Tefsir 487-01

487- Tefsir Ders 487 hayat veren nurun keşif notları

487- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 487

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Mürselât Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 50’nci Âyet-i Kerime’ler)

(Nebe Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 40’ıncı Âyet-i Kerime’ler)

 

Sonra Ehl-i Sünnet kimseye saldırmaz. Ehli Sünnet, belgelerle ortaya çıkar Ehli Sünnet anlayışını kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ bütün ilimlerle bu işi yürütür. Elinde sağlam belgeler ilmî deliller vardır rastgele taassupla hareket etmez. Dünyada gizli ajanlarla işbirliği yapıp da İslam birliğini bozmak için o Farmasonlarla, ajanlarla, İslam karşıtı güçlerle işbirliği yapıp da bugün ben şuyum veya buyum diyenler ve ben “Selefiyim” diyenler ben “Vahhâbiyim” diyenlerin bazıları içinde doğru düşünenler hâriç vaktiyle kiminle işbirliği yaptıklarını şöyle bir baksınlar. Bugün kime saldırdıklarını bir baksınlar, ne yaptıklarına bir baksınlar kendilerini gözden geçirsinler. Afganinin kimlerle işbirliği yaptığına baksınlar ve kime karşı yaptığı baksınlar olayı iyi incelesinler. Yoksa Müslümanları birbirine tutuşturmaya kimsenin hakkı yok Ancak bunu azılı İslam düşmanları yapar. Müslümanı Müslümana saldırtanlar kimlerdir buna da iyi bak!

Hîn: Belirli bir zaman süresidir. Burada bir de “hîn’den” bahsediyor şanlı Kur’an. Belirli bir zaman süresidir burada ise âlemin yaratılışı ile insanın yaratılışı arasıdır ki bu sürede insan anılmamıştır. Yani kâinat yaratılmış ama insan yaratılmamış adı ismi yok insanın. İşte insanın yaratılışı ile âlemin yaratılışı arası da burada bir “hîn” zamanın bir bölümü bize anlatılıyor.

Kıymetli dostlar,

İnsanoğlu (sülâletin min tîn) İnsanoğlu çamur hülâsasından onlardan süzülen meniye doğru gelmiş ama henüz insan ortada yok. Neticede bakın insan hangi devrelerden sonra yaratılmıştır? Yani insan sonradan yaratılmıştır. (نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰىۙ)  Ne diyor; “nutfe meniden bir parça” dökülen meniden bu nutfe (Leyse min küllil mâi yekünil veledi) Hazreti Muhammed Aleyhisselâtu Vesselâm, bakın baba sulbünden gelen ve annenin sulbünden gelen iki suyun karışımından çocuk dünyaya gelirken ne diyor “suyun hepsinden çocuk olmaz” diyor Peygamberimiz. Onun için de çocuğun olabilmesi için bir oran bulunmaktadır 14 asır öncesinin Peygamberi bakın bu konuda bir keşif de bulunuyor.

Nutfe: Saf tohum insan çekirdeği… Şimdi insan tohumu insan çekirdeği nutfe hülâsadan, çamurdan, topraktan yaratıyor bir de ona ruh veriyor “Kün” dedi insanoğlu oluverdi. (ثِمَّ قَالَ لَهُ كُن فَيَكُونُ) Cenab-ı Hak insanoğluna ve her şeye neye “Kün” derse “ol” derse derhâl olur.

Dakika 5:05

İşte burada “insanoğlunun bakın çamurdan, topraktan ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.” En’âm Sûresi, Rum Sûresi, Rahmân Sûresi ve yine bu İnsan Sûresi de diğer sûrelerde bunları görmekteyiz. 14 asır önce insanı nasıl yaratıldığını Yüce İslam tam bilimler üstü bir yüce bilimle ortaya koymuştur.

Erkek ve kadının suyu… İbn-i Abbâs’tan gelen haber o gün de. “Emşâc” ise, karışık nutfe “ahlat” karışık şeyler. Tefsircileri çoğu böyle anlam vermişlerdir. Kan, safra, salya, dalak gibi kimyasal bileşimleri “ahlat” denir. Tamamını ise ancak yapan yaratan bilir. Kadın suyu ile karışımına “embriyon” adı verilir.

İbn-i Abbâs Hazretleri (Radıyallâhu Anhü) “emşâc” nutfenin urûku yani damarlarıdır demiş. Katâde; renkleri hâlleridir demiş “emşâçlar” için. Bunlar birer birer keşif notlarıdır. Nutfe döllenme hücresi protoplazmasında çekirdeğinde insanın özellikleri atomik incelikler bulunmaktadır. Embriyon ve cenin hâlindeki aşamalar karışımlardan meydana gelmiş bir nutfe bu durumda hüküm tabiatın değil, tabiata hükmeden hâkim olan yaratıcı Yüce Allah’ındır hüküm tabiatın hükmü değildir. Tabiata bu kânûnların koyan tabiata hükmeden Yüce Allah’tır. Bakın birileri sapıtmış tabiatı yaratıcı olarak göstermeye çalışmışlar bu tam mânâsı natürist bir tabakanın yanlış görüşüdür.

Kıymetli dostlarımız, en aşağı mertebeden dikkat et, insanoğlunu en aşağı mertebeden kendine doğru en yüksek mertebeye erdirmek için nutfeden yarattı Cenab-ı Hak insanoğlunu. “Denemek için ölümü hayatı yarattı.” Mülk Sûresi 2’nci âyete dikkat et! Kıyâme Sûresi 2’nci âyet: “Ölüyü diriltmez mi bu âlemi yaratan yoktan yaratan ölüyü diriltmez mi?” Elbette Allah her şeye kâdir. “Kün” deyip de O’nun her şeyi her dediği olur. “Kün” deyip de olmayan bir şey olmaz. “Kün” dedi mi “Feyekün” hemen olur. Nuh Sûresi’nin 14’üncü âyetinde de: “Bakın insanoğlunu Cenab-ı Hak aşama, aşama yarattı.” Toprağım hülâsasına bir bak, ondan sonra insanoğlunun topraktan ve ona ruh üflendikten sonra Âdem ile Havvâ yaratıldıktan sonra bakın,  Âdem ile Havvâ’nın sulbünden insan üreten kânûnu yarattı Cenab-ı Hak. “Bu gerçeklere inanmayanlar boyunlarında demir halkalar zincirlerle kaynar suya sürülürler sonra da ateşe sürülürler.” Bu Allah’a inanmayanların Allah’ın kânûnlarını tanımamamın başkalarını ilâhlaştırmanın elbette ki sonucudur.

Dakika 10:15

Yaratılıp yaratanı tanımamak mülkün de barınıp da mülkün sahibini tanımamak nimetlerini bol bol yiyip de nimeti vereni tanımamak en büyük cinâyetlerin en büyüğü değil midir? Sen Muhammedî şeriatı kendine düşman kabul etmişsin ve çağdışı kabul etmişsin Muhammedî şeriat-ı ortaya koyan Şârî Teâlâ, Allah’u Teâlâ’dır.  Muhammedî şeriatın Şârii Allah’tır Muhammed değil. Muhammed Allah’ın elçisidir onu uygulayan, tebliğ eden, vahyi ilâhîye muhatap olan Zât-ı Muhterem‘dir Hz. Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem. Sen kimi tanımıyorsun, neyi tanımıyorsun? Sen bir damla sudan yaratıldın şimdi Rabbini tanımıyorsun öyle mi? Hesap vermeye hazır ol. Sana sık hatırlatıyorum kendi nefsinle berâber Azrâil Aleyhisselâm ensende duruyor canını alacak. Yiğit isen ölme çek silahlarını nükleer silahları çek, atom bombasını çek Azrâil’e, atom bombası kimseye para etmez seni mahveder bir de katlettiğin insanların günahları senin boynuna biner. Öldürdün insanların vebâlisi boynuna takılı kâtiller kâtili olarak mahşere gelirsin. Ey çağın kâtiller kâtili çağdaş kâtiller, insanları öldürenler! Cenab-ı Hak sana akıl, ilim verdi ise insanları öldür diye vermedi. Bir çiçeği bile yersiz incitemezsin, insan ise en şerefli yaratık. Dünyaya barışı, adâleti, merhameti, sevgiyi, kardeşliği egemen kalsana. Ey zorba, câhil ey kâtil! Bu hâlinden vazgeç.

