Tefsir 486-01

486- Tefsir Ders 486 hayat veren nurun keşif notları

486- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 486

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(İnsan Sûresi 1. Âyeti Kerime’den 31. Âyeti Kerime’ler)

 

“Kıymetli izleyenler,

Kıyâmet Sûresi’nin keşif notlarıyla dersimiz devam ediyor. Evet,  (وَلٰكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۙ) (فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلّٰىۙ) diyen yüce âyetlerin ve emsâli âyetlerin yüce anlamların özlü keşif notlarını vermeye devam ediyoruz. Bunlar Hakk’a arkasına dönenler, gerçeği tasdîk etmeyenler iftiharla çam satarak ehline keyfine giderek keyif çatmaya gidenler var ya, işte bunlar hakkında Yüce Rab şimdiden gereken uyarmayı yapıyor. 14 Asırdan daha fazla insanlığı uyararak tâ kıyâmete kadar şanlı Kur’an insanlığı uyarmaktadır. Herkes aklını başına alsın! Bir rivâyete göre Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm: “Ebû Cehil’in elinden tuttu, bu âyeti okudu bunun devamı olan âyetleri de okudu. Ebû Cehil Peygamberimize: “Beni tehdit mi ediyorsun ey Muhammed?” dedi Aleyhissalâtu vesselâm Efendimize.  (ثُمَّ اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۜ) (اَوْلٰى لَكَ فَاَوْلٰىۙ) âyetlerini de okudu: “Gerekti sana o belâ en büyük veil o belâ gerekti sana!”

Ebû Cehil ne dedi bilir misiniz? Bakın, bir insan başına belâları yağacağı zaman, helâk olacağı zaman kudurur Hakk’a saldırır. Peygambere Ebû Cehil şöyle dedi: O çağın Ebû Cehilleri hep böyleydi bu çağın Ebû Cehilleri de hep böyledir. Ne dedi Ebû Cehil Peygamberimize o zaman: “Ne sen, ne Rabbin bana bir şey yapamaz” dedi. Bedir de Allah belâsını veriverdi bedir kuyusuna Ebû Cehil’in kellesi de onun gibilerin kelleleri de bedir kuyularına atıldılar. Öyle geberdiler öyle bir belâ buldular ki insanlar yanılabilir ama Allah’a karşı konmaz, peygambere karşı konmaz, Kur’an gibi yüce Allah’ın Kitâb’ına karşı konmaz. İşte bu şekilde Ebû Cehiller, Firavunlar, Nemrutlar, şeddatlar hep böyledir. O çağda da, bu çağda da gelecek çağın Nemrutları hep böyledir. İşte bunlar hep bir, bir belâlarını buldular bulacaklardır. Bugünün çağınkiler de bulacaktır gelecek çağdakilerde bulacaktır.

Südâ: Kendi keyfine boş bırakılmış. İnsanoğlu kendini başına kendi keyfine boş bırakıldığını zannediyor hiç kimse başına boydak bırakılmamıştır. Nemrut’un güçlü devleti vardı ne oldu? Başına boydak bırakılsaydı keyfine kalsaydı Nemrutlar dünyaya 3, 500 sene 100, 200 sene değil dünyanın hep başında kalmak isterlerdi.

Dakika 5:05

Bakın, beli bıkkını kırıldılar bunların. Bir müddet sana müsaade edilir ondan sonra sen kim olursan ol belin bıkkının kırılır Azrâil’in orduları götüreceği yere götürür. Siccine doğru gidersin Allah’a karşı koyma, Kur’an-ı Kerim’e karşı koyma, Muhammedî şeriata karşı gelme, Muhammed’in Peygamberliğine karşı gelme. Çünkü bu değerler evrensel bütün insanlığı kucaklayan değerlerdir. Bunlara karşı koyduğun zaman dünya da birlik, berâberlik, adâlet, sulh, barış, kardeşlik diye bir şey kalmaz. Çünkü evrensel olan Allah’u Teâlâ’nın koyduğu düzen bu ortaya Hz. Muhammed bunu uygulayandır Allah’ın emri üzere. Bu sûre okundu okununca (Sübhaneke Allâhümme belâ Amenâa billâhi belâ ve ene Alâ zâliküm mineş-şaâhidin).

Kıymetli dostlarım, bu sûreyi okuduğunuz zaman derhâl (Sübhaneke Allâhümme belâ) deyin. Bu sûrenin sonuna geldiğiniz zaman böyle deyin.

