Tefsir 490-01

490- Tefsir Ders 490 hayat veren nurun keşif notları

490- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 490

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

(İnfitâr Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 19’uncu Âyet-i Kerime’ler)

(Mutaffifin Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 36’ncı Âyet-i Kerime’ler)

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve sellem’’

Estağfirullah bi-adedi zünûbina hattâ tuğfer Allah’u ekber hattâ tuğfer.”

 

“Allahümmeğfir ümmete Muhammed ve cemîan ümmete Muhammed verham ümmete Muhammed,  ya Rabbel-âlemin”

 

Kıymetli ve muhterem izleyenler,

Dersimiz “Tekvir Sûresi” diğer adıyla “Küvvirat Sûresi’nin” keşif notları ile devam etmektedir. Cenab-ı Hak burada gayb âlemindeki gizlenenlere yemin etmektedir.

“Yemin ederim gayp âlemindeki gizlenenlere, dünyayı fesattan temizleyen meleklere, o gizli kuvvetlere, dünyaya gelip gidenlere âhirete götüren meleklere…” Âlemde değişiklik hâlden hâle geçiş yapılmaktadır ki bunların birisi  “Künnes” birisi “As’ase” zıt anlamlı kelimelerden gelmek-gitmek. Buhari Şerif’te gitti demiş. Tatlı esen sabah rüzgârları (اِذَٓا اَسْفَرَ) “açtığı zaman” Müddessir Sûresi 33, 34’de (اِذْ اَدْبَرَۙ ) “gittiği an geceye” yöneldi ikisine de işaret etmektedir. Kıymetli efendiler, Efendimize ve mü’minler Duha Sûresi 4’üncü âyette “âhiret daha hayırlı”. Tabii burada ki müjde Peygamberimizin şahsında tüm mü’minleredir. Bakara Sûresi 97’ de (اِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ) “Allah’ın izniyle senin kalbine onu Kur’an-ı Kerim’i o Cibrîl Aleyhisselâm indirdi.“ Necm Sûresi 5,6’ncı âyetlerde , (ذُو مِرَّةٍۜ) (شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ) buyuruluyor. “Güçlü çetin kuvvetlere sahip” bir melek ki bu Cebrâil Aleyhisselâm. “Ben emrin dışına çıkamam.” Yani Melekler başta Cebrâil gibi bir melekler olmak üzere Allah ne emrettiyse onu yaparlar emrin dışına katiyyen çıkarmazlar, kendiliklerinden bir şey yapamazlar. Onun için kıymetli efendiler, yerde gökte her şey Allah’ın yaratması ve emrine bağlıdır. Bir tek özgür bırakılan insanın içinde âsîler, münkir, müşrikler, fâsık, fâcirler, câhiller, gâfiller müstesnâ.

Dakika 5:00

Bunlar Rablerine isyân eder dururlar bunların dışında bütün mahlûkat Allah’a itaat eder. Saffat Sûresi 37’de: “Hak ile geldi tüm Rasûlleri tasdik etti.” Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Muhammed hak ile Allah’u Teâlâ’nın gönderdiği hak kitap hak Peygamber. Tüm Rasûlleri tasdik etti. Kur’an-ı Kerim geçmişin bütün doğruları gerçeklerini tasdik eder Müheymin’dir himâye eder. Geleceğin bütün delillerini de kendinde barındırır. Hazreti Muhammed’de de bu gerçeklerin tamamı tecellî etmiş âlemlere rahmet kılınmış. Bunun için yer-gök arasında kürsü üzerinde Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallâhu Teâlâ Aleyhi ve Sellem, Cebrâil’i altı yüz kanatlı olarak görmüştür. Necm Sûresi 7’nci âyette “yüksek ufuk doğu tarafı, yer- gök arasında kürsi üzerinde altı yüz kanatlı ufku kaplamış inci takılı yeşil sündüs vardı. Asîl sûretinde Peygamberimiz Cebrâil Aleyhisselâm’ı gördü. Bunun iki defa gördüğünü bize rivâyet edilmiş, haber gelmiştir daha fazla görmediği anlama da söylenemez. “Sidrenin yanında inişte gördü.”

“Ufuk-ı Mübin” , “Ufuk-u A’lâ” yaratılış şeklinde iki defa gördüğü kesin olarak bize bildiriliyor. Taberî, Suyûtî, Âlûsî bu haberi bize nakledenlerdendir. Kur’an-ı Kerim tam bir zikirdir Allah’ın öğütleridir. Zikir, kesin olarak onu bilmek, unutmamak ve onu tam yaşamaktır. Kur’an-ı Kerim bilinmeli,  yaşanmalı katiyyen unutulmamalıdır. Akıllı onu unutmaz ve onun yolunda bütün varlığıyla yürür cihâd eder malı ve canıyla. Doğru yol onun yoludur doğruyu Kur’an-ı Kerim anlatır yani Hz. Muhammed, İslam anlatır. Kur’an-ı Kerim’i doğru anlayıp doğru anlatmadığın müddetçe Kur’an-ı Kerim’i kullanan çok olur ama doğru Kur’an-ı Kerim’i anlatan lâzım. Hz. Muhammed’e Kur’an-ı Kerim’i Yüce Allah kendi açıkladı Murâd-ı İlâhîsini bildirdi. Hz. Muhammed’in Ashâpların yolunu da işte bu mezhep dediğimiz ekoller o okulun büyük müçtehitleri, büyük âlimleri Ehl-i Sünnet anlayışındaki Murâd-ı İlâhî olan İslâm’ı o ekoldeki bütün âlimler anlayarak, anlatarak geldiler. Kendilerini dinin yerine koymadılar dini en iyi şekilde anlamak topluma anlatmak üzere bu ekoller kuruldu ki… Mezhep denemek bilenlerin ilmin yolunu, âlimin yolunu, Murâd-ı İlâhî olan Hz Muhammed’in uyguladığı bilimsel İslam’ı, sünneti ve amelî olarak sünneti, kavlî olarak hadis-i şerifleri ve Kur’an-ı Kerim’i A’dan Z’ye Murâd-ı İlâhî’ye uygun olarak Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat Ulemâsı burayı koruyarak gelmiştir.

