fıkhı-ekber-ders-16-01

16- Ders 16 Fıkhı Ekber hayat veren hayatveren

In this video

FIKH-I EKBER DERS 16

 

(Bismillahillezi la yedurru ma ismuhü şeyün fil erdi vela  fissema vehüvessemiul âlim)

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Çok kıymetli ve muhterem izleyenler, Fıkh-ı Ekber’den keşif notları vermeye devam ediyoruz. Kur’an-ı Kerim’de geçen yaratıklara ait sözler yaratılmıştır. Allah Teâlâ’nın kelâmı yaratılmış değildir. Musa Aleyhisselâm ve diğer yaratıkların sözleri ise yaratılmıştır. Kur’an-ı Kerim, Allah Teâlâ’nın kelâmıdır, onların sözü değildir. Yani Kur’an’dakiler kimsenin sözü değil. Kur’an-ı Kerim’dekiler Kur’an’ın kendi sözleridir, Allah-u Teâlâ’nın kelamıdır. Mahlûkatın sözleri kendileri gibi yaratılmıştır. Yani sahibine tabiidir. Zira sıfat mevsufuna yani sahibine tabiidir. Kur’an-ı Kerim’in kelimeleri, ayetleri Allah’ın kelamının delilleri ve maksadının alametleridir. Kur’an-ı Kerim’in kelimeleri, ayetleri Allah’ın kelamının delilleri ve maksadının alametleridirler. Evet çok kıymetli ve muhterem efendiler, Yüce Rabbimiz Bakara Suresinin 75. ayet-i kerimesinde:

أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Ey Müminler! Yahudilerin sizi inanacaklarını mı umuyorsunuz? Hâlbuki onlardan bir zümre vardır ki, Allah kelâmını (yani Tevrat’ı) dinlerlerdi de gerçeği anladıktan sonra onu bile bile değiştirirlerdi”. İşte görüyorsunuz.

وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْلَمُونَ

“Eğer müşriklerden biri aman dilerse ona aman ver ta ki Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra onu emin olduğu yere kadar ulaştır”. (Tövbe Suresi 6. ayet). İşte şöyle bir baktığımız zaman Kur’an-ı Kerim’in yaratılmış olduğuna hükmedenin kafir olacağı fetvası küfran-i nimet manasına hamledilmiştir. (İlmi yanılgı içindedirler). Bu İmâm-ı Âzam ve diğer âlimlerin sözlerinde geçen efendim bu durum İslâm milletinden, dinden ve imandan çıkmak manasında kâfir demek değildir, demişlerdir. Kıymetli efendiler, kelam-ı lafzinin yaratılmış olduğunda ehl-i sünnetin ihtilafı yoktur. Kur’an-ı Kerim yaratılmıştır diyen kâfir olur, sözü sabit değildir. Bu söz ahad yoluyla intikal etmiştir. Hiçbir kimse için kelam-ı lâfzi mahluktur, demek caiz değildir. Çünkü kelam-ı lafzi Allah-u Teâlâ’nın kelamı kesin Allah kelamıdır, mahluk değildir. Bir kimsenin Kur’an-ı Kerim’in lafzı yaratılmıştır, demesi asla caiz değildir.

Dakika 5:00

“Kuran’ı Kerim’le düşman topraklarına sefer etmeyin.” sözünde olduğu gibi. “Kur’an-ı Kerim okuduğun zaman Allah’ın rahmetinden kovulmuş bulunan şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl Suresi 98.ayet)

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

Mutlak olarak Kur’an-ı Kerim yaratılmıştır demek caiz değildir, asla. Musa’nın Allah ile konuşması. Musa Aleyhisselam, Allah-u Teâlâ’nın kelamını işitmiştir. Bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا

“Ve Allah Musa ile vasıtasız konuştu”. “Musa kendisiyle konuşacağımızı vaat ettiğimiz vakitte gelince Rabbi ona kelamını söyledi Musa şöyle dedi: Rabbim! Cemâlini bana göster, sana bakayım.”, demişti bir ayet-i kerime ki bu da efendim Araf Suresinin 143. ayet-i kerimesidir.  Bir önceki de Nisa Suresinin 164. ayet-i kerimesi idi.

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ

Musa Aleyhisselâm var olmadan evvel de Allah Teâlâ konuşma sıfatına sahip idi. Mahlukatı yaratmadan evvel de Cenab-ı Allah yaratıcı idi. Her şey önce bil kuvve olur, sonradan kuvveden fiile çıkar.

