Tefsir 478-01

478- Tefsir Ders 478 hayat veren nurun keşif notları

478- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 478

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Kalem Sûresi 34’üncü Âyet-i Kerime’den 52’nci Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve sellem”

Nestağfirullah bi-adedi zünûbina hattâ tuğfer Allah’u ekber hattâ tuğfer.”

 

‘’Allahümmeslıh ümmete Muhammed verham ümmete Muhammed Allahümmağfirli cemîan ümmete Muhammed”

“Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âlî Muhammed bi-adedi ilmih”

‘’Sübhânallahi velâ ilâhe illalahu vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm bi-adedi halgih ve mile’l mîzan ve müntehel ilm ve mebleğa’r rızâ ve zinetel arş.”

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ﴿٣٤﴾

اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ﴿٣٥﴾

مَا لَكُمْ۠ كَـيْفَ تَحْكُمُونَۚ﴿٣٦﴾

اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ﴿٣٧﴾

اِنَّ لَكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ﴿٣٨﴾

اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ﴿٣٩﴾

سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚ﴿٤٠﴾

اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ﴿٤١﴾

  يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ﴿٤٢﴾

  خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ﴿٤٣﴾

  فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ﴿٤٤﴾

  وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ﴿٤٥﴾

  اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ ﴿٤٦﴾

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ﴿٤٧﴾

  فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ﴿٤٨﴾

  لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ﴿٤٩﴾

  فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ﴿٥٠﴾

  وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَـفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّ كْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ ﴿٥١﴾

وَمَا هُوَ اِلَّا ذِ كْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ ﴿٥٢﴾

 

﴾وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُ‌وا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِ‌هِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ‌ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ ﴿٥١﴾ وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ‌ لِّلْعَالَمِينَ ﴿٥٢

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

 

Çok kıymetli ve muhterem izleyenlerimiz,

Hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları isimli derslerimiz devam ediyor. Dersimiz Kalem Sûresi’nin 34’üncü âyetine gelmiştir. İnşâ’Allah Yüce Rabbimizin Yüce mesajlarını bizi ölümsüz hayata hazırlayan Yüce İslam’ın, şanlı Kur’an’ın yüce o nur saçan kişiyi ölümsüz mutluluğun içine hazırlayan Dârul İslam’dan Dârüsselâm’a bütün insanlığı bu vasıflarla donatıp cennete, Allah’ın cemâline hazırlayan yüce Kur’an’ın Yüce İslam’ın dersleridir. Derslerimiz âyet, âyet kelime, kelime devam etmektedir ve isminden de bellidir keşif notları, irşâd notları, hayat veren nurun dersleridir ki Kur’an-ı Kerim’in kendisidir, İslam’ın kendisidir, Sünnet-i Şerif’in kendisidir, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat yolunun bizzat kendisidir.

Dakika 5:15

Ağaların yolları, paşaların yolları değil, şeyhlerin, meşâyihlerin, ruhbanların, rahiplerin yolu değil, kişilerin yolu değil Yüce Allah’ın ortaya koyduğu İslam’ın kendisi ve Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu Yüce İslam’ın bizzat yaşanan bilinen bilimsel İslam. Biz buradan sizlere not hâlinde gerçekleri takdim ediyoruz. Bunlar Yüce Allah’ın kendi lütuflarıdır. Bizlerde, sizlerde ne varsa Allah’a aittir. Bize Cenab-ı Hak, Rahmeti-Rahmân’la nimetlerle donatmış bu nimetleri Rahmeti-Rahmân’ın Allah’ın rızâsı yolunda İslam’ın ortaya koyduğu şeriat-ı Muhammediyyenin Nur-i Muhammedî’nin ortaya koyduğu ilkelere göre hareket ettiğimiz zaman mutluluk ortaya çıkacaktır. Mutsuzluk verilen her şeyi silinecektir bu ezelî ebedî gerçeklerdir bu İslam’ın kendi gerçeğidir. İslam A’dan Z’ye gerçektir. Kur’an-ı Kerim tamamen Allah’ın Kitâbı’dır Celle Celâlühü.

Şimdi gelelim bu yüce âyetlerin öz anlamını sizlere verelim, keşif notlarına geçelim.

34- Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.

Allah’ın nimetleri tükenmez nimetler işte Rahmeti-Rahmân önce hazır verilenlerdir. Rahmeti-Rahim’de cennetle Allah’ın cemâli ile ebedî nimetler tecellî eder bu da muttakiler içindir. Dikkat et! Korunanlar dediği burada muttakilerdir. Yani Allah’a itaat eden, isyân etmeyen Muhammedî şeriatın, Şeriat-ı Muhammediyyenin kurallarına uyarak Allah’a ittika edilir itaat edilir isyân edilmez. Muttakiler için kesin kes Rahmeti-Rahim olan cennet ve Allah’ın cemâli var.

35- Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
36- Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Yani Allah’ın hükümleri bırakılır da başkalarından ortaya koyduğu hüküm, hüküm müdür? İkinci, üçüncü, beşinci ilâh mı var bu âlemde? Yok. Allah’ın hükümleri bırakılır mı? Hayır. Bırakırsanız işte Cenab-ı Hak diyor ki: Neyiniz var aklınızı mı yitirdiniz, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hüküm nasıl verilir; Allah’ın hükmü ile hüküm verilir. Hak hakîkatle tam bilimle gerçekle hüküm verilir ki o da Yüce Allah’ın Hz. Muhammed’e vahiy eylediği Kur’an, sünnettir. İcma, ümmet- kıyas-ı fukahâ aslı deliller bunlar bunların dışında fer’i deliller vardır ki bu fer’i deliller aslı delillere ters düşmediği sürece onlar da geçerlidir.

37- Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?

Yani Kur’an-ı Kerim’in yerine Allah’ın yerine başka ilâh, Kur’an’ın yerine başka kitap, Muhammed’in yerine başka peygamber mi koydunuz? Bu mümkün mü? Bu muhal ve mümtenidir. Öyleyse aklınızı başınıza alın!

38- O kitapta, „beğendiğiniz her şey sizindir“ diye mi yazılı?

Yani keyfine göre sen hareket edeceksin ilâhî kânûn ve kurallara tanımayacaksın.

Dakika 10:22

39- Yoksa „ne hükmederseniz mutlaka sizindir“ diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyâmet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var yanınızda? Allah size böyle bir söz mü verdi?

40- Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi? Yanlış gidenlerin kefili var mı? Hiç yok. Doğru gidenlerin kefili var o Allah’u Teâlâ ve bunun belgesi şahidi Kur’an-ı Kerim, İslam’ın kendisi ve Hazreti Muhammed’dir Aleyhisselâtu Vesselâm. Muhammed’in şahitliğine de Allah’ın kendisi şahit. Muhammed benim en büyük kulum en büyük Peygamber’imdir diye Allah’ın şahitliği var. Kur’an-ı Kerim Kur’an-ı Kerim şeksiz şüphesiz Allah’ın Kitâb’ı.

41- Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.6t

42- O gün işler zorlaşır ve secdeye dâvet edilirler. Fakat güç yetiremezler.

Bu dünyada Yüce İslam’a iyiden iyiye inanıp secdeye kapananlar yarın mahşerde de secdeye dâvet edilince rahatlıkla onlar secdeye kapanır. Bu dünyada Yüce İslam’ı bir türlü doğru kabullenememiş, şüpheyi atamamış insanlar dünyada Allah için secdeye kapanamamış. Yarın mahşerde de secde emri verilince de güçleri yetmeyecek sanki bellerinde kazık takılı secdeye gidemeyecekler. Niye? Orada orası Hakk’ın tecellî ettiği büyük mahkeme, orada neysen osun değişmezsin. Dünyadan oraya nasıl gelmişsen dünyada nasıl yaşamışsan itikatta, amelde, ahlâkta, her konuda oraya geleceksin. Onun için orada da diyor bu dünyada severek secdeye kapanamayanlar orada da secdeye kapanmayacak ayakta kalacaklar, kazık yutmuş gibi kalacaklar.

43- Gözleri düşük bir hâlde kendilerini bir zillet kaplar. Çünkü her şey açığa çıktı. İnkâr ettikleri her şey ortaya çıktı, Kur’an-ı Kerim ne haber verdiyse hepsi ortaya çıktı. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye dâvet ediliyorlardı. Ama bir türlü secde etmiyorlardı. Edenlerin bir kısmı da secde eder görünüyordu münafıktılar. Gerçek secde edenler, gerçek inananlar işte onlar müttakiler gerçek Müslümanlar.

44- Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece, derece azâba yaklaştıracağız. İnanmayanların dünyada derece, derece yukarı çıktığını görürseniz bunların kaldırılıp aşağıya çok aşağılara atılacağını unutmayınız. Bunları yukarı çıkartmanın istidraç yoluyla aşağı atmak içindir. Yukarı çıkıp da aşağı atınca daha çok hurdahaş parçalanır. İşte inanmayanların yükselişi aşağı düşüp parçalanması içindir.

Dakika 15:00

O yükselişi, o cilaları, o süsleri, o servetleri, o devletleri eğer siz inanmayanların o cilasına aldanırsanız sizde perişan olursunuz aldanmayın gerçekçi olun. Cenab-ı Hak burada istidraç onları tedrici olarak bakın derece, derece ne yapıyor;  “Azâba yaklaştıracağız…” Şimdi zâlim zâlimliği yapar oo yaptıklarım yanıma kaldı der. Zulümde birçok başarıları vardır. Hâlbuki bu istidraçtır onun helâke doğru gidiyor nasihat dinlemez hakîkati anlamaz anlamak istemez. O zulümdeki başarıları milletin hakkını sömürmeyi kâr zanneder ve hortumlamayı kâr zanneder. O hortumlanınca ne olacak? O yüzünün üstü hortumuyla sürünerek yüzüstü cehennemin tam ortasına çekilecek. Yani kimsenin yaptığı yanına kalmamıştır kalmayacak. Kavuk sallamayalım birbirimize doğruları söyleyelim yüce Kur’an gerçeğini söyleyelim. Bazı da ilâhîyatçılar çıkıyor milleti yağlıyor, yuvarlıyor, aldatıyor bazıları doğrunun kenarına yaklaşıyor, bazıları biraz doğruyu söylüyor bu Kur’an-ı Kerim’in bizzat kendini A’dan Z’ye Kur’an’ı Kur’an olarak, İslam’ı İslam olarak anlatmadığınız müddetçe kendinizi aldatmışsınızdır başkalarını da aldatıyorsunuz. Ağların, paşaları işte sahtekârların şunun-bunun dinini bırak Allah’ın dini İslam’a gel. Birilerini Rab edinerek Müslümanlık olmaz. Müslümanın Rabbisi Allah’tır O’nun da eşi benzeri yok O birdir. Muhammed O’nun Rasûlü’dür ve evrensel Peygamber’idir. Şeriat-ı Muhammedî’ye İslam’ın kendisi en son geçmişi yenileyen ebediyyâtın dinidir,  Hakk’ın dini hak dindir. Doğru söyleyelim birbirimize niye anlatıyoruz birbirimizi? Îsâ bizim, Mûsâ bizim, İncîl, Tevrât, Suhuflar, İbrâhim, Nuhlar, Âdemler bizi ama Kur’an-ı Kerim’in anlattıkları bizim… Gerçeklerin Kur’an-ı Kerim anlatıyor, İbrâhim’i İbrâhim’likten çıkarmış adam Nuh’u Nuh’luktan çıkarmış Şuâyb’ı, Lût’u peygamberliğin dışına itmiş, Süleymân’a Dâvûd’a iftira etmiş, Îsâ’yı ilâhlaştırmış, Mûsâ’nın yolundan sapmış ondan sonra ortaya ne çıkmış? Tam bir uydurukça insanoğlunun uydurduğu bir şeyler çıkmış. Bunlardan insanları kurtarmaya da yüce Kur’an gelmiş. Gerçek Îsâ, gerçek Mûsâ, gerçek ilâhî kitaplar, geçmişin gerçekleri, ebediyyâtın gerçekleri Kur’an-ı Kerim, Muhammedî şeriatla ortaya konmuş. Niye birbirimizi anlatıyoruz ki ortada Kur’an-ı Kerim, İslam gerçeği Muhammed gerçeği varken. Yüce Allah’ın azâmet ve kudreti ile bütün âlemde kendini bize ispat etmişken kemâl sıfatlardan muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olarak kendini ispat eden “Yüce Kudretin” bütün delilleri ortada iken niye kendimizi aldatıyoruz? Bilimsel olan ne varsa onunla İslam müttefiktir, gerçek olan ne varsa İslam onunla müttefik o İslam’dandır. İslam kimseden değildir, İslam hakîkatin kendisidir, hakîkat olan her şey İslam’dadır. İslam evrenseldir, ezelî ve ebedî ve Allah’ın rahmetinin tecellîsidir.

