AmeldeFıkhı 83-01

83- Amelde Fıkhı Ekber Ders 83

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 83 (1. Kısım)

 

Kıymetli izleyenler; Amelde Fıkh-ı Ekber’den keşif notlarıyla, bu ekoldeki okumamız, okutmamız devam ediyor. Mezara kadar İnşâAllah okuyacağız, okutacağız. Biz, bildiklerimizin elbetteki âmili; bilmediklerimizin talibi olmaya devam edeceğiz. Hak olan ilimi tahsil etmeye gayret edeceğiz. İşte fıkıh ilimi Yüce İslam’daki ne kadar delillere dayalı olarak lehte, aleyhte ne varsa; ilahi emirleri, o hükümleri bilmenin adı fıkıhtır. Dersimiz itikâf ile devam ediyor. İtikâfın şeraitine baktığımız zaman Müslüman olmak; çünkü bu türlü ibadetler imâna bağlıdır. Akıllı olmak itikâf, mescitte olmalıdır. Niyet etmelidi,r ameller niyetlere bağlıdır. Herkes için ancak niyet ettiği vardır. İtikâf farz ise niyet ederek belirlenmesi şarttır. Oruçlu olmak Mâlikîlere göre şarttır. Hanefilerde sadece adak olan itikâflar için oruçlu olmak şarttır. Şafiî ve Hanbelilere göre oruçlu olmak şartı yoktur. Mâlikîler dışındaki cumhura göre adanmamış ise adak değilse, sadece gece itikâf yapılması da sahihtir. Kıymetliler, ‘Oruçsuz itikâf yoktur’. Bir Hadis-i Şeriften gelen haber budur. Bu delil olarak gösterilmiştir. Yine cihan halifesi, adalet önderi, Hz. Muhammed’in halifesi, İslam dünyasının da Emir-el Mü’minin olan Hz. Ömer’den gelen bir haberde dedim ki diyor: ‘’Ya ResûlAllah; ben Mescid-i Haram’da gece itikâf etmeyi adadım’’. O Şanlı Peygamber Hz. Ömer’e şöyle buyurdu: ‘’Adağını yerine getir’’ buyurdular. Yine başka bir haberde, ‘’Kendisine vacip kılması dışındaki durumlarda itikâfa giren kimse (için) oruç tutması gerekli değildir’’. Bu da Hz. Abbas’ın oğlundan gelen bir haberdir. Cünüplükten, hayız ve nifasdan temizlenmiş olmak da itikâfın şeraitindendir. Kadına, kocası tarafından izin verilmiş olması gerekir. Hanefi, Şafiî ve Hanbelilere göre bu şarttır. Mâlikîlere göre günah olmakla beraber sahihtir, demişler. Mâlikîlerden olan kıymetli âlimlerden biriside İbn Cüzey’dir. O şöyle, demiştir: ‘’İbadetle meşgul olması şarttır’’. Namaz, zikir, Kur’an-ı Kerim okumak gibi. Kim? İtikâfa giren kimse.

Dakika 5:14

İtikâfa giren kişi ancak şer’i bir özür veya zarûret sebebiyle yahut bir ihtiyacını gidermek için dışarı çıkabilir. Hanefilere göre nafile ve sünnet-i müekkede itikâflar da dışarı çıkmak caizdir. Şer’i bir özür dışında vacip bir itikâfa giren kimse dışarıya çıkması haramdır, dediler. Şer’i özürler ise cuma ve bayram namazlarıdır. Tabiî ihtiyaçlarıdır. Hz. Peygamber (A.S.V.) ihtiyaçları dışında itikâf yerinden dışarı çıkmazdı. Yine Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberde; itikâfa giren kişiye sünnet olan ziyaret etmemek cenaze namazına gitmemektir. Hanımına yaklaşmamak ve dokunmamaktır. Çok lüzumlu olan ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmak da sünnettir. Oruçsuz itikâf olmaz. Cuma kılınan cami dışında da itikâf olmaz. Bu haber Peygamberimiz’den, Hz. Aişe Annemiz tarafından rivayet edildiği kıymetli kaynaklarımızda bulunmaktadır. Alışveriş, itikâf yerinde nikâh ve ric’at gibi hususlar itikâf yerinde yapılabilir. Bunlar tabii zarûri ihtiyaçlar sınıfına girmektedir. Ticari maksatla alışveriş tahrimen mekruhtur, yapılamaz. İtikâf yapmayan kişinin de mutlak olarak mescitte alışveriş yapması tahrimen mekruhtur. Bu konu sadece itikâflıya mahsus değildir. Camiler, mescitler ticaret yeri değildirler. Evet, kıymetliler, ‘’Çocuklarınız delilerinizi alışverişlerinizi ve muhakemelerinizi mescitlerden uzaklaştırın’’. Peygamberimiz’den gelen bir haber böyledir. Evet, kıymetliler, çünkü caminin gayesi bellidir. Hz. Peygamber (A.S.V.) mescitte alışveriş yapmayı, sesli olarak kayıp aramayı, şiir söylemeyi ve cuma günü namazdan önce halka yapmayı yasaklamıştır. Sünen sahiplerinin bu Hadis-i Şerifleri rivayet ettiklerini görüyoruz. İtikâfa girmemiş kimsenin mescitte yemesi içmesi ve uyuması da mekruhtur. Yabancı ve garip kimse bundan hariçtir yani bunlar müstesnadır. Mâlikîlere göre itikâfa girdiği yerden çıkabilir. İnsanî ihtiyaç için satın alması, hastalık için hayız sebebiyle oradan çıkması; bu nedenlerle caizdir çıkabilir Mâlikîlere göre.

