AmeldeFıkhı-5-01

5- Amelde Fıkhı Ekber Ders 5

AMELDE FIKHI EKBER DERS 5

 

Kıymetli izleyenler, derslerimiz ıstılahlarla devam etmektedir. Istılahın ne anlama geldiğini şer-i şerifteki yerini anlatarak geldik, şimdi de anlatarak devam ediyoruz.  Şimdi ıstılahlardan biri sıhhat, fesat ve diğerleri gibi; mesela sıhhat, şer’in emrine muvafakat etmek demektir.  Dikkat et, sıhhat şer’in emrine, şer’i şerifin emrine muvafakat etmek demektir.  Bunlardan bir tanesi de efendim, fesattır. -Şöyle fesada da baktığımız zaman- fesat da o ibadeti ne yapıyor, ortadan kaldırıyor.  Bunun yanında bâtıl bulunmaktadır. Yine kıymetliler, -sahih bunlardan birisi de- sahih ise diyor bak şer-i rükün ve şartlarının tam olarak bulundurandır. Sahih ise Şer’i rükün ve şartlarını tam olarak bulundurana da sahih denmektedir. Şimdi buradan baktığımız zaman fesat nedir, sıhhat nedir, sahih nedir, bâtıl olma durumu nedir? Bunlar da dini terimlerdir, bu ıstılahlar, bu dini terimleri tabii bilmekte pek çok faydalar vardır. Şimdi Hanefilerin dışındakilerce, fasit ve bâtıl arasında fark yoktur. Hanefilere göre ise şöyle bir gözden geçirme vardır. Çünkü gayr-i sahih akit ya bâtıldır ya fasittir. Yani Hanefilere göre taksim üçlüdür. Çünkü gayri sahih akit ya bâtıldır ya da fasittir. Gayr-i sahih, şer ‘an istenen rükün ve şartlarını bulundurmayan şeydir. Yani şeriatın istediği rükünleri veya şartları bulundurmayana gayr-i sahih denmektedir. Yine Hanefilere göre bâtıl akdin aslında bir halel, yani pürüz bulunan şeydir. ‘’Bâtıl nedir?’’ derseniz akdin aslında yani bir halel pürüz bulunan şeydir demişlerdir Hanefiler bâtıla. Şimdi bunlara bakıyoruz ki satışın deli veya mümeyyiz olmayan çocuktan sadır olması gibi, yani yaşı 7 yaştan küçük olanlar için. Şimdi burada bir pürüz var, bu pürüz nedir?  Çocuğun yaşının küçük olmasıdır. Yine Hanefilere göre fasit, halelin noksanlık ve pürüzün, akdin vasıflarından bir şartta bulunması gibi… Mesela akdin vasıflarından bir vasfında bulunduğu bir şeydir, mesela şartlarından bir şartta bulunması gibi. Bunlarda -şöyle bir bakalım ki- fasit mesela bir nikâh, şahitsiz adam nikâh kıyıyor, şahitsiz evlilik, şahitsiz evlenme durumunda mehir ve ayrılıktan sonra iddet vacip olur. Fasit evlilik akdinden duhul ile beraber mezhep sabit olur.

 

5:23

 

 

Kıymetliler fasit olan bir amel, o amelin varlığını ortadan kaldırır, geçersiz hâle getirir. Mesela şartlarına uygun bir nikâh kıymazsanız o nikâh, nikâh olmaz. Şimdi yine ‘’butlan’’, bâtıl olma şer’in emrine muhalefettir. Yani şer’i şerifin emrine muhalefet ettiğin zaman burada bir ‘’butlan’’, yani bâtıl olma ortaya çıkar. Şimdi fesat; şer’i sisteme muhalif akdin onu feshe müstehak yapan haleldir, pürüzdür. Mesela şer’i sisteme muhalif akdin tamamlayıcısı fer’i bir noktasında onu feshe müstehak yapan -yani hâleldir- yani pürüzdür, bu da ne yapar, bu da fesattır o yapılan işi geçersiz hâle getirir. Mesela cehalet, garar yani ihtimal, ikram ve müfsit yasak şart gibi… Şimdi bunları kısaca burada özetledikten sonra eda, kaza ve iade… Eda vaktinde yapılması gereken vacibin şer‘an takdir edilmiş vaktinde yapılmasıdır eda. Mesela beş vakit namazın vaktinde kılınması gibi. İadeyse -bu da tekrarı-, namazın cemaatle iadesi gibidir iade. Vacibin ikinci defa vaktinde tekrarına da iade denmektedir. Kaza, vacibin vakit bittikten sonra yapılmasıdır. Mesela farz namazlarının kazası vacip bir emirdir. Buhari Müslim’de, Enes (R.A.)  Hazretlerinden rivayet de bakın Sevgili Peygamberimiz ‘in şöyle buyurduğunu rivayet eder: ‘’Kim namazından uyur kalır veya unutursa hatırladığında onu kılsın’’. İşte burada -bak- namazın kazası kesin emredilmektedir. hem Buhari Şerif bunu hem de Müslim-i Şerif Hz. Enes’ten rivayet etmektedirler. Şer’i bir özrü olmadan kasten namazı terk eden de kıyaslanır. Tembellikten ya da şer’i bir özrü olmadan kasten namazı terk edenler kıyaslanır. Onun için tembelliğinden dolayı namazı kılamayanlar, şer’i bir özrü olmadan kasten namazı terk edenler de bu Hadis-i Şerife kıyaslanarak -ne yapılmıştır-, namazın derhal kazası emredilmiştir. İşte bu da ıstılahta kaza. Bir de kıymetli ekollerimiz var bizim. İşte başta Hanefi ekolü, Mâliki ve Şafii, Hanbeli ekolü gibi kıymetli mezhep ekolleri var ki; yüce İslam’ı delilleriyle bilen müctehidler ekolüdür.

