Tefsir 467-01

467- Tefsir Ders 467 hayat veren nurun keşif notları

467- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 467

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Mücadele Sûresi 14’üncü Âyet-i Kerime’den 22’inci Âyet-i Kerime’ler)

(Haşr Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 10’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

Mutlak Yüce Allah onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.

Gizli konuşmaktan men edildikten sonra yine o men edildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber’e karşı gelmek husûsunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah’ın selâmlamadığı bir tarzda selâmlıyorlar. Yani selâmı bozarak Peygambere kasıtlı olarak kelimeyi bozarak ne yapıyorlar; Selâmlamış gibi görünüyorlar ki bu bir düşmanlık. Kendi içlerinden de „bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azâb etmesi gerekmez miydi?“ derler.  Bakın yanlışı yapıyorlar Peygambere düşmanlığı niye bize Allah azâb etmedi diyorlar. Bu kadar serserilik olur mu? Allah’u Teâlâ’nın hemen belâlarını vermesini istiyorlar. Allah’ta adam olsunlar diye mehil müddet veriyor. Tövbe etsinler, îmân etsinler, Müslüman olsunlar diye aklına bak hemen belâ istiyor. Allah ne diyor; Cehennem onlara yeter. Eğer îmân etmezseniz erinde, geçinde cehennemdesiniz diyor. Uzakta değil cehennem çok yakın. Nasıl? Bir nefes aldın ikinci nefese müsaade etmeyiverse geberdin gittin işte. Îmânsızın durumu bu kadar perişan îmânlı kişi yaşarsa kazanır sevap kazanır, ölürse cennete gider kaybolmaz.

Cenab-ı Hak ne diyor îmânsızlara; Oraya gireceklerdir, yani cehenneme gireceklerdi, ne kötü dönüş yeridir orası ah bir bilseler! Gâvur bilse gâvur olmayacak ama bilmek istemiyor yazık ediyor kendine.

Ey îmân edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı düşmanlığı ve Peygamber’e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvâyı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah’tan korkun.

Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu îmân edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar vermez, veremez. Mü’minler Allah’a dayanıp güvensinler.

Ey îmân edenler! Size: „Meclislerde yer açın.“ denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size „Kalkın.“ denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.

Ey îmân edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir…

Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu hâlde namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. O’na hiçbir şey gizli kalmaz.

Dakika 5:02

Herkes Yüce Allah’u Teâlâ’yı görüyor gibi O’na kulluk etmeli, çünkü Allah bizi görmektedir sürekli.