Hiçbir varlık Allah’a benzemez. Allah Teâlâ’ya benzeyen hiçbir şey yoktur. Allah işitici ve görücüdür. Kıymetli efendiler, ehl-i bidat bu konularda da yanlış efendim saplantılara sapmışlardır. Yine Buhârî’nin hocası Nuayin bin Hammad el-Huzai şöyle diyor: “Zat ve sıfat bakımından her kim Allah Teâlâ’yı yaratıklardan herhangi birisine benzetirse kafirdir”, demiştir. “Yüce Allah’ın zati ve fiili sıfatlarını inkâr ederse yine kâfirdir” demiştir. Kıymetli efendiler, şunlara Müslümanlar tekrar tekrar bilmeli, hiç mi ebedi unutmamalıdır.

فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“Hiçbir şey Allah gibi değildir”. (Şura Suresi 11. ayet). Onun hiç mi hiç misli yoktur. Hiçbir şey onun misli değildir. Evet, kelam sıfatı Allah-u Teâlâ’nın kadimdir. Yaratma sıfatı da yine kadimdir. Cenab-ı Allah, Musa Aleyhisselâm ile konuşunca ezelde kendisinin sıfatı olan kelâm ile konuşmuştur. Musa Aleyhisselâmın o meşhur ağaçtan işittiği sözler ise yaratılmıştır.

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ

“Musa kendisiyle konuşacağımızı vaat ettiğimiz zaman da gelince Rabbi ona kelamını söyledi.” (Araf Suresi 143. ayet) Allah-u Teâlâ dilediği zaman konuşur. Bu ibarelere Allah kelamı adı verilmesinin sebebi Allah kelamına delalet ettiği içindir.

Dakika 10:05

Allah kelamına delalet eden ibareler eğer Arapçayla ifade edilirse Kur’an’dır. İbranice ile anlatılırsa Tevrat’tır. İhtilaf ibarelerdedir. Bu ibarelere (cümle) mecazi olarak Allah kelamı söylenir. Şimdi, bu görüşü ileri sürenlere olduğu gibi yine İmâm-ı Âzam Hazretleri: “Bir kimse, Mushaflarda yazılı olan sözlerin Allah kelamından ibaret olduğunu yahut Allah kelamını hikâye ettiğini söyleyip Allah kelamını olmadığını söylerse kitaba, sünnete ve selefe aykırı hareket etmiş olur”. İşte kıymetliler, çok iyi anlamalı, Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu iyi bilmelidir.

تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

“Bu Kur’an rahman ve rahim olan Allah tarafından indirilmiştir”. (Fussilet Suresi 2. ayet).  Kalplerden ve Mushaflardan bir gün kaldırılacaktır ve Rabbisine geri dönecektir. Yani Kur’an-ı Kerim Allah’a geri dönecektir. Ne zaman? İşte dünyadan Kur’an-ı Kerim kaldırıldığı zaman. Kıyamete doğru bunlar da olacaktır.

Allah’ın sıfatları vasıtalı değildir. Allah’ın bütün sıfatları ezelde vardır. Yaratıkların sıfatları böyle değildir. Allah bilir fakat bizim bilgimiz gibi değil. Allah’ın gücü yeter fakat bizim gücümüz gibi değil. Allah görür fakat bizim gördüğümüz gibi değil. Allah konuşur fakat bizim konuşmamız gibi değil. Bizler aletler, uzuvlar ve harfler yardımıyla konuşuruz. Allah Teâlâ ise aletsiz ve harfsiz olarak konuşur. Harfler yaratılmıştır. Allah kelamı ise yaratılmış değildir. Allah Teâlâ eşyanın hakikatlerini bütünü ile parçası ile açığı ve gizlisi ile zati olan samedi ve ebedi olan ilmiyle bilir. İnsanların bilgisi insanlara göredir. Mahluk bilgisi. Allah Teâlâ’nın bilgisi ise ezeli-ebedi her şeyi kuşatmıştır. Üstelik mahlukata bilgiyi o vermiştir. Vehbi (kalbe gelen, ruhlara gelen bilgiler) olan bilgiler verildiği gibi ihtisabı (insanların Kur’an’dan çalışarak, eğitim yoluyla aldıkları kazanma) yoluyla veren yine odur. “Allah’ım, bizi yarattığın müddet gözlerimizden ve kulaklarımızdan faydalandır”. Bakın, bu dua bir meşhur bir duadır. Melik-i müteâl (yüce) olan Allah Teâlâ’nın eşyayı yaratmadan renk ve şekillerin nasıl gördüğü, seslerini nasıl işittiğini acayip karşılıyorsun. Kelime ve sesleri nasıl işitir, diyorsun. Halbuki Allah uyku halinde iken sana o şekil ve renkleri gösteren, vukuundan (ortaya çıkması) önce o kelime ve sesleri işittiren Yüce Allah’tır. Yüce Allah’ın konuşması boğaz, dil, dudak ve dişler yardımıyla değildir. Kelimeler, sesler ve harflerin mahreçlerine muhtaç değildir. Harfler ve sesler yaratılmıştır. Allah’ın kelamı ise yaratılmış değildir.

