Tefsir 468-01

468- Tefsir Ders 468 hayat veren nurun keşif notları

468- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 468

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Haşr Sûresi 11’inci Âyet-i Kerime’den 24’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Eûzu billahis-semîîl- alimi mineşşeytanirracim min hemzihî ve nefgıhî ve nefsih’’

‘’Bismillahillezi la yedurru mâismûhü şeyün filardı velâ fissemâ vehüvessemiûl âlim’’

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve ezvâcihi sahbihî ve etbâihi ve ıtratihi ecmaîn’’

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

Hayat veren nurun dersleri, keşif notları ve irşâd notları isimli dersimiz Haşr Sûresi’nin 2’nci âyeti ile devam etmektedir. Haşr Sûresi’nin 2’nci âyetinin ve onun devamı olan âyetlerin sizleri keşif notları ile ilgili burada bilgi sunmaya devam etmekteyiz. Bu bilgiyi kendi nefsimize takdim ediyoruz çünkü mânâ nefsi kuşatmalıdır. Zulüm yapan, küfür ve tekzip edenler mutlak azâb görürler. Bunu insanoğlu kalbine küpe yapmalıdır. Zulüm, küfür ve tekzip Allah’ın kuluyum diyen kimsede olmamalıdır. Zulüm insanların kendine yapılan yaptığı kötülükler vardır, bir de başkalarına yaptıkları vardır her ikisi de zulümdür. Kendine kötülük yapma, ama başkalarına hiç yapma! Kendine acımıyorsan başkalarına zulmedersen bunun faturası sana çok ağır olur. Küfür ve tekzip ise ebediyyû’l-ebed Allah’ın merhametini dışına atar. Çünkü küfür ve tekzip Yüce Allah’ın gazâbına tecellîsine sebep olmaktadır ki cehennem Allah’ın gazâbının tecellîsidir cennet rahmetinin tecellîsidir. Cehennem işleme, zulmetme, küfür etme, tekzip etme. Küfür tekzip nedir dersen: Yüce Allah’ım İslam denilen yüce dinin içindeki bütün emir ve kurallar tasdikten geçecek, ikrârdan geçecek ve tam bir hayat tarzı ki yaşanacak bir dindir bu. Bu dinin bütün emirleri bir tanesini dahi sakın tekzip etme, yalanlama, inkâr etme. İnkâr ve tekzip seni küfrün içine saplar o da cehennemin dibine seni yerleştirir ki ebedî azâb ve feryat edersin, kendin bilirsin. Sen yaratılırken kendini yaratmadın başkaları da öyle. Nasıl yaratılmışsan imtihan meydanına geldi akıl irâde ve dünyada ilim irfânla İslam dünyayı ilim irfânla donattı. Sen bu ilmin irfânın yerine cehâleti, îmânın yerine küfrü, tevhîdin yerine şirki almışsan bunun faturasını hazır ol.

Dakika 5:10

Kimsen kim olursan ol hazır ol. Elinde gücün olabilir mevki-makamın olabilir hattâ nükleer gücünde elinde olabilir Azrâil’in elinde de ordularının elinde nice kuvvetler var. Allah’u Teâlâ’nın yerde gökte nice orduları var sınırsız kudret ve kuvveti var. Yani sen Allah’la savaşıp da zafer mi kazanacaksın? Aklını başına al ey Allah’ın kulları! Etmeyin yapmayın kendinize kötülük etmeyin İslam’ı inkâr etmeyin. İslam, evrensel gerçek bir hakîkat. Cenabı Hak ne diyor; Eğer Allah onların üzerine o celâyı yazmamış olsaydı… Celâ: İclâ gibi ir kimsenin veya bir topluluğun yerinden yurdundan herhangi bir sebeple tedirgin edilerek uzaklaşması veya uzaklaştırılması demektir ki, yurdu açık kalmış, bunun için insanoğlu dikkat etsin kimseye kötülük etme hak ve selâhiyeti kimse de yoktur. Sen Hz. Muhammed’i öldürmek istedin ne oldun? Kendiniz belânızı buldunuz. Yakalamak istediniz sürgün etmek istediniz yani her kötülüğü yapmak istediniz. Hz. Muhammed Allah’ın emrinde çalışan bir cihan Peygamberi peygambere karşı koymanın Allah’a karşı koymak olduğunu bilseydin o çağın Firavunları o nemrutlar, o şeddat’lar o Ebû Cehiller o çağınkiler ve bu çağınkiler herhâlde kendilerine yazık etmezlerdi. Cehennemin dibini boyladılar. Allah’a karşı koyarsan belin bıkkının kırılır belin kırılır zincire vurulur cehennemi atılırsın. Allah’ı tanımamanın O’nun ilkeleri olan Yüce İslam’ı tanımamanın faturasını görürsün dünyada gırtlağına Azrâil Aleyhisselâm bastığında mezara berzaha girdiğinde, mezardan fırlayıp mahşere geldiğinde cehennemin kükrediği zaman, Sırâtın Mizan’ın kurulduğu zaman Allah’ın ordularının saf, saf mahşeri kuşattığı zaman, herkes büyük mahkemeye getirildiği zaman görürsün bunu ama iş işten geçer. Bunları Kur’an-ı Kerim iki kere iki dörtten daha kesin ve gerçek açıklıyor. Kur’an-ı Kerim’e inanmamak Allah’a inanmamak şu mevcudatı görmemek körlüğün en büyük körlüğü, sağırlığın en büyük sağırlığıdır. Bu dışındaki özürlüler değil kalp ve ruhu bozulmuş özürlüler, kalb ve ruh dünyaları dışındaki özürlü olanlar nice îmânlılar vardır, kerâmetliler vardır. Onun için nice dışından âmâ olup da kalp gözleri parıl, parıl parlayan “Ümmü Mektum” gibi cephelerde savaşan sancak tutanları tarih bunlara şahit. Sen bunu inkâr etmekle güneşe karşı gözünü yummuş olursun yarasa kuşu gibi karanlığa kaçmış olursun hepsi bu.

Dakika 10:00

Bunun için kıymetli dostlarımız,  Benî Kureyza’nın, eli silah tutanları ihânetleri karşılığında cezâlandırılmıştır. Kureyzâ, Peygamberimizle defalarca anlaşma yaptı anlaşmayı bozdular, Peygamberin düşmanlarıyla sürekli gizli anlaştılar. Peygamber Efendimize sürekli suikastlarda bulunmak istediler. Ne oldu sonuçta; Hepsi belâsını buldu. Sadece onlar mı? Niceleri…

Kıymetli dostlarım,

Allah’a kimseni gücü yetmez peygamberler, Allah’ın emrinde ki kullardır onlar kendiliğinden konuşmazlar Allah’tan aldıkları vahiy ile konuşurlar. Beni Nâdir’in Biverye denilen yerdeki hurmalıkları bakın o günkü onlara karşı uygulanan bir müeyyide var.