“Boyunlarında demir halkalar zincirlerle kaynar suya sürülürler sonra da ateşe gönderilirler.” Mü’min Sûresi’nin 71, 72’nci âyetlerine de bakıver. Mü’minûn Sûresi 14 oraya da bak; “Bambaşka bir yaratılışla inşa ettik” diyor. Ölümden sonra da hayata bir aday ve yolcudur insanoğlu. Kimisi mutlu bir hayatın ebedî yolcusudur, Kimisi de boyunlarında demir halkalar ve zincire vurulmuşlar ateşin ortasındalar böyle bir hayata kendini atanlar var. Kim bunlar? Kim olduğu belli… Kur’an-ı Kerim’i baştan buraya kadar buradan sonuna kadar iyi anlayıp dinleyenler hayat veren nurun derslerini, keşif notlarını, irşâd notlarını kaçırmayanlar bunların kim olduğunu çoktan öğrendiler. “Rabbine olan görevlerini düşünmeyen insan ünvanına lâyık değildir.” Dikkat et! “Rabbine olan görevlerini düşünmeyen insan unvanına lâyık değildir.” Konuşan hayvan tanımı da yeterli bir tanım değildir. Çünkü insan, insan yaratılmış insanlığını kaybetmiş tenzîlî rütbeyle hayvanların aşağısında gidiyor tâ aşağı. Cehennem hayvanlar için yaratılmadı, insanlığını kaybeden, Allah’a isyân eden Allah’a olan görevlerini düşünmeyen yok sayan zihniyet için yaratıldı.

Dakika 15:00

Şimdi bazıları insanı tarif ediyor konuşan hayvan tanımı veriyor bu doğru bir tanım değildir yeterli bir tanım değildir. Çünkü insanı insan yapan yücelten değerler Allah’ın ortaya koyduğu yüce değerlerdir ki bu Kur’an-ı Kerim, Muhammedî şeriattır. Yüce Allah’ın ortaya koyduğu değerleri tanımayan insan insanlığın altına düşmüş, insanlığını kaybetmiş. İnsan yaratıldığı hâlde insan “ahseni takvim” üzere yaratıldığı hâlde en üst değerde biçiminde yaratıldığını hâlde bu değerlerini kaybetmiş. Kimin katında? Allah’ın indinde. Sen değer versen ne olur değer vermesen ne olur? Senin verdiğin ödülden ne olur? Allah değer verecek Allah Celle Celâlühü. Allah’ın değer vermediği adamı sen cehennemden nasıl kurtaracaksın? Tutmuş birileri bir araya gelmiş birbirlerini ödüllendiriyor bu ödüller Allah’ın rızâsına uygun mu değil mi, bilimsel mi değil mi, insanlığın faydasına mı değil mi? Bugün en büyük zâlime öbür zâlimler toplar sen büyük zâlimsin diye ödül verirler bu ödül müdür? En büyük kâtile beriki kâtiller toplanır buna ödül verirler bu ödül müdür? İnsanları çok hortumlayan sömürenlere öbürleri gelir sen iyi hortumcusun derler o hortumcuya ödül verirler bu ödül müdür? Bu domuzların en büyük domuza inci takmasına benzer. Hakça, adâletçe, barışa, ilme, irfâna, bilime, tüm insanlığın hayrına hizmet etmeyen hiçbir şey ödül hak etmez. Her şey gücü miktarında hak ve gerçek olmalıdır. Hak kavramının da bir defa ortaya koyacak hakka hak, bâtıla bâtıl diyecek de Allah’u Teâlâ’dır. Senin hak dediğine öbürü bâtıl diyor, berikinin bâtıl dediğine öbürü hak diyor. Hak bâtıl kavramını ortaya koyan Allah’u Teâlâ’dır. Allah bir şey hak dedi mi o haktır. İslam’a ne diyor? Hakk’ın dini benim dinim diyor Allah’u Teâlâ. Onun için İslam hak dindir.

اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ

Hakk’ın dinidir Allah katında tek din bütün peygamberlerin dini İslam olmuştur İslam olarak devam etmektedir. Peygamberlerin yolundan sapacaksın ilâhî kitapların yolundan sapacaksın hepsini yenileyen Kur’an’ı da tanımayacaksın bütün peygamberlere evrensel Îmânında benim kardeşimdir diyen bütün peygamberler benim kardeşim diyen Muhammed’i tanımayacaksın Aleyhissalâtu Vesselâm sen neden bahsediyorsun? Gerçeklere karşı çıkarak gerçekçilik olur mu? Hakk’a hakîkate Hakk’ın yüce değerlerine karşı çıkarak gerçekçilik olur mu? Olmaz.

İşte Kıymetliler, Kıyâmet Sûresi’nin 14’üncü âyetinde: Kendi nefsini görür insanoğlu… Kendi dünyana şöyle bir bak içine doğru yönel iç dünyanda ne var ne yok şöyle bir bak Hakk’a uygun mu hak îmân var mı ve hak ameli Amel-i Sâlih var mı? Hak kavramı nedir nereden aldın bu kavramları? Sahtesine mi konuşup duruyorsun gerçeği var mı iç dünyanda şöyle bir iç dünyada bak!

Fahrur Râzî, Hz. Ebû Bekir bakın bu âyeti okuyunca “Ah ne olurdu o tamam olsaydı da müptela kılınmasaydık demiş.”

Dakika 20:10

Şimdi tabii kıyâmetin safhaları insanın mahşerdeki Mahkeme-i Kübrâ’da ki durumları kıyâmetin kopması mahşere insanın toplanması gibi yüce âyetler karşısında Ebû Bekir bunlara çok iyi inanan iyi anlayan zât-ı muhteremdir. Allah korkusundan dolayı bakın ne diyor:

“Ah ne olurdu o tamam olsaydı da müptelâ kılınmasaydık” demiş.”

Allah’tan ne kadar korkuyor o Sıddık-ı Âzâm o büyük Sıddık. “Görevin ağırlığının korku seslenişidir” âyeti iyi sezmiş iyi anlamıştır. Ebû Bekir Kur’an’ı iyi anlayan en büyük zât-ı muhteremlerden biridir, hem de Sıddık’tır. Ve İslam’ı en iyi anlayanlardan işte zât-ı muhterem dört halîfe Ebû Bekir-i Sıddık (Radıyallâhu Anh), Ömer Fâruk (Radıyallâhu Anh), Osman-ı Zinnureyn (Radıyallâhu Anh), Aliyel Murtaza (Radıyallâhu Anh) bunlar ve diğer Sahâbîler şanlı Kur’an-ı Kerim’i, İslam’ı iyi anlamışlardı. Onun için Peygamberimiz; “Benim Ashâbım gökyüzünde yıldızlar gibidir, zifiri karanlıkta onların hangisine tâbî olursanız yolunuzu bulursunuz demiş. Ashâbın her biri bir filozoflar filozofu hâline gelmiştir. Tâbiîn bu sermayeyi onlardan almıştır. Tebe-i Tâbiîn sonrakilere devretmişlerdir. Onun için bu ilim deryâsı ekol hâlinde dört mezhebinde ekolünde ilmî deryâsında o gerçek ekol ki bu müçtehitlerin okulları demek. Çok güzel âlimler yetişerek gelmiştir bu okullarda bu dört mezhebin okulu İslâmî ilimleri en iyi öğreten okullardır. Buna ekol de en dersen de mezhepte, İslam’ı bilenlerin yolu demektir ilmin yolu, takip edilen yol. İlmi bilenlerin yolundan mı gideceksin, câhillerin yolundan mı? Mezhebin anlamı, İslam’ı bilen Ulemâ’nın yolunu takip etmek bilmeyenler bilenlerin yolunu takip edecektir. Mezhep kelimesinin de esas bir anlamı gerçek anlamı budur bilmelerin bilenlere tâbî olması. Müçtehitler İslam’ı doğru bilenlerdir, Fâkihlerimiz doğru bilenlerdir. Şimdi müçtehitleri, fâkihleri, gerçek âlimleri bırakalım câhillere mi tâbî olalım? Mezhepsizlik işte oraya götürüyor câhile tâbî oldun mu dinsizliğe köprüyü yaptın işte. Bundan vazgeç, bu bir serseriliktir câhilliğin en büyüğüdür.

Kıyâme Sûresi 12,30 “Sevk ve varılacak olan Rabbin huzurudur.” Buraya hazırlan Allah’ın huzuruna çıkacak hesap vereceksin. Necm Sûresi 42’yede bak bunları hep hatırlattık derslerimize geçti. Kur’an-ı Kerim, Yüce İslam Allah’a nimetlerine çağırıyor.

Değerli kardeşim, ey insanlık âlemi! Yüce Kur’an seni nereye çağırıyor biliyor musun sen? Yüce İslam seni nereye çağırıyor biliyor musun?