Dakika 10:13

Şafiîlere göre özürsüz olarak mescitten çıkması caiz değildir. Yine Sevgili Peygamberimiz’den gelen haberde; ‘’O Şanlı Peygamber (A.S.V.) mescitte, itikâfta iken başımı hücreye koyar, saçlarını tarardı. Tabii ihtiyacı olmaksızın itikâfta iken eve girmezdi’’. Kim diyor bunları? Aişe-i Sıddıka Validemiz Annemiz söylüyor. Tabii ihtiyaçları için çıkması caizdir. Ey kıymetli ve muhterem izleyenler; ümmetimden hata unutma ve tehdit altında yaptıkları işlerin hükmü kaldırılmıştır. Peygamberimiz’den gelen bir haberde budur. Hasen olarak rivayet edilmiş Hadis-i Şeriftir. Hanbelilere göre tabii ihtiyaçlar zarûretler cuma namazı kılmak için mescitten çıkması caiz değildir, demişler onların delilleri de Hz. Aişe hadisidir. İtikâfa giren kimsenin çok önemli ihtiyaçları dışında dışarı çıkmaması sünnettir, demişler. Peygamberimiz’den gelen haber budur. Aişe Annemiz rivayet ediyor Peygamberimiz’den. Şöyle bir bakıyoruz, farz ise eğer Cuma namazı kendine farz ise Cuma namazı kılmak için dışarı çıkabilir. Şimdi önceki Hadis-i Şerifleri de müçtehitlerimiz iyi değerlendirmişler keşifte bulunmuşlardır. Hadis-i Şerifleri müçtehidin ortaya koyduğu hükümlere göre anlamak gerekiyor. Çünkü aynı konuda çeşitli Hadis-i Şerifler var bunların keşfini ve hükmünü müçtehide fakihe bırakacaksın. Fakih olan âlimler bu işi keşfediyor hükmünü ortaya koyuyor. Yine itikâftaki kişi savaşa çıkabilir. Savaş farzdır. Şahitlik için fitnenin isabet etmesinden, tehlikeler sebebiyle de bunlar bu diğer tehlikeler sebebiyle de çıkabilir. Bunlar da Hanbelilerin tespitleridir. Hasta veya hayızlı, unutarak çıkması ile yine itikâf bozulmaz dediler. ‘’Ümmetimden hata unutma ve tehdit altında yapılan işlerin günahı affedilmiştir’’. Kıymetliler, kadın hayız, nifas özürleri sebebiyle mescitten çıkar. İki özür bulunduğu hâlde mescitte eğleşmek haramdır. Yani hayız ve nifas varsa artık o kadın mescitte eğleşemez. ‘’Mescitlerde itikâf ederken hanımlarınıza yaklaşmayın’’. Bak, Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor. Bu da ayet-i kerime. Yine temizlenmesinde bir beis yoktur. İtikâfta iken saçlarını tarardı. Vacip olan, itikâfta tabii ve mutlaka yapılması gerekli ihtiyaçlar için dışarı çıkması meşrudur, çıkabilir.

