Tefsir 465-01

465- Tefsir Ders 465 hayat veren nurun keşif notları

465- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 465

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Hadîd Sûresi 20’nci Âyet-i Kerime’den 28’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

Müslüman lâzım ehli îmân Amel-i Sâlih sahibi babayiğit kahraman lâzım. Şu Lütfu İlâhî’yeye bak! Ashâb-ı Kirâm’ın îmânlarının ilk anından itibaren kalpleri Allah’a karşı saygı ile çarpan mahlûkatın en üstünü idiler. Ashâb bu şerefe nâil oldu sıra bizde. İslâm toplumunun îmân konusunda ve amelî fazîletler de Allah’ı zikir ve Hakk’ın hükümlerine tam bir saygı ve teslîmiyyet melekesi kazanarak faaliyet çağına geçmeleri zamanının geldiğini hatırlatmaktadır. Dünya Müslümanları bir ve bütün olmalıdır. Ve barış hareketine, sosyal adâlete, sevginin cihana egemen olmasına, dünyada sömürülen ezilen mazlum milletlerin kurtuluşuna bütün Müslümanlar bir bütün olarak bu harekete geçmelidirler. Bu birliği dağıtanlar İslam’ın ortaya koyduğu yüce değerleri kısmen de olsa, küllen de olsa İslam’a karşı çıkıp, İslam’ın birliğinin önündeki engellere karşı bir bütün olmayan Müslümanların hepsi büyük bir vebâl altındadırlar. Allah Birliği emrediyor. (وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ) Yüce Allah’ın zikrine, Kur’an’daki vaaz ve uyarısına, indirdiği gerçek hükümlere itaat ve teslimiyeti alışkanlık edinecek şekilde yumuşak ve ince kalpli olun ve hûşû içinde bulunun. Allah’a derin saygı gösterin, mahlûkata merhamet edin, doğruyu söyleyin. İnsanlara doğruyu söylemeden insanların hayrına çalışmış olmazsın ki, yağcılığı bırak gerçekçi ol. Kur’an gerçeğini, İslam gerçeğini cihâna dosdoğru tebliğ et yaşa ve insanlığın kâinatın ekosistemin düzenin imarı için çalış tahribi için değil. Sıddıklar; Allah ve Rasûlünü tasdik edip, tasdiklerine sâdık kalmada en ileri gidenlerdir. Bak ne diyor Cenab-ı Hak; (اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ) Cenab-ı Hak protokolde peygamberden sonra Sıddıkları ve şehitleri ne yapmış; hemen protokolde sıraya bunları koymuş ondan sonra sâlihler geliyor. Hakîkî mü’minler, Sıddıklar ve şehitler hükmünde ve tıpkı onlar gibidirler. Hakîkî mü’min olmaya çalış. O hakîkî mü’minler de, onlara vaad edilen mükâfat ve nura kavuşurlar. Mahiyet (esas) farkı bulunmaz, nitelik ve derece farkı bulunur. „Allah’a ve Rasûlüne îmân edenler, onlar hep Sıddıklardır. Burada dereceleri farklıdır. Nitelikleri ve dereceleri farklıdır yoksa aralarında biliyorsunuz ki mahiyet farkı bulunmaz mahiyette hepsi Sıddık’tırlar.

 

Dakika 5:15

Şehitler ise, onların kendilerine mahsus mükâfatları ve nurları vardır.“ , Çünkü şehit de Sıddık’tan sonra görevini güzel yapan “Ya Rabbi senin yolunda canımı da işte feda ettim” diyen zât-ı muhteremlerdir şehitler. Onlar Allah’a Allah yolunda bir can vermişlerdir artık Allah onlara ölümsüz can verir, ölümsüz mükâfatlar verir sonsuz tükenmez nimetler eksilmez göz aydınlığı…

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُور﴿٢٠﴾

سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ﴿٢١﴾

مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ﴿٢٢﴾

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ﴿٢٣﴾

اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ﴿٢٤﴾

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟﴿٢٥﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibârettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Âhirette ise çetin bir azâb; Allah’tan mağfiret ve rızâ vardır. Demek ki Allah’ın rızâsını mağfiretini bırakıp dünyaya saplananların işi kötüdür. Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Aldanmamak gerekir dünyanın sırtına bir ama dünya kalbine girmesin kalbin bütün varlığımla Allah’a bağlı kalsın. Rabbinizden bir mağfirete; Allah’a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.