Kıymetli dostlarım,

Bakın birileri selâm verdiği zaman İslam’daki selâm ya iadeyi selâmdır, ya ziyâdeyi selâmdır. Allah’ın selâmı rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun demek bu ziyâdeyi selâmdır. Bir de iadeyi selâm vardır “Esselâmu Aleyküm ve Aleyküm Selâm ve Aleykümüsselâm” bu iadeyi selâmdır. “Esselâmu Aleyküm ve Rahmetullâhi ve Berakâtühü” bunlar ziyadeyi selâmdır karşılığı da böyle alınır. Bazıları da selâmı bozmaya çalışırlar. “Selâm” yerine “Samün” diye Peygamberimize alçakça kelimeyi bozarak selâm vermeye kalkanlarda vardır. „Kalk ya filan, ya filan!“ diyerek bir kaç kişiyi kaldırdı. Ancak, durumun hoşlarına gitmediği, kalkanların yüzlerinden belli oluyordu. Şimdi bir toplumda hürmet etmek yer göstermek kalkın deyince kalkmak şimdi bunlar İslam’da edep ve terbiye kurallarındandır. Selâm ise en güzel Müslümanların birbirine duasıdır. „Allah’u Teâlâ kıyâmet günü âlimleri toplayıp da buyuracak ki: ‚Ben size sırf hayır istediğim cihetle hikmetimi kalplerinize koydum. Haydi, cennete girin. Çünkü sizden ortaya çıkacak kusurlara karşı sizi affettim.“ diyor. Bu haber Ebû Hanîfe’den, İmâm-ı Âzâm’dan gelmektedir. „Âlimin Âbid karşısındaki üstünlüğü, Ay’ın dolunay gecesi diğer yıldızlar karşısındaki üstünlüğü gibidir.“ Bu haberde de Ebû Dâvûd, İbn-i Mâce, Ahmed Bin Hanbel’in rivâyetleridir Sevgili Peygamberimiz’den bunlar rivâyet edilmiştir. Yine başka bir haberde „Âlimin âbide olan üstünlüğü benim, (derece itibariyle) sizin en aşağıda olanınıza karşı üstünlüğüm gibidir. Muhakkak ki Allah’u Teâlâ ve melekleri, gökler ve yerde bulunanlar hattâ yuvasındaki karınca ve hattâ balıklar, insanlara hayır öğreten kimseye salavat getirirler.“ Bu haberde Tirmizî’nin haberidir Peygamberimizden. Bu da âlimlerin ilmi çalışmalarının ne kadar faziletli olduğunu anlatan haberlerdir hadis-i şerifler dir bunlarda ki bu âyetin bunlar açıklamasıdır. „Her kim İslâm’ı ihyâ etmek (yaşatmak) için ilim talep ederken, kendisine ölüm gelirse, onunla peygamberler arasında tek bir derece vardır.“  Bu hadisi de Dârimî rivâyet etmiştir. „İlim benim ve benden evvelki peygamberlerin mîrasıdır.“ Diyor Peygamberimiz. Bu haberin kaynağında da El-Hindi Kenzü’l-Ummâl ’de zikretmiştir ki Cenab-ı Hakk’ın bakın âlimler üzerinde peygamberinin diliyle ilmi çalışmaların ne kadar faziletli olduğunu göstermektedir.

Dakika 10:00

(El ilmi mîrası ve mîrasül enbiyâi gabl) „İlim benim ve benden evvelki peygamberlerin mirasıdır.“ buyuruyor. „Âlimler yerin ışıkları peygamberlerin halifeleri, benim varislerim ve peygamberlerin varisleridir?“ buyuruyor Sevgili Peygamberimiz. Bu haberin kaynağında da El-Hindi Keşfül-Hafâ da zikredilmektedir.  Yine Sevgili Peygamberimiz’den: „Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir. Gök ehli onlara karşı muhabbet besler ve öldükleri zaman denizdeki balıklar kıyâmete kadar onların günahlarının affı için dua ederler.“ Bu haberin kaynağında da Buhârî Şerif, Ebû Dâvûd, İbn-i Mâce, Dârimî, Ahmet Bin Hanbel gibi büyüklerimiz bulunmaktadır. „Her kim bir yola girer ve onda ilim talep ederse, Allah’u Teâlâ onu cennet yollarından bir yola götürür ve melekler ilim talep edenlere sanatlarından hoşlandıklarından dolayı kanat gererler. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler ne dînâr ne de dirhem mîras bırakmadılar. Ancak ilim mîras bıraktılar. Şu hâlde o ilmi alan, büyük bir pay almış olur.“  Yine bu haberin kaynağında da Buhârî, Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn-i Mâce, Ahmet Bin Hanbel bulunmaktadır. „Âlimler komutan, müttakiler efendidirler.” Dikkat edin! Bu hadiste de Peygamber Efendimiz Keşfü’l Hafâ’nın rivâyet ettiği ne diyor: „Âlimler komutan, müttakiler efendidirler. Onlarla oturmak da kârlı bir iştir.“ Yani âlim dinle en kârlı iş budur. Yine „Âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanıyla tartıldı da ondan ağır geldi.“ Bakın Keşfü’l Hafâ Feyzü’l Kadir Hatip Tarihi Bağdat Feyzü’l Kadir Firdevs’in de yine Hatip tarih Feyzü’l Kadir yine Feyzü’l Kadir’de bu haberler zikredilmektedir Peygamberimizden. „Kendisinden istifade edilen âlim bir Âbid ’den daha hayırlıdır.“ Âbid nedir: Gece gündüz ibadet edene Âbid denir. Âlim bu gece gündüz ibadet edenin 1000 tanesinden daha hayırlıdır ki hangi âlim, ilminden istifade faydalanılan âlimler. İlminden faydalanmak gerek. „Öğrenmek istediğinizi öğrenin, fakat bildiğinizle amel etmediğiniz müddetçe ilmin size hiçbir faydası olmaz.“ İlminle amel edeceksin, paranın kolu mevki makamın kulu olmayacaksın, dünya kalbine girmeyecek sen dünyaya hükmedeceksin dünya sana değil. Sen dünyanın sırtını bineceksin dünya senin içine girmeyecek, sırtına bilmeyecek.  „İlimden istediğinizi öğrenin. Fakat amel etmedikçe Vallâhi ilim toplamakla sevâb elde edemezsiniz.“

