Tefsir 473-01

473- Tefsir Ders 473 hayat veren nurun keşif notları

473- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 473

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Talak Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 7’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

Kıymetli izleyenler,

Talak Sûresi de Medine-i Münevvere döneminde inzâl edilen Sûre-i Celilelerdendir. Yine kadınla aile ile ilgili sûrelerdendir kısa Nisâ Sûresi denmiştir ki “Nisâ” kadın demektir. Âyet sayısı on iki sıra numarası 65’dir.

Hukûkî bir beyân olarak inmiş olmasıdır. Yani aile hukûku ile ilgili bir sûredir. Bu boşama nikâh ile sabit olarak ortadan kaldırmaktır “Talak” demek bu demektir. Talak; taklik boşamak nikâh ile sabit olan bağı ortadan kaldırmanın adı “Talak’tır.” İddet ile ile ilgili bir âyet Ahzap da “zıhar” ve “kefâret” konularında açıklamalarda Mücâdele Sûresi’nde geçmişti. Kadın ve aile hukûkuna ait bazı hükümler beyân edilecektir.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْراً ﴿١﴾

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَق۪يمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِۜ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِه۪ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاًۙ ﴿٢﴾

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً ﴿٣﴾

وَالّٰٓئ۪ يَـئِسْنَ مِنَ الْمَح۪يضِ مِنْ نِسَٓائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍۙ وَالّٰٓئ۪ لَمْ يَحِضْنَۜ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِه۪ يُسْراً ﴿٤﴾

ذٰلِكَ اَمْرُ اللّٰهِ اَنْزَلَهُٓ اِلَيْكُمْۜ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِه۪ وَيُعْظِمْ لَـهُٓ اَجْراً ﴿٥﴾

اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَٓارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّۜ وَاِنْ كُنَّ اُو۬لَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّٰى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۚ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۚ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍۚ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُٓ اُخْرٰىۜ ﴿٦﴾

لِيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِه۪ۜ وَمَنْ قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنْفِقْ مِمَّٓا اٰتٰيهُ اللّٰهُۜ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا مَٓا اٰتٰيهَاۜ سَيَجْعَلُ اللّٰهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْراً۟ ﴿٧﴾

 

(Sadakallahu’l Azimü’l A’lâ)

 

Dakika 4:32

 

Ey Peygamber! Şanlı Peygamber Hz. Muhammed’e Cenab-ı Hak buyuruyor, onun şahsında da bütün insanlığa mesaj veriyor.

Ey Şanlı Peygamber (A.S.V)! Kadınları boşamak istediğiniz zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları hâli bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir.

Sürelerinin sonuna vardıklarında onları güzelce tutun yahut güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden adâlet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte Allah’a ve son güne inanan kimseye öğütlenen budur. Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu yaratır.

Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.

Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.

Bu, Allah’ın size indirdiği yüce buyruğudur. Kim Allah’tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükâfatını büyütür.

O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şâyet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onları besleyin. Sonra sizin için emzirirlerse ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup danışın. Güçlük çekerseniz çocuğu, başka bir kadın emzirecektir.

Eli geniş olan genişliğine göre nafaka versin. Rızkı kısılmış bulunan da Allah’ın kendisine verdiğinden versin. Yani gücüne göre versin. Allah bir kişiye ne vermişse ancak onu yükler. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır.

 

Kıymetli efendiler,

 

Hüküm umûmîdir bir talak ile boşayın boşadığınız zaman.  İşte talak verilecek olunca onun en güzel ve sünnet olan şekli, kadını âdetinden önce temiz bulunduğu esnada cinsel ilişkide bulunmaksızın bir talak ile boşamaktır. Doğru boşamanın, illâ boşanacaksa doğru boşamanın yolu budur. Şimdi bazıları üç talakı birden veri veriyor. Bu da nedir; Haramdır, bid’attir, çirkindir ve günahtır, Üç talak birden boşamak ise daha çirkin ve daha günahtır. „Sana âdet görmekten soruyorlar. Deki: „O eziyettir.“ Âdet hâlinde kadınlardan çekilin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın…“işte bu kadın âdet hâlindeyken kadınla cinsi muamele de bulunmak elbette haramdır.

