Tefsir 494-01

494- Tefsir Ders 494 hayat veren nurun keşif notları

494- Kur’an-ı Kerim Tefsîr Dersi 494

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

(Ğâşiye Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 26’ncı Âyet-i Kerime’ler)

(Fecir Sûresi 1’inci Âyet-i Kerime’den 30’uncı Âyet-i Kerime’ler)

 

Kıymetli izleyenler,

 

El-A’lâ Sûresi ile ve onun keşif notları ile dersimiz devam etmektedir.

 

Sevgili Peygamberimiz Şuarâ Sûresi’nin de 3’üncü âyetinde zikredildiği gibi bütün insanlık âleminin, îmânın şerefi ile şereflenmesini bütün insanlığın cennete gitmesini, çok arzu eden, gayretler içerisinde, merhameti ile ilâhî tecellî eden Allah’ın rahmeti ile insanlığı kucaklayan rahmet merhamet Peygamberi hakkında Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Îmân etmezler diye belki arkalarından esef edip kendini üzeceksin”. Yani insanların îmân etmediğine Peygamberimiz üzülüyordu, çünkü îmânsızlığın sonu çok korkunç tehlike, ebedîyyû’l-ebed Allah’ın kahrına gazâbına çarpılmak, cehennem de ebedî kalmaktır. “Öğütler taşkınlığı artırırsa vacip değil ara vermeye izin vardır. Bizim zikrimizden yüz çevirenden sen de yüz çevir”. Necm Sûresi 29. Fayda görecekler, düşünülürse öğüt vaaz yine vacip olur. İnsanların vaazı nasihatten, irşattan faydalanmayacakları olduğu gibi fayda görecekler düşünüldüğü zaman vaazı nasihat öğüt vermek, Kur’an ile öğüt vermek vacip olur. Tabii ki bazen vücûb ifade edenler farzdır. Vaaz ve nasihatten kaçanların durumu ne ölecek, ne hayat bulacaklar. Kur’an’dan Allah’ın vaazı nasihatinden kaçanlar ise cehennemde ebedî azâb çekecekler ve onlara ölüm de yok, hayatta yok. Azâb üstüne azâb var. Çünkü vaaz ve nasihatten Kur’an-ı Kerim Allah’ın Kitâb’ı, Allah’ın vaazından Allah’ın Kitâb’ından kaçmak bu îmân alâmeti değil küfrün şiarıdır demişler ki ateşte ölmemek kâfirlere mahsustur. Âsî mü’minler orada öleceklerdir. Böyle bir haber de vardır. Bu âsî mü’minler ölecekler, ne zaman? Cezâları bitince, kömür haline gelecekler hayat ırmağına bunlar atılıp yeniden hayat bulacaklar. Müslim, Ebu Said’den günahları sebebiyle ateşe girenler, onlar ölürler kömür olunca şefaate izin verilir. Takım takım getirilirler, Cennet ırmaklarına serilirler. Ey cennet ehli! Bunlara su dökün denir, sel milinde elinde dane biter gibi biteceklerdir.

 

Dakika 5:00

 

İşte kıymetli dostlarımız, Müslim’in Ebû Saîd’den rivâyet ettiği bir haber de “Günahları sebebiyle ateşe giren girenler, ölürler kömür olunca şefaate izin verilir. Takım takım getirilirler, Cennet ırmaklarına serilirler. Ey cennet ehli! Bunlara su dökün denir, sel milinde dane biter gibi bitecekler” diye Müslim-i Şerif, Ebû Saîd’den bu haberi rivâyet etmiştir ki tabii ki bunların tamamı Peygamberimizden rivâyet edilen haberlerdir. Kıymetli dostlarımız, bunlar îmânı olup da âsî mü’minlerdir. Îmânı olanlar işte cezâları bitince kömür oluyorlar, ölüyorlar, diriltilip cennete gönderiliyorlar. Bunlar îmânı ile ölenler, fakat îmânları varmış, fakat büyük günahları, isyânları da varmış. Mü’min Sûresi’nin 112’nci âyetinde bakın münkirler ne diyor; “Bizi iki defa dirilttin, iki defa öldürdün derler”. Azâb içinde ebedîyyû’l-ebed sürünürler inkârcılar, bunlara ölümde yoktur. Vaaz ve öğüdü dinleyen, temizlenen, feyiz alan, kalbini şirkten, küfürden, nifâktan, kötü ahlâktan içini-dışını maddî manevî kirden temizleyip, îmân, ihlâs, gusül, abdest, zekât, hayır hasenât, taat, itaat ve tertemiz huzura çıkmak için çalışanlar vardır. Bunlar da Kur’an-ı Kerim’in öğütlerinden İslam’ın öğüdünden, Muhammedî şeriatın derslerini alan gereğini yapan, sonuçta kurtulan insanlardır.

 

Beş vakit namaz, bayram namazları, kalp beden temizliği, nefis terbiyesi, tevhîdler, tekbirler ve diğerlerini yerine getirmek, dil ile zikir. İşte bir de ameli zikir vardır ki farzlar, vacipler, sünnetler amel olarak işlenecektir. Bakara Sûresi 177’nci âyetinde “Namaz kılan, zekât veren, bedenî, malî ibadetlerdendir”. Bunları yerine getirenler, günahlarına tövbe edenler, itaat yarışında olup isyân etmemek için elden geleni yapanlar, işte bunlar “Rahimallâhü emran tesaddeka ve sallâ-Sadaka verip namaz kılana Allah rahmet buyurdu”. Tabii namaz ibadetlerinden birisidir, bütün ibadetlerde söz konusudur.  Dahhâk ’tan gelen haber de fıtır sadakası başın zekâtıdır. Tekbirler, bayram namazı ve bazı tefsirciler de bunlar da dâhildir demişler, Hz. Ali’den gelen yine haber de “fıdır” fıtır sadakasıdır demişlerdir. Tabii Yüce Allah âyetinde bir emrini zikredince öbür emirlerini de kastettiğini unutmamak lâzımdır.

 

Dakika 10:01

 

Hükmün mutlak değil kısmen sonraya bırakılmıştır, “Mekkî” ve “Medenî” diyenlere göre. Kalbî, lisânî, bedenî,  mâlî tüm ibadetlere işaret vardır. İşte sahîhtir, böyle mervîdir. Dünyanın süsünü eğlencesini, yemesi içmesi, kadını, şehveti, lezzetini öne alıyor harcıyorsunuz. Sakın ukbâyı, öbür âlemi unutmayın. Unutanlar öbür âlemde nasipsiz kalırlar. Dünyayı isteyene dünyadaki verilir, âhireti yok sayanlar ise ebedîyyû’l-ebed mahşerde nasipsiz kalırlar, Cehennemi boylarlar.