Dakika 15:00

Dikkat edin! Amel ilim îmân ve amel ile dönüşmelidir. „Her kime Allah hayır dilerse, onu dinde fâkih kılar.“ Dinini eğer bir insan lehine aleyhine dinin fıkhî konularını onun inceliklerini biliyorsa işte Allah ona hayır dilemiştir. Çünkü “Allah her kime hayır dilerse onu dinde fâkih kılar” diyor. Fâkihlerin fâkihi Hz. Muhammed, peygamberlerin imâmı, önderi, rehberi onun Ashâbları gökteki yıldızlar her biri bir fâkih ve fâkihe… Ashâblar’dan sonra Tâbiînin fâkihleri var öne çıkmış büyük ünlü filozof fâkihler: İmâm-ı Âzâm, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî, Hanbelî o ekol de nice fâkihlerimiz yetişmiş. Allah hepsine bol bol rahmet eylesin, mağfiret eylesin ve ıssız bucaksız Allah’ın lütfuna mazhâr olan kullarından eylesin. Çok büyük çalışmalar yapmışlar mükemmel mi mükemmel müçtehitlerimiz çalışmışlardır. Fâkihlerimiz, muhaddislerimiz, müfessirlerimiz çalışmışlardır. Bize bu mîrası çok güzel getirmişlerdir onun için ibadetin en faziletli olanı fıkıh, dinin en faziletlisi de takvâdır. Müslümanda fıkıh ile takvâ ikisi varsa ne güzeldir. Bu haberin kaynağında da yine Buhârî Şerif, Müslim, Tirmizî, İbn-i Mâce, Dârimî, Muvattâ, Ahmet Bin Hanbel gibi (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn) gibi mükemmel muhaddislerimiz bulunmaktadır. „Âlimlere ikrâm ediniz. Çünkü onlar peygamberlerin mîrasçılarıdır. Kim onlara ikrâm ederse Allah ve Rasûlüne ikrâm etmiş olur.“ Bu haberin kaynağında da kim var? Feyzü’l-Kâdir var, yine Hatîb var Tarih-i Bağdat var. Bunlar Peygamberimize isnat edilen Peygamberimizin sözleri. „Âlimleri karşılayan beni karşılamış, onları ziyaret eden beni ziyaret etmiş ve onların meclisinde bulunan, benim meclisimde bulunmuş olur.” Kim diyor; Peygamberimiz. “Benim meclisimde bulunan da sanki Rabbim ‘in meclisinde bulunmuş gibidir.“ Yine bu haberin kaynağında Hindi, Kenzü’l-Ummal bulunmaktadır. Deylemî, İbn-i Mes’ûd’dan ve Ebû Hureyre’den naklediyor, (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). „İlim ortadan kaldırılmadan evvel ilim öğrenin. Çünkü her biriniz, yanındakine ne zaman muhtaç olacağını bilmez.“ Dârimî ve Deylemî bunu rivâyet etmişler. Ahmed b. Hanbel, Dârimî, Taberânî, Ebû’ş-Şeyh (tefsirinde) ve İbnü Merdiyye, Ebû Umâme’den (Radıyallâhu Anh) naklediyor: Sevgili Peygamberimiz bakın ne diyor: „Ey insanlar ilim alınmadan, kaldırılmadan önce nasibinizi alın. Denildi ki: „Ya Rasûlullah Kur’an-ı Kerim bizim aramızdayken ilim nasıl kaldırılır? Buyurdu ki Sevgili Peygamberimiz: „Hay seni anası yitesi! İşte Yahûdî ve Hristiyanlar, aralarında kitapları var. Fakat peygamberlerinin getirdiğinden bir harfe tutunmaz olmuşlardır. Peygamberinin kitaplarının yolundan sapmışlar.