 

Dakika 10:00

 

Bu âyet emri gereğince hem tabii olarak hem de şeriata göre uzaklaşma zamanı olup beklemek gerekeceğinden hayız günlerinde veya cinsel ilişki meydana gelmiş temizlik zamanı içinde boşayıp salıvermek, illâ boşanacaksa boşanmak çâre ise, bu emre ters düşeceği için nedir; haramdır. Çünkü boşayacağın zaman kadına temiz zamanlarında yaklaşmadan boşayacaksın üç talakla boşarsan bu daha çirkindir bütün bağları koparmaktır. Asıl boşama, erkeklerin irâdesine bırakılmış olduğu için onu gerçekleştirmekle meydana gelir, bâtıl olmaz ise de çirkin sûrette veya lüzumundan fazla, hem emre hem hikmet ve maslahata ters düşen bir zarar, bir nankörlük ve bir ahlâksızlıktır. Sevgi ve merhamet üzerine bir aile kurmak, onun hukûk ve vazifelerini yüklenmek ve yerine getirmektir. Dikkat et! Sevgi ve merhamet üzerine bir aile kurabilmektir. Fakat temel çürümüş tabîî bir boşama vuku bulmuş ise artık boşamak kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Kadının kocasına karşı kibir ve geçimsizliği yahut düşmanlık kastı yüz göstermeye ve istenilen dostluk ve hoşgörü yerine, böylece kin ve nefret girmeye başlarsa, işte boşama şer’i bir ihtiyaç hâlini alır. Yoksa kızgınlık veya şehvet düşkünlüğü neticesi meydana gelen boşama, bir evin yıkımı ve nikâh nimeti için nankörlük olur. Boşama da haklı gerekçelere mutlaka dayanmalıdır. Sonunda haksız boşanmaların sonu pişmanlıktır. O yüzden talak verileceği zaman iyi ve çok düşünmeli, bütün ruh hâlleri, din ve ahlâk esasları hesaba katılmalıdır acele etmemelidir. Âdet günlerinde boşamak haramdır günaha girmiş olur.   Hem bir gün bile olsa beraber yaşamış olduğu karısını öyle bir durumda boşayıp bırakıvermek, aynı zamanda alçaklıktan başka bir şey değildir ortada bir sebep yokken. Aynı şekilde temiz hâlde iken cinsi münasebette bulunduktan sonra boşamak da mekruhtur. Herhangi bir durumda üç talakı birden vermek ise, büsbütün hiddete kapılarak ve her ihtiyatı elden bırakarak bu çirkinlikleri bir defada üç kere tekrar etmek, şeriatın emrine kat kat muhâlefet edip ailenin menfaati için şer’in bahşetmiş olduğu her fırsatı elden kaçırmak olacağından dolayı kat kat çirkin ve günahtır. Boşamanın meşrû olması sevgisizlik ve geçimsizlik sakıncalarını defetmek için mümkün olduğu kadar bir ıslâh tecrübesi yapılması da gereklidir. Boşamanın yalnız erkeklere ait ve onların irâdelerine bulunan bir iş olduğunu gösterir. „Boşama, o hakkı alan kimseye aittir.“ buyurulmuştur. İbn-i Mâce ’de bu zikrolunmuştur.

 

Dakika 15:35

 

Meğerki dilediği zaman kadına kendisini boşamakta serbest olduğuna dâir, nikâh zamanında veya sonra erkek tarafından bir hak tanınmış olsun. Bu olmadığı takdirde kadın ancak “hul” ile (fidye vermek sûretiyle) ne yapar; kendisini kurtarmak için müracaat edebilir. O zaman kadının (ayrılmak için) verdiği fidyede ikisine de bir günah yoktur…“ (Bakara Sûresi 229).

