Tefsir 491-01

491- Tefsir Ders 491 hayat veren nurun keşif notları

491- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 491

                  أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم                 

(İnşikâk Sûresi 1. Âyeti Kerime’den 25. Âyeti Kerime’ler)

 

Kıymetli dostlarımız,

Mutaffifîn Sûresi’nin şimdi âyetlerine açıklık getiren keşif notları, irşâd notları ile dersimiz devam ediyor.

Tefsirciler Ebû Cüheyne’nin iki ölçeği vardı biriyle alır, biriyle verirdi. Bu kişi tabii ki o zaman böyle haksızlık içinde alırken fazla alıyor verirken noksan veriyordu ölçeği, tartıyı böyle haksızca yapıyordu. Şuâyb’ın Aleyhisselâm kavmi, bu yüzden helâk oldular. Çünkü Şuâyb Peygamber’in kavmi ölçüyü eksik yaptılar. Bitkiden mahrum edildiler, senelerce cezâlandırıldılar. Hakîm, Taberânî, İbn-i Abbâs’tan rivâyet etmişlerdir. Boynu bükük Allah’ın huzurunda dururlar. Allah’a hesap vereceklerdir bu haksız herifler kim olursa olsun. Ebû Hayyân “Bahir’de” böyle nakletmiş kulak yarısına kadar bunlar ter içinde kaybolacaklardır. Dünyada haksızlar mahşerde kulak yarısına kadar terlerine gömüleceklerdir. Bu haberin kaynağını da Buhârî Müslim bulunmaktadır. Günahkârın dönüşü cehennemedir kesin cehenneme döner. İbn-i Kesîr bu haberi nakil edenler de. Günahlar yani “ran” kalplerini örtmüş gözlerini kör etmiştir. İnsanlar günah işleye işleye gözler perdelenir kalpler paslanır. Bu haberin kökeninde de Tirmizî Tefsir-i Kur’an’da nakletmiştir. Şâfiî Hazretleri, mü’minlerin hakkı Cemâli İlâhî’yi görmesine delil vardır. Bu âyet-i kerimede çünkü bu haksız herifler ölünce dirilmeye, büyük mahkemeye inanmayanlar Allah’ın Cemâlini göremeyeceklerine göre mü‘minlerin göreceklerine Allah’ın Cemâlini Cemâli İlâhî’yi görmesine delil vardır diyor. Bu 15’inci âyette buna delildir diyor. Kim? Şâfiî Hazretleri. İmâm-ı Mâlik, düşmanın önüne perde çekilir dostlarına Allah tecellî eder onlar Allah’ı görürler. Ama düşmanlara Allah göstermez Cemâlini. Bu da İmâm-ı Mâlik’ten gelen bir haber ki Kurtûbî bunu naklediyor. Tûr Sûresi’nin 15’inci âyetinde: “Bu bir büyü müdür, yoksa siz mi görmüyor musunuz? “Teshil” Illiyyin Arş’ın altındadır. Mü’minlerin bakın yükseldiği amellerinin yükseldiği yer Illiyyin ’dir ve bu Arş’ın altındadır. Bu da Teshil ’de zikredilmiştir. Mü’min ruhu göğe yükselir gök kapıları ona açılır meleklerle Arş’a çıkarlar. Kurtuluş beraatı mühürlenir ellerine mühürlenmiş kurtuluş beratı verirler. Ey mü’minler! Artık siz ebedî kurtuldunuz. “Mukarreb Melekler” şahit olurlar. Mukarreb Melekler Allah’a en yakın meleklerdir. Bu haberin kökeninde de Kurtûbî Kâ’b’dan rivâyet edilmiş bir haberdir.

Dakika 5:00

Kıymetli dostlarımız, bu haksızlık yapan bu adamlara “veyl” diyor diyor Cenab-ı Hak. “Veyl ona” “va-veyla” bizde “Vay” Arap da “veyl”dir. Veyl; Elem verici azâb cehennemde bir vâdî onun dibine kırk yılda iner düşer. Ahmed bin Hanbel’den Tirmizî’nin naklettiği Ebû Saîd’den gelen bir haber. “İki dağ arasında bir vâdîdir”. Bu da İbn-i Hibbân’dan Hâkimin Sahîhin ’de rivâyet edilmiştir.

İbn-i Ebî Hatîm Abdullah’tan (Radıyallâhu Anh) “Kan irinden bir vâdîdir cehennemde.” İşte milletin malını haksız yere yiyenler cehennemde irin deresine inerler. Râgıb; “Çirkinliktir ki ateşi hak edenleredir.”

