Tefsir 483-01

483- Tefsir Ders 483 hayat veren nurun keşif notları

483- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 483

 

(Müzzemmil Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 20’nci Âyet-i Kerime’ler)

(Müddessir Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 56’ncı Âyet-i Kerime’ler)

 

Kıymetli izleyenlerimiz,

Müzzemmil Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilmiş âyet sayısı 20 sıra numarası 73’dür. Şimdi bu Sûre-i Celile’nin yüce nazmını, yüce kelimelerini, âyetlerini orjinalini okuyalım ve yüce anlamına geçelim peşinden keşif notlarına, irşâd notlarına bir göz atalım.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ﴿١﴾

  قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ﴿٢﴾

 

1 – Ey örtünen! (Peygamber)

2 – Gecenin birazı hâriç olmak üzere geceleyin kalk (namaz kıl).

نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ ﴿٣﴾

 

3 – Gecenin yarısında kalk yahut yarısından biraz eksilt.

اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ﴿٤﴾

 

4 – Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’an-ı Kerim’i oku. Kim diyor bunları? Yüce Allah söylüyor. Hem de yerli yerince Kur’an-ı Kerim’i oku diyor. (وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ).

اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ﴿٥﴾

 

5 – Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız (Kur’an vahiy edeceğiz). Yani kıymetli mi kıymetli, ağır mı ağır, değerli mi değerli, zor mu zor bir görev risâlet görevi sana yüklüyoruz diyor Cenab-ı Hak.

اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ﴿٦﴾

 

6 – Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır.

 اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَو۪يلاًۜ﴿٧﴾

 

7 – Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır. Bu gündüz meşguliyeti birçok konuda İnsanların iç dünyasındaki şuuruna engel olabilmektedir.

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ ﴿٨﴾

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً﴿٩﴾

  وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَم۪يلاً﴿١٠﴾

  وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلاً﴿١١﴾

  اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ﴿١٢﴾

  وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً اَل۪يماً﴿١٣﴾

   يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً﴿١٤﴾

  اِنَّٓا اَرْسَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْـنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولاًۜ﴿١٥﴾

  فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذاً وَب۪يلاً﴿١٦﴾

  فَكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يباًۗ

  اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً﴿١٨﴾

  اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً۟﴿١٩﴾

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler, bu yüce âyetlerin yüce anlamına bakalım;

8 – Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel.

Dikkat et ey Müslüman! Bütün kalbinle, bütün ruhunla Allah’u Teâlâ’ya bağlan ve bütün varlığınla Allah’ı an.

9 – O, doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka tanrı yoktur. O haâlde yalnız O’nu vekil tut.

10 – Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl.

11 – O yalanlayıcı zevk ve refâh sahiplerini bana bırak, onlara biraz mühlet ver.

12 – Zîrâ bizim yanımızda bukağılar var, bir cehennem var.

13 – Boğaza duran bir yiyecek, elem verici bir azâb var.

(Allâhümme ecirnî minen nâr, Allâhümme ecirnâ minen nâr, Allâhümme ecirnâ minen nâr ve edhılnâ meal ebrâr ) Ya Rabbel-âlemin! Sen koru.

14 – O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecek.

15 – Doğrusu biz size tanıklık edecek bir elçi gönderdik. Nitekim Firavun’a da bir elçi göndermiştik.

16 – Firavun o elçiye isyan etmişti. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.

17 – Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyâmet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız? Önünüzde bir gün var çocuklar bile ihtiyarlayacak.

18 – O günün dehşetinden gök yarılır. Allah’ın sözü kesinlikle gerçekleşmiştir.

19 – İşte bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

Dakika 7:15

Kıymetli dostlarımız, işte şanlı Kur’an bize gerçekleri bir, bir anlatıyor herkes aklını başına almalıdır. Bunu kendime söylüyorum. Bakın Müzemmil Sûresi’nin 20’nci âyetine geldik Rabbimiz ne buyuruyor, anlamaya çalışalım ki Yüce Allah anlayan kullarından eylesin.

اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ﴿٢٠﴾

 

20 – Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle berâber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece teheccüd namazına kalkmışlardı Sevgili Peygamber Efendimizle beraber Ashâplarıyla berâber bazıları. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur’an’dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur’an’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarf edin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Dakika 11:05

İşte kıymetli dostlarımız, Müzemmil Sûresi’nin bu şanlı âyetlerinin bir de keşif notlarına şöyle bir bakalım; Bu sûrenin Mekkî olduğunu söyledik 10, 11 ve 20’nci âyetlerinin Medenî olduğuna dair rivâyet bulunmaktadır.

