Tefsir 474-01

474- Tefsir Ders 474 hayat veren nurun keşif notları

474- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 474

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Talak Sûresi 9’uncu Âyet-i Kerime’den 12’inci Âyet-i Kerime’ler)

(Tahrim Sûresi 9’uncu Âyet-i Kerime’den 12’inci Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn’’

Estağfiruke ve etûbu ileyk, Estağfiruke ve etûbu ileyk, Estağfiruke ve etûbu ileyk”

“Rabbiğfirli ve edhılnî fi rahmetike ve fi fazlıke ya erhamer-rahimîn”

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَكَاَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ اَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِه۪ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَاباً شَد۪يداً وَعَذَّبْنَاهَا عَذَاباً نُكْراً﴿٨﴾

فَذَاقَتْ وَبَالَ اَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ اَمْرِهَا خُسْراً﴿٩﴾

  اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداً فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِ كْراًۙ ﴿١٠﴾

رَسُولاً يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقاً﴿١١﴾

اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً ﴿١٢﴾

 

Nice kent var ki Rablerinin ve O’nun elçilerinin emrine başkaldırdı, nice memleketler, nice milletler, nice devletler Rablerinin emrine başkaldırdı. Biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onlara görülmemiş şekilde azâb ettik. Allah’a O’nun emir ve kânûnlarına başkaldırılmaz ki. İşte başkaldıranların başları belâdan kurtulmadı çetin bir azâba hepsi de mazhâr oldular.

İşlerinin vebâlini tattılar. İşlerinin sonucu tam bir hüsrân olmuştur.

Allah (C.C) onlara şiddetli bir azâb hazırlamıştır. O hâlde ey inanan Akl-ı Selim sahipleri! Allah’tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi. Hz. Muhammed, şanlı Kur’an, nurlu İslam bir yandan tüm insanlığı uyarır tehlikelerin tümünden uyarır bir yandan da rahmetin nurun içine çeker.

Size Allah’ın açık âyetlerini okuyan bir elçi (gönderdi) ki inanıp faydalı işler yapanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim Allah’a inanır ve yararlı iş yaparsa, faydalı iş yaparsa ki bu Amel-i Sâlih’tir (Allah) onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah ona gerçekten ne güzel rızık vermiştir. Ebedî nimetleri Yüce Allah’ın Cennet-i Âlâ’da tecellî etmiştir.

Dakika 5:00

İşte ölümsüz olarak seni hayata hazırlayan şanlı Kur’an İslam ve Muhammedî şeriat Muhammedî nurdur. Onun için dersimiz hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları olarak devam etmektedir. Kıymetli dostlarımız, olsun şu anda Talak Sûresi’nin 12’nci âyetine gelmiş bulunmaktayız.

Allah Celle Celâlühü O’dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. İşi bunlar arasında iner ki Allah’ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah’ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz. Cenab-ı Mevlâ bu ‘âyet-i kerimelerde özlü olarak size duyurduk bunları içini açtığımız zaman işte ortaya deryâlar çıkmaktadır her âyet bir deryâdır deryâların da deryâsıdır. Bunun için „Yedi gök olduğu gibi yedi de yer vardır. Her birinin arasında yer ve gök arası kadar bir mesâfe ve her Arz’da Allah’ın mahlûkatından yaratıklar vardır. Bizim anlayacağımıza göre esâsen gezegenlerden her biri kendi göğü dâhilinde bir arz gibidir ve onlarda da Allah’ın yarattığı canlılar vardır. Ancak buralarda insanın olup olmadığını kesin olarak Allah bilir. Fakat oralarda insan da var ama ne şekilde var; Onu da her şeyi bilen Allah biliyor.

İbnü Abbâs’tan gelen bir rivâyette „Yedi arz denizlerle ayrılmıştır ve hepsini gök kaplar.“ denilmiş olması da bu anlamda olmalıdır. Denizlerle kastedilen de, hava ve buhar gibi „kör dalgalar“ da denilen hava denizlerinin olması gerektir ki, İbnü Abbâs da bu gök denizlerinden söz etmiştir. Ancak bu ifadenin Asya, Afrika, Avustralya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Kuzey kutbu ve Güney kutbu kıtaları gibi yerin az çok denizle ayrılmış olan kıtalarına işaret etme ihtimâli de vardır. Fakat bunlara işaret ederken şümûlünde nice gerçekler bulunmaktadır. Dahhâk gibi diğer bazı müfessirler de yedi arz tabakası arasında açılma olmaksızın, tabaka, tabaka birbirlerine benzer olduklarını söyleyerek (وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّۜ) „Yerden de onlar kadarını…“ âyetinde de bu şekilde arzın tabakalarına işaret edildiğini ileri sürmüşlerdir. Bazıları da „akalim-i seb’a“ „Yedi bölge“ diye tâbir ettikleri eski bölge taksimatına ihtimâl vermek istemişlerdir.  Ebu’s-Suud’un naklettiğine göre Kurtûbî demiştir ki: „Önceki, yani her arz arasının, yer ve gök arası kadar bir mesâfe ile açık olması en doğru bir görüştür. Buhârî ve diğer kaynaklarda rivâyet edilen haberler bu görüşün doğruluğunu göstermektedir ki şu haber de bu cümledendir.“

Dakika 10:22

„Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) Efendimiz bir yerleşim birimini gördüğü anda hemen şöyle Cenab-ı Hakk’a şöyle dua ederdi:

„Ey O yedi göğün ve onların kapladığı şeylerin Rabbi, hem yedi Arz’ın ve onların taşıdıkları şeylerin Rabbi, hem şeytanların ve onların aldattıkları şeylerin Rabbi hem rüzgârların ve savurdukları şeylerin Rabbi olan Allah’ım (C.C)! Senden bu şehrin (köy veya kasabanın) hayrını ve halkının hayrını ve onun içinde bulunan kimselerin hayrını dileriz. Ve onun şerrinden ve halkının şerrinden ve onun içindekilerin şerrinden sana sığınırız.“

Sevgili Peygamberimiz işte bir yerleşim birimine geldiği zaman böyle dua ederdi. Buradan da anlaşılıyor ki Sevgili Peygamberimiz, yedi kat gökler olduğu gibi birde onun misâli yedi kat Kürre-i Arz’dan bahsetmekledir. Kur’an-ı Kerim’in bu âyetine bu hadis-i şeriflerle baktığımız zaman yedi de Arz’dan bahsediliyor yedi katta bir Arz’dan… Bu Küre-i Arz’ın katmanları olduğu gibi bir de Kürre i Arz misâli diğer Arz’ların olduğundan da bahsedilmektedir. İnsanoğlu çok çalışmalıdır keşiflerde bulunmalıdır. İnsanoğlu bilimsel olarak iyi çalışmalı ve aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’i öncelikle keşfetmelidir. Kur’an-ı Kerim’in keşfetmeyen dünya Yüce Allah’ı tanımayan dünya ne yaparsa yapsın yaptıklarını iyiye kullandığı gibi kötüye kullanır kendine kuyuları kazarlar ve dünyaya da evrensel olarak insanlığa da tüm mahlûkata da kötülük yaptığı tarafları da unutmamalıdır. Çünkü bilim iyiye, hayra kullanılmalıdır, delinin eline tabanca vermemelidir. Hepsine hâkim bir kudretin hakîkatini kuşatıcı bir ilmin delil ve burhânı orta da açıkça görünmektedir. Sevgili dostlarımız, Yüce Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.

