Tefsir 457-01

457- Tefsir Ders 457 hayat veren nurun keşif notları

457- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 457

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Zâriyât Sûresi 24’üncü Âyet-i Kerime’den 60’ıncı Âyet-i Kerime’ler)

(Tûr Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 49’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

‘’ Rabbi Eûzu bike m‘in hemezâtiş şeyâtîn ve eûzu bike Rabbi en yahdurûn’’

 

‘’Bismillahi Zişân azimû sultan şedidül burhan kaviyyül erkâm mâşââllahu kân Eûzubillahi min külli şeytani insün ve can’’

‘’Bismillahillezi la yedurru mâismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

 ‘’Euzubillahimineşşeytanirracim min hemzihi ve nefgıhi ve nefsih’’

‘’Euzu bikelimatillahitâmmâti min şerri mâ halaka ve zerae ve berae’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ﴿٢٤﴾

  اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُون﴿٢٥﴾

فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ﴿٢٦﴾

فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ﴿٢٧﴾

فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ﴿٢٨﴾

فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ﴿٢٩﴾

قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ﴿٣٠﴾

قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ﴿٣١﴾

قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ﴿٣٢﴾

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ﴿٣٣﴾

  مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ﴿٣٤﴾

  فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ﴿٣٥﴾

فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ﴿٣٦﴾

وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ﴿٣٧﴾

وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ﴿٣٨﴾

فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ﴿٣٩﴾

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ﴿٤٠﴾

وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ﴿٤١﴾

مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ﴿٤٢﴾

وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ﴿٤٣﴾

فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ﴿٤٤﴾

فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ﴿٤٥﴾

وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ۟ ﴿٤٦﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Kıymetli dostlar, muhterem izleyenler!

 

Hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları isimli dersimiz devam ediyor. Zâriyât Sûresi’nin 24’üncü âyetine gelmiş bulunmaktayız dersimiz bunlarla devam ediyor. Yüce Rabbimiz Sevgili Habîbi Hazreti Muhammed’e hitaben bakın yüce fermanını nasıl insanlık âlemine yüce mesajını duyurmaktadır.

 

Dakika 5:03

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! İbrâhim’in şerefli mÎsâfirlerinin haberi sana geldi mi?

 

Bak cihâna böyle duyuruyor Cenab-ı Hak Habîbinin şahsında şanlı Kur’an ile nur saçan âyetlerle yani âyetleri bu Kur’an’ın kalbinizin ruhunuzun semâlarında parlasın diyor yıldızlardan parlak parlasın.

 

Hani onlar İbrâhim’in huzuruna girmişlerdi de “Selâm sana!” demişlerdi. İbrâhim Aleyhisselâm: “Size de selâm” demiş ve içinden: “Bunlar tanınmamış bir topluluk!” diye içinden geçirmişti.

 

İbrâhim Aleyhisselâm, sonra ailesine giderek semiz bir buzağı (eti) getirdi, yani kızartılmış güzel bir dana eti.

 

Onu önlerine sürerek: “Yemez misiniz?” dedi.

 

Yemediklerini görünce onlardan içine bir kuşku düştü bu korku kuşku diye de tefsir edilmiştir. Onlar İbrâhim’e: “Korkma!” dediler hiç kuşku duyma ve onu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.

 

Bunun üzerine İbrâhim Aleyhisselâmın hanımı (Sâre Annemiz) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: “Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?” dedi.

 

MÎsâfir melekler: “Evet bu böyledir. Sen kısırsın yaşlı bir kadınsın ama Rabbin böyle buyurdu. Âdem’in annesi babası var mı, Havvâ’nın var mı? Yok. Nereden yaratıldı bunlar? Bu kâinat nereden yaratıldı? Yoktan. “Rabbin böyle buyurdu gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilir” dediler. Yani melekler böyle söyledi ama insan sûretinde geldiler.

 

İbrâhim Aleyhisselâm kendisine mÎsâfir olarak gelen meleklere: “Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?” dedi.

 

Onlar: “Gerçekten biz günahkâr bir kavim olan Lût, (Lût kavmine) gönderildik dediler.

Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız. Cehennem taşları yağdıracağız.

 

O taşlardan her birinin haddi aşanlardan kime Îsâbet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir dediler.

 

Nihâyet biz mü’minlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.

 

Fakat biz orada Müslümanlardan bir halk ev halkından başka kimseyi de bulamadık. Lût’un yanında bir kaç ailesinden birkaç kişi var mü’min, mü’mine karısı dâhil Lût’un Lût’a inanmamış. Bakın, o inanan bir tek  aile ki Lût’un ailesi karısı hâriç başka kimseye yok Allah onları kurtardı inanları bakın öbürlerini ne yaptı.

 

Dakika 10:05

 

Biz orada acı bir azâbtan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık. Ve Lût’un kavmini Cenabı Hak helâk etti üstüne altına çevirdi üzerlerine cehennemden damgalı taşlar yağdırdı, yok edildiler, daha doğrusu cehenneme gönderildiler. Dünyada kahredilen herkes cehenneme gönderilir.

 

Mûsâ’nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun’a göndermiştik.

 

Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında: “Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir” demişti.

 

Peygamberlere tâğutlar, sapıklar, küfür ehli, şirk ehli, zâlimler, fâsık, fâcirler Peygamberlere ya sihirbaz derler, ya deli derler veya emsali bir  şey söylerler. Mûsâ’ya da Firavun sihirbaz dedi delidir dedi. Aslında alçağın, tâğutun ta kendisi Firavun’un kendisiydi. O çağın Firavunları da böyledir bu çağın Firavunları da böyledir.

 

Nihâyet biz onu ve ordularını yakalayıp hepsini denize attık. Firavun’un güçlü bir devleti vardı, güçlü bir ordusu vardı. Ne oldu? Allah onları derledi toparladı denize attı. Firavun ise o sırada (inadından dolayı pişmanlık duyarak) kendi kendini kınıyordu. Son pişmanlık fayda vermiyor ki vermedi.

 

Âd kavminin helâkine de ibret vardır. Şimdi Firavun ebedî feryat edecektir ebedî kendini kınayacaktır ama hiç faydası olmayacaktır. Âd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani biz onların üzerine köklerini kesecek bir rüzgâr göndermiştik. Bir fırtınayla Âd kavmi de helâk edildi.

 

O rüzgâr üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi dağıtıyordu. Öyle bir azâb rüzgârları esti Âd kavminin tepesine.

 

Semûd kavminin helâkinde de bir ibret vardır. Hani onlara: “Belirli bir süreye kadar dünyadan faydalanıp, geçinin” denmişti.

 

Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerine bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı, tepelerine yıldırım yağdı.

 

Artık onlar, ne kendi kendilerine ayağa kalkabildiler, ne de yardım gördüler. Allah’ın helâk ettiğine kim yardım edecek.

Daha öncede Nuh kavmini helâk etmiştik diyor Cenab-ı Hak. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavim idiler diyor.

