Tefsir 489-01

489- Tefsir Ders 489 hayat veren nurun keşif notları

489- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 489

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(Abese Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 42’nci Âyet-i Kerime’ler)

(Tekvir Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 29’uncu Âyet-i Kerime’ler)

 

Kıymetli dostlarımız,

Abese Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilmiş âyet sayısı kırk iki sıra numarası sekseninci numaradadır. Bu sûrede ibretlerle,  hikmetlerle dolu Sûrelerimizden biridir, her sûrede olduğu gibi.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

عَبَسَ وَتَوَلّٰىۙ ﴿١﴾

اَنْ جَٓاءَهُ الْاَعْمٰىۜ﴿٢﴾

   وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰىۙ﴿٣﴾

  اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّ كْرٰىۜ﴿٤﴾

  اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰىۙ ﴿٥﴾

فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰىۜ﴿٦﴾

1 – (Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.

2 – Kendisine âmâ geldi, diye.

3 – Ne bilirsin, belki o temizlenecek?

4 – Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.

5 – Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince,

6 – Sen ona yöneliyorsun.

وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰىۜ ﴿٧﴾

وَاَمَّا مَنْ جَٓاءَكَ يَسْعٰىۙ ﴿٨﴾

وَهُوَ يَخْشٰىۙ﴿٩﴾

فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰىۚ ﴿١٠﴾

 كَلَّٓا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌۚ﴿١١﴾

  فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۢ﴿١٢﴾

 ف۪ي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍۙ ﴿١٣﴾

مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍۙ ﴿١٤﴾

بِاَيْد۪ي سَفَرَةٍۙ ﴿١٥﴾

 

كِرَامٍ بَرَرَةٍۜ ﴿١٦﴾

قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَٓا اَكْفَرَهُۜ ﴿١٧﴾

مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُۜ ﴿١٨﴾

مِنْ نُطْفَةٍۜ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُۙ ﴿١٩﴾

ثُمَّ السَّب۪يلَ يَسَّرَهُۙ ﴿٢٠﴾

Kıymetli efendiler,

7 – Onun temizlenmemesinden sana ne? Diyor Cenab-ı Hak.

İnanmak istemeyenlere, küfürde ısrâr edenlere baktım ki diyor bunlar inanmak istemiyorlar, küfür şirk pisliğinden temizlenmek istemiyorlar onların temizlenmesinden sana ne diyor. Kur’an’dan İslam’dan ders almak isteyenlere öğüt almak isteyenlere öğüt ver diyor.

8 – Ama sana can atarak gelen,

9 – Allah’tan korkarak gelmişken,

10 – Sen onunla ilgilenmiyorsun.

11 – Hayır hayır, sakın. Çünkü o Kur’an bir öğüttür.

12 – Artık dileyen onu düşünür.

13 – O, değerli sahifelerdedir.

14 – Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.

15 – Yazıcıların ellerindedir,

16 – Değerli, iyi yazıcıların.

17 – O kahrolası insan, ne nankör şey.

18 – O yaratan onu hangi şeyden yarattı?

19 – Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.

20 – Sonra ona yolunu kolaylaştırdı.

ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُۙ ﴿٢١﴾

ثُمَّ اِذَا شَٓاءَ اَنْشَرَهُۜ ﴿٢٢﴾

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَٓا اَمَرَهُۜ﴿٢٣﴾

 

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ ﴿٢٤﴾

اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَباًّۙ ﴿٢٥﴾

ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقاًّۙ ﴿٢٦﴾

فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَباًّۙ ﴿٢٧﴾

وَعِنَباً وَقَضْباًۙ ﴿٢٨﴾

وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ ﴿٢٩﴾

وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ ﴿٣٠﴾

وَفَاكِهَةً وَاَباًّۙ ﴿٣١﴾

مَتَاعاً لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ ﴿٣٢﴾

فَاِذَا جَٓاءَتِ الصَّٓاخَّةُۘ ﴿٣٣﴾

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخ۪يهِۙ ﴿٣٤﴾

وَاُمِّه۪ وَاَب۪يهِۙ ﴿٣٥﴾

وَصَاحِبَتِه۪ وَبَن۪يهِۜ ﴿٣٦﴾

لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْن۪يهِۜ﴿٣٧﴾

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌۙ ﴿٣٨﴾

ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌۚ ﴿٣٩﴾

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌۙ ﴿٤٠﴾

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌۜ ﴿٤١﴾

اُو۬لٰٓئِكَ هُـمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ ﴿٤٢﴾

Dakika 5:07

Çok kıymetli azîz ve muhterem dostlarımız,

Yüce Rab bakın ne diyor;

21 – Sonra onu öldürdü de kabre koydurdu.

22 – Sonra dilediği vakit onu tekrar diriltir.

23 – Hayır hayır, doğrusu o, hiç Allah’ın emrini tam yerine getirmedi,

24 – Bir de o insan yiyeceğine baksın.

25 – Biz o suyu bol bol döktük.

26 – Sonra toprağı nasıl da yardık.

27 – Bu sûretle orada ekinler bitirdik.

28 – Üzümler, yoncalar,

29 – Zeytinlikler, hurmalıklar,

30 – İri ve sık ağaçlı bahçeler,

31 – Meyveler, çayırlar bitirdik.

32 – Siz ve hayvanlarınız faydalansın diye.

33 – Kulakları sağır eden o gürültü geldiğinde,

34 – O gün kişi kaçar, Kimden?  Kardeşinden…

35 – Anasından, babasından…

36 – Eşinden ve oğullarından.

37 – Onlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır. (Kaçar da kurtulur mu kimse kurtulamaz.)

38 – Yüzler var ki, o gün parıl, parıl…

39 – Güler, sevinir.

40 – Yüzler de var ki, o gün tozlanmış,

41 – Onları karanlık bürümüş,

42 – İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Yanlış yol tutanlar işte onlardır diyor Yüce Rabbimiz. Kıymetli efendiler, ne yapıp yapmalı Allah’a itaat etmeli, yanlıştan kurtulmalı, Sırât-ı Müstakîm’ in tam yolcusu olmalıdır. Yoksa yazık olur hem de pek yazık.

Şimdi Abese Sûresi’nin bu âyetlerinin öz anlamından sonra sizlere bir de bunları açıklayan açıklığa kavuşturan keşif notlarından bahsedelim.