Hanefîlere göre ya iki taraftan da hakem tâyin ederek, ya da doğrudan sulh girişiminde bulunarak koca tarafına fidye verme teklifini yapar. Kocanın veya vekilinin teklifi kabul etmesi de bir tür boşama sayılır. Çünkü kadın kurtulmak istiyorsa böyle bir yola başvurabilir. „Eğer aralarının açılmasından endişe duyarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin…“ (Nisâ Sûresi 35’inci âyet). Hâkimin fesh ve ayrılma hakkını da kabul etmişlerdir. Hanefîler bunun, inninlik (cimadan acizlik) veya cüzzam gibi habis bir hastalık hâlinde kabul edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. „İki şerden en hafifi tercih edilir.“ hükmünce nihâyet bir izinden ibâret olduğuna da işâret eder. „Allah’ın (C.C) yanında mübahların en nefret edileni boşamadır.“  denilmiş, diğer birinde de „Allah katında en sevimsiz helâl boşamadır.“

 

İbnü Hümâm’ın tahkikine göre en doğrusu şudur: „Boşama aslında nikâh nimetine nankörlük olduğundan dolayı sakıncalıdır.   „Çok boşayana ve aşırı derecede zevkine düşkün olandan her birine Allah lânet etmiştir.“ Bunun istisnâsı tabii haklı sebeplere dayananlardır. „Boşama bazen vâcib, bazen mendûb, bazen de haram veya mekruh olur. Vâcib olan; îlâ yemini yapıp da yaklaşma arzusu bulunmayan kimsenin karısını dört ay bekletmemek için yaptığı boşama ve iki hakemin boşama görüşünde bulunmamaları hâlindeki talak gibi.  Mendûb olan talak: Kadının haklarını yerine getirmekten kocanın, gerekse kayıtsızlıktan dolayı olsun âciz olması veya kadının âdet yönüyle kendisiyle geçinmeye zorlanamayacak derecede huysuz olması yahut kadının ahlâka aykırı durumları korkulacak derecede olmamakla berâber pek iffetli olmaması hâlindeki boşama gibi yahut zorluk çekmesi düşünülür.

 

Dakika 20:18

Üç talak birden verilmek sûretiyle gerçekleştirilen talak, haramdır. Bütün bu hâllerin dışında meydana gelen boşamalar da mekruhtur. Kademe kademe mübah, mendûb ve vâcib mertebelerine doğru çıkar. Kerâhet tarafını kuvvetlendiren sebepler toplandıkça da buğuz (nefret), haram mertebesine varır. Burada İbn-i Teymiye ve İbnü Kayyım el-Cevziyye bid’i talaktan sayılan üç talak birden verip boşamanın haram olması sebebiyle, böyle bir boşamada birden fazla talakın vuku bulmaması cihetini ictihâd edilmesi gereken bir mesele gibi göstererek gündeme getirmek ve böylece pek önemli bir noktaya parmak basmak istemişlerse de… Bütün mezheplerin ittifakla söz birliği ettiği bir meselede, usulen içtihâdın câiz olamayacağı ileri sürülerek iltifat edilmemiştir.

Fâkihler boşamayı hükmü yönünden “ric’i” ve “bain” diye iki kısma, bayini de “hafif” ve “galiz” diye iki çeşide ayırmışlardır. Mesnûn: Boşayacak kimselere şer’an emir ve tavsiye edilip boşamada takip edilmesi gereken şekildir. Mesnûn olan budur şer’i kuralları, yolları ve ölçüleri bir, bir takip edilmeli. Temiz anında bir ric’i talakla boşamaktır.

Asıl talak, ne men ne de tavsiye edilmemekle berâber, verilmek istenildiği takdirde emredilen en güzel şeklin şu olduğu ifade edilmiştir: O kadınları, yani kendileriyle cinsî münasebette bulunup da boşamak ihtiyacını duyduğunuz kadınları, boşamak istediğiniz takdirde „bundan böyle onları iddetlerini gözeterek boşayın.“ Bunun, „Sayılı hayız günlerinin önünde yaklaşma imkânı olup da yaklaşılmamış olan temizlik hâlinde temiz olarak boşayınız.“ İllâ boşanacaksa böyle yapınız.