 

Kıymetli dostlar,

 

İşte Cenab-ı Hak ibretli sahneleri ortaya koyuyor. Sahte filmler seyretmeyin sahte sahnelere bakmayın Kur’an-ı Kerim’in sahnesine bakın. Çünkü Kur’an-ı Kerim’deki sahneleri ortaya koyan Allah’ın kendisi. Bunu dünyada insanlara en iyi şekilde gösteren, anlatan, yerleştiren Hazreti Muhammed’dir. Ve bu sahne İslam’ın içindeki gerçeklerle ortaya konmuştur ki Kur’an-ı Kerim gerçeği onun âyetlerinin, sûrelerinin ortaya koyduğu yüce gerçeklerdir.

 

Dakika 15:30

 

Sahte filmlerden, sahte ekranlardan kendinizi kurtarın. Gerçeğe bakın, dünyadan âhireti görmeyi, dünyadan mezarı görmeyi, dünyadan mahşeri görmeyi, büyük mahkemeyi görmeyi, büyük hâkimin Kur’an kânûnlarıyla seni hesaba çekeceğini Sırât Köprüsü’nü buradan mîzanı amel defterlerinin boynunda takılı Arş’ı Âlâ’dan uçuşan o gerçek amel defterleri ile dünyadan götürdüğün amellerin birleştiği sahnelere dünyadan bak. Sahte ekranları bırak, gerçeklere dön. Kur’an-ı Kerim gerçeğine, İslam gerçeğine, Muhammedî nura dön ve Hazreti Muhammed’in önderliğinde Yüce Allah’ın ortaya koyduğu ilâhî nizam, ilâhî kânûnlarla ki şeriatın kânûnlarına bu Şâri olan Allah’ın kendi kurallarına bağlan. Bunlar Şârî’in kuralları. Allah’u Teâlâ’nınkini kabul etmiyorsun, birilerinin dayattığı sahte şeriatlara râzı oluyorsun kuzu, kuzu. Peki, Rabbin kim? Sahte şeriatlara bağlanıp Şâri olan Allah’ın ortaya koyduğu kuralları itikatta, amelde, ahlâkta, hukûkta her konuda Yüce İslam’ın ortaya koyduğu Allah’ın kânûnlarına o ölçülere uymazsan kimin kulusun sen? Hani sen (لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ) diyordun ya, hani (مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ) diyordun ya peki bunun ağzından söz olarak bunu söyleyip de bunun içine başka şeriatları doldurup başkalarına tâbî olduğun zaman ne yaptığının farkında mısın sen? Kelime-i Tevhîd okuduğunu mu zannediyorsun? Cenab-ı Hak gerçekleri duyuruyor kıymetli dostlarım. Cenab-ı Hak öyle diyor. Bakın bu kavimleri birer özetleme ile en yüce veciz bir cümlelerle bakın geçmişi nasıl özetledi Cenab-ı Hak. Bunu kitaplar dolusu bunu yazdı izâh etseniz siz toplum bu kadarını anlayamazdı. Yüce Allah şuradaki şu âyetlerde bakın önüne kaç tane sahne koydu, gel bütün kalbinle Kur’an-ı Kerim’e sarıl, Kur’an ile Allah’a bak, Hakk’ı gör. Hakk’ın kulu olalım çünkü bize Hak o mutlak Hak olan ‘El-Hakku’ olan Allah yarattı ve hakları verdi. Bütün hukûku bütün hakları veren Allah’u Teâlâ’dır. Kendisi Hak’tır. Her hak sahibine hakkını vermediğin müddetçe sen zâlimsin. Gücün yete yete, imkânların ola ola eğer hak sahiplerinin hakkını vermiyorsan hele de o sorumlu mevki ve makamlarda bulunuyorsan ki burada sorumlu olan herkes.

 

Dakika 20:00

 

(külliküm rain mesulin ve küllü küm mesulün an raiyyeti ) Herkes, herkes ama gücü nispetinde sorumludur Allah’a hesap verecektir herkes istisnâsız. Çünkü Cenab-ı Hak Yüce İslam’ı bütün insanların gücünün yetebileceği ölümsüz seni hayata hazırlayan, her şeyi hayatı kolaylaştıran ve bütün zorlukları kötülükleri mutluluğa dönüştüren bir İslam’ın hayat tarzını sana teklif etti. Senin fıtratına gücüne göre teklif etti. İslam’daki teklifat gücünün yetmediği bir şey değil ki. Mazereti olanlar, özürlü olanlar onlar müstesnâdır. İnsanlığın tümünü özürlü kabul etmek önce kendin bir defa aklında problemin sorunların olduğu anlaşılır. İnsanlık istisnasız şöyle bir bak genel hüküme göre insan mükemmel yaratılmıştır. O dışı özürlü olanlar vardır içi sağlamdır. Esas bozuk ve sakatlar kimdir? İçi bozuklardır ki yüce Kur’an’ı bir türlü kabullenemeyen, Allah’ı ve onun ilkelerini kabullenemeyen ama başkalarına özendikçe özenen ve şeytanın cilaladıkça cilaladığı, süsledikçe süslediği, parlattıkça parlattığı sahte cilalara aldananların durumuna bak işte bozuk olan serseri tabakası onlardır. Şeytanın cilasına, parlatmasına aldanırsın sahte altınlarla çuvalı doldurursun çantayı. Fakat gerçek altınlardan bir tane alamazsın, gerçek cevherden ebedî mahrum kalırsın. Naylon boncuklarla çantanı doldurursun ama içinde bir tane ne yakut var, ne zümrüt var, ne de başka kıymetli cevher var. Allah’ın ortaya koyduğu İslam’ın ortaya koyduğu her şey haktır her hak en yüce değerdedir. Nizam terazine işte bu hak olan ağır gelecek sevapları koy. Bâtılı doldurdun hiçbir değeri yok başına belâ duyduk duymadık deme! Çünkü birbirimize doğruları söylemeden birbirimize dost olduğumuzu mu zannediyorsun? Doğruyu söyleyen senin dostundur. Doğru nedir? Haktır, hakîkattir o da şanlı Kuran’dır, nurlu İslam’dır. Şimdi gideceksin doğuluya ayrı yağ yakacaksın, batılıya ayrı yağ yakacaksın böyle dostluk olmaz bu bir yağcılık yağlama yuvarlamadır bu. Bu kötülüktür, en büyük kötülüktür doğruları söyleyeceğiz. Başkasına kulluk ederek bir defa Allah’a kulluk olmaz Allah’a kulluk edeceksin. Tevhîd inancından bir defa hatâdan yanlıştan kurtulacaksın. Bu âlemin kayıtsız şartsız hükümdarı mutlak hükümdarı Allah’u Teâlâ’dır. O’nun kânûn ve kuralları ortadadır yaratmak, emir O’ndandır. Öbürleri Allah’ın emrine uyduğu kadar doğrudur uymadığı kadar yanlışı vardır gerçekleri tespit edelim.

 

Kıymetli dostlar burada bakın birde (هَلْ أتَاكَ) buyuruldu ki ne diyor; (حَدِيثُ) Hadis ne demektir; İnsana gerek uyanıklık anında gerek uykuda vahiy veya işitme biçiminde gelen söze denir. Biz bu gibi yerlerde kıssa diyoruz. İşte buradaki hadisten maksat kıssa ama konuyu anlatan Yüce Allah olduğu için ve bunu da Kur’an-ı Kerim’in âyetleri olduğu için vahyi ilâhîdir.