Dakika 20:08

İslam Arab’ın, Türk’ün davarcığında, inananlar onun deryâsındadır. Tüm inananlar onun deryasında, inanmayanlar da o derya da ama o rahmeti yiyor sahibini kabul etmiyor veya sahibinin ilkelerini kabul etmiyor, kânûnlarını kabul etmiyor. İnanmayanlar da o rahmeti tüketiyor. Ama Yüce Allah’ın nimetleri tükenmez nimetlerdir. Nankörler ilâhî adâlete çarpıldılar, çarpılacaklardır.

Kıymetli dostlarımız, söylemeye gerçekleri devam edelim. Cenabı Hak diyor ki;

45- Onlara mühlet veriyorum. Bakın, zâlime, despotlara, faşistlere, hak ve hakîkat düşmanlarına Allah mühlet veriyor. Niçin veriyor? Onlara bir mühlet veriyor ki îmâna gelsinler tövbe etsinler bize zaman tanımadan demesinler. Neticede Cenab-ı Hak ne diyor: “Doğrusu benim tuzağım sağlamdır” o mühlet bitince o tuzağa tutunmayan kimse kalmaz. O tuzak bütün zâlimleri yakalamış belini bıkınını kırmış, ilâhî adâlet tecellî etmiştir.

46- Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Yani bu İslam’ı Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimiz anlatırken kimseden bir şey istemedi ücret istemedi benim ücretim Allah’a aittir dedi her peygamber böyle söyledi. Her peygamber doğru söyler peygamberin yolundan sapanlar, sapıtanlar hep yalan söylerler alçaklık oradadır. Peygamberlerin hepsi doğru, ilâhî kitapların hepsi doğru söyler. O geçmişteki ilâhî kitapları bozanlar yanlış anlamlar verenler ise hem kendilerini sapıttılar, hem de başkalarının sapmasına vesile oldular iblîsin ordularına yardımcı oldular.

Kıymetli dostlarım,

Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Yok, öyle bir şeyde yok.

47- Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar? Yanlarında da kaybı da kimse bilmiyor böyleyken Arap beni dinlemiyorlar Şuna bak!

48- Rabbinin hükmüne sabret, Hazreti Muhammed’in şahsında hepinize diyor Cenab-ı Hak. Rabbinin emrine sıkıca bağlan ve O’nun hükmüne sabret. Balık sahibi gibi olma. Balık sahibi gibi olma! Kim bu balık sahibi; Yunus Aleyhisselâm. Kavmine kızdı, öfkelendi de biliyorsunuz gemiye bindi denize atıldı ve balık onu yuttu. Allahu’ Teâlâ balığın karnında onu sahile bıraktırdı ve o nu Cenab-ı Hak kurtardı. Yani balık sahibi gibi kızma sen hakîkati tebliğ etmeye devam et. Benim kulum Yunus öfkelendi kavmine inanmıyorlar diye kızmıştı sen böyle yapma diyor. Kime? Hz. Muhammed’in şahsında hepimize diyor. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti. Denize atılınca balığın karnında bu (La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin) bu tesbihi okudu ve yalvarışı geçti Yunus.

Dakika 24:52

49- Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir hâlde ıssız bir diyâra atılacaktı. Allah onu kurtarmasaydı Yunus Aleyhisselâm’ı bak ıssız bir diyâra atılacaktı.

50- Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı kurtardı.

51- O kâfirler Kur’an-ı Kerim’i işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Peygamberimizi öldürmek için her çâreye başvurdular Hattâ nazarı değerli insanları da topladılar Peygamberin geçeceği yere onları diktiler Peygambere nazar atıp o yönden de öldürmek istediler. Yani her çâreye başvurdular. Bir de durmuşlar „o bir deli“ diyorlar. Çünkü îmânsızlar peygamberlere deli, sihirbaz gibi kendilerinde ki kötü sıfatları en üstün şahsiyet olan peygamberlere isnâd etmek istemişlerdir. Ama “Güneş balçıkla sıvanmaz”. Peygamberler Allah’ın seçkin kullarıdır onları Allah seçmiştir. En sonda insanlığın tümüne Hazreti Muhammed’i Allah seçmiş ıstıfa etmiş onu Mustafa, Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem âlemlere Rahmet Peygamber’i olarak… Evrensel bir Peygamber’dir merhamet, adâlet ve barış Peygamber’idir.

52- Hâlbuki o âlemler için bir öğüttür.

Kur’an-ı Kerim âlemler için Allah’ın vaaz-ı nasihatidir. Allah’ı dinlemeyeni kimi dinlerse dinlesin bir defa Rabbisine itaat etmiş olmaz. Allah’ı dinle Kur’an-ı Kerim’i iyi anla iyiden iyiye Yüce Allah’ın emrine Kur’an ile Muhammedî şeriatla Allah emrine bağlan. Şunun-bunun ortaya koydukları dinde değildir, şeriat da değildir, İslam değildir. Birileri dayatıyor benim dediğim olacak, öbürü kafasındakini ortaya döküyor kafasındakini din olarak takdim ediyor. Kafadaki din olarak takdim edilmez, Kur’an ve sünnetteki din olarak takdim edilir. Kur’an’ı, sünneti anlatacaksın kafandaki senin sana ait. Sen Kur’an’ın deryâsına geleceksin, onun tercümanı olacaksın, tebliğ edeceksin, bilfiil yaşayacaksın. Adamın elinde Kur’an’ın tamamı yok yarım sayfa, bir sayfa Kur’an’da anlatmıyor Kur’an’ı Kur’an olarak anlatmıyor, Kur’an-ı Kerim’in ilmi metotlarına da bakmıyor, keşif notlarına da bakmıyor, keşif notlarına, tefsir metotlarına bakmıyor kendi kafasındaki kendi keyfine olan yorumlarını din diye Kur’an diye anlatıyor. O onun kendine aittir bu din değildir. Din, ağanın, paşanın falanca ilahiyatçının, falanca şeyhin, falanca rahibin, ruhbanın ortaya koyduğu şey değil din, Allah’ın ortaya koyduğudur. Onun da orijinal tapusu, senedi, metinleri lafzı ve mânâsı ile bütün müçtehit İslam âlimlerinin din anlayışı Hz. Muhammed’in ortaya koyduğu din anlayışı Ehl-i Sünnet yoluyla, ilmi metotlarla bize kadar geldi devam ediyor. Bu metodun dışında birilerinin keyfine göre yapılan konuşmalar din değildir. Ağam şöyle diyor, paşam böyle diyor, liderim böyle diyor, önderim şöyle diyor, benim şeyhim da şeyhim şöyle diyor, öteki-beriki bunu diyor bunlar din değil. Ya, din nedir? Allah, Peygamber, Ashâb, Tâbiîn ve müçtehit ne diyor, müçtehitler, icma, ümmet ne diyor?