Dakika 15:19

Hayız hâlinde yine çıkabilir. Kaza, hem kaza hem yemin kefaretini gerektiren durumlar; tehlike ve zarar gelmesinden korkma gibi durumlardır. Evet, kıymetliler, kaza ve kefareti gerektirmeyen; hususlardan birisi tabii ve mutlaka yapılması gerekli ihtiyaçlar için dışarı çıkmakta bir sakınca yoktur. Kazayı gerektiren durumlar vacip olan seferberliğe çıkmak iddet şahitlik gibi durumlardır. Yine itikâfın adabı da bulunmaktadır. Namaz kılmak, Kur’an-ı Kerim okumak, Yüce Allah’ı zikir ile meşgul olması müstehaptır. Bu itikâfın adabındandır. Salavat-ı Şerife getirmek ilim müzakeresinde bulunmak benzeri taatler Mâlikîlere göre bunları yapmak mendup olmak üzere itikâfın şartlarındandır. Mâlikîler ve Hanbeliler itikâfa giren kimsenin şer’i de olsa, ilim ile meşgul olmasını orda ibadete engel olmamasını ileri sürmüşlerdir. İtikâfın maksadı kalp aynasını berraklaştırmak temizlemektir. Mâlikîler dışında cumhur-u ulemaya göre oruç tutması sünnet olup, şart değildir. Mâlikîler ise itikâfta oruçlu olmayı şart koşmuşlardır. Hanefiler ise sadece adak itikâfında vacip; yani ‘vacibî itikâflarda’, orucu şart koşmuşlardır. Hanefilerle Hanbeliler ise itikâfın Cuma namazı kılınan camide olmasını şart koşarlar. Ramazan-ı Şerif’te itikâfa girmek menduptur. Son on gününde daha faziletlidir. ‘’O rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (A.S.V.) Efendimiz, Ramazan-ı Şerif’in son on günü girince, geceleri ihyâ eder, aile fertlerini uyandırır ve kendini ibadete verirdi’’. İşte kıymetli muhaddislerimiz bunları rivayet etmektedirler bu haber Hz. Aişe Validemiz’den geliyor. Peygamberimiz’in okulunda iyi okuyanlardan biri de Hz. Aişe-i Sıddıka Validemiz’dir. Allâme-i cihan bir kadındır. Dünya kadınlarının en allâmesidir. ‘’Ecrini Allah’tan bekleyerek iki bayram gecesini ihyâ eden kimsenin kalbi bütün kalplerin öldüğü günde ölmeyecektir’’. Peygamberimiz’den gelen haberin biri de budur. ‘’Yüce Allah (C.C.) bayram gecesini ihyâ eden kimseyi can çekişme sırasında ve iki meleğin soruları esnasında bir de kıyamet günündeki sorguya çekilme esnasında imân üzerinde sabit kılar’’ diye de bir kayıt yapılmıştır.

Dakika: 20:19

Kıymetliler, kişinin gereksiz söz ve işlerini terk etmesi Müslümanlığının güzelliğindendir. Kötü sözler Müslümana yakışmaz, bunlardan Müslüman sakınır. Hayırdan başka sözü Müslüman konuşmaz. Böyle olunca itikâfa giren de son derece ihlas üzere olunur. Yine Sevgili annelerimizden Safiyye şöyle diyor: ‘’O Şanlı Peygamber (A.S.V.) itikâfta bulunuyordu gece onu ziyarete geldim kendisiyle konuştum sonra geri döndüm beni göndermek için oda ayağa kalktı. Safiye’nin meskeni Usame Bin Zeydi’n evindeydi. Ensar’dan iki adam mescide uğrayarak o Allah’ın Resûlü (A.S.V.) Şanlı Peygamberi görünce hızlandılar. O rahmet Peygamberi merhamet Peygamberi namus Peygamberi olan Şanlı Peygamber (A.S.V.): ‘Yavaş olun! O kadın Safiyye Binti Huyey’dir.’ Onlar: ‘Sübhanallah ya ResûlAllah!’ dediler; Hz. Peygamber ise (A.S.V.): ’Şüphesiz şeytan insanın damarlarında dolaşır. Ben sizin kalbinize bir kötülük yahut bir şey sokmasından korkarım’ buyurdu’’. Yani ‘şeytanın, size vesvesesinden korkarım’ demek istedi. Hz. Ali (Radıyallahu anhü) o ilmin kapısı olan, o büyük insan, Hz. Ali (Radıyallahu anhü) Hazretleri: ‘’Herhangi biri itikâfa girerse sövmesin. Kötü söz söylemesin. İhtiyacını ailesine yürüyerek söylesin, onların yanında oturmasın.’’. Görüyorsunuz itikâftakilerin yapacağı işleri Hz. Ali de böyle uyardı, uyarılarda bulundu. Yine mekruh olanlara da şöyle bir bakalım. Adaptan bazılarını terk etmesi mekruhtur. Hanefilere göre satılan bir malı mescide getirmek tahrimen mekruhtur. Ticari bir sözleşme mekruhtur. Susup durmak da mekruhtur. Susup durmak ehl-i kitabın orucudur. Bunların dininin hükmü ise nesh edilmiştir. Dikkat et buraya da. Ehl-i kitabın -bakın- orucunun bir özelliği susmak bu ise nesh edilmiş, yani hükmü bunların ortadan kaldırılmış. Ne ile? Şanlı Kur’an, nurlu İslam, Muhammed-i Şeriat’la. Geçmiş komple yenilenmiştir. Mâlikîlere göre on günden az yahut bir aydan çok itikâfa girmek mekruhtur. Görüyorsunuz mescidin çevresinde yemek de mekruhtur.