 

Dakika 25:00

 

(ضَيْفِ) Dayf’tan maksat da mÎsâfirler yani İbrâhim’e mÎsâfir görünümünde gelen meleklerdir. Bunların on iki melek olduğu rivâyeti de vardır. Buna Cebrâil, Mikâil, İsrâfil diyenler de vardır. Fakat orada bir melek grubunun geldiği kesindir. Niçin geldiklerini de işte anlattık. Niçin geldiler? Lût kavmini batırmaya, üstüne altına çevirmeye geldiler, cehennem taşlarıyla tepelerine taş yağdırmaya geldiler ve helâk ettiler. Allah’ın yüce emri, fermanı böyleydi. Allah mülkünde gâvura sürekli aha sen benim mülkümü ye, iç demez bir müddet ona fırsat verir îmân etsin diye. Bununda asgarisini akil baliğ oluncaya kadar ekserisinin artmış olduğu söylenmektedir. Bunun biraz daha fazla olması, eksik olması bu Allah’ın kendi takdirine bağlıdır. Bunun için kıymetli dostlar, birde yaşlı olduğu hâlde ne yaptı Cenab-ı Hakak Sâre Annemiz çok yaşlıydı İbrâhim Aleyhisselâmın hanımı ikisi de yaşlılıklarında kısır ve yaşlı olduğu halde Allah ona çocuk verdi, hayırlı evlat verdi. Çünkü Allah’u Teâlâ bu âlemi kâinatı yoktan yaratan tabii ki İbrâhim’e Aleyhisselâm, hanımı Sâre Annemize yaşlılıkta çocuk vermesi O’nun (كُنْ) demesine bağlıdır. Îsâ’yı babasız yarattı, Aleyhisselâm Âdem’i anasız-babasız yarattı. Yine Zekeriya Aleyhisselâm’a yaşlılığında Yahyâ’yı verdi. Allah her şeye kâdirdir. Birileri tutmuş Îsâ babasız diye Îsâ’ya tapıyor Aleyhisselâm Îsâ’ya eğer sen babasız diye tapıyorsan, Âdem’in anası-babası da yok şimdi Âdem’e de tapacaksın sen. Bu kafa bu mantık ters çalışıyor ve şirkten kendini kurtaramıyor bu Allah’a iftira, Îsâ’ya da Aleyhisselâm iftiradır. Îsâ Aleyhisselâm değerli şahsiyetli bir peygamberdir, Allah’ın kulu, peygamberidir, Meryem Annemizin de oğludur, babasızdır. Allah’ın (كُنْ) emriyle yaratılmıştır. Nedir (كُنْ) Kün? Yüce Allah bir şeye ol derse derhâl (فَيَكُونُ) o oluverir, çünkü yaratıcı kudret ve O’nun bütün otorite O’ndadır. Olmam diye bir şey yok. Bu kâinatı yoktan yaratan, Îsâ’yı babasız yaratmaz mı?  Sare annemize kısırlığında koca karıya çocuk vermez mi? Verir. Zekeriya’ya Yahyâ’yı yaşlılığında onun hanımı da kısırdı yaşlıydı ona da Yahyâ’yı verdi.

 

Dakika 30:07

 

Îsâ babasız, Âdem ile Havvâ annesiz babasız anne de yok baba da yok yoktan yaratıldı. Allah her şeye kâdir, Allah’ın oğlu kızı olmaz, çocuğu olmaz, eşi olmaz. Allah’ın kendisi zâtında sıfatında birdir öbürleri O’nun yarattıklarıdır. Şerefli yarattıkları başta peygamberlerdir onların da önde gelen imamları Hazreti Muhammed’dir Aleyhisselâtu Vesselâm. Kur’an-ı Kerim’e bak, Allah’ını, Kitâb’ını iyice anla, hayat veren nurun derslerini takip et. Biz ne doğuya yağ yakarız ne batıya, ne Prof. ne filof bizim içi ne çoban, ne işçi, ne işveren biz Yüce Allah’ın ortaya koyduğu yüce değerleri anlamak, onları doğru anlatmakla görevliyiz. Hatâ varsa insanoğlunundur yoksa Allah hatâdan münezzehtir, İslam’da hatâ olmaz ama Müslüman da hatâ olabilir İslam’da olmaz. Neden? Kul İslâmî görevlerini yapmaz Müslümanım der yapmıyor adam hatâlıdır İslam’ın bunda ne suçu var? Olamaz İslam’ın suçu olmaz, kusuru da olmaz kusur insanoğlundadır. Îsâ Aleyhisselam, ben Allah’ın oğluyum demedi sonradan uydurdular. Meryem Annemiz için de Îsâ öyle bir şey söylemedi, o da tertemiz çok namuslu iffetli bir kadın. Meryem Annemiz çok namuslu Kur’an-ı Kerim toz kondurmaz ne Meryem’e, ne Îsâ’ya, ne Mûsâ’ya, ne Tevrât’a ne İncîl’e ama Îsâ adına uydurulanlar, Mûsâ adına uydurulanlar, Meryem adına, İncîl ve Tevrât adına uydurulanlar ne Tevrât’tır ne İncîl’dir. Mûsâ Îsâ’yla, Meryem’le, İncîl Tevrât’la hiç alakası yoktur. Uydurulmuş şeyleri Tevrât diye millete, İncîl diye yutturmaya Kur’an diye yutturmaya ne hakkı vardır kimsenin. Kur’an-ı Kerim’i doğru bil doğru anlat geçmişi yeniledi Kur’an-ı Kerim. Şimdi gerçek Tevrât Kur’an-ı Kerim’de, gerçek İncîl Kur’an-ı Kerim’de ve İslam’ın ana kaynaklarında bu geçmiş yenilendi. Geleceğin bütün delilleri Kur’an-ı Kerim’de Allah geçmişe Kur’an’la sahip çıkar geleceğin bütün belgelerini ortaya koyar. Bugün Hazreti Muhammed’in geleceği kaşına, gözüne varıncaya kadar Tevrât’ta yazılıydı niye papazlar, rahipler, ruhbanlar söylemiyor bunu? Niye? Millet Müslüman olacak diye. Peki, İncîl’i haber verdi, Tevrât’ı haber verdi, Îsâ Aleyhisselâm özel müjdelemeye geldi dünyaya Muhammed gelecek onun dinini hemen kabul edin diye, niye bunu söylemiyorlar? Niçin? Dünyada birlik olacak, kardeşlik olacak, hak tecellî edecek, sulh barış olacak birileri dünyayı sömüremeyecek bunun için söylemiyorlar. Doğruları söyleyelim efendiler! Îsâ bizim, Mûsâ bizim, Kur’an bizim, Muhammed bizim, Allah bir onların hepsi Allah’ın peygamberleri. Birini alıp birini atamazsın, atarsan Allah’a karşı çıkmış olursun. Doğruyu söyleyelim birbirinize ve gerçek barışı, kardeşliği, adâleti ortaya koyalım da dünyada herkes rahat etsin. Kavgaları, dövüşleri ortadan kaldıracak Yüce İslam’dır. İslam evrensel cihânın barışıdır. Bu doğruyu söylemiyorlarsa söylemeyenlerindir bu suç. İslam ebediyyû’l-ebed Allah’ın tecellî eden rahmetidir. Niye insanların önünü kesip de bu rahmetten insanlığı mahrum ediyorsunuz ki? Evrensel bir merhamet, evrensel sevgi saygı, evrensel gerçek adâlet, gerçek barış… Niye insanların önünü kesip de İslam’ın barışına, kardeşliğine engel oluyorsunuz? İslam dini cehâleti ortadan kaldırır ilmi, irfanı, bilimi egemen kılar.