Dakika 20:37

Haberiniz olsun ki ilmin gitmesi, hepsinin gitmesidir. İlmin gitmesi, cümlesinin gitmesidir. İlmin gitmesi, cümlesinin gitmesidir. (bu son kısmı üç defa Peygamberimiz tekrar etti.)“ İlim, ilim, ilim… Şimdi Kur’an-ı Kerim doğru yaşanacak, doğru anlatılacak. Adamlar çıkıyorlar Kur’an-ı Kerim’den bir âyet ondan sonra zamanı isrâf ediyorlar. Kur’an’ı Kur’an-ı Kerim’in âyetleri ile niye açıklamıyorlar? Neden ortaya bunun itikâdî, ahlâkî ve hukûkî, fıkhî konularını niye açıklamıyorlar? Ve zaman neden isrâf ediliyor? Ne zaman bu Kur’an insanlığa tebliğ edilecek mezardan sonra mı? Geç kalmamalı Yahûdî’nin yaptığını Tevrât’a, Mûsâ’ya yaptığını yaparsan, İncîl’e Îsâ’ya yapılanı sende yaparsan Kur’an’a ve Muhammed’e aynı akıbete dûçâr olursun. İlim, ilim, ilim diyor. Kim? Hz Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm. Kıymetli dostlarımız bu haberin kaynağına da şöyle bir bakın; Buhârî var, Müslim var, Nesâî, İbn-i Mâce, İbn-i Ömer’den, Ahmed bin Hanbel’in de naklettiği bakın şu habere de bakın, Ne diyor;  „Allah’u Teâlâ, ilmi kullardan soymak sûretiyle çekip almaz. Ancak ilmi, âlimleri almak sûretiyle ortadan kaldırır. Allah hiçbir âlim bırakmayınca da, insanlar bir takım câhil başlar edinirler ve onlara sorular sorarlar, onlar da ilimsiz fetvâ verirler. Bu yüzden de hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.“ Bugün Kur’an-ı Kerim’i doğru anlatmayan isteyenlere yağ yakan rant (getirim) sağlayan mevki makam düşkünleri ehli dünya olan kalbi perdeli nice sahte ilâhiyatçılar var doğruyu söylemiyorlar ve naylon müçtehit taslakları var. Gerçek müçtehitleri dışlamaya çalışıyorlar bunlara karşı Müslümanlar uyanık olmak zorundadırlar.

Ebû Nuaym ve Deylemî, Ebû Hureyre’den (Radıyallâhu Anh) naklediyor: „Âhir zamanda bir kavim ortaya çıkar. Câhiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar.“ İbn-ü Neccâr, Ebû Hureyre’den (Radıyallâhu Anh) naklediyor: „Kötü âlimler kıyâmet günü getirilir, cehennem ateşine atılır. Her biri, cehennemde bir kamış ile değirmen döndüren merkep gibi dolaşır durur. Ona: „Vay sana, biz seninle doğru yolu bulmuştuk, bu hâlinde ne?“ diye sorarlar. O da der ki: „Ben, sizi nehy ettiğim şeyleri tutmaz aksini yapardım.“