 

Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.

 

Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.

 

Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse Allah, zengindir, övgüye lâyıktır.

 

Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adâleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür, tüm yücelikler hep O’nundur.

 

Dakika 11:28

 

Kıymetli dostlarımız,

 

İslam kesin adâleti denge kânûnlarını ortaya İslam koymuştur. Mîzan burada terazi bir bütün kâinat denge kânûnları ile ayakta durmaktadır mutlak adâlet remzi olarak da kullanılır. Burada da mîzanın hukûkî, sosyal ve siyasî dengeyi tâyin eden adâlet ölçüsü mânâsına alınması uygundur. Çelik silahlar ve harp âletleri demirden yapılır. Cenab-ı Hak, biz demiri de indirdik diyor. Bu da adâleti barışı sağlamak için kitap tanımayan, adâlet tanımayan, hukûk tanımayan, barışı yok sayan ve barışı yok etmek isteyen zihniyete karşı adâlet güçlü olmalıdır ve caydırıcı güce sahip olmalıdır. Yüce İslam her yönüyle güçtür kuvvettir Müslümanlar görevini yapmalı cihânda en güçlü konumda olmalıdırlar.  Uçaklar da, demirdeki sayısız faydaları gözler önüne seren birer delildirler. Çünkü havada uçan uçaklar da diğer bütün yeryüzünde teknik ve teknolojide demirin önemi ortadadır. Kur’an-ı Kerim Yüce Allah: “Biz demiri de indirdik” diyor. Bunun için gökleri de yeri de insanlar gücü nispetinde keşfetmelidir. İnsanlar suya ne kadar muhtaç olduğunu havaya, yiyeceğe ve diğerlerine mücevherlere ihtiyaç ne kadar çoksa o kadar o da o nispette ihtiyaç çok alanlar çok yaratılmıştır. Meselâ havayı suyu bir düşünün, yani neye çok ihtiyaç varsa çok yaratılmıştır. Nimetlerden bakın demiri de bak burada Cenab-ı Hak zikir eylemiştir. Kitap nazarî kuvvetlere; mîzan, amelî kuvvetlere, demir de lâyık olmayan şeyin ortadan kaldırılmasına işarettir. Muamele ya yaratıcı iledir ki bunun yolu kitaptır ve ilim bilgi şarttır. İslam ilimle bilgiyle ortaya çıkmıştır. İslam A’dan Z’ye ilimdir, bilgidir, bilimdir ve bunlara teşvik eder.

 

Dakika 15:10

 

Şimdi Cenab-ı Hak; Muamele ya yaratıcı iledir ki bunun yolu kitaptır.  Ya dostlarla ya da düşmanlarla olur. Şimdi dostum var düşmanların var İslam düşmanları da yola getirmeye gelmiş, kurtarmaya gelmiştir. Ama kurtulmak istemeyen Hakk’ı hakîkate, hukûkun üstünlüğüne saldıran zihniyetler var. Mîzan ile bunlar mümkün olur. Düşmanlarla muamele de ise kılıç ve demir gerekir. Yoksa adâleti koruyamazsın, zulmün önüne geçemezsin, barışı koruyamazsın.  Kitâb’ın gerektirdiği şekilde ne yaparlar? (Sâbikun) Muamele ederler. Adâletin gereğini yapmayan bir dünya terörü kendiüretir. İkincisi Muktesipler: Hakkı konusunda insaf ederler bunlar hem kendi haklarına, hem başkalarının haklarına insaflıdırlar Onun için mîzan bunun içinde lâzımdır ölçü ve adâlet. Üçüncü sınıf ki, haksızlar zâlimlerdir.  Bunlar kendi haklarında insaf isterler, fakat başkalarının hakları konusunda insaflı, davranmazlar. Kendi canlarının yanmasını istemez, başkalarının ise canını yakarlar. Bunlara karşı da kuvvet ve demir lâzımdır. Caydırıcı güç anlamındadır adâleti ayakta tutmak için. İnsan ya hakîkat makamındadır ki bu, nefs-i mutmainne (iyilikle kötülüğü ayırt eden kuvvet). Ancak Allah’ta sükûn bulur ve ancak Allah’ın Kitâb’ı ile amel eder. Yahut bunlar bir de Nefs-i Levvâme makamındadırlar. (kötülükten sonra huzursuzluk veren nefis) ve Ashâb-ı Yemin (sağcıların) makamıdır. Bunlar nefislerini suçlarlar levm ederler (kötülükten sonra huzursuzluk veren nefis)’tir Levvâme. Bunlara da mîzan gereklidir yani adâlet, ölçü, mîzan gereklidir. Yahut da şeriat makamındadır ki bu da, Nefs-i Emmâre (kötülüğe sürükleyen nefis) makamıdır. Bunda ise nefsi terbiye için ağır bir riyazet (nefse karşı koyma) ve mücahede demiri lâzımdır. İnsan ya, Allah’ın sırlarının kendisine göründüğü hakîkat ehlidir. Böylelerinin dostu, ancak kitâb ve Allah’ı zikirdir. Onlar için de, bir delil ve hüccet nizâmı lâzımdır. Yahut da inat ve kibir sahibi olanlar vardır. Bunların da demirle yeryüzünden ıslâh edilmesi gerekir. Veyahut şerlerinden insanların korunması, emniyetin, güvenin sağlanması gerekir. Bunun içinde adâlet tecellî etmelidir bu kibir, gurur sahiplerine inat sahiplerine karşı.