Dakika 10:15

Birileri çıkıyor mezhepler din yerine geçer mezhepçilik yapmayın diyor. Niye burada gerçeği söylemiyorsunuz? Kimse mezhepçilik yapmaz. Yalnız siz niye doğru söylemiyorsunuz? Mezhepler bu İslam’ı iyi bilen ekolün adı. Gerçek âlimlerin, bilenlerin ortaya koyduğu İslam anlayışı niye demiyorsunuz millete? Milleti mezheplerden hak mezheplerden Ehl-i Sünnetten soğutmaya çalışıyorsunuz, buna kimin hakkı var? Câhillerin peşine mi milleti sevk edeceksiniz? Bilmeyenlerin yoluna mı sevk edeceksiniz? Müçtehit olmayan, Fâkih olmayan, Müfessir,  Muhaddis olmayanların yoluna mı bağlayacaksınız? Bu kadar millete doğru bilgi verin. Bu mezhepler İslam’ı bilen ekolün adıdır. Onlar kendilerini İslam’ın yerine koymazlar İslam’ı ilim olarak İslam’ı İslam’ın yerinde muhafaza etmek için o ekoller dünyada vardır kıyâmete kadar onlar değerlidir. Ben Hanefî mezhebindenim, öteki Mâlikî, beriki Şâfiî, öteki Hanbelî, bu ekoller İslam’ı iyi bilen ekollerdir okullardır. Mezheplerden milleti soğutmayın mezheplere karşı çıkmayın. Mezhepsizlik bakın birçok âlime göre şeriatın önünde engel en büyük bid’attir dinsizliğe köprüdür. Şam Üniversitesi’nin güzide âlimlerinden Ramazan el-Buti böyle diyor. Yine çağın âlimlerinden el- Kevserî ne diyor; Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür, daha bunun gibi niceleri… Onun için yani millete bir şeyi söylerken burnunuzu silerken oradaki sildiğiniz şeyi gözünüze bulaştırmayın. Alnınıza, burnunuza tekrar başka yerlerinize bulaştırmayın. Doğru temizlik yaparsanız doğru temizlik yapın eğer temizlik yapmayı bilmiyorsanız öğrenin de öyle konuşun. Aynı şeyleri ben kendime de söylüyorum. Kendimi hiçbir zaman sütten çıkmış ak kaşık görme şansım hiç olmamıştır olmaz. Ama tertemiz bir yüce düzen var o İslam’ın kendisi kusur insanlarda olur. Ama İslam’da kusur yok, Kur’an-ı Kerim’de kusur yok. Müçtehitlerde müçtehit olmayanlardan çok mu çok ileride Peygamberin vârisi bunlar. Sen Peygamberin vârislerini devre dışı bırakacaksın câhilleri vârislerin yerine koyacaksın ve ben şuyum veya buyum diyeceksin bu senenin enâniyetin ve cehâletin bundan da vazgeç. Mezhep düşmanlığından vazgeçin. O mezheplerdeki ekol o ekoldeki büyük Alleme-i Cihân büyük âlimler o Kur’an-ı Kerim’i senden iyi biliyor tamamını. Sünnetin sahîh olanını olmayanını da senden çok iyi bildi. Tarih boyunca sünnet korunarak geldi hadis-i şeriflerde korunarak geldi. Sünnetin korunduğu yerde amelî sünnettir, amelî sünnetin korunduğu yerde kavlî sünnette korunarak gelmiş ki bu hadis-i şeriflerdir. Onun için ortada Buhârî gibi, Müslim gibi, Tirmizî gibi, Ahmed Bin Hanbel gibi ve diğer muhaddislerimiz gibi ortada bir hadis ekolü var bu ekolün içinde büyük muhaddisler var. Sen kimsin, muhaddis misin? Kaç hadis biliyorsun? Onun bunun ağzı ile konuşuyorsun, sahîh hadisleri ortadan kaldırmaya çalışan perde arkası ajanlara yardım etmeye çalışıyorsun. Bilerek bilmeyerek hadis-i şerifleri, sahîh hadisleri ortadan kaldırmaya çalışacaksın yarın da Kur’an-ı Kerim’i keyfine göre yorumlayacaksın ortada İslam diye bir şey bırakmak istemiyorsun. Burada hâin zihniyetin içinde bu var bir de bunlara âlet olanlar var.

Dakika 15:55

Bu millet bunları yutmadı İslam ümmeti yutmaz sana dersini verir. Ayağını denk al, Ümmet-i Muhammed’i karıştırma, fitne fesatlık yapma! Mezheplere saldırarak kuduzlar gibi âlimlere saldırarak hareket etme! Müçtehitlerin ortaya koyduğu fıkıh o fıkhî bilgileri usul bilgisini sen de anlayacak zihniyet yok, takvâsı yok sen de bunun. Bunun ihlâsı yok, ilmi de yok, bunun ilmin metotları sistemleri de yok. Sen bunlarsız birilerini çevrene almışsın kafadarlarını rant sağlıyorsun bundan vazgeç yarın seni ateş kuşatır yazık olur sana da yazık olur. Yüce İslam herkesi kurtarmaya geldi. Yani burada bir bunları söylüyoruz ama herkesin kurtulmasını da istiyoruz. Yanlıştan herkes kurtulsun, herkes haddini bilsin. Onun için kıymetli dostlarım, akıllı insan Kur’an-ı Kerim’i katiyyen unutmaz ve onun yolundan aslâ ayrılmaz doğru yol onun yoludur doğruyu o anlatır. Kur’an, sünnet, icmâ, kıyâs bunlar bizim dinimizin aslî delilleridir. Onun için bize Kur’an-ı Kerim ve onu açıklayan Murâd-ı İlâhî’yi beyân eden onun için Peygamberimizdir. Peygamberi Zîşan’ın beyânı sünnet ve hadis-i şerife dayanır. Yani amelî sünnete, kavlî sünnete dayanır. Sünneti ortadan alma hakkına sahip değilsin çünkü sünnet İslam âleminde korunarak gelmiştir ve müçtehitlerimizin mezarları nur üstüne nur olsun ebedî dolsun, taşsın eksilmesin. Bütün âlimlerimiz güzel çalışmışlar güzel çalışarak geldiler ve güzel çalışarak da devam edeceklerdir. Cenabı Hak samîmî ihlâs ile bu yolda çalışan herkese başarılar nasîb eylesin.

İsrâ Sûresi 82’de: “Zâlimin zararını hüsranını artırır.” Niçin arttırıyor? Kur’an-ı Kerim’e inanmıyor da onun için, adâletini kabul etmiyor zulüm ediyor zâlim de onun için. (Lil âlemin) Zikir, fikir yükümlülüğü âlemler için bir zikirdir, Allah’ın öğüdüdür. Zikir, fikir yükümlülüğü akıl sahiplerine ihtiyari işlerle ilgilidir. Dileme sine kişinin dilemesine bağlı özgür hür olarak dilemesine bağlı fikrini hakka azîm ve irâdesini hayra yöneltmesi kişinin farzdır.

Dakika 20:00

Buraya dikkat et! Fikrinin hakka azîm ve irâdesini hayra yöneltmesi farzdır. Akıl sahiplerine ihtiyarî işlerle ilgilidir kulun dilemesine bağlıdır. Fikrini kul hakka bağlayacak azîm ve irâdesini hayra yönetmiş olması gerekiyor ki bu farzdır. Dilemek şarttır onun da şartı zikirden, şanlı Kur’an’dan faydalanma hükmü insanın doğruya ermeyi dilemesine bağlanmış. Hitap, özellikle doğru yolda olmak isteyenlere yapılmıştır. Çünkü irâdesini doğru yolda kullanmak istiyor doğruyu arıyor yoksa inanmayanlar zaten kitaptan kaçıyorlar, tekliften kaçıyorlar. Kaçınca kurtuluş mu var? Yok, kimse kurtulmadı kimse kurtulamayacak. “İstisna-i Müferra’nın” ancak Allah’ın dilemesi ile tabii ki Cenabı Hak dilemeseydi bize irâde verir miydi? O, diledi bize irâde verdi. O izin vermeseydi bize elbette ki irâdemizi kullanamazdık bak, orada izini de bulunmaktadır. Sizin dilemenizi dilemesiyle irâde etmenizi irâde etmesi ile diliyorsunuz. Dikkat et! Sizin dilemenizi dilemesiyle irâde etmenizi irâde etmesi ile biliyorsunuz. Ey doğru yolda olmayı dileyenler! Bunu Allah’ın lütuf ve ikrâmından biliniz. O’nun mülkünde o istemedikçe hiçbir şey olamaz. Bu sözü de söyleyen Ebu’s-Suud’dur. Kulun irâde etmesini irâde etmekle,  onun murâdını da irâde etmiş olması gerekmez. Buraya dikkat et! Kulun irâde etmesini irâde etmekle onun murâdını da irâde etmiş olması gerekmez. Sana özgürlük verir, irâde kuvvetini verir, o yetkiyi irâde yetkisini verir ama murâdına da hâsıl etme gibi bir durum zorunluluk da yoktur. Yani illâ onun murâdını da ben yerine getireyim diye bir durum söz konusu değildir. Onun murâdını irâde etmiş olması gerekmez. İrâdene müsaade etmiştir ama murâdına dilerse müsaade eder, dilerse etmez. Murâd irâde başka murâda ermek başkadır. İnsan bir şeyi elde etmek ister de murâdını elde edemeyebilir. Nicelerinin başı döner düşer gidemez irâde ettiği şeyin meydana gelmesini istememiş olur. Murâdını isteseydi o şey meydana gelirdi. Allah’ın dilemesi istenilen şeyin olmasını gerektirici kulun dilemesi Allah Celle Celâlühü dilemedikçe istenilen şeyin olmasını gerektirici değildir.