“Ya Muhammed sen bizi yerde fesat çıkarmaktan men ediyorsun, şimdi bu hurma ağaçlarını kesmek veya yakmakta ne oluyor?” dediler.

Bu hadise Müslümanlardan bazılarının da içini gıcıklamıştı kimisi değerli olanları kesiyor, kimisi de iyilere kıyamayıp değersizleri kesiyorlardı. İşte şu âyet bunun hakkında indirildi: (مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ) Herhangi bir lîne kestinizse… Lîne: Birçoklarına göre hurma ağacı demektir. Aslı „Levin“ den „livne“ şeklinde türemiş olup, „yâ“sı „dime“ gibi vav’dan kalbedilmiştir. Çoğulu, „lun“ ve „elvân“dır. İbn-i Abbâs ve bazı âlimler, „acve“ yani balçık hurma denilen kısmı dışındaki hurma çeşitlerine „lîne“ denildiğini söylemişlerdir. Ebû Ubeyde „acve“ ile „bernî“ hâricinde bulunan hurmalar olduğunu ileri sürmüştür. Sevrî, „hurma ağacının en değerlisi“ demiş, Cafer-i Sâdık’dan „acve“, Esma’hi’den de „Dekâl“ diye nakledilmiştir. Bazıları da yâî olup, yumuşaklık anlamına gelen „lin“den türemiş olduğunu kabul etmişlerdir. Çünkü çoğulu „liyen“ ve „liyan“ da gelmektedir. „lîne“nin mutlak yaş ağaç mânâsına olması da mümkündür. “Yahut kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hepsi Allah’ın izniyledir.” Bu izin de o fasıkları perişan etmek içindir. Bazen istisnâi Cenab-ı Hak her şeyin iç yüzünü o iyi bildiği için istisnâi olarak insanların hoşuna gitmese de Yüce Allah her şeyin iç yüzünü herkesten daha iyi bilmektedir.  Allah’ın, Rasûlüne onlardan verdiği ganimetlere gelince; İfâe, feyi kılmak, yani fey‘ (ganimet) olmak üzere vermek, havâle etmek demektir. Fey‘ de lügatte, rücû yani dönmek, çevrilmek ve dönen gölge mânâlarına mastar ve isimdir.

Râgıb der ki; „Fey‘ ve fie, övülmüş hâle dönmektir.“ (حَتّٰى تَف۪ٓيءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰ)“Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar.“ bakın burada Cenab-ı Hak emrime diyor dönün, bâtılı yanlışı bırakın hakka gelin diyor.

Dakika 15:15

Cenab-ı Hak otoritenin sahibidir yaptırımların dir her işi hikmet doludur, kullarına zulümden münezzehtir her şeyin en hayırlısını en güzelini emreder. Yalnız bir insanoğlu onu o an için bilemez dışı şer olup içi hayır dolu, dışı hayır olup da içi şer dolu olanlar vardır bunu Yüce Allah iyi bilir kulları her zaman bunu yeteri kadar bilemezler.

Kıymetli dostlarımız, mülkün hakîkî sahibinin Allah olduğunu hiç kimse unutmamalıdır mülkün sahibi yerlerde, göklerde bütün âlemlerde Allah’tır. Malları da itaat ve kulluğa vesile kılmak için halk etmiştir. Yani sana zenginliği verince Allah’a isyân etsin diye vermedi ki. Zenginlerin Allah’a itaat edeni azdır neden? Malına güveniyor mevki makamına güvenenlerden Allah’a itaat eden azdır. Niye? Mevki makamına, topuna tüfeğine, ordusuna askerine, milletine devletine güveniyor. Bunların hepsi helâk oldular, Allah’a güvenenler ve tedbirini de o îmân ve tevekkül ile birlikte tam tedbirini alanlar kurtuldular zafere erdiler. Çünkü kulluğun içinde tedbir vardır. Tedbirle eğer kulluk yapılmıyor sadece tevekkül ettim diyorsa o İslâmî değildir o İslam anlayışıyla alâkası da yoktur. Bunun için insanlar dâima görevini kulluk görevini yerli yerince yapmalıdırlar yapmadıkları müddetçe görevlerini yapmış olmazalar. Görevini yapmayan kişi zaten suçludur. Nâdiroğullarının malları Allah’u Teâlâ’nın, Rasûlüne ganimet olarak verdiği, elde edilmesi husûsunda ne at ne de deve sürmediği ganimet malı idi ve Rasûlullah’a mahsustu. Bu mallar Efendimize tahsis edilmişti. O da zaten kendisi aç yatıyor fukaraya, yoksullara, yetimlere ne varsa onlara gönderiyor yeryüzünde mazlumu ağlayanı kaldırıyor zâlimden mazlumun hakkını alıyor ilâhî adâlet tecellî ediyordu. Çünkü Yüce İslam mazlumun hakkını zâlimden almaya geldi. Dünyada da böyle, mahşerde de böyle, ukbada da böyle yani mazlumun hakkını İslam zâlimden alır. Onun için kıymetli dostlarımız İslam Yüce İslam yüce bir sosyal adâlet evrensel reel bir adâlet ve hakîkattir. Aklını başına al da kula kulluk etme Allah’ın emrinde İslam’ın cihana onun barışının egemenliği için hizmette bulun. İslam’a hizmet edersen dünyaya barış, adâlet, kardeşlik, sevgi egemen olur. Allah ve Rasûlü için bir hisse, Zil Kurbâ için bir hisse, yetimler için bir hisse, miskinler için bir hisse ve yolcular için bir hisse şeklinde idi.

Dakika 20:10

Yani İslam tam bir sosyal ilâhî devlet sosyal bir ilâhî bir kurumdur yapmacık bir sosyal bir devlet değildir. Gerçek bir ilâhî sosyal adâlet sosyal bir kurumdur ki ilâhî’dir her şeyi yapmacık ve taklit yoktur aslîdir hak ve hakîkattir Yüce İslam’ın ortaya koyduğu bütün değerler. Çünkü Allah’u Teâlâ’nın kesin emridir. Fukaranın hakkını vereceksin, yoksullun hakkını mazlumun hakkını vereceksin adâleti ayakta tutacaksın bütün tarafın adâletin tarafı olacak adâletin tarafı Allah’ın tarafıdır. Allah’ın tarafında olmayıp zulmün tarafında olduğun zaman aklını başına al. Karşında sen Allah’a savaş ilân ediyorsun haberin olsun. Yetimler bak miskinler… İbn-i Sebil şöyle bir bak, bunlara Yüce İslam merhamet kanatlarını açmış bunlara yardım edeceksin diyor. Yetimi ağlatmayacaksın diyor, yetim hakkı yemeyeceksin onun ihtiyaçlarını göreceksin diyor. Yüce Allah bakın tamam yanlışların tamamını ortadan kaldırmıştır. Buhârî Müslim Ebû Dâvûd Tirmizî ve daha da başkaları nakletmişlerdir. İnsan kadın olsun erkek olsun fıtratını koruyacaktır. Bu fıtratı Yüce Allah yarattı bize dedi ki:  “Bu fıtratı koruyun İslam ile geliştirin ve kemâle olgunluğun doruğuna çıkarın bozmayın” dedi.