İbn-i Abbâs’tan gelen haberde Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm Efendimiz; Kureyş’in ileri gelenlerine konuştuğu esnada bunlardan Utbe bin Rebiâ ve Ebû Cehil bin Hişâm, Ümeyye bin Halef, Abbâs bin Abdülmuttalib ki bunların îmâna gelmelerini çok istiyordu. Ümeyye bin Halef ile Efendimiz fısıltı hâlinde iken Ümmü Mektum geldi. Ümmü Mektum, biliyorsunuz ki bir âmâ idi. Kur’an-ı Kerim’den âyet okumasını istedi Peygamberimize geldi. Ya Rasûlallah bana Kur’an’dan âyet oku diyordu Peygamberimiz başkalarıyla meşguldü. Bana öğret dedi İbn-i Mektum tekrar tekrar söyledi. Körler, sefiller, köleler onun peşinden gidenler diyeceklerdi. Efendimiz ona aldırmadı âmâya öbür kodamanların Müslüman olmalarını çok istiyor onlarla ilgileniyordu âmâ ile ilgilenmedi ona aldırmadı da döndü öbürlerine konuşmaya devam etti. Sözünün kesilmesinden hoşlanmadı sözünün biteceği kalkacağı an “Abese Sûresi” bu sûre nâzil oldu. İbn-i Abbâs’tan gelen haber böyle.

Dakika 10:05

Abdullah’ı (Radıyallâhu Anhü) gördükçe yani Ümmü Mektûm’u gördükçe hakkında Rabbimin sitem ettiği der hatırını sorardı, ihtiyacını sorardı abasının üstüne onu oturdu. Ümmü Mektûm, Hz. Hatice’nin dayısının oğluydu idi ilk Muhâcirlerdendi. Ümmü Mektûm Annesi Atike’nin künyesidir. Fakirler onun meclisinde “Emir” gibiydiler. Peygamber Efendimizin meclisinde o fakirler, garibanlar sanki birer komutan gibiydiler. Medine’de Efendimiz gazalarda iki defa kendi yerine Ümmü Mektûm’u bırakmıştır namazda kıldırmıştır.

Enes Bin Malik’ten gelen haber de; Kadisiye Savaşında siyah bayrak zırhla âmâ olan Ümmü Mektûm’u görmüşlerdir. Âmâ bir zâtın bu hâli ise kerâmetidir aynı zamanda Efendimizin müezzinidir ikinci ezanı sahurdan sonra Ümmü Mektûm okurdu. İşte kıymetliler, öğüdün kimlere fayda vereceğini burada Cenab-ı Hak anlatıyor duyuruyor ve uyarıcının kendinden başlamasını da istemiştir.

Ebû Hayyân; “Dağdan taştan sesin yankı yapmasını beklemek gibi ona özeniyorsun.” Yani kodamanların Müslüman olmasına Peygamber Efendimiz istiyor onlara nasihat ediyor. Şanlı Kur’an’dan faydalanmak istemeyenden sana sorumluluk gelmez isteyenden ise sorumluluk gelir. Gözleri görmese de kalp gözü kulağı açık o kalp kulağı, kalp gözü açık olanı bırakıp kalp gözü kör, kulağı sağırlara boşa uğraşıyorsun. İşte burada çok yönlü dersler verilmektedir.

Tezkire: Hatırlatmak, belletmek, Kur’an âyetlerini öğretmek.

Suhuf: Sahifeler, inen kitaplar toplanıp şirazelenerek ciltlenmiş olana “Mushaf” denmektedir. Hem ezberleniyor şanlı Kur’an ağaç, deri, taş, kemik, yaprak gibi düz nesnelere yazılmış özenle korunmuş “Hz. Ebû Bekir” zamanı toplanmıştır şanlı Kur’an. Levh-i Mahfuz da yazılı olanlar ve Kur’an-ı Kerim’in sahifeleri yukarı el üstünde tutulması gereken, temiz tutulması gereken Allah’ın Kitâb’ı Kur’an-ı Kerim onun için abdestsiz Kur’an-ı Kerim’e el sürülmez temiz tutulur. Sefere Kâtip, Hâtib, kitap kitapları taşıyan, süpüren temizleyen, sifâret sefâret elçi, esfer, süffe, sâfir, yolcu, yazıcı elçi melekler… Yani burada anlatılmak istenen burada “sâfir’den” maksat yazıcı elçi meleklerdir.

Dakika 15:20

“Temiz olandan başkası Kur’an-ı Kerim’e el süremez.” Vâkıa Sûresi 79 ‘uncu âyette: (لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ) buyrulmuştur. (Naziât Sûresi 5) “İş çevirenlere andolsun” diyor.

Kıymetli dostlarımız,

Yine İbn-i Abbâs’tan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) gelen haberde: “Sefere açmak kitapları yazan kâtipler…” Hem melekler, hem Peygamberimizin özel kâtipleri Kur’an-ı Kerim hem yazılıyor hem ezberleniyordu. Asırlardır Kur’an-ı Kerim ezberlerde okunarak geldi, korunarak geldi. Ehl-i Sünnet Ve’l Cemâat âlimleri de güzel anlayarak anlatarak gelindi ve kesin belgelerle korunarak geldi.

Kiram: Kerimin çoğulu kerâmet değer verilenler iyilik seven şefkatli mağfiret talep ederler. Bunlar, Kirâmen Kâtibin melekleri mü’minler için bunlar mağfiret talep eden meleklerdir. İşte Cenab-ı Hak bunları da bize duyurmaktadır. Bakara Sûresi’nde, “berrin” çoğulu çok hayır sahibi, “barrin” çoğulu da doğru takvâ ehli.

“Ebrâr” insanoğlunun insanoğlundan takvâ “ebrâr”dır ki bunların sayısı azdır. Bakara Sûresi çokluk bildiriyor melekler hepsi takvâlıdır. Melekler âsî olmazlar melekler Allah’a âsî olmazlar.

Buhârî Şerif’in, Müslim’in, Kütübü Sitte’nin de rivâyet ettikleri hadis-i şerifte: “Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek okuyanın misâli sıfat ve şânı değerli ve takvâ sahibi elçilerle berâberdir. Kendini zor geldiği hâlde taahhüt edip çalışarak okuyanın misâli ise ona iki ecir vardır.” Düşün uyanık ol tezkire işte budur. Bilinenden bilinmeyene doğru harekete hızlandır nimeti verenden gücünden gâfil olma! Yaratılışından ölümüne kadar ki nimetleri unutmak, öğüt kabul etmemek nankörlüğün en hayret verenidir nankörlüğün en hayret verecek biçimidir. İnsanın ölüsünü, dirisini saygıya değer kıldı. Ey insanoğlu! Kıymetini bil, seni yaratana kul ol.

İnşâr: Diriltmek. İnsan istenen olgunluğa ermedi tamamıyla emri yerine getirmedi istisnâlar hâriç. İnsanlık ilerleme ve olgunluğa muhtaçtır. Ebu Bekir (Radıyallâhu Anh);

“Ah ne olurdu o tamam olsaydı”.