10:01

 

 

Şimdi bunların da kendilerine göre ıstılahları bulunmaktadır. Hanefi mezhebinin ıstılahlarına şöyle bir bakıyoruz; Zahirur Rivaye, Hanefi Mezhebinin üç imamının sözü kastedilir. Mesela Hanefilerde, Zahirur Rivaye diye fıkıh kitaplarında buna sık rastlamaktayız. Şimdi böyle bir ıstılah görünce -kimi kastediyoruz?- Zahirur Rivaye’de Hanefi Mezhebinin üç imamının sözü kastedilir. Yani bunlar İmâm-ı Âzam Ebu Hanife ve yine İmâm-ı Ebu Yusuf ve İmâm-ı Muhammed kastedilir. Şimdi imam diye Hanefi ıstılahında kastedildiği zaman imamdan maksat İmâm-ı Âzam kastedilir. ‘’Şeyhan’’ denildiği zaman Ebu Hanife ve İmâm-ı Muhammed kastedilir.  ‘’Sahibeyn’’ dediğiniz zaman Ebu Yusuf ve Muhammed kastedilir. ‘’Essani’’ dendiği zaman Ebu Yusuf, ‘’essalif’’ dendiği zaman, İmâm-ı Muhammed kastedilir. ‘’Lehü’’ geçerse, -lehü lafzı- bu Ebu Hanife İmâm-ı Âzam’ın görüşüne işarettir. ‘’Lehümâ’’ dendiği zaman da ve yahut ‘’indehümâ, mezheb-ü hümâ’’ dendiği zaman Ebu Yusuf ve Muhammed’in İslam anlayışların ortaya çıkar. Onlar kastedilmektedir. ‘’Eshabuna’’ dendiği zaman işte bu da meşhur olan 3 imam yine İmâm-ı Âzam, Ebu Yusuf ve Muhammed’dir. Bunlar kastedilir. ‘’Meşayıh’’ dendiği zaman da Ebu Halife devrine yetişmeyenlerdir.  Yani ıstılahta bunlarla Murat, İmâm-ı Âzam’ın devrine yetişemeyenlere de ‘’meşayıh’’ denmektedir.  Ebu Hanife ve ashabının Zahirur Rivaye’de ittifak ettikleri ile kesin fetva verilir. Buraya dikkat! İmâm-ı Âzam ve ashabının Zahirur Rivaye’de ittifak ettikleri ile kesin fetva verilir. İhtilaf ederler ise İmâm-ı Âzam’ın görüşü ile mutlak olarak, özellikle ibadetlerde fetva verilir. Sahibeynin görüşü; ‘’bir mucit gerek olmadan tercih edilmez. O mucit de İbn-i Nüceymin’in dediği gibi ya imamın delilinin zayıflığı veya zaruret ve teamüldür’’ demiştir.  Asır ve zamanın ayrılığı da tercih-i mucip sebep olmaktadır. Muzarra ve musakkadda sahibeynin görüşünün tercihi gibi.  Tecrübesinin çokluğundan hüküm, şahadet ve miras meselelerinde -buraya da dikkat- tecrübesinin çokluğundan hüküm şahadet ve miras meselelerinde Ebu Yusuf’un görüşüyle fetva verilmektedir. Zevil, erham meselelerinin tamamında İmâm-ı Muhammed’in görüşüyle fetva verilmektedir. 17 meselede de Züfer’in görüşüyle fetva verilir. İmâm-ı Züfer de Hanefi ekolünün kıymetli imamlarındandır.