Dakika: 25:03

Bu da Mâlikîlere göre. Yetecek kadar yiyecek içecek ve giyecek bulunmayan kimsenin itikâfa girmesi de mekruhtur. Yani bunları hazırla diyor. Hanımının da bulunduğu bir eve girmek itikâflı bu da -diyor- mekruhtur dedi Mâlikîler. Çokça ilimle meşgul olmak ibadete zaman ayırmamak ibadetleri terk etmek de mekruhtur. İtikâfın maksadı riyazet kalbi temizlemek Allah’ı düşünmektir. Şafiîlere göre bu da öbürlerinden farklı değildir. Hanbeliler de onlara göre de Kur’an-ı Kerim okutmak, ilim öğretmek; bunlar da ibadete engel olursa mekruhtur, demişler. Hz. Ali’den gelen haberde, ‘’Bir gün gece vaktine kadar suskunluk yoktur’’. Bakın, Hz. Ali’den gelen haber. Hz. Ebûbekir, Ahmesilerden Zeynep isimli bir kadının yanına girdi ve hiç konuşmadığını gördü. ‘’Neden konuşmuyor?’’ diye sordu. ‘’Susarak hac etmiştir’’ dediler. Bunun üzerine ‘’Konuş! Çünkü susmak helâl olmayıp, cahiliye insanlarının yaptıkları işlerdendir!’’. Bunun üzerine kadın konuşmaya başlamıştır. Yani uydurukça şeyleri, cahiliye adetlerini ve ehl-i kitabın durumunu Kur’an-ı Kerim yenilemiş; yanlışları ortadan kaldırmış ve ebediyyû’l ebed artık bozulmaz, değişmez yüce hükümler konmuştur. İtikâfı bozan şeylere de şöyle bir bakalım. Şer’i özürler olmaksızın mescitten dışarı çıkmak itikâfı bozar. Cumhura göre unutarak da olsa cinsi ilişkide bulunursa itikâf bozulur. İtikâf esnasında cinsi ilişkide bulunmak ittifakla -bu- haramdır, dediler. ‘’Mescitlerde, itikâfta bulunduğunuz sırada kadınlara yanaşmayınız. Bunlar, Allah’ın çizdiği sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın’’. Bu da ayet-i kerimedir kıymetliler. Sevgili Peygamberimiz: ‘’Ümmetimden hata, unutma ve tehdit edildikleri işlerin günahı kaldırılmıştır’’ buyurdular. ‘’Mescitlerde, itikâfta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza yanaşmayın’’ ayet-i kerimesini unutmamalı, günaha götürecek yolları da kapatmalıdır. ‘’Hz. Peygamber (A.S.V.) itikâfta iken başını Hz. Aişe uzatır, o da saçlarını tarardı’’. Mürtet olmak itikâfı ve her şeyi bozar. ‘’Eğer şirk koşarsan elbette amelin yok olur’’. Bu da ayet-i kerimedir. Allahu Teâlâ buyurmuştur. Uzun süre bayılmak ve delirmek; Cumhura göre bu da itikâfı bozar. Hanbelilere göre uyumakla bâtıl olmadığı gibi bayılmak sebebiyle de itikâf bozulmaz dediler.