Dakika 15:00

Kur’an-ı Kerim ile de ilmiyle kelâmıyla tecellî etmiştir. İnsanoğlu iyi niyetle hukûkun üstünlüğüne bilimsel çalışmalara îmân ve irfân ilkelerine bağlı kalarak Muhammedî şeriatın ölçülerine dikkat ederek yeryüzünde bütün mahlûkatın başta insanlık âleminin hayrına Yüce İslam tecellî etmiştir. Dünya bu gerçeği ne zaman anlar kavrarsa işte dünyada gerçek barış, adâlet ortaya çıkar. Çünkü bütün kalplerin, ruhların barışı enfüsî âfâkî âlemdeki gerçek barış Yüce İslam’ın ortaya koyduğu bu değerlerle bu barış mümkündür. Mümkün olmasaydı Yüce İslam ile Allah tecellî etmezdi. Dünyada bu barışın yapılması mümkündür ama buna engel olan insanoğlunun kendisidir. Çünkü barışı yok etmeye çalışanlar İslam’ı, Allah’ı ve O’nun ilkelerini yok sayanlardır. Bunlar azılı düşmanı olduklarını bilim, hukûk, ahlâk düşmanı olduklarını sosyal adâletin düşmanı olduklarını bilselerdi bunlar o davadan yanlıştan vazgeçerlerdi. Yüce İslam herkesi uyarmaya kurtarmaya gelmiştir. Tabii burada İslam ile Allah tecellî etmiş irâde seçenek kulun kendine verilmiştir. Burada bir özgürlük, hürriyet ve imtihan deneme söz konusudur Yüce Allah kullarını denemektedir. İmtihanı kazanmaya bak!

Tahrim Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız, Tahrim Sûresi de Medine-i Münevvere de inzâl edilen sûrelerdendir. Âyet sayısı 12 sıra numarası da 66’dır. Cenab-ı Mevlâ her sûre cihâna nur saçıyor karanlıktan insanlığı kurtarıp nurun içine çağırıyor, ölümsüz hayata hazırlıyor. Tabii bu inananlar içindir, inanmayanlar zaten karanlığa kaçmışlardır aydınlığı bırakmışlardır. Yüce İslam ezelî ebedî hakkın hakîkatin aydınlığıdır. Bunun için kıymetli dostlarımız, Tahrim Sûresi de bize nice nice hizmetleri sunmaktadır.

İbnü Abbâs (R.A) anlatarak dedi ki: “Ömer bin Hattab’a bir âyet hakkında sormak istiyordum bir sene bekledim heybetinden soramadım”. Görüyorsunuz işte ortada nice hikmetler bulunmaktadır. Medine’ye geldiğimizde bir kavimle karşılaştık ki kadınları onlara galebe ediyordu diyor. Yani kadınlar erkeklere hükmediyorlar.

Dakika 20:00

Medine’deki yapıyla Mekke’deki yapı farklıydı İslam öncesinde ve İslam sonrasında da Yüce İslam gerçeği ortaya koyduğu artık insanlık âlemi gerçek yüce değerlerle tanıştı ve barıştı. Bütün kötülüklerin yerini İslam ile sosyal, barış, adâlet, merhamet îmân, irfân artık ortama hâkim oldu. Yüce İslam’dan nasîbini almayanlar ise câhiliye devrinin bid ’atlarını âdetlerini sürdürmeye devam ettiler.

Sevgili izleyenler,

Burada ailenin mutluluk üzere mutluluk ve sevgi temelleri üzere bir aile yuvası ortaya çıkması için Hz. Muhammed kendi ailevî yapısıyla da bu mutlu ailenin temelini ebedî mutluluğun temelleri işte burada da atılmış. Her konuda Üsve-i Hasene olan Hz Muhammed ailevî konuda da yeryüzünün en mutlu ailesinin temellerini atmış ve mutlu aile ortaya çıkmıştır ki dünya onu örnek alması içindir. Şimdi insan ruh yapısı kadınların ruh yapısı sosyolojik, biyolojik, psikolojik ruh yapıları ve onların o ruh yapılarına karşı izlenecek yapılacak ve onların huzurunu te’min edecek mutlu kılacak bütün müeyyideleri de eğitim ve öğretimi de ruhların gıdasını da Yüce İslam Hazreti Muhammed’in ortaya koyduğu bu canlı İslam yaşantısıyla ne yapmıştır; mutlu aileyi yeryüzünde insanlığa göstermiştir. En zor anlarda darda ve zorda bu mutluluk başarılmıştır başarıyla yürütülmüştür. O günkü zor ve dar günlerin durumuna bakılırsa burada o en zor ortamda en dar ortamda mutlu aile temeli atılmış ortaya mutlu bir İslam ailesi ki bunun önderi her konuda olduğu gibi yine Hz Muhammed’dir. Onun hanımları bizim annelerimiz ve Cenabı Hak cihâna mutlu aile nasıl olur örneğini göstermiştir. İnsanların mizacın da kıskançlık vardır ve gayretleri vardır. İki evlilik, tek evlilik, çok evlilikteki kurallar içinde bulunduğumuz şeriat-ı şartları en iyi değerlendiren ve o şartlara göre çözümler getiren her zaman mutlu ortamı kuran Yüce İslam olmuştur, bunun önderi rehberi de Hazreti Muhammed olmuştur Aleyhissalâtu Vesselâm. Onun için kıymetli dostlarımız, olumsuz gibi görünen nice olaylar vardır ki o olumsuzlukların ne kadar iç yüzünden hikmetler dolup taştığını o olumsuzluklar olmasaydı çâreler ortaya olmazdı işte olumsuz şartlar karşısında da çâreler ortaya konunca ne oluyor; yine ortam mutlulukla devam ediyor.

Dakika 25:07

Cenab-ı Hak, bütün hayatı imtihan üzere yaratmış insanlığı imtihana çekmiştir dünya imtihan meydanıdır öbür âlem büyük mahkeme imtihanın sonuçlarıdır. İmtihanı büyük imtihanlardan geçenler büyük şahsiyetlerdir. Meselâ peygamber hanımlarda imtihandan geçer, peygamberler büyük imtihandan geçerler. Peygamber hanımları annelerimiz diğer kadınlar gibi sıradan kadınlar gibi değillerdir onların imtihanları daha da çetindir. Çünkü nimetler külfete göredir. Burada Sevgili Peygamberimizin bakın hanımlar karşısında burada bir imtihan ortaya kondu Yüce Allah kuralları da ortaya koydu.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَۚ تَبْتَغ۪ي مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ﴿١﴾

  قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ اَيْمَانِكُمْۚ وَاللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ﴿٢﴾

وَاِذْ اَسَرَّ النَّبِيُّ اِلٰى بَعْضِ اَزْوَاجِه۪ حَد۪يثاًۚ فَلَمَّا نَبَّاَتْ بِه۪ وَاَظْهَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَاَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍۚ فَلَمَّا نَبَّاَهَا بِه۪ قَالَتْ مَنْ اَنْبَاَكَ هٰذَاۜ قَالَ نَبَّاَنِيَ الْعَل۪يمُ الْخَب۪يرُ ﴿٣﴾

اِنْ تَتُوبَٓا اِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَاۚ وَاِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْر۪يلُ وَصَالِـحُ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَه۪يرٌ ﴿٤﴾

عَسٰى رَبُّهُٓ اِنْ طَلَّقَكُنَّ اَنْ يُبْدِلَهُٓ اَزْوَاجاً خَيْراً مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَٓائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَٓائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَاَبْكَاراً ﴿٥﴾

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ﴿٦﴾

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ﴿٧﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Ey Peygamber ey Muhammed (S.A.V)! Eşlerinin rızâsını arayarak Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.