Dakika 20:05

Burada Ebû Bekir’in büyüklüğünü Allah korkusunun nedenli şiddetli olduğunu göstermektedir.

İbn-i Kesîr; “Rızkını, ecelini, amelini, mutlu-mutsuz olacağını takdir ettiği” her şeyi takdirin içinde bellidir. Sebe Sûresi 13’te: (وَقَل۪يلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ) “Şükreden kullarım pek azdır” diyor Cenab-ı Hak.

Enbiyâ Sûresi 30’da: (وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَٓاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّۜ) “Her canlıyı sudan yarattık” diyor. “Yeryüzünü müşkül hâlinde görürsün su ile harekete geçer kabarır.” Ana-babanın idrar yolundan çıkan nasıl kibirlenir? Ey insanoğlu! Sen ana-babanın idrar yolundan çıkan bir sudan yaratıldın, sen nasıl kibirlenir de Allah’a karşı koyarsın? Bunu da Hasan-ı Basrî 20’nci âyeti açıklarken bu keşifte bulunmuştur.

“Alet” boynu kalın, “fakihe” yaş-kuru meyve, “ebbâ” çayır, otlak, yem, çerez gibi… Ebû Bekir’e “eb’den” sorulunca: “Bilmediğim şey hakkında konuşursam hangi gök gölgelendirir, hangi yer barındırır” demiştir. Bakın, bilmediğine katiyyen cevap vermiyor Ebû Bekir. Verirsen diyor bakın, “Hangi gök gölgelendirir, hangi yer barındırır” diyor. Yani bilmediğin insan söylerse ne gökler kabul eder seni ne yerler kabul eder. Allah’a yanlış isnât edilmez.

Hazreti Ömer; “Açıklananları arayın amel edin bilmediğinizi Rabba havâle edin” demiş o da. Râgıb el-İsfahânî Hâkim el-Müstedrek de böyle haber vermişlerdir. Amele önem verilmiş aydınlanıncaya kadar bildiğin ile amel et bu nimet ismidir saymakla bitmez demişlerdir. Daha neler ve daha neler! Naziât 31’de olduğu gibi.

Buhârî Şerif ve Tirmizî, “Hattâ peygamberlerinde her biri o gün “nefsim, nefsim!” der insan kendinden başkasını düşünemez.” Burayı anladın mı? Buhârî Şerif’in Tirmizî’nin haberinde: “Hattâ peygamberlerin de her biri o gün “nefsim, nefsim!” der insan kendinden başkasını düşünemez” kendini kurtarmak için her şeyi feda etmek ister. Sadece Hz Muhammed’in ümmetim dediğini duyarsınız. Diğer peygamberlerin de her biri o gün “nefsim, nefsim!” diyeceğini Buhârî ve Tirmizî böyle haber vermiştir.

Kıyâmet haykırışı “sâhâ” şiddetle çarpan haykıran kıyâmet haykırışıdır. Dünyadan sağır eden, âhirete duyuran en şiddetli belâ eşsiz belâgattır sadece kendini dinletir.

Dakika 25:00

Şimdi gâfiller hep dünyaya bağlılar o zaman dünya değil, tamamen ukbaya bağlanacaksın kıyâmetin sesini duyacaksın. Kıyâmetin haykırışı dünyadan sağır eden âhireti duyuran en şiddetli belâ, o zaman sırf âhireti duyacaksın dünyaya kulakların tıkanacak. Şimdi de âhireti hiç duymuyorsun duyanlar hâriç, dünyaya kapılmış gidiyorsun kendin bilirsin. Onun için o kıyâmetin sahası sana kendini dinletecektir istesen de istemesen de. Bu haberi de Zemahşerî vermiş. Kulaklar dünyaya kapanır o zaman âhirete açılır. Yakından, sevgiliden daha yakına sevgiliye kardeş, ana-baba, eşi, arkadaşı, çocukları ki bunlardan kaçar. Niye kaçıyor? Kardeşinden, anasından, babasından, hanımından, çocuklarından kaçıyor. Niye kaçıyor? Yardımdan, sorgudan kaçar. Bir defa canı başına düşmüş bunlara yardım edecek etme şansını kendinde görmüyor kaçıyor hesaba çekilecek bunlar hakkında. Kardeşine kardeşlik yaptın mı? Anaya-babaya evlatlık yaptın mı? Hanımına kocalık yaptın mı? Çocuklarına babalık yaptın mı? Şeriatın, Muhammedî şeriatın emirlerine göre yapmadı bundan hesaba çekileceğinden korkuyor kaçıyor. Ama kaçmak kurtulmak var mı? Yok. Kardeş, yardım etmedin diyecek, kardeş kardeşlik yapmadım, anne-baba iyilikte kusur ettin evlatlık yapmadın diyecek. Karısı, haram yedirdin benim çocuklarıma diyecek. Çocukları, bize dinimizi bize öğretmedin, irşâd etmedin diye yakasına sarılırlar. Daha neler ve neler! Annemiz Sevde Binti Zem’â’dan (Radıyallâhu Anha) “Yuhşerunnâsü yevmel kıyâmeh” İlâ âhiril hadis. “İnsanlar İnsanlar kıyâmet günü yalınayak çırılçıplak sökük ve sarkık tergen gibi boğazlarına takılmış ter bir gem gibi boğazlarına takılmış ve kulaktozlarına kadar çıkmış bir hâlde haşr olunurlar. Herkes terine gömülmüş mahşerin dehşetinden. Buhârî, Müslim ve diğerlerinde bu haber verilmiş. O zaman annemiz diyor ki Peygamberimize: “Birbirinin ayıbına bakarlar” dedim. O zaman Allah’ın Rasûlü dedi ki: “Herkesin kendine yeter bir işi vardır, mahşerin dehşeti vardır, kimse kimsenin ayıbını göremez canı başı derdine düşmüştür.” Tanıdığı her kimseden sıkılır haksızlık yapmış yakasına yapışılmasından korkar. İşte Ebû Ubeyde ’den gelen haber bu da (Radıyallâhu Anhü).

İbn-i Abbâs’tan gelen haberde de: Gece namazını burada hatırlatmaktadır. “Gece namazı çok olanın gündüz yüzü güzel olur.” İbn-i Mâce. “Abdestin eserlerindendir.” Âlûsî bu haberi veren de. Allah yolunda uzun müddet toz toprak içinde cihâd etmeye katlananlar var ya işte bunların da büyük mükâfat alacağını göreceksiniz.