Dakika: 30:03

Şimdi de hüküm açısından bozulan itikâfın hükmü konusunda Hanefiler şöyle diyorlar: ‘’İtikâf ya adanmış vacip bir itikâf olur veya nafile bir itikâf olur’’ dediler. Vacip idi ise kazası gerekir. Kaza, kaybolan kısmın noksanını tamamlamak için vaciptir dediler ve ‘’Kâfirlere de ki ey küfürlerine eğer küfürlerine son verirlerse geçmiş günahları mağfiret edilir’’ ayetiyle Hz. Peygamber (A.S.V.) ‘’İslam öncesinde vukua gelen vuku bulan şeyleri kesip atar’’. Bu da bir Hadis-i Şeriftir. Kıymetliler, yine şöyle de buyurdular. Nafile itikâfa gelince, ‘bir şey lâzım gelmez’ dediler. Mâlikîlere göre zarûret olmaksızın dışarı çıkmak, kasten oruç bozmak, sarhoş olmak, cinsi ilişkide bulunmak, öpüşmek yahut hanımının tenine dokunmak da böyledir, bunlar da itikâfı bozar dediler. Kim bunu diyen? Mâlikîler. Ve kaza etmesi gerekir dediler. Oruca engel olan hususlar. Yine özrü gidince, itikâfı üzerine itikâfına devam eder. Oruca, hem mescitte eğleşmeye engel olan durumlar. Şafiîlere göre ise itikâfı bozan işleri yaparsa nafile itikâfsa bozulmaz. Adanmış bir itikâf ise peş peşe olmasını şart koşmamışsa, bu da bozulmaz; (eksik) günleri tamamlamak gerekir. Hepsi kendisine vaciptir, dedi Şafiîler. Peş peşe olma şartını sürmüşse yani ‘adarken o bozulur yeniden başlaması gerekir’ de dedi Şafiîler. Hanbelilere göre nafile ise özürler sebebiyle bu durum serbesttir. İtikâf, başlamakla vacip olmamıştır diyor nafileden bahsediyor. Vacip bir itikâf ise geri dönmesi gerekir. Evet, kıymetliler, ‘Allah için peş peşe on gün itikâfa girmek borcum olsun’ diye biri adamışsa, özürler sebebiyle dışarı çıkar ve çıkışı da uzarsa, bu kimse iki şey arasında serbesttir dediler: Ya geriye kalan günleri tamamlar, bi rde yemin kefareti öder veya itikâfa baştan başlar dediler. Terk ettiği günleri kaza etmek yemin ve kefareti ödemek de olduğu gibidir, dediler. Sevgili Peygamberimiz’den gelen bir haberde; ‘’Ümmetimden, hata, unutma ve tehdit altında yaptıkları işlerin günahı kaldırılmıştır’’ Hadis-i Şerifi de delil olarak gösterilmiştir.

 

 

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 83 (2. Kısım)

 

Dakika: 35:19

Çok kıymetli ve pek muhterem izleyenler; İnşâAllah dersimiz zekâtla devam edecektir. Zekât, kelime anlamı olarak büyümek, çoğalmak; aynı zamanda temizlenmek ve ‘’kendini temizleyen kurtulmuştur’’ diyen ayet-i kerimeye de uygun olarak, bu gibi kelime anlamları vardır. Övmek anlamı da bulunmaktadır. Şer’an verilen mala zekât adı verilmesi geride kalan malı artırması ve afetlerden koruması dolayısıyla Yüce Allah ‘zekâtı verin’ buyurdular. ‘’Müminlerin mallarından zekât al ki onunla kendilerini temizleyip mallarını bereketlendiresin’’, görüyorsunuz, zekât hem temizlik hem bereket. Günahlardan temizler mükâfatını artırır. Şer’i anlamda zekât, maldan verilmesi icap eden bir haktır. Mâlikîler belli bir malın belli bir kısmını lâyık olan kimselere vermektir, diye tarif ettiler. Hanefilerde belli bir malın belli bir kısmını Yüce Allahu Teâlâ’nın (C.C.) belirlediği belli bir şahsa Allah rızâsı için temlik etmektir, dedi Hanefiler. Temlik sözü ile ibahadan sakınılmıştır. Fakiri doyursa, zekât yerine geçmez. Yiyeceği fakire verirse bu zekât yerine geçer. Fakirin zekâtı kabz etmeyi almayı anlaması şarttır. Fakiri bir yıl evinde oturtsa da bu da zekât yerine geçmez. Belli maldan maksat, şer’an nisap miktarı maldır. Belli bir şahıstan maksat, zekât almaya hak kazanan fakirler gurubudur, ihtiyaç gurubudur. Şari’in belirlediği ve üzerinden bir yıl zaman geçmiş bulunan malın kırkta biridir zekât. Allah rızâsı için verilir. Şafiîler ise zekâtı ‘’hususi bir şekilde mal yahut bedenden çıkarılan şeyin ismidir. Belirli bir vakitte belirli bir maldan belirli kimselere verilmesi farz olan bir haktır’’ diye tarif etti Şafiîler de. Tövbe Suresi’nde Yüce Allah (C.C.) -bakın- ne buyuruyor. ‘’Zekâtlar, fakirlerin, miskinlerin, zekât toplama işlerinde çalışanların kölelerin, kalpleri İslam’a ısındırmak istenenlerin borçluların, Allah yolundaki hizmetlerin ve yolda kalmış yolcuların hakkıdır zekât’’ diye Şanlı Kur’an da Yüce Rabb’imiz böyle bildirdi kimlere zekât verileceğini. Belirli vakit bir yıllık zamanın geçmesidir.

