AmeldeFıkhı 67-01

67- Amelde Fıkhı Ekber Ders 67

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 67

 

Ey kıymetli ve muhterem izleyenler! Dersimiz amelde fıkhın keşif notları ile devam ediyor. Şimdi, Cuma namazı konumuz ve hutbesi. ‘Cumanın hutbesi’. Biliyorsunuz ki hutbe Cuma namazından önce okunuyor, hutbenin peşinden Cuma namazı kılıyoruz. Fakihler, bütün İslam âlimleri hutbenin şart olduğu konusunda ittifak etmişlerdir; yani hutbe şarttır. Yüce Allah (C.C.): ‘’Allah’ı zikretmeye koşun’’, Cuma Suresi’ndeki ayet-i kerimede (فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ) buyrulmuştur, bu eşsiz, Yüce Rabb’imiz. ‘’Hutbesiz bir Cuma namazı kıldırılmamıştır’’. Kim (diyor)? Şanlı Peygamberimiz (A.S.V.). Hanefilerce en sahih olan; Hanefilerin ortaya koyduğu delile göre ‘Hutbe, iki rekât namaz yerine kaim değildir’. Bunun hikmeti, sevap bakımından; hutbe, Cuma namazının yarısı kadardır -sevap bakımından-. Şimdi, yine haberde, hutbenin, namazın yarısı gibi olduğu zikredilmiştir fakat namazın yarısıdır anlamında değil; ‘sevap bakımından hutbe, Cuma namazının yarısı kadar’ olduğuna da Hanefiler, kanaatlerini ortaya koymuşlardır. Hutbenin şartları konusunda da görüşlerini belirtmişlerdir. Hz. Ömer ile yine allâme-i cihan olan Ayşe Annemiz (R.A.): ‘’Cuma namazı hutbeden dolayı kısaltılmıştır’’ dedikleri rivayet edilmiştir. Evet, kıymetliler, Şimdi Hanefilere göre hutbenin şerâitine şöyle bir bakalım. İmam, uzun surelerden, Tuval-i Mufassal’dan birini okuyacak kadar hafif iki hutbe okur. İki hutbe arasını, üç ayet okuyacak kadar ayırır; ikinci hutbeyi biraz daha hafif bir ses ile okur. Hanefilere göre taharetli olması, ayakta hutbenin okunması sünnettir. Sebebi; hutbenin iki rekât namaz yerine kaim olmamasıdır. Yine, hutbede, kıbleye karşı sırt çevirme ve konuşma vardır ki; bunlar namaza muhâliftir. Namazın bütün şartları, hutbe için söz konusu değildir. Hatip hutbede sadece ‘Elhamdülillah, Sübhanallah’ yahut ‘Lâ ilahe illâllah’ diyerek yetinecek olursa, Ebû Hanife’ye göre kerahetle caizdir.

 

Dakika 5:02

 

Allahu Teâlâ: ‘’Allah’ı- zikretmeye koşun’’ ayetine dayanarak söylüyor Ebû Hanife bunu. Hutbeye mutlak olarak ‘zikir’ adı verilmiştir. Hz. Osman halife seçildiğinde, ilk cuma günü minbere çıkınca ‘Elhamdülillah’ dedikten sonra dili tutuldu ve inip Cuma namazını kıldırdı. Hiçbir sahabe buna karşı çıkmamıştı. Bu da hutbede, bu kadarının kâfi geleceğine delil teşkil etmektedir, diyor Hanefiler. Bilhassa İmâm-ı Âzam. İmâm-ı Ebû Yusuf ile İmâm-ı Muhammed’e göre uzun bir zikrin yapılması gerekir. Hutbe, hutbe olması içindir, der onlar. En az ölçüsü teşehhüt miktarıdır, hutbe vaciptir. Tesbih ile tahmide hutbe adı verilemez diyor. Kim? İmâm-ı Muhammed ve İmâm-ı Ebû Yusuf böyle diyorlar. Kim bunlar? İmâm-ı Âzam’ın yüksek öğrencileri ve İslam’ın yüksek müçtehitleri bunlar. Hanefilere göre hutbenin şartları şunlardır: ‘Namazdan önce olmalıdır hutbe. Hutbe, niyetiyle okunmalıdır. Öğle vaktinde okunmalıdır. Hutbeyi en az bir kişi dinlemelidir. Kölenin, hastanın, yolcunun bulunması da yeterlidir’’. ‘’Çocuk veya kadının dinlemesi ile hutbe sahih olmaz’’, dedi Hanefiler. Çünkü onlara Cuma namazı farz olmadığı için hutbe ile namaz arasında fâsıla verilmez. Arapça dışında bir dil ile hutbenin okunmasını da caiz görmüşlerdir Hanefiler. Cemaatin hangi milletten olması fark etmez, demişlerdir. Kûfe Emiri olan Ebû Musel Eş’arî’nin, Hz. Ömer’e hutbede dua ettiği sabittir. Devlet başkanını, kendisinde bulunmayan sıfatlarla vasıflandırmak tahrimen mekruhtur. İşte buraya kadar Hanefilerin görüşlerini sizlere -hutbe hakkında bazı görüşlerinden keşif notları- vermeye çalıştık. Şimdi Mâlikîlere göre hatip ayakta durmalıdır hutbede. Âsâr olan görüşe göre bu şart olmayıp, vaciptir Mâlikîlerde. Zevâlden sonra okunmalıdır. Arapların, hutbe diyeceği bir şekilde yapılmalıdır, diyorlar. Yine ‘’Elhamdülillahi vesselatü vesselam âlâ rasûlillahi sâllâllahu aleyhi ve selem. Âmma ba’du üsiküm bi takvallah ve teâati ve yuhazzirriküm âmmâsiyetihi ve muhalefetihi’’. Bu başlangıcı da Mâlikîler bu şekilde okurlar.