Mürselât Sûresi’nin sonunda (Amennâ billâhi) deyin. Tin Sûresi’nin sonuna geldiğiniz zaman da yine (Belâ ve ene Alâ zâliküm mineş-şaâhidin) deyin. “Evet, ben de buna şâhit olanlardanım” Yüce Allah’ın yüce emirlerini burada tasdik bulunmaktadır, Yüce Allah’ın sorusuna mümince doğru cevap vermek kulluğunu O’na ilân etmektir, O’na teslimiyetini ilân etmek, “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk ve sa’deyk” diyebilmektir. “İnnel hamde ve’l-ni’mete lek” diyebilmektir. “Evet ben de buna şâhit olanlardanım.” Bu haberler Ebû Hureyre’den Ahmed bin Hanbel’den Ebû Dâvûd’dan, Hakîm ve Beyhâki’den rivâyet edilen haberlerdendir.

Şimdi dersimiz İnşâ’Allah’u Teâlâ İnsan Sûresi’ne gelmiş bulunmaktadır. İnsan Sûresi ile dersimiz devam edecektir. Adından da belli İnsan Sûresi kıymetli dostlarımız. Cenab-ı Hak insana çok değer verdiği için bu sûrenin adını da özel olarak İnsan Sûresi konmuştur. Bu Sûre-i Celile de Mekkî yani Mekke-i Mükerreme ’de inzâl edilen sûrelerdendir. Âyet sayısı 31, sıra numarası 76’dır.

Dakika 9:20

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْ كُوراً﴿١﴾

  اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً﴿٢﴾

  اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِراً وَاِمَّا كَـفُوراً﴿٣﴾

  اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالاً وَسَع۪يراً﴿٤﴾

  اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراًۚ﴿٥﴾

  عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يراً﴿٦﴾

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يراً﴿٧﴾

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً﴿٨﴾

  اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً﴿٩﴾

  اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً﴿١٠﴾

  فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراًۚ﴿١١﴾

  وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ﴿١٢﴾

  مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَر۪يراًۚ﴿١٣﴾

   وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً﴿١٤﴾

  وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ﴿١٥﴾

  قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً﴿١٦﴾

  وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ﴿١٧﴾

  عَيْناً ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلاً﴿١٨﴾

  وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤ۬اً مَنْثُوراً﴿١٩﴾

  وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْكاً كَب۪يراً﴿٢٠﴾

  عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً﴿٢١﴾

  اِنَّ هٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟﴿٢٢﴾

 

1-İnsanın üzerinden henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçti yani insan yaratılmadı yaratılmamıştı ki o zaman adı ismi yoktu insanoğlunun.

2 – Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık.

3 – Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.

4 – Çünkü biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.

5 – Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

6 – Bir kaynak ki ondan Allah’ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu.

7 – O kullar adaklarını yerine getirirler ve fenalığı salgın (olan) bir günden korkarlar.

8 – Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

9 – „Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.“

10 – „Biz sert ve belâlı bir günde Rabbimizden korkarız.“ derler.

11 – Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir.

12 – Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.

13 – Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk.

14 – Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

15 – Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.

16 – Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.

17 – Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir.

18 – Bu orada bir pınardır ki, adına „selsebil“ derler.

19 – Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın.

20 – Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün.

21 – Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir. Cennet şarabı ()

22 – (Onlara şöyle denir): „İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur.“

Dakika 16:00

İşte sevgili dinleyenler,

Bu âyetlerin öz kısa anlamından sonra sizlere bunların keşif notları hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Yüce Rabbisini en iyi şekilde dinleyen, anlayan kullarından eylesin. Arş’ı Âlâ Üniversitesi’nin dersi Kur’an’ı Kerim’dir. Levh-i Mahfuz Üniversitesi’nin dersleri Kur’an-ı Kerim dersleridir. İşte hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları adlı dersimiz şanlı Kur’an’ın, nurlu İslam’ın bizzat kendi dersleridir. Bütün doğrulukla yücelikler elbette ki İslam’da, bütün bunlar insanoğlunun aczindedir. Bizde insanoğlu içerisinde Allah’ın kullarından bir kuluz.

استعيذ بالله

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ﴿٢٣﴾

  فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَـفُوراًۚ﴿٢٤﴾

  وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلاًۚ﴿٢٥﴾

 

23 – Kur’an’ı sana kısım, kısım biz indirdik biz.