„İbnü Abbâs’ın yanındaydım diyor mücâhit anlatıyor: Bir adam geldi, karısını üç talakla boşamış olduğunu söyledi. O sükût etti, hattâ biz zannettik ki karısını ona geri verecektir. Sonra dedi ki: „Biriniz gider ahmakça iş yapar, sonrada gelir ey İbnü Abbâs der. Hâlbuki Allah’u Teâlâ, „Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.“ Bâin talakla boş olmuştur. Çünkü Allah’u Teâlâ, (يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ) „Ey peygamber! Kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde boşayın.“ buyurmuştur.“ İşte kıymetli dostlarımız, Yüce İslam boşamanın iyi olmadığını ortaya koymuş ama boşamak çâre başka çâre kalmamışsa bunu da yerli yerince kurallara, şer’i kurallara uygun olarak yapılmalıdır,  şeriata göre hayızın gereğidir.

Dakika 25:10

O hâlde iddetin temizlik değil, hayız olması lâzım gelir. Kadını, bekleme müddeti olan hayızı bitirip, temizlik vaktine girmişken, cimada bulunulmadığı takdirde boşamak olduğundan „cima etmeden temiz olarak“ denilmekle bu iki unsurun ikisinin de kast edilmiş olduğuna tenbîh edildiği gibi „iddetlerinin önünde“ ifadesiyle de bu anlatılmıştır.  Esasen „Hayızları bittiği zaman“ demek gerekmektedir.

„İbnü Ömer (R.A) karısını hayızlı iken boşamıştı. Hz. Ömer bunu Rasûlullah’a söyledi, Rasûlullah da ona kızdı, sonra da dedi ki: „O kadına dönsün, sonra onu temizlenip peşinden bir hayız daha görüp temizlenene kadar tutsun. O zaman yine boşaması gerekirse, onu, temiz olduğu hâlde dokunmadan önce  „cima’da bulunmadan önce“ boşasın. (İbnü Mâce’nin rivâyetinde). İşte Allah’ın emrettiği iddet budur.“ Bu haberin kaynağında da Buhârî, Müslim gibi kıymetli muhaddislerimiz bulunmaktadır. İbnü Ömer’in bu boşamasını Talak Sûresi’nin inişine sebep olarak gösterenler olmuşsa da rivâyetin tarzından da anlaşıldığına göre bu hâdise, sûrenin inişinden sonra meydana gelmiş göründüğünden doğrusu, sûrenin iniş sebebi değil, belki bu hadis ile tefsirine sebep olmuştur. Bu da Kütübü Sitte’de nakledilen haberlerdendir. İşte kadınları boşadığınız zaman böyle iddetlerini gözeterek temiz olduklarında dokunmaksızın boşayın üç adet yanı üç adet beklemeleridir. „Boşanmış kadınlar, bizzat kendileri üç aybaşı hâli veya üç temizlik müddeti beklerler…“ Bu evler, boşanıncaya kadar onların kocalarıyla ikâmet ettikleri meskenleridir.  iddetleri sona erinceye kadar boşanmış kadınların da kendi mülkleri gibi onlarda oturma haklarının bulunduğunu beyân eder ve tekit etmektedir. Başka bir yolla mesken tedârik etmeleri lâzımdır eğer durum müsait değilse mesken tâyin etme de görevidir. Evlerden çıkarmayın demek, gadap, nefret veya darlığa binaen mesken ihtiyacı yahut sırf düşüncesizlik gibi bir sebeple çıkarıvermekten mantık yönüyle nehy edildiği gibi kendiliklerinden çıkıp gitmelerine izin vermeyin mânâsını da içine almaktadır. Çıkıp gitmelerinin câiz olmadığı şu hususla anlatılmaktadır. (وَلَا يَخْرُجْنَ) “Onlar da çıkmasınlar yahut çıkmazlar.” Çıkmaları haramdır çıkmamalıdırlar ve çıkmazlar. Apaçık bir edepsizlik yapmaları hâli bir yana, geçimsizlik ve dik başlılık yapıp da ihtiyaçları yok iken çıkıp gitmeleridir ki bu durumda başka bir kabahat yapmamış olsalar bile kendiliklerinden çıkmakla fahiş bir terbiyesizlik yapmış olurlar.