 

Dakika 10:00

 

Hutbenin başlangıcında bu şekil bir tekbir, tahmid de bulunurlar. Yine bu hutbenin birincisini okuyunca; sonra oturur hatip efendi. Daha sonra kalkar Allahu Teâlâ’ya hamd-ü sena, Şanlı Peygambere salât-ü selamdan sonra: ‘’Âmma ba’du- Allah’ın emirleri hakkında ondan sakının, yasakladığı şeylerden sakının. Allahu Teâlâ bizleri ve sizleri mağfiret eylesin’’. Bütün âlimlerin ittifakı ile hutbe kâmil bir şekilde yerine getirilmiş olur. Eğer bu şekilde okunursa Mâlikîlere göre. Her iki hutbe, mescidin içinde okunmalıdır. ‘Hutbe önce okunmalıdır’. Yine hutbeler, namazla birlikte, öğle namazının iki rekâtı gibi mütalaa edilirler, demiş Mâlikîler. Yine cemaat hazır olmalıdır hutbe esnasında. Asgari sayısı 12 kişidir, Mâlikîlere göre. ‘İki hutbe, iki rekât gibidir’ der Mâlikîler. Açıktan okumalıdır hutbeyi.’ Hutbe Arapça okunmalıdır’ der Mâlikîler. Özür sebebiyle beklemek, vaciptir. Abdest bozulması; eğer böyle bir durum olmuşsa ve su da yakında ise imamı beklemek vaciptir, demişler. Yine imam ile hatibin aynı kişi olması şarttır, demişlerdir. Su uzakta ise başkası da namazı kıldırabilir de, demişlerdir. Bunlar da Mâlikîlerin görüşleridir. Oradan verdiğimiz, sizlere keşif notlarıdır. Şafiîlere göre de şöyle bir bakalım. Yine hutbenin -onlarda da- rükünleri şöyledir: ‘’Hamd etmek -Yüce Allah’a hamd etmek-, Salâvat-ı Şerife getirmek, takvayı tavsiye etmek, her iki hutbede de farzdır’’, demişlerdir. Bir ayet okumak, ahiret ile ilgili konularda duada bulunmak, bunları birer birer -Şafiîler- rükün kabul etmişlerdir. Farz olan, vaaz vermek ve cemaati Allah’a itaate teşvik etmektir, demiş yine Şafiîler. Hutbedeki vaazı da farz olarak nitelemişlerdir yine Şafiîler. Şöyle bir bakıyoruz. Tertip ise -hutbede- sünnettir, diyor Şafiîler. Her iki hutbenin şartları ise; namazdan önce okunması, ayakta okuması, her iki hutbenin Arapça olması, vakit içinde okunmuş olması, iki hutbe arasında oturulması, İhlas Suresi’ni okuyacak kadar bir zaman oturulması, hatip sesini kendisinden başka tam 39 kişinin duyacağı kadar yükseltmelidir. Hutbeyi mutlaka bilfiil işittirmek ve işitmek gerekir. Cemaatin bir kısmı sağır bulunsa hutbe sahih olmaz, demiştir Şafiîler.

 

Dakika 15:07

 

Hatip, 40 kişiye dâhil ise mutlaka hutbeyi kendisine de işittirmesi gerekir. Kendisi sağır ise o hutbe yeterli değildir, diyor Şafiîler. Hutbe, iki rekât namaz yerinde bulunmaktadır, Şafiîlerde de. Vaktin girmiş bulunması şart koşulur. Yine hatip erkek olmalıdır. Âlim biri değilse; farzı sünnet zannedecek derecede olmamalıdır. Yani burada ilmi de yeterli olmalıdır, diyor Şafiîler. Hanbelilere göre Cuma namazının şartı; namazdan önce iki hutbenin okunmasıdır. İki hutbe iki rekât namaz yerindedir, diyor. Hanefilerin dışındakiler hemen hemen hepsi aynı görüşteler. Hutbenin sahih olması için -Hanbeliler de- ‘Elhamdülillah’ lafzı ile Allah’a hamd etmek (dışında) başka bir ifadenin kullanılması yeterli değildir derler. Delil olarak da ‘Elhamdülillah ile başlanmayan her söz kesiktir(eksiktir)’ diyen Hadis-i Şerife dayanmaktadır. Bu rivayet mürsel olarak rivayet edilen bir Hadis-i Şeriftir. Şanlı Peygamberimiz (A.S.V.) Efendimiz, şehadeti okuyunca ‘Elhamdülillah’ derdi. Bu da yine Kütüb-i Sitte’de Ebû Davud’un rivayet ettiği Hadis-i Şeriflerdendir. ‘Salât’ lafzı ile salavat getirmek. Bu da Hanbelilerde hutbenin şartlarındandır. ‘Tam bir ayet okumak’. ‘’Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bazı ayetleri okur ve insanlara öğüt verirdi’’. Bunu da Kütüb-i Sitte’den Müslim-i Şerif rivayet etmiştir. ‘Tam bir ayet okumak’. ‘’Sevgili Peygamberimiz bazı ayetler okur, insanlara öğüt verdiği gibi’’; hutbede -Hanbeliler- ‘bu farzıdır’ derler. Hutbede kıraat de farzdır, der Hanbeliler. Dilediği ayetleri de okuyabilir hatip, dediler. Allahtan korkmayı tavsiye etmek, -yine- hutbede dua etmek sünnettir, diyor Hanbeliler. Belli bir kimseye dua etmekte bir beis yoktur. Devlet başkanına dua etmek müstehaptır, der Hanbeliler. Ebû Musa, Hazreti Ömer ile Ebûbekir’e hutbede dua ederdi, diyor Hanbeliler (Radıyallahu anhüm ve erdahüm ecmain, Rahmetullahi aleyhi ecmain). Ashab-ı Gûzin’in tamamından, Yüce Rabb’imiz râzı olsun. İslam âlimlerine de Yüce Allah pek çok rahmet eylesin. Kıymetler, hatip efendi ‘Allah’a itaat edin, isyanda bulunmaktan sakının’ demekle yetinirse, bu hutbe kâfi değildir, der Hanbeliler. Hutbenin uzun olması gerekir, der Hanbeliler.