“Hira Mağarasında” ilk Sûresi’nin ilk 5 âyeti yani ilk vahiy geldiğinde Cebrâil’i Aleyhisselâm Sevgili Peygamberimiz asîl sûretinde görmüş, titremeye başlamıştı ilk defa vahyin gelmesi. Hatice Annemizin yanına dönmüş “beni örtün, beni örtün” demiş ve bir battaniye içerisine bürünmüş. Müddessir, Müzzemmil inzâl edilmiştir. Kureyş’te Daru’n Nedve’ye toplanmışlar isim takın diyorlardı. Peygamberimize peygamberliğin geldiğini putperestler, müşrikler duyunca Peygamberimize inanmak istemediler ilk tepkilerini gösterdiler. Daru’n Nedve ’de toplanmışlar isim takın diyorlardı Peygamberimize ki kâhin, mecnûn, sihirbaz, şâir gibi sözler ortaya atıldı putperestler öyle yakıştırma yapmak istiyorlar ki, “Güneş balçıkla sıvanmaz ki!” Bölücü dediler ayrıldılar. Dikkat edin! Her çağın düşmanı İslam’a saldırırken Peygambere, Kur’an’a, Müslümana saldırırken aynı taktiği kullanılmaktadır. Kâfirlerin kalbi birbirine benzer mü’minlerin de kalpleri birbirine benzer. O çağın kâfiri ile bugünkü çağdaş olan İslam îmân karşıtı güçlere bir bakın! O günkü zihniyet Peygambere: “Kâhin, mecnun, sihirbaz, şâir” gibi sözler ortaya atıldı bölücü dediler ayrıldılar. Yani bölücü dediler Peygamber’e. Niye? Putlardan ayrılmak istemiyorlar, putperestliği bakın kendilerine göre doğru görüyorlar hak dini ise bölücü, hak Peygamberi ise bölücü, inanan gerçek Müslümanlara gerçek bölücü diyorlardı. Bölücü kendileriydi bâtılın putperest adam olan bizzat kendileriydi. Efendimize haber ulaştı bu müşriklerin böyle yaptığı haberi ulaştı o da kaftanına bürünmüştü derken Cebrâil Aleyhisselâm geldi tekrar geldi. Bakın, burada o beş âyetle gelmişti ve tekrar geldi, Peygamberimiz kaftanına veya battaniyesine bürünmüştü. Cebrâil geldi ne dedi bak;

Dakika 15:25

(يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ) Ey örtünen şanlı Peygamber! (يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ) Ey bürünen şanlı Peygamber Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem)! Bu haberi Kurtûbî, Âlûsî nakletmişlerdir.

Kıymetli izleyenimiz,

El-Müzzemmil aslı “mütezemmildir” “T” harfi “Z” harfine çevrilmiştir. Üç harfli kökü olan “zemil’in” birçok anlamı vardır, “tezemmülden” gelmektedir. Gönül okşayarak bürünüp örtüne Habîbine bakın Cenab-ı Hak Cebrâil’i bu âyetlerle gönderdi. Müzzemmil 5’inci âyette: (اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ)  “Biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız, peygamberlik yükü yükleyeceğiz.” Vahyin şiddeti putperest devletin baskısı Daru’n Nedve ’deki sözleri işte bunlar Peygamberin daha ilk Peygamberliği vahyi gelirken Peygamber ağır bir yük altında olduğunu Cenab-ı Hak kendisi bildiriyor. Peygamberimizin battaniyenin kadife acem keçesi Hatice Annemizin “mırt” denilen büyük elbisesi ihrâmı battaniyesine bürünmüş idi diyen rivâyetler vardır.

“Vebîlâ”Akıbeti korkunç, ağır ve sert “kesîbâ” kum yığını “mehîlâ” dağınık akan çöken. Yine kalbin huzur içinde olması bunun adı “tertîl” anlamının biride Kur’an-ı Kerim’i güzel okumak ve kalbin huzur içinde olması da tertîlin anlamındadır. Bu da hazin ‘de geçmektedir. İbn-i Kesîr Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm, Kur’an-ı Kerim’i harf, harf okur ister ve sığınırdı. Yani Kur’an-ı Kerim’i Peygamberimiz tane tane okurdu ve istenecek âyetler gelince Allah’tan istiyor sığınacak âyetler gelince Allah’a sığınıyordu.

Tertîl: Hakkını vererek, tane tane en güzel, yavaş yavaş her harfin edâsının, tertibinin mânâsının hakkını vererek Kur’an-ı Kerim’i oku diyor. Kim? Yüce Allah. Musiki işli değil Kur’an’ı okumak musiki değil mânâ ile uyum sağlamaktır. Mânâyı düşünerek fesahat belâğatını gözetmek rûhî-manevî yerine göre şiddetli, yerine göre yumuşak, yerine göre mânâyı duymak duyurmak için tertîl, tecvit gereklidir. Kaf çatlatmak mânâyı kaybetmek değildir. Bazıları harflere basa basa kaf çatlatıyor ama mânâdan haberi yok.