 

اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ﴿٧﴾

اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ﴿٨﴾

 

Yunus Sûresi 7 ve 8’inci âyetler de “Allah’a kavuşmayı ummayanlar, dünya ile tatmin olanlar, âyetlerimizden gâfil olanlar, bunların kazancı cehennemdir”. İbadet etseler de yalnız (رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا) diyenler, ibadetlerini dahi dünyalık için yapanlar, sadece dünyada ver bize diyenler. İşte böyle diyenlerin hâli âhirette nasîbi yoktur. (وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ). Bunlara âhirette nasîb yok, en büyük ateşe girecek, ne ölecek ne de hayat bulacaktır. İbadetini dahi dünyalık için yapanlar, öbür âlemi ya hafife alıyor yahut yok sayıyor. (رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا) diyor. Yani hep dünya da ver diyor âhireti hesaba katmıyor. Mü’minler dünyada da nasiplerini alırlar, öbür âlemde de ve (وَفِى الْٰاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ) derler yana yakıla. Yaşantısıyla (رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا) diyenler, dili ile (وَفِى الْٰاخِرَةِ) deseler de yaşantıları dünya için ise onların dillerinin (وَفِى الْٰاخِرَةِ) demelerinin kendilerine bir faydası olmaz. Çünkü dilinden ağzından çıkandan haberi olmayan, âhiret için yatırım yapmayan, esas gâyesi Allah’ın rızâsı ve âhirete yatırım olmayan insanlar hep kaybetmişlerdir. Evet, (مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ) İşte “dünya da ver deyip diyenlerin hali, âhirette nasipleri yoktur. En büyük ateşe girecekler, ne ölecekler ne de hayat bulacaklardır”.

 

El-A’lâ Sûresi’nin âyetlerine keşif notları ile devam ediyoruz. “Hem dünya da, hem âhirette iyilik ver” demek ile beraber dünyayı âhirete dikkat et buraya da tercih edenler, gâfil âsî mü’minlerdir bunlar da. Dünyayı âhirete tercih edenler gâfil, âsî mü’minlerdir. Bakara Sûresi işte 200/201/2002 ve 203’inci âyetlerine baktığımız zaman bu gerçekleri görüyor El-A’lâ Sûresi’nin âyetlerini de bu âyetler açıklık getirdiği için keşif notu olarak veriyoruz.

 

Dakika 15:07

 

Âyeti âyet açıklar, yine âyeti kerimeleri, sahîh hadis-i şerifler yani Peygamberimiz açıklar. İlmî metotlarla da gerçek müfessirlerimiz, fâkihlerimiz, müçtehitlerimiz açıklarlar. Bunlara dikkat edelim, işi ehline verelim, ehli ile hareket edelim. İlmi olmayan, naylon müçtehit taslaklarına dikkat edin, sahte müçtehitlere. Ehl-i Sünnete atıp üfüren, sahte naylon taslak müçtehitler var bu çağ da. Ehl-i Sünnete dil uzatanlar, bunlara hiç mi hiç değer vermeyin, doğrular İslam’ındır, yanlışlar onlara aittir. “İşte onlar için kazandıklarından bir nasîb vardır”.

 

Kıymetli dostlarım,

 

Akıllı zeki kimseler, âhireti tercih ederler. Îmân ile başının vergisini verirler, Rızâ-ı ilâhîye ererler. Eğer aklın varsa âhireti dünyaya tercih et, sakın ola ki dünyayı âhirete tercih etme. Dünya âhiretin peşinden gelsin dünyanı komple âhirete harca, yatırımını komple âhirete yap. Âhirete yatırım yapanların dünyası da en güzeldir, bunu da söyleyeyim. Yani kişi âhirete yatırım yapıyorsa dünya da en iyi çalışan, ömrünü en iyi değerlendiren insan o dur. Akıllı o dur çalışkan o dur ve sonuçta ebedî kurtuluşa eren yine o dur. Bedel-i Kül açık olan Bedeli Bâz’dır. Şimdi Tevrât’tan önce Hz. Mûsâ’ya 10, İbrâhim’e Aleyhisselâm 10, Şît Aleyhisselâm’a 50, İdrîs’e 30 sahifenin geldiği hakkında Ahmed Bin Abid Bin Humeyd, İbn-i Merdiye, İbn-i Asâkir, Ebû Zer’den (Radıyallâhu Anh) rivâyet etmişler. Tevrât, Zebur, İncîl, Furkân, Tevbe Sûresi’nin 33’üncü âyeti tüm dinlere üstün kılmak için gönderilen Yüce İslam. Çünkü öbürleri mecâzen dindir. Gerçekten din sadece İslam’dır, bu da bütün Peygamberlerin dini İslam’dır onun için. İslam dışındaki dinler mecâzen o kelime kullanılır, hiçbirisi Hakk’ın dini değildir, hak din değildir. Hak din işte İslam’dır, Allah katında o da bütün peygamberlerin dinidir. En son Yüce İslam’ı Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an-ı Kerim, İslam’ın bütün emirle ve hükümleri ile geçmişi yenilemiş, yepyeni bir Muhammedî şeriat, Şârî Teâlâ tarafından ortaya konmuştur.

 

Kıymetli dostlarımız, işte önce suhuflar geliyor, sonra Tevrât geliyor, Zebur geliyor, İncîl geliyor. En son da en büyük hepsini içine alan ve onlardan daha fazlasını da kıyâmete kadar kendisinde barındıran yüce Furkan, Şanlı Kur’an geliyor ve geçmişin bütün yanlışlarını düzeltiyor, eksiklerini tamamlıyor, hükmü ortadan kaldırılacaklar ne varsa onların hükmünü kaldırıyor ve yeniliyor. Bütün Peygamberlerin dini İslam’dır, her Peygamber Müslümandır. Onun için Tevbe Sûresi 33’üncü âyet-i kerimesinde ve diğer âyetler de tüm bâtıl olan ne varsa dünya da tüm dinlere üstün kılmak için Yüce İslam, şanlı Peygamber Hz. Muhammed gönderilmiştir.

 

Dakika 20:30

 