 

Dakika 20:03

 

Haram olan bir sözün söylenmesi hutbeyi iptal eder, der. Ezan da konuşmak ile bâtıl olur, derler. Hutbenin şartlarına, Hanbeliler, şöyle işaret etmişler: ‘Ayakta bulunmak, iki hutbenin peş peşe okunması, hutbe ile namazın peş peşe olması. Hutbede niyet de şarttır’. Niyetsiz okursa hatip efendi, Hanbelilerle Hanefilere göre bu hutbeye itibar edilmez. Mâlikîler, hutbede niyeti şart koşmamışlardır. Yine sesi yükseltmek -Hanbelilerde- gereklidir. Arapça olarak okunmasıdır. Görüyorsunuz, Hanefilerin dışında hutbelerin Arapça olması istenmektedir -diğer mezheplerin hepsinde-. Sadece Hanefiler, Arapça olması şart değildir, demişlerdir. Bakın, Mâlikîler de Şafiîler de Hanbeliler de hutbenin Arapça olması gerekir, diyorlar. Muteber olan sayıdaki cemaate duyurulmasıdır, Hanbelilerde de böyle. Bu sayı da 40 kişidir, Şafiîlerde olduğu gibi. Hutbe içinde sayı şarttır. Vakit içinde okunması gerekir. Bunlar, Hanbelilerde hutbenin birer birer şeraitindendir. Hutbe, namazdan ayrıdır. Ancak hutbeleri okuyan kimsenin namazı da kıldırması sünnettir. İki hutbeyi bir tek kişinin okuması müstehaptır. İki hutbe arasında hatibin hafifçe oturması müstehaptır, Hanbelilere göre. Yüzünü cemaate döndürmesi sünnettir. Evet, kıymetliler, şimdi hutbenin sünnetlerine de şöyle bir bakalım. Cumhura göre taharet ile avret yerini örtmek sünnet. Şafiîlere göre hutbenin sıhhati için şarttır. Minber üzerinde okunması ittifakla sünnettir. Sevgili Peygamberimiz (A.S.V) bir hurma kütüğüne dayanarak hutbe okuyordu önceleri. Minber yaptırınca ona geçmiş, bundan dolayı hurma kütüğünden bir ses, inilti duyulmuştu. Teskin etmek için onu (hurma kütüğünü) Peygamberimiz okşadı, o da sesini kesti. İşte burada da bir mucize zuhur eyledi. Yine hutbede oturmak sünnettir. Bu, ezan okunurken (iç ezan) hatip efendi oturur, ezanın bitmesini bekler. Cemaate doğru dönmek ittifakla sünnettir. Sevgili Peygamberimiz minber üzerinde durduğu zaman yüzünü cemaate döndürürdü. Cemaate selam vermek, Şafiîler ve Hanbelilere göre sünnettir. Mâlikîlere göre hutbeye çıkarken selam vermek sünnettir. ‘’Cihan Peygamberi minbere çıkınca selam verirdi’’ diye bir haber rivayet edilmiştir. Dolayısı ile cemaate selam vermek, bu mezheplerde böyle olduğu gibi; Hanefilere göre hatip, cemaate selam vermez. İkinci hadis makbul değildir.

 

Dakika 25:23

 

Yani o selam hakkındaki hadisin geçerli olmadığını söylüyor Hanefiler. Müezzinin ezan okuması gerekir. Yani iç ezan. Yine Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberde; ‘’Şanlı Peygamber (A.S.V.), Hazreti Ebûbekir ve Ömer dönemlerinde cuma günü okunan ezan, ilk ezandır. Hz. Osman halife seçilip nüfus da çoğalınca, zevra üzerinde dışarıda üçüncü bir ezan daha ilave etti. Hz. Peygamber’in huzurunda bir kişi müezzinlik ediyordu’’. Bu da Kütüb-i Sitte’de var olan Hadis-i Şeriflerden birisidir. Hamd ve sena ile Kelime-i Şehadet, salâvat getirmek, vaaz ve nasihat ile Kur’an-ı Kerim’den ayet okuyarak hutbeye başlamak, iki hutbe okumak, iki hutbe arasında oturmak, ikinci hutbenin başında hamd-ü sena ve Hazreti Peygamber’e Salâvat-ı Şerife okumak ve onları tekrarlamak, dua ve istiğfar etmek; bunlar birer birer sünnettir, dediler. Bunların hepsi Hanefilere göre sünnettir. Mâlikîlere göre menduptur. Şafiîlere göre beş tanesi rükündür, daha önce saydığımız gibi. Hanbelilere göre dua dışındaki 4 tanesi şarttır. İşte görüyorsunuz, hikmetler, rahmet dalgaları dalgalanıyor. Böylesi keşiflerin yapılması, böyle neticelere varılması Ümmet-i Muhammed’in işini pek çok kolaylaştırmıştır dünyada ve mahşer gününde. Birinden paçasını kurtaramayan öbürüne göre İnşâAllah paçasını kurtarmaya çalışacaktır. Çünkü bu hak mezheplerin delilleri vardır. Bunlar yüksek müçtehittirler. Bunlar istimbat âlimidirler. Onun için bunları başka türlü anlamayın. Delillere dayalı İslam’ın bir rahmet deryası, onun geniş rahmet caddeleri. İslam’da kolaylığı, ümmetin kurtuluşu için Cenab-ı Hakk bu müçtehitlere öylesi lütuflarda bulunmuştur. ‘’Ey imân edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin’’. Peygamberimiz’in hutbede bunu okurdu, Ahzâb Suresi’nin yetmişinci ayetini okurdu, diyor. Şafiîlere göre ikinci hutbenin ‘’Estağfirullah el azim ve leküm estağfirullaheli ve leküm’’ ifadesi ile bitirilmesi sünnettir derler. Kim? Şafiîler. Sesini yükseltmek cumhura göre sünnet, Mâlikîlere göre menduptur. ‘’Şanlı Peygamberimiz (A.S.V.) hutbe okuduğu zaman gözleri kızarır, sesi yükselir, hiddeti artardı.