Dakika 15:00

Belki bizzat kadimdir. Yani bizzat kadimdir. İmam Tahavî diyor: “Kim Allah kelamını işitir de onun beşer sözü olduğuna inanırsa kâfir olur. Allah Teâlâ sözlerini cehennem ateşiyle korkutmuştur. Allah Teâlâ böylelerini cehennem ateşiyle korkutmuştur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

سَأُصْلِيهِ سَقَرَ

“Ben muhakkak onu cehenneme girdireceğim.” (Müddessir Suresi 25. Ayet)

إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ

Cenab-ı Allah “Bu Kur’an-ı Kerim’i ancak bir beşer sözüdür.” diyeni cehennem ateşiyle korkutunca kesinlikle bildik ki Kur’an-ı Kerim beşerin yaratıcısının sözüdür. Dolayısıyla beşer sözüne benzemez.

Kelam meselesindeki görüşler. Bunlar dokuz gruba ayrılmışlardır. Bunlardan biri, şüphesiz Allah kelamı insanlar üzerine manaları akıtan sözdür. Bu Tahâvî’nin beyanıdır. (Tahavi bizdendir. Hanefi âlimidir.). Bazılarına göre bu sözler ya faal olan akıldandır yahut başkasındandır. Bu görüş Sâbiîlerle (yıldıza tapanlara) felsefecilerin sözüdür. Yani ehl-i sünnetin görüşü değildir. Mûtezile’nin ikinci görüş, Kur’an-ı Kerim yaratılmıştır, diyor. Bu da ehl-i bid’attır. Bu da reddolunmuştur. Onu Allah Teâlâ yaratmıştır fakat kendisinden ayrı olarak yaratmıştır, derler. Bu söz de Mûtezile’nin sözüdür ve reddolunmuştur. Üçüncüsü, Allah kelamı tek bir manadır, efendim diyenler vardır. Arapça ile ifade buyurursa Kur’an olur, derler (Şimdi Kur’an-ı Kerim’in Arapça inzal edilmesi açısından doğrudur). Eş’ari ve Küllâb gibilerin görüşüdür. Dördüncüsü, kelamcı hadisçilerin görüşü de ezeli sesler ve harf­lerden ibarettir. Allah Teâlâ’nın kelamı ezelden toplanmış ezeli sesler ve harflerden ibarettir, derler (bu görüş kabul edilmemiştir. İmam-ı Azam’ın görüşüne ters düşer). Bu görüş de yine felsefeci ve hadisçilerden bir taifenin görüşüdür. Beşincisi, Allah kelamı sesler ve harflerden ibarettir, diyenler vardır ki bu da Kerrâmiye taifesinin görüşüdür. Efendim Allah Teâlâ sonradan bunlarla konuşmuştur, derler. Bunlar da batıl ehl-i bidat görüşüdür, reddolunmuşlardır. Altıncısı, Allah kelamı zatı ile kaim olan ilmiyle ve iradesiyle yarattığı varlıklara döner, derler. Bu görüşü Muteber adlı kitabın sahibi kabul etmiş. “El-Metâlib’ul-Âliye” adli kitabında Fahreddin er-Râzi de bu görüşe meyleder, demişlerdir. Doğrusunu Mevla bilir. İnşallah, Fahreddin er-Razi yanılanlardan olmamıştır. Hiç kimsenin yanılmasını istemeyiz. Allah herkese yüce İslâm’ı en doğru anlamayı nasip eylesin. Ve doğru inanmayı. Bilmek yetmiyor; tasdik ve ikrar lazım. Yedincisi, Allah’ın kelamı kendi zatı ile kaim (her zaman var olan) manayı tazammun (içinde mevcut) eder. Allah o manayı başkasında yaratmamıştır, derler. Bu görüş Ebû Mansûr el-Mâturîdi’nin görüşüdür. Sekizincisi, Allah kelamı kendi zatı ile kaim olan kadim mana ile başkalarında yarattığı sesler arasında müşterektir. Bu söz Ebû’l-Meâli ve ona uyanların sözüdür. Efendiler, birinci mana hakikat, ikinci mana ise mecazdır. Şimdi dokuzuncu görüş, Cenab-ı Allah geçmişte ve gelecekte dilediği zaman ve sünnet ashabından tercih edilen sözü takviye ediyor.