 

15:05

 

Kıymetli Efendiler, tabi bu bilgiler Risaletü’l Müfti gibi, Redd-ül-Muhtar gibi kıymetli kaynaklarda bu bilgiler bulunmaktadır. Hanefi ekolünün fıkıh kaynaklarında ve diğer kıymetli kaynaklarda bunlara rastlamak her zaman hem de tevatür derecesinde mümkündür. Güvenilir kaynaklardır. Çünkü Dünya Müslümanları, Hanif’i Müslümanları, Hanif’i ekolüne, müctehidlerine müntesip Müslümanlar da bu ekol de pek çok âlimlerin, -ne yapmışlar- rivayetiyle bu fıkıh kitapları tevatür yoluyla bize kadar gelmişlerdir. Çünkü büyük kalabalıkların elinden gönlünden ve yaşantısından da düşmemiştir. Hiç kopukluk da olmamıştır Hanefi ekolünde. Mâliki, Şafii, Hanbeli ekolünde kopukluk olmamıştır. Diğerlerinin adı, ismi unutulanlar bulunmaktadır. Fakat bu dört mezhep amelde dört mezhebin kesintisiz olarak 14 asırdan beri bize kadar devam ettiğini görmekteyiz. Meselede imamın rivayeti yoksa o zaman Ebu Yusuf’un görüşüyle sonra İmâm-ı Muhammed’in görüşü ile sonra da Züfer ve Hasan Bin Ziyad’ın görüşüyle fetva verilir. Hanefi mezhebindeki -efendim- takip edilen fetva verilirken takip edilen yol böyledir. Bir meselede kıyas ve istihsan varsa meşhur 22 mesele hariç amel istihsana göredir. Evet, bu da yine kaynaklardan Risaletü’l Müfti’de geçmektedir. Ve diğer kaynaklarda da bulunmaktadır. Kıymetliler, yine bir meselede Zahirur Rivaye’de zikredilmemiş ve başka bir rivayette sabit ise ona dayanılır. Birinci durumda, hüccette en kuvvetlisi, ikinci durumda da son devir âlimlerinin ittifak ettiği alınır. Meşai ihtilaf ederlerse orada da çoğunluğun görüşü alınmaktadır. Onlardan da hiçbir görüş yoksa müftü meseleye mesuliyetten kurtulmaya yardım edecek bir şey bulmak için tehemmül, tedebbür ve içtihad gözüyle olaya bakar ve Allah korkusuyla en doğruyu araştırır ve ona göre hareket eder. Cahil bir kimsenin cesaret edebileceği, -bunlar tehlikeli- bir iştir. Yani Allah’tan korkarak ve gerçekler, deliller araştırılarak hareket edilmelidir. Tasrif ve fetva çelişirse o zaman evla olan metinlere muvafık olanla amel etmektir. Fetva lafzı sahih, esah, eşbeh ve bunun gibi lafızlardan daha kuvvetlidir. Bir meselede iki musahhah görüş bulunursa biriyle hüküm ve fetva caizdir. İkisinden biri zaman ve örfe muvafık olması ya da vakıf veya fukara için daha faydalı olması yahut delili daha açık ve zahir gibi sebeplerle tercih edilir.

 

20:22

 

Yani delilin gücüne bakılır. Delili güçlü olanla hareket edilir. ‘’Bihi yufta’’. Mesela el-fetva aleyhi, fetva bununla verilir. ‘’El Yufta aleyhi fetva buna göredir’’ sözünden daha kuvvetlidir.   -Bakın (bihi yufta). Çünkü birinci hasır ifade eder-. ‘’Esah’’ sözü sahihten, ‘’ahlat’’ lafzı da ihtiyattan daha kuvvetlidir. Bütün metinleridir yani Hanefi Mezhebinin muteber metinlerine bütün denmektedir. Bu kelimeden murat budur. Muhtasar-ı Kuduri, El Bidaye, El Nihaye, El Muhtar, El Bikaya, El Kens, El Mültega, gibi bunlar Zahirur Rivaye ve mutemet görüşlerin nakli için telif edilmiştir. Evet, kıymetliler müftü ve kadı şimdi ayrımı olmadan kendi hakkında da olsa zayıf rivayetle amel caiz değildir. Ancak müft-ü şerif hükmü haber verir. Kadı ise onunla hükmeder. Ebu Hanife’nin şöyle dediği sahihtir. Hadis sahih oldu mu o benim mezhebimdir. Bunun benzeri diğer mezhep imamlarından da nakledilmiştir. Bakın İmâm-ı Âzam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyhi ve Ali Ecmain -ne diyor?- ‘’Hadis sahih oldu mu o benim mezhebimdir’’ diyor. Yani sahih hadise göre biz amel ederiz diyor. Şimdi kolaylık için zaruret hâlinde zayıf görüşle fetva -caiz midir?- caizdir. Mesela telfik yoluyla çıkan hüküm Hanefilere göre bâtıldır. Mezhepten muhtar olan görüşe göre amelden sonra taklitten örnek de bâtıldır. Yani taklitten dönmek de bâtıldır. Amelden sonra taklitten dönmek de bâtıldır. Hanefilere taklit ederek başın dörtte birini, mezhebi öğleyi kılar sonradan Mâlikiler gibi başın tamamını mesin lüzumuna itikat etmesiyle namazını iptal etmez. Bazı Hanefi ekolünün yüksek âlimleri amelden sonra taklidi caiz gördüler. Bazıları mesela mezhebine göre namazın sahih olduğunu zannederek kılsa sonra da kendi mezhebinde bâtıl olduğu hâlde başkasının mezhebine göre sahih olduğu anlaşılsa onu taklit eder, namazını da kabul olur. Bazı Hanefi âlimleri de böyle demişlerdir. Bu hüküm fetvayı Bezzaziye’deki şu nakle göredir. İmâm-ı Ebu Yusuf bir gün hamamda gusül abdesti alarak cumayı kılıyor. Sonra da kendisine hamamın kurnasın da veya kuyusunda bir ölü fare olduğu haber veriliyor. Bunun üzerine ehl-i Medine’den olan kardeşlerimizin görüşünü alırız. Su iki kulle olursa yani 270 litre yahut da 15 teneke ki bu su kir taşımaz demiş Medine âlimlerinin görüşüne göre. Ve İmâm-ı Ebu Yusuf Medineli kardeşlerimizin görüşüne göre amel ederiz demiştir.