Bakın Sevgili Peygamberimizin bu âyeti kerimede, eşlerini kırmamak için bakın kendine bazı şeyleri yasak etmeye kalkmış. Yüce Allah da Habîbine ne diyor: Eşlerinin rızâsını arayarak Allah sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Eşlerini memnun edeceğin diye niye böyle yapıyorsun? Allah Peygamberinin de rahatsız olmasını hiç istemiyor en büyük imtihanlara tâbî tutuyor hem de eş eşliği yapacak ve haddi kimse aşmayacak daha büyük tâvizler de haddi aşarak bir şey beklemeyecek Peygamberin huzurunu da kimse bozmayacak. Cenab-ı Hak Habîbinin bakın eşlerine karşı çok geniş tolerans tanıyarak kendini rahatsız etmesine Yüce Allah râzı olmadı.

 

Dakika 30:05

 

Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Çünkü yeminlerin kefâreti vardır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hikmetle yönetendir.

Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Bunlar ailede olur aile içerisinde.  Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: „Bunu sana kim söyledi?“ dedi. Peygamber (A.S.V) „Bilen, her şeyden haberi olan Allah (C.C) bana söyledi.“ dedi. Dikkat edin! İşte Peygamber hanımına, hanımlarından birine bir sır vermiş, o da o sırrı öbür Peygamberimizin öbür eşlerinden birine açıklamış Allah’ta bunu Peygamberimize haber veriyor.

Eğer ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz sırrı açıklayan ile açıklanan iki kadın için bakın Allah; Eğer ikiniz de Allah’a tevbe ederseniz kalbiniz gerçekten yönelmişti. Ve eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah (C.C), Cibrîl-i Emin (AS.) ve mü’minlerin iyileridir. Yani o Peygamberin yardımcısı Allah’tır, Cebrâil’dir ve mü’minlerin iyileridir dedi. Hanımlarına dedi ki; Sakın Peygambere karşı siz kumalar arasında bir gayrete gelip de bir tavır ortaya koymayın.  Bunun ardından melekler de ona arkadır. Yani Peygambere meleklerde yardımcıdır dedi Yüce Allah. Tabii burada Peygamberimizin iki hanımını şahsında bütün dünyaya Yüce Allah ders veriyor. Burada cüz-ü zikrediyor ama külli murâd ediyor

Eğer o sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah’a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.

Bakın burada Yüce Allah Peygamberimizin hanımlarını, annelerimizi onların şahsında bütün insanlık âlemini uyarıyor Ey inananlar! Bakın işte inananlar deyince dünyadaki bütün mü’minler, Müslümanlar…  Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki cehennemden kurtarın ki onun yakıtı o cehennemin yakıtı insanlar ve taşlardır. Cehennemde insanlar odun, kömür olarak yakılır birde taşlar yakılır. Oraya dayanıklı karpit taşları vardır. Onun başında gâyet katı, şiddetli, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır. Zebânîler vardır cehennemde görevlidir bunlar.

Dakika 35:00

(İnkâr edenlere): „Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin. Geç kaldınız. Hangi gün bu?  Adam Ölmüş gebermiş gözünden perde kalkmış bu artık iş işten geçmiş özür diliyor, yalvarıyor. İş işten geçmiş, Cenab-ı Hak şimdiden uyarıyor inanan ve inanmayan herkese inananı onun kendi îmân ilkelerine göre uyarıyor, inkârcıları da küfürden kurtulun îmâna gelin diye uyarıyor. (İnkâr edenlere): „Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin. Siz ancak işlediklerinizin cezâsını çekeceksiniz.“ (denilir.) İş işten geçtikten sonra kişi îmân etmiş mezarda gözünden perde kalkmış Azrâil Aleyhisselâm gelmiş gırtlağına basmış canını alıyor o zaman îmân etmiş bu îmân bir şeye yaramaz. Şimdi bir nefes arkaya atma derhâl iyi bir Müslüman ol. Yüce İslam’ı kendi kaynağından iyi öğrenmeye çalış Peygamberimizin, Ashâblarının, Tâbiînin ortaya koyduğu gerçek İslam’ı müçtehitlerimizden ki bu Ehl-i sünnet yolu korunarak gelmiş. İmam-ı Âzâm ekolü, Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî ekolünde ki müçtehitler bu Yüce İslam’ı, Kur’an’ı, sünneti, icmâyı, kıyası mükemmel anlamışlar ve ortaya Hazreti Muhammed’in tebliğ ettiği, uyguladığı gerçek İslam bu ekolde korunarak gelmiş ki bunun adı Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat ’dir. Bu dört mezhebin ekolüne sıkı sarıl bilenlerle hareket et, müçtehit olmayan câhillerle hareket etme iyi Müslüman ol.

Kıymetli dostlarımız,

İşte Kuran-ı Kerim burada bize mutluluğun tabii ki temelinden birisi ailedir, ailenin nasıl mutlu olacağını da Yüce İslam ortaya koymuştur.

(قَدْ فَرَضَ اللّٰهُ لَكُمْ) „Allah size farz kıldı. Râzî tefsirinde „Sâhibu’n-Nazm“dan nakledildiği gibi bazen „Farz kılmak“ bazen de “Nur Sûresi’nin” başındaki gibi (وَفَرَضْنَاهَا) beyân mânâsına gelir. (قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ) „Biz mü’minlere neyi farz kıldığımızı bildirdik…“ diyor. Şimdi Cenab-ı Hak  „farz“ kelimesi „alâ“ ile kullanıldığı zaman şüphesiz „farz kılmak “ mânâsından başka bir anlama ihtimâli yoktur ve o farzdır. Mukâtil bu âyeti, „Allah açıkladı“, diğerleri de „farz kıldı“ diye de tefsir etmişlerse de, her iki mânâ da doğrudur.

Tehille, aslı tecribe tekmile ve tekrime kâide dışı bir mastar helâl etmek, çözmek…

Kıymetli dostlarımız,

Bu şanlı Kur’an’ın nur saçan âyetlerini iyi anlamalı, iyi keşfetmeliyiz.

„Her kim yemin eder de, sonra ondan hayırlısını görürse, yemininden dolayı kefâret versin, sonra o hayrı yapsın.“

Dakika 40:07

Bu söz Peygamberimize aittir Beyhâkî Sünenü’l Kübra’da rivâyet etmiştir. Karı-koca arasındaki sırların korunmasının gereğine işaret etmek, ayrıca kadınların kocalarına karşı çıkmalarının boşamaya sebebiyet verebilecek ve neticede ateşe sürükleyebilecek sakıncalardan olduğunu anlatmak ve öyle bir durumda tevbe etmeyip ısrâr edecek olanları tehdîd etmek sûretiyle Hz. Peygamber’in (A.S.V) eşlerine gereken vasıfları ve ahlâkı îzâh konusunda buyuruluyor ki:

„Hani Peygamber eşlerinin bazısına sır olarak bir söz söylemişti.“

İşte kıymetli dostlarımız, o sır katiyyen söylenmeyecektir o sır saklanacaktır. Ailede karı-koca arasındaki sırlar ailenin mutluluğu için gereklidir. Bir de bu vazifedir, vecibedir sır saklanır söylenmeyecek zaten sır adından da belli… Devlet sırları olduğu gibi, milli sırlar olduğu gibi ve bugün câhillerin anlayamayacağı ehillerin anlayacağı durumlar olduğu gibi bir de karı-koca arasında sırlar vardır. Bunlar ifşâ edilemez edilirse peygamber hanımı da olsanız uyarılırsınız ve uyarıya dikkat etmezseniz sonuca katlanırsınız.  „Bir kötülüğün cezâsı, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir.“ Yüce İslam hep barıştan yana olmuştur.