Dakika 25:00

Buraları iyi anlamak öyle kolay değil iyi anlamalıdır. Murâdını isteseydi o şey meydana gelirdi. Allah’ın dilemesi istenilen şeyin olmasını gerektirici kulun dilemesi Allah dilemedikçe istenilen şeyin olmasını gerektirici değildir. Kul dilemeye özgür bırakılmış dileyebilir irâde-i cüziyesi vardır. Ama her dilediğinin murâdına ermesi ise tabii ki her dilediği olmaz, olmayabilir. Kulun hem irâdesinin hem de irâde ettiği şeyin gelmesi için ikisinin de Allah’ın irâdesine bağlı olmasının şart olduğudur. Burayı da tekrar ediyorum; Kulun hem irâdesini hem de irâde ettiği şeyin meydana gelmesi için ikisinin de Allah’ın irâdesine bağlı olmasının şart olduğudur. Büyük önerme doğru yolda olmayı dilemenizde ancak Allah’ın dilemesiyledir. Doğru yolda olmayı dilemenizde ancak Allah’ın dilemesi iledir. Ehl-i Sünnetin görüşü işte budur O dilemedikçe kulun hiçbir dilemesi olamaz. Yalnız buraları daha önceki cümlelerde açıklandığı gibi anlamak meselesi var. İstisna-i müferra’lar da bütün istisnâdan sonradır, kulun dilemesi ilâhî irâdeden sonradır. Allah’ın dilemesi olmadıkça hiçbir dilemenin olmayacağı belirtilmiştir. Kulun irâdesini yok sayanlar buna dikkat etsinler o zaman “Cebriyeci” olurlar. İşte “Cebriye Mezhebi” buraları anlayamadığım için “Cebriyeci” olmuşlardır. Burada olsa olsa “cebri mutavassıt” orta derecede dilemeye zorlama düşünülebilir. Allah’ın dilemesi kulun irâdesinde serbest olması şeklinde tecellî ederse kul dilemesinde serbest olacağından “cebri mutavassıt” da kalkmış olur, kalkması da mümkündür. Maturidi’ ye görüşü de böyledir Maturidi görüşü böyledir. Kulun irâdesinde serbest olması şeklinde tecellî ederse kul dilemesinde serbest olacağından cebri mutasavvıtta kalkmış olur, kalkması mümkün olur. Maturidi’ ye görüşü de böyledir. Kulun irâde-i külliyesi yani irâde kuvveti yaratılmış ise de irâde-i cüz’iyesi başkaca bir yaratılışa muhtaç olmayacak şekilde itibârî bir emirdir. Böyle olduğu işte söylenmiştir ki buraya dikkat et! İrâde-i cüz’iyesi başkaca bir yaratılışa muhtaç olmayacak şekilde itibârî bir emirdir demiştir.

Dakika 30:00

Kulda ne sırf cebir, ne de sırf serbestlik vardır. Burayı da iyi anlamayanların bir kısmı da Mürcie’ci olmuşlardır. Kulun irâde-i külliyesi yani irâde kuvveti yaratılmış ise de irâde-i cüz’iyesi başka bir yaratıcıya muhtaç olmayacak şekilde itibârî bir emirdir demiştir. Kulda ne sırf cebir, ne de sırf serbestlik vardır ikisinin ortasında bulunmaktadır.

Kasas Sûresi 68’de: “O yaratır, O seçer.” Yani Cenab-ı Hak yaratır seçer. Kimi? Peygamberleri seçer gönderir. Onlar onu yapamaz yani Allah’tan başkasında yaratma sıfatı yoktur yaratıcılık kimsede yoktur. İrâde-i cüz’iye Allah’ın kuluna verdiği bir emirdir i. Kul o irâdesi özgürlüğü de yine yaratıcı değildir. Yüce Allah’ın ona böyle bir itibârî bir emridir. “Yaratmak ise emir ise tamamen Allah’ındır.” Araf Sûresi 54’de:

(اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَـبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ)

buyurulmuştur. “Doğru yolda olmayı Allah’tan dilemeyi teşvik vardır.” Yani kul irâdesini Allah’ın irâdesine bağlar doğru yolda olmayı Allah’tan sürekli ister üzerine düşen görevini de irâdesine hayra kullanarak yapmaya çalışırsa Yüce Allah’ın ona uçsuz-bucaksız yardımı ve lütuflarını  görürsünüz. Tersine gidersen O’nun verdiği irâde kuvvetini özgürlük ve seçenekleri kötüye kullanmış olursa kul imtihanı kaybeder.

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler,

Şimdi de dersimiz İnfitâr Sûresine gelmiştir İnşâ’Allah İnfitâr Sûresi ile dersimiz devam edecektir. Cenab-ı Hak Yüce Allah’ın bütün sözlerini bu yüce kelimelerini, kelâmını iyi anlamayı ve gereğini en iyi şekilde yapmayı nasîb-i müyesser eylesin. Hayat veren nurun dersleri, keşif notları, irşâd notları olarak dersimiz devam ediyor. İnfitâr Sûresi Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerdendir âyet sayısı on dokuzdur sıra numarası seksen ikidir.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْۙ﴿١﴾

وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْۙ﴿٢﴾

وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْۙ﴿٣﴾

وَاِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْۙ﴿٤﴾

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَاَخَّرَتْۜ﴿٥﴾

 

1- Gök çatladığı vakit,

2- Yıldızlar döküldüğü vakit,

3- Denizler yarılıp akıtıldığı vakit,

4- Kabirlerin içi dışına getirildiği vakit,

5- Herkes neyi önünden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir.

İşte kıymetli dostlar, şanlı Kur’an önceden her şeyi duyuruyor, senin iç dünyanı sana okuyor. İyi anla iyi dinle! Rabbinle seni tanıştırıyor Rabbini iyi tanı!

Dakika 35:00

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَر۪يمِۙ ﴿٦﴾

اَلَّذ۪ي خَلَقَكَ فَسَوّٰيكَ فَعَدَلَكَۙ﴿٧﴾

ف۪ٓي اَيِّ صُورَةٍ مَا شَٓاءَ رَكَّبَكَۜ﴿٨﴾

كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدّ۪ينِۙ ﴿٩﴾

وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ ﴿١٠﴾

كِرَاماً كَاتِب۪ينَۙ﴿١١﴾

 

يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ﴿١٢﴾

 Kıymetli dostlarım, Yüce Rabbimiz bakın ne diyor;

6- Ey insan! İhsânı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?