Dakika 30:15

Kur’an’ı konuştur kendini Kur’an-ı Kerim’i, sünneti konuştur. Fıkıh âlimlerini, müçtehitleri, müfessirleri konuştur. Bunların tamamının Ehl-i Sünnet müfessirlerinin ortak noktasını müttefik oldukları, hemfikir oldukları konulardan hareket et. Kıyıda köşede birilerinin işine gelen bir şahsî yorumları Kur’an’ın aslına uymayan şahsî yorumları bunları da Kur’an diye, tefsir diye millete takdim edemezsin. Kur’an-ı Kerim‘i Kur’an olarak takdim et eğer birinin fikrine yorumunu konuşacaksan bu yorum falancayı aittir de. Kur’an-ı Kerim’in aslı da şudur de. O zaman herkese hakkını ver işi karıştırma! Kur’an-ı Kerim’in hakkını Kuran’a vereceksin birilerinin de neyi varsa o kendi hakkını ona vereceksin. Birileriyle Kur’an’ı karıştırma! Ağanın sözü ile Kur’an’ın sözü karıştırılır mı? Paşa’nın sözü ile Kur’an-ı Kerim’in sözü karıştırılmaz. Hattâ âlimlerin Kur’an-ı Kerim’e uymayan bir görüşlere varsa o görüş falancaya aittir de yine Kur’an’la orayı karıştırma! Bunlara dikkat edilmediği müddetçe ne yapılıyor o zaman; ortalık karışıyor. Zaten karıştırmak için çalışanlar var, kafaları bulandırmak için çalışanlar var. Yüce İslam o kadar berrak ve parlak ki karışma, gölgelenme şansı İslam’da yok her şey apaçık, Kur’an-ı Kerim’in âyetleri apaçık. Muhkem âyetleri anlarsan müteşâbih âyetlere de inanırsın ve mânâsını Allah’a bırakırsın. Ve güzelim muhkem âyetlere uygun düşen yorumlara da bakarsın hayranlığını ilân edersin, aczini ilân edersin. Çünkü Allah’ın gizli hazinelerinin anahtarları şifreleri var müteşâbih âyetler de bunlar var gizli hazinelerin anahtarları şifreleri var. Buna insanoğlunun gücü yetmez inanacaksın oraya da mânâsını orada müteşâbihini Allah’a bırakacaksın. Muhkem açık âyetlerle de îmân ve amel edeceksin, müteşâbihlerin de Allah’ın âyeti olduğunu ama mânâsına kimsenin gücünün yetmediği gizli hazinelerin olduğunu da unutmayacaksın. Allah’ın ilminin tamamını akılla kuşatabilir misin? Aczini bil işte orada acziyet sınırları vardır kula aczini bildiren. İşte kulun senin gücün buraya kadar denen noktalar vardır. İlâhî Kudret nâmütenâhi devam ediyor.

Evet, kıymetli izleyenler!

İşte Cenab-ı Hak bize Nur Sûresi’nin, Kalem Sûresi’nin bu âyetlerinden de bunları anlamaya çalıştık. Şimdi biraz da keşif notları verelim. Biliyorsunuz burada bir bağ sahibinden bahsedildi bağ sahibinin çocuklarının ne yaptığını anlattı Cenab-ı Hak, şimdi oradan kısa notlar verelim;

Dakika 34:50

Yemen’de San’a’ya yakın Savran denilen yerde bir adamın güzel bir bağı vardı. Adam öldü çocuklarına kaldı. Çocuklarda böyle yaptılar. Yani Kur’an-ı Kerim’de anlatıldığı gibi yaptılar.

SARM, bağ kesmek, devşirmek yani artık bağ olgunluk devresine gelince onu kesmeye devşirmeye gittiler. “Fakat İnşâ’Allah” demediler. Kıymetli dostlarım, hangi işi yaparsan yap bir nimetin Allah’tan olduğunu bil, cömert ol, bir de her işine besmele ve İnşâ’Allah diyerek başla. Yapacağım dersen İnşâ’Allah yaparım diyerek başla, o zaman kazancın da Allah hakkı olduğunu yoksulların         haklarının da olduğunu unutma! Her nimette Allah’ın hakkı vardır yoksulların, fakirlerin, yetimlerin, miskinlerin hakları vardır. İşte bunları unutma!

 

Vasattan bahsetti onların içinden biri biraz daha mâkul davrandı adâletli davrandı o çocukların içinden biri o gençlerin. Fakat babaları cömert iyi bir insan evlatlar böyle bir yanlış yaptılar Allah da onları uyardı.  Bireyler hakkın birliğine dayanarak bir sözleşme yapmadan toplum meydana getiremezler, doğru ve âdil olmadan başarı da olmaz. Yani buradan alacağımız çok dersler var. Kur’an-ı Kerim’in her kelimesi dünyaya eşi bulunmayan derstir, kânûndur,  hukûktur. Hem bu ruhsal açıdan sosyolojik, psikolojik açıdan hem zâhirî, hem bâtınî açıdan yalnız Kur’an-ı Kerimi iyi keşfetmek gerekiyor. Doğru ve âdil olmadan başarı da olmaz tehlike uzata iken tedbir alınmalıdır. Tehlike kapıya geldi dayandı sen tedbir almaya kalktın iş işten geçmiş olabilir. Tövbe ettiler, bu delikanlılar bu uyarı karşısında bu gençler tövbe ettiler uyandılar ihlâslı davrandılar. Allah onlara (El-Hevayan) bağını verdi. Yani daha iyisini daha güzelini verdi. Onu aldı ellerinden uyanmak için daha güzelini verdi. Niye? Tövbe ettiler pişman oldular hatâlarını anladılar. Öyle bir Cenabı Hak onlara bir (El-Hevayan) bağı verdi ki bir salkımlı bir deve ancak götürüyordu. Yani deve ile atla merkebin arasında güçlü hayvanın adı katırdır güçlü hayvanlardandır. Yani bir salkımını bir katır götürebilecek derecede Cenab-ı Hak bunlara daha güzelini verdi. Buradan alınan mesaj şu: Dünyada garibanlara karşı cömert ol, fakirlere yoksullara karşı cömert ol, yetimlere karşı cömert ol kimsenin hakkını zerre kadar yeme Allah’tan bol bol alırsın. Şimdi ben yaptım da olmadı diyenler doğru dürüst ne inanmışlardır ne de Allah’u Teâlâ’nın emrettiği yüce emirleri yapmaya çalışmışlardır. Doğru çalışsalardı, doğru yapsalardı hatâlarını onlarda görselerdi yaptım da olmadı demek Allah’a itiraz etmektir. Kur’an-ı Kerim’e itiraz olmaz ki, Allah’a peygambere itiraz olmaz. Peygamberin vârisi olan gerçek müçtehit gerçek âlimlere de itiraz olmaz. Onlar kadar âlim olmam gerek asgaride.