Dakika 20:50

 20:59 wichtig Hoca Bu meselenin İmam-ı Âzam Hazretlerinin telifinden (kitaplarına aldığı kayıt ettiği önem verdiği konular) tekrar edilmenin sebebi maksat bakımından öneminin büyüklüğünü göstermektedir. İmâm-ı Âzam İmam Mâturîdi’nin aynısı görüşte. İnsanlar farklı anlasalar bile onlar aynı görüş. Kur’an- Kerim lafzen, manen Allah kelamıdır. Sesler ve harfler değil, onlar mahlukata ait. Allah konuşur ama kendi şanına uygun konuşur. Mahlukata benzeyen yönü yoktur. Levh-i Mahfuz’daki kitap Allah’ın kelamıdır. İfadeler farklı olabilir ama mana aynıdır. Levh-i Mahfuz’daki yazılı olanları da zamanı gelince taksir eder ve uygular. Yazılar ilmi olarak ezelde bilinir, yazılır. Kelam olarak da kelimeler olarak da kanun ilahi hepsi mahfuzda yazılıdır. Oradaki yazılar olduğu gibi zuhur eder. Yazılmasına “kader”, zuhur etmesine “kaza” denilir. Levh-i Mahfuz, Allah Teâlâ levh-i kaleme ilk yaratanlardan. Not: Eğer anlama zorluğu çekiyorsanız şu anda anladığınızla yetinin ama o ilmi Allah katında var olanına iman ettik, deyin. Anladığınız kadar tasdik edin, anlayamadığınız kadarıyla da Allah katında “Neyse ben ona iman ettim” deyin.) Şimdi Allah Teâlâ kendine yakışır şekilde konuşur dediğimiz zaman şüpheler yok olur. Nisa 164

وَرُسُلاً قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلاً لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا

“Allah, Musa’yla konuştu”. (Araf 143). (Şimdi, Allah-u Teâlâ’nın konuşması mahlukat konuşmasına benzemez. Oradaki mana Musa’ya kuşattı. Cihetten gelmiyor. Her cihetten kuşatıyor, mana kuşatıyor. İnsanların harflerle, sesle konuştuğu gibi bir konuşma asla değildir o. Orada bir mananın Musa’nın zuhuruna, kalbine akıtılmasıdır. Ama tek cihetten değildir. Bütün cihetleri kuşatarak. Ses, harfler, yaratık. Kiminle konuşursa konuşsun Allah-u Teâlâ’nın kendine ait kelamı kadimdir. Mahlukatın anlayan tarafı, mahlukatla ilgili taraflar var. Harf, ses, mürekkep, kâğıt, kalem bunlar nedir? Mahluktur. Anladıklarınızı anlayın, anlayamadıklarınızı sorun. Cenab-ı Hak anlayışınızı, kavrayışınızı hep beraber artırsın, daim eylesin.)

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ

“Musa kendisiyle konuşacağımızı vadettiğimiz vakitte gelince, Rabbi ona kelamını söyledi”. Cennet nimetlerinin en üstünü Allah Teâlâ’nın cemâlini görmek, onun kelamını işitmektir. Cehennem azabının en şiddetlisi Allah cemâlinin onlara perdelenmesi, gösterilmemesi ve onların Allah kelamını işitmemeleridir. İşte kıymetli efendiler, Allah Teâlâ’nın, Allah kelamı insanlar üzerine manaları akıtan sözdür. Bazılarına göre bu sözler ya faal (çok çalışan) olan akıldandır yahut başkasındandır. Şimdi tabii bu sözler Sâbiîlere (yıldıza tapanlara) ait görüşlerdir ve felsefeci sözleridir ki ehl-i sünnetin görüşüne dünya Müslümanları sıkıca bağlanmalıdır. Kıymetli efendiler çünkü Yüce Allah’ın kelamı zatıyla kaimdir, ebedi ve ezelidir. Ve Kur’an-ı Kerim mahluk değildir, Allah kelamıdır. Çok kıymetli efendiler,

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلاَّ النَّارَ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“Kıyamet gününde Allah Teâlâ onlarla konuşmayacaktır.” (Bakara 174. ayet).

قَالَ اخْسَؤُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

‘’Orada ses çıkarmayın, bana bir şey söylemeyin.”  (Mu’minun 108. ayet). Cehennemlikleri azarlaması.

كَلَّا إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ

“Hayır, onlar, kıyamet günü, rablerinin rahmetinden menedilmişlerdir.” (Mutaffifin Suresi 15.ayet)

اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ

“Allah her şeyin yaratıcısıdır.” diyen bu ayet-i kerimeyi de Mûtezile yanlış anlamıştır yine. Mûtezile “Kul kendi fiilin yaratıcısıdır” dedikleri halde bakın ne kadar yanlışa saplanınca insanlar doğruyu göremiyor. Allah, kendi fiilinin yaratıcısıdır. Kul. Şimdi bakın Mûtezile ne diyor: “Kul kendi fiilin yaratıcısıdır” dedikleri halde Allah kelamı Allah Teâlâ’nın sıfatlarından biridir. Yaratılan eşya bu sıfat aracılığıyla meydana gelir. Çünkü bütün yaratıklar Allah’ın emriyle vücut bulur. Bu konuda Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Güneşi, ayı, yıldızları Allah kendi emrine bağlı olarak yarattı. Dikkat edin hem yaratmak hem de emretmek ona aittir”. (Araf 7/ 54)