7- O Allah ki seni yarattı, seni düzgün yapılı kılıp ölçülü bir biçim verdi.

8- Seni dilediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu.

9- Hayır hayır, siz cezâyı yalanlıyorsunuz.

10- Oysa üzerinizde koruyucular var.

11- Değerli yazıcılar

12- Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler.

Kıymetli dostlar,

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۚ﴿١٣﴾

وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ي جَح۪يمٍۚ﴿١٤﴾

يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدّ۪ينِ﴿١٥﴾

وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَٓائِب۪ينَۜ ﴿١٦﴾

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۙ﴿١٧﴾

ثُمَّ مَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الدّ۪ينِۜ﴿١٨﴾

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْـٔاًۜ وَالْاَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِ﴿١٩﴾

Bu yüce âyetlerde bak ne buyuruyor Yüce Rabbimiz;

10- Oysa üzerinizde koruyucular var. Sizi koruyan muhâfız melekler var.

11- Değerli yazıcılar (Kirâmen Kâtibin var).

12- Onlar, siz her ne yaparsanız bilirler.

13- Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.

14- Kötüler de cehennemdedirler.

15- Cezâ günü ona girecekler.(o cehenneme)

16- Onlar o cehennemin gözünden kaçamazlar.

17- Cezâ gününün ne olduğunu sen bilir misin?

18- Evet, bilir misin nedir acaba o cezâ günü?

19- O gün, hiç kimsenin başkası için hiçbir şeye sahip olamadığı gündür. O gün buyruk yalnız Allah’ındır.

Kimse kendiliğinden bir tek kelime bile konuşamaz Allah’ın izni olmadan.

Şimdi kıymetli dostlarım, bu sûrenin birde şöylece keşif notlarına bakalım;

Furkân Sûresi 25’inci âyette: “O gün gök bulutlar ile yarılarak ve melekler ardarda indirilecek.” Rahmân Sûresi 37’de: “ Gök yarılıp da kızaran, yanan ve yağ gibi eriyen bir gül gibi olduğu zaman…” Kıyâmet koparken ne türlü olaylar ortaya çıkmaktadır. Hâkka Sûresi 16’da: “O günün şiddetinden gök çatlamıştır, o gün gök yarılmış sarkmıştır.” Müzemmil Sûresi 18’inci âyet-i kerime de: “Gök açılmış kapı, kapı olmuştur.” Nebe sûresi 19’da da böyle buyurulmuş.

“İnfiser”, dökülüp saçılmak inci dizisi gibi yıldızlar patır, patır döküldüğü zaman. Aklını başına al! Ey Müslüman, öyle biri “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah de ki öyle bir havkale oku ki…

Dakika 40:00

(Edânallahu izzehû) işte Cenab-ı Hak, onun izzet ve şerefini dâim kılsın diye dua eyle. Salat oku Sevgili Peygamberimize “Salvele” de bulun, besmele oku, hamdü sena da bulun, sık sık “Elhamdülillah” de ve “havkale”yi oku “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” de. (Edânallahu izzehû) bunu da sık oku. Müslim-i Şerefin ve diğerlerinin rivâyet ettiği hadis-i şerifte: “Her kim güzel bir geleneğe yol açarsa ona onu işleyenlerin mükâfatı vardır. Her kim de kötü bir yol geleneğe yol açarsa ona da onu işleyenlerin günahı ve vebâli vardır.” İyi çığır açmaya bak kötü çığır açma, oradan kötü çığırdan gidenlerin tüm günahları kadar sana da günah yazılıyor onlar da kendi günahlarını taşımaya devam ediyorlar. Onlar kendi günahlarını yüklenirken sen o kötü çığırdan gidenlerin tümünün günahları kadar günah yükleniyorsun öbürlerinin günahından da bir azalmada olmadan. İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anh), İbn-i Mes’ûd günahı birileri günahı takdim, itaati tehir edenler. Birileri günahları acele işliyorlar ama sevaba gelince yaparım, ederim, tutarım diye erteliyorlar. Harcadığın yanına kalır dünya malından Allah yolunda hayırda, fayda da ne harcadıysan o senindir, diğer harcamadıkların mal-mülk bu tamamen vârislere aittir senin değildir. Zilzâl Sûresi ‘ne de şöyle bir bak; İnişin özel olması hükmün genel olmasına engel değildir. Gurur ile isyân edenler kahır ve celâl, yıkıp ezme Allah’ın kahrına, celâline, azâmetine çarpılırlar. Kim? Gurur kibirle isyân edenler. Cenab-ı Hak kerimdir ilâhî ikrâmına nihâyet yoktur yeter ki dilesin.

Katâde’den gelen haberde, Gurur sebebi bu tamamen şeytânîdir. Gurur şeytanın aldanmış olan şeytanın insanları aldatmasıdır. Sakın bu oyuna gelme! Gururun yanında kibir tamamen aldanmak aldatmak vardır. Aldanmış insanlar karşıyı aldatırlar şeytan aldandı da insanları aldatmaya devam ediyor. Onun için “ğarur” ismi şeytanın ismidir sıfatlarındandır, çok aldanmış çok aldatıcı demektir. Hadîd Sûresi’nin 14’üncü âyetin de bize bu durum bildirilmektedir. Hasen buna “cehâlet” demiş.

Dakika 45:00

Mukâtil, “affa aldanmak” demiş. Affa aldanmış Allah’ın azâbını düşünmemiş. Allah’ın azâbı da şiddetlidir. Allah’ın rahmetinden ümit kesme ama azâbından kork. Hemen cezâ verilmediği için affa aldananlar daha çok korunmaktadır. Fudayl bin İyaz, “indirilmiş perdeler” diyor. İnsanların gözüne perdeler çekilir kalbi mühürlenirse paslanırsa berbat mı berbat hâle gelir. Günahların örtüsü derim demiş Fudayl bin İyaz. Bu adı geçer zât-ı muhteremler İslam âleminin büyük kâşif âlimleridirler. Ebû Hayyân Âlûsî Efendimizden Aleyhisselâtu Vesselâm, naklederken şöyle diyorlar; “İnsanoğlunun câhilliği her kötülüğün kaynağında câhillik vardır. Ebû Hayyân Âlûsî Efendimizden, bunların temelinin câhilliğe dayandığını nakletmişlerdir. Hz. Ömer (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) (إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولً) bu âyeti okumuş, “insan cidden çok zâlim çok câhildir demiş. Fatır Sûresi 28’de Cenab-ı Hak âlimler en çok Allah’tan korkanlar âlimlerdir. Bu Allah korkusu, Allah sevgisi ilim bilgi ile orantılıdır. İlim bilgi olmalıdır. Onun için şanlı Kur’an’ın  ilk gelen âyeti oku diye geldi. Kur’an-ı Kerim’in lafzı onun mânâsı nefse ulaşmalı nefsi mânâ kuşatmalıdır. Bilgi derecesi ile doğru orantılıdır. Allah’tan korkmak var olma ilâhî lütuf ve keremdir. Bizi yoktan yaratmış kıymetlerle donatmış şimdi böyle bir yüce varlığı tanımak O’nun emrinde olmak gerekmez mi? O’nu bütün varlığınla sevmek gerekir, bu sevgiyi kaybetmemek için çok korkmak gerekir. Çünkü sevdiğin sevgilinin tabii ki sevgisinden sen mahrum kalmak ister misin? İşte bu yaratanı bütün varlığımla sev diğer sevilecekleri de Allah için sev yoksa sevilmeyecekleri de Allah için sevme. Çünkü Allah’ım sevmediğini sevmeye kalkarsan o zaman Allah’a isyân etmiş olursun.