 

Dakika 30:16

 

Öyle ki; sanki bir orduya tehditte bulunarak, düşman sabah-akşama size baskın yapacak diyen ordu komutanı gibi, kumandanı gibiydi’’. Daha sonra şöyle derdi: ‘’Bundan sonra şüphesiz, sözlerin en hayırlısı Allah’ın kitabıdır’’ buyururdu Peygamberimiz. Bu haber Kütüb-i Sitte’nin içerisinde Müslim-i Şerif’in de rivayet ettiği ve Cabir Hazretleri’nden gelen bir haberdir. Yine hatibin sol eli ile asa, kılıç, yay gibi şeylere dayanması cumhura göre sünnettir. Mâlikîlere göre menduptur. ‘’Şanlı Peygamber (A.S.V.) Efendimiz’e elçi olarak geldim. Onunla beraber cuma namazı kıldık’’ diyor. Bunu söyleyen İbn-i Huzün’dür. Hakem bin Huzün. ‘’Hutbe için kılıç veya yaya, asaya dayanarak ayağa kalktı’’. Evet, kıymetliler, Peygamberimiz’den bu haber de rivayet edilmiştir. ‘’Sağ elini minber üzerine de koyardı’’ diyor, Sevgili Peygamberimiz. Hutbeyi kısa kesmek, ikinci hutbeyi daha da kısa tutmak cumhura göre sünnettir. Mâlikîlere göre menduptur. ‘’Şüphesiz, kişinin namazının uzun, hutbesinin kısa olması fakih olduğunun alâmetidir. Namazı uzatın, hutbeyi kısa tutun’’. Evet, kıymetliler, cemaat bilinçli bir cemaat olduğu zaman bunlar böyledir ama cemaatin yapısını göz önünde bulundurulduğu zaman tabii Yüce İslam, Sevgili Peygamberimiz cemaate en faydalı olanı emreder. Hutbenin, beri, anlaşılır olması. Hatibin, sözlerine amel eden birisi olması da ayrıca sünnettir. ‘’Ey imân edenler! Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz? Söylediklerinizi yapmamanız Allah katında sevilmeyen büyük bir hatadır!’’ şeklinde bir rivayet de Peygamberimiz’den bulunuyor. Ve burada ayet-i kerime, Cenab-ı Hakk

 

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ ﴿١٥٤﴾

‘’Bakara Suresi 154’’

 

ayet-i kerimesinde olduğu gibi, Cenab-ı Hakk, ‘’Yapmadığınızı niçin söylüyorsunuz?’’ diyen bir ayet-i kerimede de bize -bu yüce emrini- böyle duyurmuştur. Yüce buyruğu ile buradaki durum ortaya konmuştur. Şafiîlere göre sükût etmesi sünnet olup, hazır olan ne kadar cemaat varsa sükût etmesi sünnet olup, konuşmak mekruhtur. ‘’Kur’an-ı Kerim okunduğu zaman onu dinleyin ve sükût edin’’. Kıymetli müfessirlerimizin çoğu, bu ayetin hutbe hakkında indiğini zikrederler.

 

 

Dakika 35:05

 

‘’Cuma günü hutbe okurken arkadaşına ‘sus dersen’, hata etmiş boş şey konuşmuş olursun’’. Bu da bir Hadis-i Şerif olarak rivayet edilmiştir. Yine, ‘’Sus diyen, lağvda bulunmuş olur. Lağvda bulunanın da cuması yoktur’’, diyen tehlikeli bir haber vardır. Bu hatayı işleyenler için bu büyük tehlikedir. Bunu da Ahmet Bin Hanbel, Ebû Davud, Hz. Ali’den rivayet etmişlerdir. Vaktin farzının düşeceği hakkında icmâ vardır. Bakın! Hutbe esnasında konuşmanın şu tehlikesine bakın! ‘’Cuma günü hatip, hutbe okurken, her kim konuşursa o kişi kitap yüklenen eşek gibidir. Böyle bir kimseye ‘sus’ diyenin ise cuması yoktur’’ diye de bir haber var. Bu da Ahmet Bin Hanbeli’den geliyor; o da bunu İbn-i Abbas’tan rivayet ediyor. İbn-i Abbas’ı biliyorsunuz, sahabînin (Radıyallahu anhüm ve erdahüm ecmain) yüksek şahsiyetlerinden biridir. Hutbede konuşmanın haram olmamasının delili; cuma günü Hz. Peygamber (A.S.V.) hutbe okurken bir bedevi kalkıp şöyle dedi: ‘’Ya Resûlullah! Mallar helak oldu, çoluk-çocuk aç kaldı. Bizim için Allah’a dua et’’. Bunun üzerine o Rahmet Peygamberi (A.S.V.) Efendimiz, ellerini kaldırarak dua etti. Bu da tabii ki hutbenin ruhuna uygun bir talep, bir konuşma. Şafiîler ve Hanbeliler bazı durumlarda mubah görmüşlerdir. Mesela bir tehlike, mazeret, kuyuya düşen birisini düşmekten sakındırmak gibi, gerekli olan bir konuşma. Akrep (görmek) mesela, gitmekte olan kimseyi uyarmak gibi; bunlar hutbe esnasında zarûrete dayalı şeylerdir ve bunların sakıncası yoktur. Bunlar da konuşulabilir. Selam almak vaciptir. Salâvat getirmek gibi şeyler, mezhepler arasında farklı algılanmışlardır. Hanbelilerde hatip, duaya başladığı zaman konuşmayı mubah kabul etmişlerdir. Hutbeye çıktıktan sonra Tahiyyetül Mescid dışında herhangi bir namaza başlamak yahut halka olarak oturmak haramdır, dediler. Hutbeye zarar verecek hiçbir şey yapılamaz. ‘’Hz. Peygamber (A.S.V.), cuma günü namazdan önce halka olmayı yasaklamıştır’’. Mâlikî ve Hanbelilere göre susmak, hutbe esnasında vaciptir. Bu vacip, farz anlamındadır. Ebû Hanife’ye göre; minbere çıkması ile susmak vacip olur. Artık imam hutbeye çıkmışsa -diyor İmâm-ı Âzam- susmak vaciptir. Mâlikîlerle Hanbelilere göre hatipten başkasının konuşması haramdır. Dikkat edin! Mâlikîlerle Hanbelilere göre hatipten başkasının konuşması haramdır.