 

Dakika 40:05

 

Bunun için yani ben yaptım da olmadı deme hatâlarını gözden geçir, bir de imtihan meydanında olduğunu kimisinin fakirlikle imtihan edildiğini imtihanı kazan, kimisinin zenginlikle imtihan edildiğini imtihanı kazan. Zengin malını Allah yolunda harcamadıkça kazanamaz imtihanları kaybeder o mal ateş olur onu sarar. Alnından, sırtından yanı başlarından ateşle dağlanır o mal ateş olur. Yani zengin ol ama Allah yolunda ol. Tâğutî yollardaki Kârûn’ların hâlini gördün işte Kârûn’lar ne hâle geldi. Kârûn gibi zengin olma, Ebû Bekir gibi zengin olmaya çalış. Onun emsali Ashab-ı Güzin’in diğer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn)   ve Tâbiîn ve bize kadar gelen dünyada Allah yolunda kıymetli kahraman zenginlerimiz var sayıları az da olsa onlar gibi ol. Yoksa o mal senin için ateştir. Adam onun-bunun hakkını 7yedi hortumladı orayı-burayı sömürdü zengin oldu, bu adam cehennemde aşağıya doğru ateşini artırdı kendini kahretti. Bu mal, mal mı? Ateştir, helâktir. Onun-bunun hakkı yenerek zenginlik olmaz. Helâl ye her lokma şifâ afiyettir. Haram; zehirdir, belâdır, ateştir.

 

Sonsuz nimetler İlâhî Cemâl’e rızâsına bunların zevkine Hakka’l Yakîne ulaşmak İlme’l Yakîn ’den Ayne’l Yakîne, Ayne’l Yakîn ‘den de Hakka’l Yakîne ulaşmak. Gayretin böyle olmalıdır bu gayret bu gâye içinde olmalıdır.

Mücrimler;  suç işleyenler bunların sonu azâbdır. Suçu kendi keyfine göre ölçer, hak gözüyle ölçmez hakkın Muhammedî şeriatın ölçülerine göre bakmaz keyfine göre ölçer. Mücrimler, cürüm işleyen bunlar nedir; ağır suçlu insanlar mücrimdir. Cürüm işleyenlere mücrim denir. Suçu kendi keyfine göre ölçenler bunlar, hak ölçüsüne göre ölçmenler keyfine göre haram diyor, keyfine göre helâl diyor. Öyle değil Allah’ın helâl dediği helâl, haram dedi haramdır bunun ölçüsü İslam Muhammedî şeriattır Aleyhisselâtu Vesselâm. Fıkıh âlimleri onun için ömürlerini bu yolda geçirmişler göz nuru dökmüşler. İki kadronun hakkı ödenmez; Bir âlimler ve şehitler. Bunlara yardımcı olan bunların çevresinde olanlarda kahramandırlar, gazidirler, değerli şahsiyettirler. Onun için canının istediğini yapar zevkine bakarım diyenler mücrimlerdir cürüm işleyenleredir. Ne diyor bunlar; Canımın istediğini yaparım, zevkine bakarım haram-helâl neymiş bunlarda cürümden öte küfür vardır cinâyet vardır. Cinayetinde daha büyüğü vardır ki cehennemde ebedî kalır.

 

Dakika 45:00

 

MÜSLİM ise Müslüman ise hatâ veya zorunlu sebep olmadıkça suç işlemez. Müslüman, dikkat et! Hatâ yolu ile yapabilir yoksa zorunlu bir ortada sebep olmadıkça Müslüman suç işlemez. İlâhî ölçülere uyar ve şeriatın dışına çıkmaz ve Müslümanların bu şekildeki Müslümanların sonu kesin kes “Naîm Cennetidir.” Nimetlerin dolup taştığı cennete “Naîm Cenneti” denir. Adından da belli nimetlerle dolup taşar ebedî nimetler. Müslümanın hakîkî Müslümanın hatâ yolu zorunlu bir şey olmadıkça mütteki olan ehl-i takvâ yolunu tutan, şeriatın hudutlarının dışına çıkmayan, itaat eden, isyân etmeyen Müslüman kesin Naîm Cennetine gidecektir. Hangi Müslüman olursa olsun gerçek Müslüman… Sahte Müslümanlar var ki adı Müslüman gâvurun yaptığını yapıyor münâfığın yaptığını yapıyor, müşrikin yaptığını yapıyor. Amelde yapınca fâsık ve fâcir, mücrimdir itikatta da onlar gibi olunca kâfirdir. Durum tehlikelidir çok korkunç. Onun için Müslüman gâvurun yaptığını yapmaz. Müşrikin, münâfığın, zâlimin, fâsık ve fâcirlerin, mücrimlerin yaptığı yapmaz. Bâğîlerden, tâğîlerden değildir Müslüman hiç terör yoktur İslam’da Müslüman mücahittir terörist değildir. İslam A’dan Z’ye evrensel barıştır, merhamettir, ilim irfândır tamamen evrensel ezelî ebedî sevgilerin tecellîsidir İslam. İslam tam bir ilâhî hak sevgidir. Onun için Müslüman gerçek Müslüman kesin kez cennete girecektir. Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de Vaadi Sübhânîsi vardır, Müslümanlığı doğru dürüst yapmayanlara da vaîdi vardır. Nedir o? Tehdit ediyor azâbı ile tehdit ediyor cehennem var diyor, adâletin var hakkından gelirim diyor, yaptığını yanına bırakmam diyor. (وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ) “Allah intikam sahibidir” adâletini uygular zulümden münezzehtir.