 

Dakika 35:30

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Cenab-ı Hak şimdi de Zâriyât Sûresi’nin 47’nci âyetine gelmiş bulunmaktayız.

 

استعيذ بالله

وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ﴿٤٧﴾

  وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ﴿٤٨﴾

 وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿٤٩﴾

فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ﴿٥٠﴾

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ﴿٥١﴾

كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ﴿٥٢﴾

اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ﴿٥٣﴾

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ﴿٥٤﴾

وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ﴿٥٥﴾

 وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴿٥٦﴾

 مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ﴿٥٧﴾

 اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ﴿٥٨﴾

 فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوباً مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ﴿٥٩﴾

فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ﴿٦٠﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Kıymetli dostlar,

 

Yüceler Yücesi Yüce Rabbimiz bakın ne diyor ne buyuruyor yücelerin buyruğu yücelerin bize ne yapıyor bakın yüce emirlerini bizim gibi acizlere nasıl yüceden emirler gelmiş. Bizi yükseltmek yüceltmek için, rahmetini içine almak için niye kaçıyorsun bu rahmetten? Aldanma kardeşim gel aldanma! Ya Rabbi! Aldananlardan, aldatanlardan eyleme Allah’ım! Ya Rabbi! Sapanlardan, saptıranlardan eyleme Allah’ım! Çünkü mü’min aldanmaz, aldatmaz çünkü Müslüm aldanmaz, aldatmaz. Hele de bir delikte iki kere bir yılana kendini sokturmaz. Eğer seni tâğutlar yıllardır sokuyorlarsa, zehirliyorlarsa senin îmânında, İslam’ında problemim var. İslam’da problem yok, sende problem var. Gel îmânını gözden geçir gerçek Müslüman ol Kur’an-ı Kerim’e sarıl. Ve ölülere okunan kitap diye değil Kur’an’ın mânâsını kalbine içir, kalbine içir nefsini Kur’an’la kuşat. Kur’an’ın ilmi ordularıyla nefsini kuşatma altına al nefsine de ki: Allah’a kulluk edeceksin ey zâlim de ve Allaha kulluk et. Nefsin emrinde kul olmaz, nefisler Allah’ın emrinde Allah’a kulluk edecek. Adam nefsinin, şehvetinin dediğini yapıyor iblîs de orada ondan sonra Allah’a kulluk ettiğinden bahsediyor bir de Müslümanım diyor veya başka bir şey söylüyor. Şu anda dünyada iki put çoğunluktadır. Biri materyalizm tabiatı ilahlaştıranlar, biri nefislerini ilâhlaştıranlar. Bunlar işte subje ile objeyi ne yapmışlar; Nefislerine o objeyi nefse indirgemişler nefisleri tanrı ilân etmişler. Hâşâ sümme hâşâ!

 

Dakika 40:55

 

Öbürleri de o subjelerini objeye götürmüşler, tabiata mâl etmişler ve tabiatı ilahlâştırmışlar. Dünyada işte bu pek çok putperestlik vardır ama başta en başta bu ikisi çoğunluktadır. Ve bu yanlışı destekleyen diğer etmenler de bulunmaktadır. Yüce Rab bakın ne diyor;

 

Biz göğü kudretimizle bina ettik. Bakın bu gökler önceden yoktu Allah bunları yoktan yarattı. Hiç şüphesiz biz çok genişlik ve kudret sahibiyiz. Bütün kuvvet kudret  Allah’tadır (C.C).

 

Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!

 

Şöyle bir bak yeryüzüne yeraltına, yer üstüne, okyanuslarına, O’nun ovalarına, dağlarına, ormanlarına bir şöyle bir bak! Şırıl şırıl ırmaklarına, rengârenk bitenlere, tatlara, lezzetlere, renklere bir bak! Şu gökyüzüne bak, o gökyüzündeki sistemlere bir bak galaksilere bir bak! Dünyadan milyon kere daha büyük olan güneşin ateş kitlesine bir bak! Hareket halinde o ateş kütlesi o yörüngesinde onu kontrol altında tutan yüce kudrete bir bak! Aklın varsa ki Allah herkese akıl verdi vermediği istisnai birileri varsa onlar kuralı bozmaz.

 

Biz her şeyden iki çift yarattık. Allah kendi tektir başka her şey çift yaratılmıştır. Umulur ki iyice düşünürsünüz.

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem de ki: “Öyleyse Allah’a koşun, (فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ) Allah’a koşun gerçekten ben size O’nun tarafından gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım.” Bir Peygamberim, peygamberlerin sonuncusuyum ve bütün milletlerin Peygamberiyim, bütün insanlara Peygamber olarak âlemlere rahmet olarak gönderildim de.

 

Allah’la beraber başka bir ilâh edinip (O’na ortak koşmayın) Allah’ın eşi yok ki benzeri dengi olmadı olmayacak.

 

Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: “Bir sihirbazdır veya bir delidir” dediler.

 

Onlar birbirlerine bunu mu tavsiye ettiler? Hayır, onlar azgın bir kavimdir. Peygamberlere karşı çıkanlar azgın milletlerdir kim olursa olsun peygambere karşı çıkılmaz, peygambere Allah gönderir O seçer Allah’ın elçisidir. Bir elçiye karşı koydun mu o devlete karşı koydun sen.  Bu bir nedir? Savaş ilânıdır, barışı bozmak atmaktır ve burada sulhun, barışın yerine düşmanlığı körüklemektir. Allaha karşı konmaz. Devletler haklı olur haksız olur, Allah haksız olmaz. Allah’ın her yaptığı en yücedir en güzeldir Allah’ı doğru tanı (C.C).

 

Dakika 45:45

 

Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka: “Bir sihirbazdır veya bir delidir dediler.

 

Onlar birbirlerine bunu tavsiye ettiler? Hayır, onlar azgın bir kavimdir.

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem, ey cihân Peygamberi! Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin.

 

Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak mü’minlere fayda verir. Görüyorsunuz Allah’ın öğütleri mü’minlere fayda veriyor gâvura yine vermiyor. İnanmadığı müddetçe hiç kimse Allah’ın öğütlerinden de faydalanamaz. İnanacak ve Allah’ın hidâyet ulaşacak yoksa perişan olur gider.

 

Yüce Allah buyuruyor ki;

 

Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Beni tanısınlar, emrime girsinler, kulluk görevlerini yapsınlar diye yarattım. Kimi? Cinleri de, insanları da.

 

Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni yedirmelerini de istemiyorum.