Dakika 25:00

Allah’a çağırıyor Allah’ın nimetlerine çağırıyor, ölümsüz hayata en mutlu hayata çağırıyor, tükenmez nimetlere çağırıyor. Ebedî genç kalmak için seni çağırıyor. Gel diyor ebedî genç kalmak istiyor musun? Ebedî hastalık yok, ölüm de yok. Ebedî mutlu kalmak istiyor musun? İşte Kur’an-ı Kerim Yüce İslam seni ölümsüz hayata çağırıyor ki Allah’a çağırıyor. Ölümsüz hayatı sana verecek kimse değil sadece Allah’tır İslam ile Allah bu lütfunu kullarına vaad etmiştir bu Allah’ın lütfudur, senin-benim çalışmakla elde edeceğimiz bir durum değildir. Dünyanın hepsi çalışsa cennetten bir karış yer alamaz gücü de yetmez. Ama Yüce Allah îmân, İslam vesilesi ile cenneti veriyor, bu lütufları veriyor ve seni buraya çağırıyor. Rabbe hangi yoldan gidilir? İslam’ın çizdiği Sırât-ı Müstakîm’den Allah’a gidilir. Görevin nedir seni irşâd ediyor Muhammedî şeriat seni Allah’a götürür, O’nun rızâsına vuslata erdirir. Göğüs ger gayene doğru çalış tercihini iyi kullan. “Dilediğinizi yapın sonunu da hazırlanın.” Bak, burada da meydan okuyor, tehdit ediyor. Kim olursan ol Yüce Allah, şanlı Kur’an tehdit ediyor. Diyor ki: Dilediğini yap ama sonuna katlan. Ben şuyum veya buyum ben benim mevkiim var, makamın var, ordularım var, zenginliğim var. Bunlarla Azrâil’e karşı koyabilir misin? Allah’a karşı koyabilir misin? Hayır. Bunlarla Allah’a itaat et bunları sana Allah verdi. Bunun için küfürden son derece sakındırıyor küfürden, şirkten, nifâktan, zulümden uzak kal diyor.

Bak, “Ebrar’dan” bahsediyor, “Ebrâr” “Berr” tam anlamıyla iyi insan, emri yerine getiren insana “Ebrâr” denir. Allah’ın emrini yerine getiren işte erdemli kişiler bunlar. Müslümanlığını yerine getiren insanlar işte Ebrar’dır. “Bârr” ki Müslümanlığın icaplarını yerine getirir.

İbn-i Abbâs, “kâfur” çeşmesidir kâse doldurulur misk ile mühürlenir cennette bir içkidir cennet şaraplarından bir şaraptır. İbn-i Abbâs, yani cennette bir çeşmedir diyor. Kâse doldurulur misk ile mühürlenir. Bunlar cennete mahsûs özelliklerdir. Dünyada sadece isim benzerliği vardır hiçbir konuda dünyadakilere benzemez. Akıl hayâle gelmez güzellik ve lezzettir onlar. Elinde bir dal cennetlik nereye gitse onunla gider isteyince şarap akar ve istediğini yanında hazır bulur. Bakın orada da bir hikmet var.

Burada Ke’s’ten maksat dolu kadehtir. Dolu kadeh, Zikr-i Sebep İrâde-i Müsebbeb (sebebi söyleyip neticeyi kastetmek). İşte Kur’an-ı Kerim’in az söyleyeyim çok mânâ ifade eden uçsuz bucaksız veciz, mûciz cümleleri mûciz âyetlerine dikkat et!

Dakika 30:05

Sâgar; Kadeh, porselen, kap-kacak gibi dünyadakiler ile İsim benzerliğidir gerçek güzellikleri ise cennete mahsustur. Gerçek hayat âhiret yurdudur. Dünya şarabı biliyorsunuz ki şeytan işi akılları yok eden vücutlara zarar veren bir rics’tir. Mâide Sûresi 90’ıncı âyete bakıver. Dünya şarabı akılları giderir, vücuda zarar verir Allah yasaklamış ve haram kılmıştır kesin. Neden? Akıl gidince geriye ne kalır ki aklı gideren maddeleri İslam yasaklamıştır bunların başında şarap vardır.

Bakara Sûresi 219; “Âhiret şarabına gelince (شَرَابًا طَهُورًا) İnsan Sûresi 21’inci âyet işte bu Sûre-i Celile de: “Tertemiz cennet şarabı” Buna hazırlan buna ölümsüz hayatın şarabı (شَرَابًا طَهُورًا) cennet şarabıdır. Ve nice şaraplar var, teslim şarapları var, diğerleri var… Her içtikçe seni ölümsüzlüğe hazırlıyor Allah’ın lütfu ile her içtikçe seni nur üstüne nurun içine yerleştiriyor ve bütün varlığınla varlığın Allah sevgisi olarak tecellî ediyor yine Allah’ın lütfuyla. (شَرَابًا طَهُورًا) Şarab-ı Tahur Allah sevgisinin şarabıdır, içtikçe bütün varlığınla Allah’a sevilir ve Allah’ı seversin. Kur’an-ı Kerim’in âyetlerinin mânâsı Şarab-ı Tahurdur. Kalbine içir bunu hayat veren nurun derslerini kaçırma! İşte Kur’an çeşmesinden o üniversiteden ders almak oradan içmektir. Niye kendini mahrum ediyorsun? Îmân aşkı, îmân sevgisi, îmân muhabbeti cismânîden rûhânî zevk neşe ebedî mutlak güzellik geçici değil, ebedî mutlak güzellik veriliyor. Nerede? Cennette. Cennette ki o sevgi şaraplarını içtikçe ilâhî muhabbetin nuru tecellî ettikçe Allah seni sevip sen Allah’ı bütün varlığınla sevdikçe işte îmân muhabbeti cismânîden rûhânî zevk neşe ebedî mutlak güzellik seni kuşatıyor ebedî olan güzellikler sana veriliyor. Geçici güzellik değil ebedî gerçek güzellik. İşte bizim hayat veren nurun dersleri bizi bu güzelliğe de hazırlıyor. İster misin bunları? Hemen okula kayıt ol hayat veren nurun dersleri Kur’an’ın kendisidir baştan sona bu dersleri kaçırma dinle, anla, gereğini yap!

Canların feda edildiği eşsiz yüce sevgiliye kavuşmaktır. Sevgiliye kavuşmak istemez misin? Bütün varlığınla beni yaratanı ben sevmeyip de kimi seveceğim? O’na sevilmezsem perişan olmaz mıyım? O’na sevilmeli O’nu sevmeli ya Rabbi ne olur bütün varlığımla seni sevmeyi sana sevilmeyi istiyorum. Ya Rabbel-âlemin senden bunu isteyenlere de lütfeyle bana da lütfeyle.

Dakika 35:30

Bu uğurda çalışanlara lütfeyle Allah’ım affet günahlarımızı. Sen Gaffar, Gafur, Tevvâb ’sın, El-Afüvvü-Rahîmsin helâk etmeden önce bizi affet. Allah’ım! Ya Rabbi senin kulunuz biz sana yalvarıyoruz. Aczimiz, cehlimiz, gafletimiz, çok derin, ya Rabbi bizi bize bırakma lütfeyle. Canlıların feda edildi eşsiz yüce sevgiliye kavuşmak bütün varlığınla şimdiden O’nu sevmek şimdiden O’nun huzurunda olmak böyle yaşamak… O’nun huzurunda durmak kadar sana zevk verecek bir şey olmaz. Çünkü O’nun huzurunda olursan O’nun kapısında fakirlik olmaz. O’nun kapısına gelende sıkıntı olmaz, O’nun zenginliğinden nasîbini alırsın. O Rahmân ve Rahîm, O’nun rahmetinden O’nun engin merhametinden nasîbini alırsın. Îmân ve İslam’ın ile O’nun kapısına gel sadece o kapıda dilenci ol başka kapıya gitme! Kalbini uzat kalbin ile iste, dilenci tasın kalbin olsun. Ya Rabbi! Kalbimi sana uzatıyorum dilenci kabım benim kalbimdir de O’ndan iste, O’ndan başkasının kapısını sakın gitme! İbrahim Ethem’in dediği gibi (Kuddise Sırruhu): “Allah’ım diyor, Senden başkasına gitmek cehenneme dalış yapmaktır” diyor. Kefil ol da cehenneme girmeyin diyor. Sen kefil olursan kurtulurum diyor. Ben kulluk yapmaya ya Rabbi ben mecburum diyor. Ne olur beni başkasına muhtaç etme diyor ve yalvarıyor.

Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil!
Ne niza eyleyelim, ol ne senindir, ne benim denilir.

Dikkat et bu cümleye!

Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil!
Ne niza eyleyelim, ol ne senindir, ne benim

Canı bize kim verdi? Allah. O canı isteyince O’na vermem diyebilir misin? Çünkü o can ne senin ne benim diyor. Can kimin? Can verenindir canları O vermiş O yaratmış. Sen O’na bir can verirsen O sana ebedî ölümsüz canlar hayat bahşediyor. Şehitler O’nun için şehit oluyor acıda duymuyorlar.