Dakika 20:00

Hattâ mânâyı kaybediyor ve Kur’an-ı Kerim’in manevî tadını da kaybettiğinin veya kaybetmeye çalıştığının farkında değil. Kur’an-ı Kerim’in kıraati üç mertebedir; tahkîk mertebesi, tedvir mertebesi, hadr mertebesidir.

Tahkîk: Hakkıyla 45dört, beş elif miktarı uzatmak ağır ağır okumaktır tane tane.

Tedvir de; Çevirmek demektir ki iki, üç elif miktarı orta hâlde okumaktır.

Hadr da: Acele biraz öbürlerine göre acele etmektir bir elif miktarı uzatarak ve biraz da hızlı okumaktır bu da hadr’dır. Bir elif iki fetha miktarıdır. Harekenin belli olacak şekilde okunması onun şifresidir, harekeler harflerin üstünde-altında belli olması onun şifresidir. Meselâ “Elhamdü” derken bunlar yerli yerince harfler ve harekeler mahreçler yerli yerince olduğu gibi mânâda hemen yanında düşünülmesi gerekmektedir. Ben mânâsını bilmiyorum o zaman güzel oku Allah kelâmı olduğunu bil, Allah’ın huzurunda olduğunu bil. Bilenleri dinle, Kur’an-ı Kerim’in anlamını bilenleri anlatanları dinle, hayat veren nurun derslerini hiç kaçırma, bu keşif notlarını irşâd notlarını hiç kaçırma, Kur’an-ı Kerim’i İyi anla iyi dinle! Dünyanın her tarafında nerede olursan ol Kur’an-ı Kerim’i sıkı sarıl en yüce nazmına lafzına hem mânâsına sarıl.

Âsım, Hamze Nâfiden vech kıraatleri bunlar tahkîktir bunlar tahkîk üzere okurlar Kur’an-ı Kerim’i ağır ağır, tane tane ve üç dört veya beş elif miktarına kadar da uzatırlar yerine göre.

İbn-i âmir Kisâî bunlar da tedvir üzere Kur’an-ı Kerim’i okullar. Bunlar da iki üç elif miktarı ve yine orta dereceli okurlar. Diğerleri hadr tarzındadır hiçbir kıraatte harf veya harekenin hakkı çiğnemez her kıraatin bunların üçünde de harfi harekenin hakkını vereceksin. Tertîl kıraatlerin hepsinde şarttır. Yani her kıraatte tertil üzerine okuyacaksın. Vahiy inerken çok şiddetli gelirdi Peygamber Efendimizin yüzü değişirdi. Soğuk bir günde alnından ter fışkırırdı. Veda Haccı sırasında Arafat’ta “Kasva” isimli devesinin üzerinde iken vahiy gelmişti deve çökmüştü deve dayanamadı. Buhârî ve diğerleri bu haberi nakletmektedir. Kalp ve vicdana daha uygun olanı yapmalıdır. İbn-i Abbâs gece ibadeti Efendimize farz idi bir yıl sonra kolayınıza geleni okuyun âyeti ile nesh edildi.

Dakika 25:00

Sonu başını nesh eden sûre bu sûredir Tefsir-i Kebir’de durum böyledir. Tabii bu ümmeti için gece ibadeti nâfile olarak müstehap olarak kaldı “Teheccüd Namazı” Peygamberimiz yine onu Ömür bunu kılıyordu.

Zikir, tesbih, tehlil, tekbir, Kur’an-ı Kerim okumak, namaz kılmak, ilim öğretmek, öğütler, nasihatler, Efendimizin gece gündüz meşguliyetleri gibi bunların hepsi zikirdir. Dünya gönlünü işgal etmesin aklını başına al! Dünya kalbine girmesin her türlü batak oradadır. Tebeddül tebdil her şeyden kesilip Allah’a yönelmektir. Allah’a yönel bütün varlığınla bu tebeddüldür tebdil teslim ol. Hüküm hâkimiyet tamamen Yüce Allah’a aittir O’na teslim ol.

Ankebut 69’da: “Bizim uğrumuz da cihad edenleri yolumuza yollarımıza ulaştıracağız Allah Muhsinler ile berâberdir.”

Rab yöneteni terbiye edeni Mâliki olanıdır. Neyin, kimin? Bütün âlemlerin. Bütün âlemleri Yüce Allah Rab olan Allah yönetenidir âlemlerin terbiye edenidir Mâliki olan O’dur. Rab deyince hemen bunu hatırla. Âlemlere yöneten, âlemlere terbiye eden, âlemlerin Mâliki eşsiz muktedir hükümdarı olan O Rab olan Allah’u Teâlâ’dır.