Dakika 25:08

إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Ehl-i sünnet inancının dışında kalan ehl-i bidatın bu saplantılarına dikkat etmeli. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat Müslümanları ehl-i sünnet itikadına sıkıca sarılmalarıdır. Allah’ın sıfatları ilim, kudret ve benzeri bütün sıfatlarının yaratılmış olduğu yolundaki batıl inançlarını reddetmiştir. Yani İmam’ı Âzam’ın ortaya koyduğu doğru inanç Mûtezile’yi reddeder. Mûtezilenin bu görüşü de sakattır. Cenab-ı Allah bu taifenin söylediklerinden Allah münezzehtir. Mûtezile bu konularda çok yanılmıştır. Ne diyor Mûtezile? Allah’ın sıfatları ilim, kudret ve benzeri bütün sıfatlarının yaratılmış olduğunda batıl inançlarını ortaya koymuşlar ki bu reddolunmuştur. Bu apaçık küfürdür. “O inkarcılar derilerine, niçin aleyhimizde şahitlik yaptınız, derler. Onlar (deriler) her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu, derler”.  (Fussilet 21.ayet)

وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوا أَنطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Evet kıymetliler, “Ben amentüye inandım” demek yetmiyor. “İmanın şartı altıdır” demek de yetmiyor. Bu altı şartı da İslâm amentüsünü de çok doğru anlamak, bilmek gerekiyor. İşte İmam’ı Âzam dünyaya bu konuda da ilmi ışık tutmaktadır, dünyayı aydınlatmaktadır. Allah Teâlâ’nın yaratıklara mahal olmaz. Mûtezile’nin ileri sürdüğü delil şu ayet-i kerimedir ki bunu da doğru anlamamıştır:

فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

“Nihayet oraya varınca bereketli yerdeki vaadinin sağ kıyısından ağaç tarafından, şöyle nida edildi. Ey Musa! Gerçekten ben âlemlerin rabbi olan Allah’ım (celle celaluhu)” (Kasas Suresi 30.ayet). “Muhakkak ki ben Allah’ım”, diyor. Ya Musa, şüphesiz ben Allah’ım, diyor. (Naziat Suresi 24. ayet)

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى

“Muhakkak ben sizin Rabbinizim”. Bakın, bu sözü Firavun söylemişti. Eğer Mûtezile gerçekleri doğruları anlasaydı tabii bu yanılgılara düşmeyecekti.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ

“Allah’tan başka bir yaratıcı var mıdır?”. (Fâtır Suresi 3. Ayet). Bak ayet-i kerime.

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

“Kur’an-ı Kerim şüphesiz kerem sahibi bir peygamberin sözüdür.” (Hakka 40. Ayet). Şimdi Allah Teâlâ başka bir ayette Kur’an-ı Kerim’e beşer sözü diyenlerin kafir olduğunu beyan buyuruyor. Hz. Muhammed’in sözü olduğunu, onu kendisinin icat ettiğini söyleyen kişi kafirdir. Çünkü Hz. Muhammed’e gelen bu Kur’an-ı Kerim, Muhammed’in dünyaya tebliğ ettiği bu kelam-ı kadim Allah’ın kelamıdır, Allah sözüdür, Allah kitabıdır. Burada Kur’an-ı Kerim’i bir elçinin ya Cebrail Aleyhisselamın yahut Hz. Muhammed Aleyhisselamın icat ettiğine delalet eder, diyenler de gerçeği burada da anlamamışlardır.

Dakika 30:05

Hulasa dört mezhebe bağlı ehl-i sünnet, selef ve halef âlimleri Kur’an-ı Kerim’in yaratılmış olmadığında ittifak halindedirler. Dört mezhep de ve ehl-i sünnet de selef de halef de. Ve Allah’ın kelamı kadimdir, demişlerdir. İşte ehl-i sünnet inancı budur. Nedir? Kur’an-ı Kerim, Allah kelamıdır. Yaratılmış değildir ve Allah’ın kelamı kadimdir.