Bakın, Âli İmrân Sûresi 169’uncu âyet işte bakın şehitler hakkında… Şehitler niye can verdiler Allah’a? Ölümsüz lütfuyla onlara can verecek hiç de acı çektirmedi. Sıddıklar, Şehitler Sâlihler başta peygamberler onların başında Hazreti Muhammed bulunuyor.

Dakika 40:05

Protokole dikkat et protokolde kim var? Peygamberler var, Sıddıklar var, Şehitler, Sâlihler var. Ya Sıddıklardan ol ya Şehitlerden ol veya Sâlihlerden ol bunlardan birisinden mutlaka ol. Peygamber olamazsın ama Allah’ın lütfuyla Sıddık olabilirsin, Şehit olabilirsin ve Sâlih olabilirsin hiç olmazsa bunların yolunda git de başka yollara sapma! Eğer bunların dışında biri olacaksan bunların yolunda sıkı yürü, yanlış yapma bunların yolundan ayrılma, bunların önünü çeken Hazreti Muhammed’dir Aleyhisselâtu Vesselâm.

Bir de “kâfurdan” bahsedildi bu da, bembeyaz kalbe kuvvet veren bir şarap cennet şarabı.

Bir de “Ayn ’den” bahsetti,  aynen diyor çeşme, pınar,  kaynaklı bu da Cennet-i Âlâ’da. Vâkıa Sûresi 18, 19’da, Saffat Sûresi 45, 47’de de bu konuda bilgiler verildi. Muhammed Sûresi 15’inci âyette de nice cennetteki ırmaklardan bahsedildi süt ırmakları, sâfi bal ırmakları ve cennet şarapları ve şarap ırmakları cennete mahsus bir yine öyle bir su ırmağı ki dünyadaki sulara hiç benzemez. Adı insanlar anlayabilirsin diye adlarını böyle söylenmektedir yoksa aslı oraya mahsustur.

İbn-i Cevzî ’den Abdullah Bin Ahmet: Altın borular vardır diyor su onları takip eder Cennet-i Âlâ ‘da. Sonsuz mutluluk neşesi nezir adak her görevini yerine getiren nezirini de getirmiştir. Yüce Allah kuluna ne söz verdiyse kuluna sözünü lütfu ile pek çok fazlasıyla yerine getirir, nihâyetsiz sınırsız lütufları vardır. Kuldu Allah’a verdiği sözü yerine getir sen ve kulluk görevini yerli yerince yapmaya çalışsın. Nâfilelerle devamlı Allah’u Teâlâ’ya yaklaşır. Neticede Allah’u Teâlâ onun kulağını gözünü ne yapar? Kulağı artık hakkı duyar hakkı görür. Allah Kur’an’ı duyurur hakîkati gözüne gördürür farzları, vacipleri, sünnetleri, müstehapları işleyerek Allah’a yaklaşır Allah’ın muhabbetini, dostluğunu kazanır.

Bir de Müstatîr’den bahsediyor; (Müstetîra) son derece dağılıp yayılma şerri göklere, yerlere yayılır.  Bu “Müstatîr” Mahşer yerinde korkunç îmânsızları kuşatacak olan şerri yerlere, göklere yayılan son derece korkunç bir durum. Şerrin yayılması şerrin kuşatması… Kimi? Îmânsızları, âsîleri, zâlimleri. Katâde’den gelen bir haber bu da.

Bakara Sûresi 177’de de: (لَيْسَ الْبِرَّ) burada da birden iyiliğin ne olduğundan bahsetti o âyette bunlar anlatıldı.

Yine Âli İmrân Sûresi 92’de: Miskin kazanmaktan âciz olanlara yapılan hayra dikkat et! Miskinlere yardım et, yetimlere yardım et, yoksullara yardım sırf Allah için.

Dakika 45:15

Esir; Öldürülme, öldürülmeyenlere iyi davranın iyi bakın, esirlere iyi davranın diye Efendimiz tembih ederdi iyi bakarlardı. Esirler müşrikti müşriklere gayrimüslim esirlere iyi bakın diyen Peygamber Müslümanlar birbirine ne yapmalı? Elbette pekiyi bakmalıdır. Gayrimüslime iyi bakan bir zihniyet birbirinin de kıymetini iyi bilmelidir.

Mü’min kardeşine daha iyi bak bu da Katâde’den gelen haber. Birinci yardım esirlikten kurtarmaktır. Meselâ mü’min kardeşine yardım edeceksin o esirse onu hemen esirlikten kurtarmanın çaresine bak.

Li Vechillah, Allah için yapmalıdır her yaptığını.

Abûs; kara gün çirkin surat, insanları kara günün kuşatmasına da “Abûs” denmiştir.

Mücahit, kalplerini Allah biliyordu kendi canları çekmesine rağmen Allah Celle Celâlühü sevgisi ile ne yapıyorlar – kendileri yemiyor yoksullara yediriyorlardı Allah bunları övüyor.

Bakın,  bir de “kantarîr’den” bahsediyor. Kantarîr: Çatık suratlı, en zorlu dehşetli kıyâmet gününün adıdır “kantarîr” belâsı uzun günr demektir.

Erike,  donatılmış koltuklar cennet köşkleri ağaçlar mü’minlere uzanırlar Cennet-i Âlâ’da nimetleri ile birlikte mü’mine uzanır cennet ağaçları. Gönlünden bir şey çekerse canı çekerse onu yanında hazır bulur istediğini yer zevkine devam eder zevk üstüne zevktir. Gümüş beyazlığı billur durgunluğunda…

Zencebil, hoş kokulu Allah’a yakın olanlar zencebil çeşmesinden içerler. Bu da cennete mahsustur isim benzerliği sadece anlaşılsın diye bir diye söylenir. Orada öyle güzelliktedir ki bunlar tariflere sığmaz. Diğerleri karışık içerler bundan katılır.

“Selsebil”, akımı için kolay, kuvvetli, tatlı istenilen yere akan bir pınarın adı da “Selsebil’dir.” Bu da Mukâtil’den gelen haberdir. Arş’ın altından “Adn Cennetinden” tüm cennetlere akan pınarın adı “Selsebil’dir.” Bu haberi de Katâde vermiştir. Büyük saltanat Efendimiz ve ümmetine vaad olunmuştur. Büyük saltanat ki cennet saltanatıdır hem de dünyadaki İslam’ın yeryüzüne barışı egemen kılma saltanatı da bunun başındadır.

İbn-i Abbâs, “Ne kadar isterlerse o kadar gelir” diyor. Cennette canın ne kadar ne istiyorsa bunlar hazırına gelir.

Fahrettin Râzî, inci diyor saçılınca birbirinin ışığı diğerine vurur daha parlak olur.

Dakika 50:00

İşte Cennet-i Âlâ’da her taraf inciden inci, nurdan nurdur, nur üstüne nur, nûrun âlâ nûr. Sündüs, yeşil ince zarif ipekler Cennet-i Âlâ’da. “İstebrak” kalın sırmalı ipek kumaşlar ki oraya mahsus dünyada bunun isminden başka dünyada benzeri bulunmaz bu da cennete mahsustur. Akıl hayallere sığmaz güzelliktedir.

Yine Buhârî ve Müslim’in rivâyetinde: “Akıllardan geçmeyenleri sâlih kullarıma hazırladım” buyuruyor. Bilinmeyeni bilinen ile anlatmak için bunlar birer teşbihtir cennettekilerin anlatımıdır yoksa cennettekiler hiçbiri dünyadakilere benzemez.

Duhân Sûresi 53’de: “Sündüs ve atlastan elbiseler giyerler Cennet-i Âlâ’da. Aslı Arapça değildir bunun “Sündüs”, “istibrak” bunlar Arapçanın üzerine Kur’an cümleleridir. Her taraf bunlarla donatılmıştır sâlih amellerin simgesidirler her şey oraya özgüdür isim benzerliğinin dışında benzerlik yoktur. Bunu da diyen yine ibn-i Abbâs (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn)’dir. Bildiğimiz gümüş ipek değildir bunlar isim benzerliğidir diğerleri de böyledir. Zevk ve neşe yeridir Cennet-i Âlâ.