 

25:37

 

Burada da her konuda değil bazı konularda telfikin caiz olduğunu görmekteyiz. Yine bazı Hanefi âlimleri, mukallit başkasının mezhebi ile ya da zayıf bir rivayet ile veya zayıf bir kaville hükmederse uygulanır. ‘’Başkası onu bozamaz’’ demişlerdir. Şimdi mukallit başkasının mezhebi ile ya da zayıf bir rivayetle veya zayıf bir kaville hükmederse uygulanır. ‘’Başkası onu bozamaz’’ demişlerdir. İbn-i Abidin’in haşiyesi yine Redd-ül-Muhtar Aletdürril Muhtar adlı eser. Hanefi mezhebinde tahkikat ve tercihat kitaplarının sonuncusu kabul edilmektedir. Kıymetli efendiler, bunların tamamının sonucunda çıkan şey ortaya şudur. Herkes kendi mezhebini bilmeli ona göre imân ve amel etmeli, şayet kendi mezhebinde bir şey yanlış yapılmış ve diğer bir mezhebe göre bu caizdir veya olumlu olarak karşılanıyorsa o kişi paçayı kurtarır. Bu da Allah’ın lütfu ve rahmetidir. İhtilafın rahmet oluşundan sebeplerinden biri budur. Sakın ola ki kimse bunları yanlış anlamasın. İslam ağacının dalları var ki her bir dal -işte- Hakk’a uzanmaktadır ve o hak delilere dayanmaktadır. Şimdi bir de Mâliki mezhebinin ıstılahları ne şöyle bir bakalım. Müftü bir mesele hakkında racih görüş ve fetva verir. Mâlikilerde durum budur. Müftünün dışından içtihad etme şartlarını taşımayan kimse üzerinde ittifak edilen ya da mezhepte meşhur olmuş eski âlimlerin tercih ettiği görüşünü alır. İşte burada da Mâlikiler dikkatleri çekmişlerdir. Yine en ağır (basan) olan görüşü alır. Eğer bir konuda bir durumun tamamını bilmiyorsa yine orada en faziletlisini alır. Duruma göre de en hafifini, yine duruma göre en kolayını da alabilir. Yine mezhebin içerisindeki görüşlerin birçoğuna bakar, duruma göre dilediğini alır, demişlerdir. Bu da yine bakın İslam’ın kolaylık dini (olduğunu) zorluk dini olmadığıdır. Yeter ki aldığın durum bir fetvaya o fetva da bir gerçek delile veyahut müctehidin içtihadına dayanmalıdır. Onun için Müslümanlar -müctehid derecesinde olmayan Müslümanlar- bilenle hareket etmelidirler. Mâlik’in, Müdevvene’deki görüşü, -efendim-, yine İbn-i Kasım’ın görüşü, diğerlerinin ondaki kâvlinden evlâdır demişlerdir.

 

30:15

 