 

Şüphesiz ki, rızık veren O sağlam kuvvet sahibi olan Allah’tır. (إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ)

 

Şüphesiz ki, zulmedenlerin geçmiş arkadaşlarının payı gibi, dolgun bir azâb payı vardır. Ama şimdi onu acele istemesinler. Çünkü o belâ başlarına gelecek acele etmelerine gerek yok diyor Cenabı Hak. Belâ gelecek kahrolacaklar cehennemi ebedî boylayacaklar. Acele edip duruyorlar. Niçin? İmansızlarda onun için inanmıyorlar, yani gelmez ne azâbı diyorlar. Çünkü kalpler kör kalplerdeki göz kör olmuş, kalpteki kulak sağır kalbi artık anlamaz duyarsız hâle gelmiş anlayışını kaybetmiş. Bunlar herkesin belasını isterler ama vakti saati gelince o belâ hiç acele etsen de etmesen de belâ başına iner kahrolur gidersin, ne yaparsan kendine yaparsın. Bu dersler niçin? Herkesin kurtuluşu için, uyarmak için hayat veren nurun dersleri bunlar seni ölümsüz mutluluğa, nimetin içine yerleştiren dersler ki, bu İslam’ın kendisi biz tercümanlığını yapıyoruz sadece.

 

Yüce Allah bakın Zâriyât Sûresinin son âyeti olan 60’ıncı âyetinde ne diyor;

 

“Kendilerine vaad edilen günlerinde uğrayacakları azâbtan dolayı vay inkâr edenlerin hâline!..” diyor.

 

Dakika 50:00

 

Allah bu durumlara düşenlerden eylemesin. Ya rabbi! Sen hidâyet eyle. Tevfik’ini, hidâyetini, lütfu ihsânını diliyoruz. Göğüslerinde îmân parlayan, İslam parlayan kullarından eyle. Göğüsleri îmânlı ve hem göğüsleri kalpleri Kur’an’lı, hem elleri Kur’an’lı, Allah’ın yolunda bir mücâhit kahraman olmayı Ümmet-i Muhammedin tamamına  nasîb eyle ya Rabbi.

 

Kıymetli dostlarım,

 

İşte Yüce Rabbimiz yüce emirleriyle insanlığı rahmete çağırıyor cehennemden cennete çekmeye İslam’ı göndermiş ki İslam Allah’a cennete dâvet eder. İslam’ın dışında ne varsa insanlar bilseler de bilmeseler de hakkın dışındadırlar hakkın dışı bâtıldır, bâtılın yeri cehennemdir. Bir şey hem hak, hem bâtıl olmaz. Onun için İslam haktır, hakîkattir Hakk’ın dinidir son din yepyenidir bozulmadı, ebedî bozulmayacaktır.

 

Mücâhit hareket ve hareketsizlik, gece ve gündüz, gökyüzü ve yeryüzü, siyah ve beyaz, sağlık ve hastalık, tat ve acı, sevap ve cezâ, genel olarak birbirine zıt olan şeylere ve birbirinin karşıtı olan her şeye işaret olunduğunu söylemiştir. Kim söylüyor bunu? Mücâhit denilen zât-ı muhterem. Kıymetli dostlarım, haricî ve zihnî olmak üzere iki özelliğini ifade eden ve dış dünya ile iç âlemi arasında çit bir uyum ile tecellî eden idrak meselesine de bir işaret anlıyoruz. Her şey bize iç âlem dışındaki biçimini hikâye eden bir izlenim ile tecellî eder ve hakîkat bu iki şeklin bir diğerine uyumu ile bilinir ki bunun birine “asîl” birine “zıllî” dahi denilir. “İlm-i huzurî” şöyle bir bakalım; “ilm-i huzurî” ile zihnin sûretine yani (ideye) muhtaç olmayan ve dolayısıyla zâtına bir eş gerekmeyen ezelî bir ilimdir. Onun eşi ne de çocuğu olmamıştır, olmaz. (لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ), (وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ) İyi anla O’nun hiçbir dengi yoktur. (لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ) “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O her şeye kâdirdir” her şeyin tek yaratıcısıdır (أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ ) Dikkat et! “Yaratmak ve emir O’na aittir.” Yüce Allah kuvvet ve kudret genişliğini göstermek üzere semâyı bina etmiş ve insanlara kudretini göstermişti. (فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ) “O hâlde düşünüp de hep Allah’a kaçın.”

 

Dakika 55:00

 

Gidişiniz Allah’a olsun. Allah’a gidiş ne demek? O’nun emirlerine sarılmak, O’nun şeri kurallarını bir, bir uygulamakla Allah’a gidilir. O’nun emrine sarıl ki Allah’a git. Vaaz ve nasihate devam et. Vazifenin ve sorumluluğu hatırlatmanın mü’minlere faydası olur. Îmân etmiş olanların unutmamasına, gaflete düşmemesine, bilmediklerinin de öğrenilmesine hattâ îmân etme eğiliminde olanların da îmâna gelmesine ne olur; sebep olur. Sebepler de Allah’ın irâdesine bağlıdır kulluk ve ibadet etsinler demeye gelir, yani Cenab-ı Hak, (وا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ) “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet ve kulluk etsinler diye yarattım.” Buna (liyağrifuni) beni tanısınlar diye şeklinde de tefsir nakletmişlerdir. Kulluk ve ibadet tabii ki Allah’ı tanımak îmân etmekle başlar. “Hikmet, fertlerin her biri itibarıyla değil, cins itibariyle göz önüne alınır.” Yüce Rabbi iyi anlayalım, iyi dinleyelim emrine sıkı sarılalım ki ebedî mutlu olalım.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

Kıymetli izleyenler,

 

‘’Tur Sûresine’’ gelmiş bulunmaktayız, Tur Sûresi de Mekkî sûrelerdendir âyet sayısı 49’dur, sıra numarası 52’nci sıradadır. Şimdi de bu yüce sûrenin, yüce âyetlerinin, yüce anlamlarına bakalım kalbimiz bu âyetlerin cennet bahçesinden yesin o şarap ırmaklarından içsin. Kur’an’dan yemeyen kalp, Kur’an’dan içmeyen kalp viran olmuştur, mahvolmuştur, bozulmuştur. Bozuk kalpleri düzeltmenin yolu Kuran-ı Kerim’den yesinler-içsinler hayat bulurlar, nurlanırlar nurun kaynağı orada rahmetin kaynağı, şifânın kaynağı da orada. Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerim şifâdır, rahmettir, hidâyettir Yüce Allah’ın vaazı nasihati öğütleridir diyor. Kur’an-ı Kerim hayat veren nurun kendisidir. O’nun için dersimizin adı; hayat veren nurun dersleri, irşâd notları ve keşif notlarıdır. Bu dersin bütün içeriği Allah’ın ilminden gelmiş Levh-i Mahfuz’dan Arş’ı Âlâdan gelmiş bütün hepsi Allah’ın ilmine dayalı vahyi ilâhî ve yeryüzüne bu Hazreti Muhammed’in kalbine indirilmiş. Hz. Muhammed’in kalbinde Kur’an fakülteleri kurulmuş ve ruhların semâları âyetler yıldızlardan daha fazla parlayarak kalpleri, ruhları aydınlatmaya gelmiş kafaları aydınlatmaya gelmiş.