Dakika: 40:00

Tanenin sertleşmesi -hububatta-. Meyvelerin olgunlaşması. Bal da elde edilmesi. Madenler de çıkarılması. Yine fıtra ise arife günü güneşin batması. Belli bir mal, belirli kimseler, belirli bir vakit; zekâtta bunlara dikkat edilir. Zekât, malda vacip olan hakkı ödemeye verilen isimdir. Fakirlere hak olarak belirlediği malın belli bir kısmına ‘zekât’ denilir. Zekâta sadaka adı verilmesinin sebebi; kulluktaki sadakatine, itaatine delâlet etmesidir. Evet, kıymetliler, zekâtın pek çok hikmetleri vardır. İslam’ın her emri(nde) hikmet dolar, taşar. Zekât da bunların en önemlilerinden birisidir. Cenabı Mevla hakkıyla Yüce Allah’ın emirlerini yerine getiren tam taatte ve itaatte bulunan asi olmayan ve Allah’ın rızasına, vuslata eren, her sözü her işi nur ve hak olan kullar zümresine hepimizi ilhak eylesin.

 

 

 

 

AMELDE FIKH-I EKBER DERS 83 (3. Kısım)

Muhterem izleyenler; zekâtın hikmeti; rızık, gelir, yetenek ve kazanç farklıdır. Yüce Allah, rızık bakımından bazınızı bazınıza üstün kıldı. Bunda hikmet var. Fakire ödemeyi de zenginlere farz kıldı. Çünkü fakirin hakkı var zengininin malında. İyilik ve minnet değildir. Zannetmeyin ki fakire sen zekât verdin de -yani bunu fakiri minnet altına almak-; yani ‘ben ona iyilik ettim’ diye yanlış bir düşünceye kapılmak, bunlar yanlıştır. Zekât, fakirin ‘kesin’ hakkıdır. Allah, o hakkı ona tanımıştır. ‘’Nimeti, Allah kime verdiyse o nimetin içinden fakirin hakkını vermek zorundadır’’. ‘’Onların mallarında dilenen ve iffetinden dolayı dilenmekten sakınan ve bu yüzden sadakalardan mahrum edilen fakir, mahrum olanlar için belirli bir hak vardır’’. Meâric Suresi ayet-i kerime 24’te Yüceler Yücesi, Eşsiz Yüce Allahu Teâlâ böyle buyurdu. Gelir dağılımındaki o farklılıkların durumuna göre tam bir tedbirdir zekât. Zekât, İslam’daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın gerçekleştirme olayıdır.’’ Zekât vermek suretiyle mallarınızı koruma altına alın. Hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi edin. Gelecek olan belalara karşı, dua ile hazırlıklı olun’’. Peygamberimiz’den gelen haberdir bunlar. Çok kıymetli efendiler, fakir ve muhtaçlara yardım olup, sermaye olur, âciz olanların onlara yardımcı olur, toplumu fakirlikten devleti zayıflamaktan korur toplum fakirlerden sorumludur.