Tabii ki Müdevvene de onların kıymetli kaynaklarındandır.  ‘’El-Mezhep’’ dendiğinde Mâlikiler’de, bu Mâliki Mezhebi kastedilir. ‘’El-Meşhur’’ denildiğinde de Mâliki Mezhebi’nde meşhur olan kastedilir. ‘’Kıyle keza muhtelife fii keza, fii keza kavlani fe eksel’’ dendiğin de mezhep de o hususta ihtilaf vardır demektir. Evet, kıymetliler, bunlardan biri rivayetandır. Yine birisi telfikdir. Telfik yapma hususunda burada da iki görüşe rastlamaktayız. Yasak olduğu görüşü Mısırlıların görüşüdür. Geçerli olduğu görüşü ise Mâliklilerin görüşüdür. Burada da Mâliki âlimlerinin görüşleri olmaktadır. Tercih edilen de budur. Yani Mâlikilerin görüşü tercih edilmiştir Mâliki Mezhebi’nde.  Kıymetli dostlarımız Amelde Fıkh-ı Ekber’den keşif notları vermeye devam ediyoruz. Şafii mezhebinin de kendine göre ıstılahları bulunmaktadır. Kıyasların kearruzu ve delillerin çelişmesi durumunda iki görüş arasında tereddütten ibarettir. Noksanlık değil bilakis akılda kemalin âlametidir. Müftü önceki müctehidlerin tercihini alır. Yani fetva verirken bunlara dikkat eder. Şafii mezhebinin önde gelen âlimlerinden ve mezhepteki görüşlerinin racihini açıklayan kimse olarak kabul edilir, -Kim? Nebevi (Rahmetullahi ve Aleyhi ve aleyhim ecmain)-. Evet kıymetliler bu da Minhacul Talibin ve Umdetü’l Müftin adlı kitabındadır. Şöyle bir bakıyoruz ki Nebevi’nin Er -Ravza gibi bazı kitaplarına nispetle bile minhac, Şafilerce temel eser kabul edilir. Yine akvâl, tuğluk, elcuh gibi ıstılahlar bulunmaktadır Şafii Mezhebi’nde. El Eshar, El Meşhur, -El Azhar ve El Meşhur’ un ikisi de- Şafii’nin görüşleri için kullanılmaktadır. El Esah’ta bunun karşılığı da sahih olmaktadır. Bu da Şafilerin ıstılahlarındandır. Es Sahih, El Mezhep fetva verilen görüş El-Mezhep diye ifade edilir. ‘’En-Nas’’ Şafi’den gelen ‘nas’ metin demektir. El-Cedid yani kadim mezhebin karşılığıdır. Yeni demek ki kadim, yani eski mezhebin karşılığıdır.  El Cedid Şafi’nin tasnif veya fetva vermek şekillerinde Mısır’da söyledikleridir genelde. El-Kadim, Şafi’nin Irak’ta El Rucce kitabından tasnif ederek veya fetva vererek söylediklerine de ‘’El-Kadim’’ denmektedir. -Şafii görüşlerden- Şafii, Irak’taki görüşlerinden bazılarından dönmüş ve onunla fetva vermeyi yasaklamıştır.

 

35:10

 

-Görüyorsunuz, müctehidler bir önceki görünüşünden daha sonra dönüyor ve önceki görüşlerini yasaklıyor. Şafii Hazretleri bunlardan biridir-. Bir meselede kadim ve cedid varsa amel edilen cedittir. Ancak yaklaşık 17 kadar meselede kadimle fetva verilmiştir. Efendim bu da Şafii kaynaklarında, bunlara da rastlamak her zaman mümkündür. Kıymetliler, ‘’Kavlel Cedid, Kıyle Şeyhan’’ gibi ıstılahlar bulunmaktadır. İbn-i Hacer der ki: ‘’Mezhepte zayıfla amel caiz değildir’’. -Yani Şafii Mezhebi’nde- Bir meselede iki görüşü birleştirmek olmaz. Bunların en güçlüsü ile fetva verilmelidir. Amelden sonra bile olsa kabul etmek caizdir. Yani bütün yönleriyle bir meselenin tamamında, amelden sonra bile olsa kabul etmek caizdir diyenler olmuştur. ‘’Bir mezhepten öbürüne intikal de caizdir’’ demişlerdir. Bunun da yine kaynağında ‘Buceyrimî El-hatip’ gibi kaynaklardan bunlara da rastlamak her zaman mümkündür. Kıymetli Efendiler, Hanbeli Mezhebi’nin de kendine göre kıymetli ıstılahları bulunmaktadır. Şerh-u Münteha El-İradat, -efendim-, ‘’Suudi Arabistan’da Fetva ve Kazada Amel’’, Buhuti’nin 2 kitabı ve ‘şerhuzzad ve şerhut’ delile göre yapılmaktadır.  Bunların ıstılahlarından bazıları da ‘’Eş-şari, Şeyhan’’ gibi ıstılahlar vardır. ‘Şeyhan’ denildiğinde zaman, muvaffak ve el Mecid yani İbn-i Kudame ve İmâm-ı Ahmet’in mezhebinde el-Muharrer fil-Fıkhi sahibi, Meclutdin El-Berekat kastedilir. El-Kadî mutlak olarak kullanıldığında Kadı Ebu ya da Muhammed Bin Hüseyin bin El Ferra’dır. ‘Anhu’ dendiğinde İmâm-ı Ahmet’ten denmiş olur. ‘Fakihler ittifak etti’ denildiğinde, -efendim- bu da görüşlere iltifade etmeden -yani şarz görüşlere iltifade etmeden- dört mezhebin imamlarının kast edildiğini görmekteyiz. ‘’Fakihlerin İhtilaf Sebepleri’’; şimdi dersimiz bununla devam edecektir.  -Kıymetli fakihlerimiz, müctehidlerimiz niçin ihtilaf etmişlerdir, bunlara da İnşâAllah, Mevla’nın lütfuyla bakmaya çalışacağız-. Kıymetliler, fakihlerimizin itilaf konularına da bir keşif notları olarak bir göz atalım. Fıkıh bilgisi olmayan herhangi bir kişi böyle bir ihtilafa şaşabilir. Yani aynı mezhep dairesinin içinde bile ihtilaflar vardır, olmalıdır. Bu bir ilmî yarıştır.-Buna dikkat et-. İhtilaflara -müctehidlerin ihtilaflarına- şaşmayın. O bir rahmettir. Yüce Allah’ın (C.C) lütfu keremidir.