“Mutaffif”; Eksiltmek. Râzî “taffif” ölçekte tartıda biraz çalan hırsızlar var var ya, teraziden çalıyor, ölçüden çalıyor bunlara “Mutaffif deniyor. Az bir şey çalan “veyl’i” cehennem deresini, vâdîsini hak ederse çok çalanların hâlini bir düşünün! Çok çalan hortumlayanların hâlini düşünün! Cehennem Vâdîsi’ne, veyl deresine, kan irin deresine kırk yılda o dereye iniyorlar. Bir bedevî Abdül Melik Bin Mervân’a (وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ) “Sen ölçüsüz, tartısız alıyorsun ”dedi. Abdül Melik Bin Mervân’a: “Kendini ne yaptığını sanıyorsun?” dedi. Bir bedevî akın bir devlet adamına ders veriyor. Hem de âyeti okuyor bedevî İslam işte bedevîleri en medenî hâle getirmiştir. Bu çağın medenîlerine bakın bir de o çağın bedevîlerine bakın! O çağın bedevîsi bir hükümdara ders veriyor. İslam İnsanları böyle eğitiyor. İnsanlığı İslam’dan uzaklaştırırsınız işte o zaman hunharca bankalar soyulur insanlar öldürülür ve ana-babaya evlat yüzüne bile bakmaz. Bir de bakarsınız ki anne-baba evlattan memnun değil karı, kocadan memnun değil. Toplumda huzur, ahlâk, sevgi, saygı, güven kalmamış. Kim bozdu bunu? Yüce İslam’ın değerlerini bu millete vermeyenler bozdu bunu. Esas terörün kaynağını burada arayacaksınız. Bir millete yüce değerlerini vermez elinden alırsanız o milleti hırsız yaparsanız, soyguncu kâtil yaparsanız bunun sorumlusu birinci derecede sizsiniz. Yerlerin, göklerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge iledir. Yani tam bir adâlet iledir ki adâlet terazisi ile. Yerlerin, göklerin ayakta duruşu bir ölçü ve denge iledir ki tam bir ilâhî adâlettir. Âyet 6’yı okuyunca İbn-i Ömer “hüngür hüngür ağlamıştır.” Çünkü Kur’an-ı Kerim’i anlayanlar gerçekleri nefse götürüp mânâ nefsi kuşatınca Allah’ın azâbı karşısında ağlar. İşte İbn-i Ömer diyor “hüngür hüngür ağlamıştır.”

Dakika 10:00

Büyükler korkar zerre kimsenin hakkını yemek istemezler yemedikleri hâlde korkarlar, ağlarlar. Ama kalbi paslanmış, gözü perdelenmiş canavarlar ise kendini adam zannedenler insanlığın hakkında sömürmeye devam ederler, rant üstüne rant sağlarlar. İnsanların cesetleri üzerinde sofra kuran bunlar işte insanları diri diri öldüren bunlar. O gün İslam’dan önce bunu müşrikler, putperestler yapıyorlardı bu çağınkilerde insanlığı diri diri öldürüyorlar, milletin hakkını yiyorlar.

“Siccin” toplayıcı bir kitaptır. O kötü şeylerin yazılıp toplandığı bir dîvândır. İnsan ve cin şeytanlarının, kâfir ve fâsıkların amellerini toplayıp yazdırmıştır. Dar bir zindan “kuyu” kâfirin amel defteri, insan ve cinlerin amel defteri bunlar “siccin”deler. Tefsirciler böyle diyor. Kötülerin amellerinden yazılanlar o dîvân da tespit edilmiştir. Yedinci yerin altındadır bu “siccin” bunların yerleri. İblîs ve onun neslinin meskeni olan karanlık ve ıssız bir mekâna atılmışlardır. Bunların amelleri ve amel defterleri bunların kütükteki durumları… Hor-hakir görülmek ve şeytanlar şahit olsunlar diye atılmışlardır. Alçalma kötülerin yazısı ondadır yani “siccin”dedir. Abdullah’tan gelen haber bir de “Abduh” da buna değinmiştir bu şekilde. Hayırların yazıldığı dîvân ılliyyîn’e mukarreb melekler şahit olurlar. Zemahşerî; Yükselme “Kitâb’ı Merkum” mühürlü kitap onların defterleri çok şiddetli zindancıdadır zindancıların elinde kötülerin kitapları. “Siccin” de” yani bedel-i içtimal “merkum” açık tam sağlam bir şekilde yazılı, kayıtlı, damgalı silinmez bir kitap. “Damgalanmış taşlar yağdırdık.” Hani Hûd Sûresi 82, 83’de cehennemde damgalı taşlar ne yapıldı? Damgalı taşlar Lût Kavmi’nin tepesine dünyada da yağdırıldı. Onlar damgalı olduğu gibi kötülerin amel defterleri de damgalıdır “siccin”dedir.

İbn-i Cerîr; Siccin Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’dan Ebû Hureyre’den rivâyet edilmiştir. O da Peygamberimizden, “Felak cehennemde örtülü bir kuyudur “siccin” ise açıktır diyor. Berâ’dan (Radıyallâhu Anhü) gelen haber de: “En aşağıdaki yer cehennem Arz’ın en aşağısıdır.” Kurtûbî İbn-i Cerîr ’den gelen haber. Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm günahkârın nefsini çıkarırlar, melek toplumları “Bu pis ruh nedir?” derler. Falan kişi derler dünya semâsına ona açılmaz.