Hecr-i Cemil’den bahsediyor bu hoşgörü idâre, güzel ahlâk, güzel muhâlefet, güzel ayrılış güzellikler Hecr-i Cemil içinde bulunur. Bu hoşgörüyü kötüye tâviz vermek anlamında kötü ile kötü olmak anlamında anlayanlar yanlış anlamışlardır. Hoşgörü de kötü ile kötü olmak değil, kötüleri hoş görmek de değil, kötülükleri düzeltmeye çalışmak güzel bir ahlâkla güzel bir cihâd ruhuyla gerçekleri ortaya koyarak. Nemelâzım ederek değil göz yumarak, kulak tıkayarak, vurdumduymazlıkla değil. Hoşgörüyü o kadar sulandırılmışlar ki çığırından çıkarmışlardır. “Af yolunu tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir.” Âraf Sûresi 199, Kasas Sûresi 55 “Kendini bilmezleri arkadaş edinmezler.” Bir adam gerçeği kabul etmiyor mu kendini bilmek istemiyor mu onunla arkadaş olma! Ama sen doğruları ona öneriyorsun da faydalanıyorsa onu düzeltmeye çalış. Fahrur Râzî, sahîh olan hükmü kalkmamıştır. Yani 10’uncu âyetin hükmü kalkmamıştır demiştir. Boğaza girince ne yutulur ne çıkarılır cehennemde boğaza takılan takıntılar vardır.

Dakika 30:00

Efendimiz bu âyeti okuyunca haykırmıştır. (Allah, Allah, Allah Allahümme ecirnâ minen-nâr) Hasan’ı Basrî bu âyeti hatırladı üç gün yemedi. Üç sonra zoraki ağzına kavut şerbeti akıttılar. Kur’an-ı Kerim’i böyle okumak lâzımdır, anlamak lâzımdır kıymetli dostlarımız. Yoksa mûsîkî ses dinleyip biraz sonra bir şey dinlememiş gibi olanlar dini mûsîkî olarak anlayanlar mânâdan gâfil olanlar hep bunlar çölde susuz yaşayanlar gibidir.

Taberî, İbn-i Kesîr; Korku sıkıntıdan ey Âdem! Her 1000 kişiden 999 ‘unu cehenneme ayır denir. İnsanoğlunun kaçta kaçı cennete gidecek, kaçta kaçı cehenneme gidecek şöyle bir dikkat et! Bakın, korku ve sıkıntıya bak! Âdemoğlunun 1000 kişiden bir tanesi cennete, 999’unu cehenneme ayır diyor Cenab-ı Hak. Kime? Âdem Aleyhisselâm’a. Çünkü herkes bütün insanlar Âdem’in çocuklarıdır ve ona madem bunlar senin evladın bunların cennetliğini, cehennemliğini ayır diyor. Âdem Aleyhisselâm diyor ki; “Kaçta kaçını cennete ayıracağım?” 1000 kişi de birini cennete 999’unu cehenneme ayır diyor. Şimdi bu orana şöyle bir bak İslam’ı dosdoğru en güzel şekilde kaç kişi anlamış yaşıyor, kaçı gayrimüslim, kaçı da sahtekâr Müslüman şöyle bir bak! İşte bu dünya nüfusunun Âdem’den kıyâmete kadar ki nüfusun oranı 1000 kişiden bir tanesi cennete 999‘u cehenneme ayrılır diyor. İnsanoğlu İslam’dan hakîkatten uzak yaşadığı ortada

İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) “Gece ibadeti Ashâbtan kaldırıldı Efendimize farz olarak kaldı.” Tefsir-i Kebir’de böyle zikredilmiş. Gece ibadeti kahraman yetiştiren yüce bir eğitimdir Allah’la baş başadır, Allah’ın kulunu eğitmesidir, feyizler gelmesidir, ilhamlar gelmesidir, kalbe mânâların konmasıdır. Allah’ın lütuf ve ihsân olunduğu saatler en kıymetlilerindendir gece ibadeti seher vakitleri. Tekrar ediyorum Gece ibadeti kahraman yetiştiren yüce bir eğitimdir. “Az uyurlar seher da istiğfar ederler.” (Zâriyât Sûresi 17, 18). Özür, hastalık, ticaret, cihâd gece ibadeti için bunlar özür sayılabilir. Hastadır kalkamaz, ticaret ile uğraşır yorulur kalkamaz. Ticaretini Allah yolunda yapar mücahittir Allah yolunda cihâd eder ve kalkamadığı zamanlar olur bunlar özürdür mazerettir gece ibadeti için. Böyle bir özrü mazereti olmayanlar gece ibadetini kaçırmasınlar.