Bakın bu konuda İbn-i Mes’ûd (Radıyallâhu Anh) naklediyor Peygamberimizden, bakın ne diyor peygamberimiz:

„Allah şu kadınlara lânet etmiştir ki onlar “veşm” yapanlar ve yaptıranlar. Nedir; Yüzünün tüylerini yolanlar, seyrek dişlerle güzel görünmek için dişlerinin arasını yontan sırıtkanlar ve Allah’ın yarattığını değiştirenlerdir. Yani fıtratı bozanlar.“ Güzelleştiğini zannediyor çirkinleşiyor fıtratı bozuyor. İslam dini fıtratımızda bozulmasına ister kadın ister erkek katiyyen razı değil yasaklanmış hattâ bunlara lânet edilmiştir. Fıtratı bozamazsın fıtratını koru korumak için sağlıklı olmak için faydalıyı celb etmek için, zararı def etmek için İslam’da her öngörü vardır. Ama bunun yapmacık olanı, taklit olanı sağlığı fıtratı bozana İslam müsaade etmez. İslam fıtrattır ekosistemi bozdurmaz sana kendi vücudunu da bozdurmaz. Çünkü o vücudu sen yaratmadın yaratan ona ne yaptı? Bir kural koydu ne dedi: Bunu ben sana bu vücudu veriyorum ruh ve bedeni koruyacaksın bozmayacaksın.

Şimdi gerçek bilim nedir derseniz; Gerçek bilim doğruyu ispat edebilecek mahiyeti kazanmış olandır. Birinin ak dediğine öbürü kara diyorsa bu bilim değildir. Bilim, kesin gerçekliğini ortaya koymuştur bilimsel davranışlar İslam’da çok makbuldür güzeldir ama bilimsel olandır.

Dakika 25:08

Bilim adı altında falcılık yapanlar bilimin falcılığını, arraflığını, kâhinliğini, kehânetini yapanlar bilimin arkasına saklanıp da sahte bilimcilere de dikkat edin. Gerçek bilim İslam’da vazgeçilmez değerdir. Bunun için kıymetli dostlarımız, bakın ne buyuruluyor;

Süfyân b. Uyeyne, Abdülmelik b. Ömer’den, o Rib’ıyy b. Hiraş’tan, o Huzeyfe b. Yaman’dan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) nakletti ki, Rasûlullah (S.A.V) „Benden sonrakilere Ebû Bekir’e ve Ömer’e tâbî olun.“ Bakın bu haberin kaynağında ismi geçen notları açıkladım bakın bunu nakleden muhaddislerimiz Tirmizî, İbn-i Mâce, Ahmed Bin Hanbel gibi zât-ı muhterem muhaddislerimizdir. Şimdi burada tabii birkaç kişiyi naklederken ismini zikrederken, “Ashab-ı ken nücûmî” “Benim ashapların gökteki yıldızlar gibidir” buyurmaktadır. Zifiri karanlıkta hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz çünkü onlar çevresini aydınlatan zât-ı muhteremlerdir. Ashab çok kıymetli zât-ı muhteremlerin meydana getirdiği Peygamberimizin bizzat çevresidir. Muhammedî okulda okumuş zât-ı muhteremlerdir Aleyhissalâtu Vesselâm (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn). Bunun için kıymetli dostlarımız sahâbeye dil uzatanların bir defa şöyle dikkat etmelidir kimler olduğuna, kime hizmet ettiklerini şöyle dikkat edin! Sahâbî’ye dil uzatanlar gizli İslam’ın azılı düşmanı ve ajan olarak çalışanlar ve İslam’ı içinden bölmeye parçalamaya dünya barışını yok etmeye çalışanlardır ki İbn-i Sebe’ler bu işin içinde. Ve yine Hâricîlerin arka tarafından bakır düşmanlar var ve ne kadar ehli bid’at varsa Ehl-i Sünnetin dışında Ehl-i Sünnete saldıran ehli bid’at onun arkasında bir ajan gizli teşkilatları hak düşmanlığına dayanan faaliyetlerini görürsünüz. Onun için Ehl-i Sünnete o gün saldıranlar nasıl şer güçlerin emrinde çalışıyorlarsa bugün de böyledir. Ehl-i Sünnet Ve’l Cemâat Yüce İslam’ı şanlı Kur’an’ı bütünüyle iyi anlamışlardır. Kendi aralarında ihtilâfları bile rahmet olmuştur. Çünkü onların müçtehitlerin, fâkihlerin, gerçek Ulemâ’nın ihtilâfı rahmettir zenginliktir. Fakat câhillerin hakka hakîkate saldırması naylon müçtehit taslaklarının sahte müçtehitlerin müçtehit görünmesi Ehl-i Sünnete saldırması ise tam bunun tersine Müslümanları bölüp parçalamaya yöneliktir. Çünkü bunlar İslam’ın bütününü ele almazlar doğru da anlamazlar.

Dakika 30:00

„Yetimler, miskinler, yolda kalmışlar, Muhâcirler, fakirler” bunlara elden gelen yardım o gün yapılmış kıyâmete kadar da Müslümanlar merhamet kanatlarını açarlar dünyada ne kadar yetim, gariban, mazlum ve mağdur varsa yardımına koşarlar. Bu İslam’ın gereğidir İslam, Allah’ın merhametinin âlemlere tecellîsidir. “Yüce Allah’ın (C.C) Peygamberi verdiği ganimetler içinizden zenginler arasında dolaşan bir mal olmasın” diyor bak! Yüce Rabbimiz bunu diyor Peygamberimiz de açıklıyor açıklık getiriyor. Fakat Muhâcir fakirler için olsun.“ meâlinde olduğunu söylemiştir. Tabii burada bütün fakirlerin tümü bu kapsamın içindedir bütün fakirlere yardım söz konusudur, merhamet söz konusudur, adâlet söz konusudur. Yani cüzü zikrettiği zaman külle işaret edildiğini, tahsisten bahsedildiği zaman husûsun umuma da işaret ettiğini umuma engel olmadığını görebilmektir ve konuları iyi anlayabilmektir. Onun için müfessirlerin bir kısmı nüzul sebebinin bakın ne diyorlar: Kendilerinde bir açıklık yani bir ihtiyaç olsa bile yani bir ihtiyaç olsa bile (onları) kendilerine tercih ederler. Bu da ahlâkta ve merhamette çok ileri bir özelliktir kendisinin ihtiyacı varken kendinden daha muhtaçlara gidiyor yardım ediyor kendini ihmâl ediyor başkalarına daha çok yardım ediyor bu derecede değerli İslam ahlâkı zirvede bulunan şahsiyetler vardır. Kendilerinde bir ihtiyaç olsa bile onları kendilerine tercih ederler. (وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ) “Bizim geçmişimiz bunlarla doludur.” Nice sıkışık ortamlarda birisi “Su” diye su isterken yaralı cana kurulmuş durumda onun başına vardığı zaman bir suyla bir yardımsever öbür taraftan bir “Su” diye bağırıyor. Beriki su diyen diyor ki:  “Beni bırak da ona götür” ona gidiyor. Bir öbür taraftaki “Su” diye bağırıyor, bu sefer unu duyan o su diyen diyor ki: “Beni bırak da öbürüne götür” işaret diliyle söylüyor. Nitekim o bir yudum suyu öbürüne götürüyor bakıyor ki o da benimkiler de hepsi şehâdet şerbetini içmişler. Ölürken bile birbirini düşünen îmânda gerçek kardeş, gerçek merhameti taşıyan böyle zât-ı muhteremlerle 14 asır dünyaya gerçek îmân tevhîd îmânı adâlet ve barış insanlık ve gerçek medeniyet dünyada tecellî etmiştir 14 asır. Bugün bunun yerini başkaları aldıysa Müslümanlar kendilerini sorgulasınlar. Kur’an-ı Kerim ne diyor Müslümanlar ne yapıyor kendilerini sorgulasınlar bunun açıkça durumu budur.