“Mal yığmak için değil, mazlumun duasını benim yerime getiresin diye gönderdim”. Ey kötülüklere düşkün, sırnaşık, mağrur, melik, ey kötülüklere düşkün hükümdar, ey insanoğlu, sırnaşık, mağrur insanlar! Mağrur krallar, mağrur hükümdarlar, mazlumun duasını kâfirde yapsa kabul ederim. Akıllıya gereken 3 saat vardır. Birinde Rabbine yalvarır, ikincisinde nefsini hesaba çeker düşünür, üçüncüsünde helâlinden ihtiyaç için tenha kala, bunda yardım ve zihnini toplama ve diğer işlerden kurtuluş vardır. Zamanı gör, işine yönel, dilini koru. Kelâmını ameli sayan az söyler. Kelâmını sözlerini, amellerini sayanlar az söylerler. Gerekirse söylemesi o zaman da hakkı söylerler, akıllı geçimini düzeltir. Gideceği yere hazırlık yapar, mezara gideceksin, hazırlığını yap, mahşere geleceksin, hazırlığını yap. Haramdan sakın bir şey biriktirme, haram kazanma sakın. Helâlden lezzet almalısın, harama nefret etmelisin, işte İbrâhim’in sahifelerinden, Efendimizden (Aleyhissalâtu Vesselâm) Ebu Zer anlatıyor; Bu anlatılanlar İbrâhim’in sahifelerinden idi diyor. Mûsâ’nın sahifelerin de ise (Aleyhissalâtu Vesselâm) Efendimizden de yine şöyle rivâyet ediliyor; Hepsi ibret idi, yani Mûsâ’nın sahifelerindekiler de ibretliydi. Bak ne diyor: “Şaşarım, öleceğini yakinen bildiği hâlde sevinene, ateşin olduğunu kesin olarak bilip de gülene. Dünyayı ve onun üzerinde bulunan kimselere karşı durmadan değiştiğini görüp de, dünyaya gönül bağlayana, kadere yakinen inanıp da öfkelenene, hesaba inanıp da amel etmeyene.” bunlardan bana da bu sûrenin 14,15, 16, 17’nci âyetleri indirildi dedi sevgili Peygamberimiz Ebu Zer’e anlattı. O da bu hadiseyi bu haberi ne yaptı? Rivâyet etti. Ondan da muhaddislerimiz bu haberi naklettiler. Suyûtî, Âlûsî bu haberin kökeninde yine nakledenler, Suyûtî ve Âlûsî. “Hadisin sıhhatini Mevlâ bilir” dedi Âlûsî.

 

Şimdi kıymetli dostlar, Ğâşiye Sûresi’ne gelmiş bulunmaktayız.

 

Dakika 25:05

 

Elbette ki Ğâşiye Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilen sûrelerdendir. Âyet sayısı 26, sıra numarası 88’dir.

 

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ ﴿١﴾

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ﴿٢﴾

  عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ﴿٣﴾

   تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ﴿٤﴾

  تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ ﴿٥﴾

لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ﴿٦﴾

  لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ ﴿٧﴾

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ﴿٨﴾

  لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ﴿٩﴾

  ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ﴿١٠﴾

  لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ﴿١١﴾

 ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ ﴿١٢﴾

ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ ﴿١٣﴾

وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ ﴿١٤﴾

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ ﴿١٥﴾

وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ ﴿١٦﴾

اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠ ﴿١٧﴾

وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠ ﴿١٨﴾

 

وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠ ﴿١٩﴾

وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠﴿٢٠﴾

فَذَكِّرْ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ ﴿٢١﴾

لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ﴿٢٢﴾

اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ ﴿٢٣﴾

فَيُعَذِّبُهُ اللّٰهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَۜ ﴿٢٤﴾

اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْۙ ﴿٢٥﴾

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ﴿٢٦﴾

 صَدَقَ اللهُ اْلعَظِيمُ

1 – O her şeyi kuşatacak olan Kıyâmet’in haberi sana geldi mi?

2 – Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.

3 – Çalışmış, yorulmuştur.

4 – Kızışmış bir ateşe girer.

Çünkü boşa çalışmıştır. İslam’daki gerçek ihlâs ile îmân ile şeriat-ı Muhammediyenin ortaya koyduğu ölçülere uyarak muradı ilâhî, Allah’u Teâlâ’nın beyânına Muhammed Mustafa’nın uyguladığı yerleştirdiği İslam’a göre yapılmayan hiçbir ibadet geçerli değildir. Çalışmış yorulmuştur, boşa çalışmış kızışmış bir ateşe girer. İslam’da ibadet olmayan şeyleri uydurmuş, nice bidatları ibadet saymış, adam puta tapıyor ibadet diyor. Allah’tan başkasına itaat ediyor, ibadet diyor. Allah için yapmıyor ibadet diyor. Haramları günahları işliyor ibadet diyor, kendi uydurduğu şeyleri ibadet diye kamuoyuna sunuyor. Bunlar kim olursa olsun İslam’ın ortaya koyduğu Allah’ın ölçülerine göre, şeriatın ölçüleri ki bu o fıkıh ilmi işte bunun için vardır dünyada. Ve kelâm, akâid, itikat ilmi de bunun için vardır ki İslam’ın öngördüğü îmân ve Amel-i Sâlih işlemeyen, bunların dışında uydurukça ne varsa onları ibadet sayan, herkesin çalışmış olması boşunadır, boşa yorulmuştur. Faydalı, Allah için faydalı çalışmalar başta farzlar, vacipler, sünnetler olmak üzere faydalı çalışmalar Allah için hepsi ibadettir, hepsi sevaptır. İbadetler niyet yapılması şart olanlar, öbürleri ise itaattir Allah’a. İbadetlerde niyete bağlı itaatlerdir. Demek ki boşa çalışmış, yorulmuş ama netice ne olmuş, kızışmış bir ateşe girer.

5 – Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir.

6 – Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.

7 – O da ne besler, ne de açlığı giderir.

8 – Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.

Dakika 30:11

 

9 – Yaptığından hoşnuttur.

10 – Yüksek bir cennettedir.

11 – Orada boş bir söz işitmez. Her güzel şeyler duyar, burası Cenneti Âlâdır.

12 – Orada akan bir kaynak, cennet ırmakları, cennet pınarları,

13 – Yükseltilmiş divanlar, köşkler, cennet sarayları,

14 – Konulmuş kadehler,

15 – Dizilmiş koltuklar, yastıklar,

16 – Serilmiş halılar vardır.

17 – Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış?

18 – Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiş?

19 – Bakmıyorlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?

20 – Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?

21 – Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün. Ey şanlı Muhammed ve onun ümmeti!

22 – Onların üzerinde bir zorba değilsin.

23 – Ancak kim yüz çevirir ve kâfir olursa,

24 – Allah ona en büyük azap ile azap edecek.

25 – Kuşkusuz onlar döne dolaşa bize gelecekler.

26 – Sonra da bize hesap verecekler.

Sonuç bu, Allah’a geleceksin, Allah’a hesap vereceksin. Bunun için dünyada yaşa, bunun için çalış. Yoksa kendine yazık etmiş olursun. Ey kıymetli dostum, biz aczimizle hayat veren nurun derslerini, keşif notlarını, irşâd notlarını yürütmeye devam ediyoruz. Şimdi de Ğâşiye Sûresi’nin şöyle keşif notlarına bir bakalım.

Efendimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm) cuma namazında Cuma Sûresi ile bunu da okurdu, yani Ğâşiye Sûresi’ni. Ğâşiye: Kâbus gibi her taraftan kuşatan belâ, büyük şiddetle halkı saracak ki bu kıyâmetin durumu. Yusuf Sûresi 107’de “Hepsini sarıverecek bir felâket.”

(اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ).

İbrâhim Sûresi 50’nci âyette saran ateş, (Ennârül ğâşiyetü), “Bir ateş ki her tarafı saracak, cehennemlikleri kuşatacak”. “Boyunlarında demir bukağılar, zincirler olduğu hâlde kızgın suya sürülürler, sonra da ateşe atılırlar”. Mü’min Sûresi 71 – 72’de de böyle işte bu ğâşiyeye açıklık getiriliyor. Onun için keşif notları veriyoruz.