Devlet başkanlığının Peygamber Efendimizden (S.A.V) sonra devlet başkanlığının Ebû Bekir’e ve Ömer’e geçeceğini Hafsâ’ya Annemize bir müjde olarak haber vermiş Peygamberimiz ve gizlenmesini yani sır olarak vermiş gizlenmesini de emretmiş olmasıdır.  Hafsâ Annemizde bunu Âişe Annemize bildirmiş bu sırrı saklayamamış sadece Âişe Annemize söylemiş. Yüce Allah’ta bunu haber verdi sırlar saklanmalıydı.

„el-Bahru’l-Muhît “de Ebû Hayyân şöyle diyor: „Hadis, Mâriye sebebiyledir; Mâriye Annemizi Hafsâ Annemiz kıskanmıştı o sebeple Peygamberimiz Hafsâ Annemizin gönlünü almış ve ona böyle bir sır vermişti o da sırrı Âişe Annemize açıklamış.

Sevgili dostlarımız, tabii ki burada birçok teferruatlı durumlar söz konusudur. Yalnız bizim alacağımız ders kimseyi tabii ki sorgulama yetkisi bizde yok. Hele Peygamberi, Peygamber hanımlarını, Ashâbı biz sorgulayamayız ancak ortaya konan Kur’an-ı Kerim’in sünnetin delillerini iyi anlar kendimiz nasıl Allah’a doğru kolluk yapmak gerekiyorsa onun çâresine bakarız. Daha iyi Allah’a itaat, Peygambere itaat ve bizden olan ilim irfân ile adâletle hükmeden Ulu’l Emre itaat konularını dikkat etmeliyiz. İyi bir kul olmanın çâresine iyi bir baba, iyi bir anne, iyi bir evlat, iyi bir erkek evlat, iyi bir kız evlat, iyi bir torun, iyi bir ebe-dede olmaya çalışmalıyız.

Dakika 45:20

Herkes görevini en iyi şekilde yapmalı kulluk görevini Yüce Allah’a en iyi şekilde yapmalıdır. Şimdi düşe-kalka sürtüne sürtüne ıslâh olanlar vardır. Bir de düşmeden, kalkmadan, burnu sürtünmeden Allah’u Teâlâ’nın emirlerine sıkı bağlanıp da mutlu olan fertler, aileler, cemiyetler, milletler, devletler vardır. Burnu sürtüle, sürtüle adam olanların durumu sonuçları iyi de olsa tabii çok çile çekerler birçoğu da bu şansı kaybeder. Islâh olma şansını kaybeder. Onun için Allah’ın emrine teslim olmak, iyi bir Müslüman olmak… Bakın, mutlu bir aile istiyor musunuz? Herkes istiyorum der. O zaman iyi bir Müslüman ol bir. İkincisi Allah’ın emrine teslim ol. Allah’u Teâlâ’nın Celle Celâlühü emrine kimse teslim olmadıkça kimse gerçek Müslüman olamaz. Yine iyi bir îmânın ki İslam’ın ortaya koyduğu îmân sen de bulunsun. Kendi kafana göre bâtıl inançlardan meydana gelen îmân, îmân olmaz. Bir defa İslam îmânı hak îmândır. Allah’a iyi inan, Allah’ı iyi tanı, Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı iyi tanı! Bugün İslam îmânının yanlıştan korunması için küfürden, şirkten, nifâktan korunması için sapasağlam İslam inanç sistemini inceleyen bir ilim dalı var. İşte bunun dalı “Akaid ilmi kelâm” bu konu da İmam-ı Âzâm’ın Fıkh-ı Ekber’ini, Mâturîdî Akaid ’ini, Eş’ari Akaid ‘ini iyi okumalıdır iyi dikkat etmeli sağlam kaynaklardan bu bilgiler alınmalıdır. Biz bunlara derslerimizin akışı içinde değinerek geldik değinerek gidiyoruz. Bir günde bunlar konusunda özel İnşâ’Allah Allah’ın lütfuyla derslerimiz olacaktır. Demek ki iyi Müslüman olmak, Allah’a teslim olmak, gerçek hak îmân sahibi olmak gerekiyor içi-dışı Müslüman olmak gerekiyor içi ayrı dışı ayrı olmaz.

Kunut yani Allah’a boyun eğen, Allah’a itaat eden kadın-erkekten meydana gelecek aile. Bir Allah’a itaat ediyor, biri etmiyor orada mutluluk olmaz. Birisi inanmış, biri inanmamış bunu İslam ayrı olarak kabul etmez. Bir defa temeli yanlış atılmış o temel tutmaz ne kadar uğraşırsan uğraş bir yerini yaparken öbürü tepene çöker. İki taraf da inanmış olacak iki tarafta Allah’a teslim olmuş gerçek Müslümanlık da kararlı olacaklar. İnsanın eksiği olur, câhilliği olur, bilmediği olur öğrenmeye çalışacak her iki tarafta kadın ve erkek. Zorbalık İslam’da yoktur. Sevgi, ilim, irfân, adâlet Allah’ın emirleri geçerlidir. Kadın diyor ben keyfime göre, erkek diyor zorbalığıma göre ben bu işi yürüteceğim derse burada ailede mutluluk diye bir şey olmaz bir de Müslümanlık diye bir şey ortada bulunmaz.

Dakika 50:05

İslam dini ailede cennet hayatını kurar sevgi ile aileyi donatır. Kapıdan bir erkek girer girmez Yüce Allah’u Teâlâ’yı bütün varlığıyla seven bir erkek hanımına Allah için sevgi ile bakar o hanım da aynı sevgi ile efendisine karşılık verir. Bakın, iki sevgi birbirini kuşattı Allah için sevgi, Allah gibi sevgi değil “hâşâ!” şehvet sevgisi de değil. Onlar insanoğlunun nimet olarak Cenab-ı Hak her nimeti insanoğlu için ortaya meşrû olarak ortaya koymuştur. Haramların durumu bellidir helâller sayısız nimetlerdir helâller ile o zevkini de yine Allah’a şükrederek zevkini de yerine getirirsin helâlinden. Ama şehvete dayalı Allah sevgisi yok, îmân yok, Allah’a teslimiyet yok. Ben hayatımı yaşayacağım diyor bir ama hayatın ne olduğunu bilmiyor. Tilki’nin de bir hayatı var diğer kuşlarında, kurtlarında kerhâneninde meyhâneninde kendine göre bir hayat tarzı var. Doğunun-batının kendine göre hayat tarzları var. Hayat tarzı Allah’ın ortaya koyduğu, İslam’ın ortaya koyduğu hayat tarzıdır. Bunun dışındakiler Allah katında geçerli değil ne İslâmî’dir, ne insânî ’dir. Onlar tamamen insanlar kendine göre bir hayat tarzı seçmiştir. Yüce Allah’ın ortaya koyduğu hayat tarzı İslam’dır ve ölümsüz hayata en mutlu hayata seni hazırlar ailen mutluluklarla dolar taşar. Ne evlat anneye-babaya öf der, ne suratını asar, ne kaşını çatar. Ne erkek kadına kötü davranabilir, ne de kadın efendisine kötü davranabilir. Ortada bir ne vardır; tam bir Allah’a itaat yaşantısı vardır. Bu sevginin kaynağı Allah sevgisidir ve buradaki kurallar Allah’ın kurallarıdır ortaya koyduğu şerî kurallardır. Doğunun kuralı, batının kuralı diye sen şehvetin kurallarını, nefsin kurallarını ve iblîsin vesveselerini iblîsin hevâcislerini kural diye evine koyarsan orada şeytanlar top oynar, karı-koca da savaşa girer birbirine savaş başlar. Yazık olmaz mı, olmuyor mu? Şu boşanmalara bakın, yetim çocukların hâline bakın çocuk arayınca ne ana bulabiliyor ne baba bulabiliyor ortada kalmış çocuklar. Buna kimin hakkı var böyle bu çocuklara mahvetmeye? Evlilik İslam’da kara tosun ile sarı düvenin bir araya gelmesi değildir. İnsan haklarına, hukûkun üstünlüğüne, sevgiye, adâlete, barışa ve îmân kardeşliğine dayanan sağlam temeller üzerine konmuş bir aile yuvası vardır ki bu aileler sağlam milletleri sağlam milletler büyük devletleri ortaya çıkarmıştır. Onun için evlenirken İslam kusursuz bir İslam Müslümanlık Allah’ın emrine teslimiyet gerçek İslam îmânı içi-dışı Müslüman ve Allah’a itaate devam ve aynı zamanda tâibat tövbe etmek insanların hatâsı olur derhâl tövbe etmeli günahlarının affına Allah’u Teâlâ’ya hemen yalvarıp tövbeye sarılmalı karı kocasından, kocası karısından özür dilemeyi bilmelidir. Hatâ da ısrâr etmemelidir.