Dakika 30:15

Allah yolunda cihâd etmeye katlan mücâhit olarak mahşere gel bir dünya da ömrünü cihâd meydanlarında ömrünü harca. Râzî; Rahmet ve rızâ makâmına kavuşmaktır rahmet ve rızâ makâmına kavuşmakladır. Kurtuluş ve vuslatın sebepleri ve bilmekle rızâya erip Cemâle kavuşmakla olur. Rahmet ve rızâ makâmına kavuşmakla olur. Ama görevini yapacaksın küfür ve günahı bir arada toplayanlar hakkın huzuruna yüz karası ile çıkarlar.

İşte kıymetli dostlarımız, şimdi de Tekvir Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız. Cenab-ı Mevlâ şanlı Kur’an’dan, nurlu İslam’dan, Muhammedî şeriattan dersini en iyi şekilde alan ve rüşte ulaşan kullarından eylesin.

Bismillahirrahmânirrahîm

Kıymetli izleyenlerimiz, Tekvir Sûresi Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerimizdendir âyet sayısı yirmi dokuz, sıra numarası seksen birdir.

Sevgili Peygamberimizden şöyle rivâyet edilmiş: “Her kim kıyâmet gününe gözüyle görüyormuş gibi bakmayı arzu ederse (İzeş-şemsü küvviret, izes-semâün feterat ve izes-samaün şekkat) sûrelerini okusun” buyurmuş. Bu haberi Tirmizî, Ahmed Bin Hanbel ve Hakîm rivâyet etmişlerdir.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْۖ﴿١﴾

وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْۖ ﴿٢﴾

وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙ ﴿٣﴾

وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْۙ﴿٤﴾

وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْۙ ﴿٥﴾

وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙ﴿٦﴾

وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ﴿٧﴾

وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْۙ﴿٨﴾

بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْۚ ﴿٩﴾

وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْۙ﴿١٠﴾

وَاِذَا السَّمَٓاءُ كُشِطَتْۙ ﴿١١﴾

وَاِذَا الْجَح۪يمُ سُعِّرَتْۙ ﴿١٢﴾

وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۙ ﴿١٣﴾

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَٓا اَحْضَرَتْۜ ﴿١٤﴾

 

1- Güneş katlanıp dürüldüğünde,
2- Yıldızlar bulandığında,

3- Dağlar yürütüldüğünde,

4- Kıyılmaz mallar bırakıldığında,

5- Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,

6- Denizler ateşlendiğinde (suları çekilip, volkanlar halinde ateş püskürdüğünde),

7- Nefisler eşleştirildiğinde (iyiler iyilerle, kötüler kötülerle bir araya toplandığında),

8- Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda,

9- „Hangi günahtan dolayı öldürüldü?“ diye.

10- Amel defterleri açıldığında,

11- Gök sıyrılıp açıldığında,

12- Cehennem kızıştırıldığında,

13- Ve cennet yaklaştırıldığında,

14- Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.

فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ﴿١٥﴾

اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ﴿١٦﴾

وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ ﴿١٧﴾

وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ﴿١٨﴾

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۙ ﴿١٩﴾

ذ۪ي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَك۪ينٍۙ ﴿٢٠﴾

مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ ﴿٢١﴾

وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍۚ ﴿٢٢﴾

 

وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ ﴿٢٣﴾

وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَن۪ينٍۚ ﴿٢٤﴾

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَج۪يمٍۚ ﴿٢٥﴾

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ ﴿٢٦﴾

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِ كْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ ﴿٢٧﴾

لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَق۪يمَ ﴿٢٨﴾

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ﴿٢٩﴾

Dakika 35:30

15- Şimdi yemin ederim o sinenlere (gündüzleri gözden kaybolan yıldızlara),

16- O akıp, akıp yuvasına gidenlere,

17- Yöneldiği an geceye,

18- Nefeslendiği (ağardığı) an sabaha ki,

19- Kuşkusuz o Kur’an, değerli bir elçinin sözüdür.

20- O elçi güçlüdür, Arş’ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.

21- Orada ona itaat edilir, güvenilir.

22- Arkadaşınızı cin çarpmış falan değildir.

23- Andolsun o, Cebrâil’i açık ufukta gördü.

24- O, gayb hakkında cimri de değildir.

25- O, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir.

26- Hâl böyle iken, siz nereye gidiyorsunuz?

27- O, âlemler için öğütten başka bir şey değildir,

28- İçinizden doğru gitmek isteyenler için.

29- Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince, siz dileyemezsiniz.

Kıymetli ve muhterem izleyenler,

Bu yüce âyetlerin bir de yüce keşiflerine şöyle bir bakalım;

Yeryüzü çıplaktır onu Cenab-ı Hak kendisi ölümünden sonra hayat verir, diriltir, yeşillendirilir. “Şanlı Kur’an’ı senin kalbine indirdi” diyor Cenabı Hak. Yine daha önce de söylediğimiz gibi “Her kim kıyâmet gününe gözüyle görüyormuş gibi bakmayı arzu ederse (Küvvirat, Fâtır, İnşikâk) Sûrelerini okusun buyurdu Sevgili Peygamberimiz. Dünyadan ukbaya bakmak istiyor musun? Bu Kur’an’ın nuru ile bak âhirete bu sûreleri oku ve anlayarak oku âhirete bak dünyadan âhirete bak! “Kıyâmet gününe gözüyle görüyormuş gibi bakmak arzu eden diyor peygamberimiz bu sûreleri okusun” diyor.

Sarmak tekvir’den bahsediyor sarmak, yıkıp atmak, devşirmek körletilmek hakîkat ve mecâzî mânâlar ile tefsir edilmiştir. “İza” ile on iki olay zikredilmiş, ilk üfürme ile dünyada ikinci üfürme ile âhirette korkunç manzaralar ortaya çıkarılmıştır.

Kıymetli dostlar, İbn-i Abbâs’tan gelen haber de yine,

Güneşin arşa katılması, karanlık olması, Mücâhit ve bazıları yok olması, atılması. Rebî bin Heysem, Ebû Sâlih ters döndürülmesi, Kurtubî dürülür, ışığı giderilir gezegenler söner ruhun bedenden ayrıldığı gibi daha büyük güneşin yaratılması da mümkündür. O güneşler bu dünyalar gökler yok edilip daha başkaları yaratılacaktır. “Yıldızlar silindiği zaman” (Mürselât Sûresi 8’inci âyet). Yine “döküldüğü zaman” (İnfitar Sûresi 2’nci âyet). Kelbî o gün gök yıldız yağdıracak diyor. “Kıyâmette göklerden yıldızlar yağacak, dökülecek sapır sapır yok olacak”. Bu da Kalbînin verdiği haber…

Dakika 40:25

Atâ’da, Nurdan zincirlerle asılıdır o gördüğünüz gökteki cisimler meleklerin ellerinde ölünce bunlar artık düşerler diyor. Güneşin kütlesi patlayıp atılacak genel câzibe ve çekim kânûnu yok olacak, yıldızlar alev yağmurları gibi dökülecek, zelzele depremle patlayıp dağlar yün gibi atılır yerleri serap olur göğe fırlatılıp toz hâlinde serpilir. “Yer ve dağlar kaldırıldı.” (Hakka Sûresi 14).  Başka bir düzen kurulur âhiret âlemi kurulur yerküre parçalanır dehşet ve korku saçar insanlığı korku sarmıştır peşinden mevti külli gelir.