Dakika 50:00

Kehf Sûresi 37’de: Toprak insan şekli ruh üflenmesi insanoğluna, insan topraktan yaratıldı nutfe hâline geldi, insan şeklini aldı ruh üflendi insanoğluna, tesviye edildi, düzene koyuldu çift uzuvların denkliği ortaya çıktı. Gözler, kulaklar, eller, ayaklar ortada ve mükemmel bir eşrefi mahlûk olan insan yaratıldı. Kıyâme Sûresi 4’üncü âyette, parmak ucuna kadar bakın her şey yerli yerince yaratıldı ve parmakların uçlarındaki şu sırlara da bir bak! Bunu da bize hatırlatan Mukâtil ’dir. “Belini doğrultu dik ve dengeli kıldı dört ayaklılar gibi yapmadı.” Bunu da İbn-i Abbâs’tan gelen haber ki yine Atâ bu haberi verenlerdir. İtidal verdi Diğerlerine hâkim kıldı. Bakın, bütün mahlûkata insan hâkimdir aklı, zekâsı, ilmi, irfanıyla, tekniği ve teknolojiyi kullanması ile diğerlerine hâkim kıldı. Ebû Ali Fârisî de bu beyânda bulundu. Hıcr Sûresi 29’u anlatırken bunlara değindiler. (فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ ف۪يهِ مِنْ رُوح۪ي) “Biz onu tesviye ettik ve ruhundan insanoğluna ben üfledim” ve onu tesfiye ettiğim zaman ona insan şeklini tamamen verdiğim zaman bir de ruhumdan ona üfledim diyor Cenabı Hak. İsrâ Sûresi 70’inci âyetinde: “Çoğundan üstün kıldık” diyor insan üst derecede ahsen-i takvim de en üstün biçimde yaratılmıştır. İnsan kıymetini bilmelidir. Bunlar lütfu keremidir Yüce Allah’ın Celle Celâlühü. Arınma mertebelerine doğru insan terakkî etmeli iyi temizlenmeli ruh, kalp, beden temizliği ile Müslüman dünyanın en temiz insanı olmalı karakteri ile ahlâkıyla sözü ile sohbeti ile işi ameliyle davranışlarıyla ve tamamen evi ile barkı çevresi ile Müslüman dünyanın en temiz tertemiz adamıdır. Yalnız İslam kişiye yerleşecek. İslam’ın ilimleri, Kur’an-ı Kerim’in mânâsı kişinin nefsini kuşatacak. Böyle bir durumda olan insanoğlu bakın, tuttu Cenab-ı Hak bunların içinden bazılarını ki aşağılarının en aşağısına tutu attı. (ثُمَّ رَدَدْنَاهُ اَسْفَلَ سَافِل۪ينَۙ) Bunları kimler aşağı düşenler? Allah’ın azâbının şiddetini, adâletini hiç hesaba katmadılar. Bunları sadece biz yeriz Rabbena hep bize dediler, Rabbena hep bana dediler. Kerem’e aldandılar Allah’ın haram dediği benim azâbım şiddetlidir dediği tarafa hiç bakmadılar. Keremlerinden ahsen-i takvim en güzel biçimde yaratılanlar ve Allah’ın keremine, rahmetine ümit bağladığı gibi, Allah’ın azâbından da korkanlar yükseldiler.

Taberî, Ebî Rebâh’dan “Seni dilediği şekle Cenab-ı Hak getirir dilediği şekilde yaratır.” Meni rahimde yerleşince Yüce Allah onunla Âdem arasındaki her neshebi hazır eder, dilediği şekilde “terkîb” eder. Şimdi (atavizim) atalara çekme Âdem’den beri gelen soyların her birini kapsayabilir. Soyaçekim de etkili olan doğa değil, Allah’ın dilemesidir. Yani soya çeker ama soyaçekim de etkili olan yani tabiat değildir yine Allah’ın hükmüdür, Allah’ın dinlemesidir.

Dakika 55:10

Atalarından birinin özelliğinin gâlip gelmesi Allah’ın Celle Celâlühü dilemesidir. Tabiî doğal kalıtsal değerlerde düşünülebilir fakat hüküm onlar da değil, Allah’ın dilemesindedir hüküm Allah’ın irâdesindedir. İhlâs içtenlik boyun eğerek itaat et ihlâsla Allah’a itaat et. Ümit kesen mükâfatına inanmayan küfre girer. Azâb ve cezâdan emin olan güç ve kuvvetini tanımayan da küfre girer. Aklını başına al! Ümit kesme sakın ola ki azâb ve cezâdan da emin olma sakın ola ki bunlar bir, bir küfürdür. Kuvvetini tanımayan kişide küfre girer. Allah’ın kudretini, kuvvetini iyi tanı. Açık yapan açık küfre girer. Meselâ bir küfür işini açıkça yapıyorsa bir insan bu açıkça küfre girer. Dolaylı küfür işini yapıyorsa dolaylı yapan da dolaylı küfre girer. Onun için ne doğrudan ne dolaylı sakın küfre yaklaşma! Küfür senin hayâllerinde dâhi olmasın, canı binlerce ver ama küfre gitme, inkâra gitme, sirke şüpheye düşme! Fâtihâ’yı şerifte ki 4’üncü âyet: “Din gününün sahibi” (مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ) yani burada anlatılanları da iyi anla unutma! Din, karşılık iyi veya kötü kişi ne işlediyse bu dünyada bunun karşılığını alacaktır din karşılıktır. Yani lehine tecellî eder ya aleyhine ki o din gününün gerçek mutlak hükümdarı hâkimler hâkimi Allah’u Teâlâ’dır. Herkesi hesaba çekecek bütün hâkimleri ve devlet adamlarını. Yetkiyi elinde bulunduran tamamı ve bütün onların peşinden giden ne kadar milletler, fertler, cemiyetler varsa insin cinnin tamamı hesaba çekilecektir. En başta hâkimler ve devlet adamları, adâlet ile hükmetmeyenler Azrâil’in orduları ile işte en şiddetli hesaba çekilenler bunlardır. Hele bunları zâlimleri beli bıkkını kırılır cehenneme gönderilir. Sen Allah’ın mülkünde zulmetme selâhiyetini nereden aldın? Söyler misin hâkim misin, hükümdar mısın? Zulmetme selâhiyetin var mı adâlet mi etmen gerekiyordu? Gücü eline almışsın o gücü Allah yolunda, adâlet uğrunda, barışın yolunda kullanman gerekmiyor muydu? Niye zulmettin, niye sömürdün, neden adâlet etmedin? Hesabını vereceksin. Ey bütün hâkimler, savcılar, hükümetin devlet adamları, ağalar, paşalar, generaller, mareşaller! Allah’ın adâlet mahkemesine hazır olun. Adâlet edenler bunlar kurtulacaklardır. Adâlet nedir? Önce onun tespitini de yap. Allah’ın adâlet ölçülerine uymayan adâlet, adâlet olmaz.