Darî; Öldürücü zehir, pis en kötü yiyecek. Bunun için aklını herkes başına alsın, haram yiyenlerin başına gelecek bunlar. “Kanlı irin yerler”. Hakkâ Sûresi 36.

Ebussuûd; “Açlık verilir yiyince susuzluk belâ olur”. Şiddetli açlık ortaya çıkar, onlara darî, ateşten demir dikenler yedirilir. Yiyince susuzluk bu sefer belâ olur, kaynar su içer, yüzler kızarır, bağırsaklar parçalanır. “Onlar Cennet saraylarında güven içindeler.” Kimler? Mü’minler, muttakiler.

Dakika 35:07

 

Îmân etmiş Amel-i Sâlih işlemiş, helâl yemiş, kimsenin hakkını yemediği gibi haram da yememiş. İbn-i Cüzey âyet 17’de “Deveye çöl gemisi denir. Dayanıklı kuvvetli çöker ağır yükü kaldırır”. Cenab-ı Hak âyet 17’de deveden de alınacak derslerin olduğunu söyledi. Fahrettin Râzî, Ebussuûd, Âlûsî gibiler arzın yuvarlak olduğunu ispat etmişlerdir. Bak Lokman Sûresi’nde bunlar geçti. “Arzın elips şeklinde kürevi oluşuna uygundur”. Âlûsî âyet 20’de geçtiği gibi. Hz. Ömer Suriye’de bir rahibi görünce ağladı. Çalışır, yorulur, ateşe girer.

 

عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ﴿٣﴾

تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ﴿٤﴾

 

Bu âyeti okudu Ömer, Hz. Ömer ağladı. Rahip gece gündüz ibadet ediyor ama ateşe girecek. Niye? İslam’a inanmamış, Kur’an-ı Kerim’e inanmamış, en son evrensel Peygamber olan îmânı da evrensel olan İslam îmânına kabul etmemiş. Hâlbuki İslam’ın îmânı evrenseldir, Hz. Muhammed evrensel Peygamberdir. (Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Rasûlullah) demeyenlerin îmânları yoktur. Îmânları îmân değildir. Onun için rahip orada gece gündüz ibadet ediyor yoruluyor ama boşa çalışıyor. Ateşe girecek bu dedi, Hz. Ömer ağladı. Bu âyeti de okudu. Tabii niçin ağlıyorsun ya Ömer diyenlere de böyle cevap verdi. İbn-i Kesîr muhtasarı İbn-i Kesîr’de bu anlatılmış, nakledilmiş. Kurtubî âyet 24, “Kâfire dünyada da esâret ve ölüm gibi cezâlar vardır” diyor. Çünkü kâfirin dünyası gül gülistan değildir, yani dünya da firavunluk da kolay bir şey değildir. Onun için hırsızlık kolay bir şey değildir. Yani yanlış yolda yürüyenlerin dünyada da dünyaları da berbattır, mezar ve mahşerleri daha da berbattır. Yani gâvurun cilâsına bakıp da kimse aldanmasın. Bâtıl din, inanç, bozuk fikir, küfre saparak boşuna zahmet sıkıntı çekmişler, ameller boşa çıkmıştır. İslam, îmân ve İslam’ın âmir hükümleri ölçülerine göre ibadet edilmezse onlar tamamen batıldır, bidattir, hiçbir değeri yoktur. Cehennem ateşi içinde zincirler, tomruklar, bunlar zincirleri tomrukları sürüklerler. Bata çıka boğuşurlar. Bu haber de İbn-i Abbas’tan (Radıyallâhu Anh) geliyor. Tabii âyetler de zaten açık da âyetlere biraz daha bu rivâyetler ile açıklık getiriyoruz ki bunlar keşif notlarıdır. Kehf Sûresi 103 – 106’ncı âyetler de “Amelleri boşa gidenler, iyi yaptığını sananlar, âyetlerini ona kavuşmayı inkâr edenler, terâzi tutmayız”, bakın terazi tutmayız, “doğru cehenneme bunlar sevk olunur”. Çünkü inkâr etmişler. Neyi? Âyetleri.

 

Dakika 40:02

 

Peygamberleri alaya almışlar. Kur’an-ı Kerim’in âyetlerini bütün Peygamberleri de alaya almışlar. Onun için de bunların amel defterinde zaten kim oldukları yazılı. Bunlara terâzi tutmayız diyor neresinde tutacaksın? Her tarafı küfür ve haramla dolu; Bunlar doğru cehenneme sevk olunurlar.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

İslam’ın îmânı evrenseldir. Bütün Peygamberler İslam îmânın da mevcuttur, bütün ilâhî kitaplar İslam îmânında mevcuttur, bütün yüce, inanılması gereken yüce değerler İslam îmânında  mevcuttur, Allah’ın esmâsı evsâfı ile Kitâb’ı ile Allah’u Teâlâ’nın kendini tanıttığı gibi Allah’ı doğru tanıma, Allah’a îmân da, İslam’da en doğru şekilde Allah’a îmân, İslam îmânında mevcuttur. Diğerleri gibi Allah’a şirk koşmayı şiddetle yasaklamıştır, her peygamber yasaklamıştır. Her peygamberin îmânı İslam îmânıdır. Allah birdir, Allah’ın dini de birdir. Onu yenileyerek gelmiş İslam dini Âdem’le doğmuş, onu Cenab-ı Hak yenileyerek gelmiştir. Şartlar değiştikçe başka peygamberler göndererek yenilemiş, önce sahifeler göndermiş, sonra da büyük kitaplar göndermiş. En sonda en büyük kitap Kur’an-ı Kerim’i en büyük Peygamber Hz. Muhammed’i göndermiştir. Biz Hz. Muhammed’e inandığımız gibi Âdem’in peygamberliğine de, Şît’lerin, İdrîs’lerin, Nuh’ların, Hûd’ların, Sâlih’lerin, İbrâhim’lerin, Şuayb’ların, Yâkup’ların, Yusuf’ların, Mûsâ’ların, Îsâ’ların, Yahyâ, Zekeriyâ’ların bunların bütün Peygamberliğini İslam îmânı tasdik eder. Muhammedî şeriatla da îmân amel eder. Çünkü Muhammedî şeriatla geçmiş yenilenmiştir. Yenileyen Allah’ın kendisidir, Hz. Muhammed görevli olan bir Peygamberdir. Hem de bütün âlemlere insin cinnin Peygamberdir. Tekrar unutmayasınız ki rahmet Peygamberidir. Evrensel merhamet Peygamberidir. Bu gerçeklerle bu şekil anlatılıyor. Ameller boşa gidiyor, Allah’ın dinine inanmadıkça, hak dinin ortaya koyduğu ibadetleri Hz. Muhammed’in öğrettiği gösterdiği gibi ameller işlemedikçe bâtıl inançlar, uydurma bidatların hiç değeri yoktur.