Dakika 15:10

Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm, Âraf Sûresi kırkı okudu. Yüce Allah Celle Celâlühü buyurdu: “O’nun Kitâb’ını Arz’ın en altına yazın en alt yerde siccin ’de” buyurdu. Berâ’dan gelen haberdir ve rivâyet edilmiştir. En alt yerin altının iblîsin bulunduğu sınır olduğu haber verilmiştir bazı rivâyetlerde. Keyfine şehvetine düşkün olanlar keyiflerini kaçırmamak için aslı yok derler. Dikkat edin cezâ gününü inkâr ederler. Adam, “Sen de insan ölünce dirilir mi?” derler. Kim bunu diyenler? Keyfine şehvetine düşkün olanlar, keyiflerine kaçırmamak için böyle gerçeklere aslı yok derler. Bunlar burada keyif ederlerken orada ebedî ağlayacak feryat edeceklerdir. Dünyada birkaç günün keyfi için cenneti ebedî kaybedip cehennemde ebedî feryat eden bunlar. Kur’an-ı Kerim öyle bir kitap ki bu Kitâb’ı dinle ey insanoğlu bu dersleri hiç kaçırma, dinle! Kur’an-ı Kerim’i dinleyenler de vardır. Kur’an-ı Kerim’i anlamalarına engel kalpleri üzerinde perdeler kulaklarında ağırlık olanlar vardır. Niçin? Bunlar Kur’an-ı Kerim’i inanarak dinlemiyorlar. Ya dinlemek istemezler veyahut inanarak dinlemezler o zaman da cezâ verilir, kalpleri üzerine perde çekilir, kulaklarına da ağırlık verilir. Mûcizeleri görseler de inanmazlar bu hâle gelirler eskilerin masalıdır derler ve karşısındaki peygamber de olsa tartışırlar bu iş gâvurluğun şiarıdır. Bugün de hakîkî âlimler elinde Kur’an olan, dilinde kalbinde îmân olan ilmi irfânı olan gerçek Ulemâya karşı koyan bu çağın zihniyeti de aynıdır. İnananlar değerli şahsiyettir tabii müstesnâdır. İmâm-ı Ahmed, Hâkim ve diğerleri Ebû Hureyre’den (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bakın o da Peygamberimizden rivâyet ediyor: “Kul bir günah işlediği vakit kalbinde siyah bir nokta bir leke yapar. Eğer tövbe edip vazgeçerse, mağfiret dilerse kalbi yine parlar, döner tekrar yaparsa günaha devam ederse o leke artar. Nihâyet kalbi ele geçirir kalbin her tarafı lekelenir günaha devam edilirse. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın zikrettiği “rân” budur. Kalbin günahlarla paslanması, günahların kalbi kaplaması işleye işleye günah işleyerek her tarafın paslanması demektir. Bu paslar artınca                               (خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ) “Artık Allah onların kalbini mühürledi.” Onların günahları kalplerine mühür olarak basılıyor. Şirkten vazgeçmiyor şirkten, nifâktan vazgeçmiyor zulümden, fâsık fâcirlikten vazgeçmiyor o zaman kalbi mühürleniyor hem de kazandığı kendi günahları ile. Bakara Sûresi 7’nci âyeti kerimede bu gerçekler daha önce duyurulmuş idi.

Dakika 20:20

Illiyyin yedinci gök Arş’ın sağ ayağı Sidre-i münteha denmiş tefsircilerimiz böyle açıklamıştır. “Ferra“ yüksekten yükseğe nihâyetsiz yükseliştir“ demiş “ferra”da.

Zeccâc da, „yerlerin en yükseği“ demiş yani yükseklerin en yükseği yüce mertebeler“ denmiş.

RAHİYK,  „hâlis, duru saf şarap“ „bâde-i nâb“ „neşesi ve lezzeti çok… Sâffât Sûresi 46/47 de beyaz bir şarap denmiş, buyurulmuş. Muhammed Sûresi 15’inci âyette “Bozulmaz sudan cennet şarapları, sütten ırmaklar hâlinde sütten akan cennet ırmakları, leziz şaraptan akan şarap ırmakları, süzme baldan ırmakları vardır. Kimin için? Muttakîler için. Muttakî kimdir? Allah’a itaat eden, Muhammedî şeriatın ölçülerine uyan, Allah’a isyân etmeyen. “İyiler dolgun kadehten içerler.” İnsan Sûresi 5’inci âyette. Miskten mühürle kaplı özel bir şarap temiz, nefis mis kokar bunlar cennet şarapları sonsuz sefâsı vardır.

