Tefsir 479-01

479- Tefsir Ders 479 hayat veren nurun keşif notları

479- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 479

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Hâkka Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 52’nci Âyet-i Kerime’ler)

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler,

Dersimiz Hâkka Sûresine gelmiştir Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerdendir. Âyet sayısı 52 sıra numarası 69 ‘dur Hâkka Sûresidir. Hâkka’nın ne olduğunu da dersimizin akışı içinde göreceğiz.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اَلْحَٓاقَّةُۙ﴿١﴾

  مَا الْحَٓاقَّةُۚ ﴿٢﴾

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحَٓاقَّةُۜ﴿٣﴾

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ﴿٤﴾

  فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ﴿٥﴾

  وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ ﴿٦﴾

سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ﴿٧﴾

  فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ ﴿٨﴾

وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ ﴿٩﴾

فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً ﴿١٠﴾

اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ﴿١١﴾

  لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ﴿١٢﴾

  فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ﴿١٣﴾

  وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً ﴿١٤﴾

فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ﴿١٥﴾

  وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ ﴿١٦﴾

وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ﴿١٧﴾

  يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ﴿١٨﴾

  فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ ﴿١٩﴾

اِنّ۪ي ظَنَنْتُ اَنّ۪ي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ﴿٢٠﴾

  فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ ﴿٢١﴾

ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ﴿٢٢﴾

  قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ﴿٢٣﴾

  كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ﴿٢٤﴾

  وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ ﴿٢٥﴾

وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْۚ﴿٢٦﴾

  يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ ﴿٢٧﴾

مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ ﴿٢٨﴾

 هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ ﴿٢٩﴾

خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ﴿٣٠﴾

  ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ ﴿٣١﴾

ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُۜ ﴿٣٢﴾

اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظ۪يمِۙ﴿٣٣﴾

  وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ﴿٣٤﴾

  فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ ﴿٣٥﴾

وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ ﴿٣٦﴾

لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟ ﴿٣٧﴾

 

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

1-2- Gerçekleşen nedir o gerçekleşen işte (Hâkka) mutlaka gerçekleşen nedir o?

3 – Gerçekleşenin (Kıyâmetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?

4 – Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı. Dikkat et! Hâkka kapıyı çalacak olan bir felaket. Aklını başına al!

5 – Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

6 – Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

7 – Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş hâlde görürdün.

Dakika 5:05

8 – Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?

9 – Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatâyı işleye geldiler.

10 – Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.

11 – Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.

12 – Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

13 – Sûr’a bir tek üfleme üflendiği,

14 – Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

15 – İşte o gün olacak olur. Bu Hâkka’dır kesin olacaktır çünkü bunların örneklerini size o gün kavim batırılırken gösterdik.

16 – O gün gök yarılmış, sarkmıştır.

17 – Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arş’ını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.

18 – O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.

19 – Kitâb’ı sağından verilen, „alın okuyun Kitâb’ımı..“

20 – „Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim“ der.

21 – Artık o hoşnut bir hayattadır. Kitâb’ını sağından almaya gayret et.

22 – Yüksek bir cennettedir.

23 – Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.

24 – „Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yiyin, için.“ (denir). Güzel ameller işlediniz.

25 – Kitâb’ı sol tarafından verilen ise der ki: „Keşke kitâbım verilmeseydi de,

26 – Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,

27 – Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.

28 – Malım bana hiç fayda vermedi.

29 – Gücüm de benden yok olup gitti.“

30 – (Zebânîlere şöyle denir): „Onu yakalayın da bağlayın.“ Amel defterini solundan alanlara böyle derler sonunda bunlar bağlanır zincire vurulurlar.

31 – „Sonra cehenneme atın onu.“ Cehenneme atılırlar. Zebânîler yak-paça tutar.

32 – „Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun cehenneme.“

33 – Çünkü o, büyük Allah’a inanmıyordu.