 

Dakika 20:00

 

Usûl kitâptan alınır. Âdil davranmaları ve düzgün iş yapmalarıdır. Mîzan bu da mîzan ile olur, mizan adâletin göstergesidir. Bu iki yolu terk edenlerin de terbiye edilmeleri için yine güç lâzımdır ki demir gücü temsil eder. Ayette yer alan kitâb, Allah’u Teâlâ’nın Kur’an’da zikrettiği adâlet ve insâfı gerektiren hükümlere işarettir. Mîzan da, insanları o adâlet ve insafı yerleştiren hükümlere doğru götürmenin alâmetidir ki bu, hükümetlerin işidir. Demir de, inat edenleri kuvvet ve kılıçla yola getirmenin lüzumuna delildir. Dâima adâleti tanımayan kitâbı, ilmi, irfânı tanımayana karşı kuvvet lâzımdır. İslam güçlü kuvvetli olmayı bir ve bütün olmayı emreder bunun için Müslümanlar gerekeni yapmalıdırlar.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ﴿٢٦﴾

ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَـتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿٢٧﴾

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ﴿٢٨﴾

لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ﴿٢٩﴾

 

Andolsun, Nuh’u ve İbrâhim’i elçi gönderdik, peygamberliği ve Kitâb’ı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.

 

Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’yı da arkalarından gönderdik, ona İncîl’i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızâsını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan îmân edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.

 

Ey inananlar! Allah’tan korkun, O’nun Rasûlüne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Bütün Hristiyan âlemini Allah Hz. Muhammed’in Peygamberliğini tasdik etmeye çağırıyor.

 

Böylece Kitâb ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler. Bak burada uyarıyor hem Hristiyanları, hem Yahûdîleri. Böylece Kitâb ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler.  Lütuf bütünüyle Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir. Allah’ın emirleri kitapları inkâr edilmez

 

Dakika 25:27

 

Kıymetli izleyenler,

 

Bugün Hristiyanların elinde resmî olarak Matta, Merkus, Lûka ve Yuhanna adıyla dört İncîl vardır ki isimlerinden ve içindekilerden de anlaşılacağı üzere hepsi sonradan yazılmıştır. Bunlar, Hz. Îsâ’nın biyografisini anlatan kitaplardır. Tarihlerin beyânına göre bu dört İncîl, Konstantin zamanında ilk oluşturulan Sinod’da birçok İncil içinden seçilmiştir. Nitekim Arapça ‘ya tercime edilmiş olan „Barnaba İncîl’i“ adındaki resmî olmayan İncîl ile diğerleri arasında çok büyük farklar vardır. Söz konusu bu dört İncîl’de Hz. Îsâ’nın öğütleri çerçevesinde yazılmış olan vaazlar içinde hakiki İncil âyetlerinin mânâlarını ihtiva eden güzel sözler bulunmakta ise de, bunların hepsinin değişime uğradığı birbiriyle mukayesesinden anlaşılacak kadar açıktır. Açıkça bellidir değişime uğramıştır. Allah’tan gelen gerçek İncîl değildir. “Rehbân” da çok korkmak mânâsına anlamınadır. Ve ruhbanlık yaptılar sonrada bu gereği gibi kurallara uymadılar.