Sirâcil-Münîr Hatip eş-Şirbîni’den gelen haberler. Münafese; Sevapta yarışma duygusu olgunluğa âşıktırlar işte “münafese” sevap yarışıdır. Haset, olgunluk ve kemâle düşmandır. Dikkat edin! Müslümanda haset olmamalı. Çünkü haset olgunluk ve kemale düşmandır. Mutaffifin Sûresi 26’da: “Çalışanlar bunun için çalışsınlar.” (فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ)

Tesnim; İbn-i Abbâs; “Cennet içkilerinin en yükseğidir” demiştir “tesnim şarabı” Cennet-i Âlâ’da. Kelbi; Üst taraflarından gelir böyle bir şaraptır ki üstlerinden gelir yüksek olanlar içer içenleri yükseltir sade o tesnimi içer. Bunlar “mukarrebun”dur demiş. Bu da ondan gelen haber. Diğerlerine karıştırılarak içirilir bunlarda “ebrâr” safisini değil karıştırarak içerler. Çünkü amellere göre cennette dereceler vardır. Aklını başına al! Defterini sağından alan “ebrâr” işte onlar da bu “tesnim şarabından” diğer içkilerine katarak içerler. Mukarrebun ise bunun safisini içerler. Bu haber de İbn-i Abbâs’tan gelen ve diğerlerinden de gelen bir haberdir. Vâkıa
Sûresi 10 ve 11’inci âyetlerde de geçmişti. Mukarrebun Hakk’ın huzurunda bütün mertebelerin ilerisinde bulunan birinciler bunlar en öndeki öncüler ve gerçek ilerici işte mukarrebundur. Bunların en önünde Hz. Muhammed var onun peşinde diğer peygamberler bulunmaktadır, diğer mukarretler bulunmaktadır.

Dakika 25:20

Keşfül Hafâ’da (Hasenâtü’l ebâr’ı seyyiâtil mukarrebun) ebrârın iyilikleri mukarrebun’un kötülükleridir. Ebrar, sağdan alanlar amel defterlerini bunları sağdan alanlar, mukarrep ise “sâbikûn” en önde olanlardır. En önde olan, en ilerici, en yüksek mertebe kazananlara da “mukarrebun” veya “sâbikûn” denmiştir. Râzî “Tesnim, cennet nehirlerinin en üstünü, mukarreb’de cennetliklerin en üstünüdür” demiş. Bu ifadelerin hepsi birbirinin ya aynısıdır veya yakındır. Fakat konu daha iyi keşfedelsin diye biz bu kâşiflerinin görüşlerini bir, bir ortaya koyuyoruz ki konu daha iyi açığa çıksın, keşif notlarından anlasın diye yapıyoruz bunu. Millet anlamasın diye konuşmuyoruz herkes iyi anlasın diye konuşuyoruz. Konuşup geçmek başka karşıya bunu anlatmak başka şeydir. İslam’da emirdir karşıdakine anlatabilmem gerekir, anlaşılır hâle getirmen gerekir.

Rûhânî cennette tesnim, Allah’ı Celle Celâlühü tanıma ve O’nun yüce Zâtına bakma lezzetidir. Bakın burada da ayrı bir öncelik var. “Rahîk”da,  varlıklar âlemini tetkik edip düşünmekle sevilip neşelenmektir. Mukarrebun tesnimden başkasını içmezler, yani ancak Allah’ın Zâtına, Cemâline bakmakla düşünmekle meşgul olurlar. Kitapları sağlarından verilenlerin içecekleri ise karışık olur bakışları bazen Allah’a, bazen onun yarattıklarına olur. Bakın burada mertebeleri farklı, Fahrur Râzî açıklıyor bunu da. Suçlu olan kötüler ve aralarında Allah’la perde olanlar ile itaat ve ihsân ehli olan ebrar ve mukarrebun’un yazgıları âhirette “ılliyyin” ve “siccin’dedir”. Bir taraf ılliyyine doğru yükselirken birisi aşağılara doğru gidiyor “siccine”. Mü’mine gülenler dünyada Müslümanları hor-hakir görenler, Müslüman mü’minlere tepeden bakanlar, sapık kaba kuvvetten yana olanlar Ebû Cehil gibiler, Velîd bin Muğire gibiler, Âs bin Vâil gibiler ki bunların benzerleri bugünkü çağdaşları bunlar Ammar gibi, Süheyb gibi, Habbâb gibi, Bilâl gibilere gülüp alay ediyorlardı. Bugünün gariban Müslümanlarına bakıp gülüp alay edenlerin olduğu gibi… Bunlarla da onlar cehennemi boylayınca cennettekiler de onlara güleceklerdir. İbn-i Cüzey, Ebû Cehil ve diğerleri Hazreti Ali ve yanındakilere gülmüşler, bu âyetler gelmiş. Cenab-ı Hak bu zındık “kefere-i fecere”lerin sonuçta ne olacaklarını bildirmiştir. Şehvetler, yiyip içme, ziynet, lüks, mevki-makam, yalancı şerefler, sahte şerefler, haysiyetler ki bunlar şerefsizlik ama adını şeref koymuşlar. Gerçek şerefli olgun insanların şerefini düşürmekle Hakk’ı küçümsemekle, hak sesine kulak tıkamakla değer kazanmaya çalışırlar, battıkça batanlardır er-geç helâk olanlardır, oldular, olacaklar.