 

“Yaptıkları her işi ele alır, onu saçılmış zerre hâline getiririz”. Bâtılın, amellerin işe yaramaz. Saçılmış zerreler hâlinde yok edilir ve cehenneme atılır. Cehennemlik insanın kendi amelleriyle kendisi ile berâber cehennemdedir, zerreler hâlinde hiç değeri yoktur bâtıl da değer olmaz. Sen namazı Peygamberin gösterdiği gibi kılmıyorsun, hoplayıp zıplıyorsun, bu da namaz diyorsun. Bu senin tamamen bâtıla saplandığını gösterir. Hak’tan tamamen kaymışsın, oynuyorsun dolaşıyorsun, bu da namaz diyorsun. Allah’ın ortaya koyduğu ibadeti kendi keyfine göre değiştirmeye çalışıyorsun. Sen bozulmuşsun ama İslam’ı bozamazsın. Bugünkü kılınan namazlar, Ehl-i Sünnet ekolünde ki bütün müçtehitlerin, bütün mezheplerin, hak mezheplerin ortaya koyduğu namaz kılma şekli Peygamberimize dayanır.

 

Dakika 45:02

 

Kur’an-ı Kerim’e dayanır, sünnete dayanır. Amelî ve kavlî sünnete dayanır hem de sahîh olarak. Bunların dışındaki Ehl-i bid’atın yaptıkları, uydurdukları, bâtıl inançların ortaya koyduklarının hiçbirisi ibadet değildir geçerli amel değildir.

 

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Zeyd Bin Eslem’den, İbn-i Abbâs’tan (Radıyallâhu Anhüm ve Erdahüm Ecmaîn) bu (عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ) kimdir diye sorulmuş, (En-Nasârâ) diye cevap verilmiştir. Yani çalışıp çabalamış, ibadet etmiş ama boşa çalışmış. Onlar kim? Allah’ı üçleyen, Îsâ’yı Allah’ın oğlu diyen, Îsâ’yı da ilâhlaştıran, Îsâ’ya gerçek onun Peygamber olduğunu, Meryem’in oğlu olduğunu, Allah’ın kulu ve Peygamber’i olduğunu tanıyamayan… Ve İncîl’in Îsâ’nın yolundan sapan ve Hz. Muhammed’in Peygamberliğini kabul etmeyen, Kur’an-ı Kerim’i kabul etmeyen, işte zihniyetten birisi En-Nasârâ diyor Buhari Şerif’in rivâyetinde İbn-i Abbâs’tan bir haber. “Çalışıp boşa yorulanlardan biri Hristiyanlardır”. İkrime’den gelen haber de “amile” dünya da “nasibe” âhirette, “amile” dünya da “nasibe” âhirette demiş İkrime. Dünya da çalışmış, amel etmiş boşa çalışmış. Çünkü Allah’ın istediği Hz. Muhammed’in gösterdiği ibadeti yapmamış, kendi kafasına göre uydurmuş. Bunların durumu Rahmân Sûresi 44’de de (حَمِيمٍ ءَانٍ) “Kızgın su, kaynar su.” (وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ) “İrinden başka yiyecek yok”. Şimdi bazı anlar olur ki kan irin yediriyorlar, ateşten demir dikenler yediriyorlar. Tabii zakkum yediriyorlar. Râzî’nin beyânına göre Râzî Hasen’den “Elim, mü’lim, elem verici; korkunç bir azâb, darî sert, acı yakıcı, zelil eden yiyecekler”. Yine Fahreddin er-Râzî böyle derken “şıibrık” öldürücü zehirli diken demiş darî için. “Arfec” sütleğen cinsinden beşparmak otu diyenler olmuş ki zehir zemberek yani korkunç zehir zemberek olan bir cehennem yiyeceği. Saîd’den gelen haber de taş, İbn-i Zeyd ’den gelen dünyada kuru diken âhirette ateşten diken diyor. İbn-i Abbâs ateşten bir ağaç diyor, acımı acı, leşten kötü kokulu, ateşten daha yakıcı. İşte cehennemdeki yiyecekler içeceklerin durumu berbat. Zakkum, kan, irin bakın yiyeceklerden biri zakkum, içeceklerden bazıları kan, irin, yine dikenli bitkiler. Müzzemmil Sûresi 13’te “Boğaza duran yutulmaz yemek, inletir de inletir, sızlatır da sızlatır, cehennemde azâb üstüne azâblar vardır”.

 

Dakika 50:00

 

Nâime, neşe sonsuz mutluluk, bu da îmân ve Amel-i Sâlih’in karşısında “nâime”, neşe sonsuz mutluluk, rızâya uygun amelle oluyor bunlar da. Allah’u Teâlâ’nın Hz. Muhammed’e bildirdiği, inzâl eylediği Muhammed’in de insanlara bizzat gösterdiği, öğrettiği İslam’ı yaşanan, uygulanan İslam’ı, Kur’an sünnet, icmâ, kıyasla, delillerle ameli sünnetler ve kavlî sünnetlerle bozulmadan bize gelmiş kıyâmete kadar gitmektedir. İşte Yüce Allah’ın istediği îmân ve Amel-i Sâlih Hz. Muhammed’in bize öğrettiği, gösterdiği amellerdir. Peygamberimiz nasıl namaz kılıyorsa biz öyle kılacağız. Orucumuz, diğer ibadetlerimiz hep böyle olması gerekiyor, işte hak mezhepler bu Hz. Muhammed’in uyguladığı, öğrettiği İslam’ı korumak için ekoller okullar kurulmuş. İlimler okutularak gelmiş ve müçtehitler büyük âlimler yetişmiş. Bu yol korunarak delillerle, tapu ve senetlerle bize kadar gelmiş kıyâmete kadar gidecektir. İşte burada erdemli ahlâk ile rahmet sahası, fazilet, hamd makamı, hayat neşesi…

 

Lâğıye, “boş söz, saçma boş ve faydasız dedikodu, entrika, şımarık gevezelik, şımarıklık vesaire kuruntu, keyif çatma”. Yani doğruyu araştırmıyor adam rastgele hareket ediyor. İlâhî, şer’i ölçülere bakmıyor. Bunların sonucu da perişanlıktır. Nebe Sûresi 35, “Boş söz yalan işitmezler Cennet-i Âlâda”. (لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا) buyurulmuş. Mü’minûn Sûresi’nin 3’üncü âyetinde “Boş ve faydasızdan yüz çevirirler”. (وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ) buyrulmuştur. (لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ) İşte “insanoğlunun kendisine çalıştığından başkası yoktur”. Çalış ama doğru çalış, Yüce Allah’ın ortaya koyduğu meşru bir çalışma ile hak ölçülere uyarak çalış. İbadetlerini de hak ölçülere uygun şekilde ibadet et. İyilikler lehine, kötülükler aleyhine olduğunu unutma. (لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ), hiç unutma. Yine Müslim’in Buhârî Şerif’in, yine Kütüb-i Sitte ’nin başkalarında da rivâyet edildiği gibi, (Mâ lâ aynun raet velâ üzünün semiat velâ hatara alâ galbin galbi beşer).  “Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, akıllara gelmeyen nice güzelim nimetler işte Cennet-i Âlâda mevcuttur, mü’min muttakilere bunlar verilecektir”.