Dakika 1:00:05

Dünyada eğer adâlet dediğiniz şeyler gerçek adâlet bir yerde varsa o ilâhî emre uygundur da onun için adâlettir. İlâhî adâlete, ilâhî ölçüye uymayanlar yarın mahşerde karşına zulüm olarak çıkar başına ebedî belâ olur. Adâlet nedir onu da tespit et. Kurtların adâleti, tilkilerin adâleti diğer canavarların adâleti gibi olursa kurtlar vâdîsinde orada bir paylaşım var böyle adâlet olursa yarın bu adâlet değil zulüm olarak başına belâ olur. Adâlet ilâhî ölçülere uymak Muhammedî şeriatın ortaya koyduğu bunun Şârii Allah’u Teâlâ. Muhammedî şeriatın Şârii Allah’tır o ölçülere uyulursa adâlettir. Yoksa insanoğlu kendini aldatmıştır aldanan insan mahkemede büyük mahkemede uyanır o mahkemenin hâkimler hâkimi Allah’ın kendisidir Allah orada hâkimdir. O gün o mülk tamamen hükümranlık hâkimiyet o gün de tamamen Allah’ındır, bugün de olduğu gibi. Bugün sana bir özgürlük vermiş sen de bunu zulümde kullanırsam yandın.

Evet kıymetliler,

Din karşılık iyi veya kötü amelinin karşılığını almandır din. Onun için Yüce İslam’ı yaşarsan Yüce İslam dinini bunun karşılığı Allah’ın rızâsı cemâli Cennet-i Âlâ’dır Allah Celle Celâlühü İslam’ın karşılığı cennettir, lütfu ilâhîdir. İslam’sızlığın da karşılığı da kesin kes cehennemdir. İster kabul et ister etme! Biz dayatmacılardan değiliz zorbalardan da değiliz biz gerçeği söyleriz, söylerken de şanlı Kur’an-ı Kerim’i söylemeye çalışırız. Biz Kur’an’ın yerine kendimizi koyamayız. Hâşâ! Allah’ın yerine kendini koyanlar, Peygamberin yerine kendini koyanlar, kendini rab edinen Firavunlar işte insanlığa doğru söylemeyenler bunlar. Gerçek bilim o yoldaki çalışmalar hâriç var o yolu zaten Allah kendi emrediyor orayı karıştırma diyor. Bilimsel çalışmalar onlar zaten Yüce İslam’ın ilk emirlerindendir. Melikin kânûna göre Yusuf Sûresi’nin 76’ncı âyeti ne bir bak! Melikin kânûna göre din, şeriat, görev ve sorumluluk hükümlerini belirleyen kurallar ve âdetlerdir. Din şeriattır görev ve sorumluluk hükümlerini belirleyen kurallar ve âdetlerdir ki dini ortaya Allah koyar başkası din koyamaz. Allah’ın ortaya koyduğu dinden başka ki bu İslam’dır, yeryüzündeki bütün dinler beşerîdir insan kendi uydurmuştur. Mûsâ’nın, Îsâ’nın, İbrâhim’in, Nuh’un, Âdem’in, Yâkup’un, Yusuf’un İshâk’ın, İsmâil’in bütün peygamberlerin dini İslam’dır Allah birdir dinde birdir.

Dakika 1:05:05

Peygamberleri sırasıyla gönderen Allah’u Teâlâ’dır en son Hazreti Muhammed’i göndermiş geçmişi yenilemiştir. İster kabul et ister etme! Bu da senin seçeneğine özgür irâdene bağlı kabul edersen o kabulüm karşılığını yarın mahşerde bulursun kabul etmezsen inkârın karşılığını bulacaksın kendin bilirsin. Ben sana yağ yaksam sana en büyük kötülüğü yapmış olurum. Birbirimize yağ yakmayalım doğruyu söyleyelim. Şanlı Kur’an’dan nur saçan Kur’an’dan işte anladığımızı tebliğ etmeye tercüman olmaya çalışıyoruz.

Örf ve şeriat din; Şimdi gelelim örf ve şeriatta din nedir?

İnsanları hamde yani “medih” ve övgü ile mükâfata lâyık güzel tercihleri ile iyi olan şeylere kendiliklerinden sevk eden ilâhî kânûndur din ve şeriat. Yani sonuçta ilâhî kânûndur ama insanları hamde… Nedir hamd? Övme övülme hakkı Allah’a ait Allah’ın övmek övülmek hakkının Allah’ta olduğunu iyi bilmek ve Allah’a hamd etmek. Yani “medih” ve övgü ile bütün övebildiğin kadar Allah’ı öv. Çünkü övgülerin hepsi yüceliğin hepsi O’nda… Bu “medih” ve övgü ile mükâfata lâyık güzel tercihleri ile iyi olan şeylere kendiliklerinden sevk eden ilâhî kânûndur. İşte din şeriat örf ve şeriatta din budur ilâhî kânûndur. İlâhî olmayan din, din değil beşerî uydurmadır. Bozulmuş olan neler varsa dünyada bunlarda ilâhî olmak özelliğini kaybetmişlerdir. Onun için Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’le, Hz. Muhammed ile geçmişi yenilemiştir. Çünkü Allah’ın ortaya koyduğu Kitâb’ın, Peygamberin yolundan sapıp da gerçekler bozulunca Allah onu yeniliyor. Kur’an-ı Kerim ile Hz. Muhammed ile İslam şeriatı ile geçmişin bütün şeriatları yenilenmiştir. Bu Allah’ın kânûnudur. Yok, efendim ben Allah’ın sonradan yenilediği kânûnları kabul etmiyorum, Kur’an’ı Muhammed’i kabul etmiyorum ben eski bozulmuş da olsa ben eskiden ayrılmıyorum dersen bunun hesabını Allah’a vereceksin. Sen kimin emrini kabul etmiyorsun, sen kimsin? Demek sen kulsun, mahlûksun Yaratanın kânûnu kabul etmiyorsun öyle mi? Tamam o zaman Azrâil’e can verme!

  • Allah’ın mülkünde durma,
  • Allah’ın nimetlerini yeme çık bu Allah’ın mülkünden bakayım.

Çıkmıyorum da yiyeceğim de o zaman Azrâil Aleyhisselâm seni alıp götürecek hesap vereceksin kendin bilirsin. Burada da doğruları söyleyelim birbirimize. Diyalog işte gerçekleri söylemektir. Diyalog, masaya oturup da birbirine yağ yakmak, yuvarlamak, yağlamak değildir. Diyalog, gerçekleri söylemektir. Îsâ, Mûsâ, Tevrât, İncîl, İbrâhim, Suhuflar, Nuhlar, diğer peygamberler benim amentünün içinde zaten benim amentünün içinde.

Dakika 1:10:15

Bunlar İslam’ın evrensel îmânının içinde bunlar bunları bölmeye, parçalamaya senin bozmaya ne hakkın var? Birliği, İslam birliğini dünyadaki evrensel barışı, evrensel adâleti ve merhameti bozmaya kimin hakkı var? İslam dini evrensel ezelî ebedî değerler bunun için de bunu bozmaya bizim hakkımız yok ki hiçbirimizin yok. Bu bütün insanlığın dini kabul et etme. Allah nasıl ki bütün âlemlerin Rabbisidir, Hz. Muhammed âlemlere Peygamber olarak rahmet Peygamberidir bütün milletlerin, bütün çağların Peygamberidir. Kur’an-ı Kerim bütün milletlerin Kitâbı’dır, ister inan ister inanma bu senin bileceğin iş. Bunun hesabını da sen vereceksin. Ben de vereceğim, hepimiz hesap vereceğiz Allah’a hepimiz Celle Celâlühü.