 

Suçluyu, mücrimi Müslümandan ayırmayan bir insan hâkim olamaz. Yani cürüm işleyenle işlemeyeni, suçu ile suçsuzun birbirinden ayırmayan kendi ideolojisine göre senden-benden diyerek hüküm veren hâkimler hâkim değildir, onlar da zâlimdir. Onun için suç nedir bir defa onun tespiti yapılır. Birine göre suç olan öbürüne göre olmayabilir bunların hiçbiri geçerli değildir. Ya geçerli olan; Allah’ın suç dediği suçtur, günah dediği günahtır, cürüm dediği cürümdür, zulüm dediği zulümdür ve şu doğrudur, helâldir, güzeldir, takdire değer dedikleri de takdire değerdir, helâl dediği de helâldir. Doğruyla yanlışı ortaya koyan Allah’ın kendisidir. Birileri bunları ortaya koymaya kalkarsa öbürünün doğru dediğini beriki eğri diyebiliyor. Doğru nerede o zaman, eğri nerde? İşte dünyadaki kargaşanın sebebinin en temelindeki bulunanlardan biri bu, şu felsefe bunu söylüyor, öbür felsefe bunu söylüyor. Gerçek bilimin soyut ve somut olarak ortaya koydukları gerçekler gerçektir.

 

Dakika 50:05

 

Bunun dışında Yüce Allah’ın ortaya koyduğu neye hak dediyse o haktır, neye bâtıl dediyse o bâtıldır, neye o helâl ve haram dediyse o haramdır. Kimse keyfine göre bu helâldir, bu haramdır diyemez Allah’ın dedikleri Yüce Allah bütün âlemleri nimetlerini ne yapmış? Bütün insanlara takdim etmiş. Haramların sayısı bellidir ama helâllerin uçsuz-bucaksız sayısı çoktur saymaya kalksan Allah’ın nimetlerini kimse sayamaz. Haramların sayısı bellidir öyle ise haramı helâlden, hakkı bâtıldan ayırt etmeyen adam, adam olamaz ve bunu ayırt etmeyen hâkim hiç olamaz. Hâkim demek, adâletle hükmeden her hak sahibine hakkını veren demektir. Sonra zâlimi hâkim yaparsanız o ne yapar? Zulmeder. Îmânsız kişiyi îmânlıyı ona yargılatırsanız îmânsız îmânlıyı yargılarken kendi iç âlemine göre, subjesine göre hareket ettiği zaman ortaya adâlet çıkmaz. Îmânlı ise adâleti uygular, bu îmânsızdır bu budur öteki odur demez îmânlı kişinin adâlette ilâhî kânûnlar ne ise keyfine göre uygulayamaz ilâhî ölçülere göre adâlet etmek zorundadır. Onun için kimsenin keyfine değil bu işler.

 

Nice zorbalar, nice devletler, nice milletler, bireyler, bana göreciler… Adam diyor bana göre şöyle. Hakîkat sana göre bana göre diye bir şey yok hakikat hakîkattir. Bana göreciler olunca Kur’an-ı Kerim’i adam keyfine göre ilmi bir metot yok ortada bana göre şöyle, bana göre böyle… Bu babanın kitabımı da sen bana göre, şuna göre böyle diyorsun? Bu Allah’ın Kitâb’ı bana göre, sana göre yok Allah’a göre bu Allah ne dediyse odur öyle olması gerekir. Bana göre sana göre olunca işte ortalık karıştı, dünya karıştı terör kim teröristtir kim değildir bu bile karıştı. Adam terörü kendi besliyor teröre kendisi silah veriyor ve kendisi teröristlerle savaşıyor görünüyor. Terörü bir defa üreten onu silahlandıran ve dünyada insanlığı kamplara bölüp ötekileştiren ve buradan çıkar sağlayan bir zihniyet terörün başıdır. İnsanlık Allah’ın tümü Allah’ın kullarıdır doğruya doğru diyelim, yanlışa yanlış diyelim de insanlığın tümünü kurtaralım ve barışı dünyaya egemen kılalım. Yanlıştan dünyayı kurtaralım. Bütün ezelî ebedî kurtarıcı İslam’ın, Kur’an-ı Kerim’in kendisidir. Çünkü İslam ilâhî kânûnlardır, ilâhî kurumdur ezelî ebedî eşi bulunmayan Allah’ın kendi nizâmıdır. Bunlar böyle diyenler o nice zorbalar nice devletler, milletler, bireyler, bana göreciler ne oldu? İnleye, inleye çekip gittiler, dünyayı perişan ettiler, kendilerini de perişan ettiler inleye, inleye çekip gittiler. Tatlılar acıya, ağalık köleliğe, gülmeler ebedî ağlamaya dönüştü. Şimdi o zâlimler ebedî ağlıyor. Niye? İnsanlığa zulmettiler ebedî ağlayacaklar, ağlıyorlar.

 

Dakika 55:15

 

Bu çağın zâlimleri de ebedî ağlayacaklardır. Şimdi at oynatmalarına aldanmayın, bu bir istidraçtır Allah yukarı kaldırır en aşağıya atmak için unutma bunu! Testiyi kıranla suyu getireni bir tutanlar bugün kargaşa var ortada. Adam, testiyi kıranla suyu getireni bir tutanlar var bunun kafa yapısı bu, bunun eline verirsen ortamı yetkileri işte ortada kargaşadan başka ve kan akıtmaktan, zulümden başka bir şey göremezsiniz adâlet olmaz. Hepsi kahrolmaya mahkûmdur. Yani zâlim olup da kahrolmayan olmaz hepsi kahrolur ama nicelerin de kahrolmasına bunlar sebep olurlar.