Dakika 35:20

Seher vakitlerinde ümmetin kurtuluşu için İslam’ın cihâna hâkim olup dünyaya barışın gelmesi için yüce adâletin dünyaya tecellî etmesi için ümmetin tepesine bomba yağıyor. Bu belâlardan kurtuluşu için, ümmetin kalplerinin bir araya gelmesi için ve dünyaya sosyal adâletin egemen olması için ve âdil dağılımın dünyada gerçekleşmesi için seher vakitlerinde dua etmelidir. Çalışarak duaların altyapısının temelini atmalıdır. Farzlar, vacipler, sünnetler, müstehaplar bir, bir yerine getirilmelidir ihlâs ile. Gece kalk emri hafifletilmiş Peygamberimize ve ümmetine. Sûrenin başıyla sonu arasında bir sene vardır inzâl bakımından bir sene iki sene on sene sonra diyen de vardır gece ibadeti hafifletildi diye.

Ednâ; En yakın, en az geceden üç dört saat en az gece ibadeti olduğu anlaşılmıştır. (فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ) “Ne kadar kolayınıza gelirse o kadar Kur’an-ı Kerim okuyun.” “O kadar ibadet ediniz” kıraatten maksat namazdır denmiştir. İsrâ Sûresi 78’de beş vakit namaz ve şahitli olan sabah namazı bize anlatılmıştır. Her gece en az elli âyet mutlaka okunmalıdır ve böyle demişlerdir.

Ebû Hayyân, Nâfile kanaatine varılmıştır demiş çoğunluğun görüşü demiştir. Yani teheccüd ümmet için müstehap bir namazdır farz, vacip değildir ama fazileti ortadadır. “Namazda Kur’an-ı Kerim’den kolayınıza geleni okuyun” denmiştir. İmâm-ı Âzâm’a göre en az kısa bir âyet olmalıdır. Kur’an-ı Kerim ismi verilecek insan sözüne benzemeyecek kadar olmalıdır. En az üç kısa âyet veya bir uzun âyet olmalıdır. İmâm-ı Ebû Yusuf un ve İmâm-ı Muhammed’in de görüşü böyledir fetvâ da bu görüşe göre verilmiştir. İmâm-ı Malik, İmâm-ı Şâfiî ise; En az Fâtihâ’yı Elhâm-ı Şerif’i okumaktır demişlerdir.  Fatiha’sız namaz yoktur.” Tirmizî’nin Ahmed bin Hanbel’in, Dârimî’nin rivâyet ettiği hadis-i şerife dayanarak onlar da böyle söylemişlerdir. İmâm-ı Âzâm Fâtihâ-i Şerif’in okunmasının vaciptir demiştir, Sehiv secdesi yapılmamış ise iadesi müstehaptır demiştir. Kur’an-ı Kerim’den bir parça oku (مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ). İbadet, ticaret, cihâdın önemi ne de değinilmiştir. İbadette önemli, ticarette önemli, cihâdda önemli ki bunların hepsi önemlidir. Fakat birinin önemi ötekini de azaltmaz engelde olmaz bunların hepsi önemlidir.

Dakika 40:20

İbadetini yerli yerince yap, ticaretini yerli yerince yap ibadetini sakın terk etme! Cihâdını yerli yerince yap mezara kadar mücahit ol. Şimdi ticarette değeri olan şey nedir derseniz; Günün fiyatı ile satılanın Allah yanında değeri vardır. Bir şey günün fiyatıyla eğer bir şey satılıyor bir değeri varsa o Allah katında da değerlidir. Tabii bunlar helâller konusundadır, haramlar yasaklanmıştır. İbn-i Mes’ûd’dan bu haber ve Âlûsî bunu nakletmiştir.

Hecr-i Cemil; Güzel ayrılış, güzel uzaklaşma, gece ibadeti, ruh eğitimi, cihada hazırlık gibi yine Hecr-i Cemil’in içinde bunlar da bulunmaktadır. Müşriklere önce mühlet verildi yola gelmedikleri için peşinden belâları geldi kıtlık yılları geldi daha onun peşinden de Bedir’de Allah’ın gazâbı kılıcını yediler geberdiler ve âhiret azâbı başladı. Şu anda berzah azâbı içindeler ondan sonra da cehenneme cehennem azâbıyla ebedî azâb göreceklerdir. Ateşten siyah kelepçe, ateşten geçdiken boğaza takılı kalır ateşten dikenler bunlar boğazına takılır ne aşağı gider yukarı. Allah muhafaza buyursun. “Allahümme ecirnî minen nâr” (اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى) “Arş’ı hükmü altına almıştır hepsi O’nundur hepsini O bilir”.

(Allahümmağfir lenâ verhamnâ veli ihvâninellezine sebegunâ bil îmân ve ente hayrun râhimîn bi hurmet mâ enzelte alâ rasûlike seyyidil murselin. Sallâhu aleyhi ve alâ âlihi vesellem.)

