annene babana yanlışlarına katılma ama hiç onlara kötülük de düşünme yanlış da davranma, onların yanlışlarına da sabırlı ol iyilikle karşılık ver ihtiyaçlarını gör.

 

İki senesi emzirme de emzirme müddeti altı ayda hamilelik müddeti ki hamileliğim en az müddeti emzirmenin de en çok müddeti gösterilmiştir asgari ve ekseri olarak. Şimdi Hazreti Ömer’e bir kadın duruşmaya götürülmüştü rivâyette kadın ki altı ayda doğurmuştu. Had cezâsı uygulanmasını emretti. Hazreti Ali (Radıyallâhu Anh) bu âyeti hatırlatarak had cezâsı lâzım gelmez hamilelik süresinin en az müddeti altı aydır diye itiraz etti ve Hazreti Ömer de tasdik etti. Bu haberin kaynağında da Suyûtî bulunmaktadır.

 

Dakika 1:20:32

 

Fahrettin Râzî bunu naklettikten sonra der ki: Akıl ve tecrübe de bunun böyle olduğuna delâlet eder diyor. Ki, bu haberin kaynağında Fahrur Râzî de bulunmaktadır. Meselâ ceninin yaratılışını otuz günde tamam farz edelim bu zaman ikiye katlanıp altmış gün oldu mu cenin hareket eder bu toplama iki misli olan yüz yirmi gün daha ilave edilince yüz seksen eder ki altı aydır o vakit cenin anadan ayrılır. Yaratılış otuz beş günde olduğunu farz edelim, o vakit yetmiş günde hareket eder iki misli yani yüz kırk daha ilave olununca toplamı iki yüz on gün eder ki yedi aydır çocuk anadan ayrılabilir. Kırk gün olduğunu farz etsek seksen günde hareket eder iki yüz kırk günde anadan ayrılır ki sekiz aydır. Kırk beş günde tamam olduğunu farz edelim o zamanda doksan günde hareket eder iki yüz yetmiş günde anadan ayrılır ki bu da dokuz ay eder. İşte tecrübe sahiplerinin anlattıkları kural budur. Calinûs demiştir ki; Ben hamilelik zamanlarının miktarlarını çok merak ile araştırdım. Bir kadın gördüm ki bakın yüz seksen dört günde doğurdu. İbn-i Sinâ da kendisinin bunu müşahede etmiş olduğunu kaydetmiştir. Demek ki hamileliğin en az müddeti Kur’an-ı Kerim’in nassına göre de tıp ve tıbbın tecrübelerine göre de bir olarak altı aydır. Ama hamileliğin en çok müddeti hakkında Kur’an-ı Kerim’de bir delâlet yoktur. Ebû Ali Bin Sinâ “Şifâ” adındaki eserinde 9’uncu makalesinin 6’ncı faslında demiştir ki; tamamıyla itimat ettiğim güvenilir bir yerden bana ulaştı ki bir kadın hamilelik senelerinin dördüncüsünden sonra bir çocuk doğurdu dişleri bitmişti, hem de yaşadı. Bakın dört sene annesinin karnında kalıyor dört yaşında doğuyor annesinin karnından ve dişleriyle birlikte doğruyor hem de yaşadı diyor. Bu haberi kim veriyor? Ebû Ali Bin Sinâ Doktor İbn-i Sinâ ki dünyanın doktoru dünyanın lokman hekimi sayılır. Eristatalis’ten de şöyle hikâye olunmuştur; Hayvanların doğum ve hamilelik zamanları bellidir. İnsandan başka ki gebe bir kadın bazen yedi ayda, bazen sekiz ayda doğurur. Sekizinci ayda mısır gibi muayyen beldelerden başka yerlerde az yaşar. Ama genellikle çoğunluk 9’uncu aydan sonra doğmaktadır.

 

Dakika 1:25:10

 

Tecrübe sahipleri şunu da hatırlatırlar ki yukarıda geçtiği üzere ikiye katlamak sûretiyle beyân ettiğiniz kaide kesin değil, yaklaşık olarak böyledir. Râzî ceninin tamamlandığını müddeti de altı kısmı ayırarak tecrübeye dayanan bilgilerine göre kaydetmiştir. Çünkü Râzî de büyük Doktor ’dur, büyük hekimdir, büyük bir âlimdir, müfessirlerin imamıdır olarak kabul edilir.             Mebhas-ı-Rüşeym yani cenin, embriyo bilimi denilmekte ve özel bir tasnife tâbî tutulmaktadır. Nihâyet der ki, altıncısında organlar birbirinden seçilir ve his olunacak şekilde belli olur bunun toplamı kırk gündür, bazen kırk beş güne kadar uzanır en azı da otuzdur. Bakın tecrübeyle ilimle Kur’an gerçekleri nasıl birbirine tam mutabık oluyor ki, Kur’an aslı temsil ediyor, tecrübe de gerçeği bulduğu zaman Kur’an’da birleşiyor. Kur’an’daki şaşmaz. Şu hadisinde haber verdiğine uygun düşmektedir. “Her birinizin yaratılışı anası karnında kırk günde toplanır.” Gördünüz mü bundan on dört asır önce daha fazla Sevgili Peygamberimiz bakın bu konuda ne kadar sağlam bir bilgi ortaya koymuş. Kur’an-ı Kerim gerçeği yanında Muhammedî bir gerçek ortadadır. Ne diyor Peygamberimiz; (yücmeu halku ahâdiküm fi batni ümmihî erbaine yevmen) “Her birinizin yaratılışı anası karnında kırk günde toplanır.” Tecrübe sahipleri derler ki; “Kırktan sonraki düşük cenin torbası yarılıp da soğuk suya konulduğu zaman organları belirgin küçük bir şey ortaya çıkar” organları belirmiş kırk gün içinde.

 

Dakika 1:28:14

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 52 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}