Dakika 30:10

Çıkıp giderlerse iddet hakkından kurtulmuş olmazlarsa da, ev ve nafaka hakları düşer. Çıkarmaya bağlandığı takdirde ise, açık fahişelik, zinâ, hırsızlık suikast gibi bâriz bir hıyânet, bir isyân ve hattâ ağır sövüp sayma gibi fâhiş eziyetlerin olması düşünülmektedir. Çünkü fâhişe haddini aşmış olan her türlü iş demektir. Binaenaleyh zinâ, hırsızlık, aile fertlerine eziyet ve iddet beklemesi gereken evden çıkıp gitmek gibi işlerden her hangi birisini kadın iddet içinde yaparsa, bu durumda kocası onu evden çıkarabilir.“

İbnü Hacer’den nakledildiği üzere boşandığı takdirde ahlâksızlık korkusu ortaya çıkan ve boşanmadığı takdirde mazbut kalacak olan kadını boşamamak tavsiye edilmiş ve bu bir hadisle de delillendirilmiştir.  Ebû Dâvûd ve Nesâî’nin İbnü Abbâs’tan yaptıkları rivâyete göre: „Bir adam Rasûlullah’a gelmiş, „Benim bir karım var „El uzatanın elini geri çevirmez.“ demiş. Rasûlullah da, „Onu boşa!“ buyurmuş, adam da „Korkarım gönlüm ardında kalır, sabredemem.“ diye karşılık vermiş. Bunun üzerine Rasûlullah „Öyle ise onu sıkı tut.“ buyurmuş.“ Bu haberi nakleden Nesâî, Ahmed Bin Hanbeli’dir.

Böyle Sahâbe Mürselleriyle merfû hadis gibi amel etmek ittifakla câiz olduğundan buradan şu hükümler çıkarılmıştır: Birincisi, iffetli olmayan bir kadını boşama emri. İkincisi, zâhirî duruma nazaran boşandığı takdirde ahlâksızlık korkusu bulunup, ancak boşanmadığı zaman böyle bir korkudan uzak tutma imkânı olursa boşamayıp sıkı tutma emridir. Bu iki husustan delâlet yoluyla bir hüküm daha anlaşılmış olur ki o da şudur: İffetli olan bir kadının, boşandığı takdirde ihtiyaç sebebiyle ahlâksızlığa düşeceği anlaşılırsa, onu boşamak günahtır.  iddet bitince tercih hakkı ortadan kalkar, ayrılık gerekir. Kadının izniyle nikâh tazelenmedikçe birleşme mümkün olmaz. Yani iddet müddeti sona erinceye kadar beklerse artık kadın reyinde hür kalır. İddet bitmeden önce erkek hanımına geri dönebilirdi bu fırsatı kaçırmamalıydı. Kaçırırsa artık kadının evet demedikçe nikâhları sahîh olmaz. İmam-ı Âzâm’ın görüşü budur. Geçinme niyeti olmadığı hâlde iddetini uzatmak için müracaat edip de, sonra yine boşamak gibi zarar verici hilelere sapmayarak güzelce çıkarıp gönderin, yani kadına eziyet etmeye de kalkmayın! Boşayacaksan iyilikle boşa, eğer boşamayacaksan onu sevgi ve saygıyla idâre etmeye bak, mutlu yaşamaya bak!

Dakika 35:07

Adâlet sahibi, doğruyu söyleyen ve doğru yol üzerinde bulunan en az iki erkeği hazır bulundurup şâhid kılın ki, töhmete veya çekişmeye fırsat kalmasın. Burada nedb (yapılmasını uygun görmek) içindir. Genellikle âlimlerin görüşü budur. Şafiî, eski görüşünde „şâhid bulundurmanın dönüşte vâcib“ olduğunu savunmuş ise de, yeni görüşünde o da, mendûb olduğunu söylemiştir. „Tabersi,“ açıkça bunun boşama esnasında şâhid getirmekle emredilmesini, bu görüşün Ehl-i Beyt imamlarından rivâyet edildiğini ve vücub ifade edip boşamanın sahîh olmasında şart olduğunu“ zannetmiştir.“ Bu haberi nakledende Âlûsî ‘dir. “Mecmau’l Beyân” adlı tefsirinde müellifi ve bir Şîa âlimi olan bu Tabersi’nin, rivâyet ve dirâyetteki selâhiyetinin neden ibâret olduğunu ve Ehl-i Beyt’in imamlarıyla kimleri kast ettiğini gereği gibi öğrenemedim.