 

Evet, kıymetli dostlar!

 

İnsan Sûresi 5, 6’ncı âyette “İyilikler, iyiler katkısı kâfurdan olan kadehten içerler”, cennet şaraplarından iyiler içiyor, Cennetlik olanlar. Cennetlik olmak için İslam îmânı ve Amel-i Sâlih olacak asgaride. “ Zerabiyy” nefis döşemeler, sarı kırmızı yeşil sergiler, ince tüylü ince püsküllü kadifeli halılar. “Tenafis” ki cennette bunların güzelliği dünyadakiler ile tarif edilmez.

 

Dakika 55:12

 

İsimleri benzerliği vardır, başka türlü benzerlikleri kıyas edilmez. O kadar güzeldirler. Yüce Allah’ın kânûnlarını, kudretini hayranlık veren bedii sanatını görmeli. “Bera’at-i istihlâl”, görmeli, bilmeli Allah’a kulluk etmeli. Önünü sonunu görmek için bak, iyi bak. Hangi mahlûka bakarsan Hâliki hatırla, O’nun yüce sanatını, yüce kudretini gör. Meselâ “deveye bakmıyorlar mı?” diyor Cenab-ı Hak. Deve çok az yem yer, dikenli, dikenli yer, ağır yüke uzun yolculuğa dayanır, açlığa susuzluğa sabırlı, tahammüllüdür. Sağlam ve yatıp kalkması yine mükemmeldir, sağlam bir yapıya sahiptir. Çocuğa bile itaati vardır, yolları iyi bilen hafızası vardır develerin. Güzel sesle şevk ve neşe ile coşmaları da vardır. Hepsi özel bir düzen ile yönetilmektedirler. “İbil, bulut, ğamâm, müzn, rebâb, ğaym, ğayn” bunlar Zemahşerî’nin izahlarıdır. Râzî “çölde yolu diyor kaybettik” diyor. Fahreddin Râzî anlatıyor; Erkek deveyi öne saldılar, tepeden tepeye dönerek gidiyor kıvrımlı yolları nasıl hayâl ettiğine yolu bulduğuna hayret ettik diyor. Fahrur Râzî büyük âlimlerimizdendir. Bak devenin bu hâlini görüyor, her varlığa ayrı bir özellik verilmiş ilim, irfân özelliği üstün kılınmış. Bunlar insanın emrine verilmiştir. Dikkat et, bunlar hep insanın emrine verilmiş. Bakışlar geniş, derin olmalı, âlemi tanımalıdır. Her biri bir yörüngede direksiz duran sayısız cisim ve yıldızlarla süs, genişlik, aşılmaz okyanusa nasıl bir yükseklik verilmiş. “Şu göklere bakmaz mısınız?” diyor, göklere bir bakın diyor Cenab-ı Hak. İyi bakmalıdır, hem de hepsine bakmalı, ibret gözüyle bakmalı, hak yolda da en iyi şekilde çalışmalıdır. Dünya da belirli bir süreniz var, netice bu dünyadan çıkarılacaksınız. Vakti saati gelince, ecel saati gelince dünyadan çıkarılıyorsunuz, mezara, berzaha gönderiliyorsunuz. Oradan da çıkıp, mahşere geleceksiniz.

 

A’râf Sûresi 24 – 25, Nahl Sûresi 36, “Gezin dolaşın, kezzapların sonunu görün”. Kim bu kezzaplar? Peygamberleri inkâr edenler”. ( فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ). “Câhilce boş şeylerle değil, îmân, ilim, irfân ile güzel amellerle çalışmalıdır, gezip dolaşmalıdır, boşa değil”. Soyut araştırma inceleme akli bilgilerin konusudur. Bunlara güzel bir bakışla bakmak bakmamız istenmektedir, tecrübenin önemi de vardır.

 

Dakika 1:00:00

 

Zooloji, astronomi, coğrafya, jeoloji, tabii tarih gibi diğer akli ilimlerin faydasına işaret edilmiş. Yaratıcının nasıl tasarrufta bulunduğuna bakarak, âyet ve kânûnlarının gücünü tanımak, yerküreyi hallerini en iyi yaşama kâidelerini bilmek, çalışmaktır. Üstünlüğü en iyi de sağlamaktır, boş ve aldatıcı olanı gaye sanmak, tembel değersiz hırs ve çılgınlıkla, hırçın saldırgan kavimler perişan olmuştur, defolup gitmişlerdir. Toplu bakış tetkik, keşif istenmiş bakmayan kınanmıştır. Hatırlat, zorlama (اِنَّكَ لَا تَهْد۪ي مَنْ اَحْبَبْتَ). Kasas Sûresi 56’ncı âyet: “Doğrusu sen sevdiğine hidâyet veremezsin.” Hatırlatmak, Şanlı Kur’an-ı dünyaya iyi anlatmak görevimizdir ama zorlamak yok. Öğüt ve hatırlatmayı dinlemeyen, irşâda karşı nankörlük ederek küfür de ısrâr ederse en büyük azâba çarpılır. (وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُ), Zümer Sûresi 26’da ne diyor? “Âhiretin azâbı daha büyüktür”. Dünyada var azâb mezarda var, kabirde âhiretin azâbı daha büyüktür. Secde Sûresi 21’de “Dünya azâbını da tattıracağız. Ne kadar kaçmaya çalışsalar da dönüp gelecekler, Allah’a hesap verecekler”. En büyük azâbdan kurtulma imkân ve ihtimali asla yoktur, kimse kurtulamayacak.

 

İşte kıymetli dostlar, akıl Cenab-ı Hak tarafından kuluna niçin verildiğine bakın bu âyetler bize hatırlatıyor. Yüce Allah ilmini göstermek için isim ve sıfatlarıyla yemin eder. Dikkat et! İlmini göstermek için isim ve sıfatları ile yemin eder, gücünü göstermek için fiilleri ile yemin eder. Yarattıklarına yemin eder. Bunlar gücünü göstermek içindir. Leyl Sûresi 3.’üncü âyet: “Erkeği dişiyi yaratana yemin ederim” diyor Cenab-ı Hak. Yine Şems Sûresi 1’inci âyette “Güneşe ve onun kuşluk vaktine de vaktinde aydınlığına yemin ederim” diyor. İşte burada bize ilmini gösteriyor ve isim ve sıfatlarına yemin ediyor, kudret ve kuvvetini gösteriyor, fiilleri ile yarattıklarına yemin ediyor. Burada hepsinde de Yüce Allah bize kendini tanıtıyor. Bizim de O’nu Yüce Rabbimizi en iyi tanımak görevimizdir. En iyi tanıyan kullarından eylesin.

Şimdi dersimiz Fecr Sûresi’ne gelmiştir. İnşâ’Allah bu sûre-i celile ile dersimiz devam edecektir.

 

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

‘’Elhamdülillahi Rabbil-âlemin vesselâtü vesselâmü alâ Rasûlina Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve sellem.”