 

40:07

 

İslam’ın caddelerinin geniş mi geniş olduğunu, Yüce İslam’ın kolay mı çok kolay bir hayat nizamı ki; Yüce Allah’ın ortaya koyduğu hayat tarzıdır. Ezelî, ebedî mutluluk için de mevcuttur.  Bunun için şeriat veya teşri kaynağında çelişkiye götürecek bir ihtilaf olduğu vehmine de düşebilir. Yani fıkıhtan ilmi olmayan insanlar bu vehimlere düşebilir. Bu -Allah korusun- Müslümanı -bakın- cahil insanları tehlikeye de götürür. Zanneder ki bunlar; Hristiyanlarda olduğu gibi Ortodoks, Katolik gibi bölümlere benzer ‘’bir akide ayrılığı mı’’ diye şaşar kalırlar, akılları ermez. -Öyle bir şey yok burada-. Yüce İslam’ın kaynakları çok sağlam. O sağlam kaynakların da çok mu zengin dalları bulunmaktadır. Kök aynı ama ağaç o kadar zengin ki; çok dalları ve çok meyvesi var. Mesela Sidreti’l Münteha’yı düşün. Bunun gibi. Şimdi bizim fakihlerimiz de bu Yüce İslam’ın ilimlerini keşfeden zat-ı muhteremlerdir. Bu İslam ilim, ağacının hak ve gerçek olan İslam’ı delillerden birçok mânâlar çıkmaktadır. İşte ulemanın ihtilafları bu yöndedir. Şimdi dersimizin akışından da -İnşâAllah- gerçek anlaşılmış olur. Kıymetliler eğer bu ihtilafları rahmet zannetmeyip de başka türlü zannedenler var ya! Onların durumu vehimdir, bâtıldır. Onlar sapık insanlardır.  İslam’da ki mezheplerin ihtilafları rahmet üstüne rahmet yağmaktadır. Bunu, ilmi olanlar bu işi bilmektedirler. Cahil olanlar vehim ve sapıklığa düşmektedirler. Cahiller ilim ehlini işine karışmasınlar, bilmediklerini öğrenmeye çalışsınlar. Bizim onlara vasiyetimiz budur, nasihatimiz budur, uyarımız budur. Sakın ola ki İslam ebedî bozulmayacaktır. Bozulan (kişiler) onu doğru anlamayanlardır. İslam mezheplerinin ihtilafı ümmet için kesin rahmet ve kolaylık, övünç ve iftihar kaynağı büyük bir teşr-i servetidir. Yani şeriatın zenginliği bu, ey Müslüman! Bizim müctehidlerimizi, fakihlerimizin, mezhep âlimlerimizin ihtilafı, bu şeriatın zenginliğinden kaynaklanıyor. Muhammed-i Şeriat çok zengin. Aklını başına al! Ulemanın işine karışma! İlkokul talebesi bile olmayan, bugün kendini Prof. yerine koyarsa, işte bu yanlış olur. Bilmediğini öğrenmeye çalış. Sakın ola ki mezhepler hakkında da yanlış bir kanaate düşme! Ayakların kayar ve bâtılı yuvarlanırsın, aklını başına al! Evet, kıymetliler şimdi bu sadece teferruatta ve fıkhi, Medeni ilmî içtihadlarda ki ihtilaftır. Buraya dikkat et bu teferruattadır ihtilaflar asılda değil.  Mesela usul, kaide ve itikatta değildir bunlar.  Hiçbir mezhebin ‘namaz kılma’ dediğini gördün mü?  Hiçbir mezhebin Allah 2 dediğini gördün mü? Hiçbir mezhebin Kur’an-ı Kerim’in açık seçik mânâlarını başka türlü mânâ verdiğini gördün mü?  Hak mezhepler için, müctehidler için konuşuyoruz bunları. Cahil, cühela, sapık ehl-i bid’at için konuşmuyoruz.

 

45:35

 