Dakika 55:25

Abidât nedir? Abidât, gerek farz ve gerek nâfile ibadetlere devam edeceksin. sâihât, dünya hayatını bir yolculuk bilip geçim konusunda bir yolcu gibi olduğuna kanaat ederek oruç ve perhizi ahlâk edinip dâima ilerisini, akıbetini, Allah’ın mükâfat ve cezâsını düşünmelidir. Onun için Müslümanlar „seyahat hicret etmek dâima Allah’a doğru giden bir giriş içinde olmalıdır. Hicret; Allah’a gitmek demektir, yer değiştirmek değildir. Küfrü, şirki, zulmü, kötülükleri bırakıp îmâna, adâlete Allah’a gitmek demektir ilme irfâna İslam’ı yaşama ya gidecek demektir hicret budur. Müslümanım gidişatı hep Allah’a olmalıdır. İtaatle ilgili her işe Müslüman koşar, Peygamber’in git dediği yere gider, hacca, cihâda, sefere gidelim dese de hemen gidenler mânâsı vardır ki bunlar gerektiği zaman derhâl seve seve yapılmalıdır.  Oruç tutulmalıdır oruçlunun durumu, azığı yanında olmayan ve bulduğu yerde yemek yiyebilen yolcunun hâline benzemektedir. Onun için Yüce İslam’da ki âmir hükümler bizim dünyamız, mezarımız, mahşerimiz, îmânımız Allah’ın Cemâline ulaşmamız için bizim için vazgeçilmez değerlerdir bunlar seve seve yapılmalıdır.

Bunun için “seyyibât ve ebkâr”, bakın Cenab-ı Hak ne diyor; “Seyyibât ve ebkâr”, bu iki vasıf diğerleri gibi olmayıp birbirlerinin karşıtı bulunduğundan öncekiler atıfsız (bağlantısız) getirilmiş olduğu hâlde bu ikisi bir „vâv“ ile ayrılmıştır. Bazı âlimler de bu vâv’a vâv-ı semâniyye demişlerdir ki, yedi ile sekiz arasına gelir. Rasûlullah’ın, eşleri arasında da bekâr olarak aldığı yalnız Hz. Âişe olup diğerleriyle dul oldukları hâlde evlendiği de bilinmektedir. Kur’an-ı Kerim’in ince ince işaretlerine bir bak şöyle! Neler, neler keşfedilmişler var, daha nice keşfedilecekler var. Kendinden sorumlu olduğu gibi ailesinden de sorumludur. Kim; Ailenin reisi başta baba ve annedir. „Hepiniz sorumlusunuz ve hepiniz teb’anızdan sorumlusunuz.“

Dakika 1:00:00

„Hepiniz bir toplumun reisisiniz ki sürünün başında bir çobanın o sürüden sorumlu olduğu gibi hepiniz sorumlusunuz, hepiniz çobansınız, hepiniz elinizin altındakinden sorumlusunuz hesaba çekileceksiniz.”  „Sizin hayırlı olanınız, ehline karşı hayırlı olanınızdır.“

Adam dışarıda melek gibi görünüyor evin içine gelince de kelek gibi saldıracak yer arıyor. Böyle olmayınız! Ailenize hayırlı davranın ki diyor „Sizin hayırlı olanınız, ehline karşı hayırlı olanınızdır.“ Diyor. Kim? Bu sözler Sevgili Peygamberimizden rivâyet edilmiştir. Buhârî’nin, Müslim’in ve diğerlerinin, İbn-i Mâce’nin, Dârimî’nin rivâyet ettiği haberlerdir ki bunlar Sevgili Peygamberimize ait haberlerdir uyarmaktadır.

„Hz. Ömer, „Ya Rasûlallah! Nefislerimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz?“ demişti. Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü de şöyle buyurdu: „Allah’ın sizi nehy ettiği şeylerden onları nehy edersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir.“

Kıymetli dostlarımız,

Evin içinde Yüce Allah’ın emirleri uygulanacaktır ailede buna kadın-erkek itiraz etmeye hakkı yok Müslümansa Müslüman değil ise zaten inanmayanlara Müslüman olmayanlara değil ki. Sözümüz Müslüman ailelere bir Müslüman ailenin Müslüman olmaması mümkün değildir. Bir Müslüman aile kesin kez mutlu olmalıdır İslam orada varsa mutluluk vardır Müslümanlık yoksa yoktur. Müslüman aileler için söylüyoruz. Hem Müslümanım deyip hem de başkalarını taklit ederseniz o zaman siz aslanın yerine sırtlanı bağlamış olursunuz ve çırpınırsınız aslan nerede diye bulamazsanız. Allah’ın emirlerini yerine başkalarının emrini koyarsanız şehvetinizi nefsinizin hevâsını ve başkaları kim olursa olsun Allah’a emrine zıt ve ters olan neyi koyarsan Allah’ın emrinin yerine Allah’ın emrini bırakmışsın başkasını almış oraya koymuşsun. Sen o ailede mutlu olacağını mı zannediyorsun? Aileni bırak kendi iç dünyanda savaş başlamıştır. Kendi iç dünyada rahatın elden gider, huzurun elden gider. Aklını başına al! Allah’ın eşi benzeri yok Muhammedî şeriatında dün de bugün de ebedî benzeri eşi benzeri yok. Bunu nefsinde, iç dünyanda, dış dünyanda, enfüsî âfâkî âleminde, ailenin içerisinde bu yüce değerleri yaşa! O zaman îmânın olduğu yerde güven vardır. Mü’min demek, ne demek? İnanan ve tam güven ortamında bulunan kimsedir mü’min ve mü’mine. Bir defa îmânın ne olduğunu şöyle bir anla! Îmân inanan kişi aynı zamanda güven ortamında bulunan Allah’ın korunmasına girmiş olan kişidir. Çünkü îmân Allah’a ve O’nun ilkelerine ağaçlara putlara sen inan ona îmân de o îmân değil, bu mecâzî anlamda bir o kelime anlatılmak için söylenir gerçek anlamda îmân sadece İslam îmânıdır. O da Allah ve O’nun ilkeleridir.