Kıymetli dostlarımız,

Bütün müctehidler, ayrılıkta şâhid getirme emrinin (Bakara, 2/282) âyetinde olduğu gibi nedb ifade ettiği hususunda ittifak etmişlerdir. Tebliğ; yani iddet bekleyerek boşamak, iddeti saymak, Allah’tan korkup günahtan sakınmak evden çıkarmamak, çıkmamak, sınırları aşmayıp sonunu hesaba katmak ve sonra iddet müddeti bitince, ya hakkıyla, güzelce tutmak ya da daha fazla bekletmeyip hakkını vererek güzellikle ayrılmaktır. Bu âyetlerden işte özet olarak anladıklarımız bunlardır. Her kim de Allah’a ittika ederse… Ne yapıyor; Allah’tan korkar, isyândan sakınır ve öğütlerini tutarsa, Allah onun için bir çıkış yolu yaratır. (يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً) buyurulmuştur. (وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ ) “Ve onu hatırına gelmeyen yönden rızıklandırır.” Onun için boşayan da boşanan da, ayrılan da ayrılmayan da, Allah’tan korktuğu takdirde gam yemesin, Allah ona da bir çâre yaratır ve ummadığı yerden nasîbini verir. Yeter ki Allah’ın emirlerine, rızâsına bağlı kalasınız, yaptığınız işleri şer’i ölçülere göre yapasınız, haksızlığa düşmeyeseniz. „(Allah) hem dünya şüphelerinden, hem ölümün sıkıntısından hem de kıyâmet gününün şiddetinden bir çıkış yolu (yaratır.)“ rivâyet edilmiştir ki bu haberinde kökeninde Suyûtî vardır. Tekrar tekrar okumaya başladı Rasûlullah bu âyet-i kerimeyi (وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً) (وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ) Ebû Zer’den yapılan rivâyette Efendimiz bunu tekrar tekrar okudu. Hattâ beni uyku bastı da buyurdu ki: „Ey Ebu Zer, insanların hepsi bunu tutsaydı, kendilerine yeterdi.“ Ve her kim Allah’a tevekkül ederse başına gelen herhangi bir şeye karşı O’nun kudretine itimâd edip, yapacağı işte kendini O’nun emrine teslim ederek hükmünce giderse O, ona yeter.

Dakika 40:22

Allah’a sığınsın O’na bağlansın. „İnsanların en kuvvetlisi olmayı arzu eden, Allah’u Teâlâ’ya tevekkül etsin, O’na sıkıca bağlansın, güvensin, vekil edinsin.“ ölüm, dakika geçirmeksizin pençesini takar, âkıbet gelir çatar. İyilikten başka hiçbir şey işe yaramaz aklını başına al!