İşte amel defterini solundan alanların Allah’a inanmamak “Ateizm” bazıları da “Deizm’dir” Hangi izimden olursan ol Allah’a onun ortaya koyduğu Yüce İslam’ın bütün ilkelerine inanmadıkça kişi sağcı olamaz, amel defterini sahadan alamaz.

34 – Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.

İşte amel defterini sağından almak için Allah’ın verdiği nimetleri yoksullara vereceksin, harcayacaksın Allah yolunda harcayacaksın. Hortumlamayacaksın, sömürmeyeceksin, kul hakkı yemeyeceksin, bol bol hayır işleyeceksin.

35 – Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur. Herkes canı başı derdine düşmüştür.

36 – Bir irinden başka yiyecek de yok.

37 – Onu günahkârlardan başkası yemez.

İşte kan irin kaynar su. Cehennemliklerin içeceği yiyeceği zakkum…

(Allâhümme ecirnâ minen nâr ve edhılnel cennete meal ebrâr) bu duayı da sık sık yapmalıyız kıymetli izleyenler.

 

Dakika 10:20

Hâkka; Geleceği hiç kuşkusuz sabit olan saat demektir. Eşyanın hakîkatini açıp ortaya çıkaracak saat demektir Hâkka.  „işlerin hakîkatlerini kapsayan“ demektir el-Hâkka. Kuranı Kerim ne dediyse hepsi haktır olacaktır. Yapacağını yalansız yapan belâ demektir Hâkka. Gelmesi hak olan vakit demektir Hâkka.  Cezâ ve mükâfatın hak olduğu, kıyâmettir Hâkka. Hak saat demektir Hâkka. „Haklamak“ hakkından gelmek demektir Hâkka. Her zâlimin hakkından gelecek aklayacaktır ve mazlumun hakkı zâlimden alınacaktır. Hak tecellî ilâhî adâlet tecellî edecektir Hâkka. „Sırf hakîkat“ demektir Hâkka, kıyâmetin ismidir Hâkka.  Ne dehşetli bir trajedidir o Hâkka. Aklını başına al! Kime diyorum; Kendi nefsime diyorum aziz dostlarım, berâber dinleyelim. Zannetmeyin her şeyi kendime söylüyorum berâber Allah’ı Kur’an’ı dinleyelim diyorum. Hepimiz Allah’ın kullarıyız ya! Bu kitap, Kur’an, İslam hepimize geldi ya! Şimdi bu âyetler üzerinde bazı notlar verelim keşif notları, irşâd notları. El Hâkka hakkında sizlere kısaca bazı notlar verdim, biraz daha açıklayayım.

Gelmesi kesin saat hakîkati açıp ortaya koyan Vâkıa işlerin hakîkatini tamamen ortaya koyan sevap ve cezâyı yalansız belâyı içeren gelmesi hak olan vakit, hak saat, kıyâmet, bâtılın hakkından gelmek haklamak için sırf hakîkat ehlinin hakkını vermek için ne büyük ne dehşetli bir trajedidir el-Hâkka. O el-Hâkka ki kimsenin hayâline sığmaz, sığmaz olan büyük olaya denir el- Hâkka. İlâhî habere îmân edilir ancak îmânla, İslam’la bilinir. El-Hâkka’nın hakîkati başka türlü bilinmez îmân, İslam ile bilinir.

Bir de (El-Kariatü) biliyorsunuz insanların başlarına çarpan beyinlerde patlayan olay insanların çırpınan, yayılan kelebekler gibi dağlar göklere fırlatılmış renkli yünler gibi olacağız zaman Hâkka’nın bazı hâlleridir bu da el-Kâria.

Dakika 15:00

Tâgıye; taşan, haddini aşan olay  (وَاَخَذَتِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ ) “Hûd Sûresi 94” „O zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı.“ Kesin bunlar oldu ve olacak ve bu konuda Fussilet Sûresi 13, Zâriyât Sûresi 44’de bu gerçekler anlatılırken A’râf ’ta 78,91,155’de de (فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ) “Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakalandı.”