İşâr; On aylık gebe ceveler, kıyılmaz mallar kıyâmet koparken artık terk olunmuştur. “Ne mal, ne oğullar.” (Şuarâ Sûresi 89). “Selim kalp ile gelen başka.”  (اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ) ,(يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ) “Herkes canı başı derdine düşmüştür” diyor. “Ateş çıkınca vahşiler inlerinden çılgıncasına fırlarlar korku onları da sarmıştır toplanırlar.” Şimdi birbirinden kaçan canavarlar kıyâmette bir araya toplanırlar onlar da feryat ederler.

Müslim, Tirmizî Ebû Hûreyre’den gelen haber de: “Boynuzsuz koyun boynuzludan hakkını alacaktır” diyor. “Karınca karıncadan hakkını alacaktır” diyor Ahmed bin Hanbel’den gelen haberde. Katâde: “Sivrisinek bile kısas için haşr edilir.” Sivrisinekler bile haklarını birbirinden alırlar diyor. Fahrur Râzî: “Bazıları yükümlü olan insan cin haşr olunur” demişlerdir. Bunlar ilâhî adâletin gereğidir Allah için zor diye bir şey yoktur. Buhârî Hasen’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) “Volkan hâlinde ateşler çıkar bir damla su kalmaz bu dünyada. Her taraf ateş olmuş okyanuslar ateşlenmiş, denizler ateşlenir.” İnfitâr Sûresi 3’üncü âyet: “Denizler yarılıp birbirine karıştığı vakit, zelzele volkanlarla yerküre çalkalanır dağlar yürür.” İşte Buhârî Şerif’in rivâyet ettiği altı âyet dünyada insanlar bakarlarken ortaya çıkar. Kıyâmetin altı safhası insanlar bakarlarken diyor bunlar gözlerinin önünde hâdiseler zuhur eder kıyâmet hâdiseleri, altısı da âhirette zuhur eder.

Dakika 45:00

İnsanlar çarşı pazarlarında iken bu kıyâmet hâdisesi ortaya çıkar. İbn-i Ebi’d-Dünyâ ve diğerleri bunu da rivâyet etmişlerdir bunu da. İnsan ve cinler birbirine bağırır çağırırlar vahşiler birbirine girerler korkularından. Kıyâmet korkusu bunlar. Cinler insanlara haber getirelim derken denize fırlar deniz ateş olmuş yer bir çatlayış çatlar rüzgârla hepsi ölürler.

Nefis, nüfus yani çoğul kişi ve can mânâsınadır.

Tezvîc: Sınıflandırmak, birleştirmek. Saffat Sûresi 22’de: “Zâlimleri ve eşlerini toplayın.” Hz Ömer’den gelen Buhârî Şerif’in rivâyeti. “Zâlimleri ve eşlerini toplayın.”

Evet, kıymetli dostlar!

Birbirine diyor benzeyen topluluklar Hazreti Ömer ve İbn-i Abbâs’tan gelen,

“Durebâ”, birbirine benzeyen topluluklar. Ahmed bin Hanbel’in ve Ebû Dâvûd’un rivâyetinde de: “Kim bir topluluğa benzerse o da onlardandır” (Men teşebbehe bi-kavmin fehüve minhüm) buyurulmuştur. İslam’a benze sakın başkasına benzememe! İslam kişiliğini oluştur.

Katâ de, “Her insan kendi tarafına;”

Rebî bin Heysem; “Ameli ile haşr olunur herkes ameliyle haşr olunur.”  Amel ona hangi suratı sûreti veriyorsa öyle haşr olunur. Haramların verdiği sûrete bir bak o zaman hangi çirkin sûrette haram ve günahların neticesinde çirkin sûrette mahşere gelenler olur. Îmân ve Amel-i Sâlih’in nuruyla da güzel sûrette gelenler olur.

“Tüm insanları imamları, önderleriyle çağıracağız.” (İsrâ Sûresi 71). Önder’in kim, imamın kim buna dikkat et! Körü körüne saplanmış, Ehl-i Sünneti kabul etmiyor, müçtehitlerin kabul etmiyor ve din îmânı var mı yok mu, ilmi irfânı var mı yok mu bakmıyor körü körüne bir yere saplanmış. İmamınla, önderlerinle mahşere geleceksin. Aklını başına al! Ehl-i sünnet yolunda imamın, önderim olsun, Muhammedî şeriata bağlı önderin liderin olsun. Allah’a, Peygambere, Kur’an’a, nurlu İslam’ın bütün ilkelerine bağlı bir liderin, önderin, imamın olsun. Bölük, bölük sınıf, sınıf herkes mahşere gelir önderleri ile gelirler, peşinden gidenler ve önderleri gelir. İşte sahte sağcılara ve sosyal olmayan solculara dikkat et! “Her nefis sevk memuru ve şâhidi ile gelmiştir.” “Her nefis sevk memuru ve şâhidi ile gelmiştir.” (Kaf Sûresi 21’inci âyet).

İkrime ve Dehhâk, bunlardan gelen haberde: “Ruhların bedenleri girmesidir” demiş ve Kurtubî de bunu nakletmektedir. (Mevûdetu suilet) Diri diri gömülen kızlar ağır gelmek parasızlık Allah’ın kızları derler meleklere, meleklere katmak için derler safsata fikirleriyle kız çocuklarını diri diri öldüren kâtil zihniyet. Öldürmezse cübbe giydirir koyun, deve güttürürlerdi.