Dakika: 45:14

Allahu Teâlâ (C.C.), Müslüman zenginlere mallarından fakirlerin ihtiyacını giderecek kadar zekât vermelerini farz kılmıştır. ‘’Fakirlerin aç ve çıplak yaşamaları, zenginlerin yaptıklarından başka bir şey değildir. Kıyamet gününde fakirlerden dolayı Allahu Teâlâ zenginlere çok şiddetli hesaba çekecek ve elim bir şekilde azap edecektir’’. Evet, kıymetliler, bu da rivayet edilen Hadis-i Şeriflerdendir. Kıyamet günü, fakirler sebebiyle vay zenginlerin hâline! Fakirler şöyle diyeceklerdir: ‘’Ey bizim Rabb’imiz! Senin bize ayırdığın hakları vermemek suretiyle bize zenginler zulüm ettiler’’. Allahu Teâlâ şöyle buyuracaktır: ‘’İzzetim ve celalim hakkı için ben, sizi yaklaştıracağım! Onları uzaklaştıracağım’’. Bundan sonra Şanlı Peygamber (A.S.V.): ‘’Zenginlerin mallarında dilenen ve dilenmeyenlerin belirli bir hakları vardır’’ diyen ayet-i kerimeyi Şanlı Peygamber okumuştur. Cimrilikten korur. Cömertliğe eli açıklığa alıştırır -ne- zekât. Zekât sosyal bir vecibe ordu hazırlamada, savunmada, yardım etmede yardımcı olur. Adağı yerine getirmek, zıhar kefareti yine öldürme kefareti, suçların kefareti yine mali bir destek ve yardımdır. Hayrat vakıflar kurban, fıtra, nafile sadakalar ve hibe gibi sosyal dayanışmayı ne yapar? Güçlendirir. Zekât, mal nimetinin bir şükrü olarak farzdır. Ey kıymetliler, onun için Müslümanlar zekâtlarını Müslüman zenginler, seve seve vermelidir. Dünyanın, mezarın, mahşerin en büyük baş belasından biri, fakirlerin yoksulların yetimlerin hakkını yemektir. Bundan son derece sakınmak gerek. İşte gerçek sosyal dengeleri kuran, Yüce İslam’ın kendisi Yüce Allah’ın Yüce adaletinin tecellisidir Yüce İslam. Kıymetli izleyenler; zekâtın farziyyetine de şöyle bir bakalım. Yüce İslam’ın beş temel direğinden birisi de zekâttır. Hicretin ikinci yılında, Şevvâl Ayı’nda, Ramazan-ı Şerif orucu ve fitrenin, farz oluşundan sonra farz kılınmıştır. Fitrenin, meşrû kılınışından sonra farz kılınmıştır. Zekât, Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde (seksenden fazla yerde) namaz ile birlikte zekât zikredilmiştir.

Dakika: 50:02

Bu durum namaz ile zekât arasındaki sıkı bir bağlantıyı ortaya koymuştur. Yine Şanlı Kur’an, şanlı sünnet ve icmâ ile sabittir. Ne? Zekâtın farziyeti. Yüce Rabb’imiz Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri: ‘’Namazı kılın, zekâtı verin’’. ‘’Müminlerin mallarından zekât al ki onları temizleyip mallarını çoğaltasın, hasat günü ürünün hakkını ödeyin’’. Bakın, bunlar birer birer ayet-i kerime. Bakara Suresi, Tevbe Suresi, En’âm Suresi’nde Rabb’imiz böyle buyurdu. Yine Sevgili Peygamberimiz’in sünnetiyle -bakın- o Şanlı Peygamber ne buyurdular. İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Bunlardan biri de zekât vermektir.’’ Onlara bildir ki Allahu Teâlâ kendilerine zekât farz kılmıştır. Zekât zenginlerinden alınıp fakirlerine verilir’’. Başka hadisler de mevcuttur. Asırlar boyunca bütün İslam âlimleri müçtehitlerimiz, icmâ etmişlerdir. Sahabe-i Kirâm, zekât vermeyenlerle savaşılması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Zekâtı kim inkâr ederse -farziyetini- kişi kâfir ve mürtet olur. Mürtetlerle ilgili hüküm uygulanır. Üç kere tövbeye çağrılır. Eğer tövbe ederse kurtulur. Bilmediği öğretilir. Eğer bilmiyorsa öğretilir. Onun hemen kâfir olduğuna da hükmedilmez. Bu kişi mazurdur. Bilmeyenleri öğretmek gerekir. Yine zekât vermezse bir insan; ‘’Zekâtı vermeyen için dünyada, ahirette azap vardır’’. Kıymetliler, ‘’Altın ile gümüşü biriktirip, Allah yolunda harcamayanları yakıcı bir azapla müjdele! Kıyamet gününde bu mallar cehennem ateşinin içinde kızdırılacak sahiplerinin alınları ve sırtları bu ateş ile dağlanacak! Ve bu sizin, sadece kendinizin biriktirdiklerinizdir. Biriktirdiklerinizin acısını tadın, azabını tadın denilecek’’. Bu ayet-i kerime Şanlı Kur’an da Tevbe Suresi’nde 34. ve 35. ayet-i kerimelerdir. Şanlı Peygamber (A.S.V.) -bakın- ne buyuruyor: ‘’Allahu Teâlâ (C.C.) kime mal verir de bu malın zekâtını o kişi ödemezse, zekâtını ödemediği mal, gözlerinin üzerinde simsiyah iki benek bulunan başı kel bir yılan görünecek ve kıyamet gününde bu yılan görünümündeki mal, onun boynuna çöreklenecek. Ve adamın çenesini yakalayıp şöyle diyecek: Ben senin malınım, ben senin biriktirdiklerinim.’’ o Şanlı Peygamber (A.S.V.) daha sonra: ‘’Allah’ın farzından verdiği malları vermekte cimrilik gösterenlerin, cimriliklerinin kendileri için hayır olduğunu zannetme! Bilakis bu onlar için kötülüktür. Kıyamet gününde cimrilik yaparak vermedikleri o mallar, boyunlarına halka yapılacaktır.