Allah’ım! Peygamberlerin Efendisi olan Rasûlüne Hazreti Muhammed Mustafa’ya (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi Ve Sellem) indirdiğin Kur’an-ı Kerim hürmetine bizlere ve îmân ile bizleri geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur, merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın Allah’ım! (Âmin). Yeryüzü yaratılınca melekler en güçlüyü sordular. “Ya Rabbi en güçlü nedir?” dediler. Cevap: Dağlardır dendi. “Dağlardan daha güçlü nedir?” dendi. Demirdir diye cevap verildi. Peki, demirden daha güçlüsü nedir? Ateştir. Peki, ateşten daha güçlüsü nedir? Sudur. Peki, sudan daha güçlüsü nedir? Rüzgârdır. Peki, bunlardan güçlüsü nedir? Sağ eliyle verdiğiniz hayırları sadakaları sol eliyle gizleyen insanı yaratım diyor Cenab-ı Hak. İşte hayırsever mücahitler bunların hepsinden daha güçlüler. Yüce Allah böyle cevap verdiği rivâyetini Tirmizî, Ahmet Bin Hanbel bunlar Müsned ’inde rivâyet edilmiştir.

Dakika 45:25

Kıymetli dostlarım, bakın en güçlüsü insan çıktı burada ama hangi insan; Sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizleyen insanı diyor yarattım diyor Cenab-ı Hak. İşte bu insan hayır işliyor Allah için kimsenin görmesini istemiyor görse bile insanların görmesini istemiyor ama görülmüş olabilir. Görülmek ayrı şey riyakârlık ayrı şeydir sırf Allah’a kalbini bağlanmış Allah yolunda cihâd ediyor mal cihadı ki bu mal cihâdıdır. Bir de can cihâdı yapanlar cihâdı Kur’an’ı cihâna tebliğ edenler onlar cihâd-ı kebir en büyük cihâd… Kur’an-ı Kerim’in dünyaya tebliği İslam’ı tebliğ etmek. Hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları işte cihâd-ı kebir uğrunda bir çalışmamızdır Allah’ın lütfu keremi ile tevfik-i hidâyeti ile.

(Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh velâ tevfik-i illâ billâh)

Şimdi de kıymetli izleyenlerimiz, Müddessir Sûresi’ni gelmiş bulunmaktayız.

Bismillâhirrahmânirrâhîm.

Müddessir Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde edilen sûrelerdendir âyet sayısı 56, sıra numarası 74’tür. En sahîh rivâyete göre başından “sakın” âyetine kadar 5 âyet Müzzemmil Sûresi’nden önce inmiştir.

Kıymetli dostlarımız, bu yüce sûrede bakın bize hangi Yüce Allah’ın emir ve öğütlerini kânûnlarını bildirmektedir.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ﴿١﴾

قُمْ فَاَنْذِرْۙ﴿٢﴾

  وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ﴿٣﴾

  وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ﴿٤﴾

  وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ﴿٥﴾

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ﴿٦﴾

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ﴿٧﴾

  فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ﴿٨﴾

  فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ﴿٩﴾

   عَلَى الْكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ﴿١٠﴾

  ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يداًۙ﴿١١﴾

   وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَمْدُوداًۙ﴿١٢﴾

  وَبَن۪ينَ شُهُوداًۙ﴿١٣﴾

  وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يداًۙ﴿١٤﴾

  ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۗ﴿١٥﴾

  كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يداًۜ﴿١٦﴾

  سَاُرْهِقُهُ صَعُوداًۜ﴿١٧﴾

  اِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ﴿١٨﴾

 فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ﴿١٩﴾

  ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ﴿٢٠﴾

  ثُمَّ نَظَرَۙ﴿٢١﴾

   ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ﴿٢٢﴾

  ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْـبَرَ﴿٢٣﴾

فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ﴿٢٤﴾

  اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ﴿٢٥﴾

  سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ﴿٢٦﴾

  وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ﴿٢٧﴾

  لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُ﴿٢٨﴾

لَـوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ﴿٢٩﴾

 عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ﴿٣٠﴾

 وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَـفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَاناً وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَـهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِ كْرٰى لِلْبَشَرِ۟﴿٣١﴾

Dakika 50:30

1 – Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!

2 – Kalk artık uyar insanlık âlemini.

3 – Sadece Rabbini yücelt.

4 – Elbiseni temizle.

5 – Pislikten (kirden) sakın.

6 – Yaptığını çok görerek başa kakma.

7 – Rabbin için sabret.

8 – O Sûr’a üflendiği zaman,

9 – İşte o gün pek zorlu bir gündür.

10 – Kâfirler için hiç kolay değildir. Hiç mi hiç kolay değildir.

11 – Tek olarak yarattığım o kimseyi bana bırak.

12 – Hem ona bol servet verdim.

13 – Hem göz önünde oğullar verdim.

14 – Hem ona büyük imkânlar sağladım.

15 – Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım.

16 – Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

17 – Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.

18 – Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.

19 – Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.

20 – Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.