 

40:14

 

Hanefilere göre ister hatibe yakın ister uzak olsun, konuşmak, selam vermek, aksırana ‘Yerhamükâllah!’ demek; bunlar tahrimen mekruhtur, dedi Hanefiler. Mâlikîlere göre namazda haram olan her şey hutbe esnasında da haramdır, dediler Mâlikîler. Yemek, içmek, tesbih, yahut iyiliği emretmek de olsa konuşmak haramdır. Cemaatin dinlemesi ve susması vaciptir. Hatip, iki hutbe sırasında otururken Hanbeli, Şafiî ve Ebû Yusuf’a göre konuşmak yine mubahtır. Mâlikîlerle Hanefilerde, İmâm-ı Muhammed’e göre ise hatip 2 hutbe arasında otururken konuşmak, haramdır. Görüyorsunuz, hepsi çok güzel teşhis ve tespitlerde, keşiflerde bulunmuşlar. Fakat işin aslına baktığınız zaman, hutbeyi dinlemek esastır, susmak şarttır. Bunun aslı, esası budur. Öbürleri tamamen keşif notları olarak ümmetin kurtuluşu için deliller enine boyuna incelenmiş, herkes güzel keşiflerde bulunmuşlar (Rahmetullahi aleyhim ecmain). Ama işin aslına bir bak. Hutbe niçin okunuyor? Millet konuşsun diye mi, yoksa dinlesin diye mi? Dinlesin diye. Dinlemekten maksat anlamak, anlamaktan maksat Allahu Teâlâ’ya itaat etmek. Onun emirlerini öğrenmek, gereğini yapmak. İşin aslına iyi bak. Şanlı Peygamber (A.S.V.) hutbe okurken mescide giren Süreyk’e ‘Namaz kıldın mı?’ diye sormuş. Süreyk de ‘Hayır’ cevabını vermişti. Hazreti Ömer cuma günü hutbe okurken, Resûlullah’ın ashabından biri mescide girmişti. Hazreti Ömer ona ‘Bu saat, hangi saat!’ diye seslenmişti. O kişi şöyle cevap verdi: ‘’Bugün ben meşgul idim, bu sebeple evime gidemedim ve ezanı duydum. Ancak abdest almaktan fazla bir şey yapamadım’’. Hz. Ömer bu sefer sadece ‘’Abdest mi aldın? Biliyorsun ki Hz. Peygamber (A.S.V.) cuma günü yıkanmayı emrederdi’’ dedi. İşte kıymetiler faydalı konuşmalar zaman zaman olmuştur. Bunların delilleri de ortaya konmuştur. Bu haberin de kaynağında Buharî, Müslim’i görmekteyiz. Konuşmanın haram olmasının sebebi, hutbeyi dinlemekten alıkoymaktır. Hutbeyi dinlememek haramdır, buna engel olmak da böyle. Hatibin önünde şöyle bir terkiye konusuna da bir bakalım. Terkiye

 

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا ﴿٥٦﴾

 

ayetiyle arkadaşına ‘sus’ dersen hata etmiş olursun. İmam hutbeye çıktıktan sonra konuşmak haram olduğundan, bid’at olup, tahrimen mekruhtur.

 

Dakika 45:05

 

İmâm-ı Ebû Yusuf ile İmâm-ı Muhammed’e göre caizdir. Mâlikîlere göre bid’at ve mekruhtur. Şafiîlere göre bid’at-ı hasenedir. Hanbeliler, oturmuş beklerken ve iki hutbe arasında otururken, bunlar da bunu caiz görmüşlerdir. Hutbede tahiyye namazı kılmak, Şafiî ve Hanbelilere göre sünnettir. Bir adam Resûlullah’a (S.A.V) gelmiş. O Rahmet Peygamberi (A.S.V.) ve ona ‘Ey (falan-kişi)! namaz kıldın mı?’ diye sordu. Adam da ‘Hayır’ cevabını verdi. Bunun üzerine o kişiye ‘Kalk namaz kıl!’ buyurdu, ‘İki rekât namaz kıl’ buyurdu. ‘’İmam hutbe okurken sizden biri mescide geldiği zaman iki rekât tahiyyat namazı kılsın veya iki rekât namaz kılsın’’. Şimdi, ‘başka bir namaz kılmak haramdır’ dediler. Kıymetliler, bu konu da Tahiyyetül Mescid konusunda, daha önceki derslerimizde iyice sizlere incelendi ve bu konuda bilgi verildi. Bütün müçtehitlerimizin delillerini ortaya koyduk. Bazı mezheplerde bu Tahiyyetül Mescid namazı da kılınmaz, hutbe esnasında. Ebû Hanife ile İmâm-ı Mâlikî’ye göre imam minbere çıkınca namaz kılmak da konuşmak da yasaktır. Görüyorsunuz, bunlar büyük şahsiyetler. Onlar delilleri daha iyi inceleyen büyük kâşifler. İmâm-ı Âzam, İmâm-ı Mâlikî gibi zatlar. Deliller güzeldir, pek güzeldir. Ama bu delilleri anlamak çok önemlidir. Kâşif olmak gereklidir. Tahiyye namazı dahi kılınmaz hutbe esnasında, kılınırsa mekruh olur, dedi o büyük âlimler; İmâm-ı Âzam Ebû Hanife ve Mâlikî Hazretleri. ‘’Otur, eziyet verdin’’diye birisine böyle buyurdu. Mâlikîler, önder durumundaki âlim(in), sultan(nın) Tahiyyetül Mescid namazı kılmalarını istisnai olarak caiz görmüşlerdir. Sevgili dostlarımız, hutbenin mekruhlarından da sizlere özlü olarak keşif notu verelim. Hanefi ve Mâlikîlere göre sünnetlerden birini terk etmek mekruhtur. Hutbenin sünnetlerini anlattık biraz önce, (terki) mekruhtur. Omuzlarından atlayarak ilerlemek, cemaati rahatsız etmek de mekruhtur. Hanefi ve Şafiîlere göre kerahat tahrimidir. Ama saf arasında boşluk varsa, o zaman caizdir. Bu da öndeki boşlukları, gerideki cemaatin doldurarak, safları tutmaları gerekir. Önlerde boş yer bırakmamaları gerekir -ön saflarda-. ‘’Sizden biri oturduğu yerde uyukluyorsa yer değiştirsin’’ diye Peygamberimiz’den uyarı vardır. Yine Hanbeliler ve Şafiîlere göre ‘’Sizden biri mescitte bulunduğu zaman, el parmaklarını birbirine geçirmesin. Çünkü ellerinin parmaklarını birbirine geçirmek şeytandandır’’.