Dakika 35:16

O günkü güneş dünyayı aydınlatıyordu da bugün Müslümanlara ne oldu şöyle bir düşün! „Her kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar felâh bulanlardır.“ (وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) (Teğâbun 16) „Her kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar felah bulanlardır.“

İşte kıymetli dostlarım, bu yüce e âyet Yüce Allah’ın sözü İslam bu. Nefsin cimriliğini İslam kabul etmiyor cimrilik İslam’da yok İslam’da merhamet cömertlik var sosyal bir tam bir ruh var. Ruhu milli evrensel ruh İslam’ın ruhudur ve bunu temsil eden canlı şekilde Hz Muhammed’dir. Bütün ruhlar Hazreti Muhammed’in ruhunun önderliğinde birleştiği zaman işte ortaya ne çıkacaktır? Dünyada evrensel barış, adâlet, kardeşlik ve tevhîd îmânı ortaya çıkacak yanlışlar ne yapacak; Gerçekle doğrularla ortadan kaldırılacak, hastalıklar gerçek ilacını tedavisini bulacaktır. Yüce İslam benim anlattıklarından daha yüce daha güzeldir. Bunu unutmayasın!  „İslâm’ı, cimriliğin mahvetmesi gibi hiçbir şey mahvetmez“. Bunu kim söyledi sevgili Peygamberimizden, Hakîm Tirmizî ve Ebû Ya’lâ ve İbn-i Merdiye Enes’ten merfuan rivâyet etmişlerdir ki bak ne diyor: “İslam’ı cimriliğin mahvetmesi gibi hiçbir şey mahvetmez.” Yine buyuruluyor ki; „Allah yolundaki bir toz ile cehennem ateşinin dumanı bir kulun içinde ebedî olarak bir arada bulunmaz. Îmân ile cimrilik ve kıskançlık bir kulun kalbinde ebedîyyen birleşmez.“ Buradaki kıskançlığı doğru anlamak gerekiyor. Bu namus terliğin tam zıttı olan başkalarının varlığını çekemeyen kıskançlıktır bende olsun başkasında olmasın diyen zihniyettir buradaki kıskançlıktan maksat budur. „İki özellik Müslümanın içinde bulunmaz. Bunlar, cimrilik ve kötü ahlâktır.“ diyor. Kim diyor; Sevgili Peygamberimiz. Bunlar bu ikisi Müslüman da bulunmaz diyor.  Biri cimrilik, biri kötü ahlâk. Eğer bunlar bir Müslümanda varsa bugünkü Müslümanların başına gelenlerin sebeplerinden ikisi de bunlardır. Nedir; cimrilik ve kötü ahlâk. İslam en güzel ahlâkı ortaya koymuştur İslam ahlâkı Muhammedî ahlaktır, Muhammedî nur ve Ahlâktır.

Dakika 40:00

Kıymetli dostlarımız,

İşte Cenab-ı Hak şanlı Kur’an’da Sevgili Habîbi de bunlara açıklık getiren hadis-i şeriflerde sünneti şerifte gerçekler ortaya konmuştur. Ne yapıp, yapıp insanlar bu gerçekleri iyi anlamalıdır. “İzzet ve celâlim hakkı için sende hiçbir cimri bana komşu olamaz.” Ne diyor; Cenab-ı Hak izzetine ve celâline yemin ederek diyor ki: “Hiçbir cimri bana komşu olamaz.” Yine bakın âyet-i kerimeyi okudu Sevgili Peygamberimiz; (وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ) âyetini okudular. “Nefsinin cimriliğinden kim kendini kurtarırsa o işte kurtuluşa felâha eren onlardır” buyuruldu. Kişi nefsinin cimriliğinden kurtulamazsa felâha kurtuluşa eremez.

„Zulümden sakının çünkü zulüm, kıyâmet günü karanlıktan ibarettir. Şuhh’tan da sakının çünkü şuhh, hırs ve kıskançlık sizden evvelkileri helâk etmiştir.” Tabii burada hırs ve kıskançlık biraz önce kıskançlığa açıklık getirdik. Hırs da, dünyaya bağlılık âhireti unutmaktır dünya hırsı zoraki dünyayı ele geçirmek âhireti hiç yok saymak… Bu öncekine de diyor bu hırs ve kıskançlık yani başkalarına çekememezlik öncekileri helâk etmiştir sizi de helâk eder. Sakın diyor böyle olmayın. Onlar birbirinin kanlarını döktüler kıskançlık ve hırslı yüzünden ve haramları helâl saydılar. Bir insanın gözünü gönlünü hırs bürürse dünya tamahı artık haram-helâl tanımaz o zaman da bu helâk olur batar. Bunun için şanlı Kur’an nur saçan şanlı Kur’an ve sünnet-i şerif bize bütün gerçekleri ortaya koyuyor tehlikeleri haber veriyor ki önceden haber veriyor ki hiç kimse o tehlikelerle perişan olmasın diye.

Kıymetli dostlarımız,

Rasûlullah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Hayber’i otuz altı hisse üzerine taksim etti her hisse toplam olarak yüz eşit payı içine alıyordu.  Yani her yüz adama bir hisse vermişti. Beyhâkî’nin rivâyetinde de böyle açık bir şekilde zikredilmiştir. Demek ki Rasûlullah’ın (S.A.V) ve Hayber’i fetheden Müslümanların hisselerine taksim edilen bunun yarısıydı. Piyadeye bir süvariye iki hisse verilmiş olduğuna göre on iki hisse altı yüz süvari payı altı hissede altı yüz piyadeye pay olarak verilmiş. Rasûlullah da süvari olduğu için kendisine bin sekiz yüz hisseden iki pay isâbet etmiş demektir. Yani kendisine bir askere verdiğinden fazlasını hiçbir zaman kendisine almamış kendine aldıklarını bütün fukaraya göndermiş yetimlere, gariplere, garibanlara, mazlumlara göndermiş.