Dakika: 55:32

Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır’’. Çok kıymetli ve muhterem izleyenler Şanlı Peygamber yine şöyle buyuruyor. (A.S.V.): ‘’Altın ve gümüş sahibi bir kimse, hakkını, zekâtını ödemezse kıyamet gününde onlara ateşten levha hâlinde açılacak. Cehennemde bu levhâlar kızdırılacak alnı yan tarafı ve sırtı bu ateşten levhâlarla dağlanacak cildi yandıktan sonra tekrar yenilenecektir ve bu kullar arasında hüküm verilinceye kadar, uzunluğu elli bin sene olan bir günde tekrarlanacaktır. Sonra yerini görecek ya cehenneme yahut cennete gidecektir’’. İşte kıymetliler, Yüce Allah ve onun Resûlü, hakkı, hakikati söylüyor. Dünyevi cezası, zekâtı almak, tahsil etmek ve zorla, malının yarısını almaktır; bu dünyevi cezadır. Zekât vermeyen vermek istemeyenler için. Evet, ecrini Allah’tan isteyerek malının zekâtını ödeyene ecri verilir. ‘’Zekâtını vermeyenin zekâtını ve devesinin yarısını, Rabb’imiz Allahu Teâlâ’nın ‘biz alacağı olarak alırız’. Zekâttan hiçbir şey Muhammed’in elinde helâl değildir’’. İşte kıymetliler, dersimiz devam ediyor. Zekâtın farz oluşu zarûri olarak bilinen, Yüce Allah’ın alacaklarından bir alacaktır. Ödemeyen kimselerle savaşılır. Ebûbekir döneminde böyle yapılmıştır. O Şanlı halife Ebûbekir-i Sıddık (Radıyallahu Anhüm ve erdahüm ecmain) o zat-ı muhterem şöyle, demiştir: ‘’Allah’a yemin ederim ki! Namaz ile zekâtı birbirinden ayıranlarla elbette savaşacağım! Çünkü zekât malın hakkıdır. Allah’a yemin ederim ki! Hz. Peygambere ödemekte oldukları dişi bir keçi yavrusunu -yani buna arak deniyor- vermezlerse bundan dolayı onlarla savaşacağım! Şanlı Peygamber (A.S.V.) ödemekte oldukları devenin bağını ödemeyecek olurlarsa! Bakın, âlimler ittifakla şöyle, demişlerdir. ‘Zekâtı ödemezler ve devlete karşı savaş açarlarsa, onlarla savaşmak devlete vaciptir. Bilmemekten yahut cimriliklerinden dolayı ödemezlerse o zaman günahkâr olurlar, bilmiyorlarsa öğretmek gerekir’. Şimdi kıymetli ekollere göre bunun izahıyla İnşâAllah dersimiz devam edecektir.

Dakika 1:00:12

 

(Visited 80 times, 1 visits today)
{"message":{"type":8,"message":"Undefined variable: show_right_meta","file":"\/home\/pwny9ik9\/public_html\/wp-content\/plugins\/cactus-video\/video-hook-functions.php","line":1155},"error":1}