 

Dakika 50:00

 

‘’Sizden biri mescitde bulunduğu müddetçe çıkıncaya kadar namazdadır’’. Peygamberimiz’den bu haber gelmiştir ve bunlar sahih olarak rivayet edilen Hadis-i Şeriflerdendir. Kıymetli efendiler, burada tabii Peygamberimiz’den gelen haberler herkes için geçerli ve delildir. Bunu Hanbeliler ve Şafiîler de hatırlamışlardır, diğerlerinde olduğu gibi. Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.V) şöyle buyurdu: ‘’Sizden biri abdest alıp, abdestini güzel yapar, sonra mescide gitmek kastı ile yola çıkarsa parmaklarını birbirine geçirmesin. Çünkü o namazdadır. Hutbe esnasında bir şeyle oynamak, oyalanmak mekruhtur. Her kim çakıl taşları ile oynarsa, lağvda bulunmuş hata etmiş olur’’. Su içmek dahi mekruhtur, hutbe esnasında. Hutbe esnasında sadaka dahi verme konusunda -bakın- ne diyor kıymetli âlimlerimiz (Rahmetullahi aleyhim ecmain): ‘’Hanefilere göre dilenmek, tahrimen mekruhtur’’. Bazı Hanefiler ise istemeye ve ona tasadduk etmeye cevaz vermişlerdir. Bu da kişinin zarûri durumu ile ilgilidir. Hanbeliler, hutbe okunurken sadaka verilmez, demişlerdir. Caiz olmayan işte, yardımcı da olmamalıdır da, demişlerdir. Hutbeden önce olursa caizdir, demişlerdir. Evet, kıymetliler, İnşâAllahu Teâlâ, derslerimiz yine Cuma ve onun hutbesi ile ilgili devam etmektedir. Kıymetli izleyenler. Şimdi Cuma için; bir de sünnet olanlar, mekruh olanlara şöyle bir göz atalım. Cuma günü yıkanmak, boy abdesti almak, hoş güzelim kokular sürünmek, en güzel elbiselerini giymek, cumhura göre sünnettir, Mâlikîlere göre müstehaptır.  O Rahmet Peygamber’inden gelen habere göre; (A.S.V.) Efendimiz: ‘’Her kim cuma günü cünüplükten yıkanır gibi yıkanır da sonra cumaya giderse bir deve kurban etmiş gibi onun sevabını alır’’ buyurmuşlardır. Ve bu Hadis-i Şerifi daha önce de hatırlattığımız gibi devam etmektedir. ‘’Erkek ve kadınlardan her kim cuma namazına gelirse yıkansın. Cuma namazına gelmeyenin yıkanması gerekmez’’. ‘’Cuma günü yıkanmak, buluğ çağına eren herkes için vaciptir’’ diyen bir haber vardır. Yine buradaki vacibin ifadesi ‘sünnet’ mânâsına tevil edilmiştir. ‘’Her kim cuma günü abdest alırsa ne güzel! Ne iyi! Kim yıkanırsa, yıkanmak daha faziletlidir’’. İşte bu Hadis-i Şerif de o vacibin sünnete tevil edilmesine delâlet etmektedir. Yıkanmanın vakti sabah vaktinden öğle vaktine kadardır.

 

Dakika 55:01

 