Dakika 1:05:10

Ki, Yüce İslam’ın ne varsa Hz. Muhammed’e inzâl edilen İslam adına bunları kalbin tasdikten geçirecek dilin ikrâr edecek. Îmân böyle başlar temel böyle atılır ondan sonrada bu inandığın ilkeleri yaşamaya başlarsın. Bu da amel, ahlâk, hukûk safhasıdır.

İşte „Ey ehlim, ailem! Namazınıza, orucunuza, zekâtınıza, miskinlerinize, yetim ve komşularınıza dikkat edin.“ der. Bu da bakın Zemahşeri bir hadis-i şerif naklediyor. „Allah o kimselere rahmet etsin ki… Bakın Peygamberimizden yine bu bunu da nakleden Zemahşeri ’dir. Diyor ki:  „Ey ehlim, ailem! Namazınıza, orucunuza, zekâtınıza, miskinlerinize, yetim ve komşularınıza dikkat edin.“ der.  Ola ki Allah’u Teâlâ onları onunla beraber cennette toplar.“ Çocuklar da ehle dâhildir. Ailenin fertleridir çocuklarda, bazıları enfüs’e (nefislere) dâhil olduğunu söylemişlerdir. Çünkü onlara göre çocuklar, babadan bir parça sayılırlar anneden olduğu gibi.

Şimdi cehennemde ki görevliler vardır bunlara zebânî denir. Cehennemdeki zebânîler çok kaba çok serttirler. Niçin; ora âzâd yeridir. Bunların sertliği cehennem ehline karşıdır. Çünkü cehennem ebedî azâb evidir. Allah’ın azâbının tecellîsi cehennem, rahmetinin tecellîsi Cennet-i Âlâ’dır.

Bunun için kıymetli efendiler,

استعيذ بالله

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحاًۜ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۙ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللّٰهُ النَّبِيَّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُۚ نُورُهُمْ يَسْعٰى بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ﴿٨﴾

  يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْۜ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪ير﴿٩﴾

ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا امْرَاَتَ نُوحٍ وَامْرَاَتَ لُوطٍۜ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً وَق۪يلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِل۪ينَ ﴿١٠﴾

 

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا امْرَاَتَ فِرْعَوْنَۢ اِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ﴿١١﴾

  وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرٰنَ الَّت۪ٓي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا ف۪يهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِه۪ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِت۪ينَ﴿١٢﴾

 

Ey îmân edenler! Samîmî bir tevbe ile Allah’a dönün tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber’i ve onunla birlikte îmân edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi (C.C), içlerinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Çünkü onların nurları, önlerinde ve yanlarında koşar da, „Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kâdirsin.“ derler.

Dakika 1:10:30

Ey Peygamber Muhammed Mustafa (S.A.V)! Kâfirler ve münâfıklarla cihâd et savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer, ne de kötüdür!

Allah, inkâr edenlere, Nuh’un karısı ile Lût’un karısını misâl verdi. Dikkat edin!  Allah, inkâr edenlere… Şimdi kadınlar âlemi şöyle baksınlar dikkat etsinler! Nuh’un karısı bakın Nuh Aleyhisselâm bir peygamber, ama Lût’un karısı bir kâfire, Lût Aleyhisselâm peygamber karısı kâfire; bunları misal verdi Cenab-ı Hak. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kulun (nikâhı) altında idiler, onlara hıyânet ettiler. Ne yaptılar; Peygamberin Peygamberliğini kabul etmediler ve düşmanla berâber oldular, inanmayanların safında yer aldılar. Bunların  (Kocaları,) peygamber, sâlih kimseler. Bakın, bu kadınlar kâfire olarak geberip gittiler. (Kocaları,) Allah’tan hiçbir şeyi onlardan geri çeviremedi. Yani cehennemden o peygamberler karılarını kurtaramadılar, kimse kurtaramaz. Îmânsız insan Allah’ın hidâyeti eğer ulaşmamışsa kimse kurtaramaz. Bütün peygamberleri bir araya getirseniz kurtaramaz, bütün evliyâlar zaten kurtulamaz. Geriye kim kaldı ki? Allah’tan başka hidâyet eden yoktur. Hidâyet önderleri ve rehberleri vardır ki Hz. Muhammed bir hidâyet Peygamberidir insanları hidâyete dâvet eder kabul edip etmemek insanların kendine kalmıştır. Hidâyet’in davetçisi, tebliğcisi Peygamberdir hidâyeti bizâtihi lütfeden kalbine îmânı yerleştiren ise Yüce Allah’u Teâlâ’dır. Kul istemeden Allah yapmıyor vermiyor. O zaman cerb’i bir îmân ortaya çıkar ki cerben îmân Allah katında makbûl değil. Hayat özgürce bir imtihan meydanıdır bu dünya hayatı özgürce bir imtihan meydanıdır. Bunu seve seve îmân senin bütün varlığınla gücünle severek îmânı tercih etmen gerekiyor, Îmânı seçmem gerekiyor. Küfrü seçenler özgürlüğünü kötüyü kullandılar kullananlardır. Cenab-ı Hak (Onlara): „Haydi girenlerle birlikte siz de ateşe girin!“ denildi. Kime? Peygamberlerin iki hanımı kâfire kadınlara girin cehenneme denildi ve cehennemi boyladılar Peygamber kadınları, Nuh’un (AS.) karısı ve Lût’un karısı. Allah, inananlara da Firavun’un karısını örnek gösterdi. Bakın Firavun dünyanın en kötü devlet adamı en kötü koca karısına en büyük zulmeden büyük zâlim bir kâfirlerden biri Firavun.

Dakika 1:15:05

Bakın karısına bakın Firavun’un karısını örnek gösterdi. O şöyle demişti: Firavun’un karısı bir mü’mine, Müslüman Firavun gâvur gâvurların en büyüklerinden bakın Firavun’un karısı ne diyor nasıl yalvarıyor Allah’a „Rabbim! Bana yanında cennetin içinde bir ev yap, beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zâlim toplumdan kurtar!“ diyor Allah’a yalvarıyor. Derhal gözünden perde kalktı cennetteki yerini Asiye Hatun (Rahmetullâhi Aleyh) cennetteki yerini gördü. Firavun buna zulmediyordu ellerinden, ayaklarından Asiye’yi çiviledi ve üzerine koskoca bir kaya koydu dinden dönmesini istiyorsun zulmediyordu. Allah da Asiye’ye acı duyurmuyordu çünkü Allah her şeye kâdir. O hâlinde Asiye Allah’a yalvardı “Ya Rabbi! Ben senin yanında cennette senin yanında olmak istiyorum” dedi ve Yüce Allah’ta onun samîmî îmânı, ihlâsı ile gözünden perdeyi kaldırdı ve cennetteki yerini gösterdi ve cennetine aldı. Bu örneği gösteren ibret sahnesini ortaya koyan Allah’u Teâlâ’dır. Onun için kadın kahramanlarımız vardır işte bu kadın kahramanlardan birisi Hatice Annemiz, diğer peygamberlerin hatunları, Meryem Annemiz ve Asiye Annemiz gibi zât-ı muhteremler vardır. Bunlar kadınlar dünyasının kahramanlarıdırlar. Başı çeken kadınlar vardır başı çeken ilimde Hz. Aişe’dir onun gibi ilimde ilerlemiş hiçbir kadın yoktur. Namuslu olmak konusunda, sadâkat konusunda Hatice Annemiz, Meryem Annemiz ve bâtıla tâğutlara karşı koyma mücahedesi konusunda işte Firavun’un karısı görünümündeki Asiye (Rahmetullâhi Aleyhinne ve Aleyhim Ecmaîn) bunlar kadınlar âlemimin kahraman kadınlarıdırlar. Bunlar başı çekiyor daha bunların izinde nice kahraman hanımlar var mü’mine, mücahide hanımlar var. Onun için her Müslüman hâtun bir kahraman kadındır. Îmânıyla, namusuyla, iffetiyle, haysiyetiyle, şerefiyle kıymetli hizmetleri ile Yüce İslam’a yaptığı hizmetlerle Müslüman kadınlar kahraman kadınlardır. Cennet işte bu kadınların ayağının altındadır. Cennet annelerin ayağının altında ama hangi anaların; İşte bu anaların îmânı namusu haysiyeti şerefi ile Allah’a kul olan o yolda mücahede eden mü’mine mücahide hâtunlar yeryüzünün kahraman kadınlarıdır. Bizim cephelerde hakkı hakîkati savunan kahraman kadınlarımız tarihimizde doludur. Bunun için Cenab-ı Hak bir de Tevbe-i Nasûh’tan bahsediyor;