24 – O hâlde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.

25 – Sabah-akşam Rabbinin ismini an.

 وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً﴿٢٦﴾

 

26 – Gecenin bir bölümünde de O’na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O’nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl).

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً ﴿٢٧﴾

 

27 – Çünkü onlar bu dünyayı seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü mahşer gününü, Mahkeme-i Kübrâ ’yı, âhiret gününü arkaya atıyorlar.

 نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً﴿٢٨﴾

 

28 – Onları biz yarattık ve mafsallarını sımsıkı bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.

اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً﴿٢٩﴾

  وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗ﴿٣٠﴾

 

29 – İşte bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine giden yolu tutar.

30 – Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ﴿٣١﴾

 

Dakika 20:00

İşte kıymetli muhterem efendiler,

31 – Allah dilediğini rahmetine yerleştiriyor. Zâlimlere ise, acıklı bir azâb hazırlamıştır.

Bunları cihana ilân ediyor şanlı Kur’an ile bu Kur’an (إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ) “tam bir Allah’ın öğütüdür bu Kur’an” Yüce Allah âlemlere ders veriyor Kur’an-ı Kerim ile. Bütün kâinatın üzerinde tabiatüstü, insanüstü Yüce Allah’ın burada ilminin tecellîsi Kur’an-ı Kerim ile tecellî etmiştir. Tabiatüstü bir üniversite dersi ki Kur’an-ı Kerim’in dersleri iyi anla, iyi dinle!

“Dileyen Rabbine giden tutar” aksi hâlde Rabbine gitmeyen O’nun gazâbına, hışmına çarpılanlar mahvolurlar. Rabbimin rızâsına doğru hareket et bunun yolu Muhammedî şeriatı bilmek, yaşamak o uğurda çalışıp cihâd edip o uğurda Yüce Allah’a canını teslim etmektir. Bunun dışındaki ölümler çalışmalar başının belâsıdır. İster kabul et ister etme! Allah bir O’nun kurduğu İslam nizâmı da birdir.

Şimdi bu âyetlerin birde kısaca sizlere keşif notlarından bilgiler verelim;

Mücâhit Katâde Medine’de indiğini çoğu da Mekkî olduğunu söylemişlerdir bu Sûre-i Celile’nin, bu haberi böyle nakleden de Ebû Hayyân‘dır. Âlûsî, Şîâ medenîdir der yani Şîâ’dan bazıları. Gaye sonsuz hayattır.

Kıymetli dostlarımız,

İnsanoğlu sonsuz ölümsüz gerçek hayatı bir defa kazanmak için iyi bir Müslüman olması gerekiyor. Hayat veren ölümsüz nurun dersleri dememizin sebebi budur. Gaye sonsuz bir mutlu hayatı elde etmektir bunun şartı da Allah’ın emirlerine uyum sağlamaktır. Allah’ın emirlerine uyum sağlamayanlar başkalarına, tâğûtlara, putlara uyum sağlayanlar bunlar kimin kulları? Putların önünde eğilip el pençe duranlar Allah’ın huzurunda secdeye kapanamayanlar o bellerinde kazık yutmuş herifler bunlar neye uyum sağlıyorlar neye uyum sağlamıyorlar? Uyumsuz, geçimsiz, bölücü, irticacı kim? Allah’ın emirleri ile uyum sağlayanlar Ebediyyû’l-ebed ölümsüz hayatı kazanan bahtiyar zümredir. Herkes ile uyum sağlar ama Allah bir ve Muhammedî şeriat denildiği zaman surat asılır. Şu suratsızlara bak, şu suratsızlara! Çağdaş suratsız bunlar çağdaş… Biz kimsenin şu şöyledir demiyoruz ancak Yüce Allah’ın emri neyse onu tebrik ediyoruz gerçek bu. Şimdi güneşin önüne geçemezsin. İslam ruhlar üzerine, kalpler üzerine evrensel doğan güneş üstüne doğan güneş, güneşi aydınlatan bu. Eğer îmân, İslam güneşi olmazsa dünyada bu güneş sönecektir. Güneş insana hizmet eder, Ayyıldız insana hizmet eder. Niçin? Yeryüzünde imtihan var Allah, imtihan meydanını Allah hazırlanmış onun içinde bu imtihan meydanına bir ışık lâzım Allah güneşi oraya koymuş.