 

 

Kıymetli izleyenler,

 

Dersimiz Fecr Sûresi’ne gelmiş bulunmakta, Fecr Sûresi de Mekke-i Mükerreme döneminde inzâl edilmiş, âyet sayısı 30, sıra numarası 89’dur.

 

Dakika 1:05:05

 

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

 

وَالْفَجْرِۙ﴿١﴾

وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ﴿٢﴾

وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ﴿٣﴾ 

وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ ﴿٤﴾

هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ ﴿٥﴾

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙ﴿٦﴾ 

اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙ﴿٧﴾ 

اَلَّت۪ي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِۙ﴿٨﴾ 

وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙ﴿٩﴾

وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙ﴿١٠﴾ 

اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙ﴿١١﴾ 

فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙ﴿١٢﴾ 

فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙ﴿١٣﴾

اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِۜ﴿١٤﴾ 

فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ﴿١٥﴾

وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ﴿١٦﴾

 

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ﴿١٧﴾

وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ ﴿١٨﴾

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ ﴿١٩﴾

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ ﴿٢٠﴾

كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ﴿٢١﴾

وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ﴿٢٢﴾

وَج۪ٓيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰىۜ﴿٢٣﴾

يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ ﴿٢٤﴾

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ ﴿٢٥﴾

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ ﴿٢٦﴾

يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ﴿٢٧﴾

اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ﴿٢٨﴾

فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ﴿٢٩﴾

وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي ﴿٣٠﴾

 

1 – Andolsun fecre.

2 – On geceye (Zilhicce ayının ilk on gecesine).

3 – Çifte ve teke.

4 – Gitmekte olan geceye.

5 – Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için yemin var değil mi?

6 – Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?

7 – Sütunlar sahibi İrem’e?

8 – Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

9 – Vâdide kayaları yontan Semûd kavmine?

10 – Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun’a?

11 – Bunlar ülkelerde azmışlardı.

12 – Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

Onlar ülkeler de azdıkları gibi bunlar ülkeler de elbette haksızlık yapıyor, oralar da çok bozgunculuk yapmışlardı.

13 – Bu yüzden Rabbin onların üstüne azâb kamçısı yağdırdı.

14 – Kuşkusuz Rabbin her an gözetlemededir.

15 – Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikrâm da bulunur, nimet verirse, „Rabbim bana ikrâm etti.“ der.

16 – Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, „Rabbim beni zillete düşürdü.“ der.

17 – Hayır hayır, doğrusu siz yetime ikrâm etmiyorsunuz.

18 – Birbirinizi yoksulu yedirmeye teşvik etmiyorsunuz.

19 – Oysa mîrası öyle bir yiyorsunuz ki, haram-helâl gözetmeden.

20 – Malı öyle bir seviyorsunuz ki, yığmacasına.

21 – Hayır hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz olduğu zaman,

22 – Rabbinin emri gelip melekler sıra, sıra dizildiği zaman,

23 – Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlar. Fakat bu anlamanın ona ne yararı var? Geç kaldılar.

24 – „Keşke hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim.“ der.

25 – Artık o gün Allah’ın edeceği azâbı kimse edemez.

26 – O’nun vuracağı bağı kimse vuramaz.

27 – Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!

28 – Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.

29 – Kullarımın arasına gir.

30 – Cennetime gir.

Cenab-ı Hak bu hitaba muhatap olan ve iyi kullarıyla cennete giren o bahtiyarlardan eylesin.

Dakika 1:10:46

Kıymetli dostlarımız,

Şimdi sizlere bu Fecr Sûresi’nin keşif notlarını vermeye çalışacağız. Bu âyetlerin kısa anlamından sonra, bir de bunlara açıklık kazandıran keşif notlarımız tabii ki rivâyete, gerçek rivâyete dayalı ve dirâyete istinâd eden hak bilgilerle keşif notlarımız, irşâd notlarımız devam etmektedir. Bu kesinkes hayat veren nurun dersleridir, bizzat Kur’an-ı Kerim’in kendisi. Yüce İslam’ın kendisi oradan aldığımızı sizlere kendi kaynağından, âyetlerin tam orijinal metinlerinden bu manaları sunuyor, onların da keşif notlarını sizlere veriyoruz.

“Gökyüzüne sabahyıldızına yemin ederim” buyurdu Cenab-ı Hak Tarık Sûresi 1’inci âyette. Ali Bin Ebî Talhâ’dan bu sûrenin medeni olduğuna dâir bir rivâyet de gelmiştir. Cenneti Hayati, Rûhu’l-Meânî “Bu şeylerin Rabbine yemin olsun ki inkârcılar kesin cezâlanacaktır”.

“Fecr” sabahın ilk beyazlığı, şafak atması, tan sökmesi, dikey olarak öncekine Fecr-i Kâzib, yatay olarak sonrakine de sonra görünene “Fecr-i Sâdık”, cihânın karanlıktan aydınlığa gülümseme, neşe ve mutlu anıdır. İşte “Fecr-i Sâdık” ile kendini gösterir. Tekvîr Sûresi 18’nci âyetinde (وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ). “Aydınlanmaya başladığı an o zamanki sabaha andolsun” diyor Cenab-ı Hak. Cuma Bayram gibilerin Fecri gibi… Mücahitten Zilhicce ‘nin yani Kurban Bayramı Fecri Zilhicce ‘nin 10. günü, Ramazan-ı Şerif’in son 10’uncu günü, Muharrem’in 10’uncu gününe, aşureye kadar o da onlardandır buyrulmuştur ki burada da 10 geceye Cenab-ı Hak yemin etmektedir. Bu 10 gecenin de kadri kıymeti Cenab-ı Hak tarafından bildirilmektedir. Tabii her şey şerefini Rabbimizden alır, Cenab-ı Hak onu şereflendiren kendisidir. Her ayın 10 gecesine Zilhicce ‘nin ilk on günü Hâkim buna sahîh demiştir. İbn-i Abbâs ve başkaları da buna sahîh demişlerdir.

Dakika 1:15:01

 

Tenvin ululama anlamına gelmektedir.  10 gece dünya ömrü derecesinde Berâat-i İstihlâl anlamında, İbn-i Zübeyr, Mesrûk, Mücahit, İkrime, Ahmed Bin Hanbel, Nesâî, Hakîm ve diğerleri Hz. Câbir’den “Kurban bayramından önceki 10 gece” demişlerdir. Müfessirler de böyle beyân etmişler. Müfessirler icmâ etmişler diyor Ahmet Bin Hanbel. İbn-i Kesîr “Âd Kavmi, azgın, kibirli, zorba, Allah’a itaat etmiyorlardı”. Bu da 8’inci âyet ile ilgilidir. A’râf Sûresi 142, “40 gece 10’u zilhiccenindir”, Taberî bunu rivâyet etmektedir. Ahmed, İmâm-ı Ahmed, Buhârî, İbn-i Abbâs’tan (Radıyallâhu Anhü) rivâyet etmişler ki “10 günde yapılandan daha faziletli, daha sevgili iş yoktur” diye bir rivâyet var. “Hattâ cihatta mı?” diye sorulduğu zaman Efendimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm) “Malıyla, canıyla cihâd edip canı malı feda eden hâriç” buyurmuşlardır. Buhârî, Kütüb-i Sitte bunu nakletmiştir.