 

Allah’ım mudara vereceğin belâyı şiddetlendir onlara Yusuf’un seneleri gibi kıtlık ver. Büyükler zâlimlere karşı böyle bir beddua etmişlerse veya ederlerse belânın vakti gelmiş demektir. Ona da dikkat et! Büyüklerin durumuna bak şöyle büyükler insanlara merhamet kucaklarını açarlar insanlığın kurtuluşu için çalışırlar. Ama öyle zaman gelir ki artık hiçbir iyiliği kabul etmeyen zorbalar egemen olur meydana tüm yetkiler zâlimlerin eline geçer artık orada kitap, ilim, irfân, adâlet kabul edilmez o zaman Allah’ın belâsı istenir. Bak, işte burada bu vardır o belâyı peygamberler isteyince kavimler, o milletler hep helâk oldu battılar. Nuh kavmi de böyle oldu Hûd, Sâlih, Semûd Kavmi, Âd Kavmi Semûd Kavmi, Lût Kavmi, Şuâyb’ın Kavmi, İbrâhim’in karşısındaki Nemrut ve Firavun’lar, Ebû Cehiller bunlar hep ne oldu; Helâk oldular. Bunlar îmânsızlık da ısrâr ettiler. Zulümde, küfürde, şirkte ısrâr ettiler adam olmak istemediler kurtulmak istemediler. Yoksa İslam A’dan Z’ye kurtarıcıdır.

 

Bir de burada Sâk’tan bahsediyor “Sâk”: Topuktan baldıra doğru bacağı incik yerine denir bu lügat anlamıdır. Kütüb-i Sitte de bakın Sevgili Peygamber’imizden şöyle rivâyet olunuyor diyor ki, metninin yerine mânâsını size vereyim;

 

„Rabbimiz sâk’ını açar, derhâl ona her mü’min erkek ve kadın secde eder. Riyakârlar kalır secde edemezler. Görsünler ve duysunlar diye dünyada riyakârlar yapanlar secde edemezler. Secde etmek ister beli tutulur secdeye kapanamazlar. Taberi ve diğerleri İbn-i Mes’ûd’dan (R.A) „Allah (C.C) kıyâmet günü insanları toplar ve buluttan gölgeler içerisinde iner de birisi şöyle seslenir: „Ey insanlar! Sizi yaratan, size şekil veren, sizi rızıklandıran Rabbiniz, sizlerden her birinize dünyada taptığı, kendine “Velî” tanıdığına gitsin.“ der.

 

Dakika 1:00:15

 

İlâh tanıdıkları şeyler kendilerine görünür, şekilleriyle karşılarına dikilirler. Her kim kimi Rab edenmiş puta tapıyorsa onlar şekilleriyle dikilirler. Îsâ’ya tapanlara Îsâ’nın şeytanı görünür.  Üzeyir’e tapanlara da keza, hattâ ağaç, odun ve taşa varıncaya kadar taptıkları kendilerine gösterilir. Bakın Allah’a kulluk et Allah’a, Allah’a putlarınla mahşere gelme! Müslümanlar da diz çökmüş, göğsüne doğru yaslanmış bir durumda iken Müslümanlara Yüce Allah  (C.C) Allah’ın tarafından „Siz niye gitmiyorsunuz?” denilir. Onlar putlarına gitmiyor gerçek Müslümanlar. Rabbimiz Sâk’ını  açınca derler bakın Rahmân, Sâk’ını açar o zaman Müslümanlar Allah’a secde ederler secdeye kapanırlar, putlara değil. Çünkü Müslüman Allah’tan başkasını Rab edinmemiştir başkasına tapmamıştır, secde etmemiştir. Onun için mahşerde sâk yani tam hakîkat tevhîd îmânıyla şirkin orada adamları ne yapacak? Bu şekilde de belirlenmiş açığa çıkarılmış olacak. Münâfıklar belleri şişlenmiş kazık kesilmiş gibidir secdeye kapanamazlar, secde edemezler. Sâk, gerçeğin ortaya çıkması perdenin kalkması. Şûrâ Sûresi bakın 11’inci âyette Cenab-ı Hak ne diyor: لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ) “Hiçbir şey O’nun benzeri olmaz” Allah’ın eşi benzeri yok ki. Allah ne Îsâ’ya benzer ne Mûsâ’ya, ne Muhammed’e, ne İbrâhim’e, ne başkasına, ne meleklere, ne de başkalarına… Allah’ın eşi benzeri yok ki olmaz O tek bir yüce eşsiz yüce bir varlıktır.

 

  • Kul hüvellâhü ehad
    2- Allâhüssamed
    3- Lem yelid ve lem yûled
    4- Ve lem yekün lehû küfüven ehad

 

(Ve ilâhüküm ilâhün vâhid lâ ilâhe illâ hüverrahmânürrahîm)

(Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, yâzel celâli vel ikrâm.)

 

Yüce Rabbimiz yüce sıfatlarla muttasıf noksan sıfatlardan münezzehtir. Bütün yüce en güzel isimler de O’nundur.

 

Sâk,  kıyâmetin en şiddetli anı bunu unutma! Cehennemi Sâk-ı cehennem gerçeği ortaya çıkacak, çıktı. Buna bugün inanmıyor o gün inanacak çünkü gerçek ortaya çıktı. Cehennem Sâk-ı ki cehennem gerçeği Arş’ın Sâk-ı Arş’ın gerçeği Arş’ı Âlâ’nın, korkunç bir meleğin Sâk-ı melekler gerçeği, Hakk’ın emri şiddetlenip iş büyümeye başladığı gün işte sâk budur. İbn-i Mes’ûd’dan bakın yine bir rivâyette: “Rahmân Sâk’ını açar” “En büyük feryâd başlamıştır.” En büyük feryâd başlamıştır işte hakîkatin ortaya çıkması Sâk’tır.

 

Dakika 1:05: 12

 

Cennet gerçeği mahşere ait, âhirete ait neler varsa sırat, mîzân, amel defterleri, melek ordularının kat kat mahşeri kuşatması, Mahkeme-i Kübrâ’da bütün insanlığın cinlerin toplanması, Yüce Allah’ın hesaba çekmesi… Bütün gerçeklerin ortaya çıkması, Allah’ın tecellîsi adâletinin, hak varlığının tecellîsi, adâletin tecellisi işte her şeyin gerçeği ortaya çıkmıştır sâk. En büyük feryâd başlamıştır o gün feryâd bu da feryâdın gerçeğidir o da ayrı bir Sâk’tır. Beyân ilminde olayın şiddetinden kinayedir. Yani mahşerin dehşetinin gerçeği ortaya çıkmıştır. Ebî Hayyân böyle diyor; “Beyân ilminde olayın şiddetinden kinayedir” (Rahmetullâhi Aleyh). Kıyâmetin ilk saatidir saat yine kıyâmetin ilk saatidir. Bu da Kütübü Sitte ki Buhârî Müslim başta olmak üzere.