Dakika 25:08

Görüyor musunuz ele veriyor salkımı, ele veriyor telkini kendi yutuyor salkımı, tersini yapıyor sözünün. İlmin tersini yaparsan böyle olur. Deylemî, „Firdevs“ de İbn-i Abbâs’tan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: „Dinin felaketine yol açan üç sebep vardır: Günahkâr fâkih, zâlim devlet başkanı ve câhil müçtehittir.“ Dikkat et buraya! Din için felakettir bunlar. „Dinin felaketine yol açan üç sebep vardır: Günahkâr fâkih, kim bu günahkâr fakih: Millete söylüyor kendi yapmıyor.  Zâlim devlet başkanı: Adâleti uygulamıyor ve câhil müçtehitler.“ Câhil içtihâd ediyor ama kendisi müçtehit değil müçtehit taslağı müçtehit görünüyor işte bunlar da dinin felaketine yol açarlar diyor. Askerî, Hz. Ali’den (Radıyallâhu Anh) naklediyor: „Fâkihler, dünyaya dalmadıkları ve sultana uymadıkları müddetçe peygamberlerin güvenilir (vâris)leridirler. Ancak bunu yaparlarsa o zaman onlardan sakının.“  Tekrar ediyorum; „Fâkihler, dünyaya dalmadıkları ve sultana uymadıkları, hangi sultan; Devlet adamları adâlet etmeyen devlet adamları. Bunlardan mevkii makam için devlet adamlarına yaklaşıp onların yanlışlarına, zulmüne eğer fâkihler uyarlarsa o zaman bunlardan uzak kalın diyor. Uymadıkları müddetçe peygamberlerin güvenilir (vâris)leridirler. Ancak bunu yaparlarsa yani yanlış yaparlarsa o zaman onlardan sakının.“ diyor. Ahmed b. Hanbel, Hz. Ömer’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: Peygamberimiz buyuruyor ki: „Ümmetimin aleyhine korktuğumuz şeylerin en korkuncu, her dili bilen münâfıktır.“ Adam dil biliyor dilbaz konuşuyor ama fakat ne yazık ki gerçeği söylemiyor. O dili bilmek o dili, lisanı da kötüye kullanıyor. Yoksa doğru dürüst davrananlar gerçek dil ve lisanı bilenler ve onu doğruya kullananlar tabii müstesnâ. Yine Ahmed b. Hanbel ve Ebû Nuaym „hilye“ de Hz. Ömer’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: Sevgili Peygamberimizden naklediyor tabii bunların hepsi de.  „Ümmetimin aleyhine korktuğumun en korkuncu, saptırıcı liderlerdir.“ İşte sahte lider, sahte önderler en tehlikeli olanlar bunlardır. Taberânî, İbn-i Mes’ûd’dan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: „Eğer bir kimseye Allah’u Teâlâ bir ilim vermiş de o da onu gizlemişse, kıyâmet günü Allah’u Teâlâ da ona ateşten bir gem vurur.“ İbn-i Asâkir Ebû Hureyre’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn)  naklediyor, tabii onlarda Peygamberimizden naklediyor: „Kıyâmet gününde insanların en şiddetli azâb çekeni, Allah’ın ilmiyle kendisine bir menfaat vermediği âlimdir.“

Dakika 30:10

İlmi var ne kendi faydalanmış, ne başkaları. En şiddetli azâb içindedir diyor böylesi âlimler. Tirmizî, İbnü Ömer’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: „Her kim Allah’tan başkası için ilim elde ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın.“ Ne kazanıyorsan Allah için kazan ilimde bunların başındadır. Allah için ilim elde etki Allah’a doğru kulluk edesin insanlara faydalı olasın. Ebû’ş-Şeyh Ubâde b. Sâmit ’ten (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: „İlim amelden hayırlıdır, dinin kuvvetlenmesi ise, takvâ iledir. Âlim, az da olsa ilmiyle amel edendir.“  Kişi ilmiyle amel ediyorsa âlimdir yoksa değildir. İbnü Lâl, „Mekârimu’l-Ahlâk“da Hz. Ali’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) naklediyor: „Size mükemmel bir fâkihi haber vereyim mi? Allah’ın rahmetinden insanların ümidini kesmeyen ve merhametinden onları ümitsizliğe götürmeyen, Allah’ın tuzağından onları emin kılmayan ve dünyaya rağbet için Kur’an-ı Kerim’i bırakmayan kimsedir. Haberiniz olsun ki ne anlaşılmayan bir ibadette, ne de üzerinde düşünülmeyen ilimde hayır yoktur.“ Yani ne yaptığını bilerek yapacaksın. Ağzından çıkanı kulağın duyacak birde anlayacaksın. Bunu da biliyorsunuz Hz. Ali’den o ada Peygamberimizden rivâyet etmektedirler. Hatîb, „el Müttefâk ve’l-Müfterak“de Şeddâd b. Evs ‘den naklediyor: „Kul, Allah’ın zât-ı hakkında insanlara ve herkesten fazla da kendi nefsine buğuz etmedikçe mükemmel bir fâkih olamaz.“