 

İbnü Mes’ûd Hazretleri Peygamber Efendimizden şöyle anlatmıştır: „Bizden öncekiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar, içlerinden üçü kurtuldu. Diğerleri helâk oldu. Üç fırkadan birisi, meliklerle karşılaştı, Allah’ın dini ve Meryem oğlu Îsâ’nın dini üzerine onlarla çarpıştılar, melikler onları öldürdüler. Fırkalardan birinin de meliklerle çarpışmaya güçleri yoktu. Bu yüzden onların kavimleri arasında ikâmet edip Allah’ın dinine ve Meryem oğlu Îsâ’nın dinine davet ediyorlardı, melikler bunları da katlettiler ve bıçkılarla biçtiler. Diğer bir fırkanın ise ne meliklerle çarpışmaya ne de onların kavimleri arasında ikamete güçleri yoktu, bunlar da çöllere ve dağlara çekilerek oralarda rahip oldular.“ Hz. Yahyâ ile Hz. Îsâ’nın toplumdan uzak yaşayışlarında buna az çok bir örnek görülebilirse de bu, kendilerine farz kılınmış değildi. Ancak meşru olmayan bir durumun karışmaması şartıyla, Allah rızâsı için adakta bulunulup yapılması gerekli görüldüğü takdirde, yerine getirilmesi vâcib olan ihtiyârî bir ibadet idi. Sonra da ona hakkıyla riâyet etmediler ve ruhbanlığında şartlarını yerine getirmediler ve bunlar dünyalık peşine düştüler mal yığmaya başladılar. Nitekim onlarda bu şekilde yollarını yitirdiler.

 

Dakika 30:00

 

Hükümdarın dinine girdi bunlar, hükümdarlar da bunlara mal mülk verdi bunlar hükümdarların dinine girdiler. Îsâ’nın İncîl’in ortaya koyduğu nice İslam’dan ayrıldılar hükümranların zâlimlerin o Firavunların egemenliği altına girdiler. Neticede bunlar da böyle oldular ama olmayanlar kurtuldular bundan önceki iki sınıf bunlar tam kurtuldular 71 fırkanın içinden ikisi öyle kurtuldu onlar şehit edildiler öldürüldüler. Ama bu ruhbanlar içinde ruhbanlığın rahipliğin gereğini yerine getirmeyenler bunlarda meleklerin dinine girenlerin kralların onlarda helâk oldular. Girmeyen gerçek Allah’ın Kitâb’ına bağlı kalanlar kurtuldular. Haset, taassub, inat ve fısklarından dolayı îmân etmeyenler bu yüzden îmân etmezler. Peygamber Efendimizin şöyle dediği zikredildi: „Bizim durumumuzla bizden önceki iki kitâb ehlinin durumu tıpkı şu temsil gibidir: Bir adam geceye kadar bir kırata (miskalin yirmi dörtte birine) çalışmak üzere birkaç işçi tutmuş, derken işçiler öğle vakti olunca çalışmaktan usanıp vazgeçmişler. Adam da onların hesaplarını görüp, yarım kırat ücretlerini vermiş. Sonra yine geceye kadar çalışmak üzere bir kırata bazı işçiler daha tutmuş onlar da ikindiye kadar çalışmışlar ve usanıp işi bırakmışlar. Adam da ücretlerini vermiş. Sonra da geri kalan işi bitirmek için geceye kadar çalışmak üzere iki kırata başka işçiler tutmuş. Adama: „Bunların işleri az olduğu halde ücretleri niçin çoktur?“ denildiğinde, o da, „mal benim, istediğime veririm“ demiş. İşte umarım ki biz de bu iki kırat sahiplerinden oluruz.“ Öncekiler iş bırakmışlar işte bıraktıkları için ücretlerini tam alamamışlar. Ama Müslümanlar eğer Müslümanlıklarını doğru yaparlarsa ki doğru yapanlar ücretlerini tam alacaklardır hem zaman kısa hem de ücretleri iki kat daha fazla.

 

Cenab-ı Hak bütün insanlığa Yüce İslam gerçekleri ortaya koymuştur, Hak tecellî etmiştir. Haktan, hakîkatten yana olan kullar zümresine hepimizi ilhâk eylesin.

 

Dakika 33:37

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 21 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}