Rîh-i sarsar, şiddetli sesle gürleyen veya çok soğuk fırtına… Debur; Sabah ile Efendimize yardım edildi. Fakat bakın Rîh-i sarsar, “debur” ile bir kavim helâk edildi. İslam ahkâmı temelinde Allah’ın emrini büyük tanımak… Dikkat et Ey Müslüman ey insanoğlu! İslam ahkâmı temelinde Allah’ın emrini büyük tanımak yarattıklarına şefkat göstermek bunlar İslam’ın temelinde var. Allah’ı büyük tanırsan mahlûkatı şefkat gösterir rahmet kanatlarını açar Allah sevgisi ile sevecekleri Allah için seversin ve merhamet edersin. İslam’ın temelinde bunlar var Allah’a iyi tanımak, mahlûkata şefkat göstermek. Ancak suçlulara adâlet tecellî eder.

(Âtiyetün): Azgın kırıp geçiren büküp, büküp atan. İşte bunlar bir millet bu belâları hak edince başlarına bunlar geldi gelecek. (Husûmen): Uğursuz, devamlı kesip atan köklerini kesmek için. Nice milletlerin, devletlerin Allah kökünü kesti. Kamer Sûresi 19’da: (فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ) “Uğursuzluğu devamlı bir günde.” Fussilet Sûresi 16 (ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ) “Uğursuz günlerde” “husum fırtınası” Rûmî 26 Şubat kocakarı soğuğu yedi gün eser. Bunlar dünyada ibret olsun diye görüntüleri kalıntılarıdır. Sarî yıkılmış yok olmuş. (Elmüttefikât) Üstü altına getirilen “Lût Kavmi” köyler, kasabalar, şehirler… (Elhâtıetü) doğrunun zıttı küfür, şirk, nifâk, suç, cinâyet, yalanlama, gerçekleri yalanlama. (Raviye); şiddeti artan ezici bir yakalayış. (Fil câriye) “akıp giden gemide” Bu da Nuh tufanında Lût Kavmi’nin helâkında mü’minlerin kurtuluşu. Hûd Kavmin de 42 Nuh Aleyhisselâm ne diyor oğluna: “Oğlum kâfirlerle beraber olma, gemiye bin” dedi. Fakat oğlu babasına inanmadı helâk oldu. Bunlar öğüt, nasihat, ibret ültimatomudur. Bunlar ibret ültimatomlarıdır insanlar ders almayı bilmelidir.

Dakika 20:05

Hâkka’ya kadar küçük kıyâmetler Hâkka ile büyük kıyâmet başlar. İşte buradan da anlıyoruz ki Hâkka büyük kıyâmettir. Üfürüme, sur, korku, yıkım, kalkış, arz diye üçe ayırmışlar. „nefha-i sa’ık“ ölüm „nefha-i kıyam“ mezardan kalkış Zümer Sûresi. Neml Sûresi’nde 88’de (وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِۜ) “Dağlar bulut geçer gibi geçer” korku surudur denmiştir, patlamalar zelzelelerde başlar kütleler hâlinde fırlamalar dağlar göklere fırlatılır yeryüzü depremlerle titriyor vaziyettedir ve gökler ve yerlerin yıkılışı el-Hâkka’dır. Vâkıa Sûresi’nin 4,5,6’ncı âyetlerinde de bu vakıa böyle anlatılmaktadır.

Kurtûbî o büyük âlim: Mü’minin zannı kesin bilgi, kâfirin zannı şüphedir. Kur’an-ı Kerim’de bu böyle anlaşılmıştır diyor Kurtûbî. Müzemmil Sûresi 14’te (الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً) “Erimiş kum yığını hâline gelmiş dağlar.

Evet, kıymetliler!