Allah Teâlâ, bir şeydir Cenab-ı Allah, fakat diğer şeyler gibi değildir. Yani benzeri olmayandır. Yani Allah zati ile ve sıfatı ile vardır. “Allah gibi hiçbir şey yoktur.” (Şura 11.ayet)

فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

Onun için Yüce Allah-u Teâlâ’yı yüce sıfatlarıyla muttasıf olduğunu, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu iyi anlamamız, iyi kavramamız gerekiyor. Sonra şunu da herkes bilsin ki hatırına ne gelirse Allah Teâlâ ondan başkasıdır. Hatırlara, hayallere gelen hiçbir şeye de benzemez. Allah’ın benzeri yoktur.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِ عِلْمًا

“İnsanlar bilgi bakımından Allah Teâlâ’yı ihata edemezler (yani Allah’ı kuşatamazlar). (Taha Suresi 110. ayet). Allah her şeyi kuşatmıştır. Senin kendini methettiğin gibi bir sena (medih, övmek) bilmiyorum.”. (Müslim). Yani Yüce Allah’ı Peygamberimiz över över, neticede “Sen kendini övdüğün gibisin” der. Evet efendiler, bunu da Sahih-i Müslim ve diğerleri rivayet etmişlerdir. “La uhsi senaen aleyke. Ente kema esneyte ala nefsike”. Sevgili Peygamberimiz böyle buyurmuştur.

وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Allah her şeye kadirdir”. Hepiniz çok duydunuz ve bildiğiniz “Allah her şeye kadirdir”. Ondan başka her şeye kadir kimse yok ki.

قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادةً قُلِ اللّهِ شَهِيدٌ بِيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ

“De ki, şahitlik bakımdan hangi şey daha büyüktür? De ki, Allah benimle sizin aranızda şahittir”. Bu da Enam Suresinin 19. ayet-i kerimesidir. Yani “şey” kelimesini fail manasına aldığımız takdirde onu Allah hakkında zikretmemiz caizdir. O hiçbir şeye benzemeyen bir yüce varlıktır.

Allah Teâlâ’nın diğer eşyaya benzemeyen bir şey olduğunun ifade etmenin manası cisimsiz (auf deutsch: Körper her madde şekil almıştır), cevhersiz (auf deutsch: Substanz cismin varlığı, madde) ve arazsız (auf deutsch:Symptom,Zeichen. Cisimsiz araz bulunmaz, cevherlerde bulunan durum, bütün mahlukatta cisimlik vardır, cevherlik de vardır, arazlık da vardır. Cenab-ı hakta bunların hiçbiri yoktur O kendini tanıttığı gibidir.) olarak varlığını ispat etmektir. Cisimleri, cevherleri ve arazları o yaratmıştır. Zira cisim bazı maddelerin birleşmesinden meydana gelen bir mürekkeptir ve Allah-u Teâlâ cisimsizdir. Onda cisim, cevher olmaz ve araz da olmaz. Çünkü onları da Allah yaratmıştır. Allah mahlukata, yarattıklarına asla benzemez. Cevher mekânı olan bir varlıktır. Allah’ın ise mekâna ihtiyacı yoktur.

Dakika 35:00

Aynı zamanda cismin bölünmeyen en küçük parçasıdır cevher. Araz, cisim ve cevherlerde sonradan meydana gelen arızî varlıklardır. Varlıkları, başkalarının varlığı ile kaimdir. Mesela boyalar, oluştaki toplanma, ayrılma, fendim hareket etme, durma, tat, koku gibi varlıklara “araz” denir. Bu âlem ayan (cevher) ve arazdan ibarettir. Ayan ve arazdan ibarettir. Ayan, kendi başına var olabilen, daha başka bir ifade ile varlığı için başkalarının varlığına ihtiyacı olmayan şeydir. Bu da ya mürekkep olur. Mürekkep de cisimdir. İşte görüyorsunuz ki âlem ayan ve arazdan ibarettir. Bunların tümünü de yaratan Allah Teâlâ’dır. Kıymetli efendiler, cevher, cisimlerin bölünmeyen en küçük parçasıdır. Cenab-ı Allah ise bunların hepsinden münezzehtir, beridir. Fahreddin er-Râzî ne güzel söylemiştir: “Mücessime taifesine mensup olan kişi asla Allah’a ibadet edemez” demiştir. Mücessime kimdir? Allah’ı cisimlere benzetenler. Çünkü o kendi vehminde tasavvur (Allah şöyledir, böyledir denmez. O, kendini tanıttığı gibidir. Yüce vasıflarla muttasıf, noksan vasıflardan münezzehtir. Mahlukata benzeyen tarafı yoktur. Allah’ı (celle celaluhu) bir şekle veya insana benzetiyorlar; bir mekâna isnat ediyorlar. Bunlar mahlukata benzetmektir ve şirktir. Mekân vermekle Allah-u Teâlâ’yı cisimlerin üzerinde oturturmuş olursun. Allah onda münezzehtir. Allah’ın zamana, mekâna ihtiyacı yoktur. Zaman ve mekân yokken o vardı.) ettiği surete tapar. Allah-u Teâlâ ise suretten münezzehtir. Araz ve cisimler hakkında şöyle demiştir İmam-ı Âzam: “Allah Teâlâ, Amir bin Ubeyd’e lanet etsin çünkü o insanlığa bu konudaki bahsi ilk açan kimsedir” demiştir. İşte yanlış çığır açanlar, insanlara yanlış bilgi verenler böyle lanete uğrarlar.