 

Bârih; Avın sağdan sola geçmesi “surah” “es-surâhu” “bevârih” açık demek. (يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُكُرٍۙ) “O çağırıcının görülmemiş dehşetli bir şeye çağıracağı gün.” bunlar hep sâk’ın gerçekleri. İsim tamlaması bir şeyin diğer şeye ait olmasını gösterir oran gerekmez. (لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ) hiç unutma! “Yüce Allah’ın eşi benzeri yoktur” olmadı olmayacaktır ezelî ebedî çünkü O tek yüce varlıktır.

 

„Teşmir-i sâk“ paçayı sıvamak „keşf-i sâk“ „keşf-i an sâk“ içten dışa kendini ne yapıyor; tanıtmasıdır. Örtülü hakîkatin göze ve kalp gözüne göstermesi kendini tanıtmasıdır sâk gerçeği. Örtülü bugün örtülü olarak göremediğin birçok gerçeklerin, hakîkatin ortaya çıktığını göreceksin. Bunlar birer birer sâk’ın anlamıdır.

 

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anh); Perdenin açılacağı, durumun anlaşılacağı, amellerin ortaya çıkacağı gündür işte bu da sâk gerçeğidir her gerçeğin ortaya çıkması. Suçlu kahrolur Müslüman murâdına erer. Ey Yüce Rabbim! Beni rahmetinin içine al beni der, Müslüman bugün de diyor bunu yarın da der o günde der. Müslüman bütün varlığıyla Rabbini özleyendir. Ey kıymetli dostum! Yaratanını tanı Kur’an-ı Kerim Allah ile kulun tanışacağı hak kitaptır. Sâk esas dünyada Kur’an gerçeğidir, İslam gerçeğidir. İslam gerçeğini bütün hakîkatleri her hakîkatin ortaya çıkmasını Yüce İslam kendisi sağlar. İslam gerçeği anlaşılmadan hiçbir hakîkatin bir defa anlaşılması mümkün değildir. İslam’ın ne olduğunu da öncelikle keşfetmek gerekiyor. Her hakîkatin ortaya konmasıdır İslam gerçeği tam bir hakîkat, ezelî ebedî hakîkat.

 

Dakika 1:10:35

 

Kur’an-ı Kerim’in, İslam’ın haber verdiği her şeyin mahşerde ortaya çıkması da işte sâk ki her hakîkatin örtülü perdeli olan her şeyin açığa çıkmasıdır. Bugün adam Kur’an-ı Kerim mezardan bahsediyor, berzahtan bahsediyor adam şüphe ediyor o zaman bunu göreceksin. Mahşerden bahsediyor Kur’an-ı Kerim adam şüphe ediyor bazıları ki îmânsızlık orada başlıyor o zaman gerçek ortaya çıkacak. Yani her örtülü, perdeli zannettiğin her şeyin apaçık ortaya çıkma olayıdır ki sâk işte bundan bahsediyor.

 

Bir de istidraçtan kısaca değindik yine değinelim kısaca; İstidraç derece, derece azâb uçurumuna doğru çekmek, tam sırası gelince iplerini çekiverir. Verilen kızla bir anda yuvarlanır ve Allah îmânsızları derece, derece helâkına yaklaştırır o yükseliyorum zanneder tam anı gelince ipini çeker tepetakla cehennemin dibini bulur. Başına gelecek belâyı bulur ve helâk olur istidraç budur. Kerâmetle istidrâcı karıştırmayın! Açık alâmeti nedir? Îmânlının, Amel-i Sâlih sahiplerinin yükselmesi kerâmettir. Îmânsızın, zâlimin yükselmesi istidraçtır kesin sonuçta helâk olacaktır. Enbiyâ Sûresi 87’nci âyetinde Yüce Rabbimiz; „Zü’n-Nûn’u da hatırla. Hani o öfkelenerek gitmişti de, kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde: Yani deniz karanlık balığın karnı karanlık içinde bir karanlıktır. O zifiri karanlığın içinde ne diyordu Yüce Allah’a Yunus Aleyhisselâm; “Senden başka hiçbir ilâh yoktur, seni bütün noksanlıklardan uzak tutarım. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum“ diye dua etmişti.“

 

(La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin)

 

Bi-adedi halkıh ve mil’el mîzân ve müntehel ilm ve mebleğal rızâ ve zinetel arş.”  

 

“La ilahe illa ente sübhneke inni küntü minezzalimin, La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin.”

 

İşte Yunus Aleyhisselâm balığın karnında böyle Cenab-ı Hakk’a yalvarıyordu. Allah onu kurtardı. “El-Hût” “El-Nûn” Yunus’un Aleyhisselâm işte balığın karnında olduğu anda yaptığı yalvarıştır. (Sâffât Sûresi 139-148) “Dolu bir gemiye binip kaçmıştı.”

 

Dakika 1:15:00

 

Kura çekildi kurayı kaybetti. Kim? Yunus Aleyhisselâm. Kendini kınarken onu balık yuttu eğer tesbih edenlerden olmasaydı dirilme gününe kadar orada balığın karnında kalırdı. Halsiz bir şekilde dışarı çıkardık üzerine kabak bitirdik onu yüz bin veya daha çok kişiye tekrar peygamber olarak gönderdik. Musul’da Ninova’ya o peygamber gönderilmişti ona îmân ettiler. Neticede onları ne yaptı Cenab-ı Hak; Kurtardı. Yeis hâlinde îmânı kabul edilen kavim Yunus‘un kavmidir Aleyhisselâm. Nitekim Cenab-ı Hak onu bir süre daha yaşattı kavminin başında onu peygamber olarak görevlendirdi ve kavmi de tövbe etti, îmâna geldi Müslüman oldular. Öfke, sabırsızlık kâinat bir mânâdır o mânâyı Hakk’ın kalemi yazmıştır. Elektrikli mıknatıslı manyetize eden zehirli gözlere de dikkatler çekilmiştir. Böylesi gözlerde vardır.

 

Son âyet okuduğum bu Nur Sûresi’nin son âyeti ki bu Kalem Sûresi bu göz değmesine nazara şifâdır devadır diye Fahreddin’i Râzî’den bir haber vardır. Kıymetli dostlarımız, Kur’an-ı Kerim inananlara kesin şifâdır yalnız îmân olacak, îmân oldu mu şifâdır bunda şek ve şüphe de yoktur şanlı Kur’an-ı Kerim’in kendi beyânıdır.

 

Dakika 1:17:41

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 56 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}