Dakika 45:08

O merhamet Peygamberi bakın nasıl yaşamış nasıl bir merhametle. Yeryüzünde adâleti, merhameti en güzel şekli ile uygulayan şanlı Peygamberdir. İşte adâlet onun şahsında cihana tecellî etmiştir. Hak bir sistem yerleşmiş yerleştirilmiş uygulanmış dünyaya bunun emsâli bulunmayan bir adâlet nizamı ortaya konmuştur. İnsanlar bugünkü sistemler onu kısmen taklit ediyorlar eğer tam gerçeğini uygulayabilselerdi dünyada adâlet olurdu ve dünyada bu kargaşalar da olmazdı. Ne yazık ki o ilâhî gerçek adâlet tamı tamına uygulanmadığı için dünya aksaklıklarla, zulümlerle boğuşup durmaktadır. Çünkü İslam’da her şey adâlete, merhamete, sevgiye kardeşliğe dayalıdır. Dünya tamâhına benim olsun başkasının olmasan bu zihniyet İslam’da yoktur İslam bunu kökünden kazımıştır. Eğer bugün Müslümanlar da bu varsa o Müslümanlar İslam’ın eğitimini öğretmenin irşâdını alamadığından irşâd edilememiş. İslam yüce bütün yücelikleri ile ortada ama okyanus şurada dursun döksün sen karşıdan bak bir yudum su içme suçsuz beride öl suyun yokluğundan değil ki bu sen su içmiyorsun. İslam’ın ebediyyû’l-ebed sana hayat veren ölümsüz hayata hazırlayan onun suyundan içmiyorsun gerçek hayat suyu İslam’ın hayat suyudur seni abu hayat ki ölümsüzlüğe hazırlar. Ebedi ihtiyarlık gelmez İslam seni cennete hazırlar dünyada dünyaya göre, berzahta berzaha göre, ukbada da cennete seni hazırlar. Hazırlanmıyorsan bu senin suçun İslam senin ağzından kalbine ruhuna kendi girmez sen gelip İslam’ın membaından içeceksin ve İslam’ın kelime-i tevhîd kapısından içeriye gireceksin, İslam’ın şehâdet kapısından içeri gireceksin. İslam sarayına, İslam deryâsına gelecek sene o ekolde okulda İslam okulunda okuyacaksın, Kur’an Üniversitesi’ne, Levhi Mahfuz Üniversitesi’ne kayıt olacaksın. İşte bu dersler ölümsüzlüğe seni hazırlayan Kur’an-ı Kerim’in dersleridir. Kur’an-ı Kerim, sünnet, İslam ne diyorsa doğrudur eğer ortada bir yanlış varsa insanlığa aittir o insanlara aittir İslam’a ait değil İslam’da kusur olmaz.

Dakika 49:25

 

 

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا

 نُط۪يعُ ف۪يكُمْ اَحَداً اَبَداًۙ وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْۜ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ﴿١١﴾

  لَئِنْ اُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْۚ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لَا يَنْصُرُونَهُمْۚ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ﴿١٢﴾

  لَاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً ف۪ي صُدُورِهِمْ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ﴿١٣﴾

  لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَم۪يعاً اِلَّا ف۪ي قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَٓاءِ جُدُرٍۜ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَد۪يدٌۜ تَحْسَبُهُمْ جَم۪يعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتّٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَۚ ﴿١٤﴾

كَمَثَلِ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَر۪يباً ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۚ ﴿١٥﴾

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْۚ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ﴿١٦﴾

فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَٓا اَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَ۟ ﴿١٧﴾

 

 

Münâfıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına „Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız sizin aleyhinizde kimseye aslâ uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz.“ dediklerini görmedin mi? Kim bu münâfıklar; Müslüman görünüyorlar ama peygamberin düşmanlarına yardım ediyorlar. O günde öyleydi, bugün de böyle, yarın da böyledir. Münâfık çağdaş münâfıklar hep böyledir İslam’ın azılı düşmanlarıyla anlaşırlar, gizli Müslüman görünürler. “Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.” Yüce Kur’an bunları bir, bir açığa vurmuştur. Müslümanlar Kur’an-ı Kerimi bilirse iyi keşfederlerse dostu düşmanı bilirler tabii barışın yeryüzünde Mücâhidi olurlar.

Andolsun eğer onlar, çıkarılırsalar, onlarla beraber çıkmazlar; öyle derler ama işlerine de gelmez. Savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, çünkü münâfıkta cesâret olmaz. Ancak ortalığı karıştırır üzerine düşmanı kışkırtır onlara yardım etmezler yardım etseler bile arkalarına dönüp kaçarlar sonra kendilerine de yardım edilmez. O belâ netice de o münâfığın başına gelir. Hep tarihte böyle oldu bugünde, yarın da böyle olacaktır.

Onların kalplerinde sizin korkunuz, Allah’ın korkusundan fazladır. Münâfık Allah’tan korkmaz, Müslümandan korkar Müslümanda Allah’tan korkar Allah’ı bütün varlığıyla sever.  Müslümanın özelliği farklıdır çok mükemmel en üstün ve en makbul olan Müslümandaki özelliktir. Müslüman bütün varlığıyla Allah’ı sever bütün varlığıyla Allah’a âsî olmaktan azâbına çarpılmaktan korkar. Onun için itaat eder isyân etmez durum böyledir. Çünkü onlar münâfıklar var ya anlamayan bir topluluktur gerçeği anlamazlar. Kur’an-ı Kerim’in dışını duyarlar koyunun kaval duyduğu gibi gerçek o mânâyı bir türlü anlamazlar.

Dakika 55:00

Onlar toplu olarak sizinle savaşamazlar, münâfıklar da o cesâret yoktur ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından (sizinle savaşmak isterler). Yani gizli pusular kurmak isterler. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalpleri dağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.

Îmanı birlik ve bütünlüğünün dışındaki dünyadaki birliklerin hiçbiri gerçek anlamda bunlar bir bütün değildirler. Sen onu birlik-beraberlik görürsün aslında onların kalp ve ruh dünyaları paramparçadır. Küfür tek bir millettir şirk, nifâk tek bir millettir ama kendi içinde de bunlar paramparçadır. Bunların birleştikleri seni aldatmasın! Gerçek milli birlik ve bütünlük ruh birliği, gaye birliği îmân birliğindedir o da İslam’ın ortaya koyduğu ruhu birliktir. Ruh birliği, îmân birliği, tevhîd birliğidir. Çünkü şirkin birliği dışta zahirde görülür iç dünyası paramparçadır.