Dakika 30:35

Kurtûbî; Cehennem ehline çıkın denilir kapılar açılır kapılara gelince kapılar kapanır. Mü’minler köşklerden bunlara gülerler. Bunlar bu cehennemlik herifler dünyada mü’min Müslümanlara gülüyorlardı, alay ediyorlardı. Şimdi de onlarla cehennemde alay ediliyor.

FEKİHİN, mizahlı söz, latife. Mü’minler ılliyyun kürsülerinden cennet koltuklarından, köşklerinden dünyada kendilerine gülenlere seyredip güleceklerdir.

“Tezvib, İsabe”; Sevap vermektir sevap da cezâ gibi karşılıktır, Güzel amelleri karşılığıdır. Sonra sevap “hayırda” cezâ “şerde” kullanılır olmuştur. Âli İmrân Sûresi 21’de: “Onları elem verici bir azâbla müjdele”. Kim bunlar? Dünyada İslam’a ve Müslümanlara tepeden bakan gururlu, kibirli Allah’a hesap vereceğini ölünce dirileceğini bir türlü kabullenemeyen şüpheciler, inkârcılar, münâfıklar, müşrikler, bütün sahtekârlar.

Kıymetli dostlar,

Cenabı Hak îmân-ı kâmil ve dâim olan kullarından eylesin. Hayat veren nurun derslerini kaçırmadan iki cihânda mutlu olmayı hepimize Rabbimiz nasîb-i müyesser eylesin.

Bismillahirrahmânirrahîm

Kıymetli izleyenler, İnşikâk Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız. Bu Sûre-i Celile’de nübüvvetin Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerdendir âyet sayısı yirmi beş, sıra numarası 8seksen dörttür.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

 

            اِذَا السَّمَٓاءُ انْشَقَّتْۙ﴿١﴾

وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۙ﴿٢﴾

وَاِذَا الْاَرْضُ مُدَّتْۙ﴿٣﴾

وَاَلْقَتْ مَا ف۪يهَا وَتَخَلَّتْۙ ﴿٤﴾

وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْۜ ﴿٥﴾

يَٓا اَيُّهَا الْاِنْسَانُ اِنَّكَ كَادِحٌ اِلٰى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاق۪يهِۚ ﴿٦﴾

فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ۙ ﴿٧﴾

فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَاباً يَس۪يراًۙ ﴿٨﴾

وَيَنْقَلِبُ اِلٰٓى اَهْلِه۪ مَسْرُوراًۜ﴿٩﴾

وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ وَرَٓاءَ ظَهْرِه۪ۙ ﴿١٠﴾

فَسَوْفَ يَدْعُوا ثُبُوراًۙ ﴿١١﴾

وَيَصْلٰى سَع۪يراًۜ ﴿١٢﴾

اِنَّهُ كَانَ ف۪ٓي اَهْلِه۪ مَسْرُوراً ﴿١٣﴾

اِنَّهُ ظَنَّ اَنْ لَنْ يَحُورَۚ﴿١٤﴾

بَلٰىۚ اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِه۪ بَص۪يراًۜ ﴿١٥﴾

فَلَٓا اُقْسِمُ بِالشَّفَقِۙ ﴿١٦﴾

وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ ﴿١٧﴾

وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ ﴿١٨﴾

لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَنْ طَبَقٍۜ ﴿١٩﴾

فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۙ ﴿٢٠﴾

وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَۜ ﴿٢١﴾

بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ ﴿٢٢﴾

وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ ﴿٢٣﴾

فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ﴿٢٤﴾

اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ ﴿٢٥﴾

 

صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

Secde âyeti geçti kıymetli izleyenler secdemizi yapalım, secde etmeyenlerin karşısında hemen secdeye kapanalım. ( وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ)

Dakika 35:30

“ Seceddü lir-Rahmân Amentü bil-Rahmân fağfirlî ya gufran”

“Allahümmağfir ümmete Muhammed verham ümmete Muhammed”

“Âmin, Âmin, Âmin vel hamdü leke ya Rabbel-âlemin.”

Şimdi bu âyetlerin yüce mânâsına bakalım; Yüce metnini, yüce nazmını okuduk. Çünkü yüce nâzımını okumakta ayrı fayda var, mânâsını anlamakta ayrı fazilet var. Fazilet üstüne fazilet, nur üstüne nur, “Nur’un Âlâ Nûr”  ikisinden de kendini mahrum etme! Lafzından da mânâsından da kendini sakın mahrum etme! İşte hayat veren nurun dersleri bize ikisini de vermeye çalışan derslerimizdendir.

1 – Gök yarıldığı,

2 – Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,

3 – Yer uzatılıp düzlendiği,

4 – İçinde ne varsa attığı ve tamamen boşaldığı zaman,

5 – Ve Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman,

6 – Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru çaba üstüne çaba sarf etmektesin, nihâyet O’na varacaksın. (Allah’ın huzuruna geleceksin).

7 – O vakit kitâbı sağ eline verilen,

8 – Kolay bir hesapla hesaba çekilecek,

9 – Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.

10 – Ama kitâbı arkasından verilen,

11 – „Yetiş ey ölüm!“ diye bağıracak

12 – Ve alevli ateşe girecektir.