 

Dakika 1:00:00

 

Benim söylediklerimden daha güzel daha güzel benim bu kadarını gücüm yetiyor ondan. Biz aciz gafil cehlini itiraf eden kullarız ve öyle olmak zorundayız. Biz aczimizi, cehlimizi, gafletimizi, kusurlarımızı itiraf etmeden kulluk yapamayız ki. Kulluğun birinci şartı aczini itiraf etmek, Allah’a ebedî muhtaç olduğunu ilân etmektir. Allah’a kafa tutulur mu? Ey be serseri Firavun’lar! Allah’a kafa tutulur mu? O yücelerin yücesi O. O sen Allah sen kafa tutuyorsun o serseri kafanı Allah sana kafa tutsun diye mi verdi?  Onun içine aklı Allah’a kafa tutsun karşı koysun diye mi verdi? Yoksa Allah’ı tanısın, O’na kulluk etsin diye mi verdi?  Ey çağdaş Firavun’lar! Bu Firavunluktan vazgeçin Allah’ın emrine teslim olun emrine girin. Bu sizin kârınıza birinin kârına falan değil öncelikle bu kâr sizin. Önceki Firavun’lar ne oldu? Belleri bıkınları kırıldı zincire vuruldu akşam-sabah şimdi ateşteler cehennemde. Akşam-sabah Firavun’lar ateşe sokulur kendi kadrosuyla devlet erkânıyla. Niçin? Hakka, hakîkate, barışa, adâlete, hukûkun üstünlüğüne karşı koyan bunlar zorbalardır. İşte her türlü zorbalık dayatmacılık Firavun’lar da bulunur. Yüce İslam ise hakkı hâkim kılar bu da herkesin faydasına kimsenin zararına değil ki, İslam bir rahmet tecellîsidir herkesin faydasına adâlet tecellîsidir. Herkesin güvenliğine ve huzur ortamı için ne gerekiyorsa Allah İslam ile dünyaya tecellî etmiştir.

 

İnsanlar evlerinden kapılıp çalınıyor pazarlarda satıyorlardı İslam’dan önce. Evler basılıyor harâmîler evleri basıyor orada ki aldıklarını götürüp pazarlarda satıyorlardı. Yüce İslam dünyaya hâkim olduktan sonra bir insan Yemen’den çıktığı zaman Şam’a kadar Maveraünnehire kadar Trablusgarp’a kadar emin bir ortamda hareket ediyor. Eğer ortaya zorbalar çıkarsa, mücâhitler de ortaya çıkıyor bâtılın karşısına hak da çıkıyor güvenlik sağlanıyordu. Şimdi süper güçler var, nükleer güçler var… Dünyada güven var mı? Yok. Niye? Kalpleri kafaları mahvettikten sonra dünya da güven mi olur? Delinin eline tabancayı verirsen bu babasını vurmaz mı? Şuanda insanlığın kalbini kafasını, ruhunu yanlış yönlendirir, yanlış eğitim öğretim verirseniz insanı insan yapan değerlerden mahrum bırakırsanız Allah’ı inkâr ettirirseniz, nefisleri Firavunlaştırırsanız, tabiatı ilâhlaştırırsanız ondan sonra verdiğiniz derslerin faydalı olan bilimsel olanlara da ne yapıyorsunuz; beri taraftan onlar önünü de kesiyorsunuz, faydalının önünü de kesiyorsunuz. Bunu sosyoloji uğruna, psikoloji uğruna gerçek sosyoloji gerçek psikoloji ruhları ruh yapan, akılları geliştiren, ahlâkları zirveye olgunluğa taşıyan bütün değerler ilâhî değerlerdir o da bozulmamış taptaze yepyeni İslam’dır. Eskimiş, çürümüş, bozulmuşlarla da olmaz bu iş.

 

Dakika 1:05:05

 

Gelin anlaşalım Kur’an-ı Kerim’in her kelimesi yüce kelime, Allah’ın kelimesidir, Kelâmullahtır. Onun için Kur’an-ı Kerim Kelâmullahtır Allah’ın kelimeleri, Allah’ın sözleri. Allah’a inananlar bir defa birleşsinler burada birliği sağlayalım dünyaya barış getirelim beraber.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَالطُّورِۙ﴿١﴾

وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ﴿٢﴾

  ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ﴿٣﴾

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ﴿٤﴾

  وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ﴿٥﴾

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ﴿٦﴾

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ ﴿٧﴾

مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ ﴿٨﴾

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْراًۙ﴿٩﴾

وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْراًۜ ﴿١٠﴾

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ﴿١١﴾

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ﴿١٢﴾

يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ ﴿١٣﴾

هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ﴿١٤﴾

اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ﴿١٥﴾

اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿١٦﴾

  اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ ﴿١٧﴾

فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ﴿١٨﴾

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ﴿١٩﴾

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ ﴿٢٠﴾

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ﴿٢١﴾

وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ﴿٢٢﴾

يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْساً لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ﴿٢٣﴾

  وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ﴿٢٤﴾

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ﴿٢٥﴾

قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ ﴿٢٦﴾

فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ﴿٢٧﴾

اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟﴿٢٨﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Andolsun Tûr’a,

 

Yayılmış ince deri üzerine, satır, satır yazılmış Kitâb’a,

 

O ma’mur eve,

 

Yükseltilmiş tavana,

 

Kaynatılmış denize, (andolsun ki)

 

Rabbinin azâbı mutlaka vuku bulacaktır.

 

Ona engel olacak (hiçbir şey de) yoktur.

 

O gün gök, bir çalkanış çalkalanır.

 

Dağlarda bir yürüyüş yürür yürütülür.

 

Vay hâline o gün yalanlayanların!

 

Ki onlar, daldıkları bir batak (bâtıl) da oynayıp duruyorlar.

 

O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar.

 

(Onlara): “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur” (denilecek).

 

“Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?

 

Girin oraya ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezâlandırılacaksınız.”

 

Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetleri içindedirler.

 

Rablerinin kendilerine verdikleri ile zevki sefa sürerler. Rableri onları, cehennem azâbından korumuştur.

 

Dakika 1:10:00

 

(Onlara): “Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için.” Yaptıkları ne? Gerçek îmânla, Amel-i Sâlih. İslam ne diyorsa onu yaptılar yapmaya çalıştılar. Kusurları olabilir, hatâlar olabilir ama samimiyet ve ihlâsla İslam’ı inandılar, yaşamaya çalıştılar.

 

Sıra, sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.

 

Îmân edip zürriyetleri de îmân ile kendilerine tâbî olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kaktık. Kendilerinin amellerinden bir şeyde eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.

 

Onlara canlarının istediği meyveler ve etlerden bol bol verdik. Ki akıl hayallere gelmeyen bunlar cennet nimetleridir dünyadakilere hiç benzemez sadece insanlar anlaşsınlar diye isim benzerliği vardır.

 

Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma vardır.

 

Kendilerine ait bir takım kıymanlar da onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sebeplerin içine gizlenmiş inci gibidirler.