Kıymetli dostlarım,

O gün Peygamber Efendimize karşı bu Yahûdîlerin durumu o gün kendilerinden az önce işlerinin günahını tatmış olan âhirette de kendileri için acı bir azâb bulunan kimselerin Bedir’de cezâlarını bulan putperestlerin durumu gibidir. Bunlar hangi Yahûdîler? Mûsâ’nın ve Tevrât’ın yolundan sapmış olanlar.

(Yahudileri kandıran münâfıkların durumu) da o zaman Müslüman görünen münâfıklar Yahûdîleri de kandırmak için çalışıyorlardı. Bu da neye benzer; Tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana şeytan der ki: “inkâr et” şeytan inkâr et dedi insan inkâr edince de: “Ben senden uzağım ben âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım” dedi. İşte şeytanlar böyledir hem ona küfür ettiriyor küfredince de bakın nasıl olsa sapıttın diyor şeytan böyle diyerek çekip gidiyor. Ondan sonra tekrar sapıtıyor ve sapıtıyor derken şeytan, şeytanlığını yapmaya devam ediyor. Münâfıkların durumu da böyledir diyor şeytan rolünde çalışırlar. Nihâyet ikisinin sonu nedir; Ebedî olarak ateşte oldu diyor. Yani insan şeytanları da, cin şeytanları da, aldanan da, aldatan da ikisi de cehennemdedir diyor. Öbürü aldattı niye aldandın sende akıl yok muydu? O aldatmayı biliyor da sen aldanmayı neden bilmiyorsun? Sen insan değil misin, senin aklın yok mu ona verilen sana verilmedi mi? Akıl, irâde, fikir, düşünce meselâ hürriyet bunlar sana da verildi ona da verildi. Yani sapıtmak ne kadar suçsa aldanmak, sapmak da o kadar suçtur. Aklını başına al! Öbürü sapıttığının cezâsını çekecek sen de aldanıp saptığından dolayı cezânı çekeceksin.  Yani senin cezânı sapıtan çekmez o kendi cezâsını çekecek. Sende saptığından dolayı cezânı çekeceksin. Aklını başına al!

„Aşk, vahşi hayvanlar ve kuşlara da hükmünü yürütür.

Aşkın emrine ne erkek ne dişi karşı çıkamaz.

Asker gücü olmaksızın aşk, âlemi büyüler.

Ne zırh, ne miğfer, ne kılıç ne de siper.“

Dakika 1:00:35

Kıymetli dostlarım,

Tabii bugün buna aşk deniyor bu muhabbettir ki Allah sevgisinin adı muhabbettir. Allah’u Teâlâ’dan başkalarına âşık olanların aşkı bugün var yarın yoktur. Ama Allah sevgisi evrenseldir çünkü Allah sevgisi insanoğluna yerleşince o sevgi o merhamet artık âlemi kuşatır kime merhamet edeceğini bilir, kimi seveceğini bilir o sevgi asîl sevgidir köklüdür. Onun dışındaki sahte aşklar gelip geçicidir serap misâlidir var zannedersin sonra bakarsın ki menfaat bitmiş, o aşk dediği şeyde bitmiştir. Şehvete dayalı bir aşksa o şehvet biter aşk biter. Bunlar İslam muhabbetiniz ilâhî sevginin yanında bunların adı geçmez bunlar sahtedir aslı esası yoktur. Bunun bir de dogmatik olan içgüdüsel olanı vardır ki, bunlar kuşlarda kurtlarda da vardır o kadarı bu da fıtrîdir. Esas sende olan şerî ve îmânî İslâmî olan muhabbet, bütün varlığınla Allah’ı sevmek Allah’a sevilmektir. Onun için gerçek altınla sahteyi birbirinden ayıramayanlar naylon boncuklara yakut, zümrüt, elmas sarılırlar sonuçta da bakarlar ki hiçbir değerinin olmadığını görürler. İslam ise her yönüyle yüce değerlerin bizzat kendisidir çünkü ilâhîdir.

Kıymetli dostlarım, Yüce İslam’a, Müslümanlara, Peygamberimize çok ihânet eden ihânet şebekeleri tarih boyunca neler yaptılar… Kur’an-ı Kerim geçmişi anlatıyor geleceğe insanları uyarıyor tedbir alın ki geçmişte olanlar başınıza tekrar gelmesin diyor, tüm insanlığı uyarmaktadır. „Ermişlerden biri kendi köşesinde ibadet ederdi. Vaktiyle geçmiş zamanlarda İslam öncesinde. Ne yazık ki tabii bu haberi Hz. Ali rivâyet ediyor Peygamberimizden Ahmed bin Hanbel, Zühd ‘de, Buhârî Tarih’te, Beyhâkî Şuap’ta bildiriyor ve diğerleri Hz. Ali’den rivâyet ediyorlar.

„Ermişlerden biri kendi köşesinde ibadet ederdi. Günün birinde bir kadına bir hâl ârız olmuş, kardeşleri de onu, o ermiş kişinin yanına götürüp bırakmışlardı. Kadın bu zâtın hoşuna gitmiş ve tutup onunla zinâ etmiş. Bunun üzerine kadın hamile kalmış, derken şeytan bu zâtın yanına gelerek, „Sen bu kadını öldür, şâyet durumu öğrenirlerse rezil olursun.“ demiş. Şeytanlar hep böyle der hem zinâ ettirir sonra da kadını öldür der bunlar şeytan işleridir.

Dakika 1:05:05

Îmânınla ilmi, irfânı, gerçeği bir arada tutarsan Allah’ın lütfu hidâyeti ile bu tuzaklara basmazsın. Ermişlik ayrı şey ilim irfân, îmânla hak ilimleri birleştirmek ayrı şeydir. Âbid ayrı şey, Âlim ayrı şeydir. Her Âlim gerçek Âlimler Abittir ama Abitlerin hepsi Âlim değildir Aklını başına al! İlim, ilim, ilim, hak ilim, Kur’a’nî ilim, İslâmî ilim, îmânın ilkeleri olan ilim ve insanlığın faydasına olan ilim ilimdir.