21 – Sonra baktı.

22 – Sonra kaşını çattı, surat astı.

23 – Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.

24 – „Bu, dedi, başka değil öğretile gelen bir sihirdir.“ Dedi.

25 – „Bu, sadece bir insan sözüdür.“ Dedi.

26 – Ben onu Sekar’a (cehenneme) sokacağım.

27 – Bilir misin sen, nedir o Sekar?

28 – Ne geriye bir şey kor, ne bırakır.

29 – Durmadan derileri kavurur.

30 – Üzerinde on dokuz (melek) vardır.

31 – Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, îmân edenlerin de îmânı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: „Allah bu misalle ne demek istedi?“ desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.

Allah kullarını uyarmaktadır. Kıymetli dostlarımız, uyanmayan milletlerin vay hâline! Uyananlar bir gün kurt alırlar ama inanmayanlara gelince vay geldi hâline!

Cenab-ı Hak, diğer âyet-i kerimelerde de bakın ne buyuruyor;

Dakika 54:20

استعيذ بالله

كَلَّا وَالْقَمَرِۙ﴿٣٢﴾

  وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ﴿٣٣﴾

  وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ﴿٣٤﴾

  اِنَّهَا لَاِحْدَى الْكُـبَرِۙ﴿٣٥﴾

  نَذ۪يراً لِلْبَشَرِۙ﴿٣٦﴾

   لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَ﴿٣٧﴾

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ﴿٣٨﴾

  اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜ﴿٣٩﴾

  ف۪ي جَنَّاتٍۜ يَتَسَٓاءَلُونَۙ﴿٤٠﴾

  عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ﴿٤١﴾

  مَا سَلَكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ﴿٤٢﴾

  قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ ﴿٤٣﴾

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ ﴿٤٤﴾

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ﴿٤٥﴾

  وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ﴿٤٦﴾

  حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَـق۪ينُۜ﴿٤٧﴾

  فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ﴿٤٨﴾

  فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ ﴿٤٩﴾

كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ﴿٥٠﴾

  فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ ﴿٥١﴾

بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفاً مُنَشَّرَةًۙ﴿٥٢﴾

  كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ ﴿٥٣﴾

كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ﴿٥٤﴾

  فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ ﴿٥٥﴾

 وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ﴿٥٦﴾

32 – Hayır, andolsun Ay’a,

33 – Döndüğü an o geceye,

34 – Ve açtığı sıra o sabaha.

35 – Kuşkusuz o Sekar, büyük belâlardan biridir.

36 – Uyarmak için insanları…

37 – İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyen kimseleri…

38 – Her nefis kendi kazancına bağlıdır.

39 – Ancak amel defterleri sağından verilenler hâriç.

40 – Onlar cennettedirler, sorup dururlar.

41 – Suçluların durumunu.

42 – „Nedir sizi Sekar’a (Sekar cehennemine) sokan?“ diye.

43 – Suçlular der ki: „Biz namaz kılanlardan değildik.“

44 – „Yoksula da yedirmezdik.“

45 – „Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik.“

46 – „Cezâ gününü yalanlardık.“

47 – „Nihâyet bize ölüm gelip çattı.“

48 – Artık onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez.

49 – Şimdi o Kur’an’dan yüz çevirirlerken ne mâzeretleri var?

50 – Sanki onlar ürkmüş yaban eşekleri.

51 – Arslan’dan kaçmaktalar.

52 – Hayır, onlardan her kişi kendisine açılmış sayfalar verilmesini istiyor.

53 – Yok, yok onlar âhiretten korkmuyorlar.

54 – Hayır, hayır, O Kur’an kuşkusuz bir öğüttür.

55 – Dileyen onu düşünür.

56 -Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O’dur, bağışlayacak da.

İşte kıymetli dostlarımız, Yüce Rabbimiz bize yüce öğütlerini veriyor hakîkati ortaya koyuyor. Herkes aklını başına almalıdır.

İşte şimdi de Müddessir Sûresi’nin keşif notlarına şöyle bir bakalım;

Sahîh bir rivâyete göre 5 âyet bu sûrenin başından Müzzemmil ’den önce inmiştir. Peygamberliğin ilânı gâye amaç bildirilmiştir Müzzemmil ise sebep ve başlangıçla ilgilidir. Aslı “mütedessirdir” Disâr: Şöyle bir baktığımız zaman çeşitli anlamları bulunmaktadır.

İkrime “nefsi olgunluğa bürünen îmânın şahlanma zamanı geldi” artık putlar kılmalı Vücûd-u Bârî, Tevhîd-i İlâhî tanınmalı tevhîd cihâna ilân edilmeli. Nefsi olgunluğa bürünen şanlı Peygamber ey Muhammed! Şahlanma zamanı geldi artık o büyük güçlüklere rağmen İslam’ı dünyaya haykır. Büyüklük ancak O’nun şânıdır Yüce Allah’ın şânıdır kalbinle, sözünle, fiilinle Allah’ın büyüklüğünü birliğini cihâna ilân et başka büyük yok.