13 – Çünkü o ailesi içinde sevinçli idi. (Din, şeriat tanımıyordu keyfine göre yaşıyordu.)

14 – Hiç Rabbine dönmeyeceğini sanmıştı.

15 – Hayır Rabbi onu görmekte idi.

16 – Şimdi, yemin ederim o şafağa,

17 – Geceye ve içinde barındırdığı şeylere,

18 – Derlendiği zaman o aya,

19 – Ki, siz elbette hâlden hâle geçeceksiniz.

20 – Böyleyken onlar neden acaba îmân etmezler?

21 – Karşılarında Kur’an okunduğu vakit secde etmezler?

22 – Aksine o nankörler yalanlıyorlar.

23 – Oysa Allah içlerinde sakladıklarını biliyor.

24 – Onun için onlara elem verici bir azâbı müjdele.

25 – Ancak îmân edip iyi ameller işleyenler başkadır. Onlara tükenmez bir ecir, mükâfat vardır.

İşte kıymetli dostlarımız, Yüce Rabbimizin buradaki bu Sure-i Celile’nin bu âyetlerinden de bu kısa öz anlamı anladıktan sonra şimdi sizlere bu âyetlerin keşif notlarına şöyle bir bakalım; bundan sonra da İnşâ’Allah dersimiz “Buruç Sûresi’ne” gelecektir.

Dakika 39:55

İnşikâk; Yarılmak Parçalanmak. Bu İnşikâk Sûresi’nin ismi İnşikâk; Yarılmak Parçalanmak. Başlangıç çatlama sonu göğü kitap sayfalarını dürer gibi düreceğiz, sonra da “ilk yaratılış da başladığımız gibi yine onu iade edeceğiz” yeniden bir âlem yatacağız. (Enbiyâ Sûresi 104). “Dünya semâsı yıkılıyor, âhiret semâsı kuruluyor.” Furkan Sûresi 25’de: “Gök bulutlarla yarılacak melekler ardarda inecekler.” (Bakara Sûresi 210): „Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın azâbının ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar.“ Kim bunlar? Şımarık inkârcılar bir an evvel belâlarını istiyorlar. Ama o belâları kesin başlarına gelecek. Fakat o belâ gelmeden gelin tövbe istiğfar edin Müslüman olun da paçanızı kurtarın. Yüce İslam sizi kurtarmaya geldi.

Ğamâm; ak bulut  „Kâdi Hâşiyesi Şihâb“ta yarılması sırasında amel defterleri ile meleklerin ineceği bir sis olduğu söylenmiştir. „O gün gök bulutlarla yarılacak.“ Şihâb bunu naklediyor İbn-i Abbâs’tan. „Zeccâc “ „kıyametin dehşetiyle yarılır” Zeccâc böyle anlatıyor. Hâkka Sûresi 16’da „O gün gök yarılmış, sarkmıştır.“ Hz. Ali’den gelen bir haberde de: „mecerre“den yarılır. „mecerre, göğün kapısıdır“ bazı eserlerde böyle rivâyet edilmiştir. Bilimciler “görülemeyen yıldızlardır” mecerre… Eski-yeni gökbilimcileri ittifâkı vardır demektir. Yani bilimcilerde “görülemeyen yıldızlardır” demişler “mecerre” için. „Gök bulutlarla yarılacak kızaran, yanan ve yağ gibi eriyen bir gül gibi olduğu zaman.“ Bu da Rahmân Sûresi 37’nci âyet. Hâkka, 16’da: „Gök yarılmış sarkmıştır.” Yine Nebe Sûresi 19’da: „Gök açılmıştır da kapı-kapı olmuştur.“ “Gökduman iken…” bak birde göğün duman olduğu bir an var. Hakk’a boyun eğmek vacip olmuştur artık herkes boyun eğmiştir. Göğün boyun eğmesi haktır vaciptir. “İlâhî emirlere boyun eğme ve itaat bu mahlûk ve kol olmanın gereğidir.” Bakara 210’uncu âyet-i kerimede bildirilmiştir. Hâkka Sûresi 17’de: “Melekler göğün kenarındadır onların üzerinde o gün Rabbinin Arş’ını sekiz melek taşır.” (Fecir Sûresi 22): “Melekler saf, saf dizildiğinde” melekler ilâhî emrin gereği saf, saf dizilmişlerdir. Tâhâ Sûresi 22’de:  „Yerlerini dümdüz bomboş bırakacaktır. Onlarda ne bir iniş, ne de bir çıkış göremeyeceksin.“