Mâlikîlere göre yıkanmanın, mescide giderken olması şart koşulmuştur. Cuma için yıkanmak, müekked sünnettir. Bakın, cuma için boy abdesti müekked sünnettir, dediler. ‘’Her kim cuma günü yıkanır, yanında var olan hoş kokular sürülürse ve en güzel elbiselerini giyinir sonra da evinden cuma için vakarlı bir şekilde çıkar, mescide gelir, imkân bulup namaz kılar, kimseyi rahatsız etmez, daha sonra imam hutbeye çıkınca namazı kılıncaya kadar susarsa, bu cuma ile diğer cuma arasındaki günahlarına kefaret olur’’ diye Peygamberimiz’den bu Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir. Ebû Eyüp’ten gelen bir rivayettir. Cuma günü beyaz elbise giymek menduptur. ‘’Elbiselerin en hayırlısıdır. Beyaz elbise giyinin. Zirâ beyaz elbise daha temiz, daha hoştur. Ölülerinizi de beyaz örtü ile kefenleyin’’. Bu da Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberdir. Buna sahih ve hasen demişlerdir. ‘’Cuma günü iyice yıkanıp, kirlerinden temizlenen, acele edip mescide ilk gelen, bineğe binmeyip yaya yürüyen, imama yakın oturup hutbeyi dinleyen, boş şeylerle uğraşmayanın her bir adımına bir yıllık gündüzleri oruç, geceleri kıyamda bulunma amelî sevabı vardır’’ diye de bir haber gelmiştir. Bu Hadis-i Şerif de sahih kabul edilmiştir ve hasendir de denmiştir. Bakın, müjdelere -bakın- kıymetliler. ‘’Zâhirde, zikir esnasında, yani hutbede bulunun, imama yaklaşın. Zirâ kişi imama uzak durmakta devam ederse, cennete girse de geride kalır’’ diye de bir Hadis-i Şerif sahih olarak rivayet edilmiştir. Rivayet edenlerden birisi de Ebû Davud’dur. Evet kıymetliler. Yine Buharî Şerif’in ve Müslim’in de aralarında bulunduğu muhaddislerimizden; ‘’Namaza geldiğiniz zaman vakarla gelin’’ diye de rivayet edilmiştir. Arabaya binmek caizdir. Şüphesiz melekler, namaz kıldığı meclisinde durdukça, konuşmadığı sürece kişiye dua ederler. Şöyle derler: ‘’Allah’ım ona mağfiret et, Allah’ım ona merhamet et’’. ‘’Sizden biri namaz dolayısı ile beklediği sürece namazdadır’’ buyurdu Sevgili Peygamberimiz. Bunu da Buharî Şerif’in, Müslim’in rivayet ettiğini görmekteyiz. Cuma namazına erkenden gitmek sünnettir. İmam için ise erkenden gitmek sünnet değildir.

 

Dakika 1:00:02

 

Bedeni temizlemek, çeki-düzen vermek, bıyıkları kısaltmak, koltuk altını, etek tıraşını yapmak, misvakla temizlenip, misvak kullanmak; imamın, kıyafetini güzelleştirmede itina göstermesi de; bunlar birer birer sünnettir buyuruldu. ‘’Şanlı Peygamberimiz (A.S.V.) her cuma günü tırnak ve bıyıklarını keserdi’’. Hanefilere göre cumadan sonra saçları tıraş etmek daha faziletlidir. Namazdan önce ise bu işleri yapmak mekruhtur, dedi Hanefi âlimleri. Çünkü bu, namazdan önce alınırsa, namaza geç kalma gibi tehlikeler doğabilir. Daha önceleri olabilir. Cuma günü ve cuma gecesi Kehf Suresi’ni okumak yine Hanefilerde fazilettir, sünnettir. ‘’Her kim cuma günü Kehf Suresi’ni okursa iki cuma arasında meydana gelen bir nurdan ona ışık saçılır’’. ‘’Her kim cuma günü yahut cuma gecesi Kehf Suresi’ni okursa, Deccal fitnesinden korunmuş olur’’. Hanefiler bunları kayda almışlardır. Kıymetliler, ‘’Kıyamet cuma günü kopacaktır’’. Bu haberler Peygamberimiz’den gelmektedir. Bir öncekiler Hadis-i Şerifti, hem de sahih hadislerdi. ‘’Her kim cuma gecesi Kur’an-ı Kerim okursa, kendisiyle Beyt-ül Atik arasını bir nur ışıklandırılır’’ diye bir hadis de rivayet edilmiştir. ‘’Diğer Cumaya kadar ki günahları 3 gün de fazla olarak mağfiret olunur’’. Yani 10 günlük günahlar affedilir buyrulmuş. ‘’Bin melek de kendisine sabaha kadar dua eder, hastalıktan afiyet bulur, ciğer iltihabından, alaca ve cüzzam hastalıklarından ve Deccal fitnesinden emin olur’’ diye rivayetler gelmiştir ve bunlara sahih de denmiştir bu Hadis-i Şeriflere. Kıymetliler, yine Hanefilerin kayda aldıkları haberleri vermeye devam ediyoruz. Halkın toplanması, kıyamet gününe benzemektedir. Cuma günü ve gecesi çok dua etmek; bunlar da sünnettir. ‘’Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, Müslüman bir kul Allah’tan bir şey isterken o saate tesadüf ederse, mutlaka Allah Teâlâ istediğini ona verir’’. Eliyle de işaret ederek bu saatin az bir zaman dilimi olduğunu belirtmiştir O Şanlı Peygamber (A.S.V.). Bunu da kıymetli muhaddislerimizden Buharî, Müslim’in rivayet ettiğini görmekteyiz. ‘Ayakta namaz kılıyordu’ ifadesi de bulunmaktadır. Yine Sahih-i Müslim’de -bakın- Peygamberimiz’den gelen haberde şöyle buyrulur; o alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber (A.S.V.) şöyle buyurdu: ‘’Duaların kabul edildiği saat, imamın minbere oturduğu andan, namaz bitinceye kadar geçen zamandır’’ buyruldu. Şanlı Peygambere çok salâvat getirmek, yine Cumanın sünnetlerindendir.