İbn-i Kesîr; “En düşük derecede olan diyor dünyanın on katı nimete sahiptir.” “Âyet 20” En yücesi ise Hakk’ın Cemâline kavuşmaktır. Cennetin en asgarisi en düşüğü dünyadan on kat daha büyüktür, en üstünü ise Allah’ın Cemâline nâil olmak ki bu uçsuz bucaksızdır artık. Onun derecesini tarif edemezsin. Kalpler temiz, içler temiz, dışı temiz, dışı miski amber kokar güzellik üstüne güzellik nûr ‘un âlâ nur. Kehf Sûresi 31, Fatır Sûresi 33, Hıcr Sûresi 47’de bu konuda bilgiler verildi. Temizleyen sırf Allah’a Celle Celâlühü yaklaştıran ilâhî tecellîdir. Şaraplar duruluk, hoşluk nur ruh var cismâniyet yok başka sevgilerden temizleyen şarabı sundu. Bu şarap öyle bir şarap ki cennet şarabı (شَرَاباً طَهُوراً) bu şarabı içince Allah sevgisi ile doluyorsa başka sevgiler kaybolur. Dünyada iç bu şarabı, Kur’an-ı Kerim’in mânâsını iyi içersen bu şarabı dünyada içersin Allah sevgisi ile dolar taşarsın. Bir şarabı da kendi sunar bakın, özel Allah kendi sunuyor, erdemli kullarına sunuyor içince coşarlar, uçarlar, ererler, ayrılmazlar. Dikkat et! Allah kendisi bir şarap sunuyor erdemli kullarına, onu içince ne yapıyorlar? Bakın, coşuyorlar Allah sevgisinden uçuyorlar eriyorlar vuslata eriyorlar ve ayrılmıyorlar Cemâlin huzurundan ayrılmıyorlar.

Dakika 55:00

İşte cennet isteyen cennete gitsin, ben seni istiyorum diyen muhabbeti ilâhî ile dolup taşan Allah dostları ne yaparlar? Allah’ım! Ben seni istiyorum seni diyenler işte bunlar erdemliler veya erdemlilerin yolunda gidenler.

İbn-i Fârid, taiyyesinde bana içirdiler de mırıldanma dediler. Hâlbuki bunu “Huneyn Dağı’na” içirselerdi dağlar diyor o zaman muhabbetten dolayı ne yaparlardı? Bütün varlıklarıyla Hakk’ı zikrederler de diyor. Tabii insanlar anlasın diye şarkı söylerlerdi demiş. Tabii buradaki şarkı bugünkü söylenen şarkılar değil, Allah muhabbeti ile dolup taşan Zikri İlâhî,  Hamd-ü Senâ’dır. Tekbirler, tehliller, teşbihlerdir, istiğfarlardır ve Yüce Allah’u Teâlâ’ya duyulan minnettarlıktır ebedî minnettarlıktır. “Bunlar coşarlar, uçarlar vuslata ererler ayrılmazlar.” (Kamer Sûresi 55).

“Sadakat” meclisinde sonsuz bir hükümdarın huzurundadırlar. Sadakat meclisinde kudreti sonsuz bir hükümdarın huzurundadırlar. O hükümdarlar hükümdarı mutlak hükümdar Allah’u Teâlâ’dır. Bu haberi de bize veren Bâyezîd-i Bistâmî’dir (Kuddise Sırruh) Bak, bu işten anlayanlardandır. Bâyezîd-i Bistâmî Âriflerdendir. Bu şarabı içip de uçanlardandır.

Taberî; Yüz erkek kuvveti verilir cennetteki her insana diyor. Tabii oraya göre bir yüce kuvveti, dünyadaki erkeklere göre belki binlerce erkekten daha güçlüdür. Yer, içer, terler miskten daha güzel kokar tuvalet ihtiyacı duymaz cennette tuvalet ihtiyacı duyulmaz oranın yiyeceği-içeceği ona göredir. Ruh melekler âlemindendir. Ruh melekler âlemindendir büyük ve ulu meleklerin cevherlerinden bu ruhlara taşan nurlar susuzluğu gideren güçlendiren tatlı suya benzer. Ruh melekler âlemindendir büyük ve ulu meleklerin cevherlerinden bu ruhlara taşan nurlar tatlı suya benzer ki susuzluğu gideren güçlendiren tatlı suya benzer. Sular ve vasıfları farklı olduğu gibi ulvî nurların kaynakları da böyledir. Kimi “kâfura” soğuk kuru benzer bunun sahibi dünyada korku, sıkıntı ağlama makamındadır. Dikkat et! Kimi “kâfura” benzer bunun sahibi dünyada korku, sıkıntı ağlama makamındadır.

Dakika 1:00:05

Efendimize; “Bu dâvâdan vazgeç!” dedikleri zaman yani Peygamberlik dâvâsından vazgeç dedikleri zaman bakın, Utbe diyor ki: Ben diyor kızımı vereyim sen bu Peygamberlikten vazgeç. Velîd diyor ki: İstediğin kadar mal verelim sen bu Peygamberlikten vazgeç diyorlardı. O Hazreti Muhammed ki, Rabbisinin sevgisi ile dolmuş taşan bir Peygamber Allah’ın sevgilisi murâd Peygamber, peygamberlerin İmâmı, bütün peygamberlerin Sultânı, Evliyâların Sertâcı âlemlere rahmet Peygamberi Allah sevgilisi. Dünya gibi nice dünyaları avcuna koysanız Hz. Muhammed’e siz dünyaları nice dünyaları verseniz Allah sevgisinin zerresine onları değişir mi? Rabbini seven mahlukâta yenik düşmez, Rabbinden yana olur. Kimisi de zencefil gibidir. İnsanların kimisi bakın, “kâfura” benzer, kimisi de zencefil gibidir ona benzer. Bu zencefil gibiler de Allah’tan başkasına az iltifat ederler, maddeye cisimle ilgili olanlara iltifat etmezler veya az iltifat ederler. Görüyorsunuz insanların yapısı farklıdır. Kimisi “kâfur şarabına” benzer cennetteki kimisi “zencefil şarabına” benzer cennetteki bakın, herkesin iç dünyası farklıdır. Dereceleri, makamları, mevkileri farklıdır, rütbeler farklıdır.

Sonra insan ruhu… Fahrettin Râzî ’ye göre: “Kaynaktan kaynağa, nurdan nura nakledilir.” Dikkat et! “İnsan ruhu kaynaktan kaynağa, nurdan nura nakledilir böyle gider” mutlak olan Allah’ın rızâsına Cemâline yükselir sebepler ve sebeplerin neticeleri budur. İşte kişinin ulaşacağı vuslat zirvesi burasıdır. Allah’ın rızâsı ve Cemâline ulaşmaktır. Yoksa ortada ne imtizaç vardır, ne ittihat vardır, ne hulül vardır, ne reenkarnasyon gibi safsatalar yoktur. Muhammedî şeriatın bütün emirleri seni Allah’ın rızâsına Cemâline götürür. Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine, hayat veren nurun derslerine sıkı sarıl buraya ulaş. Allah’ın yücelik ve azâmetinin nuru karşısında diğer nurlarda yok olur. Dikkat et! Allah’ın yücelik ve azâmetinin nuru karşısında diğer nurlarda yok olur. O şaraptan içince böyle olur. Bu durumu bize anlatanda Fahrur Râzî (Rahmetullâhi Aleyh)’dir. Ve bütün âlimlerinize Allah rahmet eylesin, mağfiret eylesin.

İşte kıymetli dostlarımız, bu derslerimizin içeriği her türlü hazineyi içinde bulundurmaktadır. Böylece Allah’ın, Allah’ın ilmindeki ezelî takdir haber veriliyor. Allah’ın ilmindeki ezelî takdir haber veriliyor. Gönül göz aydınlığı nimetler büyük mülk ve saltanat haber veriliyor.

Dakika 1:05:10

Münkirlere ise zincir bukağı ve diğerleri haber veriyor. Duyduk duymadık demesin kimse!

Bükra, erken sabahtan öğleye kadar olan sürede gündüz gece de Allah’a kulluk et ne geceyi, ne gündüzü isrâf etme!

Asîl; ikindi akşamüzeri ki öğleden akşama kadar gündüz namazlarını; sabah, öğle, ikindi gece namazlarını; akşam, yatsı bunları yerli yerince bu ibadetlerini yap. Mi’râc olduğunu huzur ilâhîde olduğunu senin Allah’ın rızâsına Cemâline yükselttiğini bunun bir Mi’râc olduğunu unutma! Gecenin bir kısmı gece namazları akşam ve yatsı, gündüz namazları; sabah, öğle, ikindi beş vakit namaz beş defa Allah’ın huzurunda O’nun Mi’râcın da buluyorsun O’na yükseliyor sun O’nunla buluşuyorsun O, sana senden yakın unutma!

“zirkr-i cüz, irâde-i kül” birini zikredip hepsini kastetmek bir vakti söylerse bütün vakitleri anla, bir namazı söylerse bütün namazları anla, bir haramı söylerse bütün haramlardan sakınmayı anla aklını başına al doğru anla!

Secde, zikredilmiş ama namaz kastedilmiştir. Efendimize farz olan teheccüde de işaret vardır. Yaratılış bağları sinir, damar, kaslar, adaleler vesâire kundaklar, bukağılar… Dikkat et! Sana verilen ne varsa Allah yolunda kullan yoksa bunları tersine döner zincirler bukağılara vurulursun. Yazık olur neticede yazık olur.