Dakika 45:05

Zilzâl Sûresi’nde: „Yer ağırlıklarını çıkardığı zaman.“ , (وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ), (اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ ) de buyurulduğu gibi. Ağırlıklarını, ölülerini, definelerini, madenlerini döktüğü vakit ki kürre-i arz içinde ne varsa dışına atmıştır. Saîd Bin Cübeyr; Definecilerin çıkması “Deccâl” diyor çıkıncadır. Definelerin çıkması Deccâl çıkıncadır demiş Saîd Bin Cübeyr. Yani yer altında ne kadar hazineler, defineler varsa bunlar bir gün dışarı atılacaktır hepsi dışına çıkacaktır. Âlûsî‘ Ebû’l-Kasım Cîlî İbnü Ömer’in (R.A) Efendimizden Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle bir rivâyeti vardır; „Ben, yer, kendisinden yarılacak olanların ilkiyim. Hemen kabrimde doğrulup otururum ve yer benimle hareket etmeye başlar. „Ne oluyorsun?“ derim. „Rabbim bana içimdekini atıp boşalmamı, boşalıp da vaktiyle bende hiçbir şey yok iken olduğum gibi olmamı emretti“ der. (وَاَلْقَتْ مَا فٖيهَا وَتَخَلَّتْ) Bu âyetin mânâsıdır. Ahmed Bin Hanbel de bunu nakletmiştir. Bu haberi nakledenlerin içinde Âlûsî de Ebû’l-Kasım Cîlî’de İbn-i Ömer’den hepsi nakletmişlerdir.

Kıymetli dostlar,

Amel defteri mahkeme sonucu “Hâkka ’ya” şöyle bir bak! Amel defteri mahkeme sonucu ortaya çıkacaktır, ameline göre mahkeme sonuçlanacaktır. “Ashâb-ı yesir”; kolay bir hesap ki tartışılmayan kitâba bakıp geçiştirilmekle kolay hesaptır. Allah sevdiği kullarına böyle bir hakîkî mü’min Müslümanlara kolay bir hesaptan geçirecektir.

Hazreti Âişe’den gelen Buhârî, Müslimin ve diğerlerinin de rivâyetinde: ”Tartışmalı olan helâk olur” diyor. Mahşerde kimin hesabı tartışmalı olursa diyor o helâktadır. Ahmed Bin Hanbel ve diğerleri yine Âişe Annemiz ’den “Allah’ım beni kolay bir hesapla hesaba çek” diyordu. Kim? Peygamber Efendimiz’in duası ümmetine örnek oluyor, ışık tutuyor. “Nedir kolay hesap?” diye soruldu da “tartışılmayan bakıp geçinen ve günahların af olmasıdır” dedi Sevgili Peygamberimiz Hâkka 19’uncu âyet ve amel defterini sağından alanların durumunu okudu, bildirdi. Hâkka 25’te amel defterini solundan alanlar burada sırtının ötesinden terslik, uğursuzluk, zorluk, hakaret, tehlike arkalarından sollarına veriliyor. Sağ eli boynuna, sol eli de arkasına bağlanıp kitâbı arkasının ötesinden verilir denmiştir. İşte bunlar hak-hukûk tanımayan, îmân tanımayan, sosyal olmayan solcular…

Dakika 50:05

Ankebût Sûresi… Sahte sağcılar da bu içinde. Ankebût Sûresi 13’te: “Kendi büyükleri ile beraber daha birçok yükleri de yükleneceklerdir.” “Kendi yükleri ile beraber daha birçok yüklerde yükleneceklerdir. Amelleri solak ve sırtlarında kazançları da terstir.” Nicelerini sapıttı bunlar. (Âli İmrân Sûresi 187): “Allah’ın Kitâb’ını arkaya atıp tersine gidenler ki yüzlerine bakılmaz bunların.”

SÜBÛR, „Vâ Sübûra! Ey helâk! Yetiş helâk olayım diye feryat ederler. Ama ölüm yoktur azâb devam edecektir. Ölmeyecek, sorumlu olmayacak sanmıştı öldün hesaba daha çekildin.

Havr; Müslim’in ve diğerlerinin rivâyetinde çokluktan sonra yokluktan Allah’a sığınırız diyor. Görüyor, gözetliyor Yüce Allah hesabını da görecektir, cezâsını da verecektir. Şafak, güneş batınca ufuktaki kırmızılığın adıdır akşam namazının vaktidir. İmâm-ı Âzâm’a göre kırmızılıktan sonraki beyazlıktır. Ebû Hureyre ve Ömer Bin Abdülaziz’in de görüşüdür. Çoğunluğun çoğunluğu tercih ettiği de söylenir. Bunun da bu haberin kökeninde “Hidaye” var. Beyazlık kaybolunca yatsının vakti girer.

Vesak; gecenin derleyip topladığı, kapsadığı şeyler. Atmış “sa” (altmış bin dirhem) ağırlık bir deve yükü “vesak buna da vesak denmektedir.

Tabak; mertebeler yirmi seneye bel kemiklerinin arasındaki uyum kemiklerine de “Cebel-i Zühre’ye” de hâlden hâle geçeceksiniz, Huzur-u İlâhî’ye geleceksiniz tâ oraya kadar. İşte tabaktan tabağa, hâlden hâle geçerek Huzur-u İlâhî’ye gelip hesap vereceksiniz.