Patlama içinden başlamış kıyâmette patlamalar içinden başlar. İbrâhim Aleyhisselâm, ismi ile geçen sûrede İbrâhim Sûresi’nde 48’inci âyette: “Dünya başka bir âleme dönüşmüş insanlar cinler Ruz-i Cezâ ’ya, Huzur-u İlâhî’ye gelmiştir. Tüm insan ve cinler toplanmıştır büyük mahkemede. (اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ) Fecr Sûresi 21’de: “Çarpıla, çarpıla toz duman olduğu zaman” bu dünya çarpıla, çarpıla yok edilecek. Kıyâmet tüm safhalarından birisi de (دَكاًّ دَكاًّ) “dek” düzler “dark” irili ufaklı olur. Neml Sûresi  (اِلَّمَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ) “Allah’ın diledikleri müstesnâ”. Zümer Sûresi 68’de de. Kıymetli dostlarımız, (كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُۜ) Kasas Sûresi 88 “Her şey helâk olmuştur ancak Allah’ın veçhi müstesnâ”. Furkan Sûresi 25 “Semâ bulutla yarılır melekler peş peşe indirilir etrafta saf, saf dizilmişlerdir” Melek elçilik mastarı “uluktur” mim asli olunca “kuvvet” demektir. Mülk, melekût melâikete elçilik anlamı gâliptir. Nahivciler “mim” fazladan demişler, araştırmacılar mülk kökündendir demişlerdir. Her melek melâikedir, her melâike melek değildir.

Yemin “canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara işleri yönetenlere” Naziât Sûresi 1’den 5’e kadar.

Dakika 25:10

Zâriyât, da “İşleri bölenlere” yemin ediliyor. Bakara da “Hârut ve Mâruf’tan” bahsediliyor. Secde 11’de  “canlarını almaya vekil bulunan ölüm meleği”nden bahsediyor. Dahhâk sekiz saftan bahsediyor. Tirmizî, Ebû Dâvûd ve İbnü Mâce’nin Hz. Abbâs’tan „uylukları gökler kadar uzun dağ keçileri sûretinde sekiz melek“den bahsediyor Ahmed Bin Hanbel rivâyet ediyor. Bakın „uylukları gökler kadar uzun dağ keçileri sûretinde sekiz melek“den bahsediyor Ahmed Bin Hanbel rivâyet ediyor.  Kurtubî „Her bir meleğin dört yüzü vardır“ Adam, aslan ve diğer yaratıklara benzeye şekilde, bunun öküz, kartal yüzü diyen rivâyette vardır. Kurtubî’den gelen haber bu da. Ebû Hayyân bunlara karşıdır sahîh değildir der. Arş, mülk, taht onu taşıyanlar şimdi dörttür âhirette sekizdir. İlimde, hâlde, keşifte en büyüklerinden İbn-i Meysere’yicili taşınan Arş mülktür ve o cisim ruh, gıda ve mertebeye tahsis edilmiştir.

Âdem ve İsrâfil Aleyhisselâm’lar sur için, Cibrîl ve Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm ruhlar için, Mikâil ve İbrâhim rızıklar için, Mâlik ve Rıdvân vaat ve tehdîd içindir. Mülk de bunlar vardır. Birincisi sûret ve biçim, ikincisi ruh, üçüncüsü gıda, dördüncüsü mertebedir ve amaçta budur yani mertebedir. Mertebe için ne lâzımdır? Îmân ve Amel-i Sâlih de kemâliyete göre doğru yarışmak.

Âlûsî, insan, aslan, kartal, öküz şeklinde bir rivâyet etmiş. Şeyh el-Hindi Kenzü’l Ummal’de: Derk, Arş’ın bir ayağı haber bir hükümdür sekiz taşıyıcı Allah’ın sekiz Zât-ı, sıfatları bunlara dikkat çekmiştir. O gün Allah’ın ululuk sıfatı ile tecellî edeceğidir. (İbrâhim, 48) (وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ) “Huzura çıkarlar Vahid-il Kahhar için.”