Kendilerini helâk edenler aynı beden sağlığında yeniden yaratır Cenab-ı Hak ve cennette mutluluk içinde yaratırken, cehennemde azâba göre sürekli beden yenileniyor azâb üstüne azâb çekiyor. Sorumluluk kula ait, hüküm Allah’a aittir. Yolun biri rahmetine gidiyor, Allah’ın rahmetine, öbür yol ise diğeri Allah’ın azâbına gidiyor. Biri îmân yolu, biri küfür yolu diğer deyimle biri İslam’ın yolu, biri de gayri İslâmî yol yolların hepsi gayri İslâmî yolların hepsi.

İbn-i Kesîr; Hidâyet îmân faydayı elde etmek Allah’ın dilemesiyledir. Kime ne yapacağını en iyi bilendir, akıl vermeseydi akıl edilemez, akıl edilemezdiniz irâde vermeseydi onu yani irâdeyi vermeseydi vermeyi dilemeseydi dileyemezdiniz irâdeniz olmazdı. İzni, izin vermesi olmasaydı yine dileyemezdiniz. Bunlara dikkat et!

Sevgili dostum şimdi de Mürselât Sûresi ne gelmiş bulunmaktayız. Her sûrenin, her âyetin çeşitli nimetleri vardır. Ruhu, kalbi doyuran taşıran feyiz üstüne feyiz, nur üstüne nur veren ilhâmlar, alınacak dersler ibretler vardır. Mükâfat üstüne mükâfatlar vardır. Her dersi iyi anla, iyi dinle hiçbir dersten usanma kaçınma! Yoksa Allah’ın sözleri hiçbirisi boşa söylenmemiştir. Allah’ın sözünün hepsi yücelerin en yücesidir. Bu dersler, işte Allah’u Teâlâ’nın Kitâbı’nın, âyetlerinin Allah sözlerinin dersleridir. Tabiatüstü dersler üniversiteler fakültelerin üzerinde bir fakülte bunların içindeki derslerin üzerinde bir Levh-i Mahfuz’dan Allah’ın ilminden gelen derslerdir. İşte onun için dersimizin adı hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notlarıdır.

Mürselât Sûresi de kıymetli dostlarımız, Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen âyet sayısı elli olan ve sıra numarası yetmiş yedi olan bir Sûre-i Celile’dir. Mina 2da bir mağarada inzâl edilmiştir Sevgili Peygamberimize.

Dakika 1:12:00

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاً﴿١﴾

فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاًۙ ﴿٢﴾

وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراًۙ ﴿٣﴾

فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاًۙ﴿٤﴾

فَالْمُلْقِيَاتِ ذِ كْراًۙ ﴿٥﴾

عُذْراً اَوْ نُذْراًۙ ﴿٦﴾

اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ ﴿٧﴾

فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ ﴿٨﴾

وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ﴿٩﴾

وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ ﴿١٠﴾

وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ﴿١١﴾

لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ﴿١٢﴾

لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ ﴿١٣﴾

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ﴿١٤﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿١٥﴾

اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ ﴿١٦﴾

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ ﴿١٧﴾

كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ﴿١٨﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿١٩﴾

  اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ ﴿٢٠﴾

فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ﴿٢١﴾

 

اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ ﴿٢٢﴾

فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ ﴿٢٣﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٢٤﴾

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتاًۙ﴿٢٥﴾

اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتاًۙ ﴿٢٦﴾

وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ ﴿٢٧﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٢٨﴾

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ﴿٢٩﴾

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ ﴿٣٠﴾

لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ﴿٣١﴾

اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ ﴿٣٢﴾

كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ ﴿٣٣﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ ﴿٣٤﴾

هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ ﴿٣٥﴾

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿٣٦﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٣٧﴾

 صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Dakika 1:14:25

1 – Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere,

2 – Büküp devirenlere,

3 – Yaydıkça yayanlara,

4 – Seçip ayıranlara,

5 – Bir öğüt bırakanlara,

6 – Gerek özür için olsun, gerek uyarı için,

7 – Herhâlde size vaad olunan kesinlikle olacaktır.

8 – Hani o yıldızlar silindiği zaman,

9 – Gök yarıldığı zaman,

10 – Dağlar savrulduğu zaman,

11 – Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman,

12 – Bunlar hangi güne ertelendiler?

13 – Hüküm gününe…

14 – Bildin mi, nedir o hüküm günü?

15 – O gün yalanlayanların vay hâline!

16 – Biz, öncekileri helak etmedik mi?

17 – Sonra geridekileri de onlara katarız.

18 – Biz suçlulara böyle yaparız.

19 – O gün yalanlayanların vah hâline!

20 – Biz sizi âdî bir sudan yaratmadık mı?

21 – Onu sağlam bir yerde oturttuk.

22 – Belli bir süreye kadar.

23 – Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz.

24 – O gün yalanlayanların vay haline!

25 – Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?

26 – Gerek diriler, gerekse ölüler için.

27 – Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı?

28 – O gün yalanlayanların vay hâline!

Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru, hani siz cehennem yok diyordunuz ya girin şu cehenneme!

29 – (Kıyâmeti yalanlayanlara şöyle denir): „Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru.“

30 – „Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme).“

Hani Allah siz üç diyordunuz ya! Şu cehennemin üç çatallı alevinin içine o gölge zannettiğiniz alevinin içine girin üç çatallı gövde gibi görünüyor ama içi ateş azâb dolu.

31 – O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.

32 – O, saray gibi kıvılcımlar atar. Gördün mü?

33 – Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir). Hep onlar ateş sürüleridir.

34 – O gün yalanlayanların vay hâline!

35 – Bugün, konuşamayacakları gündür.

36 – Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyân etsinler.

37 – O gün yalanlayanların vay hâline!

38 – Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

39 – Bir hileniz varsa beni atlatın. Hâşâ! Allah’ı kimse atlatabilir mi?

40 – O gün yalanlayanların vay hâline!

İşte kıymetli dostlarımız, Yüce Allah bu âyetleri ile de kullarını böyle uyarıyor gerçekleri ortaya koyuyor.

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ﴿٤١﴾

 

41 – Kuşkusuz takvâ sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır.

وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ﴿٤٢﴾

 

42 – Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٤٣﴾

 

43 – (Onlara): „Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için“ (denir).

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ﴿٤٤﴾

 

44 – İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükâfatlandırırız.

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٤٥﴾

 

45 – O gün yalanlayanların vay hâline!

كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ﴿٤٦﴾

 

46 – Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız.

Yakalanıp götürüleceksiniz dünya da az bir miktar kalacaksınız. Azrâil’in orduları Aleyhisselâm yakalayıp götürecek. Siz de inanmayın burnunuzdan gelecek inkârcılar, ey inkârcılar!

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٤٧﴾

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ﴿٤٨﴾

 

47 – O gün yalanlayanların vay hâline!

48 – Onlara: „Rükû edin“ denildiği zaman etmezler.

Onlar rükû etmezler, secdeye kapanıp namaz kılmazlardı. İşte sonuç;

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ﴿٤٧﴾

فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ﴿٥٠﴾

 

49 – Vay hâline o gün yalanlayanların!

50 – Artık bundan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar?

Dakika 1:20:35

İş işten geçti Azrâil geldi canını aldı bundan sonra sen neye inanacaksın işin bitti. Bu duruma düşme hemen Müslüman ol hemen fazla düşünmene bile gerek yok hakîkat ortada. Aklın varsa zerre kadar hemen Müslüman ol bir nefes sonraya bırakma! Müslüman ol da kendini kurtar Allah’ın merhametine, rahmetine mazhâr ol. Corcî Zezdân’lar gibi aldanma! Muhammed hiç aldanmadı, aldatmadı. Ama onu tanımayanlar hep aldandılar. Hz Muhammed Allah’ın en büyük Peygamberi evrensel bütün çağların, bütün milletlerin Peygamberi âlemlere rahmet Peygamberi…

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Kıymetli dostlarımız,

Mürselat Sûresi’nin baş âyetlerine şöyle bir bakınca; Gönderilenler, büküp devirenler, yayanlar, ayıranlar, bırakanlar… Bunlar kim? Allah’ın orduları Allah’ın emrinde görevli ordular, melekler, rüzgârlar, şanlı Kur’an-ı Kerim’in âyetleri, peygamberlerin gönderiliş kalplere gelen teşviki hâller. Örfi idâre sıkıyönetim. Bir gün Yüce Allah bu âlemlerde sıkıyönetim uygulayacaktır. Örfi idâre, artık bütün zâlimlere yakalayıp mahşere getirilecek bütün mazlumlar da gelip hakları alınacaktır. İşte “urfen” peş peşe birbiri ardınca bir sıkıyönetim idâresi Allah’ın orduları âlemleri kuşatmıştır. Ölüleri diriltmek “neşran” harekete geçirmek Yüce Allah’ın vaadidir bunlar bir, bir yerini bulacaktır. İlhâm Melekleri, olaylar, kuvvetler “zikran” kâinatın işini düzenlemekle görevli melekler… Zemahşerî, meleklere çeşitli görevler için ne yapılmış? Görevler verilmiş, emirler verilmiş. Özür tövbe edip özür dilemek, mâzûr kılmak kabahati silmek için.