Tevekkül edenin murâdı da, Allah’ın irâde ve rızâsına teslim olmaktan ibâret olursa, Allah da onun mükâfatını büyütür. Her şey hakkında geçerlidir. Bu hüküm öyle bir kânûndur ki her şey hakkında geçerlidir. Bu cihetle sebeplerin bir dereceye kadar kıymet ve itibarı yok değilse de, bunlar, zatî (aslî) değil, değişken ve sınırlıdır. Tesir ve hüküm onun değil, Allah’ındır (Celle Celalühü). Hakîm, sebepler değil, sebepleri yaratan Allah’tır. Hüküm ve irâdesine havâle edilecek hakîm, sebepler değil, sebepleri yaratan Allah’tır. Sebep tükenir, takdir edilen kaderi biter ama Allah Bâkidir. Her kim Allah’a bağlanırsa Allah takdir buyurmamışsa hiçbir şey diğerinde tesirini gösteremez. Takdir buyurmuş ise, Allah’tan başka hiçbir şey de onun önüne geçemez. Ateş, Allah’ın yak dediğini kendi miktarınca dediği kadar yakabilir, başka türlü değil. Rızık da Allah’ın doyur dediğini kendi miktarınca dediği kadar doyurabilir. O hâlde kuvvet ve kesin bilgi, sebeplere güvenmekte değil, Allah’a tevekkül etmektedir ama kulluk görevini yaparak tam çalışmak şartıyla. Tevekkül de gururla kendini sayıp koyuvermek değil, Allah’ın gösterdiği yolda gücü yettiği kadar vazifesine önem vermek, takvâ sahibi olmak, kusurunu itiraf ile beraber, Allah’ın kudretine itimâd edip netice hakkında telâşa düşmeksizin, O’nun irâdesine teslim olmaktır. „Deveyi bağla da tevekkül et.“ Tirmizî’nin rivâyet ettiği bir hadis-i şerif bu. (وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰ) “kim Allah’tan korkarsa takvâ yolunu tutarsa”  (وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰ) kim Allah’a tevekkül ederse O’na sımsıkı bağlanırsa güvenip O’nun himâyesine girerse işte o zaman Cenab-ı Hak sana yeterlidir. Hakîkat, Allah her şey için bir ölçü takdir etmiştir. Boşanan kadınların hiddetleri  yani hayızları hesabıyla “Bakara Sûresi’nde” geçtiği şekilde üç adet sayılacak olursa hayızdan kesilmiş olan yahut hayız görmeyen veya gebe bulunan kadınların iddeti nasıl sayılabilecek? Denirse; hayızdan kesilmiş, yaşı ilerlemiş olup da artık hayız görmekten ümidini kesmiş, „iyas“ hâline gelmiş kadınlarınızdan boşanmış olanlar, çoğu defa örfe göre hayızdan kesilme yaşı elli beş ve altmış olarak takdir edilmiştir.

Dakika 45:40

Âdet görmeyenlerin iddeti de aynı şekilde üç aydır gerek on yedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek büluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibâriyle büluğa ermiş oldukları hâlde âdet görmeyenleri kapsamaktadır. Âdet görmeyenlerin iddeti de aynı şekilde üç aydır.

„Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendilerinden dört ay on gün bekler…“ yani dört ay on gün ile yükü bırakmaktan hangisi daha uzun ise, onunla olacağını söylemişlerdir.

„İbnü Abbâs’a (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bir adam geldi. Ebû Hureyre de yanında oturuyordu. O adam „Kocasından kırk gün sonra doğuran bir kadın hakkında bana bir fetvâ ver.“ dedi. İbnü Abbâs‘ „iki sürenin en uzun olanı kadar beklemesi gerekir.“ diye cevap verdi. „Gebe olanların bekleme süresi, yüklerini bırakmalarına kadardır.“ dedim.
Şimdi İbnü Abbâs „iki sürenin en uzun olanı kadar beklemesi gerekir.“ diye cevap verdi. “ bakın bende bu âyeti okuyor: (وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّۜ) „Gebe olanların bekleme süresi, yüklerini bırakmalarına kadardır.“ dedim. Ebû Hureyre de „Ben kardeşim oğlu yani Ebû Seleme ile aynı görüşteyim.“ dedi. Bunun üzerine İbnü Abbâs, Gulam el-Kureyb’i Ümmü Seleme hazretlerine gönderip ona sordurdu. Ümmü Seleme de dedi ki: „Sübeyatü’l-eslemiyye gebe iken kocası öldürüldü. Sonra Sübey’a doğurdu. Nikâhına tâlib olanlar olunca da Rasûlullah (S.A.V) onu nikah ettirdi. Ebu’s-Senabil de talipler arasında idi.“ Demek ki doğum yapınca iddet sona ermiş oluyor. Doğurduğun zaman helâk oldun. „Gebe iken kocası vefat etmiş olan kadın hakkında soruldu da; İbnü Ömer dedi ki: „O kadın yükünü bırakınca helâl olur.“ yani doğum yaptığı an artık hiddeti biter dedi. Konu burada anlaşılmıştır. Tarihle yapılan beyân, Usul ilminde tebdil (değiştirme) beyânı denilen nesih kısmına dâhil olduğu için, gebeliği konu edinen âyetin umumu, vefat âyetinin umumundan bir noktayı değiştirmek sûretiyle nesh etmiştir.