 

İbn-i Münzîr, İbn-i Ebî Hatîm, İbn-i Ebî Abbâs’tan (Radıyallâhu Anh) Ramazan-ı Şerif’in son 10 gecesi diye rivâyet edilmiş, Dahhâk ve bazıları “muttefekun aleyh” demişler. Hz. Âişe (Radıyallâhu Anha) “Son 10’u gelince yani Ramazan’ı Şerif’in son 10’u gelince, Peygamber Efendimizden için kuşağını sıkar, bizi uyandırır, geceyi ihyâ ederdi”. Kadir Gecesi için diye rivâyet edilmiş Âişe Annemizden. Bunun da kaynağında Kütüb-i Sitte bulunmaktadır.

 

Bir “vetr” ve de “şef’den” bahsediliyor. Tabii ki mastar, çiftlemek, şefaat etmek “vetr” de teklemek, öç almak gibi kelime anlamları bulunmaktadır. İsim olunca “şef” çift anlamında; “vitir” de tek demektir.

 

Kıymetli dostlarımız,

 

Burada teklere çiftlere yemin edilmektedir. “Şef’i” yaratılan her şey, yani çift yaratılan her şey, “vetr” ise Allah tektir. Yani Allah’u Teâlâ’dır ki O tektir. Allah’tan başka ne varsa işte onlar çift yaratılmışlardır. Cenab-ı Hak tek derken kendi azamet ve kudretine vahdaniyetine yemin ediyor, çift derken burada da bütün çiftlere yemin ediyor. “Her şeyden iki çift yarattık” diyor, Zâriyât Sûresi 49 ve 50’nci âyet-i kerimelerinde. Ebussuûd “Firavun kazıklarla işkence ediyordu.” Bu da 10’uncu âyetle ilgili Ebussuûd’un açıklık getirmesidir. Firavun Müslüman olanlara Mûsâ’nın şeriatını kabul edenlere zulmediyordu. Kazıklarla işkence ediyordu.

 

1:20:05

 

Tefsirciler Kurtubî Vâdi’l-Kurâ’da taştan 1700 yerleşme merkezi kurmuşlardı. Bu da 9’uncu âyetle ilgili ki Semûd Kavmi hakkındadır. Bakın Semûd Kavmi de bu kadar Cenab-ı Hak onlara beceri ve imkânlar vermiş. Taştan 1700 yerleşim merkezi kurmuşlar ama Peygamberlerini tanımamışlar. Netice de Allah’ın belâsını başlarında bulmuşlar. Yâsin-i Şerif 36’ncı âyeti kerime de “Bütün çiftleri yaratan Subhân’dır” diyor. İşte kıymetli dostlarımız, Yüce Allah kendisi tek diğerlerini çift yaratmıştır.  Beyhakî; Tektir, teki sever, yani Allah’u Teâlâ tektir, (Allah’u vitrün yuhibbul vitre). “Allah tektir teki sever”. Zıttı bunun şef’idir yani çift demektir. Îmân, küfür bakın bunlar zıtlar. Saadet, bedbahtlık bunlarda zıt, hidâyet sapıklık bak bunlar da zıt. Gece-gündüz, gök-yer, deniz-kara, cin-insan, ruh-cisim bunlar hep çift olarak… Hiçbir benzeri olmayan Yüce Allah’tır. Tektir Yüce Allah birdir, hepsi O’na muhtaçtır.

 

بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

 

Kıymetli izleyenler,

 

Hayat veren nurun dersleri keşif notları, irşâd notları isimli dersimiz Fecr Sûresi’nin keşif notları ile devam etmektedir.

 

Cenab-ı Hak bütün çiftleri yaratan, kendisi ezelî ebedî tek olan bir varlıktır. Yüce Rab kendisi tektir, teki sever, hiçbir benzeri olmayan Yüce Allah’tır. O her şeyin de tektir, her şeyin de birdir. Her şeyi mahlûkatın hepsi O’na muhtaçtır ve hiçbir yarattığının hiçbirine benzemez.

 

Ankebût Sûresi’nin 40’ncı âyetinde “Taş savuran rüzgârlar, korkunç sesle kimi yerin dibine geçirildi kimisi de suda boğuldu”.

 

İşte burada kendi kudretini, kuvvetini O’na karşı gelenlerin âkıbetini bize bildirmektedir. Yine İmâm-ı Ahmet’in ve Tirmizî’nin İmrân Bin Husayn’dan rivâyet edilen o da Peygamberimizden rivâyet edilen bir haber de tekten çiftten maksadın beş vakit namazın tek rekâtlı olanları ve çift rekâtlı olanlar da bu âyet-i kerimenin tefsirinde bir keşif notu olarak bu konmuştur. Onun için Yüce kudret tektir, yüce tek olan kudretin bütün zâlimlerin hakkından gelen “Kahhâr” sıfatıyla düşmanlarını kahreden, Vâcibu’l-vücûd tek varlık Allah’u Teâlâ’dır.

 

Dakika 1:25:13

 

İbn-i Abbâs’tan (Radıyallâhu Anh) Zürâre Bin Ebî Evfâ, İkrime, Katâde, Dahhâk, “Şef’i” Kurban Bayramı’nın ilk günü, “vetr” Arefe günü, Câbir hadisine uygun olan 10 gece zilhiccenin ilk on günü budur demişler ki bu haberlerin bu âyetlere açıklık getirmesi bakımından hepsi doğrudur. On geceye iki güne ki Arefe, bayram Cuma yemin etmiştir. Keşşâf’ta Taybî İmrân Bin Husayn’dan “yine namazdır” demiş. Ebû Hayyân, “Câbir hadisi daha sahîhtir” demiştir. Her çift her tek dâhildir. Bu keşif notlarının işte netice de bize verdiği ipuçları her tek her çift dâhildir. Taberî bu haberi verirken Hasan-ı Basrî’de çift tek her sayıyı 5 – 10 günlük ömür. Âd Kavmi rüzgâr ile helâk edildi, Semûd Kavmi şiddetli gürültü ile helak oldu. Dünyanın ömrünün çok az olduğunu da unutmamak gerekmektedir.

 

Müddesîr Sûresi 33’üncü âyeti kerimesinde Cenab-ı Hak “Döndüğü an o geceye yemin olsun ki” diye bak burada yemin etmektedir. Yine tecritte soyutlama mücerret, soyut, yürümek, seher vakitleri, Leyle-i Cem akşam yatsı namazı, yine yatsıda Müzdelife’de geceleyen Müzdelife Gecesi. “Bilinmelidir ki kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur bulur”.

 

Kıymetli dostlarımız, bu keşif notlarının her birisinin içinde hikmet dolup taşmaktadır.

 

Dakika 1:28:27

 

(Visited 40 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}