Tirmizî, İbnü Mâce, Ahmed bin Hanbel, Ebû Mûsâ el-Eş’ari (r.a)’den „kıyâmette üç kere arz olunursunuz” ikisi karşılıklı kavga, mücadele ve özür beyan-, üçüncü ellerde amel defterleri uçuşur.  (İsrâ Sûresi 13’de) “Ameller boyunlarda takılı” „yemin“ „sağ el, sağ taraf“ sağlamlık, dürüstlük, uygunluk, temizlik, uğur, hayır ve kazanç ifade eder.

Dakika 30:10

Sol eliyle yapması da tersine yapması; arkaya atması ise iyi amelleri yazan melekler sağda, kötü amelleri yazan melekler soldadır. Melek sağdan, şeytan soldan gelir. „İyi amel yapanlara kitapları sağdan, kötü amel yapanlara da soldan verilir.“ (اقْرَأْ كَتَابَكَ) “Kitâbını oku” denir. Gönderdiğine baksın herkes. Neyi? Âhirete hangi amelleri işliyorsan onlara bak bunları gönderiyorsun âhirete doğru amel gönder. Melekler tutanakları raporları tutarlar en gizli en küçük ameller dahi hesaba katılmış, değerler, kıymetler değerler biçilmiş, Rabbimin lütuf ve ihsânıyla olmuş rahmettir diye sevinir. Cenab- Hak çünkü sevapları arttırıyor ama günahları neyse o kadar yazılıyor. Tövbe edenlerinki de iyi tövbe ederse siliniyor.

İsrâf “Para peşin mal veresiye” işte Müslüman âhirete iyi yapan kişidir. İslam’ı iyi yaşamaktır bunun şeyi de ne yapılması gerekeni de budur. Yüce Allah kullarına bakıyor: „Ey dostlarım! Susuzluktan dudakları kurumuş, gözler içine çökmüş, karınları kasıklarına geçmiştekilere karşılık yiyin için buyrulur.   Bu haberi de Suyûtî, Âlûsî nakletmişlerdir.

KÂZÂ, kesin hükmü verip uygulamaktır kıymetli dostlarımız.

 

Adududdevle Fena Hüsrev b. Büveyh

 

Padişahlar padişahıyım, kaderi yenen padişahım demiş. Kim işte bu adam Adududdevle böyle demiş. Delirmiş idi delirmiş dili bu âyeti söyler olmuş „Malım hiçbir işime yaramadı, saltanatım yok olup gitti.“ İşte sonuçta zâlimlerin, aldananların, gâfillerin hâli…

“Cehîm”, “Câhim” şiddetli büyük ateş… En şiddetli tabakalardan biri “Câhim” Zincir çokluktan kinaye 70 arşın bu da ömür, günler, aylar zincirin halkalardır. Yetmiş yaşında demek 70 arşın… İbn-i Abbâs Tefsiri Kebir’de İbn-i Abbâs’tan rivâyet ediliyor. Zincir girip boğazından çıkar. Dikkat edin cehennemliklere böyle uygulanır. Beyhâkî “ümmetimin ömürlerini çoğu 60 ile 70 yaş arasıdır. Bu Beyhâkî’nin rivâyetidir tabii ki istisnâlar kâideyi bozmaz bu ortalama.

HAMÎM; Candan dost Meâric Sûresi âyet 10’da (وَلَا يَسْـَٔلُ حَم۪يمٌ حَم۪يماً) “hiç bir dost hiç bir dosta hâlini sormaz soramaz.” Büyük azâb sebebi îmânsızlıktır. (حَم۪يمٍ اٰنٍۚ) Kaynar su (Rahmân Sûresi 44).

Dakika 35:20

„Soğuk su“ GISLÎN, kan irin… İbnü Abbâs (R.A) „cehennemdekilerden akan akıntılar, irin“, en pis en kötü yiyecek bunları yerler cehennemlikler içerler. İbn-i Zeyd „Gıslîni, zakkumu kimse bilmez”. Bu isim benzerliği insanlar anlasın diye söylenir Ama onun gerçeği o kadar kötüdür ki tarifleri sığmaz. Kurtûbî bunu da naklediyor. Onu hâtiûn yer. Yani hataya günaha müdavim devam eden müşrikler gerçeği yalanlayanlar bunları yerler. “Kan, irin, kaynar su, zakkum.”