Nüzür, Nimeti tabiat veriyor diyenleri uyarmak, korkutmak için azâb rüzgârları, rahmet rüzgârları… Dikkat et! Bunlar birer birer Allah’ın emrinde hareket ederler. Keşşâf da bunu böyle duyurmuş. İbn-i Kesîr; rüzgârlar melekler demiştir. Nimeti tabiat veriyor diyenlere ve diğer yanlış yolda gidenleri Cenab-ı Hak uyarıyor. Nimeti tabiat vermez, tabiata Allah hükmeder emreder tabiatta Allah’ın kânûnları işler.

Şanını yüceltmek için beş şeye Cenab-ı Hak yemin etti bunları şereflendirmek içindir bunların kıymetini insanlara bildiriyor.

Dakika 1:25:00

Kıyâmetin vuku bulacağına dâir yemin etti. Kıyâmet kopacak insanlar mezarından fırlayıp kalkacak. Kur’an-ı Kerim âyetleri iyilik için veya ardarda gönderilen kuvvetler, melekler peygamberlerin ümmetlerine karşı şehâdet edecekleri vakit kıyâmet günü. Fasıl günü, hüküm günü, hakkı bâtılı ayırma günü.

Veyl: Vay hâline, yazık yazık! Helâk oldu uçuruma yuvarlandı. Kimler? Gerçeği yalanlayanlar, İslam gerçeği yalanlayanlar. “Veyl” deresi veyl kapısı cehennemde bir dere, bir vâdi var ki cehennemde bir vâdi var ki cehennem vâdisi işte hakîkati yalanlayanların cehennem vâdisine veyl deresine cehennemin bütün pislikleri aktığı dere. Kanlar, irinler, deriler, vücut parçaları… Dağları ufalayıp savuracak olan emri ilâhî.

“Mükezzibin” hüküm gününü inkâr edenler azâbı inkâr yalanlayanlar, Allah’ın ilmini, gücünü, kuvvetini yalanlayanlar, insanın aczini yüce her şeye kâdir yüce kudreti yalanlayanlar, nimetlerini inkâr etmeleri ile ilgili bütün gerçekleri yalanlayanların vay hâline ki bunlar cehennem vâdisine, veyl deresine doğru…

Kifât: Sıkışarak toplanma yeri kapı altı “tokat” tutuklama evi. Kaçak hayvanların bekçi tarafından hapsedildikleri yerlere nasıl “tokat” deniyorsa işte bu hakîkati yalanların tutuklama evi de cehennemdir.

Revasî: Oturaklı dağlar “revasî”.

Şamihat:  Haşmetli, yüce, ulu, başını kaldırmış inkârcılar defolun diye azâba sevk alınacaklar. Bunlar defolup cehennemi boylayacaklar. Üç çatallı cehennem dumanı… Atâ; “Kâfirler bunlara koşacaklar ateşten korur diye birbirinden en kötü olarak bulacaklar, gölge sanacaklar cehennemin çatallı üç çatallı dumanını.” Niye üç çatallı dedi acaba dikkat edin! (Mâide 109’uncu âyet). Peygamberleri topladığı gün Cenab-ı Hak soracak size ne cevap verildi? Ümmetlere peygamberler geldi o ümmetler peygamberlere ne cevap verdi Allah bunu soruyor. Peygamberler derler ki: “Sen gizlileri her şeyi bilensin. Biz bilmeyiz sen bilirsin” dediler. Bu Tefsir-i Kebîr.

Bir de Ebû Hayyân, İbnu Abbâs’tan (Radıyallâhu Anhü) bu hitap haça, haça tapanlardır. Üç çatallı cehennem ateşine, cehennem azâbına gidenler haça tapanlardır bu haça tapanlaradır. Taptığınız haçın gölgesine gidin denecek. “Şuab” çatallılar çatallar ki haçın gövdesi ve kolları.

Dakika 1:30:00

Mü’minler Arş’ın gölgesine giderken haça tapanlar, Allah’ı üçleyenler ve Allah’a şirk koşanlar işte çatallı cehennem azâbına koşacaklar. Mü’minler ise Arş’ın gölgesinde korunacaklardır mahşerin bütün sıkıntılarından kurtulacaklardır Yüce Allah’ın lütfu yine Allah’ın lütfu ile Hz Muhammed’in şefaati ile.

Fahrettin Râzî; Mahlûklar arasında hükmedeceği gündür “fasıl günü” Tefsir-i Kebirinde. Hristiyanların teslis inancının burada üç çatallı cehennem azâbı simgesidir haç onu temsil eder ve etmektedir. Büyük kurtuluşu haçtan bekliyorlardı o hac neticede cehennemden üç çatallı azâbın içine götürdü. O çatallar, kıvılcımlar, köşkler, saraylar gibi. O üç çatallı ateş dumanın içinde ne var biliyor musunuz? Köşkler, saraylar gibi ateş parçaları kaynıyor ateş saçıyor o ateşler, kıvılcımlar kızıl erkek deve sürüleri gibi peş peşe gider o ateş sürüleri.

İbil deve; nâka bunlar dişi deve; cemel “hopa” erkek deve “cimale” de çoğuldur erkek develer iri iri kızıl hopalardır daha güçlüdürler. Onun için burada dikkat et o gölgenin içi iri deve sürüleri gibi ateş saçan ateş parçaları peş peşe akıp gidiyor. Haça tapanlar işte orada, Allah üç diyenler orada, üç birdir bir üçtür diyenler orada, Allah’ın şeriki,  naziri var diyenler orada, Allah’ı başkasına benzetenler orada müşrikleri oraya.

Ahmet Bin Hanbel İbni Mâce Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselam: “Bir gün avucuna bir tükürüğünü mübârek tükürüğünü tükürdü Allah’u Teâlâ Celle Celâlühü; “Ey Âdemoğlu! Beni nasıl âciz bırakacaksın ben seni böyle bir şeyden tükürük gibi bir sudan yarattım, sümük gibi bir sudan yarattım. Sana şekil verip düzgün yapılı kılınca elbisene bürünür yürüdün yürüyüşünden yer ses çıkarıyordu mal topladın yolunda harcamadım canın boğaza gelince sadaka vereceğim dedin. Nerede sadaka verme vakti! Önce aklın neredeydi şimdi artık geberdin geberiyorsun şimdi mi aklın başına geldi?” diye Peygamberimiz bu ibret dolu kıssayı anlattı. Bu haberi işte adı geçen muhaddislerimiz nakletmektedirler.

Tâhâ Sûresi 52de: “Yerden yarattık tekrar oraya döndüreceğiz sizi tekrar oradan çıkaracağız. Yerin altı ölüleriniz ile dolu üstü de dirileriniz ile.”  Bunu da Şâbî, İbn-i Kesîr haber vermektedir. Dağlar yeri sallanmaktan korur gazlar, buharlar, sıkışmış yanıcı maddeler ve emsâli sebebiyle sallanıyor rüzgâr önünde kuş tüyüne dönerdi ve dünya sürekli sallandırdı. Dağlar üzerine oturtuldu.

Dakika 1:35:10

Ulu dağların üzerine bulutların meydana gelmesi karaların, yağmurların meydana gelmesi nehirler, gözeler, denizler ve denizlerin, okyanusların oluşması yeryüzü ve bitkiler için bereketler deposudur. Şu nimetlere bak! Kur’an-ı Kerim’in eşsiz yüce güzel sırları var ki Allah’ım sana Hamd-ü Senâlar olsun. Bunca nimetlerin karşılığında nasıl şükredeceksin? Bari isyân etme de gücün yettiği kadar Allah’a itaat et. (Rum Sûresi 57): “Zâlimlere mâzeretleri fayda vermez.” Bahir Mukâtil “Sakif Kabilesi” “biz eğilemiyoruz bizim için ardır namazı bizden kaldır” dediler. Bakın, namazı istemeyen “Sakif Kabilesi”. Efendimiz bunlara Hz. Muhammed Aleyhisselâtu Vesselam: “Namazı olmayan dinde hayır yoktur” buyurdu.

Kurtubî; on kez tekrarlanan konuların izâhına göre her konu ayrıdır. O gün vay hâline yalanlayanların demiştir, dikkat edilmesi gerekmektedir.