Dakika 1:00:05

Efendimiz tekbir almıştır; “Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber.” Allah’tan başka büyük yok en büyük O. Hazreti Hatice de tekbir almıştır tekbir okumuştur her büyük onun büyüklüğü altında o kibirli gururlular ezilmiştir. Ancak Rabbini büyükle büyük O. Kendini kalbini temiz tut ahlâkî temizlik, taharet, maddî ve manevî temizlik emrediliyor. İslam temizdir temizliği emreder Müslüman içi-dışı temiz olan insan demektir. Seni saran cemaati,  topluluğu temizle en yakın akrabalarını uyar. Rics, biliyorsunuz ki temiz olmayan şeyler putlar heykellerde buna dâhildir azâb da rics kapsamındadır. “Men” başa kakma on para verip yirmi paralık hizmet beklemek, karşılık beklemek, gösteriş, ikiyüzlülük karşılık beklemenin işte “men” başa kakma olduğunu bu şekilde yapılan hayırların işe yaramadığını unutma! Sırf Allah için yapan daha çok iyiliğe erer hep kazanır kaybetmez.

“Nakûr, burada bir de nâkûrdan bahsediliyor. Korkunç öldürücü bir emir boru çalmak, “minkâr” kervanın askerin hareketi için hareket kumandası burada ki “nâkûr” ise âhiret yolculuğudur, kıyâmet kopmuş herkes mezarından kalkmış mahşere gidiyor işte buradaki “nâkûr” budur. O Sûr’a üfürülür Sûr’a üfürülüş zorlu bir kumandadır. Sûr’a üfürülecek olacaklar olup herkes mezarından kalkıp kıyâmette kıyam duracak.

“Andolsun sizi ilk defa nasıl yaratmışsak onun gibi yapayalnız teker teker huzurumuza gelirsiniz.” En’âm Sûresi 94’de Cenab-ı Hak bunu bildiriyor.

Velîd bin Muğîre el-Mahzûmî, soysuz, piç malı var evlâdı var mevkii var makamı var milyon parası var vesâire vardı yine de açgözlü idi. İşte bu Velîd bin Muğîre’ler her çağda ki bu renkler Velîd’ler Velîd bin Muğîre’ler hakkında bütün cihâna Cenab-ı Hak hem ültimatom (kesin uyarı) veriyor hem mesaj veriyor, bu açgözlü fukaranın hakkını yiyen, sömürenlere.

“Şühûd” meclis ve lokalde babalarının yanında oğulları vardır 12-13 oğuldan bahsedilir bu Velîd’in çocukları. Yalnız bilinen yedidir üçü Müslüman olmuş Amure ise ihtilaflıdır Umâre ihtilaflıdır. Sa’lebe Zemahşeri bu konuda hatâ etmişlerdir diye bir rivâyet var. Rivâyetleri zayıftır Müslüman göstermişler Müslüman olmayanları da Müslüman göstermişler. Halîd Bin Velîd bakın bu adamın oğlu Müslüman olduğu ünlü bir kahraman İslam kahramanı…

Dakika 1:05:00

Hişam Müslüman oldu bu adamın oğlu. Velîd İslam ile şereflenmişlerdir. Velîd’in oğlu Velîd bu da. Kıymetli dostlarımız, Efendimizden Aleyhissalâtu Vesselâm “Saûd” ateşten bir dağ kâfir 70 yıl bu dağa ateşten dağa tırmanarak çıkar azâb olsun diye, sonra içine düşer. Bu haberi Tirmizî, Hakîm rivâyet etmişler. Yokuşa çıkması emredilir ateşten daha doğru, elini ayağını koydukça erir, çektikçe yerine gelir azâb devam eder. Velîd’in malı da erimiş yok olmuştur. İşte Allah nicelerine Kârûn misâli mal vermiş onlar Allah’a kafa tutmuşlar o kafalar hep kırılmış helâk olmuştur.

Kıymetli dostlarımız, salonlarında alkışlayarak dağıldılar liderlik yoluna başkanlık uğruna inat ettiler Müslüman olamadılar, İslam karşıtı güçler o gün putperestler. Bedel-i iştimâl kapsadığı mânâyı açıklamak ne acır ne bırakır. Kim? Sekar cehennemi var ya! Buradaki âyetlerde Sekar cehenneminden bahsediliyor ne acıyor ne bırakır yakıcı cehennem adı “sekar” “sakırdan” alınmış güneşin kavurması Arapça olmadığını söyleyenler de vardır. Sırnaşık zerre bırakmaz yok eder azâb ile çatmaya devam eder.

Dakika 1:07:25

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 68 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}