Allah-u Teâlâ’nın sınırlı değildir. Allah Teâlâ’nın sınırı yoktur. Zıttı yoktur. Benzeri yoktur. Onun gibisi de yoktur. İşte İslâm’ın amentüsünü İmam-ı Âzam’ın ortaya koyduğu İslâm amentüsü Fıkh-ı Ekber’i ve oradan aldığımız keşif notlarını vermeye devam ediyoruz.

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

“Artık Allah’ın eşi ve benzeri olmadığını bildiğiniz halde ona eş koşmayınız.” (Bakara Suresi 22. ayet). Evet “Allah gibi hiçbir şey yoktur”. Onun eşi olmaz, benzeri olmaz. Şeriki, naziri (benzeri), dengi, veziri (yardımcı) olmaz. Bu sıfat yalnız Allah’ın zatına mahsus bir sıfattır.

فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

“Allah gören ve işitendir”. Varlığı kendinden olan varlığı başkasından olan da olana benzemez. Yüce Allah (celle celaluhu) üzerinden zaman geçmez.  Allah zamandan da mekândan da münezzehtir. Zamanları, mekânları o yaratmıştır. Onun için Allah-u Teâlâ’nın üzerinden zaman geçmez, ona tesir etmez.  Ezeli- ebedi kavramları dahi bizim anlamamız içindir. Allah ezelin de ezeli, ebedinin de ebedidir. Yokluğu hiç düşünülmeyen, vacibü’l vücud ezeli, ebedi var olan bir varlıktır.

Yüce Allah’ın el, yüz gibi sıfatları Allah’ın keyfiyetsiz sıfatlarıdır. Allah-u Teâlâ’nın zatına ve sıfatına layık bir şekilde eli vardır, yüzü vardır. Ama hiç başkasının ne eline benzer ne de yüzüne benzer. Burada el, yüzünün keyfiyetsiz bir sıfat olduğu için nasıl ve niceliğini Allah’tan başka kimsenin bilme şansı yoktur. Eli vardır ama onun şanına uygun bir eli vardır. Hiçbir ele benzemez. Yüzü vardır, şanına uygun bir yüzü vardır. Hiçbir yüze benzemez. Benzeri yok. Evet kıymetli efendiler,

Dakika 40:50

وَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Bak burada “Allah’ın yüzünden başka her şey yok olacaktır”. (Kasas Suresi 88.ayet). Burada keyfiyetsiz bir yüzden bahsediliyor. Yani nasıl ve niceliğini Allah’tan başka bilen yoktur. Bu ayet-i kerime. “Celâl ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü kalacaktır”, buyruluyor. Bunlar ayet-i kerime. (Rahman Suresi 27.ayet)

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

إِلَّا ابْتِغَاء وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى

“O takva sahibi ancak malını Yüce Rabbinin yüzünü talep etmek için verir”.  (Leyl Suresi 20. ayet)

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا

“Allah’ın eli kulların ellerinin üstündedir.” (Fetih Suresi 10.ayet). Bunlar ayet-i kerimelerdir. Kasas, Rahman, Leyl, Feth, Sad ve Yasin gibi surelerde bulunan ayet-i kerimeler.  “Kendi elimle yarattığım varlığa secde etmekten seni men eden şey nedir?” (Sad Suresi 75.ayet).

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ

‘’Her şeyin idaresi kendi elinde olan Yüce Allah’ı tesbih ederim.” (Yasin Suresi 83. Ayet).

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُون

Yine İsa Aleyhisselâm bak ne dediler:

وَإِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ

“Benim nefsimdekini sen bilirsin fakat ben senin nefsinden olanı bilemem.” (Maide Suresi 116.ayet). İsa Aleyhisselâm diyor. Ya Rabbi! Sen benim nefsimi bilirsin. Nefsimi, içimi, dışımı her şeyimi. Beni sen yarattın ama ben senin nefsinde ne vardır bilemem. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın zatını, onun künhünü kimsenin bilmeye gücü yetmez ki. Ancak Allah-u Teâlâ’nın biz Allah’ın tanıttığı gibi şanına yakışan kelamı, sıfatları, esması, eserleriyle tanıyoruz. Fakat ilmimiz onu kuşatma şansına sahip değil.

وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

“Ne tarafa dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır.” (Bakara Suresi 115. ayet).  Hadisi Şerif: “Sen nefsini (kendini) sena ettiğin gibi ben seni methetmeye muktedir olamam”. Kul bütün gücüyle Allah-u Teâlâ’yı över, sena eder. Tesbih eder, tehlilde bulunur, tedbirde bulunur, tahmidde (hamd etme) bulunur. Ama kul kendi gücü kadar yapar. Yüce Allah’ı Allah-u Teâlâ’nın övdüğü gibi kimse övemez ki. Gücü yetmez. Biz gücümüz nispetinde övüyoruz ama Allah kendini kendi övdüğü gibidir. Eşsiz yüce. Eşsiz büyük.  “(Sen) Rabbinin hükmünü sabret. Zira sen bizim gözümüzdesin”. Bak burada Cenab-ı Hak buraya ulema ve mütefekkirin buraya bazı manalar vermişlerdir. Ama İmâm-ı Âzam “Bunlar Allah’ın keyfiyetsiz sıfatlarıdır” diyor. Manasını Allah’a bırakıyor. İmâm-ı Âzam yolundadır selef âlimleri bu konuda da. “O inkârcılar Allah’ı gerektiği gibi takdir edemediler. Halbuki kıyamet günü gökler onun sağındadır.” (Zümer Suresi 67. ayet). Bunu da keyfiyetsiz olarak bunu anlamını da yine biz Rabbimize bırakıyoruz. Müteşabih ayet bunlar. Keyfiyetsiz sıfatlar.

Dakika 45:18

وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

“O, rahman olan Allah arş üzerinde, arşı istiva etmiştir”. (Taha Suresi 5. ayet)

الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

Kıymetli efendiler, müteşabih ayetler tevil edilmez, demiştir İmâm-ı Âzam. Bu saydıklarımız müteşabih ayetler bölümünden, grubundandır. Bu ayetlerin tevilinde; elden maksat Allah’ın kudreti yahut nimetidir, denilemez, diyor. Kim? İmâm-ı Âzam. Zira bu türlü tevillerde Allah’ın sıfatlarını iptal tehlikesi vardır. Yani iptal vardır, diyor. Allah’ın sıfatlarını iptal ise Kaderiye ve Mûtezile taifesinin sözleridir. Lakin Allah’ın eli, keyfiyetsiz olarak sıfatıdır. Yani nasıl ve niceliğini Allah’a bırakacaksın. Allah’ın gazap ve rızası da yine keyfiyetsiz olarak Allah’ın sıfatlarıdırlar. Bunların anlamını da keyfiyetsiz olarak Allah’a havale edilir. Müteşabih ayetler müteşabih grubundandır. Yani bu sıfatlarının nasıl olduğunu biz bilemeyiz. Ancak Allah kendisi bilir. Keyfiyetsiz kelimesinin anlamı. İşte iyi anla. Allah’ın sıfatlarının, bu sıfatlarının nasıl olduğunu biz bilemeyiz. Ancak Allah kendisi bilir. Kudret, nimet, görme ve istila kelimelerini bakın zikretmemiştir. İmâm-ı Âzam da cumhur-ı selefe bakın mensuptur (bağlı olmak); bunlar da onun yolundadırlar. Yine Fahr’ul İslâm demiştir ki: Yüz, aslı ile bilinen ve vasfı ile müteşabih olan sıfatlardır. Allah için el ve yüz isnat etmek bize göre haktır. Bu el ve yüz aslı ile bilinen. Aslı var çünkü Kur’an-ı Kerim’de bunlar var. Fakat vasfı ile müteşabih olan sıfatlardır. Müteşabihlerin ise manası Allah’a bırakılır, Allah bilir onları. Mûtezile bu konuda da sapmıştır. Bu sıfatların asıllarını da reddetmişlerdir Mûtezile taifesi. Allah’ın sıfatlarını inkâr ve tadil edenlerden oldular ki büyük bir sapıklıktır. Müteşabih olan keyfiyeti üzerinde bir şey söylemeyip sustular. Kim? Ehl-i sünnet âlimleri. Bunların manasını Allah’a bıraktılar. Evet kıymetli efendiler, insanlar Yüce Allah’ın kitabını, peygamberin sünnetini iyi anlarlarsa ve bu konuda Cenab-ı Hakkın hidayetini, vehbi ilimleri Allah’tan alabilirlerse Allah’ın yardımıyla sapmazlar. Ehl-i bid’ata, delalete düşmezler. Cenab-ı Hak, Hakkı Hak bilen, ona tabi olan ve batıldan içtinab eden ehl-i sünnet ve’l-cemaat imanıyla hak imanı bağrında taşıyan kullarından eylesin. Evet kıymetliler, derslerimiz Rabbimizin lütfuyla devam etmektedir.

Ders 16 50:17

 

(Visited 212 times, 1 visits today)