Taberî: “Dünyada ölümden en çok korkan kâfirdir, âhirette ölümü en çok isteyen de kâfirdir.” Dikkat et buraya! Taberî’nin nakline göre: “Dünyada ölümden en çok korkan kâfirdir, âhirette en çok ölümü isteyende kâfirdir.” Niye? Dünyada ölmek istemez, âhirette de cehennemin azâbından şiddetinden dolayı ölmek ister ama fakat ölmek yoktur azâb çekecektir hem de ebedî.

Kıymetli dostlarımız,

Görülen kudret eserleri görülmeyen de kudret sırlarıdır. Âleme iyi bakalım görülen görülmeyen ne belâlar ne nimetler vardır. Görülmeyen görülen belâlarda pek çok nimetler de pek çoktur. Kudret eserleri bunlar görülenler, görünmeyende kudret sırlarıdır. Bu haberi de Ata nakletmiştir. Onun için vetin kalbin bağlı olduğu damardır. “Hz. Muhammed bile Allah Celle Celâlühü adına söz uydursaydı bu damarı keserdik.” Bakın, bu da Kurtubî’nin nakli ki bu anlamda âyet-i kerimeyi de biliyorsunuz.

İbn-i Kesîr: Hazreti Ömer, Hazreti Peygamber’i takip ediyordum. Öldürmek için o da Hâkka’yı okuyordu. Bakın, ne diyor İbn-i Kesîr’in haberine göre: Hz. Ömer Müslüman olmadan önce Peygamber’i öldürmek için takip ediyordum. O da Hâkka’yı bu “Hâkka Sûresi’ni” okuyordu, dinledim içime İslam düştü Allah Celle Celâlühü hidâyet etti diyor. Hazreti Ömer böyle diyor haberi nakleden İbn-i Kesîr.

Yine Elmalı muhterem çok güzel keşiflerde bulunmuştur rivâyeti ve dirâyetini ortaya koymuştur kıymetli müfessirlerimizden biridir Elmalı. Şimdi âyet 38’de bakın bunu açıklarken sofestailik safsatacılık gördüklerine ve kendilerine bile inanmayanlar bugün bu sofestailik safsatacalık gördüklerine ve kendilerine bile inanmayanlar sofestailerdir.

Dakika 40:00

Bakın;

فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ﴿٣٨﴾

  وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ﴿٣٩﴾

  تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿٤٣﴾

 