Onun için usul, kaide ve itikatta bir ayrılık yoktur. İslam tarihin de fıkhi mezheplerin ihtilaflarının, Müslümanların birliğini sarsacak bir bölünmeye veya silahlı bir sürtünmeye sebep olduğunu ya da düşmanlarıyla karşılaştıklarında himmetlerini engellediğini hiç görmedik, duymadık. Hak mezhepler 14 asırdır birlik ve beraberlik içinde geldiler. Düşmanlarına birlikte hareket ettiler. Kendi içlerinde kardeş yaşadılar. Çünkü zaten İslam bir bütündür. İlmi ihtilaflar ise rahmettir. Sen ağacın bütün dallarını budarsan, o ağaç ağaçlıktan çıkar. Şimdi mezhep âlimleri, ilmin ne kadar, İslam şeriatının, Muhammed-i Şeriat’ın ne kadar zengin olduğunu; Kur’an-ı Kerim’in mânâsını ne kadar derin olduğunu ve sahih hadislerle nasıl zengin bir, efendim, -o delillere dayanarak- ilmi keşiflerde bulunduklarını görmekteyiz. Yanlış kanaate kimse düşmesin hak mezhepleri asılda hepsi birdir. Teferruatta ayrılmaları de rahmettir.  Evet kıymetliler, akidede ihtilafa gelince şöyle bir bak. Birleşik bir kanunlaşmaya dayanma. İslam ümmetinin birliğini sağlama ve ayrılıklarını gidermenin yoludur. Şimdi akidede -şöyle bir bak- cüzi bir ihtilaflıdır. Mesela bazı konular da cüzi bir ihtilafta bulunurlar. Bunların bir zararı yoktur. Şimdi akidede ihtilaf konusuna -şöyle bir bakalım- lekeleyen mensuplarının arasına ayırıp gücünü parçalayan, yapısını zayıflatan ve neticede zararlı olan -işte nedir?- budur. Çünkü İslam akaidinde bölünmeye parçalanmaya hatta ihtilafa hiç gerek yoktur. Çünkü zaten akidede inanç sisteminde ve mezhepler arasında ihtilaf almamıştır.  Teferruata gelince, onlar da izah tarzlarıdır. Bunlara da dikkat edildiği zaman ilmi olanlar bu işi iyi bilirler. Cahiller de âlimler de öğrensinler -ilim ehlinden-. Fakihlerin ihtilafı sadece şeriatın amelle ilgili kaynaklarından alınanlarda sınırlıdır. Hatta ihtilaf; -şimdi- içtihadın bizzat kendisinin zorladığı bir zarurettir. Dikkat et buraya. İhtilaf şer’i delillerden, hükmün doğrudan anlaşılması için içtihadın bizzat kendisinin zorladığı bir zarurettir. Yani burada keşifte bulunacaksın. Keşifte bulunurken, bir mânâdan başka bir mânâ da çıkmaktadır.

 

50:00

 

Şimdi şöyle bir bak. Fazla mânâ ihtiva eden Arapçanın tabiatı sebebiyle yahut Hadis-i Şerifin rivayeti, müctehide sağlam ve veya zayıf senetle ulaşması sebebiyle ya da teşri kaynağına az veya fazla dayanma yahut da gelişen, yenilenen ihtiyaç ve örflerin gözetilmesi bakımından müctehidler arasındaki farklılık sebebiyledir. Bunlar doğaldır olması gerekir. Bu farklılıklar olması gerekir. Onun için ihtilaf yan sınırlı bir mânâdan, fazla mânâ ihtiva eden muhtemel veya kapalı lafızlarla, Arapçanın tabiatı sebebiyle yahut Hadis-i Şerifin rivayeti müctehide sağlam veya zayıf bir senetle ulaşması sebebiyle ya da teşri kaynağına az veya fazla dayanma yahut ta gelişen, yenilenen, ihtiyaç ve örflerin gözetilmesi bakımından, müctehidler arasındaki farklılık sebebiyledir ki ihtilaf. Bu da çok önemli fayda sağlar. Sonra yine ihtilafın kaynağından biri de nasların anlaşılması, hükümlerin çıkarılması uygulamadaki sakıncaları ve şer’i hükümlerin sebep ve neticelerini anlamada, şahsi fikirlerin ve düşüncelerin farklılığıdır. Bu da doğaldır. Yeter ki farklılık, ulema arasında, gerçek âlimler arasında olsun. Çünkü nasların anlaşılması, hükümlerin çıkarılması, şahsi fikirlerin ve düşüncelerin de farklı olması… Yine sebep ve neticelerini anlarken insanların çeşitli keyif yollarına gitmesi bunlar doğaldır ve olmalıdır. Fakat yine müctehid olacak -bu ihtilafta bulunan- ve asla(aslîne) dayanacak. Asıldan fer’e, bilinenden bilinmeyene terakki ederek yapılacak. Yine bu ilmi ehliyeti olan zat-ı muhteremlerin ihtilafları rahmettir.  Teşri kaynağının birliğine ve aynı şeriatta çelişki bulunmamasına ters değildir. -Yani bunlar aynı şeriat ‘da çelişki bulunmamasına de ters değildir-. Ve teşri kaynağının birliğine de ters değildir. Çünkü şeriatta çelişki yoktur. İnsanın sczi sebebiyle ihtilaf doğmaktadır. Yani insanların aczinden kaynaklanmaktadır ki insanların değişen şartlara göre, insanların durumuna İslam kolaylıklar getirir. Bunun hayatını kolaylaştıran hükümler verir ve müctehid de bu konuda içtihadda bulunur. Bu görüşlerden herhangi biri ile amel caizdir. Yeter ki müctehid gerçeğe dayalı bir ictihadda bulunsun. Çünkü zorluğu kaldırmak için yapılır. Şimdi tereddüt hâli de anlayışların farklı olması için uygun bir zemindir. Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) buyurdu ki hâkim içtihad edip ispat etti mi; iki ecri vardır, yanılırsa; bir ecri vardır. İşte şöyle bir bakalım. Bu Ebu Hureyre ‘den rivayet edilen, Kütübü Sitte sahipleri bunu rivayet etmişlerdir. Kıymetli muhaddislerimiz tarafından rivayet edilmiştir.