Dakika 50:00

İslam öncesi vahşi bir dünya, vahşi bir Arabistan, vahşi bir dünya her taraf böyle berbat… Öldürmek isterse altı yaşlarında doğru bakın şu vahşete bakın! Kız çocuğunu öldürmek isterse altı yaşlarına doğru gelince annesine diyor ki onu temizle süsle hısımlara gezmeye götüreceğim der çölde kuyuyu hazırlamıştır onu götürür kuyuya bak der altı yaşındaki çocuğa çocuk kuyuya bakarken içine iter üstüne örter dümdüz eder ve onu canlı orada diri diri öldürür. Dünya böyle vahşi bir ortamda iken Yüce İslam merhamet kanatlarını açarak dünyada bütün insanlığı başta o diri diri öldürülen kızları, kadınları kurtarmaya geldi, bütün insanlığı kurtarmaya geldi. İlmi, irfânı, vicdanı, merhameti, adâleti, gerçek evrensel merhameti ve barışı yeryüzüne egemen kılmaya geldi. Bir örnek vermek gerekirse Hazreti Ömer İslam öncesi o da kız çocuğunu böyle öldürmüş birisiydi. Helvadan put yaparlar hem yerler, hem taparlardı. Müslüman olduktan sonraki bir Müslüman Ömer’e bakın, bir de İslam öncesi putperest Ömer’e bakın! Bütün dünya Ömer’in halîfeliğine, adâletine, İslam adâletinin dünyaya nasıl uygulandığına bütün dünya hayran. İslam böyle insan yetiştiriyor ve Sahâbînin yetmiş bin Sahâbî takriben bunların hepsi gökyüzünde ki parlayan bir yıldızlar gibiydi. İslam bütün dünyayı işte o vahşet uçurumundan en yüksek mertebeye İslam insanları yükseltmiş ebedî de yükselişe geçirmiştir. Ne yazık ki İslam’ın karşısındaki hak-hakîkat düşmanları, barışın düşmanları, kardeşliğin düşmanları hukûkun üstünlüğüne hakka adâlete düşman olan zihniyet İslam’ın önünde engel olmaya devam etmektedir. O gün de öyleydi bugün de böyle. 14 asır dünyaya İslam bütün dünyaya ilmi, irfânı, medeniyeti, insanlığı öğretti. Bismarck da bunu itiraf edenlerden birisi. “Ey Muhammed! Devrinde gelemedim, önünde diz çökemedim. Sana minnettarım dünya ne öğrendiyse senden öğrendi dünya senin ehlin, iyâlin, talebendir.” Diyor. Ey kıymetliler, doğru söyleyenlerin sözünü piyasadan uzaklaştırıyorlar ekranın önlerine getirmiyorlar perde arkasına itiyorlar. “Güneş balçıkla sıvanmaz ki.” Hamileleri de doğum anında kuyuya götürür kız doğarsa içine atarlardı. Suyûtî ve Alûsî’nin haberi. Bazıları erkek çocuğu dahi gömerlerdi açlık korkusuyla öldürürlerdi çocuklarını.

Dakika 55:10

Bugünkü dünyaya bakın, bugünkü dünya ne yapıyor? Bugünkü medeniyet dünyası denilen bakın hâlâ vahşet devam ediyor çocuklar çocuk düşürenlerin kürtaj yapanların haddi hesabına şöyle bir bakın! Tepesine bomba yağanların çocuk kadın demeden öldürenlerin şöyle durumuna bakın! Bugünkü dünya o günkü kızları diri diri toprağa gömenlerden bugünkü dünyanın vahşeti daha mı az daha mı çok şöyle bir bakın! İslam’ın olmadığı îmânın, merhametin, barışın, sosyal adâletin, hukûkun üstünlüğünün olmadığı her yer vahşetle dolup taşmaktadır. İslam evrensel kurtarıcıdır, evrensel adâlet merhamettir, Allah’ın rahmetinin tecellîsidir bunun önündeki engelleri kaldırın. İslam insanlığın imdadına yetişmiş en büyük nimet olmuştur. Yerini merhamet bakın, o zamanki vahşetin yerini İslam merhamete vermiş o vahşetin yerini merhamet, şefkat almıştır. İslam’ın olduğu her yer şefkat, merhamet ile dolup kuşatılmıştır. Kim olursa olsun müslim gayrimüslim İslam egemenliği altında herkes İslam’ın merhameti, İslam’ın şefkati onun yüksek adâleti ve sosyal barışı onun emniyeti içindedir herkes. 14 asır bu yapıldı ne yazık ki o gün de o 14 asırlık barışı yok etmek için dünyada birileri birleşti elinden geleni yaptı. En büyük kötülüğü yaptılar insanlığa hâlâ bu merhametin bu barışın önündeki engeller dünyanın en büyük şer güçleridir. Barışa engel oluyor evrensel merhameti, evrensel adâleti engelliyor. Adâleti kendine uyguluyor başkaları topluca öldürülseler umurunda bile değil, kendinden biri ölürse adâlet çalışıyor başkaları topluca öldürülüyor onlara şu veya bu bahane ile acımasızca canavar gibi bakıyor. Çağdaş canavar çağdaş kâtiller…

Âlûsî ve diğerleri Hazreti Ömer’den (Radıyallâhu Anhüm) Temim ’den Kays bin Âsım, câhiliyede Efendimize (Aleyhissalâtu Vesselâm) diri diri sekiz kızımı gördüm diyor. Dikkat et! İslam’dan önce bir putperest ki dünyanın hâli o zaman böyle sekiz kızını diri diri toprağa canlı canlı gömüyor. İslam kurtarmaya geldi kurtardı bunların hepsini. Kadın haklarını İslam verdi vicdanları, o vahşi vicdanları en medenî hâle getirdi. Bu sekiz kızını gömen kızlarını, oğullarını öldüren zihniyet daha sonra bir yetim ağlarken bunlar Müslüman olduktan sonra içlerine vicdan, îmân, merhamet girince yetim ağlarken onlar da ağlıyor. Gidiyorlar yetimin gözyaşlarını siliyorlar hâlini, hatırını, ihtiyacını soruyorlar karşılıyorlar ve bağrına basıyorlar.

Dakika 1:00:05

Yetimi ağlatırsanız arşı titretirim diyor bu âlemin Rabbisi. İslam’ın merhameti bu Allah’ın merhametinin tecellîsi İslam’dır. Sen İslam’ı doğru anlamamışsın hâlâ birleşmişsin İslam’ın önüne engel olmak için şer güçlerle bir olmuşsun. Tamam, belin bıkkının kırılır cehenneme gönderilirsin. İslam’ın önündeki engeller Allah’ın düşmanıdır. Barışın, adâletin, merhametin düşmanıdırlar tüm insanlığın düşmanıdırlar. Çünkü tüm insanlığın dostu İslam’ın bizzat kendisidir. Kays bin Âsım işte böyle diyor.

Efendimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm) her birine bir köle âzâd et, birer deve kurban et. Böyle tavsiyede bulunmuş müstehap mendup olarak ve bir uyarı olarak Peygamberimiz bu tembihte bulunmuştur. Çünkü    “İslam kendinden önce olanları keser atar.” Yani bir adam Müslüman olmuşsa geçmişi affedilir çünkü bir daha o zulümlere aslâ dönmez. Müslüman artık onun merhamet ile kuşatır, îmânla kuşatır ve barış ile kuşatır. Yeryüzünde bir ekosistem içinde bir karıncayı bile bir çiçeği bile yersiz isrâf etmez, heder etmez. İslam her şeyi koruyan bir emniyet ortamını hazırlayan ruhların, bedenlerin hem dünyanın, hem ukbanın saadetidir.