İmrân Sûresi 19’uncu âyetinde: “Din ancak İslam’dır.” (اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ).  Dirilmek cezâyı görev ve yükümlülüğü gururla yalanlamak dini yalanlamaktır. Dikkat et buraya! Dirilmeyi yalanlıyorsan ben ölünce dirilmem diyorsan ben cezâ-meza bilmem diyorsan görev ve yükümlülüğü gururla yalanlıyorsan dini yalanlamaktır. Hak dini yalanlayan kişi Allah’ın en ağır azâbına, gazâbına hışmına çarpılacaktır ve cehennemden de çıkmayacaktır. Birbirimize yağ sürmeyelim doğruyu şimdiden söyleyelim ki herkes ayağını denk alsın. Senin cennete gitmen ben de bir şey artırmaz, bir şey kaybettirmez, bir şey kazandırmaz da. Ama senin cennete gitmene ben sevinirim, senin cehenneme gitmen ben de bir şey kaybettirmez kazandırmaz da ama üzülürüm. Niye cehenneme gidiyorsun ki cennet varken? Allah bir olduğu hâlde sen neden Allah’ı doğru tanımıyorsun ki? Birbirimize eğer seviyor olsak birbirimize doğruları söyleyelim. Karşında kim olursa olsun, karşıma ejderha geldi de bana diyor ki ejderha; ya şöyle söyleyeceksin bak elimde topum var tüfeğim var ben ejderha gibi biriyim diyor. Tamam, sen ejderha gibi olabilirsin topun-tüfeğin de olur parçalayabilirsin, senin ensemdeki Azrâil seni nasıl parçalayacak biliyor musun? Ensende biri var bütün kudret ve kuvvet ile bu âlemi kuşatan yüce bir kudret var bize bizden daha yakın. Dilediğine azâmeti kudretiyle azâb ve gazâbı hışmıyla yakın, kimisine rahmeti ile yakın. Öyle kendi ejderhalığını görüp de ensendeki Azrâil’i görmezsen, Allah’ın kudret ve kuvvetini görmezsen bu zulümden kurtulamazsın. Benim topum var tüfeğim var diyorsun, benim elimde işte mührüm var yetkim var diyorsun. Ooo işte ben yargılarım adamı tamam, seni de yargılayacak biri var. Ensende duruyor seni yargılayacak ve yargıya götürecek. Aklını başına al! Ha sen ha ben… Eğer aklın varsa yumurtadan çıkmış yeni civcivler vardır ya bir kanat annenin sıcak bir kanadının altı olmasa perişan olur ya! Sen osun yumurtadan çıkmış bir civcivsin sen ey kendine ejderha gören adam! Yumuşak sıcak bir kanadının altına ihtiyacım var bu da Allah’ın merhametidir, İslam’ın merhameti tecellîsidir. İslam’a gir Allah’ın merhametine, rahmetine mazhâr ol.

Dakika 1:15:22

Kendini civcivden fazla görürsen Allah’ın kudreti karşısında aldanırsın başka bir şey değil. Yeni doğmuş bir yavru, bir Çocuk yeni doğmuş bir bebek annenin sıcak bağrına ne kadar ihtiyacı var? Biz Rabbimize böyle muhtacız kafa tutma Rabbine, aklını başına al! Hâkim olabilirsin, savcı olabilirsin, general olabilirsin, zengin-fakir ol ilahiyatçı alabilirsin veya bir başkası da olabilirsin, kim olursan ol Allah’ın kulusun Allah’ın kulu olmana dikkat et Allah’a muhtaçsın. Allah’ın azâmet ve kudreti ile çepeçevre sarınmışsın sendeki kudret ve kuvvetin tamamı Allah’a ait, sana bana ait bir şey yok. Onun için birbirimize doğruyu söylemeye, söylemeye ortalığı yağcılar aldı. Din anlatıyoruz diye çıkıyorlar birileri tabii doğru anlatanlara bir sözümüz yok yağlayıp yuvarlayıp o ortamı geçiştiriyorlar. Bu insanlığa yapılan en büyük kötülüktür. Dünyanın bütün okları, bombaları, nükleer güçleri bağrına çevrilirse tepende patlatacağız deseler doğrudan ayrılma, Allah’tan ayrılma Allah’a bağlan. Kimsenin silahı falan-filan para etmez. Ben bir kere ölürüm Allah bana binlerce can verir. Ya o gâvur ne olacak, kâtiller ne olacak? Cehennemde ebedî o kâtiller feryat edecek onlar ebedî ağlayacak. O kâtiller var ya bu çağın kâtilleri insanları hunharca öldürülen kadın, çocuk demeden bunlar cehennemde ebedî feryat edip ebedî ağlayacak. Şimdi bunların hoplayıp-zıplayıp, gülüp oynadıklarına bakma aldanma bunlara bunlar ebedî ağlayacaklar bu zâlimler. İnsanlığın kâtilleri çağdaş kâtil bunlar. Benim inancımda İslam’ın yeryüzünü kuşatan merhametinde adâlet var karıncayı incitmemek yok, ekosistemi bozmak yok. İnsan ise eşrefi mahlûkat en değerli varlık insan İslam’ın ortaya koyduğu en büyük değerlerden biri insana verilen değerdir. İnsandan sen değeri aldığın parayı, maddeyi insandan değerli olarak gördün insan ölüyor sen madde para uğruna, kendi çıkarların uğruna yeraltı zenginliklerini yerüstü sömürmek uğruna insanları öldürüyorsun. Senin insanlık anlayışın bu, insanlığı katleden kâtiller de insanlık diye ne vardır? Bunlar da insanlık aranmaz çünkü bunlar insanlığın kâtilleridir. Bir kâtil bir adam öldürür bunlar binlerce adamı öldürüyorlar çağdaş kâtiller bunlar. Hani medeniyet dünyada hani adâlet, hani insan hakları? Terörü besliyorsun ondan sonra da eline de silahı veriyorsun terör avlamaya gidiyorsun bu sefer de. Bunlardan vazgeç, bunlardan vazgeçmezsen çok zararın olur sen de Allah’ın kulusun sen de zarar etme ebedî ağlayacaksın cehennemde. Niye ağlıyorsun cennete git bu kötülüklere tövbe et vazgeç bunlardan, Allah’ın nimetleri herkese yeter. Yeter ki adâletle bir taksimat yapalım hakça bölüşelim bu işleri. Her hak sahibine hakkını verelim hukûku üstün tutalım, hukûkun üstünlüğü lafta kalmasın adâlet tecellî etsin.

Dakika 1:20:20

Kıymetli dostlar,

İşte din İslam’dır dedikten sonra Cenab-ı Hak (اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ). Bakın,” hafaza” “hâfızîn” gözcü melekler var. Şimdi bizi koruyan melekler var, kâtipler var amellerimiz yazılıyor hem sevaplar, hem günahlarımız yazılıyor. Dürüst hak yazıcılar yazıyor hiç yanlış yapmazlar, iyi-kötü hepsini yazarlar şahitlik ederler. Şimdi o kâtip melekler şahitlik de yapacaklar biz amel defterimiz boynumuza asılı mahşere geleceğiz hesap vereceğiz. “Cahîm”; Şiddetli bir ateşin cehennemin adıdır. Süleyman Bin Abdülmelik ile Ebû Hazm’ın bir Medine’de bir konuşması var.