Dakika 25:20

İmtihan meydanında acıkanlara nimet lâzım susayanlara yeryüzü, gökyüzü nimetlerle dolup taşmaktadır imtihan meydanına Allah her şeyi hazırlamış. Suratını asma ey suratsız herif? O suratını Yüce İslam düzeltmeye geldi. İçinde bir çekişme var senin, senin içini düzeltmeye geldi. Allah birdir de “Lâ ilâhe illallah Muhammedurresulullah” ile işine başla ve bunun içeriğinin İslam ile dolu olduğunu bil. “Lâ ilâhe illallah Muhammedurresulullah” bu Yüce cümlenin içerisi İslam dolu, A’dan Z’ye İslam’ı Cenab-ı Hak bu iki cümlenin içine yerleştirilmiş. İslam Allah’ın kânûnları bunları uygulayan tebliğ eden de Hz. Muhammed onun Peygamberliği. Sen şimdi birini tanıdın, birini tanımadın Allah’a karşı koymuş olur Allah’ı tanımamış olursun. Allah düzeni koruyor Muhammed’e tebliğ edip, vahiy edip tebliğ ona tebliğ ettiriyor uygulatıyor. Sen Allah’ı tanıyıp da Peygamberi tanımazsan olmaz, sen “Deist” olursun. Deistler de Peygamberi tanımayanlar, Muhammedî şeriat-ı, İslam nizâmını, onun kânûnlarını tanımayanlar. Dünya döne dolaşa İslam’ın dediği yere gelir yalnız çok zarar eder sürüne sürüne gelir. Îmân eder de İslam’a sarılırsa dünya barış dünyaya hemen gelir, adâlet hemen gelir, kardeşlik hemen gelir, sosyal adâlet tecellî eder, merhamet yeryüzünü kuşatır, cehâlet ortadan kalkar, ilim irfân dünyaya egemen olur. İster kabul et ister etme! Sürüne sürüne doğruya gelenler olur, nasîbi olmayanlar olur, hiç gelemeyenler olur, geç kalanlar olur bunların hiç birinden olma! Hemen “Lâ ilâhe illallah Muhammedurresulullah” de bu evrensel îmânınla ezelî ebedî gerçekleri tasdik et.

Âdem’in îmânıyla Nuh’un îmânı aynıdır. İbrâhim’in îmânı Mûsâ’nın, Îsâ’nın îmânları aynıdır bütün peygamberlerin îmânı birdir. Allah birdir bu İslam’ın îmânıdır İşte bu Muhammedî şeriat bunların hepsini kucaklamıştır. Doğruyu söylemediği müddetçe bu dünya yanlışın içinde doğruyu arar durur bulamaz. Çünkü doğruyu söylemiyor. Doğruyu Allah söylüyor, Peygamber söylüyor, Kur’an-ı Kerim söylüyor, İslam söylüyor. Bozulmamış bir ortada Allah’ın kurduğu bir düzen var. Bozulmuşlara bakma, bozulmayacağa bak! Kur’an-ı Kerim’in bozulma şansı yok, İslam dininin bozulma şansı yok. Tevhîd üzere Kelime-i Tevhîd Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat üzere bir fıkra dünyada devam edecektir tâ kıyâmete kadar. Bu hırkadan olmaya çalış bu fırka doğruyu söyler. İşte bu fırkanın başında Hz. Muhammed var, Ashâplar var, Tâbiîn var, Müçtehitler var. Hanefî âlimleri, Hanefî Müslümanları, Mâlikî âlimleri müçtehitleri ve Şâfiî müçtehitleri ve Hanbelî müçtehitleri var ki bu amelde bu dört ekol ilmin İslâmî ilimlerin arşa uzanan direkleridir. Mâturîdî, Eş’arî de bu işin özünü insanlara iyi anlatan itikat, îmân, ilmi kelâm konularını iyi anlatan o da bu dört tane ekolün içinde bu mübarekler de bu ekolünü îmân yönünü, ilmi kelâm yönünü güzel incelemişlerdir.

Dakika 30:45

Onun için bu ekoldekilerin tamamına Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat denir. Bunun dışındakilerin doğruları da var bu Ehl-i Sünnete uymayan tarafları da var. Uymayan tarafları; Ehl-i bid’at ve dalâlet sayılmıştır. Uyan tarafları zaten doğrudur. Bize bizim hedefimizde Ali-Veli şahıslar yok yanlış var bizim hedefimizde yanlışı düzeltmek var. Bu da İslam’ın kurtarıcı doğruyu haykıran özelliğidir. Çünkü doğru söylenmediği müddetçe eğrinin önüne geçilmez.