Ferezdak’ın dedesi Sa’sa’a b. Naciye el-Mücaşi bakın bir de iyiler vardı fidye ile kızları kurtarırdı bu adam. Bir kız öldürülecekse hemen bu adam koşar Sa’sa’a b. Naciye el-Mücaşi  fidye ile kızlara kurtarırdı. Diri diri gömülecek olan 360 kız çocuğunu kurtardım diyor. Her birine on aylık kuzulacı iki deve verirdim ve kızları kurtarırdım. “Bana ecir var mı?” Ya Rasûlallah!” dedi. Peygamberimiz bu zât Peygamberimize böyle deyince: “Var sana ecirler var!” dedi Peygamberimiz. Sana İslam nasîb oldu Allah sana İslam’ı nasîb etti, nimet olarak İslam’ı sana lütfetti dedi. İslam nimetini en yüce nimettir. İşte dedi Allah sana İslam’ı nasîb etti, İslam’da seni alıp doğru cennete götürecek Allah’ın cemâline vuslata erdirecek. İyiliğin karşılığı Allah’ın uçsuz-bucaksız lütuflarla iyiliği karşılar. 360 tane kız çocuğu kurtarıyor ne büyük bir davranış. Ebû Bekir bütün servetini köleleri âzâd edip hürriyetine kavuşturmak üzere İslam yolunda tüm servetini harcıyor ki dünyaya îmân, İslam, barış gelsin.

Kıymetli dostlarım, îmân ve ilim irfân olmadan olmaz bu da Allah’ın hidâyetine bağlıdır.

Dakika 1:05:00

“Yoksulluktan öldürmeyin.” En’âm Sûresi 151’inci âyet Cenabı Hak ben veririm diyor yeter ki insanlar adâleti sağlasınlar yeryüzünde. “Fakirlik korkusuyla öldürmeyin büyük günahlar günahtır kâtilliktir.” (İsrâ Sûresi 31). Onlar bedevîler kadınlardan bîat alırken Peygamberimiz bedevîlerden ve kadınlardan bîat alırken “çocuklarınızı öldürmeyin” diye Peygamberimiz onlardan söz alıyordu. (velâ yaktülne evlâdehünne ) Müslüm’ün ve Ahmed Bin Hanbel’in haberinde büyük cinâyet işte bunlar ortadan kaldırıldı. Büyük cinâyetten insanlık başta kız çocukları kurtarıldı. Şimdi dünyaya bakın medenî dünyaya çocuk aldırmak, düşürmek çocuk öldürmektir. Câhil bedevîlerden tüyleri ürperenlerin medenîlerin yüzü kızarıyor mu acaba! O gün o bedevîlerin yaptığının daha beterini bugün yapmıyorlar mı? Bunların yüzü kızarıyor mu bu çağdaş medenîlerin bedevîlerden daha beter olan bunların yüzü acaba kızarıyor mu? Yüz kızarmak için îmân lâzım, merhamet lâzım. Medenîler bedevîleri ileri geçtiler. Kâtillikte çok ilerideler çocuklar öldürülüyor hâlâ. Kader işte şöyle bir bak! Ne kadar esef edilse bu azdır çünkü Yüce Allah’u Teâlâ herkesi güzel yaratmış herkese güzel kader takdim etmiştir.

Azil, Efendimiz “Azil” hakkında, Sevgili Efendimiz “Azil” hakkında “o gizli çocuk öldürmedir” buyurmuş Müslim’in, İbn-i Mâce’nin rivâyetinde. Yine Ahmed bin Hanbel’in de fıkıhta rivâyetinde fıkıhta da bu mekruhtur demiş “Azil” hakkında. “Azil” biliyorsunuz erkek kendi suyunu ana rahmine dökmüyor da dışarı atıyor. Neslin kesilmesine bir yoldur kötüye kullanmadır.  “Azil” gizli öldürme olunca şeklide yaratılışı ortaya çıkıp belli olmuş bir çocuğu eğer düşürmenin yeni doğmuşlar yeni doğmuşları yok etmenin cinâyet ve haram oluşu ortadadır. Bunun için bugünkü dünyaya iyi bakın dünya ne yapıyor? Adâlet uygulanırsa dünya nimetleri herkese yeter. İslam adâlettir vâris ise Müslümandır. Adâleti dünyaya öncelikle Müslümanlar barışı getirmek zorundadırlar. Dünyanın idâresi Müslümanın elinden olmalıdır ki evrensel barışın kadrosu budur.

Dakika 1:10:05

Evrensel merhametin kadrosu budur, bütün milletlere merhametle kucaklayacak merhametin kadrosu da budur. İnsan ölünce defteri dürülür kıyâmet günü açılır. Dikkat et! Kitâb’ı sağından verilmiş kimseye gelince, bunlar mutlu insanlardır kurtulurlar.

“Tetayürü suhuf” Âlûsî Mersed b. Vedâa’dan; “Arş’ın altından sahifeler uçuşur mü’minler için yüksek cennette” diye kâfirlerin ki diye “kaynar ateşe” diye ellerine amel defterleri gelir. Mahkeme neticesi herkes sevk olunacağı yere ya cennete ya cehenneme sevk edilir. Yaptıklarımı bilen gözcüler yazıcılar var. Onun için seni zerre kusuru gözden kaçmaz boynumda takılıdır şahitlerle. Nîsâbûrî,  Gök açılıp giderilerek üstünde cennet ve arş ortaya çıkacak. “Perdeni astık gözün keskindir” denilir. (Kaf Sûresi 22). “Gizli bir şeyiniz kalmaz ortada.” (Hâkka Sûresi 18’inci âyet). “Yer gök değişir.” (İbrâhim Sûresi 48). Cenab-ı Hak mahşerde sorar mülk kimindir? (لِمَنِ الْمُلْكُ) diye sorulur. (الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰ) diye cevap verilir. Yine birinde de: (لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّار  ) diye de cevap verilir. “Emir yalnız Allah’ındır, mülk tamamen Allah’ındır, hüküm tamamen Allah’ındır. Bütün dehşet ve azâmeti ile ilâhî öfkenin tecellîleri… Kime? Azgınlara. Bütün güzellik ve en enginliği ile ilâhî rahmetin tecellîleri görülür lütuf ve rahmeti ile Cenab-ı Hak tecellî eder. Kime? Takvâ sahiplerine. İnsan nefsi bu iki tecellî arasındadır. Azgınlar için cehennem apaçık ortaya çıkarılmıştır. Takvâ sahiplerine cennet yaklaştırılmıştır, ameller şekillenecektir yaptığınızı Cenabı Hak bir, bir size haber verecektir. Büyük uyanış artık ile herkes uyanmıştır.  “İnsanlar uykudadır” “Ölünce uyanırlar.” O güne kalma şimdi uyan şimdi uyan da Yüce İslam’a sarıl iyi bir Müslüman ol. İyi kötü amelini önünde hazır bulur herkes her nefis birer özel şekil ile temsil ve tecellî edecektir. Nefisler amellerin ürünü olarak görülür. Dünyada insanlığını kaybedenler başka bir hayvan sûretinde mahşere gelirler. İbrâhim Aleyhisselâmın babasının bir sırtlan sûretinde, bir başka haberde de kıllı hayvan sûretinde ki domuz sûretinde de rivâyetleri vardır.