Dakika 50:06

İbnü Abbâs başta iki rivâyet arasında tereddüt ettiğinden ihtiyatlı davranarak „âhiru’l-eceleyn“ „iki sürenin sonuncusu“ demiş ise de Hz. Peygamber’in (S.A.V) hanımlarından olan Ümmü Seleme’den (R.A) sorulması üzerine, Rasûlullah’ın fetvâsı anlaşılmıştır. Buna göre gebe kadınların boşanmada da, kocalarının ölümü hâlinde de iddet müddetleri, yüklerini bırakmaları ile tamam olur. Yani hamile bir kadın doğum yapınca iddetleri burada sona ermiş olur.

Vücûd, insanın gücü, gücünün yetebildiği varlığı demektir (Vücd). Buna göre kadının kocasına gücünün yetemeyeceği bir ev teklif etmeğe de hakkı yoktur. Kimse kimseye gücünün yetmeyeceği teklif etmemeli gücü yetiyorsa cimrilikte etmemelidir. Gebe olduğu anlaşılınca artık onu üç hayız bekletmeye gerek kalmayacağı gibi  tâ yükünü bırakıncaya kadar infâk etmek gerekir. Hanefîlere göre iki sene, Şâfiî’lere göre dört senedir. Bilakis uzun olabilecek iddetin sonuna kadar infâk emrinin ibâre (metin parçası) ile müdafaası, iddetleri daha kısa olan kadınlara bekleme sebebindeki iştirakten dolayı, infâkın vâcib olduğunu delâlet yoluyla anlatır.  iddet bekletip infak etmekten asıl maksadın, gebelik olduğunu göstermektir, şüpheyi ortadan kaldırmaktır, gebe olanlara özel bir itina ile bakılmasına işaret etmektedir. “Ve o vakit onlara emzirme ücretlerini verin.”  Ona baktırmak, infâk etmek vazifesi esas itibariyle babalara aittir.  Emzirecek sütanayı baba tutacak, masrafını baba verecektir. Ananın da “hidâne”, yani çocuğu kendi kucağında bulundurup ona fiilen bakma hakkı vardır. Çocuğun hakkı da evvelâ ana sütünü emmektir. Annede bir mâzeret yoksa çocuğunu emzirmelidir. O çocuğu emzirecek olursa süt emzirme ve bakım ücretini elbette ne yapacak; vermesi gerekir. Emzirme ücretinin dışında giyim ve diğer masraflarını verir ve bütün bunların aralarında kararlaştırılması lâzım gelir. Aranızda müşâvere edin baba cimrilik edip gerekeni vermez veya ana fazlasını ister, emzirmeye nazlanır veya emzirmek istemezse o zaman onu babanın hesabına diğer bir emzikçi kadın emzirecektir.  Emzikli bir kadın tutulacaktır. Bu  takdirde ise ana çocuğuna analık etmemiş, şefkat duygusu beslememiş, Allah’ın kendisine vermiş olduğu sütü yavrusundan esirgeyip fazla para ile satmak alçaklığına düşmüş olacağı gibi… Çocuğunu anasından esirgeyen ve gücünün yetebileceği ücreti vermeyip zorluk çıkarmış olan baba da, evladını hem yabancı ellere düşürmeye sebebiyet vermiş hem de yine ücret ve nafaka vermeye, belki anasına vermek istemediğinden fazla vermeye mahkûm olacaktır.  Baba babalığını, anneanneliğini yapmalıdır. Kadının memesini almadığı takdirde onu emzirecek diğer bir kadın bulunamamış demek olacağından, yine hâkim tarafından anne çocuğunu emmeye zorlanabilir.

İşte kıymetli dostlarımız, Talak Sûresi’nin 8’inci âyetine gelmiş bulunmaktayız.

Dakika 55:49

(Visited 35 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}