Nitekim bakın şeytan böyle diyor  böylece adam kadını tutup öldürüyor ve bir yere gömüyor. Sonra kadının kardeşleri gelip adamı yakaladılar, götürürlerken şeytan yine gelerek, bakın ne diyor adama; Şeytan bırakmadı yine yakayı „Onu sana hoş gösteren bendim, şimdi bana secde edersen seni kurtarırım.“ dedi. Bak şimdide şeytan kendine taptırmaya kalktı o cinâyetleri işletti bu adama şimdide kendine taptırıyor. Dikkat et! Bana taparsan kurtarırım diyor. Bunun üzerine adam ona secde etti, taptı sonra da şeytan ondan uzaklaşıp, dediğini dedi. Ne dedi? Artık dedi nasıl olsa iyice sapıttı gerekeni yaptı şeytan onu terk etti. Ben senden uzağım ben Allah’tan korkuyorum dedi. İşte insanlığın kanını emenler, insanlığı sapıtanlar aynı bu durumdalar. O günde öyleydi bugün de böyle. İnsanlığın tepesine bugün nükleer silahları yağdıranlar kadın erkek demeden insanlığı öldürenler insanlığın kanını emip sömürenler bugün kendilerini nasıl gösteriyorlar; Doğru dürüst göstermeye çalışıyorlar. Âdil, çağdaş adâletten yana özgürlüklerden yana göstermeye çalışıyorlar. Aslında dünyanın en büyük cinâyeti işlenmektedir o gün de öyleydi bugün de böyle. Hak ilimlerden insanları mahrum ederseniz ilimsiz ibadet edenleri de şeytanın kandırması kolaydır. Şeytan der ki, ben bir tek âlimden korkarım binlerce Âbitlerden korkmam der. Niye? Âlimin ilmi şeytanın tuzaklarını ne yapar; şeytanın tepesine geçirir Allah’ın lütfu keremiyle. İşte (كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْ) Ne diyor şeytan: “Önce insana kâfir ol” der. Bu âyeti okudu diyor. Kim? Hz Ali Peygamberimizden naklediyor bu âyeti okudu durumu böyle nakletti.  Sonra her ikisinin de ebedî olarak ateşte kalmaları kendilerinin akıbetleri oldu. Bakın o Âbit adam da cehennemlik oldu şeytanda ikisi de biri kandırdı biri kandı. Biri kurtuldu mu? Hayır, o aldatılan da aldatan da cehennemdeler diyor Cenab-ı Hak. Bak (فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَٓا اَنَّهُمَا ) diyor. Bak zamirler tesniye (فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ ف۪يهَاۜ ) buyuruyor. “Her ikisinin de ebedî olarak ateşte kalmaları kendilerinin akıbetleri oldu.” Bunların sonu ebedî cehennemde kalmak sapanda saptıranda, aldatan da aldanan da… Aldanma arkadaş! Şeytanlar aldatmak için çalışır insan şeytanları da, cinni şeytanlarda hayvânî şeytanlarda şeytanlığını yapar. Sende Müslümanlığını, insanlığını yap.

Evet, Cenab-ı Mevlâ cümlemize Tevfik-i hidâyeti ile korumasına aldığı kullarından eylesin. Biz kulluk yaparak Allah’ın korunmasına ebedî ihtiyacımız var işte muttaki, Ehl-i Takvâ Allah’ın koruması altındadır. Kulluk yaparak Allah’ın kurulmasına girilir, isyân ederek değil.

Dakika 1:10:40

استعيذ بالله

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿١٨﴾

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ نَسُوا اللّٰهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ ﴿١٩﴾

لَا يَسْتَـو۪ٓي اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِۜ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْـفَٓائِزُونَ ﴿٢٠﴾

لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعاً مُتَصَدِّعاً مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ﴿٢١﴾

هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ ﴿٢٢﴾

هُوَ اللّٰهُ الَّذ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَز۪يزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ﴿٢٣﴾

  هُوَ اللّٰهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۜ يُسَبِّـحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ﴿٢٤﴾

 

Ey inananlar! Allah’tan korkun ve kişi, yarın için ne (yapıp) gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Allah’ı unutup da Allah’ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın onlar, yoldan çıkan kimselerdir.

 

Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtularak isteklerine erişenlerdir.

 

Biz bu Kur’an’ı, şanlı Kur’an’ı, Azimüşşan olan Kur’an’ı, en yüce mûcize olan bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, Allah’ın korkusundan onu baş eğmiş, parça, parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler diye insanlara veriyoruz. Misaller veriyoruz

 

O, öyle Allah’tır ki O’ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyen bağışlayandır. O Rahmân, O Rahim’dir.

 

Rahmeti-Rahim ile âlemleri yaratmış hiçbir kimsenin emeği yok. Rahmeti-Rahim ile de îmân edip Amel-i Sâlih işleyenleri de cennete hazırlamıştır. Rahmeti-Rahmân da kimsenin emeği yoktur her şey yaratılmıştır. İnsanoğlunun kendisinin var olmasında kimsenin emeği yoktur o âlemlerdeki her şeyin yaratılışında kimsenin emeği yoktur. Bunlar ana sermaye Rahmeti-Rahmân olarak ortaya konmuştur. Hazır bir rahmetin içine herkes yaratılmış o rahmetin içinde bulunmuş herkes kendini şimdi imtihan ortamı işte o rahmetin içi. Îmân ve Amel-i Sâlih işlersen Rahmeti-Rahim Cennet-i Âlem Allah’ın ebedî nimetleri lütfu ile seni kuşatacaktır keremiyle. Senden îmân ve Amel-i Sâlih istiyor yoksa sen cennetten bir karış yer alma şansın da yok buna gücünde yetmez kimsenin yetmez.

 

Dakika 1:15:10

 

Ölümsüz hayat sana bağışlanıyor ebedî nimetlerle beraber. İhtiyarlığı yok, hastalığı yok, üzüntü keder yok her şey zevki sefayı ayarlanmış. İşte Rahmeti-Rahmân da, Rahmeti-Rahimde böyle tecellî edecektir. Yüce İslam önce seni Rahmeti-Rahmân’ın içine bakın alıyor bir de peşinden Rahmeti-Rahim ki cennet ve Allah’ın cemâline hazırlıyor. İslam’ı İyi anla iyi mü’min ol iyi Müslüman ol. İmânın olsun Amel-i Sâlih’in yanında bulunsun İslam’a inandım deyip İslam dışı yaşama inancının gereğini, İslam’ın gereğini yaşa yerine getir.

Kıymetli dostlarım,

Yüce Allah burada isimleri yüce isimleri ile en güzel isimleri ile bize kendini tanıtıyor.