Dakika 1:15:10

Demek ki kişinin günahları hangi sûreti gerektiriyorsa o sûrette mahşere gelir. Sen insan yaratıldın hayvan olarak mahşere geldin. Hangi hayvan ki en kötü hayvanlardan birisi hattâ onlardan daha âdî. Çünkü onlar hayvan yaratıldılar hayvanca yaşadılar görevlerini de yaptılar ama sen insan yaratıldın Allah’a isyân ettin günahlarının karşılığında sana bir sûret verildi. İyi sandıkları amelleri çirkin bir şekilde olarak görürler. Kim bunlar? Kendi nefsinin arzu ve isteklerine hevâlarına tapanlar, Allah’ın emirlerini tanımayanlar, Muhammedî şeriata yok sayanlar sıkıntılı nice amelleri güzel biçimde görür. Karın dolusu ateş yemiştir. Kim? Yetim malı yiyenler, hak-hukûk yiyenler, hortumcular. Küçük-büyük hepsi amel defterinde yazılıdır günahın küçüğünden de kaç büyüğünden de, bir tek buğday tanesi kadar kul hakkını üzerine geçirme. Kendine seninle hangi mahlûka dönüştüğünü anlar görür. Hangi mahlûka döneceksin, aklını başına al!

Ebû Hayyân rumuzculara Bâtınıyye mezhebine müfrit Sofiyye’ye gizli zındıklar demiş. “Tahrir, Tahbîr” de tasavvufî sözler de böyledir demiş, inanılması yazılması câiz olmayanlar var demiş. Dinimize inançlarımıza selâmet dileriz demiş bunlarda ifrat tefrit var demiştir. Şimdi Elmalı’da ifratlı tefritli sözlere itidalli cevaplar vermiştir. Kitabın anası sayılan muhkem âyetlerin yanında hafi, müşkil, mücmel ve müteşabih âyetleri; hakîkati, mecâzı, sarihi, kinayesi, istiaresi, temsili, tensisi, imâsı, belâgat nükteleri, tarizleri, telmihleri, remizleri de vardır. İkinci derecede müstetbeat-i terakib (ifade ve cümlelerin yan mânâları) denilen ve ikinci derecede aranıp istenen nice ifadeler de vardır. Bunlar Arapça olmasının gereğidir. Hiç bâtınî mânâ remiz imâ yoktur demek de doğru olmaz. Hurûf-i mukattaalar,  (Elif Lâm Mîm Kâf Nûn) remiz ile tefsir edilirler her tefsirde böyledir. Zâhirî bâtınî hattı vardır zikirle bâtıl arasında zıtlık çelişkide yoktur. Kalbe gelen ilhamlara nihâyet düşünülemez. Denizler biter kelimeler ilâhî kelimeler bitmez. Filozoflar, hâkimler, astronomi bilginleri, âlimler, akıllılar, belâgatçılar, edebiyatçılar, entelektüel zümre ve insanlığın zihnine ruhuna temas eden durumlar fikirler hakkında Kur’an da imâ yoktur demek Râzî gibileri tenkit etmek Sofiyyenin hepsini Karamita Hurufiyye batıniyyesiden zındıklardan saymak doğru değildir.

Dakika 1:20:35

Hasan Sabbah  ve aşırı İmamiyye saymakta yanlıştır. Kaşani ve Arais tefsirlerini böyle saymak gibi. “İnanan, aklı eren, düşünen, zikreden, sakınan akıl sahipleri için deliller vardır.” (Nahl, 12/13 ve 79). (Âraf Sûresi 31) “Düşünen insanlar için alınacak dersler var düşünen, bilen, iyi bilen toplumlar için. Yine kötülükten sakınan akıllarını kullanan insanlar için her mertebedekini anlayabilme ders alabilme gibi özellikler vardır. Her mertebedekini Kur’an-ı Kerim aydınlatmaya devam etmektedir. Her mertebe de kim olursan ol Kur’an-ı Kerim seni aydınlatır. Âdil ilim sahipleri güneşi inkâr eden hepsini inkâr eder. Âdil ilim sahipleri ise gerçeği görürler ve gerçeği ortaya koymuşlar onun savunucusu ve şahidi olmuşlardır. Güneşi inkâr eden hepsini inkâr eder. Kalbi eğriler müteşâbihe tâbî olurlar muhkem âyetleri bırakırlar bunlar kalbi bozuklardır. Ölüm küçük kıyâmet hiç bunu unutma! Güneş insan ruhu yıldızlar insanın kuvvetlerinin düşmesi gibidir. İnsanın şöyle bir düşün! Nîsâbûrî buna dikkatleri çekmiştir “ibret alın ey basîretliler” Haşr Sûresi 2’nci âyet. Keşfül Hafâ’da: “Kim ölürse kıyâmet koptu” orta kıyâmet bir milletin ölümüdür. Bir de mevt-i küllî ki büyük kıyâmet.

HUNNES, „hânisin“ çoğulu sinenler, döneneler “hans” lâzım olduğu zaman dönmek sinmek müteaddi olduğu zaman hânis sindiren „hanes“ „fatas“ sığır ve ceylan burnu gibi. “Künnes”   „kânisin“ çoğulu süpürmek “künüs” kümese giren burada ki anlamı ise gizlenme yeri yuvası. İşte sinenler gizlenme yeri ve yuvası “Hunnes” ve “Künnes”.  Yıldızların dönüşü “hunus”  gizlenişleri künüstür”.  Görme itibârî ile gündüz silenler gece görünürler ufuk üstü ufuk altında her biri belli bir vakte kadar yürür giderler. (كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ) Ra’d Sûresi 2’nci âyet. Genel mecâz gözlerden gizlenen her şey. “Tüm işler Allah’a döndürülür” (وَ إِلَى اللّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ) “Yemin ederim gayb âlemindeki gizlenenlerin tamamına dünyayı fesattan temizleyen meleklere.”

Dakika 1:25:50

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Visited 52 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}