Âlimler, ilimleriyle amel etmeli, mü’minler de âlimlere hürmet ve ikrâmda bulunmalıdırlar. Âlimler, ilmin şerefini, konusunun şerefini, gâyesinin şerefi ve meselelerinin kuvveti ile uygun olmak üzere üç açıdan çeşitli derecelere ayırmışlardır. Ahmet b. Kays demiştir ki: „İlimle desteklenmeyen üstünlük sonuçta bir perişanlığa dönüşür demiştir. İlim, ilim, ilim… Îmân, ilim, Amel-i Sâlih bunlar bir arada olmalıdır. Yoksa îmânsız ilim, amelsiz ilim hiçbir şeye yaramaz başına da belâ olur. Fakat âlimlerin içinde hakîkî âlimlerin içinde sapığı az bulunur çünkü ilim onu irşâd eder Allah’ın hidâyeti ile. Yeter ki ilim peşinde koşmak gerekmektedir. Bakın, hâin zihniyetler ne yapıyorlar; Selâmı bile bozup “Esselâmu” yerine “Essâmü” sam nedir niye selâmı sama çeviriyor bakın peygamberin ölümünü istiyor “Esseâmu aleyküm” diyor.

Dakika 35:05

Bunu Hz. Âişe duymuş ve sezmiş Peygamberimize haber vermiş. Böyle diğer hâin bir Yahûdî’ye Peygamberimiz de onun o “samını” ona geri iâde etmiş Hz Âişe de demiş ben onun kendi ağzından çıkanı geri ona iade ettim demiş. Çünkü selâmı bakın “sam” diye bozuyor ki Peygamber’e selâm yerine ölüm istiyor. Yani Peygamber’in helâkini istiyor. Bu nedir; gizli bir ajan, ajan selâmıdır düşman selâmı Peygamberi anlamayacak zannediyor. Aptallar hep böyledir serseriler kendileri Aptal olduğu için karşıyı da öyle zannederler, kâfirler hep öyledir. Münâfıklar, müşrikler, zâlimler, gizli câsuslar hep böyledir başkalarını kendileri gibi zannederler. Allah her şeyi bilir dilediğine haber verir, kalplere ilhâmlar gelir. Burada kaybedenler samîmî olmayan art düşüncesi olanlar kaybeder.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ﴿١٤﴾

اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداًۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴿١٥﴾

اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ﴿١٦﴾

 لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ﴿١٧﴾

 يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ ﴿١٨﴾

اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِ كْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ﴿١٩﴾

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلّ۪ينَ﴿٢٠﴾

 كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُل۪يۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ ﴿٢١﴾

ا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَش۪يرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْا۪يمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿٢٢﴾

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, bu yüce âyetlerinde yüce anlamlarına şöyle bir bakalım;

 

Allah’ın kendilerine azâb ettiği, gazâb ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar bile, bile.

 

Allah onlara çetin bir azâb hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar!

 

Yeminlerini kalkan yapıp Allah’ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azâb vardır.

Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah’tan hiçbir şey geri çeviremez, hiçbir belâya engel olamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.

Dakika 40:03

Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.