 

Birbirlerine yönelip soruyorlar.

 

“Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) ailemiz içinde (âkibetimizden) korkardık” dediler.

 

“Yüce Allah Celle Celalühü bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen kavurucu azâbtan korudu.” cehennemden kurtardı cennetine aldı.

 

“Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O‘dur yani Yüce Allah’tır (C.C).

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Mûsâ Aleyhisselâm Tûr Dağında Allah’ın sözünü işittiği ‘’Tûr-i Sînâ Dağına’’ buraya tur dendiği… Yine “Tûr” Süryanice de dağ mânâsınadır. Ayrıca madde âleminden mânâ âlemine veya gayp âleminden muşâhede âlemine uçan şey anlamını da ifade etmektedir. Bu yorumu yapanda Beydâvî’dir. “Envaru’tTenzil ve Esraru’tTevil’de” böyle nakletmişler. (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn) bütün âlimlerimize Allah bol bol rahmet eylesin, bütün mü’minlere de Allah rahmet ve mağfiret eylesin.

 

Rakk:  Kâğıt gibi inceltilmiş, üzerine yazılan deri demektir. Üzerine yazı yazılan her şeye de rakk ismi verilebilir.

 

Menşûr ise; Yayılmış, açılmış ve yazılmış manalarına ifade eder.

 

Mestûr: Düzgün şekilde yazılmış demektir, yani yerli yerince yazılmış. Amel defterleri olduğunu da söylemek en doğru görüştür. Yani herkesin amel defterleri bulunmaktadır günahlar, sevaplar yazılmaktadır.

‘’Beyti Ma’mur’’: Semâda bulunan bir evdir bu evi her gün yetmiş bin melâike ziyaret eder ve kıyâmete kadar bir daha geri dönmezler.

 

Dakika 1:15:10

 

Ona ayrıca “Durah” ismi de verilmektedir Hasan-ı Basrî’den (Kuddise Sırruh) gelen bir rivâyette o şöyle der; ‘’Beyt-i Ma’mur’dan’’ maksat, Kâbe’dir diyor, Kâbe’yi Şerif o şerefli Allah’ın evi Beytullah. Allah’u Teâlâ onu her sene altı yüz bin kişiyle ma’mur hâle getirir demiştir. ‘’Beyt-i Ma’mur’dan’’ kasıt mü’minin kalbidir ki onun bakımlı olması da bilgi ve ihlâs iledir. Bu da yine Beydâvî’nin yaptığı bir yorumdur bunların hepsi güzeldir ve “Beyt-i Ma’mur” genel anlamda anlarsak bunların hepsidir, ama bir de “Beyti Ma’mur” dünya semâsında mevcut olan birde özel “Beyt-i Ma’mur” vardır.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

1: Alevlendirilmiş ve kızdırılmış demektir ki (وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ) Ve meşcûr denize andolsun (مَسْجُورِ) farklı anlamları vardır alevlendirilmiş ve kızdırılmış demektir. (وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ) Âyetinde de: Kıyâmet koparken denizlerin ateş olup kaynatılacağı ve onunla cehennemin kızıştırılacağı ifade edilmektedir. İkincisi: Dolgun, taşkın demek olup okyanus mânâsına gelmektedir. Üçüncüsü: Karışan, karışık, suyu birbirine ya da tatlısı acısına karışa demektir. Dördüncüsü: “Boş” mânâsına geldiği de ileri sürülmüştür. Kızgın denizin, Firavun’un boğulduğu deniz olduğu da düşünülmüştür. Ve burada Yüce Allah’ın kudretinin her şeye kâdir olduğunu bildiğimiz zaman bu mânâların hepsi mümkündür ama denizlerin kaynatılacak söylemiştir ve kıyâmet koparken ateş olacakları da söylemiştir. Çünkü Allah ne dilerse yapar gücü her şeye kâdirdir.

 

Evlatlar kendi fiilleri olmaksızın sırf babalarının ve dedelerinin yaptıklarıyla kendilerini kurtaramazlar. Ancak îmânlı olarak çalıştıkları takdirde atalarının feyizlinden de faydalanarak daha kolay bir şekilde yükselebilirler. Yoksa mezar taşıyla övünenler hep geri kalmışlardır. Mezar taşı ile övünülmez ecdadın çalışmış başarmış sen daha çok çalışmaya çalış, gayret et o, o çağın imkânlarını değerlendirmiş, sende bu çağın imkânlarını değerlendir, istikbale iyi hazırlan.

 

Lü’lü: Parıldayan büyük inci demektir Vücudun bir de şey semûm’dan bahsediliyor ki vücudun içine işleyen zehirli sıcak bu da dehşetli bir azâbdır. Semûm, vücudun içine işleyen zehirli bir sıcak “sam” denilen bir rüzgârdır ama hadi bu dünyadakilere ismi benzer, cehennemdekiler dehşetlidir.

 

Dakika 1:20:15

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ﴿٢٩﴾

اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ ﴿٣٠﴾

قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّص۪ينَۜ﴿٣١﴾

اَمْ تَأْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَۚ﴿٣٢﴾

اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَۚ ﴿٣٣﴾

فَلْيَأْتُوا بِحَد۪يثٍ مِثْلِه۪ٓ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَۜ﴿٣٤﴾

اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ﴿٣٥﴾

اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ﴿٣٦﴾

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَۜ﴿٣٧﴾

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ ف۪يهِۚ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۜ ﴿٣٨﴾

اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَۜ﴿٣٩﴾

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۜ﴿٤٠﴾

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَۜ﴿٤١﴾

اَمْ يُر۪يدُونَ كَيْداًۜ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَك۪يدُونَۜ﴿٤٢﴾

اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ﴿٤٣﴾

وَاِنْ يَرَوْا كِسْفاً مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطاً يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ﴿٤٤﴾

فَذَرْهُمْ حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي ف۪يهِ يُصْعَقُونَۙ ﴿٤٥﴾

يَوْمَ لَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـٔاً وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۜ ﴿٤٦﴾

وَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا عَذَاباً دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ﴿٤٧﴾

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ﴿٤٨﴾

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ﴿٤٩﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Kıymetli dostlar,

 

Yüce Rabbimizin bu yüce âyetlerinden alacağımız derslere dikkat edelim.

 

Ey Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem! Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimetini sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn. Sen şanlı bir Peygambersin.

 

Yoksa onlar (senin için): “Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz.” mu diyorlar?

 

De ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.

 

Onların akıllarını bunu emreder, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

 

Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar.

 

Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler. Kur’an eşsiz mûcizedir. İnsan ve cinler birbirine yardım etseler Kur’an’ın mislini meydana getiremezler.

 

Yoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar?

 

Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakîkati anlamazlar.

 

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir?

 

Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir bunların asansörleri mi var? Göklere mi çıkıp iniyorlar? Öyleyse dinleyenleri açık bir delil getirsin.

 

Demek kızlar ona oğullar size öyle mi?

 

Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

 

Yoksa gayp kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar?

 

Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir.

 

Dakika 1:25:40

 

Yoksa onların Allah’tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, münezzehtir. Subhânehü ve Teâlâ’dır.