 

1:05:08

 

‘’En faziletli gününüz, cuma günüdür. Cuma gününde bana çok Salâvat-ı Şerife getirin. Çünkü getirdiğiniz Salâvat-ı Şerifeler bana arz edilmektedir. Cuma günü ve gecesi bana çok Salavât-ı Şerife getirin’’. ‘’Her kim bana bir kere salâvat getirirse, Allah Teâlâ (C.C.) ona on kere rahmet eder’’ diye de bir Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir. Efendiler, bunu da Beyhâki’nin rivayet ettiğini görmekteyiz. İmam, Cuma Suresi’ni, Münâfikûn Suresi’ni sünnete uyarak açıktan okur, diye de kıymetli alimlerimiz kaleme almışlardır. Cumanın birinci rekâtında Cuma Suresi’ni, ikinci rekâtında da Münâfikûn Suresi’nin okunması tavsiye edilmiştir. Başka haberde ‘’Sebbihisme rabbikel a’lâ (A’lâ Suresi)’’ ile Gaşiye Suresi rivayet edilmiştir. Cuma günü sabah namazının farzında Secde ve İnsan Sureleri’ni okumak da sünnettir rivayeti yapılmıştır. ‘’Şanlı Peygamber (A.S.V.), cuma günü sabah namazında Secde ve İnsan Sureleri’ni okurdu’’ diye de Müslim-i Şerif’in bir rivayeti vardır. Efendiler, cemaatin durumu ile ilgili Peygamberimiz’den şöyle bir haber vardır. ‘’Sizden biri Cuma namazını kılınca 4 rekât daha kılsın’. Bu da Cumanın farzından önce ve sonra kılınan sünnetlerdir. ‘Cuma namazından sonra iki rekât nafile namaz kılardı. En çok miktarı altı rekâttır’. Bugün de zaten uygulamalar, zuhr-u ahirin dışında, altı rekât kılınıyor, farzından sonra, vakit sünneti ile beraber. ‘’Cuma günü bir Müslüman yıkanır, sonra mescide doğru yönelir, hiç kimseyi incitmeden mescide gittiğinde, imamın minbere çıkmış olarak bulmazsa, dilediği kadar namaz kılar. Eğer imamı minbere çıkmış olarak bulursa oturur, hutbeyi dinler ve imam Cumasını bitirene kadar ve hutbe bitinceye kadar susarsa eğer, bu Cumada bütün günahları mağfiret edilmezse, öteki Cumaya kadar günahlarına kefaret olur’ buyruldu. İşte görüyorsunuz, müjdeler uçsuz bucaksız, rahmet deryalarından müjdeler verilmektedir. Mâlikîler de buna benzer müjdeleri vermişlerdir. Şafiîler de yine güzelim konulara, delillere dayanarak güzelim bilgiler vermişlerdir. Şu ana kadarki Hanefilerin dayandığı delilleri müjdeleri verdik. Şafiîler, Mâlikîler de aynı delilleri tavsiyeleri yapmaktadırlar. Çünkü deliller herkes içindir. Müjdeler, rivayetler, herkes içindir. Cuma namazından sonra Fatiha, İhlas ve Muavvzeteyn Sureleri’ni okumak, İbn-i Sünni’nin rivayet ettiği bir haberde; ‘’Her kim, cuma günü imam selam verince ayaklarını yerden ayırmadan, Fatiha, İhlas ve Muavvizeteyn Sureleri’ni yedişer kere okursa geçmiş ve gelecek günahları mağfiret olunur, örtülür.

 

1:10:35

 

Ve kendisine, Allah ve Resûlü’ne inananların sayısınca ecir ve sevap verilir’’ diye Şafiîler buna işaret etmişlerdir. Her birisi çok güzel hatırlatmalar, keşifler yapmışlardır. Uyuklayan kimsenin yer değiştirmesi müstehaptır. Bunlar da Şafiîlerin keşifleridir. Sevgili Peygamberimiz’in (A.S.V) şöyle buyurduğunu duydum: ‘’Sizlerden biri cuma günü oturduğu yerde uyuklarsa yerini değiştirsin’’. Bunu kim söylüyor? İbn-i Ömer Hazretleri söylüyor. Evet kıymetliler, müjdeler, haberler devam ediyor. Cuma günü şu işleri yapmak da mekruhtur Şafiîlerde. Hanefilere göre öğle namazını cemaatle kılmak tahrimen mekruhtur. Bakın, cuma günü namaz kılınacak yer olan şehirde veya nerede olursa olsun cuma günü -bakın- öğle namazını cemaatle kılmak tahrimen mekruhtur, dediler -bu Hanefilere göre-. Her mezhebin tespitleri farklı. Yine Hanefilere göre imam minbere çıkınca alışveriş yapmak yine tahrimen mekruhtur. ‘’Ey imân edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman Allah’ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın’’. Yüce Allah Cuma Suresi’nde bu ayet-i kerimede böyle buyurdu. Hanefiler de bu ayet-i kerimeye dayanarak, bu hükmü açıkladılar. Omuzlarından atlayarak ileri saflara gitmek de mekruhtur. Bunların bütünü; Şafiîlere göre de Hanefilere göre de bunların delilleri ortaya konduğu müddetçe, teşhisler, tespitler çok güzel keşifler yapılmış bütün mezheplere göre. Bakın, mekruhlar da böyle açıklanmaktadır. Bir kimseyi kaldırıp, onun yerine oturmak haramdır. Resûlullah (A.S.V.) Efendimiz, kişinin, Müslüman kardeşini oturduğu yerden kaldırıp oraya oturmasını -Peygamberimiz- yasaklamıştır. Bu da yine kıymetli muhaddislerimiz tarafından rivayet edilmiştir. Bunların başında Buharî, Müslim de bulunmaktadır. ‘’Cuma günü sizden biri kardeşini yerinden kaldırıp, sonra da yerine oturmasın. Fakat ‘açılın’ desin’’. Yani ‘yer verin’ desin. Bunlar güzeldir. Ama ‘Onu kaldırmayın’ diyor. Burada yerli ve yolcu bulunanlar eşittir. Bu da Hac Suresi’nde Cenab-ı Hakk buyuruyor. ‘’Önce kim camiye giderse oturmaya o lâyıktır onun hakkıdır. Bir başkası tarafından elde edilip ihraz olunmamış bir şeyi elde eden kimse, o şeye daha lâyıktır. Onda hak sahibidir’’. Burada, camiye erken gitmek ve yerini almak fazilettir. Artık onun oturduğu yerden o, kaldırılmaz. Kendi isteği ile kalkarsa o başka. Evet yine ‘Cuma’ ile ilgili -İnşâAllah- derslerimiz devam edecektir.

 

1:15:49

 

 

(Visited 77 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}