Evet, kıymetli dostlarımız!

Gâyenin sonsuz hayatı elde etmek olduğunu öğrenmeye çalıştık. İnsanın yaratılışı kâinatın yaratılışından sonraki bir tarihtir. Yani burada bu sûrenin İnsan Sûresi olmasının hikmetinin birine dikkat et, insan için önce kâinat hazırlanmış yaratılmış peşinden insan yaratılmıştır. Yani insan sonra yaratıldı kâinat önce hazırlandı kuruldu. İnsan imtihan ve belâ ile deneme meydanına sevk olunmuştur. İnsanoğlu imtihan meydanına sevk edildi. Dünya bu kâinat insan için niçin yaratıldı dersen; imtihan için yaratıldı.

Dehr burada ( مِّنَ الدَّهْرِ) diyor “dehr” âlemin başından sonuna kadar zamanın küllisidir. Râgıp el-İsfahânî de bunu açıklamıştır. Dehr: Âlemin başından sonuna kadar zamanın küllisidir. Bazı “Dehriyyun” grupları bunlarda dehr’e inanmışlar Allah’a inanamamışlardır.

İmâm-ı Âzâm “dehr’in” en azı nedir diye İmâmı Âzâm’a (Rahmetullâh) sormuşlar. (Lâ edrî)  “bilmem” demiş. İlmin en büyük vasıflarından biri de nedir? Bilmem bilmediğine ben bilmiyorum bilmem demek var ya en büyük ilimdir. Şimdi İmâm-ı Âzâm bu konuda pek çok söylerdi. Niçin söylemediğine de dikkat et! Dehrilerle, zındıklarla çok savaşan da İmâm-ı Âzâm’dır hepsini yenmiştir. Buna rağmen bakın dehr’den sorulunca dehr’in en azını sormuşlar. Çünkü dehr zamanın küllisi olduğuna göre âlemin başından sonuna kadar şimdi en azını sormaya bile gerek yok. Neden? İşte saniyenin saniyesi, salisenin salisesi bunu sorulmaya hattâ ona cevap verilmeye gerek var mı? Yok. Onun için bakın İmâm-ı Âzâm, burada da öyle bir büyüklük göstermiş ki İmâm-ı Âzâm’lığını burada da göstermiş. Büyük imam, büyük deryâ dünyanın en büyük filozofu Ashâb-ı Güzin’den sonra dünya müçtehitleri arasında dünya Müslümanlarının üçte ikisinin teveccühünü kazanmış. En az üçte ikisini, öbürleri de takdir etmiş. Şâfiî ekolü takdir eder, Mâlikî ekolü takdir eder, Hanbelî ekolü takdir eder. Yani İmâm-ı Âzâm’ın onun ekolünü o yolda yetişen büyük allâmeler var o ekol de bunları herkes takdir etmiş. İmâm-ı Âzâm da İmâm-ı Mâlikî kendi çağında genç bir müçtehit İmâm-ı Mâlik o da onu takdir etmiştir. Yani büyükler kimi takdir edeceklerini bilirler müçtehitler böyledir bilhassa Ehl-i Sünnet müçtehitleri böyledir. Küçükler büyüklere saldırlar, çünkü küçükler büyükleri tanıyamazlar anlayamamışlardır. Bu yanılgıya düşen sonradan büyük insan olan önceki yanlışlarına pişman olan büyükler de var. İmâm-ı Şâfiî Hazretleri önce İmâm-ı Âzâm’ın büyüklüğünü anlayamamış. Ama sonra anlamış ve çok takdir etmiş hattâ onun kabrini sık sık ziyaret eder orada onun hürmetine Allah’a dua ederdi. Büyükler kendileri olgunluğun zirvesine çıkınca birbirlerini takdir ederler. Bugün dört tane mezhebe saldıran mezhepsizler bunlar yeryüzünün en büyük câhillerdir hem de İslam karşıtı güçlerin elinde maşa olarak kullanılırlar farkında değildirler. Dört mezhebe saldırmak için Kur’an-ı Kerim’in tamamını, sünnetin tamamını, ilmin irfanın tamamını onlardan iyi bilmen lâzım.

Dakika 37:48

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 39 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}