 

55:03

 

Cihan Peygamberi Hazreti Muhammed ne diyor? ‘’Hâkim -yani gerçek müctehid- içtihad edip isabet etti mi; iki ecri vardır. Yanılırsa; bir ecri vardır’’. Müctehide, istimbat âlimine bu yetkiyi hem Kur’an-ı Kerim vermiş hem Sevgili Peygamberimiz‘in sünnetinde -bakın- bunun delili, kaynağı bulunmaktadır. –‘Kitapta ve sünnette’-. Kur’an-ı Kerim ile bir de mütevatır veyahut da meşhur sünnet gibi; doğruluğu kesin ve hükmü açık olan delillerle tespit edilen hususlarda fakihlerin ihtilaf edeceği bir mahal yoktur. Bu konularda ihtilaf etmemişlerdir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’deki hüküm kesin mütevatır ve yahut meşhur sünnette durum kesin ise müctehidler orada hiç ihtilaf etmemişlerdir. Ve ihtilafa zaten gerek de yoktur. Zannî delillerden şer’i hükümlerin çıkarılmasında fakihlerin ihtilaf etmelerinin en önemli sebepleri vardır. Onlarla bazıları şunlardır. Mesela Arapça lafızların anlamında ihtilaf olması. Bir lafzın bir kelimenin farklı anlamlara gelmesi gibi. Lafzın mücmel veya müşterek olması. Şimdi öyle lafızlar vardır ki mücmeldir. Bazıları müşterektir. ‘’Genel ve özel ifade etmesi’’; bazıları -bazı kelimeler lafızlar- genel bir anlam taşır. Bazıları özel anlam taşırlar. Yahut ‘hakikat’ ve ‘mecaz’ ya da ‘hakikat’ ve ‘örf’ arasında farklı anlamları olması, lafzın bazen mutlak bazen de mukayyet olması, lafızlarda irap ve müşterekliğin kesin olmaması gibi sebeplerle ortaya çıkar. İşte ihtilaf sebeplerinin kaynağında bunlar da vardır. ‘İhtilaf’, ‘nüfret’ lafızdadır. ‘Tuhur’ ve ‘hayız’ mânâlarına gelebilen -bakın ‘kur lafzı’’ gibi-… -Şimdi şöyle bir bakalım- Tuhur ve hayız mânâlarına gelen ‘kul lafzı’ gibi… ‘Emir lafzı’ vaciplik mi yoksa mendupluk mu ifade eder. Mehir lafzı tahrime mi hamledilir, yoksa kerahete mi? İşte bunlar da -ne yapmışlardır- ihtilaf konusu olmuştur bunlar da. Bunları da yine kim keşfedecektir, yine bizim gerçek müctehid âlimlerimiz bu konuda mükemmel keşiflerde bulunmuşlar ihtilafa düşmüşler ama bu ihtilaf çok büyük, geniş rahmete dönüşmüştür. Veyahut da ihtilaf mürekkep lafızdadır. ‘Haddi Kazıf’ Ayeti’nden sonra Allahu Teâlâ’nın ancak tövbe edenler sözü gibi bu ifadenin sadece fasıka dönmesi muhtemel olduğu gibi fasık ve şahide dönmesi de muhtemeldir. O takdirde tövbe fıskı kaldırır. Kazif yapanın şehadetini de geçerli kılar. Bir benzeri de şudur, ‘’İleyhi Yasir kelimetül ve ameli salih ve ameli salihu yefteluhu’’.  Bunun failinde ihtilaf edildi.

 

1:00:09

 

Fail olan El-Kelim mi yoksa El-Amel lafzı mı diye?  İhtilaf geçici durumlarda olur. ‘’Ve la yudarra katibun vela şehit’’ gibi yutar zarara uğramaz. Lafzının zararın onlardan gelmesi ya da onlara yapılması anlamlarına gelmesi vardır. Genel ve özelden hangisinin kast edildiğini misalen (لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ). Bu nehi mânâsına gelen haber midir? Yoksa gerçek haber midir? Bakın, ihtilaf sebeplerinden bazılarını örnekler veriyoruz. Sonra mecazın çeşitleri vardır. Hazıf, ziyade, takdim veya tehir gibi… Yine ‘rakabe’ bunun da köle kelimesinin yemin kefaretinde mutlak olarak hata yoluyla katlin kefaletinde de imân ile mukayyet olarak kullanılması gibi. Evet, kıymetli izleyenler. İhtilaf sebeplerini saymaya devam ediyoruz. Bu ihtilafların rahmet olduğunu unutmayalım. Ulemanın işine, bilmeyenler karışmasın. Ulemadan gerçekleri öğrenmeye gayret eylesin.

 

1:02:14

 

 

 

(Visited 211 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}