Dakika 1:20:00

Tevbe-i Nasûh: Onun için mutlaka tövbe olmadan hak pencere kimseye açılmaz. Sevgiliye ulaşma kapısının anahtarı tövbe-i istiğfardır. Dikkat et! Tövbe sevgiliye ulaşma kapısının anahtarıdır, tövbesiz sevgiliye gidemezsin. Hangi yüzle gideceksin? Tövbe et istiğfar et Allah’a giderken birinci görevin tövbe-i istiğfardır yerli yerince bir “Nasûh Tövbesi” yap. Nasûh tövbesinde hâlislik, saflık olması gerekiyor. Niçin? Halis peteksiz süzülmüş bala (Asenin Nasihun) deniyor. Niçin? Sâfî peteksiz bal da onun için. Gerçek tövbenin adı da Tevbe-i Nasûh’tur gerçek tövbe.

Nasuh: çok ıslâh edici onarıcı ıslâh etmek, öğüt vermek, vaaz ve nasihat etmek, çok iyi nasihat edici, tesirli bir tövbe anlamındadır. Önce kendi nefsine sonra da diğerlerine çok iyi nasihat etmelidir. Nasihate kendi nefsinden başlamalıdır ki bütün nasihatimiz önce kendi nefsimize olmalıdır. Çok iyi nasihatçinin tövbesi pişmanlık duyarak ve işlemekten dolayı şiddetli üzüntü hissederek tövbe etmelidir. Sevgili Peygamberimiz bakın “Muâz bin Cebel Peygamberimizden naklediyor:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Nasûh Tövbe nedir?” diye sordu. Sevgili Peygamberimiz (A.S.V): „Kulun yapmış olduğu günaha pişmanlık duyup ve Allah’a özrünü arz edip sonra da sütün memeye geri dönmediği gibi o (günaha) dönmemesidir.“ İşte özlü olarak Peygamberimizin Nasûh tövbesinin tarifidir.

Kıymetli dostlarım,

Hz. Ali’den şöyle rivâyet edilmiştir: „O, bir çöl Arap’ının „Ey Allah’ım, senden beni bağışlamanı diliyor ve sana (günahlarımdan dolayı) tevbe ediyorum.“ dediğini işitmişti de ona, „Ey adam! Tevbe de dil çabukluğu yalancıların tövbesidir.“ demişti. Adam patır-kütür diliyle tövbe ediyor aynı hatâları devam ediyor bu tövbe değil dil çabukluğu diyor yalancıların tövbesidir diyor. Böyle olmamalıdır Hz. Ali’den rivâyet ediliyor. Adam, „O hâlde tevbe nedir?“ deyince de, Hz. Ali (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) ona şöyle cevap vermişti: „O tövbenin altı özelliği vardır. Geçmiş günahlara pişmanlık duymak, farzları iâde etmek, mazlûmun hakkını vermek, yani kul haklarını ne kadar kul hakkı varsa götürüp vermek. Düşmanlarla helâlleşmek, düşmanlarla belki haksızlık yapmışsındır karşı tarafa git onlarla düşmanlarınla bile olsa helalleş. Bir daha ona dönmemeye azmetmek ve nefsi günah içerisinde büyüttüğün gibi Allah’a itaatte eritmek. Yani günahları ibadet ede ede sevap işleye işleye günahları eritmek ve ona günahların tadını tattırdığın gibi, itaatin da acısını tattırmaktır.“ Yani sevap yollarda nefsi yormak…

Dakika 1:25:20

„Allah’ın kabul edeceği tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tevbe edenlerin tövbesidir…“ (Nisâ, /17) „Yoksa kötülükleri yapıp, yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca ‚Ben şimdi tevbe ettim‘ diyen ve kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur.“ bunların tövbesi tövbe değildir bunlar kâfir ölmüşlerdir, ölürken tövbe ediyor. Niye önceden yapmadın? Ölüm geldi perde gözünden Sekerât-ı Mevt başladı. O zamanki tövbeler tövbe değildir. İşte bu âyet Nisâ Sûresi’nin 18’inci âyeti de bize bunu bildirmektedir.

Kıymetli dostlarımız, bunlara Cenab-ı Hak tövbeleri kabul eder ama Allah mecbur değildir. Sadece nedir; İlâhî Vaadi vardır tövbe dilediklerinin tövbesini kabul eder. Onun için yani mecburen Allah’ı kendine mecbur edip beni mecbur affedecek diye böyle bir Allah’a vücut ispat etmeye de kalkma! Allah tövbeyi kabul eder ama dilediğinin tövbesini. Aklını başına al! Samîmî ihlâs ile yana yakıla, ağlaya sızlaya, ıssız köşelerde saherlerde tövbe istiğfarda bulunun. Duyduk duymadık demeyin! Kabul edilme ümidini besleyerek tevbe edin. Rabbim İnşâ’Allah tövbemi kabul eder ümidiyle tövbe edin. Hak Teâlâ’nın katında çirkin olduğu için tüm günahlardan vazgeçin. Kabahat mademki yapılmıştır suçlar işlenmiştir o hâlde yazılı kalmalıdır. Allah’ın ilminden silinmesine imkân ve ihtimâl yoktur. Suçun yazılmıştır silinmez. Ancak nasûh bir tevbe iyilikler ve kefâretle örtülür, yüzüne vurulmaz seni mahcup etmezler eğer tövben kabul edildiği zaman bağışlanır ve cezâsı affolunur. Geçmişi hesâb defterinden işte o zaman silinir, hattâ ondan sonra hâle göre tam bir günahsız gibi muamele edilir. Allah’tan çok korkmalı hiç mi hiç ümit kesmemelidir. Çünkü Allah her şeye kâdirdir. Ailede huzursuzluk ortaya çıkarsa düşmanların sevinir. Peygamberimizin ailesinde huzursuzluk gibi münâfıklar bir yaygara kopardılar. O zaman Gassâniler Medine’ye hücum etmek için hazırlanıyorlarmış. Bakın, Peygamberin zayıf tarafı ümmetin zayıf tarafı kabul ediliyor.
Peygamberin ailesindeki huzursuzluk varmış gibi gösterilince düşman ayaklanıyor bu ailede böyledir. Fertte, cemiyette, millette, devlette böyledir. Düşman zayıf tarafını tefrikanın başladığı zamanı gözetler “su uyur düşman uyumaz” demişler. İşte onun için ailede millî, rûhî bütünlük cemiyette, millette, devlete bir millî bütünlük rûhî millî oluşmalıdır.