Görülenlere görülmeyenlere bakın burada yemin var. Bu yemin ile Cenab-ı Hak ne diyor; Şanlı Kur’an Allah’tan âlemlerin Rabbi olan Allah’tan geldi indirildi diyor. Bu gerçeklere sofestailer safsatacılar gördüklerine ve kendilerine bile inanmayanlar var. Pozitifislik olgucu fazla müspetçelik bağnazlık var. Bunlarda pozitivistler gördüğünü görmediğini inkâr eder bunlar da başka bir safsatacı. Görmediğini inkâr ediyor, asıl tehlike görülmeyen yönden gelendir ileriyi yok sayan sofastaiyye körlüğü “kuru akılcı” bunlar kupkuru akılcıdır. Kuru rasyonalist mahdûd tecrübeci sıkışmış kalmış bazı hudutların içine inkârı yok saymayı ispat zannetmiş bunlar. Hâlbuki gerçek gördüklerimizden ibâret değil ilerisi var gerçeklere yürüyün. Ruhunu görebiliyor musun? Yok. İnkâr edebilir misin, aklımı görebiliyor musun, inkâr edebilir misin? Bu kadar bunlar safsatacı. Haber, , sünnet akıl, iç duygu, beş duyu ile yürü… Haber, kitap, sünnet yani Kur’an-ı Kerim, Peygamber’imizin sünneti, iç duygular, beş duyu ile yürü gerçekleri gör. Hazreti Peygamber her şeyi göze alarak: Ey insanlık! Büyük bir tehlike içindesiniz birçok sıkıntı çekecek mal ve can kaybı vereceksiniz. Ama daha büyük tehlikeden kurtulacak Kayserî ve Kisra’yı fethedip putlarını kıracak insanlığa Hakk’ı tanıtacak önderler olacak hak murâda ereceksiniz. Allah bana bu Kur’an-ı Kerimi verdi sonu ölüm değil mi? İnleye inleye ateşe gide güle güle can verip Hakk’ın Cemâline kavuşalım dedi. Yirmi küsur sene de Müşriklerin, Kayserilerin, Kisraların yıkılıp İslam nurunun her tarafa yayıldığı aşk ve sevgi ile Hakk’a doğru yürümüş saplanıp bâtıla saplanıp kalmamış Arş’a yükselmiştir eşsiz ifadelerle. Okunan şanlı Kur’an ve saygı ile inançla dinlenmesi gereken eşsiz bir mûcizedir şanlı Kur’an-ı Kerim. Azîmüşşân, kerim, hakîm olan Kur’an. (وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُ) Yasin 69’uncu âyette: “Biz ona şiir öğretmedik bu ona yakışmazdı” diyor buna bu yakışmaz da diyor. (وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ) Kur’an-ı Kerim kâhin sözü değil, şair sözü de değil Allah’ın kelâmı, Allah sözü Kelâmullah. Cinden hürmetçiler kullanan gizli ruhları yanına çekmek, fal bakmak, falcılık değildir. İslam’da bunlar ret edilir.

Dakika 45:10

İbn-i Esîr’in kâhin gelecekten sırlardan haber verme iddiasıdır der. Şıp, satı, Arap kâhinleri kimisi cinlerden bir uydusu perisi olup haber getirdiğini iddia eder, kimisi de soran kimsenin sözünden, fiilinden, davranışlarından faydalanan işleri bildiğini iddia eden Arraf’lardır. Arraf çok bilen anlamındadır ki bu câhillerin yanındadır ve bu şekilde. Dolayısıyla bunların tamamını İslam reddeder bilimi hak bilimi ortaya koyar. Rivâyette ve dirâyette İslam hakîkati ortaya koymuştur hak ve gerçeğin kendisidir. Falcılık, uydurma safsatalar bunlar İslam tarafından reddedilir.

Müslim, Ahmed bin Hanbel, Râğıb; Kâhin geçmişten zan ile haber vermek, bunlar böyle zanna dayanan kesin olmayan câhilleri kandıran kimselerdir. Arraf’ta geleceğe dair zan ile haber verendir vermeye çalışırlar karşıyı kandırırlar.

Râgıp el-İsfahânî; Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm: “Her kim Arraf’a veya kâhine gider de onun dediğini tasdik ederse Ebû’l-Kasım’a yani Hz. Muhammed’e indirileni inkâr etmiş demektir.” Görüyorsunuz kâhinlere, Arraflar’a, cincilere, falcılara gidip inanırsanız Muhammed’e, Kuran’a, İslam’a inanmamış gerçeği inkâr etmiş olursunuz. Bu haberi de veren Râgıb el-İsfahânî Hz. Muhammed’den haber veriyor rivâyet ediyor naklediyor haberi. Yıldızların hükümleri remil nokta çizgilerle dolandırıcılık, cifir, gâipten haber verme, falcılık, manyetizim, telkinle kendinden geçirme, ispirtizim, ruh çağırma, psijim ruh halleri, metofisijim, metafijizim bilimsel olmayan bu hâlleri ruhsal olaylarla ilgilenme… Ruh hâlleriyle medyumluk yapanlar buruna gelmiştir. Yüce İslam gerçekçidir ve bilimseldir her eksik bir mükemmelin varlığını düşündürür. Saygıdeğer, erdemli, çok değerli bir elçiye inanın mûcizeleri ortada atıp-tutan gayb taşlayan kâhinlere, Arraflar’a, falcılar,a büyücülere, sihirbazlara, yaldızlamacılara, cincilere değil Peygamber Muhammed’e şanlı Kur’an’a inanın. Kıymetli dostlarımız, İlme’l Yakîn kesin bilgi, Ayne’l Yakîn mâhiyetini görmek, Hakka’l Yakîn şüphe olmayan şüphe edilmeyen gerçektir.