O, öyle bir Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, mâlik ve sahiptir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstünlük yücelik hep ondadır istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, puta tapanların ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Allah’ı tanımak için Yüce İslam ile Kur’an ile Allah’ı tanıman gerekiyor. Yoksa Allah’u Teâlâ’nın yüce isimlerine, sıfatlarına kitâbı Kuran’a uymayan Allah’ın şanına yakışmayan eğer Allah’ı o yanlış tanımlarsan, şirk koşarsan işte Allah’a iftira etmiş en büyük zulmü işlemiş olursun. Aklını başına al! İslam îmânının dışında Allah’ı doğru tanıyan îmân geçerli îmân yoktur. Bütün peygamberlerin îmânı tevhîd İslam îmânıdır. Büyüklükte Yüce Allah’ın eşi olmayandır Allah puta tapanların O’na ortak koşanların ortak koştukları şeylerin tamamından münezzehtir. Müşriklerin dedikleri hiçbir şey Allah da bulunmaz. Müşrikler Allah’a iftira etmektedirler meselâ Allah’ın oğlu var diyenler, kızı var diyenler, başkasını ilâhlaştıranlar, başkalarını Rab tanıyanlar bunlar hep birer birer müşriktir putperesttir ve Allah’a iftira etmektedirler. Onun içinde müşrikler cennete ebedî giremeyeceklerdir. Kimse kendini aldatmasın! Îsâ’nın Mûsâ’nın îmânı tevhîd ve İslam îmânıdır gerçek îmândır bütün peygamberlerin ki böyledir. Zirvenin en üst zirvesinde son noktasına Hz. Muhammed bulunmaktadır ki Makâm-ı Mahmûd da bütün peygamberlerin imamı evliyâların Sertâçı’dır ve bütün âlemlere Rahmet peygamberidir. Onun için herkes gerçek îmânla yaşasın gerçek Amel-i Sâlih işlesin. Herkes bir şeyler yapıyor hopluyor-zıplıyor ibadet ettiğini zannediyor. Allah’u Teâlâ’nın ortaya koyduğu ibadetleri kendi kurallarıyla Hz. Muhammed’e öğrettiği gibi Allah’ın sen bu ibadetleri Allah’ın Hz Muhammed’e gösterdiği gibi Muhammed’in de sana anlattı gibisini yapacaksın. Bunlar nerede? Kur’an-ı Kerim’de, sünnette, icma ve kıyas ta Ehl-i Sünnet ve bu İslam’ı yaşayarak geldi ve yaşayarak gidiyor. Hem bilimsel olarak biliyor hem de yaşanan İslam’a biliyor hem de kuralları ile biliyor bunun adı fıkıhtır İslam’da.

Dakika 1:20:27

Fıkıh ilmi de A’dan Z’ye Müslümanlar tarafından Kur’an ile sünnetle icma ve kıyas ile müçtehitlerin fâkihlerin ortaya koyduğu gerçek bilimsel İslam bilinen kuralları ile ortaya konan İslam’ın ibadet ibadettir. Bunun dışındakiler insanların kendi sportif hareketleridir bunların gerçekle ibadet ile alâkası yoktur. İslam’da ibadetler, farzlar, vacipler, sünnetler, müstehaplar diye ortaya konmuştur. Çünkü Allah’ın dediği gibi Allah’a ibadet etmezsen Allah’ın istediği ibadeti Allah’a yapmazsan kendi uyuduklarını ibadet sayarsan kendini aldatmış olursun. Yüce Allah öyle bir Allah ki Celle Celâlühü O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Yüce Allah’tır. Her varlığı sireti, sûretine bir bak! Yaratan yoktan örneksiz, belirsiz, maddesiz, cevhersiz yoktan yaratana yaratan denir yoksa üretenlere yaratan denmez. Yaratılmış kurulmuş bir düzen içerisinde sen üretim yapıyorsun bu bir vasıta sebepleri yapışmaktır yaratıcılıkla hiçbir alâkası yoktur yaratıcı Allah’tır. Yoktan var eden Allah’tır varlıklara şekil suret veren Allah’tır. En güzel isimler Allah’ındır Celle Celâlühü göklerde ve yerde olanlar O’nun şânını yüceltmektedirler. O’nun şânı yüce O yüce şan dillerdedir göklerde, yerlerde, dillerde, gönüllerdir yüce şanın yüceliği. Biz “Allahu Ekber” deriz Allah en büyük O’ndan başka büyük yok deriz bu O’nun şanıdır gerçek şanındır O en büyüktür O’ndan başka büyük yoktur. Bizi O yarattığı için bizim bunu tekbir etmemiz O’nu tesbih etmemiz zaten görevimizdir, kulluğun görevidir yaratılışın, fıtratın, hilatin ve O’ndaki tabiatını görevidir. Allah’u Teâlâ tespih edilen yüce sıfatlar O’nun bütün âlemler O’nu tesbih ediyor. Niye? Yüce, eşsiz, Vacibül Vücûd lizâtihi, bizâtihi mevcut yokluğu düşünülmeyen sadece Allah’u Teâlâ’dır öbürleri mahlûk sonradan yaratılmışlardır. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler O’nu hep tesbih ederler. O galip olan hiç ezelî ebedî mağlup olmaz Allah’u Teâlâ galiptir. Her şeyi hikmeti uyarınca yapan ve yaratandır her şeyi “Kemâli Hikmet” ve “Kemâli Kudret” “Kemâli Hikmet’tir”. Her yaptığı bir Kemâl ve Hikmet’in ve “Kemâli Kudretin” gereğidir. Dehşetli trajedilere mârûz kalanlar hissetmesi fıtrî olduğu için şuurdan, şuurun hukûkundan ve onun Allah’a bakan yönünden gaflet edenlerin fıtratı bozulmuş kimseler olduklarına tenbîh için unutmak ile ifade edilmiştir.

Dakika 1:25:15

Allah’ı sakın unutanlar gibi olmayınız yoksa sizde azâbın içinde unutulmuş gibi azâba sevk edilmiş olursunuz. Cenab-ı Hak kullarını uyarıyor ve kendini tanıtıyor kullarına gerçek anlamda Rabbisini tanıyan kullarından eylesin. Rahmete ne varsa şu âleme bir bak iki çeşit rahmete delâlet eder bütün âlemlerde dünya ve ukba. Birisi Rahmeti Rahmaniye diğeri de Rahmeti Rahimiyyedir. Rahmeti Rahmaniyye hiç bir amelin şart koşulmadığı ve geri bırakılmadan başlangıçta bahşedilen ilâhî rahmettir ki mü’mini de inkârcıları da çalışanı da çalışmaya da kapsamaktadır. Meselâ başlangıçta var olma bu rahmetin eseridir. Ceninler ve bütün diğer canlılar bütün mahlûkat bu rahmet ile beslenirler yaratılmışlardır ve bu rahmet ile beslenirler. Yüce Allah’u Teâlâ inkârcılara dahi dünyada rızık akıl vesâire gibi nimetler vermiştir inkârcıları da vermiştir. Rahimiyye ise elde edilmesi için çalışmanın şart koşuldu bir Rahmeti Rahmaniyyeyi güzelce kullanarak çalışan kimselere verilen rahmettir ki en aşağısı amel ile kazanılmış bir haktan aşağı değildir. İşte dinin, takvânın, çalışma ve gayretin önemi bu sebepledir. Mutlaka eğer bu Rahmeti-Rahmân’ı Allah yolunda kullanır Allah’ın rızâsı için hareket edersen işte o zaman îmân ve Amel-i Sâlih’in karşısında Allah Rahmeti-Rahim ki cenneti cemâliyle sana ebedî nimetlerini de sana vereceğini vaat etmektedir. Korkudan önce sevgi ve ümit hislerini uyandıracak olan bu rahmet âyeti ile başlamıştır.

Dakika 1:28:16

 

 

 

 

 

(Visited 28 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}