Nebe Sûresine gelmiş bulunmaktayız sevgili izleyenler. Hayat veren nurun dersleri ölümsüz hayata seni hazırlayan keşif notları ve irşâd notları adlı dersimiz Nebe Sûresi’ne gelmiştir.

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Kıymetli izleyenler,

Nebe Sûresi’ Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerimizdendir kırk âyettir, yetmiş sekizinci sıradadır. Şimdi bu nur saçan Kur’an-ı Kerim’in bu sûrenin yüce âyetlerinin yüce öz anlamlarına şöyle bir bakalım, hem metnini okuyalım hem mânâsı metni Allah kelâmı olduğu için okunmalı oradan feyiz üstüne feyiz alınmalıdır. Kur’an-ı Kerim’i sık okuyun içini anlamaya çalışın lafzını da, mânâsını da okuyun. Lafzı Allah’ın kelâmı mânâ o lafzın içinde bulunuyor. Ne lafzından yüce nazmından mahrûm kalmayın. Her okumada her harfine asgaride on nur veriliyor. Onun için biz dersimizde âyetleri sıra ile okuyoruz ki hem nazmından, hem mânâsından hem kendimiz faydalanalım hem karşıya bu nur bu sevap yansısın herkes feyiz alsın.

Dakika 1:39:20

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ ﴿١﴾

عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ ﴿٢﴾

اَلَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ﴿٣﴾

كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ ﴿٤﴾

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ ﴿٥﴾

اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ﴿٦﴾

وَالْجِبَالَ اَوْتَاداًۖ ﴿٧﴾

وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجاًۙ ﴿٨﴾

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاًۙ ﴿٩﴾

وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاساًۙ ﴿١٠﴾

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاًۖ ﴿١١﴾

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعاً شِدَاداًۙ ﴿١٢﴾

وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ ﴿١٣﴾

وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ ﴿١٤﴾

لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَاتاًۙ ﴿١٥﴾

وَجَنَّاتٍ اَلْفَافاًۜ ﴿١٦﴾

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتاًۙ ﴿١٧﴾

 

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجاًۙ ﴿١٨﴾

وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَكَانَتْ اَبْوَاباًۙ ﴿١٩﴾

وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَاباًۜ ﴿٢٠﴾

اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداًۙ ﴿٢١﴾

لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ ﴿٢٢﴾

لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ ﴿٢٣﴾

لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ ﴿٢٤﴾

اِلَّا حَم۪يماً وَغَسَّاقاًۙ ﴿٢٥﴾

جَزَٓاءً وِفَاقاً ﴿٢٦﴾

اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباًۙ ﴿٢٧﴾

وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ ﴿٢٨﴾

وَكُلَّ شَيْءٍ اَحْصَيْنَاهُ كِتَاباً ﴿٢٩﴾

فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَاباً۟ ﴿٣٠﴾

1 – Birbirlerine neyi soruyorlar?

2 – O büyük haberden (kıyâmetten) mi?

3 – Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.

4 – Hayır, ilerde bilecekler.

5 – Hayır hayır, ilerde bilecekler.

6 – Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?

7 – Dağları da birer kazık kılmadık mı?

8 – Sizleri çift, çift yarattık.

9 – Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10 – Geceyi bir örtü yaptık.

11 – Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.

12 – Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.

13 – İçlerine ışık saçan bir kandil astık.

14 – Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.

15 – Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.

16 – Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).

17 – Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.

18 – O gün Sûr’a üflenir, bölük, bölük gelirsiniz.

19 – Gök de açılmış, kapı, kapı olmuştur.

20 – Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur.

21 – Kuşkusuz cehennem gözetleme yeri olmuştur.

22 – Azgınlar için son varılacak yer olmuştur.

23 – Orada çağlarca kalacaklardır.

24 – Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.

25 – Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).

26 – Bir cezâ ki tam yaptıklarına uygun.

27 – Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı.

28 – Âyetlerimizi yalanlaya, yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı.

29 – Biz ise her şeyi sayıp bir kitâba geçirmişiz.

30 – (Onlara): „Şimdi tadın (cezânızı). Artık size azâbınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız“ (denir). Azâb üstüne azâb arttıracağız.

“Allâhümme ecirnî minen nâr ve edhılnî mine’l cenneti meâl ebrâr. Allâhümme ecirnâ minen nâr”

Ya Rabbi! Senin azâbından senin affına, merhametine, mağfiretine sığınıyoruz ya Rabbi.

Kıymetli dostlarımız,

Sizlere Amme Sûresi’nin bu âyetlerine kadar bu gerçekleri özünü bildirdikten sonra şimdi diğer âyetleri ile dersimizi yürütüyoruz.

Dakika 1:44:37

اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازاًۙ﴿٣١﴾

 

31 – Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.

 

حَدَٓائِقَ وَاَعْنَاباًۙ ﴿٣٢﴾

 

32 – Bahçeler var, bağlar var, cennet var.

وَكَوَاعِبَ اَتْرَاباًۙ ﴿٣٣﴾

 

33 – Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.

وَكَأْساً دِهَاقاًۜ﴿٣٤﴾

34 – Dopdolu kadehler var.

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباًۚ ﴿٣٥﴾

 

35 – Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan aslâ ebedî duyulmaz.

Yalanda duyulmaz boş bir sözde işitmezler.

جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَاباًۙ ﴿٣٦﴾

 

36 – (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).

رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباًۙ ﴿٣٧﴾

 

37 – O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân’dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.

İşte kıymetli dostlar,

 

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفاًّۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَاباً﴿٣٨﴾

ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ مَاٰباً ﴿٣٩﴾

 

38 – O gün ruh ve melekler sıra, sıra dururlar. Rahmân’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler.

39 – İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar.

اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَاباً قَر۪يباًۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَاباً ﴿٤٠﴾

 

40 – Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: „Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım.“

İşte kâfir yok olmak isteyecek ama yok olma şansı da yok, ölme şansı yok artık herkes hak ettiği azâbı çekecektir kimsenin yanına kalmadı kalmayacaktır. İşte aziz dostlarımız kıymetli izleyenler, Kur’an-ı Kerim nur saçıyor hayat veriyor hayat veren nurun derslerini de dünyaya okutuyor. Bu dersleri okumak istemeyen bundan kaçanlar yakalanıyor. Allah’tan kaçış olmaz Allah’ın rızâsına cemâline koş kurtuluş orada. Cenab-ı Hak bu Sûre-i Celîle de bize bu gerçekleri duyurdu. Peygamberlerin şahitlik vakti tâyin edildiği zaman kıyâmet kopmuştur. Kur’an-ı Kerim’den sonra hangi söze inanacaklar? Kur’an-ı Kerim’e inanmayan neye inanacak? Allah’ın Celle Celâlühü en büyük son Kitâb’ı geçmişi şahitliğini yapan, geleceğin delillerini içinde toplayan Allah’ın en son evrensel tam hidâyet, rahmet Kitâb’ına inanmayan neye inanacak. Başka ilâh yok ki başka ilâh’a inansa yok ki başka kitap da yok. Önceki kitaplar Kur’an-ı Kerim tarafından yenilenmiş onların yolundan sapmış insanoğlu Kur’an-ı Kerim’le Allah geçmişi yenilemiş ve Kur’an-ı Kerim’in tasdikinden geçmeyen hiçbir ilâhî kitap ilâhî kitap değildir. Kur’an-ı Kerim’in Hazreti Muhammed’in tasdikinden geçecektir. Kur’an-ı Kerim’e inanmayan neye inanacaktır? Cenabı Hak bunu soruyor bunu, Allah’u Teâlâ soruyor bunu, buna inanmayan neye inanacak diyor nerde soruyor? 50’nci âyete bakarsan görürsün işte o zaman anlarsın. Mürselât Sûresi’nin 50’nci âyetine bakıver Allah bunu soruyor. “Hz. Muhammed’in Peygamberliği için belirlenen vakit ve hüküm günü…” şöyle bir dikkat et!  Haber dirilme kudretinin delillerindendir. Delil burada zikredilmiştir Kur’an-ı Kerim ve peygamberlikte zikredilmiştir. Yani gerçek haber Kur’an-ı Kerim’in kendisi ve onun verdiği haberlerdir, Hz. Muhammed’in Peygamberliğidir, kıyâmet günüdür,  mahşer gününde ki olaylardır. Tüm Kur’an-ı Kerim’in Hz Muhammed’in verdiği haberler büyük haberler kesin hak haberlerdir. Nebe Sûresi en büyük haber işte “Nebe” demek en büyük haber kesin haber Peygamberin Aleyhisselâtu Vesselâm’ın gönderilmesi haberi Muhammed geldi âhir zaman Peygamberi.

Dakika 1:52:28

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 65 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}