 

Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, “Üst üste yığılmış bulutlardır” derler.

 

Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hâllerine) bırak.

 

O gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardımda görmeyeceklerdir.

 

Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azâb vardır. Fakat çokları bilmez.

 

Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

 

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.

 

Kâhinden bahsediyor, kâhin; gaypdan haber verene denmektedir. Geçmişe ait bilgi verene de kâhin, geleceğe dair bilgi verene ise arraf denilmektedir. Bu da başka bir ifadedir. Kehânet de genellikle cinlerden yardım alındığı söylenir. (رَيْبَ الْمَنُونِ) Zamanın felaketi mânâsınadır. Bütün felaketleri insanlar kendi hazırlarlar bütün felaketlerin sebebi insanları küfür, şirk, nifâk, zulüm ve günahlarıdır.

 

Tekavvül: Kendisinde olmayanı söylemeye çalışmanın ifadesidir, tekavvül. Birçok sahtekârlar kendinde olmayanı söylerler ve kendilerini o şekil göstermeye çalışırlar. Yoksa kendileri hiçbir şey olmadan yani yaratıcısız mı yaratıldılar. Hiçbir şey yoktan olamadığı gibi yok olan ne kendini ne de başkasını vücuda getiremez. Madde bir şeyin var olması için yeterli bir sebep olmadığı gibi mutlak varlık için gerekli de değildir. Gerekli olan, ancak yaratıcının olmasıdır ki işte vücûd-u bâri tevhîd-i ilâhî vâcibü’l vücûd olan Yüce Allah’ın varlığı zarûrîdir vacip varlık O’nun varlığı zâtının iktizâsıdır zâtının gereğidir. Onun için her şey sonradan yaratılmış tek vacip varlık vâcibü’l vücûd Allah’ın kendisidir yaratan da O’dur. Bunun için insanoğlu bir defa Rabbisini yaratanı tanıması gerekiyor. Yaratanı tanımadan insanlar ebedî hüsrandan kurtulamazlar.

 

Dakika 1:30:25

 

Rabbi doğru tanımak, Rabbi kendinin tanıttığı gibi tanımak, Rabbi kendi nasıl tanıtıyor kendi kendini? Kur’an-ı Kerim Allah’ın Kitâbı’dır, Hazreti Muhammed O’nun Peygamberidir. İşte Kur’an-ı Kerim ile Hazreti Muhammed ile İslam ile Allah’ı tanıyacaksın hak bilgiler bunlardır.  Esmâsını, evsâfını ve eserlerine baktığın zamanda gerçeği görürsün.

 

Neticede insanlar mağrem yani zarar ve cereme vermek durumuna düşerler ve cehennemde inim, inim inlerler. Allah’ı tanımazsan yanlış gidersen kendine yazık ederler.

 

Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) sağ salim hicret ederken Ebû Cehiller “Bedir’de” yakalanmışlardır. Bakın o günkü ortama göre Ebû Cehillerin devleti güçlüydü kendileri güçlüydüler. Ne oldu? Allah’ın sevgili Habîbi Muhammed, sağ salim hicret ederken Ebû Cehil güçlü ordusuyla Bedir’de bunlar hep yakalandılar. Niye? Allah’a kimsenin gücü yetmez, Hz. Muhammed ve Müslümanlar Allah’ın himâyesindedirler. Böylece söz konusu âyet gaybı önceden haber vermiş ve bunu onların değil Allah’ın bilip Peygamberine haber verdiğini gözler önüne sermiştir. Denildiğine göre, Peygambere suikast tertip edenler, İslam’ın yayılışının on beşinci senesinde vuku bulan “Bedir Harbi’nde” bunlar hepsi ortadan kaldırılmış katledilmişlerdi. Bu sûrede ‘’em’’ (yoksa) kelimesi on beş defa zikredilmiştir. İşte bu o olaya işaret sayılabilir. Şihâb’ın dediği gibi bu kabil gizli işaretler, Kur’an-ı Kerim’in mûcizeleri arasında sayılırlar. Kur’an-ı Kerim her yönüyle mûcizedir. İyi keşfetmek için çalışmak lâzım ama önce ön mesajları zâhiri hükümleri öncelikle almalı şeriatın zahiri hükümlerine sıkıca bağlanmalı oradan terakkî etmeli marifet katmanlarına doğru yükselmelidir. Nitekim müşriklere yedi sene Allah kıtlık çektirmiştir. O günden sonra yani ölüm sonrası kabirde ve âhirette bir azâb daha vardır. Dünya azâbıyla sonuçlanmıyor dünyada azâb var, mezarda var, mahşerde var. İnkârcıları için zâlimler için kurtuluş yok. Onlar bir müddet hoplar, zıplarlar at oynatırlar ondan sonra ebediyyû’l-ebed feryat ederler. Kalkacağın zaman (حِينَ تَقُومُ) yani herhangi bir meclisten kalkarken Allah’ı tesbih ve tahmit et.

 

Dakika 1:35:00

 

Ebû Dâvûd ve Nesâî’nin sünenleri ile diğer bazı hadis kitaplarında mevcut olan ve Ebû Berzetel-Eslemî (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn)’den gelen bir rivâyette şöyle denilmektedir.

 

‘’Subhâneke Allahümme ve bihamdike eşhedü enlâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyke’’

 

Ey Allah’ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamd ederim. Senden başka ilah olmadığına şehâdet eder, senden mağfiret diler ve günahlarımdan dolayı sana tövbe ederim derdi. Konuyla ilgili soru sorulduğunda da bu mecliste olanlar için kefârettir demişti. Bazıları da bunun namazda namaza durulduğu zaman;

سُبْحَانَكَ اَللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالٰى جَدُّكَ (وَجَلَّ ثَنَآئُكَ) وَلاَ اِلٰهَ غَيْرُكَ

‘’Sübhânekellâhümme ve bi-hamdik ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe gayrüke’’  

 

Ey Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve yalnız sana hamd ederim senin ismin ne yüce ve makamın uludur ve senden başka ilâh yoktur. ‘

 

‘’Sübhânekellâhümme ve bi-hamdik ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe gayrüke’’  

 

Bu böyle de okunuyor ’Sübhaneke Allahümme ve bi-hamdike ve tebârekesmüke ve teâlâ ceddüke ve lâ ilâhe gayrüke’’  de okunuyor.

 

Yüce Allah’ı tesbihtir biliyorsunuz namazlarda da ilk tekbirden iftitah tekbirinden sonra Subhâneke okuyoruz. Bir de oturup kalktığımız meclislerde bunu okumalı ve istiğfar etmelidir. Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) Hazreti Ali (Radıyallâhu Anhü) Ebû Hureyre ve Hasan-ı Basrî (Radıyallâhu Anhüma) gibi zâti muhteremler de gece tesbihinden maksadın nafile ibadetler yıldızların batışında tesbihten maksadın da sabah namazının iki rekât sünneti olduğunu söylemişlerdir.

 

Şimdi İnşâ’Allah ‘’Necm Sûresine’’ gelmiş bulunmaktayız.

 

Dakika 1:38:13

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 74 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}