Naim bin Hammâd’ın Ebû Nuaym ’in rivâyeti “Mekhul” her yirmi senede yeni bir durum yeni bir iş ortaya çıkarırsınız diyor. İbn-i Münzîr, İbn-i Ebî Hatîm bu haberin göklerinde bunlar var. Hazreti Abbâs (Radıyallâhu Anh); “Doğduğunda nurunla ufuk parladı.” Hz. Muhammed için söylüyor. Diyor ki: “Hazreti Muhammed doğduğunda onun nuruyla ufuk parladı âlem geçince “tabak” ortaya çıktı dedi.

RÜKÛB: Elem, lezzet, hayat, ölüm, dünya değişim âlemi bir geçittir hâlden hâle geçme. İşte “tabak”ın birçok anlamları var onlardan birkaçını duyurmaya çalışıyoruz. Yine vaat ve tehdit anlamı da var. Yükselme ruhu zaferden zafere yüksek bir ilerleme prensibi vardır. Bu da mü’minlere müjde “çalışan mü’minler için sürekli yükselme vardır.”

Dakika 55:20

Donmuş körü körüne saplanıp kalmış tembellik hissi değil ilkel, perişan bir yenilenme değişim hevesi de değil. Sevgi ve îmânla Allah’a gitmek bunun içinde Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm: “İki günü eşit olan aldanmıştır.” Cihân Peygamberi Hz. Muhammed söylüyor bunu. Deylemî bunu rivâyet ediyor. İlerleme, yükselme ilkesi vardır İslam hep yükseliştir hep ilerlemedir bütün insanlığı yükseltmeye gelmiş. İslam yücelerin yücesinin tecellîsidir. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm onun şahsında Mi’râc’ ta gökten göğe, dereceden dereceye, rütbeden rütbeye ilâhî yakınlığa kadar yükselmesi ve “tabak”tır. (Tabakun an tabak). Yükselişten daha yükselişe doğru ki yükselişin önderi ebedî önderi Hazreti Muhammed’dir Aleyhissalâtu Vesselâm. Yedi kat gökleri gezip dolaşan, cenneti-cehennemi gözleri ile gören, Kâbe Kavseyn’e ulaşan, Rabbisi ile konuşan Hazreti Muhammed’dir. En yüksek makam Makâm-ı Mahmûd oraya ulaşan ulaştırılan murâd Peygamberdir.

Buhârî’de Mücahit’ten İbn-i Abbâs (Radıyallâhu Anh) Bu sizin Peygamberinizdir dedi. Hâlden hâle Hakk’a yükselenlerin önderi bu şanlı Peygamber Hz. Muhammed’dir diyor dedi. Buhârî’de rivâyet var Mücahit’ten nakil var İbn-i Abbâs’tan naklediliyor rivâyet ediliyor bu haber. Kahrolanlar da aşağı doğru gidiyor “siccine” doğru her yüz senede veya yirmi senede değişim vardır. “Hayat çevre ile uyum sağlamaktır en yüksek hayat en yüksek çevreye uyum sağlamaktır.” (Fussilet 54) “kuşatıcı” Hadid “Evvel ve Âhir, Zahir Batın her şeyi bilen Allah’tır.” Hadid “nerede olursanız sizinle beraber olan Yüce Allah’tır.” En yüksek hayat Allah’ın emri ile uyum sağlayarak O’na kavuşmak ve O’na yükselmekle olur.” Hayat veren nurun dersi işte bunu anlatıyor sana. Ne diyor; “En yüksek hayat, ölümsüz mutlu hayat Allah’ın emri ile uyum sağlayarak O’na kavuşma ve yükselmek ile olur.” Gerçek hayat âhiret yurdudur yoluna can vermekten çekinme zorla şiddetle, dehşetle mahkûm olarak gidecektir. İlâhî emir ile uyum sağlamayanlar bunların hayatı hayat mı zannediyorsunuz? “En yüksek hayat Allah’ın her emriyle uyum sağlayarak O’na kavuşma ve yükselmekle olur.”

Dakika 1:00:05

Allah’ın emrine uyum sağlamayanlar bunların hayatı hayat mı zannediyorsunuz? Hayatı yaratan Allah’tır O’nunla aran yoksa O’na uyum sağlamıyorsan senin hayatın cehennemdir haberin olsun. Bâtılın hayatı hayat mıdır? Hak hayat, Hakk’ın hayatı ise Cenab-ı Hakk’ın ortaya koyduğu hayat O’nun emirleri ile uyum sağlamaktır. Değişim kesin âhiret hesap zarûrîdir. Dikkat et! Değişim kesindir âhiret hesap zarûrîdir. Âhirete gideceksin, hesaba çekileceksin bu zarûrîdir mutlaka olacaktır. Olmazsa katiyyen olmazlardandır bu. İster inansın birileri ister inanmasın! Kişi îmânsız amelsiz ne kazanır sana soruyorum? Kişi îmânsız, amelsiz ne kazanır? Bâtılı kazanır bâtılın ebedî yeri cehennemdir hiç mi hiç mîzanda değeri yoktur bâtılın.

Dakika 1:03:03

(Visited 51 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}