 

Şeytan onları istilâ etmiş, onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. Onlar, şeytanın hizbi, grubudur, (partisi)dir. İyi bilin ki şeytanın partisi kaybedecektir. Şeytanın grubu, ordusu dâima kaybetmiştir, dâima kaybedecektir.

 

Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlar var ya, onlar en alçaklar arasındadırlar.

 

Allah (C.C): „Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz.“ diye yazmıştır. Yani hep peygamberler gâlip gelmiştir, çünkü Allah’ın yardımı mü’minlerle, peygamberlerle beraberdir.  Şüphesiz Allah azîzdir, güçlüdür, gâliptir.

 

Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalplerine îmân yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. Yani Yüce İslam’ın yardımcılardır. İslam’a hizmet ederler Allah’ın tarafında olmak demek işte budur.  İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah’ın hizbi taraftarlarıdır.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

İşte burada da içi başka, dışı başka olanlar anlatılmaktadır. Çünkü Müslümanın içi de mükemmel tertemizdir îmân, irfân doludur dışı da tertemizdir söz ve hareketleri de en güzel sözde hareketler olarak güzel ahlâk olarak ortaya çıkar. Müslümanın her şeyi güzeldir, çünkü güzel olmak zorundadır çünkü bütün yücelikler Yüce İslamda’dır, onun sahibi de eşi bulunmayan Yüce Allah’tır. O bütün büyüklük, yücelik bütün sıfatlar, yüce sıfatlar hep O’ndadır güzel isimlerin hepsi O’ndadır, O Subhan’dır,  Sübbuh ve Kuddüs’tür

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

Kıymetli dostlarımız, Haşr Sûresi ile dersimiz devam etmektedir. Haşr Sûresi de bu Sûre-i Celile de Medine-i Münevvere döneminde inzâl edilen sûrelerden âyet sayısı 24, sıra numarası 59’uncu sıradadır. Haşr’dan işte anlaşılmaktadır ki mutlaka insanlar mezarından kalkıp mahşerde toplanacaktır. Şimdi bu Sûre-i Celile‘nin içeriğine şöyle bir bakalım;

 

Haşr: esasında bir cemaati yer ve yurtlarından atmak ve çıkarmak mânâsını ifade etmek ise de konulmuş sonra da cemaatin birbirine karışması sebebiyle toplamak anlamında kullanılmıştır. Bu lügat mânâsıdır.

 

Dakika 45:20

 

Râzî Tefsirinde Haşr: Bir topluluğu bulundukları mekândan diğer bir mekâna çıkarmak demektir. Herkes bu dünyadan atılacak, mahşerde toplanacaktır bunda ne şek vardır, ne de şüphe vardır. Şekil şüphesi olanların hâli perişandır. Çünkü îmânsızdırlar cehennemden çıkamazlar îmânsız kişi cennete ebedî giremez. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder azîz ve hakîmdir.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿١﴾

هُوَ الَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لِاَوَّلِ الْحَشْرِۜ مَا ظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَاَتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْد۪يهِمْ وَاَيْدِي الْمُؤْمِن۪ينَ فَاعْتَبِرُوا يَٓا اُو۬لِي الْاَبْصَارِ﴿٢﴾

  وَلَوْلَٓا اَنْ كَتَبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَٓاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَاۜ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ﴿٣﴾

  ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَٓاقِّ اللّٰهَ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ﴿٤﴾

مَا قَطَعْتُمْ مِنْ ل۪ينَةٍ اَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَٓائِمَةً عَلٰٓى اُصُولِهَا فَبِاِذْنِ اللّٰهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِق۪ينَ ﴿٥﴾

وَمَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْهُمْ فَمَٓا اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ﴿٦﴾

  مَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى فَلِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْۜ وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ﴿٧﴾

   لِلْفُقَـرَٓاءِ الْمُهَاجِر۪ينَ الَّذ۪ينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَاناً وَيَنْصُرُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَۚ ﴿٨﴾

وَالَّذ۪ينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْا۪يمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ ف۪ي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌۜ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَۚ ﴿٩﴾

وَالَّذ۪ينَ جَٓاؤُ۫ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذ۪ينَ سَبَقُونَا بِالْا۪يمَانِ وَلَا تَجْعَلْ ف۪ي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا رَبَّـنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ۟ ﴿١٠﴾

 

Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tesbih etmektedir, O üstündür, hikmet sahibidir.

Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran O’dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın azâbı, onlara beklemedikleri yerde geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın ibret.

Dakika 50:07

Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette, onları dünyada başka şekilde cezâlandıracaktı. Âhirette de onlar için ateş azâbı vardır.

Bunun sebebi şudur: Onlar Allah’a ve Rasûlüne karşı geldiler; Kim Allah’a karşı gelirse Allah’ın azâbı şiddetlidir.

Hurma ağaçlarından her hangi bir şey kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah’ın izniyle ve O’nun, yoldan çıkanları cezâlandırması içindir.

Allah’ın, onlardan peygamberine verdiği ganimetlere gelince siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini, dilediği kimselerin üzerine salar. Allah her şeye kâdirdir.

Allah’ın (C.C) o kent halkından, Rasûlüne verdiği ganimetler, Allah’a, Rasûl’e, ona akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara, yolcuya aittir. Ta ki içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın. Servet zenginlerin arasında dolaşır fukaraya hakkını vermezseniz vay geldi hâlinize! Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azâbı şiddetlidir.

Bir de göç eden fakirlere aittir ki yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, bunlar hicret eden Muhâcirler ve mü’minler. Allah’ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah’a ve Rasûlüne yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır. Allah’a yardım dine İslam’a hizmettir, peygamberin yolunda yürümektir.

Ve onlardan önce o yurda yerleşen îmâna sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler bunlarda Ensâr. Ve onlara verilenlerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç duymazlar. Sevinirler bunlara yardım ediyoruz diye ve seve seve yardım ederler. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları öz canlarına tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.

Onlardan sonra gelenler derler ki: „Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz! Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!“

İşte kıymetli dostlarımız, gerçekler bir, bir şanlı Kur’an ile anlatılmaktadır. İyi anlayanlardan olmayı Allah’tan istemeliyiz Cenab-ı Hak bizi iyi anlayanlardan eylesin. Bunun için Kur’an-ı Kerim’i iyi anlamak, iyi bilenlerle hareket etmek Ehl-i Sünnet âlimlerine bunlara intisâb etmektir onların gerçek fıkhî hak ilimlerine tabii ki vusul Hakk’a vuslattır Yüce Allah’ın kudret ve kuvvetlerine güvenmelidir, Müslüman zâhit olmalıdır ve zühdüne dikkat edip Allah’a güvenmelidir.

Dakika 55:00

Bel’am’ın zühdünden çok olamaz. Çünkü Bel’am’ın da bir zühdü vardı ama ne oldu? Zâlimler tarafını tuttu ilmine amel etmedi. Âlim de ilmine güvenmemelidir, Allah’a güvenmelidir. Eğer ibadetine güveniyorsan yandan, ilmine güveniyorsan yandın. Allah’a güven O’na tevekkül et ilminle gereği gibi amel edip etmediğin korkusunu taşı ilminle iyi ameli et.  İlmine güvenir amel etmezsen yandın Bel’am böyle yaptı mahvoldu perişan oldu. Zîra İbnü Râvendi’ye bakınız çok fazla gayret göstermesine rağmen nasıl oldu? Doğrusu kimsenin hiç bir şeyde Allah’ın fazl ve rahmetinden başkasına itimadı doğru değildir. Bu ifadeden maksat, insana zulmün, küfrün ve peygamberliğe saldırıda bulunmanın âkıbetini göstermektir. Bel’am âlimdi fakat Firavun’dan yana oldu Peygambere saldırdı. Allah’ta onun belâsını verdi. Bunun için Müslümanlar çok dikkatli olsunlar ilimlerine amel etsinler, Allah’tan korksunlar, hiç mi hiç ümitlerini de kesmesinler.

Dakika 57:10

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 37 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}