Bakın, Abdullah Bin Melik; “Allah’a vâris nasıl olunur?” diye bir soru soruyor İbn-i Hazm’a soruyor Ebû Hazm’a soruyor. O da diyor ki: “Yolcu gibi bu dünyada yaşarken yolcu gibi ol, ihsân sahibi ol veya kaçak âsî ise köle gibi.” Dikkat et! Âsî ise kaçak köle gibi o zaman diyor hâlini düşün, yakalanırsın götürülürsün. “Amelini Allah’ın Kitâb’ına arz et iyiler cennete, kötüler cehennemde” dedi Ebû Hazm, Süleyman Bin Abdülmelik’e söyledi. Şimdi bakın, peşinden şöyle dedi yine Ebû Hazm;

(وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَف۪ي جَح۪يمٍۚ), (إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ)

Süleyman Bin Abdülmelik dedi ki: “Allah’ın rahmeti nerede?” dedi. Ebû Hazm dedi ki: (اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَر۪يبٌ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ) “Allah’ın rahmeti Muhsinlere yakın sen Muhsin’sen dedi. O zaman rahmet bulursun dedi, aralarında böyle bir konuşma geçti. Şimdi Allah’ın rahmeti azâbının önünde gider ama Allah’ın adâleti bir de gazâbı, hışmı şiddetli azâbı var. Allah’ın rahmetini düşünüp azâbına düşünmezsen işte başına belâ olur veya yok sayarsan Allah’ın azâbını, adâletini yok sayarsan ebedî helâk olursun. Allah’ın rahmetinden ümit kesme ama Allah’ın azâbından da korkmayı bil hem de tam korkmayı bil.

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, İnfitâr Sûresi’nin de sonuna geldik İnşâ’Allah dersimiz Mutaffifîn sûresi ile devam edecektir Yüce Rabbimizin lütfu keremi ile. Mutaffifîn Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edildi âyet sayısı otuz altı, sıra numarası seksen üçtür.

Dakika 1:25:05

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّف۪ينَۙ ﴿١﴾

اَلَّذ۪ينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَۘ ﴿٢﴾

وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَۜ ﴿٣﴾

اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَۙ ﴿٤

لِيَوْمٍ عَظ۪يمٍۙ ﴿٥﴾

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿٦﴾

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ي سِجّ۪ينٍۜ ﴿٧﴾

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سِجّ۪ينٌۜ ﴿٨﴾

كِتَابٌ مَرْقُومٌۜ ﴿٩﴾

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ﴿١٠﴾

اَلَّذ۪ينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿١١﴾

وَمَا يُكَذِّبُ بِه۪ٓ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ﴿١٢﴾

اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۜ ﴿١٣﴾

كَلَّا بَلْ۔ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ﴿١٤﴾

كَلَّٓا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَۜ ﴿١٥﴾

ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَح۪يمِۜ﴿١٦﴾

ثُمَّ يُقَالُ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۜ ﴿١٧﴾

كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَف۪ي عِلِّيّ۪ينَۜ ﴿١٨﴾

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَۜ ﴿١٩﴾

كِتَابٌ مَرْقُومٌۙ ﴿٢٠﴾

يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَۜ ﴿٢١﴾

اِنَّ الْاَبْرَارَ لَف۪ي نَع۪يمٍۙ ﴿٢٢﴾

عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَۙ ﴿٢٣﴾

 

تَعْرِفُ ف۪ي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّع۪يمِۚ﴿٢٤﴾

يُسْقَوْنَ مِنْ رَح۪يقٍ مَخْتُومٍۙ ﴿٢٥﴾

خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ ﴿٢٦﴾

وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْن۪يمٍۙ ﴿٢٧﴾

عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَۜ ﴿٢٨﴾

اِنَّ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَۘ﴿٢٩﴾

وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَۘ ﴿٣٠﴾

وَاِذَا انْقَلَـبُٓوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِه۪ينَۘ ﴿٣١﴾

وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُٓوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَٓالُّونَۙ ﴿٣٢﴾

وَمَٓا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظ۪ينَۜ ﴿٣٣﴾

فَالْيَوْمَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَۙ ﴿٣٤﴾

عَلَى الْاَرَٓائِكِۙ يَنْظُرُونَۜ ﴿٣٥﴾

هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ﴿٣٦﴾

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

1- Eksik ölçüp tartanların vay hâline! (Eksik ölçüyor ve eksik tartıyor ki bunların vay hâline!)

2- Onlar insanlardan kendilerine bir şey aldıkları zaman tam ölçerler.

3- Kendileri başkalarına bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçer ve tartarlar.

4- Onlar tekrar diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?

5- Büyük bir gün için.

6- Öyle bir gün ki, insanlar o gün Rablerinin huzurunda dîvân duracaklar.

7- Hayır hayır, kötülerin yazısı muhakkak “Siccin” ‘dedir.

8- Bildin mi sen, “Siccin” nedir?

9- Yazılmış bir kitaptır o.

10- Vay hâline yalanlayanların o gün!

11- Onlar cezâ gününü yalanlayanlardır.

12- Onu ancak sınırı aşan ve günaha düşkün olanlar yalanlar.

13- Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, „eskilerin masalları“ der.

14- Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.

15- Hayır hayır, doğrusu onlar o gün Rablerini görmekten mahrumdurlar.

16- Sonra onlar muhakkak cehenneme girecekler.

17- Sonra da onlara: „İşte bu, yalanlayıp durduğunuz şeydir“ denilecek.

18- Hayır hayır, iyilerin yazısı muhakkak Illiyyîn ‘dedir.

19- Bildin mi sen, Illiyyîn nedir?

20- Yazılmış bir kitaptır o.

21- Allah’a yaklaştırılmış melekler ona tanık olurlar.

22- Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.

23- Tahtlar üzerinde etrafa bakarlar.

24- Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün.

25- Onlara damgalı saf bir içki sunulur.

26- Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler.

27- Karışımı Teslim’dendir (En üstün cennet şarabındandır).

28- Allah’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o.

29- Doğrusu o suç işleyenler inananlara gülüyorlardı.

30- Onlara uğradıkları vakit birbirlerine göz kırpıyorlardı.

31- Evlerine döndükleri zaman zevklenerek dönüyorlardı.

32- Mü’minleri gördükleri vakit; „işte bunlar sapıklar“ diyorlardı.

Şimdi de çağdışı falan diyorlar ya mülteci irticacı diyenler var.

33- Oysa onlar mü’minler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.

34- İşte bugün de inananlar kâfirlere gülecek.

Gülme sırası mü’minlere geldi. Öbürleri cehennemde feryâd edecek, mü’minlere onlara cennetten gülecek.

35- Koltuklar köşkler üzerinde etrafa bakacaklar Cennet-i Âlâ’da o mü’minler.

36- Nasıl, kâfirler yaptıklarının cezâsını buldular mı? Elbette buldular ve kesin bulacaklar.

İşte kıymetli dostlarımız şimdi birde bu âyetlerin keşif notlarına bakalım.

 

 

 

(Visited 36 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}