Dakika 1:30:00

Eğer ruhu millî oluşmazsa orada tefrika vardır tefrika girince düşman da girer. Onun için kıymetli şairimiz ne demiş; “Tefrika girmeden düşman giremez, Yürekler toplu vurdukça top sindiremez.” İslam bir ruhu millîdir bir bütünlüktür. Dünyanın mersus en sağlam bina İslam’daki birliktir öbürlerinin şeklen birliği vardır iç dünyaları paramparçadır. Onun için birlik İslam birliğidir kardeşlik İslam kardeşliğidir, merhamet İslam merhametidir, kahramanlık İslam’daki kahramanlıktır, şecaat cesaret de böyledir ve diğer yüce değerlerin hepsi İslam’dadır.

Nuh’un karısı ona peygamber Nuh’a ne diyordu; Deli diyordu. Bakın aileyi sarsan olaylardan işte biri karı-koca arasındaki durumdur. Ama peygamberler çok güçlü ruhen, bedenen zâhirde ve bâtında Allah’ın desteğini alarak çok güçlü zât-ı muhteremler oldukları için onların onlara zarar vermeleri söz konusu değildir. Onun peygambere zarar veren kendini mahveder helâk o olur. O gün de öyleydi bugün de… Peygambere bugün biri dil uzasa vâris âlimlere saygısız davransa kendisi helâk olur. Çünkü peygamberler mâsumdur ve peygamberin yolunda hakîkî muttakiler de Allah’ın koruması altındır yine. Hıfs sıfatıyla Cenab-ı Hak mü’minleri korur muttakiler zaten Allah’ın korumasındadırlar. Muttaki kelimesinin bir anlamı da budur. Hıyânet gizlice ahdi bozarak Hakk’a muhâlefet etmektir  bunun adı ihânettir, hıyânettir. Bunun tersi de emânete riâyettir, emânettir emânete riâyettir. İşte  münâfıklık ederek bir emânete hıyânet edenlerin durumu böyledir. „Hiçbir peygamberin karısı zinâ etmemiştir.“ Bazı müfessirler yanlış kanaat üzerinde yorum yapmışlardır ellerinde ellerin de belge olmadan. Kâfire olmuşlardır ama zinâ etmemişlerdir. Bunu da nakleden Suyûtî’dir bu haberi nakleden.  „Zinâ eden kadınla da ancak zinâ eden veya müşrik olan erkek evlenebilir…“ Zinâları olsaydı peygamberin onları nikâhlarında tutması söz konusu olmazdı. Çünkü zinâ edenle sıradan biri mü’min dahî evlenemez. Bunun için zinâ edenle zinâ edenler müşriklerle müşrikler evlenir, temiz olan mü’mine hâtunla mü’min erkek evlenir. Müslüman temiz kadınla da temiz erkekler evlenir işin aslı budur. Ama tövbe etmiş gerçek Müslüman olmuş geçmişi tamamen ıslahtan ıslah ile sonuçlanmış ise bunlar hakkında da ayrı cevâz ortaya konmuş müçtehitlerimiz içtihâd yürütmüşlerdir hıyânet bile küfürdür. Peygamberlere kim ihânet ederse nefret edilen hâllerden peygamberler uzaktır, temizdir.

Dakika 1:35:00

Peygamberler  sevilmelidir Allah’ın sevgili kullarıdır. Onun için peygamberlere, vâris âlimlere ve mü’minlere ve hiç kimseye haksız yere ihânet edilemez. Îmân ve itaate, iyilik ve doğruluğa sahip olamamış, elde ettikleri nimetin kıymetini takdir edememiş nice nankörler vardır. Allah düşmanlarının fesatlarına yardım edecek gizli haberler vererek fitneyi tahrik etmek sûretiyle emânete hıyânet etmişler ve böylece Allah’ın gazâbına uğramışlardır. İhânet edenler belâsını buldular. Onun için burada kahraman kadınlarımızdan da söz edildi. Bakın, kadınlar şu duayı Asiye’nin duasını öğrensinler Kur’an-ı Kerim’in içinde bu bir âyettir. (رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ) Bu Tahrim Sûresi’nin 11’inci âyetine bakarsınız bu âyeti burada bulursunuz. (رَبِّ ابْنِ ل۪ي عِنْدَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ İşte Tahrim Sûresi’nin 11 ve 12’inci âyetlerine bakın (وَنَجِّن۪ي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِه۪ وَنَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ) buraya kadar bu duayı öğrenin. Bilhassa kadınlarımızda öğrensinler. Ona derhâl bu duayı yaptı ona derhâl cennetteki makâmı keşif yoluyla gösterilmiş ve hiçbir azâb duymaksızın ruhu alınmış, cennetlik olarak Allah’ın rahmetine ve rızâsına kavuşmuştur.  Kim? Asiye. Evet, öbürleri de dünyadan gitmiş, bu da gitmiştir. Fakat arada ne büyük fark vardır! Biri îmânla gitti, öbürleri îmânsız gittiler.   Îmânla gitmenin gayreti içinde Allaha yalvarış içinde olmalıdır. Yüce Rahmân’ın yanına uçtu rahmetine gark oldu cemâline ulaştı. Kötü kocaların eline düşmüş sâliha (iyi) kadınlar her tehlikeye rağmen fenalıktan sakınarak Allah’a karşı îmân ve samîmîyetlerini korudukları müddetçe kocalarının kötülüklerinden sorumlu olmazlar. Allah, onları sonunda kurtarır. İyi kadınlar mutlaka kurtulurlar zâlim kötü kocaların eline düşmüşlerse mutlaka kurtulurlar. Ama onlar iyi kadın olmaya devam etsinler sabretsinler ve şeriatın ortaya koyduğu çâreler başvursunlar.

Kıymetli dostlarımız,

Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de bize yüce mi yüce eşsiz yüce değerleri, emirleri, yüce kânûnları bize teklif etmiştir. Bizde seve seve Rabbimizden gelen İslam adına ne varsa kabul ettik, tasdik ettik, ikrâr ettik. Cehlimiz var, aczimiz var, gafletimiz var. Bu yüce değerleri kabul ettik ama hakkıyla Allah’a kulluk edebiliyor muyuz? Hayır, bu mümkün de değil. Sadece mümkün olan gücümüzün tamamını Allah yolunda iyi kullanmalıdır.

Dakika 1:40:10

O zaman Cenab-ı Hak gücünü kullandı bu kulum diyor seni tam kulluk yapmışlardan kabul ediyor. Çünkü gücünün yetmediğini sana teklif etmiyor. Onun için kıymetliler, kaliteyi arttıralım ve bunun yarışı içinde olalım, ibadetlerimizi daha iyi yapma yarışında olalım, bilgimize bilgi katalım, bu hayat veren nurun derslerini kaçırmayalım. İyi bir irşattan geçmeden îmân kemâle, zirveye, rüştün doruğuna ulaşamazsın. Bunun içinde hayat veren nurun derslerini ve onun peşinden onu takip eden diğer nice İslam’ın hayat veren dersleri var bunları bir, bir takip etmelidir. Bu hayat okulunda İslam’ın ölümsüz hayat okulundaki bu derslere devam edelim bu okulun öğrencisi olalım tâ mezara kadar.

Dakika 1:41:27

 

(Visited 42 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}