Dakika 50:00

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Hâkka Sûresi’nin 38’inci âyeti ile dersimiz devam ediyor;

 

فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ﴿٣٨﴾

  وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ﴿٣٩﴾

  اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ﴿٤٠﴾

  وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلاً مَا تُـؤْمِنُونَۙ﴿٤١﴾

  وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَۜ﴿٤٢﴾

  تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿٤٣﴾

  وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ﴿٤٤﴾

  لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ﴿٤٥﴾

   ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ﴿٤٦﴾

  فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ ﴿٤٧﴾

وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ﴿٤٨﴾

  وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ﴿٤٩﴾

  وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْكَافِر۪ينَ﴿٥٠﴾

  وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ﴿٥١﴾

  فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ﴿٥٢﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

38- Andolsun gördüklerinize,
39- Ve görmediklerinize…
40- Kuşkusuz şanlı Kur’an, kerim bir Peygamberin (Allah’tan) getirdiği sözdür.
41- O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.
42- Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!
43- O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
44- O, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, meselâ Hz. Muhammed bir söz uydurmaya kalkışsaydı,

45- Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.
46- Sonra da onun şah damarını keser atardık.

Görüyorsunuz Kur’an-ı Kerim’e bir şey katmak, eksiltmek kişi kendi şah damarının koparılmasına çalışması demektir. Kur’an-ı Kerim’e bir şey katılmaz bir şeyde alınmaz eksilme ziyâdeleşme şansı yoktur.  Kur’an-ı Kerim Allah’ın koruması altında Hz. Muhammed bunu çok mükemmel şekilde muhafaza etmiş mâsum murâd Peygamber ve Yüce Allah ona onun kalbine onu yerleştirmiş.

47- O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.

Muhammed Kur’an-ı Kerim’e bir şey yapsaydı Muhammed’i kim kurtaracaktı benim elimden diyor Cenab-ı Hak. Muhammed’in böyle bir şey yapması zaten mümkün değil, ama insanları Allah bunu yapan Muhammed bile olsaydı diyor en sevgili kulu için onun şahsında dünyada dünyaya önemli bir mesaj veriyor. Kur’an düşmanlığından vazgeçin diyor. Kur’an-ı Kerim Allah’ın Kitâbı’dır Allah’ın muhafazası altındadır. Hz. Muhammed görevini tam yapmıştır eksiksiz kusursuz mâsum Peygamber.

48- O hiç kuşkusuz, takvâ sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür .

Kurtarıcı kitaptır Kur’an Allah’ın öğütleridir unutulmayacak öğüttür. Kur’an-ı Kerim’i oku unutma, unutma sakın!

49- Bununla berâber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var.
50- Kuşkusuz bu Kur’an kâfirler için bir pişmanlık vesilesidir.
51- Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir. Hak bilgidir hak kitaptır tam bilgi bilim Kuran’dır.

52- O hâlde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle.

“Subhânallâhil azîm Sübhâne rabbiyel azîm Sübhane rabbiye’l A’lâ”

Subhânallâhi ve bi-hamdihi Estağfirullah Allahu ekber” Lâ havle velâ kuvvete illâ billah vemâ tevfiki illâ billah”

İşte kıymetli dostlarımız, Hâkka Sûresi’nin de son âyetlerine gelmiş bulunmaktayız. Cenab-ı Hak gerçekleri iyi anlayan, iyi dinleyen hayat veren nurun derslerini, keşif notlarını, irşâd notlarını kaçırmayan iki cihânda mutlu olan ölümsüz mutlu hayatı bulan ebedî mutlu olan kullarından eylesin.

Dakika 55:39

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 42 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}